10 EYLÜL 1998 PERŞEMBE
MEDYA NOTU________
EMRE KONGAR__________
IVfina Urgan: İşte İnsan
Mîna UrgarTm/yaşamından kesitler aktardığı
“ B ir Dinozorun Anıları” adlı kitabını hâlâ okum a
dıysanız derhal okumanızı öneririm.
“ Hâlâ okumadıysanız” diyorum, çünkü benim
elimdeki oldukça eski bir kopya ve 15’inci basım. Şimdi herhalde 30’uncu basıma doğru yol al mıştır bu müstesna kitap.
“ Medya N otu” köşesini pek sevmediğimi bir
kaç kez siz okurlarımla paylaşmıştım.
Çünkü bu köşe, genellikle yazılı ve elektronik med yadaki yanlışlar üzerine kurulu bir yapıya sahip.
Bu nedenle de insanların gözüme çarpan ya da kulağıma çalınan yanlışları üzerinde duruyorum.
Böylece pek çok medya mensubunu, araların da desteklenmesi ve yüreklendirilmesi gerektiği ne inandığım gençler de bulunan pek çok insa nı üzmek ve kızdırmak ve bu nedenle de üzeri me saldırtmak gibi, bu yaştan sonra hiç de iste mediğim bir sonuç veriyor bu sütun.
Bu gençlerin bir bölümü, bazen nezaket ve ter biye, hatta kimi zaman mantık sınırlarını bile aşan tepkiler veriyor.
O zaman daha da çok üzülüyorum.
Nezaket, terbiye ve mantık kurallarını zor layan tepkilerden, kendim için değil, bu tep kileri gösterenler adına hüzün duyuyorum.
Ama onların, mutlaka olgunlaşacaklarına ve daha iyiye doğru gelişeceklerine olan inancımı da yitirmiyorum.
Her ne ise, gelelim, yaptığı pek çok baskı ile başlı başına bir “ medya olayı” haline gelen Mî na Urgan’ın anılarına.
Mîna Urgan’ın anıları, Türkiye’nin en çalkan tılı dönemlerinde, sanat, edebiyat ve siyaset dünyasının en ünlü kişileri ile tanışma ve onlar la yaşamı paylaşma fırsatı bulmuş bir “ insanın” izlenimlerini, son derece açık sözlü ve hatta
“sivri dilli” bir üslupla okura aktaran bir kitap.
Mîna Urgan, herkesten ve her şeyden önce kendine, kendi eylem ve düşüncelerine “ eleşti
rel yaklaşan” bir kişiliğe sahip.
Okur, kitabın hemen hemen bütün sayfaların da, Urgan’ın kendisine yönelik bu eleştirelliğinin, yüksek dozda bir zekâ ve ince bir mizahla bütün leştiğini gözlemliyor.
Tabii kendisiyle bu denli açık ve acımasız he saplaşan bir yazarın, yaşadıklarını aktarırken ne denli ilginç portreler çizdiğini, toplumsal ve kişi sel olayları ne denli renkli ve derin bir gözlem gü cü ile aktardığını belirtmeye gerek yok.
Kitap boyunca, Mîna Urgan'ın tüm çevresi ile, bu arada pek çok yerleşik değer ile nasıl hesaplaştı ğını, son derece akıcı bir üslupla izliyor okuyucu.
Mîna Urgan’ın, pek çok ideolojiyle nasıl ters düş tüğünü, onları kimi zaman açıkça, kimi zaman da satır aralarında ince bir zekâ ürünü olan taşlama larla nasıl eleştirdiğini zevkle görmek için kitabı okumalısınız.
Bu kitabı okuduğunuzda, yaşamındaki esas öğe “ se vgi" olan bir insanı tanıyacaksınız.
Yazarın “ insanlığını” , tüm ideolojilerin üstünde tuttuğunu ve ne denli “ insansever” bir kişiliğe sa hip olduğunu görecek, “ İşte insan” diyeceksiniz. Hiç tanışmadığım Mîna Urgan’ın önce “ kendine
yönelik eleştirel yaklaşımı” , sonra inanılmaz “ açık sözlülüğü” ve son olarak da okuru sarıp sarmaja-
yan “ insan sevgisi” beni ğStçökten çok etkiledi. Her yapıt ve her anı kitabı gibi Urgan’ın anıları da sübjektif ve objektif eleştirilere açık.
Tabii, tüm yerleşik değerleri ve güncel değer yozlaşmasını aynı anda sorgulayan bu kitaba, özellikle “ milliyetçi - mukaddesatçı - muhafaza
kâr çevrelerden ” ya da “ eski ideolojilerinden dön düklerini iftiharla açıklayan bazı kişilerden” ve “ ikinci cumhuriyetçilerden" büyük tepkilerin gel
mesi de kaçınılmazdı.
Ama, yazarın gözlemlerini ve yargılarını, en azın dan onunkilerle aynı derecede sübjektiflik taşıyan kendi deneyimlerimiz ve değerlerimiz ile, üstelik rakının bir zamanlar bazı çevrelerde yaygın ola rak su katılmadan içildiği ya da Arap harfli eski yazının okuma-yazmayı zorlaştıran niteliği gibi bazı objektif ve tarihsel gerçekleri bile göz ardı ede rek eleştirmek, kendi adı olan Mîna kelimesinin Fars- çadan gelmesi ve onun anlamını bilmesi ile Divan edebiyatındaki Arapça ve Farsça sözcükleri ya- dırgayışı arasında çelişki görmek, Fransızların meyveleri yıkamadığını ve bu yüzden tifo olduğu nu söyleyen bir insana “ Fransız kültürünü yücel
tiyo r" demek ve bütün bunları “ objektif eleştiri lermiş gibi göstermek", biranı kitabına yapılacak
en büyük haksızlıktır diye düşünüyorum.
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi T a ha Toros Arşivi