• Sonuç bulunamadı

Makro İhtiyati Politikaların Genel Çerçevesi

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Makro İhtiyati Politikaların Genel Çerçevesi"

Copied!
21
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

65

Makro İhtiyati Politikaların Genel

Çerçevesi

Öz

2007-09 küresel finansal krizinin ekonomiler üzerindeki olumsuz sonuçları, ikti-sat politikalarının finansal istikrarı sağlamadaki rollerinin ciddi biçimde sorgulan-masına neden olmuştur. Kriz ile birlikte, her bir politikanın nihai hedefine ulaş-tığı durumlarda dahi finansal istikrarın garanti olmadığının açık bir şekilde an-laşılması alternatif bir politika çerçevesine yönelik arayışları hızlandırmıştır. Bu doğrultuda sistemik riskleri kontrol altına almak, şoklara karşı finansal sistemin direncini güçlendirmek ve geleneksel politikaların etkinliğini arttırmak amacıy-la -Türkiye’nin de araamacıy-larında bulunduğu- birçok ülke makro ihtiyati politikaamacıy-ların kullanımına başvurmuştur. Makro ihtiyati politikaların geçmişinin, içinde bulun-duğumuz yüzyılın başlarına kadar uzanmasına karşın; yaygın kullanımının bir-kaç yıllık süreyi kapsaması ve araçların etkinliğine dair ampirik kanıtların yeter-sizliği, politikaların evrimsel sürecinde ağırlıklı olarak deneme-yanılma yöntemi-nin kullanılmasına neden olmaktadır. Bu da makro ihtiyati politikalara ilişkin ça-lışmalara duyulan gereksinimi belirgin hale getirmektedir. Bu çerçevede çalışma ile makro ihtiyati politikaların ana hatlarının ortaya konulması ve politikaların ta-sarlanması ve yürütülmesi sürecinde dikkat edilmesi gereken noktaların vurgu-lanması amaçlanmıştır.

Anahtar Kelimeler: Makro İhtiyati Politikalar, Fiyat İstikrarı, Finansal İstikrar,

Sistemik Risk

General Framework of Macroprudential Policies

Abstract

The negative results of 2007-09 global financial crisis on economies, have led to serious controversions about economic policies’ roles to assure financial sta-bility. As a result of this crisis, even in conditions where each policy has reached their ultimate goal, it is clearly understood that financial stability is not guarante-ed and this new view acceleratguarante-ed the search for an alternative economic policy. Accordingly, in an attempt to control the systemic risks, to strengthen the financi-al system’s resistance against shocks and to gear up the conventionfinanci-al policies, numerous countries -including Turkey- have applied to macroprudential policies. Although the foundations of macroprudential policies had been laid at the early 21st century, the extensive use of these policies limited to few years and lack of empirical evidence concerning efficient instruments, it is indicated that trial and error technique will be used in these policies’ evolutionary process. The neces-sity of works concerning macroprudential policies is apparent. In this context, this study aims at revealing the outline of macroprudential policies and emphasizing the points to consider in the process of designing and executing these policies. Keywords: Macroprudential Policies, Price Stability, Financial Stability,

System-ic Risk Ali İLHAN1

1 Araş. Gör., Uludağ Üniversitesi,

İktisat Bölümü, [email protected]

(2)

66 1. Giriş

2007-09 küresel finansal krizinin ekonomiler üze-rindeki olumsuz sonuçları makroekonomik ve fi-nansal politikaların fifi-nansal istikrarı sağlamada-ki rollerinin ciddi biçimde tartışılmasına neden ol-muştur. Kriz öncesi dönemdeki hakim görüş, poli-tikaların nihai amaçlarına ulaşarak finansal istik-rara katkı sağlayacağını benimsemiştir. Bu doğ-rultuda para politikasının tek hedefi düşük ve is-tikrarlı enflasyon oranı iken sahip olduğu kısıtlar-dan ötürü sınırlı bir rolün atfedildiği maliye poli-tikası ile kamu borcunun sürdürülebilirliği hedef-lenmiştir. Diğer taraftan makroekonomik bir poli-tika aracı olarak görülmeyen finansal regülasyon-lar ile bireysel kurumregülasyon-ların ve piyasaregülasyon-ların güvenli-ğine odaklanılmıştır. Buna karşın kriz ile birlikte, her bir politikanın nihai hedefine ulaştığı durum-larda dahi finansal istikrarın garanti olmadığı açık bir şekilde anlaşılmıştır.

Krizin temel politika çıkarımlarından biri merkez bankalarının fiyat istikrarına ulaşmada kullandık-ları araç veya araçkullandık-ların finansal istikrarı sağlama-da yeterli olmadığıdır. Para politikası finansal den-gesizliklerle mücadelede proaktif bir rol üstlen-se dahi sadece politika faizini kullanarak ekono-mik faaliyetler üzerinde olumsuz etkilere yol aç-madan aşırı risk alma davranışlarına, yüksek kal-dıraçlara ve aktif fiyat balonlarına karşı koymak çok güçtür. Bununla birlikte finansal riskleri mer-keze alan para politikasının makroekonomik per-formans açısından potansiyel maliyetlerle karşı karşıya kalması da muhtemeldir. Krizden çıkarılan bir diğer önemli ders ise, bireysel finansal kurum-ların güvenliğinin, sistemin genelinin güvenliğini sağlamadığıdır. Finansal sistemdeki riskler birey-sel kurumların riskleri toplamından ibaret değildir. Ancak mikro ihtiyati politikalar, finansal istikrarın başlıca tehdit unsuru olan sistemik risklerden ziya-de bireysel risklere odaklanmaktadır. Öte yandan bireysel kurumların güvenliğini sağlama adına da-yatılan standartlar, finansal sistemin ve ekonomi-nin geneliekonomi-nin istikrarına zarar verebilecek kararla-rın alınmasına neden olabilmektedir.

Finansal sistem doğası gereği konjonktür yanlıdır (procyclicality). İçsel bir şok, ekonomik birimle-rin konjonktüre göre benzer şekilde hareket etme-leriyle reel ekonomiye kolaylıkla tesir edebilmek-tedir. Mevcut politikaların konjonktür yanlılığına karşı koyabilecek mekanizmaları oluşturmada ve

karşılıklı bağımlılıklardan kaynaklanan içsel nite-likteki sistemik riskleri azaltmada başarısız olma-ları, politika yapıcıları alternatif politika arayışla-rına yöneltmiştir. Bu bağlamda sistemik riskleri kontrol altına almak, şoklara karşı finansal sistemi direncini güçlendirmek ve diğer iktisat politikala-rının etkinliğini arttırmak amacıyla -Türkiye’nin de aralarında bulunduğu- birçok ülke makro ihti-yati politikaların kullanımına başvurmuştur. Bu çerçevede çalışmanın amacı, makro ihtiyati po-litikaların ana hatlarını ortaya koymak ve politika-ların tasarlanması ve yürütülmesi sürecinde dikkat edilmesi gereken noktaları işaret etmektir. Çalış-manın girişi izleyen ikinci bölümünde makro ihti-yati politikalar, mikro ihtiihti-yati perspektiften hare-ketle tanımlanmaya çalışılmıştır. Bir sonraki bö-lümde sistemik dışsallıklar konusu üzerinde du-rulmuştur. Politikaların sadece sistemik risk yara-tan dışsallıklarla gerekçelendirilebileceğinin yanı sıra sistemik riskin zaman ve kesit olmak üzere iki boyutta değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmış-tır. Makro-finansal risklerle mücadelede makro ih-tiyati politikaların gerekliliğine dair sağlanan uz-laşının içeriğinde makro ihtiyati araçların seçimi, kalibrasyonu ve etkinliği hususunda bahsetmenin mümkün olmaması, dördüncü bölümde araçların detaylı bir şekilde incelenmesine neden olmuştur. Bu bölümde ilk olarak araçlar sistemik riskin bo-yutlarına ve bu boyutlarda oluşabilecek dışsallık-lara göre sınıflandırılmış ve tanımlanmıştır. Son-rasında araçların kullanımını ve kullanım sıklığını etkileyen faktörler açıklanmış ve ampirik çalışma-lardan hareketle araçların etkinliğine ilişkin ülke örneklerine yer verilmiştir. Son bölümde ise, mak-ro ihtiyati politikalar ile diğer makmak-roekonomik ve finansal politikalar arasındaki tamamlayıcılık ve çatışma ilişkilerine değinilmiştir.

2.Makro İhtiyati Politikaların Tanımı

Finansal istikrarın net bir şekilde tanımlanması, fi-nansal sistemin istikrarın sağlanması ve sürdürül-mesi amacıyla uygulanabilecek politikaların be-lirlenebilmesinin ön koşuludur (Allen ve Wood, 2006:152). Bu doğrultuda Schinasi (2004:8) fi-nansal istikrarı; “fifi-nansal sistemin, hem zamanlar hem de mekanlar arasında ekonomik kaynakla-rın etkin tahsisini gerçekleştirebilmesi, sosyal re-fah, ekonomik büyüme, servet birikimi gibi diğer ekonomik süreçlerin etkinliğini kolaylaştırabilme-si, finansal riskleri değerlendirebilme, fiyatlama,

(3)

67 dağıtma ve yönetme gücüne sahip olması ve

ken-di kenken-dini düzelten (self-corrective) mekanizmalar vasıtasıyla dış şok veya dengesizlik durumların-da durumların-dahi sahip olduğu temel fonksiyonların işler-liğini sürdürebilmesi” olarak tanımlamıştır. Küre-sel finansal kriz birlikte finansal sistemlerin temel fonksiyonlarındaki bozulmaların belirgin hale gel-mesi yeni politika arayışlarını da beraberinde ge-tirmiştir. Bu bağlamda makro ihtiyati politikalar, temel fonksiyonlarında bozulmalar yaşayan finan-sal sistemleri istikrara kavuşturma amacıyla küre-sel finansal kriz sonrası dönemde kullanılan başlı-ca politikalar olmuştur.

Makro ihtiyati politika literatürünün özellikle son yıllarda kayda değer gelişim göstermesine karşın, makro ihtiyati kavramının kökleri 1970’lerin son-larına kadar dayanmaktadır. Makro ihtiyati terimi ilk kez 1979 yılında, gelişmekte olan ülkelere veri-len kredilerdeki hızlı artışın neden olabileceği po-tansiyel makro-finansal risklere çözüm amacıyla ortaya atılmıştır. Sonraki yıllarda finansal piyasa-larda yaşanan gelişmelerle birlikte makro ihtiya-ti poliihtiya-tikalara gösterilen ilgi de değişim göstermiş-tir. 1980’li yıllarda hızla artan finansal inovasyo-nun finansal piyasaların istikrarını tehdit eder bo-yutlara ulaşmasıyla yükselişe geçen makro ihtiyati yaklaşım, 1990’ların “büyük ılımlılık” (great mo-deration) dönemiyle birlikte inzivaya çekilmiş ve bu dönemde finansal sistemin güvenliğinin sağ-lanmasında mikro ihtiyati politikalara

yönelinmiş-tir. Latin Amerika ve Asya Krizleri sonrası tekrar gündeme gelen makro ihtiyati politikalar için dö-nüm noktası ise Crockett (2000) ve Borio (2003) çalışmaları olmuştur (Clement, 2010).

Crockett ve Borio, makro ihtiyati politika kavra-mını mikro ihtiyati ve makro ihtiyati yaklaşımlar arasındaki farklılıklara vurgu yaparak açıklamış-lardır. Tablo 1’de de görüleceği üzere, mikro ih-tiyati yaklaşım, riskin bireysel kurumların fark-lı davranışları sonucu meydana geldiğini ifade et-mektedir. Riskin dışsal olarak ele alındığı bu du-rumda, kurumlar arasındaki karşılıklı bağımlılık-lar (interconnectedness) ve ortak risklere maruz kalma (common exposure) ihtimalleri önemsiz görülmektedir. Bu bağlamda mikro ihtiyati yakla-şım, uygulanan politikaların finansal sistemin ge-nelinde yaratacağı etkileri dikkate almadan sadece bireysel kurumların iflas ihtimallerini azaltmaya çalışarak yatırımcıları ve tasarruf sahiplerini ko-rumayı amaçlamaktadır. Makro ihtiyati yaklaşım ise, riski bireysel kurumların kolektif davranışları-nın bir sonucu olarak tanımlamaktadır. İçsel olarak değerlendirilen risk, kurumlar arasındaki bağlan-tıların gözetilmesini ve sistemin geneli için önem arz eden kurumlara ayrı bir hassasiyet gösterilme-sini gerektirmektedir. Dolayısıyla izlenen politika-larda sistemik risklerin sınırlanması ve çıktı ma-liyetlerinden kaçınılması hedeflenmektedir (Croc-kett, 2000; Borio, 2003).

Tablo 1: Makro İhtiyati ve Mikro İhtiyati Yaklaşımların Karşılaştırılması Makro İhtiyati Mikro İhtiyati Ara hedefler Sistem çapındaki finansal tehlikeleri sınırlamak Bireysel kurumların finansal sıkıntılarını azaltmak Nihai hedefler Çıktı maliyetlerinden kaçınmak Yatırımcıları ve tasarruf sahiplerini korumak

Riski tanımlama Risk, kolektif davranışlara bağlı olarak meydana gelmektedir ve içseldir.

Risk, bireysel kurumların farklı davranışları sonucu meydana

gelmektedir ve dışsaldır.

Kurumlar arasındaki bağlantılar ve ortak

risklere maruz kalma Önemli Önemsiz

İhtiyati kontrollerin

kalibrasyonu Sistem çapındaki risk açısından; yukarıdan aşağı Bireysel kurumların riskleri açısından; aşağıdan yukarı

(4)

68 Temelleri Crockett ve Borio’nun çalışmalarıyla ortaya konan makro ihtiyati politikaların, henüz üzerinde uzlaşının sağlandığı bir tanımı bulunma-maktadır. Bununla birlikte, küresel finansal mima-rinin tasarımından sorumlu olan kurumların (FSB, IMF ve BIS) özellikle küresel kriz sonrası dönem-de makro ihtiyati politikalara olan ilgilerinin art-masıyla, ortak kabul gören bir tanımın yapılması-na ilişkin çalışmalar hız kazanmıştır. Nihayetinde Şubat 2011’deki G20 zirvesinde sunulan raporda makro ihtiyati politikalar şu şekilde tanımlanmış-tır:

“Makro ihtiyati politikalar, reel ekonomi için ciddi sonuçlar yaratabilen, anahtar finansal hizmetlerin tahsisinde yaşanabilecek bozulmaları kısıtlamak amacıyla, sistemin genelindeki riski veya sistemik riski sınırlamada öncelikli olarak ihtiyati araçla-rın kullanıldığı politikalardır. Bu politikalarla;

Finansal dengesizliklerin oluşumu azaltılır ve sıkıntılı dönemlerin hızını, şiddetini ve ekonomiye etkilerini kontrol altına alabilecek savunma hatla-rı oluşturulur.

Finansal sistemin genelinin işleyişine zarar ve-rebilecek yayılma (spillover) ve bulaşma (contagi-on) risklerinin kaynakları olan karşılıklı bağımlı-lıklar, mekanizmalar, risk yoğunlaşmaları ve ortak risklere maruz kalma durumları tanımlanır ve bu sorunların üzerine gidilir.”

Tanımda dikkat edilmesi gereken üç husus vardır. Bunlardan ilki, temel amacın sistemik veya siste-min genelindeki finansal riskin sınırlanması oldu-ğudur. İkincisi, analizin finansal sistemin tümü-nü ve reel ekonomi ile olan ilişkileri kapsamasıdır. Üçüncüsü de sistemik riskle mücadelede kullanı-lacak araç setinin öncelikli olarak ihtiyati olması gerekliliğidir. (FSB, IMF ve BIS, 2011:2)

Makro ihtiyati politikaların tanımlanmasına iliş-kin açıklamalarda bulunan bir diğer uluslararası kuruluş, dünyanın önde gelen ekonomik ve finan-sal kuruluşlarının liderlerinden oluşan G30’dur. G30’a göre makro ihtiyati politikalar, belirli öl-çütlere ve bireysel kurumlara odaklanmaktan zi-yade, içsel olarak ortaya çıkan ve yayılan sistemik riskleri azaltmak ve sürekli gelişmekte olan finan-sal sistemin direncini arttırmak için uygun politi-kaları gözetmeli, değerlendirmeli ve tahsis etmeli-dir. Konjonktür yanlılığına ilişkin eğilimleri

azalt-mada birçok ihtiyati denetim aracına başvurula-bilir ancak bu araçlar, sistemik riskin azaltılması ve finansal sistemin güçlendirilmesi gibi hedefler gözetilerek kullanılmalıdır. Finansal istikrara dair çerçeveyi oluştururken, diğer iktisat politikaları ile olan işbirliği ve koordinasyon sağlanmalı, bu poli-tikaların da finansal istikrardan sorumlu oldukları açık bir şekilde ortaya konmalıdır (G30, 2010:20-25). Bu bağlamda makro ihtiyati politikaları, mik-ro ihtiyati regülasyonların ve geleneksel makmik-roe- makroe-konomik politikaların tamamlayıcısı olarak ifade etmek mümkündür (Claessens, Ghosh ve Mihet, 2014:3).

3.Makro İhtiyati Politikaların Gerekçeleri: Sistemik Dışsallıklar

Mikro ihtiyati yaklaşıma göre finansal sistemin dayanıklılığı, sistem içerisindeki tüm bireysel ku-rumların sağlamlığına bağlıdır (Borio, 2009:33). Bu doğrultuda, uygulanan politikaların ekono-minin genelinde yaratacağı etkileri dikkate alma-dan sadece bireysel finansal kurumların iflaslarını veya iflas ihtimallerini azaltmaya çalışarak finan-sal istikrar hedeflenmektedir. Buna karşın küresel finansal krizde görüldüğü üzere, finansal sistem-deki riskler bireysel kurumların risklerinin topla-mından ibaret değildir. Bankalar ve diğer finan-sal kurumlar arasındaki karşılıklı bağlantılar reel ekonomi üzerinde olumsuz sonuçlara neden olan dışsallıklar yaratabilmektedir. Bununla birlikte bi-reysel kurumların istikrarını sağlama adına daya-tılan standartlar, finansal sistemin ve ekonomi-nin geneliekonomi-nin istikrarına zarar verebilecek karar-ların alınmasına neden olabilmektedir (De Nico-lo, Favara ve Ratnovski, 2012:6-7). Bu bağlamda, başlıca amacı finansal sistemin genelinin istikrarı-nı sağlamak olan makro ihtiyati politikaların odak noktasında, kolektif davranışların sonucu olan iç-sel nitelikteki sistemik risk bulunmaktadır (IMF, 2013b:6).

Sistemik risk büyük ölçüde çeşitlilik göstermek-te ve birçok özelliği kapsamaktadır. Finansal ara-cılar, kurumlar, piyasalar, piyasa yapıları, finan-sal sistemin segmentleri, uygulanan politikalar ve toplam şoklar sistemik riskin kaynakları ve akta-rıcıları olabilir (Smaga, 2014:5). Bu da literatürde sistemik riske ilişkin yapılan tanımlamaların fark-lılık göstermesine neden olmaktadır.

(5)

69 risk, finansal sistemin işleyişine dair belirsizliğin

artmasına, güven kaybının yaşanmasına ve reel ekonomi üzerinde olumsuz sonuçlara neden olan faktördür. Diğer taraftan, dengesizlik, güven bu-nalımı, finansal kurumların ortak risklere maruz kalmaları, reel ekonomi üzerindeki negatif etkiler, bilgi asimetrileri, geri besleme etkileri, aktif ba-lonları, bulaşma ve negatif dışsallıklar gibi çeşitli olgular üzerinden sistemik risk tanımı yapmak da mümkündür (Bisias vd., 2012:1).

Makro ihtiyati politika oluşturma sürecinde siste-mik riskleri sınıflandırmak hayati öneme sahiptir. Literatürde sistemik riski farklı boyutlarda değer-lendiren çalışmalar olmakla birlikte (Nier, 2011; Tucker, Hall ve Pattani, 2013), -zaman (time) ve kesit (cross-section) olmak üzere- iki boyut üze-rinden konuyu ele alan çalışmalar ağırlıktadır (Bo-rio, 2003; De Nicolo, Favara ve Ratnovski, 2012; IMF, 2013b; Claessens, 2014; Caruana ve Cohen, 2014).

Zaman boyutundaki sistemik risk, finansal sis-temdeki dengesizliklerin ve konjonktür yanlılığı-nın zaman içerisinde oluşması sonucu ortaya çık-maktadır (Caruana ve Cohen, 2014:17). Finansal kurumlar ve piyasalar, finansal döngünün (cycle) ani yükseliş (boom) dönemlerinde haddinden fazla risk üstlenirken, ani düşüş (bust) dönemlerinde ise riskten olabildiğince kaçmaya çalışırlar. Bu da fi-nansal sistemi ve ekonomiyi, yükseliş ve düşüşle-re karşı savunmasız hale getirmektedir (Claessen, Ghosh ve Mihet: 2013:157).

Kesit boyutundaki sistemik risk, belirli bir zaman-da finansal sistem bünyesindeki sektörler ve ku-rumlar arasındaki karşılıklı bağlantıların, ortak risklere maruz kalmaların ve risk yoğunlaşmala-rının sonucunda meydana gelmektedir (Caruana ve Cohen, 2014:17). Diğer bir ifadeyle, finansal kurumların ve ekonomik birimlerin faaliyetleri ve problemleri, finansal sistemin geneline yayılmak-tadır (Claessens, Ghosh ve Mihet, 2013:157-158). Makro ihtiyati politikalar finansal ve ekonomik döngülerin azaltılmasında ve sistemin geneli için tehlike arz eden büyük kurumların disipline edil-mesinde kullanılan politikalardır. Bununla birlik-te sisbirlik-temik riskin sebebi olan herhangi bir faktö-rün çözümü, makro ihtiyati politikaların kullanı-mını gerektirmez. Bazı durumlarda toplam şok-lar ve politika yönetiminden kaynaklanan

yeter-sizlikler de sistemik riski yaratan unsurlar olabilir. Dolayısıyla makro ihtiyati politikalar her durum-da başvurulacak uygun politika araçları olmayabi-lirler (Lopez, Markwardt ve Savard, 2015:5). Bu bağlamda makro ihtiyati politikalar sadece -siste-mik risk yaratan- dışsallıklarla gerekçelendirilebil-mektedir (Claessens, 2014:5). Diğer bir ifadeyle makro ihtiyati politikalarla dışsallıkların çözüm-lenmesi hedeflenmektedir.

Finansal piyasalardaki dışsallıklar; stratejik bü-tünleşmeler (complementarities), zararına satışlar (fire sales) ve kredi çöküşleri (credit crunch) ve karşılıklı bağımlılıklardan meydana gelebilmekte-dir (De Nicolo, Favara ve Ratnovski, 2012:7). Bu-nunla birlikte dışsallıklar sistemik riskin boyutları-na göre de konumlandırılabilir. “İyi” ve “kötü” za-manlarda konjonktür yanlılığına sebep olan siste-mik riskin zaman boyutundaki dışsallıklar ve kar-şılıklı bağımlılıklardan kaynaklanan kesit boyu-tundaki dışsallıklar olarak kategorize etmek müm-kündür. (Claessens, 2014:5-6).

Stratejik bütünleşmeler ile ilgili dışsallıklar,

kon-jonktürün genişleme dönemlerinde finansal ku-rumlar ve ekonomik birimler arasındaki ilişkiler-den oluşur ve birçok sebebi vardır. Bunlardan biri, finansal piyasalardaki ekonomik birimlerin benzer stratejileri izlemeleridir. Bir diğeri, ekonominin genelindeki kredi standartlarını etkileyen, ani yük-seliş dönemlerindeki artan rekabettir. Eksik bilgi-nin olduğu bir ortamda bankalar, potansiyel borç-luların risklerini değerlendirirken stratejik ilişki-lerine göre karar verirler. Ani yükseliş dönemle-rinde, düşük kar marjlarıyla körüklenen rekabet-ten dolayı potansiyel borçluları değerlendirme ko-nusunda azalan güdülerin yol açabileceği bozul-malar, ani düşüş dönemlerinde mücadele edilmesi gereken problemlere dönüşmektedir. Stratejik bü-tünleşmelerin diğer kaynakları ise banka yönetici-lerinin teşvik yapıları ve itibari (reputational) ko-nular ile ilgilidir (De Nicolo, Favara ve Ratnovs-ki, 2012:8).

Zararına satış ve kredi çöküşü ile ilgili dışsallık-lar, özellikle konjonktürün daralma

dönemlerin-de gerçekleşen genelleşmiş aktif satışlarının, aktif fiyatlarında azalmaya, finansal aracıların ve yatı-rımcıların bilançolarında bozulmaya ve finansma-nın kurumasına neden olması sonucu ortaya çık-maktadır (Claessens, 2014:5).

(6)

70 Sıkıntı içerisindeki bir finansal kurumun serma-yesini yeniden eski düzeye getirebilmesi, aktif da-raltma politikası veya taze sermaye (fresh capital) ilavesiyle mümkündür. Sahip olunan sermayeye, taze sermaye ilavesinin daha sağlıklı bir yöntem olmasına karşın bu yöntemin içerdiği yüksek mali-yetler, finansal kurumların diğer yöntem olan aktif daraltma politikasını tercih etmelerine neden ol-maktadır. Bankalar yeni kredi açmayı durdurarak aktiflerini satmayı tercih ederlerse, -özellikle reel sektördeki- firmalar daha pahalı krediler bulur. Bu da kredi krizine neden olarak, yatırımları ve istih-damı azaltır ve ekonominin geneli için olumsuz sonuçlar doğurur. Diğer taraftan, eğer çok sayıda banka, kredi açmayı durdurmak yerine likit olma-yan menkul kıymetlerini satarak aktif portföylerini daraltmaya çalışırlarsa, bu durum da menkul kıy-met fiyatlarının keskin bir şekilde düşmesine ve zararına satışların meydana gelmesine neden ola-caktır (Hanson, Kashyap ve Stein, 2011:5-6).

Karşılıklı bağımlılıklar ile ilgili dışsallıklar,

fi-nansal ağlardan (networks) veya sistemik kurum-lardan gelen şokların sistemin geneline yayılma-sı sonucu meydana gelmektedir. Bankalar ve di-ğer finansal kurumların birbirlerine fazlasıyla bağ-lı olması, bir kurumda yaşanabilecek sıkıntıla-rın diğer kurumlara yayılmasına yol açabilmekte-dir. Aktif fiyat hareketleri, interbank piyasasında-ki çift taraflı bilanço ilişpiyasasında-kileri ve reel ekonomiden gelen geri bildirimler (feedback) ise bu yayılmala-rın kaynağını oluşturmaktadır (De Nicolo, Favara ve Ratnovski, 2012:9).

Sistem açısından önem arz eden kurumlarda yaşa-nabilecek sıkıntıların veya iflasların, diğer kurum-lar ve ekonominin geneli üzerinde yaratacağı ya-yılma etkileri daha büyüktür. Bu kurumların kar-maşık yapıları, uluslararası alanda faaliyet göster-meleri ve finansal altyapının belkemiğini oluştur-malarından dolayı sıkıntı içerisine düşmelerine ka-yıtsız kalınamaz. Bunun farkında olan büyük ku-rumlarda da, kamu desteği beklentisiyle fon mali-yetlerine ve risk algısına gereken hassasiyet göste-rilmezken risk alma konusunda daha istekli davra-nılmaktadır (BOE, 2011:15).

Sistemik riskin zaman boyutunda oluşan dışsallık-lar ile kesit boyutundaki dışsallıkdışsallık-lar karşılıklı et-kileşim içerisine girerek sistemik riskleri güçlen-direbilmektedir. Ani yükseliş dönemleri sırasın-da büyük finansal kurumların hızlı bir şekilde

art-ması, konjonktür yanlılığının bulaşma riskleri ile desteklenmesi anlamına gelmektedir (Claessens, 2014:8).

4. Makro İhtiyati Araç Seti

Para politikasına ilişkin literatürde, politika süre-cinde kullanılan farklı araçların rolleri üzerinde açık bir uzlaşı olduğu görülmektedir. Politika fai-zi para politikasının temel aracı iken, kamuoyu ile iletişim bu aracı destekleyici bir rol oynamaktadır. Buna karşın makro ihtiyati politikalara ilişkin te-mel bir araç tanımlamak olası değildir. Bununla birlikte makro ihtiyati politika araçlarının, çeşitli politika araçlarını da kapsayan geniş bir yelpazeye sahip olması, araç setine ilişkin sınıflandırmalar-da sınıflandırmalar-da bir stansınıflandırmalar-dardın oluşmamasına neden olmuş-tur (Galati ve Moessner, 2011:7-8).

Literatürde makro ihtiyati araçları farklı şekil-lerde sınıflandıran çalışmalar mevcuttur. Hanno-un (2010:8) araçları, finansal istikrarı sağlama-da kullanılacak para, maliye ve ihtiyati politika-ların amaçları üzerinden kategorize etmiştir. IMF (2011:22-23), zaman ve kesit boyutlarındaki siste-mik riskleri gidermek amacıyla özel olarak tasar-lanmış araçlar ve sistemik risk düşüncesiyle geliş-tirilmeyen ancak değiştirilerek makro ihtiyati araç setinin bir parçası haline getirilen araçlar olarak ikili bir gruplandırma yapmıştır. Shin (2013:51), makro ihtiyati araçlarda; bankaların kredi geniş-lemesini doğrudan sınırlayan aktif yönlü (asset-side) araçlar, kredi büyümesini dolaylı olarak sı-nırlayan ve likidite krizlerine karşı direnci arttıran pasif yönlü (liabilities-side) araçlar ve bankaların teşvik yapılarını değiştirerek kredi genişlemesi-ni kontrol altına alan sermayeye yönelik (capital-oriented) araçlar olmak üzere üç akslı bir ayrıma gitmiştir. Diğer taraftan Lopez, Markwardt ve Sa-vardi (2015:6), zorunlu karşılıklar, konut sektö-rü ve bulaşma ile ilgili problemlerin çözümüne yönelik üçlü bir sınıflandırma yapmıştır. Bunun-la birlikte, makro ihtiyati araç setinin seçilmesin-de ve kullanılmasında sistemik riskin boyutlarını ve potansiyel kaynaklarını dikkate alma gerekliliği (IMF, 2013b:19), sistemik riskin boyutlarına ve bu boyutlarda oluşabilecek dışsallıklara göre yapılan sınıflandırmaları (FSB, IMF, BIS, 2011; De Nico-lo, Favara ve Ratnovski, 2012; IMF, 2013b; Cla-essens, Ghosh ve Mihet, 2013; Bennani vd., 2014, ESRB, 2014) daha anlamlı hale getirmektedir.

(7)

71

Tablo 2: Makro İhtiyati Araç Seti Politika Aracı Sermaye yeterlilikleri, karşılıklar, ilave yükümlülükler Finansal sektördeki bilançolar üzerine kısıtlamalar Borçlulara ilişkin sınırlamalar Vergilendirme Finansal altyapıyı içeren diğer araçlar ZA M A N B O Y U TU Genişleme dönemi: Konjonktür yanlılığı Konjonktür karşıtı sermaye yeterlilikleri, kaldıraç sınırlamaları, genel dinamik karşılıklar Zamanla değişen tavanlar/ sınırlamalar: -Kur ve faiz uyuşmazlıkları -Zorunlu karşılıklar Zamanla değişen tavanlar/ sınırlamalar/ kurallar: -DTI, LTV -Kar marjları -Sektörlere verilen krediler Spesifik aktiflerin ve yükümlülüklerin vergilendirilmesi -Piyasaya göre değerlendirme kurallarına göre değişen muhasebe standartları -Yönetimde ve piyasa disiplinindeki değişmeler Daralma dönemi: Zararına satışlar ve kredi çöküşleri Konjonktür karşıtı sermaye yeterlilikleri, genel dinamik karşılıklar LCR ve NSFR gibi likidite sınırlamaları Spesifik kredi karşılıklarına ve kar marjlarına dinamik ve döngüsel şekilde yapılan ayarlamalar Çekirdek dışı yükümlülüklerin vergilendirilmesi -Standardize edilmiş ürünler -Güvenlik ağları (Merkez Bankası, Hazine, kamu desteği K ES İT B O Y U TU Finansal ağlar veya sistemik açıdan önem arz eden kurumlardan yayılan şoklar, bulaşma Sistemik riskle bağlantılı olarak sermayeye getirilen ilave sermaye yükümlülükleri Çift taraflı finansal risklere maruz kalmalara karşı kurumlara özel sınırlamalar, diğer bilanço kısıtlamaları Volcker, Vickers kuralları gibi aktif bileşimi ve faaliyetleri üzerinde değişen kısıtlamalar Büyüklük ve ağ gibi dışsallıklara göre değişen vergilendirme -Kurumsal Altyapı -Çözümleme -Değişen bilgi, şeffaflık

Kaynak: Claessens, Ghosh ve Mihet (2013:163)’den uyarlanmıştır. 4.1. Sistemik Riskin Zaman Boyutuna İlişkin Araçlar

Sistemik riskin zaman boyutuna odaklanan mak-ro ihtiyati araçların temel amacı, finansal döngü-nün ani yükseliş ve düşüş dönemlerinde meyda-na gelebilecek riskleri azaltmaktır. Bu doğrultu-da genişleme dönemlerinde konjonktür yanlılığı-nı, daralma dönemlerinde de zararına satışları ve kredi çöküşlerini azaltmak amacıyla birçok mak-ro ihtiyati araç tanımlanmıştır. Konjonktür karşı-tı sermaye tamponları (countercyclical capital

buf-fers), karşılıklar (provisioning), koruma tamponla-rı (conservative buffers), sektörel sermaye yeterli-likleri, kaldıraç oranları, kredi-teminat oranı (loan to value -LTV-), borç-gelir oranı (debt to income -DTI-), likidite araçları, zorunlu karşılıklar ve ver-gilendirme bu araçların başlıcalarıdır.

Konjonktür Karşıtı Sermaye Tamponları ve Kar-şılıklar: Bankaların bilanço yönetimleri, doğası

gereği konjonktür yanlıdır. Genişleme dönemle-rinde aktif değerledönemle-rindeki artışlar; finansal kurum-ların sermaye tamponkurum-larının yükselmesiyle

(8)

sonuç-72 lanarak kredi verme güdülerini arttırırken, daral-ma dönemlerinde ise kredi faaliyetlerini etkileye-bilecek biçimde sermayenin değerinde keskin dü-şüşlerin yaşanmasına neden olmaktadır. Bu doğ-rultuda konjonktür karşıtı sermaye tamponları ve karşılıklar kredi döngülerine karşı koymada (lean against) sıklıkla başvurulan makro ihtiyati araçla-rın başında gelmektedir (Shin, 2013:43-44). Konjonktür karşıtı sermaye tamponları ve karşı-lıklar, birçok ülkede uygulanmaya başlanan Basel III çerçevesinin merkezinde yer almaktadır. Ülke şartlarına ve tercihlerine bağlı olarak çekirdek ser-mayenin (common equity) risk ağırlıklı aktiflere oranının %0 ile %2,5’i arasında değişen değerler alan konjonktür karşıtı tamponlar, aşırı kredi ge-nişlemesinin işaret ettiği sistemik riskin oluşmaya başladığı dönemlerde biriktirilirken, risklerin ger-çekleştiği dönemlerde hiçbir kısıtlama olmadan kullanılabilmektedirler (FSB, IMF, BIS 2011:5). Küresel kriz öncesi ilk olarak İspanya’ya kulla-nılmaya başlanan dinamik karşılık (dynamic pro-visioning) yönteminde ise, kredi portföylerindeki muhtemel kayıpların önceden tespiti ve korunması ile bankalara, daralma dönemlerinde kullanabile-cekleri tamponları genişleme dönemlerinde oluş-turma olanağı sağlanmaktadır (Saurina, 2009:1). Gerçekleşen kayıplardan ziyade beklenen kayıpla-rın tahmini doğrultusunda geri ödenmemiş kredi (non-performing loan) miktarına göre hesaplanan dinamik karşılıklar, konjonktür yanlılığını azalt-maya yardımcı olmaktadır (Fernandez de Lis ve Garcia-Herrero, 2012:5-6).

Konjonktür karşıtı sermaye tamponları ve dinamik karşılıklar benzer özellikler taşımaktadır. Buna karşın aralarındaki temel fark, karşılıkların banka sermayesi olarak sayılamamasından dolayı öz ser-maye karlılık oranını (return on equity) hedefleyen banka yönetimi üzerinde konjonktür karşıtı serma-ye tamponlarının daha etkili olmasıdır. Bankaların öz sermayelerinin artması bilançolarının büyüme-sine ve aktiflerin finansmanında daha fazla borçla-nılmasına yol açmakta, kredi genişlemesi sırasın-da borçla finanse edilen aktiflerdeki artış sırasın-da, ban-kaların sağlamlığına zarar vermektedir. Buna kar-şın bankanın öz sermayesinde -ayrılan karşılıkla-ra eşit tutarda- bir azalma, özellikle genişleme dö-nemlerinde bankaların bilançoları üzerindeki bas-kıyı hafifletmektedir (Shin, 2013:44-45).

Koruma Tamponları: Koruma tamponları,

çekir-dek sermayeden oluşan ve %4,5 olan asgari ora-na ilaveten, çekirdek sermayenin risk ağırlıklı ak-tiflere oranının minimum %2,5’i olarak tanımlan-mıştır. Koruma tamponlarının en önemli avanta-jı, bankaların sermaye oranlarının kötüleşmesi so-nucu minimum tampon düzeyinin altına düşüldü-ğünde, kar payı dağıtımları, hisse geri alımları ve prim ödemeleri gibi ihtiyari dağıtımları kısıtla-yarak bankaların sermaye yapısının korunmasına yardımcı olmaktadır (BIS, 2015:6).

Sektörel Sermaye Yeterlilikleri: Sektörel

serma-ye serma-yeterlilikleri, kredi piyasasının belirli kesimle-rine verilen kredilerdeki risk ağırlıklarının arttırıl-masıdır ve konjonktür karşıtı sermaye tamponları-nı tamamlayıcı niteliktedir. Konut kredileri, temi-natsız tüketici kredileri ve şirketler sektörüne ve-rilen krediler gibi, güçlü kredi büyümesinin oldu-ğu sektörlerde risk ağırlıkları arttırılabilmektedir. Bu da, hedeflenen sektörlerde kredi faiz oranlarını yükselterek kredi kalitesindeki bozulmalara karşı borç verenlerin dayanaklılığına katkı sağlamakta-dır (IMF, 2013b:20).

Kaldıraç Oranı: Kaldıraç oranı, risk bazlı sermaye

yeterliliklerini desteklemek ve bankacılık sektö-ründeki kaldıraçların oluşumunu sınırlamak ama-cıyla Basel III çerçevesi içerisinde tanımlanmış, risk bazlı olmayan bir araçtır. Çekirdek sermaye-nin aktifler ve bilanço dışı kalemlerin toplamın-dan oluşan toplam risklere bölünmesiyle elde edi-len ve minimum %3 olarak beliredi-lenen oran 1 Ocak 2015’te bankalar tarafından kullanılmaya başlan-mıştır (BIS, 2015:5).

Kaldıraç oranı, mikro ihtiyati bir araç olarak geliş-tirilmesine karşın makro ihtiyati amaçlara da hiz-met etmektedir. Bu araçla bankaların genel kaldı-raç düzeylerine sınırlamalar getirilerek, -özellik-le geniş-özellik-leme dönem-özellik-lerinde- konjonktür yanlılığı azaltılmakta ve bankaların sağlamlığı arttırılmak-tadır (Bennani vd.,2014:22).

Kredi-Teminat Oranı ve Borç-Gelir Oranı:

Sek-törel dengesizliklerle mücadelede, sekSek-törel serma-ye serma-yeterliliklerinin yanı sıra -özellikle konut sek-töründe oluşabilecek risklere karşı- kredi miktarı-nı doğrudan sımiktarı-nırlayan aktif temelli (asset-based) makro ihtiyati araçlar mevcuttur (Grace, Hallis-sey ve Woods, 2015:97-98). Bu doğrultuda LTV ve DTI’ya uygulanabilecek tavanlar (caps)

(9)

borç-73 luların kaldıraç oranlarını sınırlayarak finansal

ku-rumların kredi risk yönetimlerine yardımcı olmak-tadır (Claessens, Ghosh ve Mihet, 2013:165). LTV düzenlemesi, teminatlı aktifin değerinin be-lirli bir yüzdesini aşan kredi miktarını kısıtlamak-tadır. DTI tavanı ise, borçluların sabit gelirlerinin belirli bir yüzdesini aşan borç yükünü kısıtlamak-tadır. Bu araçlar -nominal faiz oranlarının sıfır alt sınırına (zero lower bound) demir atması gibi- para politikasının manevra kabiliyetinin azaldığı durumlarda, bankaların kredi genişlemesini sınır-lamaya yardımcı olmaktadır. Böylelikle, kredile-rin fonlanmasında ihtiyaç duyulan çekirdek olma-yan yükümlülüklerin1 (noncore liabilities)

oluşu-mu engellenmekte ve hızlı aktif büyümesinin do-ğal sonucu olan kredi standartlarındaki erozyona karşı koyulmaktadır (Shin, 2013:45).

Likidite Araçları: Küresel finansal kriz ile

birlik-te, likidite riskinin2 sınırlanmasına yönelik

çalış-malar hız kazanmıştır. Toptan (wholesale), kısa vadeli ve döviz cinsinden fonlamaların sistemin genelinde artış göstermesi sonucu ortaya çıkan sa-vunmasızlıklara ve uyuşmazlıklara karşı birçok li-kidite aracı tanımlanmıştır (IMF, 2013b:21). Likidite karşılama oranı (liquidity coverage ratio -LCR-) ve net istikrarlı fonlama oranı (net stable funding ratio -NSFR-), Basel III çerçevesi içeri-sinde tanımlanan likidite araçlarının başında gel-mektedir. LCR, bankaların yüksek kaliteli likit ak-tiflerin -30 gün içerisinde gerçekleşmesi beklenen- net nakit çıkışlarına bölünmesiyle elde edilmek-tedir. Ocak 2015’te yürürlüğe giren ve %60 olan oranın 2019 yılında kademeli bir şekilde %100’e çıkarılması planlanmaktadır. Bu araçla bankala-rın ipoteksiz, yüksek kaliteli aktif seviyelerini sür-dürmelerine katkı sağlanması hedeflenmiştir. Di-ğer bir araç olan NFSR, mevcut istikrarlı fonlama tutarının, ihtiyaç duyulan istikrarlı fonlama tutarı-na bölünmesi suretiyle bulunmakta ve oranın en az %100 olması gerekmektedir. Böylelikle, kısa va-deli toptan fonlamaya bağımlılığın azaltılması,

bi-1 Repo, vadesiz borç (call loan), kısa vadeli döviz borçları gibi yükümlülükler çekirdek olmayan yükümlülükler olarak ad-landırılmaktadır (Shin, 2013:34).

2 Likidite riski, bankaların olağan kaynak ve yeniden finans-man (refinancing) kanallarının bozulma olasılığıdır (Grace, Hal-lissey ve Woods, 2015:96).

lanço içi ve dışı fonlama risklerinin daha sağlık-lı değerlendirilmesinin teşvik edilmesi hedeflen-mektedir (BIS, 2015:5).

Döviz kurlarında yaşanabilecek keskin dalgalan-maların, banka sermayeleri üzerinde yıkıcı sonuç-ları olabilmektedir. Bu doğrultuda bankasonuç-ların net açık pozisyonlarına getirebilecek sınırlamalar ile döviz kuru riskinin kontrol altına alınmasına yar-dımcı olmakla birlikte genel kredi hacmi içerisin-de döviz cinsiniçerisin-den kredilerin miktarı da azaltıl-maktadır (Ostry vd., 2011:22).

Çekirdek olmayan-çekirdek fonlama oranı (non-core to (non-core funding), kaldıraç ve diğer oranlar üzerindeki konjonktür karşıtı yeterlilikleri içeren bilanço kısıtlamaları, -özellikle konjonktürün da-ralma dönemlerinde- ortaya çıkan dışsallıkların ve sistemik risklerin oluşumunu azaltmak ama-cıyla kullanılan diğer likidite araçlarıdır. (Claes-sens, Ghosh ve Mihet, 2013:165). Bunların yanı sıra ülkelerin özel koşullarına uyarlanabilen liki-dite araçları da mevcuttur. Örneğin Kore’de mak-ro ihtiyati istikrar vergisi uygulanmaktadır. Yeni Zelanda’da çekirdek fonlama oranı (core funding ratio -CFR-) tanımlanmıştır.

Likidite araçları, kısa vadeli, toptan ve döviz cin-sinden kaynaklara olan bağımlılığı azaltmasının yanı sıra, kredi büyümesinin dizginlenmesine de katkı sağlayabilmektedir. Perakende (retail) mev-duatlar gibi çekirdek fonlamalar genel itibariyle yavaş bir şekilde büyüdüğünden kredi büyümele-ri genellikle toptan fonlamalarla finanse edilmek-tedir. Likidite araçlarının bu tip fonlamayı kısıt-layarak genel kredi büyümesinin yavaşlamasına katkı sağlaması mümkündür. Bu yönüyle likidite araçları, konjonktür karşıtı sermaye tamponlarının ve sektörel araçların tamamlayıcısı niteliğini taşı-maktadır (IMF, 2013b:21).

Zorunlu Karşılıklar: Küresel finansal kriz sonrası

uluslararası faiz oranlarındaki düşüşe bağlı olarak gerçekleşen aşırı sermaye girişleri özellikle geliş-mekte olan ülkelerde finansal istikrarı tehdit eder boyutlara ulaşmıştır. Bu doğrultuda geleneksel para politikası aracı olan zorunlu karşılıklar para birimine veya yükümlülük tiplerine göre farklı de-ğerler alarak birçok gelişmekte olan ülkede makro ihtiyati amaçlarla kullanılmıştır.

(10)

dal-74 galanma sonucu oluşabilecek sistemik riskleri kontrol altına alarak finansal istikrara katkı sağ-layabilmektedir. Döviz cinsinden kaynaklara eri-şimin kolaylaştığı ve likidite bolluğunun yaşan-dığı zamanlarda arttırılan zorunlu karşılıklar ban-kacılık sistemindeki fazla likiditeyi absorbe etme-ye yardımcı olurken, sermaetme-ye hareketlerinin ter-sine döndüğü durumlarda ise sistemik likidite çö-küşlerine karşı likidite tamponu oluşturmaktadır. Böylelikle kredi ve aktif fiyat döngülerinin olum-suz etkileri azaltılmaktadır (Lim vd., 2011:14-72). Diğer taraftan finansal piyasalarda likidite darlığı-nın yaşandığı durumlarda bankaların tabi oldukları zorunlu karşılıklara yapılan faiz ödemeleri (remu-nerated) aracılık maliyetlerini azaltarak kredi fa-izlerini düşürücü etkilere neden olmaktadır. Kredi hacminin genişlediği dönemlerde ise bu ödemeler azaltılmakta veya hiç yapılmamaktadır. Bu yönüy-le zorunlu karşılıklar, sermaye hareketyönüy-leri üzerin-de dolaylı kontrol fonksiyonuna sahip konjonktür karşıtı bir araç niteliği taşımaktadır (Hoffmann ve Loeffler, 2014:309).

Vergilendirme: Vergi, geleneksel maliye

politika-sı aracı olma işlevinin yanı politika-sıra, riskli fonlamaları sınırlayarak, aşırı aktif büyümesine neden olan sis-temik dışsallıkları azaltmada kullanılabilecek bir makro ihtiyati araçtır. Vergilendirme, konjonktür yanlılığını azaltmak amacıyla genişleme dönem-lerinde spesifik aktif ve yükümlülüklerin üzerine uygulanabildiği gibi daralma dönemlerindeki za-rarına satışların önüne geçebilmek için çekirdek olmayan yükümlülüklere de uygulanabilmektedir. Çekirdek olmayan yükümlülüklerin düzeyi, finan-sal döngünün aşamasını ve finanfinan-sal sistemdeki de-ğerinden az hesaplanan (underpricing) riskin sevi-yesini göstermektedir. Bu doğrultuda, çekirdek ol-mayan yükümlülüklerin üzerine konan bir vergi, aşırı aktif büyümesine neden olan fiyatlama bo-zulmalarını azaltabilmektedir. Bununla birlikte ani yükseliş dönemlerinde artan çekirdek olmayan yü-kümlülüklere uygulanan vergiler otomatik stabili-zör niteliği de taşımaktadır. Çekirdek olmayan yü-kümlülüklerin vergilendirilmesi, sermaye hareket-lerindeki ani duruş (sudden stop) riskine karşı eko-nominin direncini arttırmaktadır. Döviz cinsinden yükümlülüklere odaklanılmasından dolayı çekir-dek olmayan yükümlülüklerinin vergilendirilmesi birçok gelişmekte olan ülkeden uygulanmaktadır (Shin, 2013:48-49).

4.2. Sistemik Riskin Kesit Boyutuna İlişkin Araçlar

Sistemik riskin kesit boyutundaki araçlar, finansal sistem içerisindeki bulaşma ve karşılıklı bağımlı-lıklar ile alakalı dışsalbağımlı-lıklardan kaynaklanan yapı-sal riskleri kontrol altına almak amacıyla kullanıl-maktadır. Bu araçlar vasıtasıyla, iflasları sistemik risklere neden olabilecek kurumların direnci art-tırılmaya ve bu kurumların iflaslarından kaynak-lanabilecek bulaşma etkilerinin önüne geçilmeye çalışılmaktadır (IMF, 2013b:21). Sistemik açıdan önem arz eden finansal kurumlar (systemically important financial instutions -SIFI-) için ilave sermaye yükümlülüğü (capital surcharges), siste-mik risk tamponları (systemic risk buffers -SRB-) ve yapısal reformlar, kesit boyutundaki sistemik risklerle mücadelede kullanılabilecek araçların ba-şında gelmektedirler.

Sistemik Açıdan Önem Arz Eden Kuruluşlar İçin İlave Sermaye Yükümlülüğü: SIFI’ların

iflasla-rı veya sıkıntılaiflasla-rı, finansal sistem ve reel ekonomi üzerinde ciddi olumsuz sonuçlar doğurabilmekte ve bulaşma etkilerini tetikleyebilmektedir. Bunun-la birlikte, tarihsel perspektiften bakıldığında bu kurumlara yapılan müdahalelerin çoğunun, hisse-darlarını ve kreditörlerini muhtemel kayıplara kar-şı korumak amacıyla uygulanan kurtarma planla-rı (bail-out) olduğu görülmektedir. Kurtarma bek-lentileri ise, risk alma güdüleri üzerinde olumsuz etkilere neden olarak piyasa disiplinini azaltmak-tadır (De Nicolo, Favara, Ratnovski, 2012:10). Di-ğer bir ifadeyle, sistemik öneme haiz olma nite-liğini kazanan finansal kurumların ahlaki zafiyet eğilimleri de artmaktadır. Bu tip risklerin azaltıl-ması ve kurumların kayıpları absorbe etme güçle-rinin arttırılması amacıyla Basel III çerçevesi içe-risinde SIFI’lar için ilave sermaye yükümlülükle-ri tanımlanmıştır.

SIFI’lar için tanımlanan minimum standartlar-da küresel (global systemically important bank -G-SIFI-) ve ulusal (domestic systemically impor-tant bank -D-SIFI-) olmak üzere ikili bir ayrıma gidilmiştir. Buna göre G-SIFI’lar için ilave ser-maye yükümlülükleri, çekirdek serser-mayenin risk ağırlıklı aktiflere oranı %1 ile %3,5 arasında de-ğerler almaktadır. 1 Ocak 2016’da yürürlüğe gi-recek oranın, 1 Ocak 2019’a kadar kademeli bir şekilde arttırılması kararlaştırılmıştır. Diğer taraf-tan D-SIFI’lar için taraf-tanımlanan üst limit %2’dir ve

(11)

75 1 Ocak 2016’dan itibaren uygulanmaya

başlana-caktır. Bununla birlikte ortak kurallar ve kantita-tif metodolojilerin var olduğu G-SIFI çerçevesine karşın, D-SIFI ulusal otoritelerin takdir yetkileri-ne bırakılmıştır ve bir kılavuz niteliği taşımaktadır (ESRB, 2014:19).

Sistemik Risk Tamponu: SRB, yapısal sistemik

risklerden kaynaklanan potansiyel şoklara karşı bankacılık sisteminin ve bileşenlerinin kayıpları absorbe etme gücünü arttırmayı ve böylelikle de finansal altyapıların direncini güçlendirmeyi he-defleyen uzun vadeli ve döngüsel olmayan (non-cyclical) bir makro ihtiyati araçtır (Bennani vd., 2014:26). Makroekonomik dengesizlikler, banka-cılık sektöründeki; risk yoğunlaşması, ortak risk-lere maruz kalma ve yüksek karşılıklı bağımlılık ve SIFI’ların varlığı SRB’lerin gerekçelerini oluş-turmaktadır (ESRB, 2015:22).

Çekirdek sermayenin riskli aktiflere oranının %1’i ile %3’ü arasında bir değer alabilen SRB, sistem içerisindeki tüm kurumlara da uygulanabilece-ği gibi bazı kurumlara yönelik de olabilir (ESRB, 2014:19-21). Bankacılık sektörünün boyutuna veya özel borçların seviyesine göre farklı değerler alabilmesi tamponların esnekliğini arttırmaktadır. Bununla birlikte SRB, D-SIFI’lar için tanımlanan %2’lik tavan değerin yetersiz kaldığı durumlarda da uygulanabilmektedir (ESRB, 2015:4).

Yapısal Reformlar ve Diğer Araçlar: Riskli

spe-külatif faaliyetler üzerindeki yasal kısıtlamalar olan yapısal araçlar, finansal sektördeki karşılık-lı bağımkarşılık-lıkarşılık-lığı, karmaşıkkarşılık-lığı ve risk yoğunlaşma-sını yoğunlaşma-sınırlamak amacıyla uygulanmaktadır (Ben-nani vd., 2014:25). Arttırılan sermaye tamponla-rı ile birlikte, birçok gelişmiş ülkede devlet garan-tilerinden kaynaklanan risk alma teşviklerini sınır-lamak amacıyla bankaların yapılarına ve faaliyet-lerine kısıtlamalar getiren reformlar gerçekleştiril-miştir.

Nisan 2014’de ABD’de yürürlüğe giren ve Dodd-Frank Yasası’nın 619. Maddesi olan Volcker Ku-ralı ile bankaların kendi kaynaklarıyla ticari faa-liyetlere girişmeleri yasaklanırken, hedge fonları ve özel sermaye fonları gibi riskli araçlara yapıla-bilecek yatırımlar da sınırlanmıştır. Eylül 2011’de İngiltere’de yayınlanan Vickers Raporu’na göre, mevduat bankacılığının, -türev araçlar, menkul kıymet yatırımı ve ticareti gibi- bankaların daha

fazla risk arz eden faaliyetlerinden ayrılması ve bi-reysel bankacılık operasyonlarının diğer faaliyet-lerden bağımsız olarak farklı bir tüzel kişilik al-tında (ring fenced body) yapılması öngörülmüş-tür (Agur ve Sharma, 2013:17). Bu reformlar ile SIFI’ların kaynaklarının zımnen sübvanse edilme-sinin sınırlanması ve faaliyetlerinin riskli işlemler-den korunması amacıyla bir güvenlik duvarı oluş-turulması hedeflenmiştir (De Nicolo, Favara ve Ratnovski 2012:14).

Volcker Kuralı ve Vickers Raporu’nun bir benzeri olan ve Avrupa Birliği’ndeki bankacılık sektörüne ilişkin tavsiyeleri içeren Liikanen Raporunda ise, yüksek riskli hisse senedi alım satımı ve diğer tica-ri operasyonlar gibi işlemletica-rin bankaların faaliyet-leri arasında önemli bir yer tutması durumunda, bu faaliyetler için ayrı yasal bir kurumun oluşturul-ması tavsiye edilmiştir. Bu doğrultuda 2013 yılın-da Almanya ve Fransa, devasa ve karmaşık banka-ların faaliyetlerinin ayrışması ve düzenlenmesi il-gili yapısal reformları benimseyen ilk ülkeler ol-muşlardır (Bennani vd., 2014:26-27).

Yapısal reformların yanı sıra vergilendirmenin farklı türleri ile de kesit boyutundaki riskleri azalt-mak söz konusudur. Örneğin sistemik dışsallıkla-ra odaklanan Pigocu vergiler (Pigouvian taxes) ile SIFI’ların yaratmış oldukları sistemik dışsallıkla-rın azaltılması ve bu dışsallıkladışsallıkla-rın SIFI’lar tara-fından içselleştirilmesi sağlanabilmektedir (Claes-sens, Ghosh ve Mihet 2013:165).

4.3. Makro İhtiyati Araçların Kullanımı ve Etkinliği

Makro ihtiyati araçların kullanımı, ülkelerin yapı-sal ve kurumyapı-sal karakteristiklerine ve finanyapı-sal pi-yasalarının yapısına göre farklılık göstermektedir. Sermaye piyasalarına nispeten bankacılık sektörü-nün daha baskın olduğu finansal piyasalarda, ku-rumlara yönelik araçların önemi potansiyel borç-lulara yönelik araçlardan daha fazladır. Finan-sal piyaFinan-salardaki yoğunlaşma oranının yüksekliği araçların uygulanmasını kolaylaştırırken, kurum-ların mülkiyet yapıları politikalara verilecek tep-kileri farklılaştırabilmektedir. Ülkelerin dışa açık-lık derecelerinin yüksekliği, bankacıaçık-lık sektörü-nün sermaye hareketlerinden kaynaklanan siste-mik risklere maruz kalma ihtimalini arttırabilmek-te ve finansal kurumlara mevcut düzenlemeleri at-latabilmek için daha fazla manevra imkanı

(12)

sağla-76 maktadır. Diğer taraftan sabit kur rejiminin geçer-li olduğu ülkelerde, para pogeçer-litikasını tamamlayıcı araç olarak kullanma olanağı ortadan kalkmakta-dır (Claessens, 2014:14).

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, makro ih-tiyati araçların kullanımı ve kullanım sıklığı fark-lılık göstermektedir. Claessens (2014) 2000-2013 yılları arasında en az bir makro ihtiyati araç kulla-nan -28 gelişmekte olan ülke ve 14 gelişmiş ülke olmak üzere- 42 ülkeyi incelediği çalışmasında,

gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelere göre makro ihtiyati araçlara daha fazla başvurduğu gö-rülmektedir. Sermaye hareketlerinin neden olduğu dışsal şoklara daha fazla maruz kalma, derinliği az ve kusurlu finansal sistemlerden kaynaklanan pi-yasa başarısızlıkları bu durumun temel gerekçele-ridir. Bununla birlikte küresel finansal kriz önce-si dönemde gelişmekte olan ülkelerde gelişmiş ül-kelere göre 4 kattan daha fazla olan makro ihtiya-ti araçların kullanım oranı, kriz sonrasında geliş-miş ülkelerin de bu araçlara başvurmasıyla birlik-te 3,3’e düşmüştür.

Tablo 3: Makro İhtiyati Araçların Genel Kullanımı (2000-2013) Araç Türü Aracı Kullanan Toplam Ülke Sayısı Kullanım Sıklığı (Toplam) Gelişmekte Olan Ülkeler (GOÜ) Gelişmiş Ülkeler (GÜ) Yıllık Kullanım Sıklığı (GOÜ) Yıllık Kulanım Sıklığı (GÜ) LTV 24 %28 13 11 %20 %55 DTI 23 %24 16 7 %25 %20 CG 6 %9 6 0 %12 %0 FC 15 %14 12 3 %14 %15 RR 10 %15 10 0 %20 %0 DP 7 %8 6 1 %7 %9 CTC 5 %2 2 3 %2 %2 TOPLAM 42 %100 28 14 %100 %100 Kaynak: (Claessens, 2014:37)

Not: Kredi-teminat oranı (loan to value -LTV-), borç-gelir oranı (debt to income -DTI-), kredi büyümesine ilişkin sınırlamalar (limits on credit growth -CG-), döviz cinsinden kredilere ilişkin sınırlamalar (limits on foreign lending -FC-), zorunlu karşılıklar (reserve requirements -RR-), dinamik karşılıklar (dynamic provisioning -DP-), konjonktür karşıtı sermaye yeterlilikleri (countercy-clical capital requirements -CTC-).

Kriz sonrası dönemde, birçok gelişmekte olan ül-kede hızlı bir toparlanma gerçekleşmiş ve çıktı dü-zeyi potansiyelinin üzerine çıkmıştır. Bu doğrultu-da, sıkılaştırılan para politikaları yerel ve ulusla-rarası faiz oranlarındaki farkı yükselterek serma-ye girişlerinin artmasına ve serma-yerli paranın değerlen-mesine yol açmıştır (Akıncı ve Olmstead-Rumsey, 2015:10). Döviz cinsinden borçlanmanın daha ko-lay hale gelmesi, bankacılık sektörlerindeki kısa vadeli döviz cinsinden yükümlülüklerin artması-na neden olmuştur (IMF, 2014:32). Bu doğrultuda gelişmekte olan ülkeler, sermaye hareketlerinden kaynaklanan sistemik risklerin çözümüne odak-lanan araçlara yönelmiştir. Tablo 3’ten de görüle-ceği üzere döviz cinsinden kredileri sınırlayan li-kidite araçları ve zorunlu karşılıklar bu ülkelerde kullanılan başlıca araçlar olmuştur. Finansal piya-saların derinliğinin fazla olduğu gelişmiş

ülkeler-de ise LTV ve DTI tavanları, finansal kurumların kaldıraçlarındaki aşırılığı azaltmak amacıyla diğer araçlara nispeten daha çok tercih edilmiştir (Claes-sens, 2014:15).

Akıncı ve Olmstead-Rumsey (2015), küresel fi-nansal kriz öncesi döneme göre kullanımı ciddi ölçüde artan makro ihtiyati araçlar arasında, ko-nut piyasasına ilişkin araçların diğer araçlara göre daha fazla kullanıldığı sonucuna ulaşmışlardır. Bununla birlikte gelişmekte olan ülkelerde genel kredi koşullarını hedefleyen araçlara, gelişmiş ül-kelerde ise konut sektöründeki sistemik risklere odaklanan araçlara daha fazla başvurulduğunu ifa-de etmektedirler. Öte yandan Cerutti vd. (2015), makro ihtiyati politika uygulayıcısı olan ülkele-rin neredeyse tamamının bankalar arasındaki kar-şılıklı bağımlılıklardan kaynaklanan sistemik

(13)

risk-77 leri azaltacak araçları kullandıklarını tespit

etmiş-lerdir.

Makro ihtiyati araçların kullanımındaki kayda de-ğer artışa rağmen, literatürde araçların etkinliğini analiz eden ampirik çalışmalar sınırlı sayıdadır. Bu problemin temel gerekçeleri, makro ihtiyati poli-tikaların makroekonomik ve finansal değişkenler üzerindeki etkilerinin tanımlanmasındaki güçlük-ler ve ampirik testgüçlük-lerin yürütülmesinde ihtiyaç du-yulan verilerin yetersizliğidir. Buna karşın litera-türdeki eksikliği gidermeye yönelik birçok çalış-ma yapılmıştır (Galati ve Moessner, 2014:12-13). Makro ihtiyati araçların etkinliğini analiz eden ça-lışmalarda, makro ihtiyati politikaların genel iti-bari ile kredi hacmi ve konut fiyatları üzerin-de önemli etkileri olduğu görülmektedir. Lim vd. (2011), 49 ülkelik panel veri analizi ile makro ih-tiyati araçların, kredi büyümesindeki konjonktür yanlılığının azaltılmasına ve finansal kurumların ve piyasaların maruz kalabilecekleri ortak riskle-rin sınırlanmasına yardımcı olduğunu tespit etmiş-lerdir. Dell’Arriccia vd. (2012), makro ihtiyati po-litikaların genel kredi hacmindeki ani yükselişle-ri kontrol altına almaya ve ani düşüşleyükselişle-rin olum-suz sonuçlarını azaltmaya katkı sağladığı sonucu-na ulaşmışlardır. Tovar, Garica-Escribano ve Mar-tin (2012), -başta zorunlu karşılıklar olmak üze-re- makro ihtiyati araçların özel banka kredilerinin büyüme oranı üzerindeki etkilerini 6 Latin Ame-rika ülkesini ele alarak panel veri analizi ve vek-tör otoregresyon (VAR) yöntemi ile incelemişler-dir. Buna göre, makro ihtiyati araçların özel banka kredileri hacmi üzerinde azaltıcı fakat geçici etki-leri bulunmaktadır. Bununla birlikte makro ihtiyati araçlar para politikasını tamamlayıcı role sahiptir. Kuttner ve Shim (2013), 57 ülkelik panel veri ana-lizi vasıtasıyla 30 yıldan fazla bir zaman dilimi-ni baz alarak, konut fiyatlarında ve konut kredi-lerindeki dalgalanmaları azaltmaya yardımcı olan -makro ihtiyati araçları da içeren- 9 politika ara-cının etkinliğini incelemişlerdir. Buna göre ko-nutlarla ilgili vergilerin, konut sektörünün ma-ruz kalabileceği riskleri sınırlayıcı araçların, LTV ve DTI tavanlarındaki değişikliklerin konut kre-dilerinin büyümesini sınırlayıcı etkileri mevcut-tur. Bununla birlikte konut fiyatlarının değerlen-mesinde konutlarla ilgili vergilerin gözle görüle-bilir etkileri bulunmaktadır. Wang ve Son (2013), 2000-2010 dönemini baz alarak 171 bankanın

ve-rileri ile Çin’de uygulanan makro ihtiyati politika-ların sistemik riski kontrol altına almadaki etkinli-ğini sabit etkili panel (panel fixed-effects) mode-lini kullanarak analiz etmişlerdir. Çalışmada mak-ro ihtiyati araçların kullanışlı fakat mevcut ekono-mik ve finansal çevrede sisteekono-mik riske karşı garan-tili bir koruma sağlamadığı sonucuna ulaşılmıştır. Yine de iyi hedeflenmiş makro ihtiyati politikala-rın farklı büyüklükteki ve farklı gelişmişlik düze-yinde faaliyet gösteren bankalardaki sistemik ris-ki sınırlama hususunda ciddi potansiyelinin oldu-ğu ifade edilmiştir.

Claessens vd. (2014), 2000-2010 dönemini ele alan 48 ülkeli panel çalışmalarında DTI ve LTV tavanları ve döviz cinsinden kredilere ve genel kredi hacmine getirilen sınırlamaların aktif büyü-mesini azaltıcı etkiler yaptığı sonucuna ulaşmış-lardır. Zhang ve Zoli (2014), 2000 yılından itiba-ren, 46 ülkede kullanılan makro ihtiyati araçların etkilerini panel analizi vasıtasıyla incelemişlerdir. Buna göre, -döviz cinsinden kredilere ilişkin araç-lar, konut vergileri ve LTV tavanı başta olmak üze-re- makro ihtiyati araçlar, konut fiyatlarındaki ar-tışı, kredi büyümesini ve bankaların kaldıraçlarını kontrol altına almada etkindir.

Cerutti vd. (2015), 2000-2013 dönemini ele alan 119 ülkeli panel veri analizi yöntemi ile makro ih-tiyati politikaların finansal döngüleri azaltmadaki etkinliğini incelemişler ve politikaların -konjonk-türün daralma dönemlerinde fazla olmamakla bir-likte- finansal döngülerin yönetilmesine önem-li katkılar sağladığı sonucuna ulaşmışlardır. Akın-cı ve Olmstead-Rumsey (2015), makro ihtiyati po-litikaların banka kredilerindeki büyümeyi ve ko-nut fiyat enflasyonunu kontrol almadaki etkinli-ğini 2000-2013 dönemi için 57 gelişmiş ve geliş-mekte olan ülkenin verileri ile genelleştirilmiş mo-mentler yöntemini (GMM) kullanarak dinamik pa-nel veri analizi vasıtasıyla incelemişlerdir. Çalış-mada, LTV tavanları ve konut sektörü ile alaka-lı diğer araçlarla birlikte uygulanan sermaye ye-terliliklerinin banka kredilerindeki büyümeyi sı-nırlamada başarılı olduğunu bulmuşlardır. Bunun yanı sıra konut fiyat enflasyonu ve konut kredile-rindeki büyümeyi kısıtlamada sadece konut sektö-rü ile alakalı makro ihtiyati araçların etkili olduğu-nu tespit etmişlerdir. Lee vd. (2015), 10 Asya ülke-sinde uygulanan makro ihtiyati politikaların kre-di ve kaldıraç büyümesini ve konut fiyatlarında-ki değerlenmeyi kontrol altına almadafiyatlarında-ki etfiyatlarında-kinliği-

(14)

etkinliği-78 ni kalitatif VAR (Qual-VAR) modeli aracılığıyla analiz etmişlerdir. Çalışmada, makro ihtiyati poli-tikaların Asya’daki finansal istikrara katkı sağladı-ğı, bununla birlikte farklı türdeki makroekonomik risklere karşı uygulanan farklı makro ihtiyati poli-tikaların daha etkin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Klingelhöfer ve Sun (2015), yapısal VAR mode-li kullanarak -başta zorunlu karşılıklar olmak üze-re- Çin’de uygulanan makro ihtiyati politika ino-vasyonlarının toplam kredi hacmi üzerindeki etki-lerini analiz etmişler ve bu araçların kredilerdeki düzensiz yükselişleri kontrol altına almada başarı-lı sonuçlar verdiğini tespit etmişlerdir.

Literatürde, farklı türdeki sistemik riskler karşı-sında kullanılan spesifik araçların etkinliğini ana-liz eden çalışmaların da bulunduğu görülmektedir. Jimenez vd. (2012), 1999-2010 dönemini ele al-dıkları çalışmalarında, İspanya’da kullanılan di-namik karşılık yönteminin, kredi arzı yaratma ve konjonktür karşıtı sermaye tamponu oluşturma hususunda bankaların konjonktür yanlı eğilim-lerini azalttığı ve dinamik karşılıkların firma dü-zeyinde net reel pozitif etkiler yarattığı sonucuna ulaşmışlardır. Vandenbussche, Vogel ve Detragi-ache (2012), 16 Orta ve Doğu Avrupa ülkesinde 2000-2011 döneminde kredi ve konut piyasasında-ki finansal döngüleri kontrol altına almak amacıy-la uyguamacıy-lanan ihtiyati araçamacıy-ların etkilerini panel ana-lizi yöntemiyle incelemişlerdir. Çalışmaya göre, standart zorunlu karşılıkların konut fiyat enflas-yonu üzerinde etkili olmadığı, diğer taraftan mak-ro ihtiyati nitelikteki marjinal zorunlu karşılıkla-rın (marginal reserve requirements) kredi büyüme-sinde veya döviz kaynaklarındaki aşırılıkları kont-rol almada başarılı sonuçlar verdiği tespit edilmiş-tir. Cordella vd. (2014), 1970-2011 dönemi için 52 ülkenin verilerini kullanarak oluşturdukları stili-ze olgular aracılığıyla konjonktür karşıtı bir makro ihtiyati araç olarak zorunlu karşılıkların etkinliğini analiz etmişlerdir. Çalışmaya göre, faiz oranları-nın döviz kuru üzerindeki etkilerinin öncelikli ol-duğu durumlarda kullanılan zorunlu karşılıkların, sermaye girişlerine bağlı sistemik risklerin azaltıl-masına katkı sağladığı görülmektedir. Wong, Ho ve Tsong’un (2015), 13 ülkelik panel veri anali-zi ile LTV politikasının etkinliği üzerine yapmış oldukları çalışmada, konut fiyatlarındaki bir dü-şüş karşısında LTV tavanı uygulamayan ülkeler-de, konut kredilerinin ödenmeme oranının LTV ta-vanı uygulayan ülkelere göre daha fazla olduğunu tespit etmişlerdir.

Makro ihtiyati politikaların etkinliğine ilişkin am-pirik çalışmaların önemli bir kısmı, makro ihtiya-ti araçların sermaye hareketleri üzerindeki etkile-rine odaklanmıştır. Bruno ve Shin (2013), Kore’de 2010 yılından itibaren uygulanmaya başlanan makro ihtiyati politikaların, sermaye hareketle-rinin duyarlılığına olan etkilerini 48 ülkelik pa-nel veri analizi vasıtasıyla incelemişlerdir. Çalış-maya göre, Kore’de -diğer ülkelere nazaran- ser-maye hareketlerinin küresel koşullara duyarlılı-ğı makro ihtiyati politikaların tanımlanmasından sonra azalmıştır. Huh ve An (2014), Kore’de kul-lanılan makro ihtiyati araçların, borç girişlerinin hacmini azaltmada veya bileşimini değiştirmedeki etkilerini VAR yöntemi ile analiz etmişler ve dö-viz sınırlamalarının borç girişlerini azaltmada et-kili olduğu sonucuna ulaşmışlardır. Choi (2014), Kore’de sınır ötesi bankacılık akımlarındaki dal-galanmayı azaltmak ve kısa vadeli döviz borçlan-masını caydırmak amacıyla bankaların döviz cin-sinden türev pozisyonlarındaki kaldıraçların sı-nırlandırılması ve bankaların mevduat dışı döviz yükümlülüklerinin vergilendirilmesi şeklinde uy-gulanan makro ihtiyati araçların etkinliğini 2003-2011 dönemi için Bayesyen VAR yöntemi ile ana-liz etmiştir. Ampirik sonuçlara göre, her iki araç da bankaların döviz yükümlülüklerinin vade yapı-sını uzatarak bankacılık sisteminin direncini arttı-rıcı katkılar yapmıştır. Beirne ve Friedrich (2014), 1999-2009 dönemini baz alarak 139 ülkenin veri-leri ile gerçekleştirdikveri-leri panel veri analizinde, 8 farklı makro ihtiyati aracın sınır ötesi banka akım-ları üzerindeki etkilerini incelemişler ve makro ih-tiyati araçların sermaye girişleri üzerinde sınırlı etkileri olduğunu tespit etmişlerdir. Bruno, Shim ve Shin (2015), 12 Asya-Pasifik ülkesindeki mak-ro ihtiyati politika ve sermaye akımları yönetimi (capital flow management) politikaları arasındaki ilişkiyi panel regresyon yöntemi aracılığıyla ince-lemişlerdir. Çalışmaya göre bankacılık sektörü ve tahvil piyasasına ilişkin sermaye akımları yöneti-mi politikaları banka ve tahvil girişlerini yavaşlat-mada etkindir. 2004-2013 döneminde para politi-kası, bankacılık giriş kontrolleri ve makro ihtiya-ti poliihtiya-tikalar arasında tamamlayıcılık ilişkisi mev-cuttur. Bunun yanı sıra makro ihtiyati politikalar parasal genişlemeye nispeten parasal sıkılaştırma-nın olduğu durumlarda para politikasını tamamla-mada daha başarılıdırlar.

Türkiye’de sermaye hareketlerine bağlı makro-finansal riskleri kontrol altına almak amacıyla

(15)

79 2010 yılının son çeyreğinden itibaren asimetrik

faiz koridoru3, zorunlu karşılıklar ve rezerv

opsi-yon mekanizması4 (ROM) gibi makro ihtiyati

araç-lar kullanılmaya başlanmıştır. Mevcut araçaraç-ların et-kinliğini analiz eden ampirik çalışmalar, genel iti-bari ile araçların finansal istikrara katkı sağladığı-nı işaret etmektedir. Binici vd. (2013), basit VAR ve dinamik panel modeli ile kredi-mevduat faiz farkının faiz koridoru ile olan etkileşimini ana-liz etmişlerdir. Buna göre, asimetrik faiz korido-ru, likidite politikaları ile birlikte uygulandığında, banka kredileri ve mevduat faizleri üzerinde etki-lidir. Dolayısıyla gerektiğinde kredi-mevduat faiz farkını etkileyebilecek makro ihtiyati bir araç ola-rak kullanılabilme potansiyeli taşımaktadır. Odun-cu vd. (2013), genelleştirilmiş otoregresif koşul-lu değişen varyans modeli (GARCH) vasıtasıy-la ROM’un -sermaye hareketlerindeki büyük ha-cimli değişikliklere rağmen- döviz kuru üzerin-deki değer kazanma/değer kaybetme baskıları-nı kontrol altına almada başarılı olduğu ve böyle-likle fiyat istikrarı ve finansal istikrara katkı sağ-ladığı sonucuna ulaşmışlardır. Aysan vd. (2014), Bruno ve Shin’in (2013) metodolojisini kullana-rak gerçekleştirdikleri 46 ülkelik panel analizinde, makro ihtiyati politikaların kullanılmasından son-ra Türkiye’nin -diğer ekonomilere nazason-ran- ser-maye hareketlerine karşı duyarlılığının azaldığı-nı tespit etmişlerdir. Şahin, Doğan ve Berument (2015), sistemik riski arttıran sermaye hareketle-rindeki aşırılıklarla mücadelede ROM’un etkin-liğini, 1992-2013 dönemini baz alarak etkileşim-li vektör otoregresyon (IVAR) anaetkileşim-lizi ile test et-mişlerdir. Çalışmaya göre, ROM’un tanımlanması ve artan kullanımı, sermaye hareketlerindeki dal-galanmaları sınırlamasının yanı sıra sermaye hare-ketlerinin faiz oranı ve döviz kuru üzerindeki etki-lerini de azaltmaktadır.

3 Asimetrik faiz koridoru, merkez bankasının borç alma (ta-ban değer) ve borç verme (tavan değer) faiz oranları arasında-ki banttır. Koridorun genişliğinin arttırılması, kısa vadeli kazanç-lara ilişkin belirsizlik yaratarak sermaye girişlerini caydırıcı etki-ler yapabilmektedir. (Aysan, vd. 2014:10).

4 Rezerv opsiyon mekanizması, bankaların Türk Lirası zo-runlu karşılıklarının belirli bir yüzdesinin yabancı para ve altın cinsinden tesis edebilmelerine olanak sağlayan bir uygulama-dır. Mekanizma ile sermaye hareketlerindeki değişmelere bağ-lı olarak döviz arz ve talebinde meydana gelebilecek dengesiz-likler azaltılması hedeflenmektedir (Oduncu vd., 2013:1-2).

5. Makro İhtiyati Politikaların Diğer Politikalarla İlişkileri

Makro ihtiyati politikalar, fiyat istikrarına ve fi-nansal istikrara ulaşmada kullanılan tek politika değildir. Fiyat istikrarını ve finansal istikrarı sağ-lamak için para politikasına, maliye politikasına ve mikro ihtiyati politikalara da sıklıkla başvurul-maktadır. Bununla birlikte makro ihtiyati politika-lar, bu politikalarla etkileşim içerisindedir. Bazı makro ihtiyati politikaların gerekçesi, diğer poli-tikalardan kaynaklanan bozulmaları gidermek ola-bildiği gibi, kimi zaman da makro ihtiyati politika-lar sonucu ortaya çıkan yayılma etkilerinin önüne geçebilmek için diğer politikalara gereksinim du-yulabilmektedir (Claessens, 2014:8). Diğer bir ifa-deyle makro ihtiyati politikalar ile diğer makroe-konomik ve finansal politikalar arasında tamamla-yıcılık ve çatışma ilişkileri söz konusudur.

5.1. Para Politikası

Küresel finansal kriz öncesi dönemde, para ve fi-nansal istikrar politikaları arasında tam anlamıyla bir dikotomi söz konusuydu. Bu doğrultuda, para politikası araçları ile enflasyon ve çıktı düzeyine, ihtiyati düzenlemeler ve denetimlerle de finansal istikrarın sağlanmasına odaklanılmıştı. Para politi-kası otoriteleri, -finansal piyasa dengesizlikleri ve aktif fiyat balonlarına karşı reaktif bir tutum izlen-mesi ve müdahalenin ancak balonun patlamasın-dan sonra yapılması gerektiğine inanılan- A. Gre-enspan önderliğindeki hakim görüşün etkisi altın-daydı (Mishkin, 2011:17). Konjonktürel dalgalan-maların en önemli sebeplerinden aktif fiyat balon-ları ve kredi büyümesi gibi finansal friksiyonlar ile mücadelede para politikasına herhangi bir gö-rev atanmamıştı.

Küresel finansal krizle birlikte fiyat istikrarının, fi-nansal istikrar için gerekli ama yeterli olmadığı or-taya çıkmış (Schoenmaker ve Wierts, 2011:9) ve para politikasının, faiz aracını kullanarak aktif fi-yat balonlarına proaktif tepkiler vermesi gerekti-ğini savunan BIS görüşü (lean against the wind) akademik literatürde ağırlık kazanmıştır (Galati ve Moessner, 2011: 23). Bu görüşün savunucularına göre, sadece ihtiyati politikalarla sistemik riskle-rin oluşumu kontrol altına alınamaz. Uzun vadeli fiyat istikrarı hedefi ile tutarlı bir biçimde arttırıla-cak faiz oranları ile kredi genişlemesinin ekonomi üzerindeki maliyetlerini sınırlamak mümkündür

Referanslar

Benzer Belgeler

otonom para talebi, örn.; kredi kartı kullanımı yada para ikamesi gibi unsurların belirlediği para talebi.. (Ancak Lo,

• Gelir artınca para talebi artar, faiz kısmen yükselir, ekonomi

Hasıla düzeyinin belirlenmesi, Toplam talep ve toplam arz, Alternatif makro modeller, enflasyon ve hasıla düzeyi...

• Keynesyen iktisadi düşünce akımı 1929’da ABD’de başlayıp bütün dünyaya yayılmış bir ekonomik kriz olan Büyük Buhranının (Kara Perşembe) kötü sonuçlarını

• Başlangıçta dengede olan ekonomide genişletici para politikası LM eğrisini sağa kaydırırken daha düşük faiz düzeyinde, daha yüksek gelir düzeyinde denge sağlanır.

• Sermaye hareketlerinin serbest olduğu bir ekonomide: IS eğrisi (tasarruflarla yatırımların eşitlendiği eğri); mal ve hizmet piyasasındaki, LM eğrisi (para arzıyla

• Fisher modeline göre; tüketimin, cari ve gelecekteki gelirin bugünkü değerine bağlı olduğu ve dolayısıyla Keynes’in tüketim. fonksiyonunun aksine bu modelde tüketimin,

• Esnek hızlandıran modeline göre firmalar, her yıl fiili sermaye stoku ile arzulanan sermaye. stoku arasındaki farkın belli bir oranı kadar yatırım