T.C
GAZİ ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ EĞİTİM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI
KIRDAN KENTE GÖÇ EDEN AİLELERİN KIZ ÇOCUKLARININ MESLEK KAZANMASI VE ÇALIŞMASI KONUSUNDAKİ GÖRÜŞLERİ VE
DAVRANIŞLARI
YÜKSEK LİSANS TEZİ
Hazırlayın Süreyya YILDIZ
T.C
GAZİ ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ EĞİTİM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI
KIRDAN KENTE GÖÇ EDEN AİLELERİN KIZ ÇOCUKLARININ MESLEK KAZANMASI VE ÇALIŞMASI KONUSUNDAKİ GÖRÜŞLERİ VE
DAVRANIŞLARI
YÜKSEK LİSANS TEZİ
Hazırlayın Süreyya YILDIZ
Danışman
Yrd. Doç. Dr. Şadan TOKYÜREK
i
JÜRİ VE ENSTİTÜ ONAY SAYFASI
... ‘ın ... ... ... başlı
klı tezi
... tarihinde, jürimiz tarafından ... ... Anabilim / Anasanat Dalında Yüksek Lisans / Doktora / Sanatta Yeterlik Tezi olarak kabul edilmiştir.
Adı Soyadı İmza
Üye (Tez Danışmanı):... ...
Üye : ... ...
Üye : ... ...
Üye : ... ...
ii
ÖZET
KIRDAN-KENTE GÖÇ EDEN AİLELERİN KIZ ÇOCUKLARININ MESLEK KAZANMASI VE ÇALIŞMASI KONUSUNDAKİ GÖRÜŞLERİ VE
DAVRANIŞLARININ ARŞTIRILMASI Yıldız, Süreyya
Yüksek Lisans, Aile Ekonomisi ve Beslenme Eğitimi Ana Bilim Dalı Tez Danışmanı: Yrd. Doç. Dr. Şadan TOKYÜREK
Aralık – 2006
Bu araştırma; Ankara’nın Mamak İlçesinin Boğaziçi, Duralialıç ve Akşemsettin mahallelerinde yaşayan 300 ailenin kız çocuklarının meslek kazanması ve ev dışında çalışması konusundaki görüşlerini ve davranışlarını saptamak amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür.
Araştırma bulgularına göre; araştırmaya katılan bireylerin % 61’i kadın ve % 39.0’u erkektir. Bunların % 91.0’i evli olup kadınların % 94.5’i ev hanımı, erkeklerin ise %36.0’sı emeklidir. Kadınların % 62.8’i ve erkeklerin % 70.1’i ilkokul mezunudur. Araştırmaya katılan ailelerin % 73.0’ü iş bulmak amacıyla kente göç etmiştir. Ailelerin 467 kız ve 445’i erkek olmak üzere toplam 912 çocuğu bulunmaktadır. Kız çocuklarının % 73.0’ü bir işte çalışmamakta, % 11.6’sı ise çalışmaktadır. Çalışan kız çocuklarının % 42.8’i kuaför, çocuk bakıcılığı, terzi gibi mesleklerde çalışmakta, % 17.1’i hemşire , % 14.2’si öğretmen ve memurdur.
Çalışan kız çocuklarının % 28.5’i kendi ihtiyaçlarını karşılamak için, % 25.7’si aile geliri yeterli olmadığı için, % 22.8’i mesleği olduğu için çalışmaktadır. Evli ve nişanlı olduğu için çalışamayanlar % 74,1’oranındadır.
iii
Araştırmaya katılan ailelerin % 79.3’ü kız çocukları ev dışında çalışıp aile bütçesine katkıda bulunmalıdır görüşüne sahiptir.
iv
ABSTRACT
KIRDAN-KENTE GÖÇ EDEN AİLELERİN KIZ ÇOCUKLARININ MESLEK KAZANMASI VE ÇALIŞMASI KONUSUNDAKİ GÖRÜŞLERİ VE
DAVRANIŞLARININ ARŞTIRILMASI Yıldız, Süreyya
Yüksek Lisans, Aile Ekonomisi ve Beslenme Eğitimi Ana Bilim Dalı Tez Danışmanı: Yrd. Doç. Dr. Şadan TOKYÜREK
v
ÖNSÖZ
Bu araştırma Kırdan-Kente Göç Eden Ailelerin Kız Çocuklarının Meslek Kazanması Ve Çalışması Konusundaki Görüşleri Ve Davranışlarının saptanması amacıyla yapılmıştır.
21.yüzyıl’da kız çocukları ve kadınların eğitim alması ve meslek kazanmasıyla ilgili birçok sorunla karşı karşıya olduğu görülmektedir. Bunda kırdan kente göçle birlikte geleneksel görüşlerin etkinliği ve kız çocuklarının okula gönderilmemesi etkili olmaktadır. Araştırmacının kırdan kente göç etmesi sonucu eğitim ve meslek hayatında bulunması konuya ilgi duymasında etkili olmuştur.
Araştırmanın her aşamasında değerli bilgilerini esirgemeyen ve kendisiyle çalışmaktan mutluluk duyduğum danışmanım Sayın Yrd. Doç. Dr Şadan TOKYÜREK hocama şükranlarımı sunuyorum.
Ayrıca benim meslek edinmem ve eğitimimde en önemli yere sahip olan Babam Sayın Lütfi YILDIZ’a, çalışmam süresince bilgileriyle bana destek olan dayım Sayın Doç. Dr. Muzaffer CAN’ a ve kardeşim Aycan YILDIZ’a teşşekürlerimi sunarım.
vi İÇİNDEKILER Sayfa ÖZET ... iii ABSTRACT...iv ÖNSÖZ ...v İÇİNDEKİLER ...vi TABLOLAR LİSTESİ...vii 1.GİRİŞ ...1 1.1.Amacı...4 1.2.Araştırmanın Önemi...4 1.3.Varsayımlar...6 1.4.Sınırlılıklar ...6
1.5.Terimler Tanımlar Kısaltmalar...6
2.KAVRAMSAL ÇERÇEVE ...8
2.1.Göç...8
2.1.1.Göçün Toplum Üzerindeki Etkileri ...9
2.1.2.Göç ve Kent İlişkisi...10
2.2. Kentleşme ...11
2.2.1.Kentleşmenin Nedenleri ...13
2.2.2.Kente Uyum Sorunu...15
2.2.3.Kentlileşme...18
2.2.4.Kırdan-Kente Göçün Kadınlar Üzerindeki Etkisi ...18
2.2.5.Kırsal Kesimde ve Kentte Çalışan Kadın...21
2.2.6.Kadınlar İçin Kenti Çekici Kılan Nedenler ...24
2.3.Kadın İşgücü ...26
2.3.1.Dünyada Kadın İşgücü ...27
2.3.2.Türkiye’de Kadın İşgücü...29
vii
4.ARAŞTIRMANIN YÖNTEMİ ...37
4.1.Araştırmanın Modeli...37
4.2.Evren ve Örneklem ... 37
4.3.Araştırma Bölgesinin Seçimi ... 37
4.4.Veri Toplama Tekniği... 38
4.5.Veri Toplama Aracı... 38
4.6.Verilerin İstatistiksel Analizi ... 39
5.BULGULAR ve TARTIŞMA...40 6.SONUÇ ve ÖNERİLER...64 6.1.Sonuç...64 6.2.Öneriler ...66 KAYNAKÇA ...69 EKLER
viii
TABLOLAR LİSTESİ Tablo No Sayfa Tablo 1: Araştırmaya Katılan Bireylerin Yaş, Cinsiyet Ve Medeni Durumlarına Göre Dağılımları ... 41
Tablo 2: Araştırmaya Katılan Bireylerin Öğrenim ve Meslek Durumlarına Göre Dağılımları ... 42
Tablo 3: Ailenin Köyde Kalış Süresi Ve Kentte Kalış Süresi ... 43
Tablo 4: Ailelerin Köyden Kente Göç Etme Nedenlerine Göre Dağılımı ... 44
Tablo 5: Ailelerin Gelirlerinin Harcama Alanlarına Göre Dağılım... 45
Tablo 6: Ailelerin Gelirlerinin Yetip Yetmeme Durumuna Göre Dağılımı... 45
Tablo 7: Ailelerin Evlerinin Mülkiyet Durumlarına Göre Dağılımı... 46
Tablo 8: Ailelerin Sahip Oldukları Çocuk Sayısına Göre Dağılımı ... 47
Tablo 9: Ailelerin Çocuklarının Cinsiyetlerine Göre Dağılımı... 47
Tablo 10: Ailelerin Çocuklarının Yaşlarına Göre Dağılımları ... 48
Tablo 11: Ailelerin Çocuklarının Eğitim Durumlarına Göre Dağılımı... 48
Tablo 12: Ailelerin Kız Çocuklarını Okutma Nedenlerine Göre Dağılımı... 49
Tablo 13: Ailelerin Kız Çocuklarını Okutmama Nedenlerine Göre Dağılımı... 50
Tablo 14: Ailelerin Kız Çocuklarının Çalışma Durumuna Göre Dağılımı ... 51
Tablo 15: Ailelerin Çalışan Kız Çocuklarının Mesleklerine Göre Dağılımı ... 52
Tablo 16: Ailelerin Kız Çocuklarının Çalışma ve Çalışmama Nedenlerine Göre Dağılımı ... 53
Tablo 17: Ailelerin Kız Çocuklarının Çalışmasına İlişkin Karar Verme Durumlarına Göre Dağılımı ... ... ... 54
Tablo 18: Ailelerin Kız Çocuklarının Meslek Kazanması ve Çalışmasına İlişkin Bireylerin Görüşleri ... ... 55
ix
Tablo 19: Anketi Cevaplayan Bireylerin Eğitim Durumuna Göre Kız Çocuklarının
Meslek Kazanması Ve Çalışmasına İlişkin Görüşlerinin Varyans Analizi Sonuçları ... 57 Tablo 20: Ailenin Köyde Yaşama Süresine Göre Kız Çocuklarının Meslek Kazanması Ve Çalışmasına İlişkin Bireylerin Görüşlerinin Varyans Analizi Sonuçları ... 59 Tablo 21: Ailenin Kentte Yasama Süresine Göre Kız Çocuklarının Meslek Kazanması Ve Çalışmasına İlişkin Bireylerin Görüşlerinin Varyans Analizi Sonuçları ... 61
1
GİRİŞ
Modern toplumlarda her bireyin kendi yaşamını ilgilendiren konularda karar verme hakkı olduğu ve bununla bağlantılı olarak da yaşadıkları toplumun fırsatlarından eşit yararlanmaları ilkesi kabul görür. İdeal toplum; kadın ya da erkek, bütün bireylerin insani potansiyellerini özgürce kullanabilecekleri ve haklardan eşit olarak yararlanabilecekleri toplumdur. Fakat kadınlar genelde bu haklardan eşit olarak yararlanamamaktadırlar. Bu nedenle kadınlar kendi yaşamları hakkında söz sahibi olabilmek için eşitlik elde etmek ve bunun için de güçlenmek istemektedirler. Temel güçlenme olanaklarını da eğitim, ücretli çalışma ve siyasal kararlara katılım olarak tanımlayabiliriz.
Kadının toplumdaki yeri asırlardır ev ile sınırlandırılmış, işlevi ev işi ve çocuk yetiştirme olarak belirlenmiştir. On dokuzuncu yüzyıldan itibaren hızla gelişen endüstrileşme ile geleneksel tarım toplumlarında ailenin ücretsiz işçisi olarak ağır iş yükü taşıyan kadına, eğitim görme ve ev dışında ücretli çalışma olanakları sağlanmıştır. Eğitim düzeyinin yükselmesi ve toplumdaki işlevinin çeşitlenmesi ile kadın sosyal haklarını genişletmek için mücadeleye başlamıştır. Kadınların eğitimi ve çalışmasıyla ilgili son yıllarda olumlu gelişmeler gözlenmesine rağmen, bu gelişme istenen düzeyde değildir. Belli mesleklerde çalışan kadın sayısı( özellikle yöneticilik) hala düşüktür ve kadınlar genellikle düşük gelirli, yükselme şansı sınırlı olan ve ev kadınlığı ile uyuşabilen geleneksel mesleklerde çalışmayı tercih etmektedirler (Kuzgun, 2000).
İnsanlığın var olduğu dönemlerden günümüze kadar hemen hemen her dönemde kadınlar, gerek ulusal düzeyde, gerekse dünya genelinde nüfusun yarısını oluşturmaktadırlar. Dolayısıyla tarihin her döneminde ekonomik ve toplumsal yaşamın bir yanını erkekler bir yanını da kadınlar temsil etmişlerdir. Bununla birlikte kadınların ekonomik üretim ve düzenleme etkinliklerine katılımı da insanlık tarihi kadar eskilere dayanmaktadır. Kadınların toplumsal ve ekonomik yaşama katılımları ev içinde olduğu kadar ev dışındaki alanlarda da var olmuştur ve halen sürmektedir.
2
Ancak kadınların ekonomik yaşama katılımları ile toplumsal ve ekonomik kalkınmadan yararlanma biçimleri ve ölçüleri doğru orantılı değildir. Her ne kadar kadınların toplumsal ve ekonomik kalkınmadan yararlanma durumları ülkelerin gelişmişlik/azgelişmişlik düzeyleri ile ilişkilendirilebilirse de genel anlamda bütün toplumlarda erkeklerin gerisine düştükleri, aynı işte çalışmalarına karşın, aynı ücreti alamadıkları, daha az istihdam edildikleri ve daha düşük ücretle çalıştırıldıkları bilinen bir gerçektir. Kadın ve erkeğin toplumsal rol bölüşümü kesin sınırlar ile belirlenirken, kadın da ekonomik yönden tümüyle erkeğe bağımlı hale gelmiştir (T.C Başbakanlık, 1999).
Yıllarca kadının temel çalışma ortamı evi olurken ve kadın ev işi ve çocuk bakımı gibi geleneksel ancak ekonomik karşılığı bulunmayan çok sayıda günlük yaşam faaliyeti ile uğraşırken; erkek evin geçimini sağlamak amacıyla ev dışında gelir getirici bir işte çalışmaya yönelmiş, bu durum da kadını ekonomik anlamda erkeğe bağımlı kılmıştır. Bu sosyo-ekonomik ilişki erkeği evin ekmeğini getiren kişi yaparken, ekonomik ilerlemenin de birincil aktörü konumuna sokmuş, erkek, kendisine verilen bu toplumsal rol ile ekonomik olarak üretken olmakta ve toplumsal değer kazanmakta; kadın ise hem ekonomik anlamda erkeğe bağımlı olmakta hem de yaptığı günlük yaşam faaliyetlerinin ekonomik bir değeri olmadığı için toplumsal değersizliğe itilmektedir.
Tarih boyunca tarım toplumuna geçiş, mülkiyet paylaşımı ve ikamet kurallarıyla, daha sonra da tek tanrılı dinlerin kadına karşı aldığı tavırla kadın eve kapatılmış, yaptığı işler ev işi olarak görülmüş ve evde yapılan işler, iş olarak kabul edilmemiştir. Kadınların ilgilendiği işler, genellikle el emeğine dayalı, kumaş ve halı dokumak, nakış işlemek, dantel örmek, vb gibi verimi düşük, informal işler olmuştur. Bu da her dönemde kadının statüsünde önemli bir düşüşe neden olmuş ve kadınlar eve kapatılmıştır.
Tarım sektöründe iktisaden faal nüfusu içinde yerini alan kadınlar, kentlere göçle birlikte, iktisaden faal nüfus dışına çıkabilmektedirler. Bu kadınların bir kısmı ev kadını konumuna girerken, diğer bazıları da özellikle gecekondu bölgelerinde, kent işsizlerini oluşturmakta ya da marjinal işlerde çalışmaktadırlar. Kırsal ve göç
3
olgusuna bağlı olarak ortaya çıkan bu durum, kadınların işgücüne katılım oranlarında gözlenen sürekli düşüşün temel nedenidir (Gökçe, 1993).
Günümüzde önemli bir toplumsal sorun olarak karşımıza çıkan kentleşme, gerçekleşirken ortaya çıkan toplumsal değişme, insan davranış ve ilişkilerinde, değer yargılarında, maddi ve manevi yaşam biçimlerinde değişmeler meydana getirmektedir (Keleş, 1982).
Geleneksel baba otoritesinin zayıflaması, çocuklara tanınan serbestlik, karı-koca arasında açık ve olumlu bir iletişimin başlaması, ev işlerini, çocuk bakımını paylaşma gibi kentsel tutum ve davranışlar ailenin bireyi olan kadının aile içi statü ve rollerini de belirginleştirmiştir.
Kırsal alandan ayrılıp kente göç etme, kent yaşamının özelliklerine uyum ve zihniyet değişmeleri ile aile yapısında ve aile içi ilişkilerde bir takım değişiklikleri beraberinde getirmiş ve kadının toplumsal konumu ve çalışma yaşamındaki yerini etkilemiştir (Koray vd., 1999).
Kadına geleneksel yapı içinde yüklenen annelik, ev ve ailenin bakımı, eğitim ve öğretim olanaklarının erkeklerin düzeyinde olmaması, kadının ev dışında çalışmasının uygun görülmemesi, mesleki eğitim alamamaları ve dolayısıyla meslek sahibi olamamaları, ev geçindirmenin erkeğin görevi olarak kabul edilmesi gibi inanç ve değerler, kadının tarım dışı alanlarda istihdam edilmelerini zorlaştırmaktadır.Kente gelmeden önce , kırsal alanda tarımda çalışan kadınların kente göçle birlikte ev dışında çalışma oranları azalmaktadır. Çoğu zaman sahip olduğu yeni rollerle birlikte, devam eden geleneksel rollerini de yerine getirmek zorunda kalmaktadır. Bunun yanında çalışma koşulları ve karşılaştıkları zorluklar, onun ev-iş bütünlüğü içindeki yaşamını zorlaştırıcı bir etken olmaktadır.
Kadınların özellikle işgücü piyasasına daha etkin ve donanımlı katılımlarını sağlamak için yapılan araştırılmaların yoğunlaştırılması ve sağlıklı veriler toplanması bu alanda bir ön adım oluşturacağına inanılmaktadır.Bu araştırmada; köyden kente göç etmiş olan ailelerin kız çocuklarının eğitim alması, meslek kazanması ve çalışması konusunda görüşlerinin neler olduğu geçmişlerinden gelen birikimlerinin
4
ve kente uyum sürecinde geçirdikleri değişikliklerin bu görüşler üzerinde etkili olup olmadığı ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.
Kavramsal çerçeve göç ve etkileri, kentleşme ve etkileri, gecekondulaşma, , kadınların iş yaşantısı ile ilgili bilgilerle birlikte, kadınların ve kız çocuklarının çalıştırılması ile ilgili yapılmış olan araştırmalara yer verilmiştir.
Bulgular kısmında; Ankara’nın Mamak İlçesine göç etmiş olan kırsal kökenli ailelerin, kız çocuklarının eğitim almasına, meslek sahibi olmasına ve ev dışında çalışmasına ilişkin görüş ve davranışlarını belirlemek amacıyla elde edilen bulgular yer almaktadır.
1.1. Araştırmanın Amacı
Bu araştırmanın amacı; Ankara’nın Mamak İlçesinde yaşayan ve kırdan kente göç etmiş olan ailelerin kız çocuklarının meslek edinmesi ve çalışmasına ilişkin görüşlerini ve davranışlarını saptamaktır. Bu amacı gerçekleştirmek için;
- Ailelerin köyde ve şehirde yaşadıkları süre,
- Göç etme nedenleri,
- Ailelerde ki kız ve erkek çocukların demografik özellikleri,
- Kız çocuklarının meslek sahibi olma durumlarını ve çalıştırılmasına ilişkin uygulamaları,
- Ailelerin kız çocuklarının çalışmasına ilişkin görüşleri ile ilgili sorulara cevap aranmıştır.
1.2. Araştırmanın Önemi
Modern toplumlarda artan işbölümü ve uzmanlaşma, çalışma yaşamının belirleyici özelliklerini oluşturmaktadır.
5
Endüstrileşme ve kentleşmeyle birlikte fiyatların yükselmesi, gelirin artması, kadınların eğitim seviyelerinin yükselmesi ve aile dışında işgücüne katılmalarını da beraberinde getirmiştir.
Kırsal kesimde ücretsiz aile iş gücü statüsünde tarımsal faaliyete katılan kadın nüfusunun yarısını oluşturan kadınlar vasıfsız işgücü durumunda olmaları nedeniyle kente geldiklerinde çalışma hayatının dışında kalmaktadırlar.Bir taraftan geleneksel değerlerin devam etmesi, diğer taraftan değişmenin getirdiği yenilikler, kadınların istihdam sorunlarını ortaya çıkartmıştır.
Kentleşme ile birlikte toplumsal değişme, insan davranış ve ilişkilerinde, değer yargılarında, maddi ve manevi yaşam biçimlerinde değişmeler meydana getirmiştir.
Kentsel ortamda çalışma , daha çok modern üretim girdilerinin kullanıldığı endüstri ve hizmet alanlarında belli bir eğitim ve uzmanlığı gerektirmektedir.Eğitimli olsa bile kentli kadının çalışma eğilimi çok düşük düzeydedir Bir çok kırsal kesim kadınının kente göç ettikten sonra üretimden koptuğu gözlenmektedir.Sadece eğitimi ve ekonomik gücü düşük kadınların ev işçiliği türünde ve sigorta dışı marjinal işlerde çalışması sık rastlanan bir olgudur.Ülkemiz kadınının çoğunluğu eğitimli yada eğitimsiz olsun evinde eş ve anne rollerini benimsemeyi tercih etmektedir.
Bu araştırmanın kadınlara, kız çocuklarına, ailelere, kadınların ev dışında çalışması ile ilgili çalışmalar yapan kurumlara ve bu konuda araştırma yapacak olan kişilere yardımcı olacağı düşünülmektedir.
Bu çalışmada kırdan kente göç etmiş olan ailelerin, kız çocuklarının eğitimi, meslek edinmeleri ve ev dışında çalışmalarına ilişkin ailelerin davranış ve düşüncelerinde kent kültürünün meydana getirdiği etkinin olup olmadığı araştırılmaktadır.
6
1.3. Varsayımlar
Bu bölümde konu ile ilgili doğru olarak kabul edilen ifadeler belirtilmiştir.
1. Türkiye’de kırdan kente göç eden aileler kız çocuklarına meslek kazandırma konusunda geleneksel bir tutum izlemektedirler.
2. Kız çocuklarının eğitime katılım olanakları arttıkça ev dışında çalışma oranlarında değişiklikler görülebilir.
3. Bireylerin eğitim durumu ile kız çocuklarının meslek kazanması ve çalışmasına ilişkin görüşleri arasında fark vardır.
4.Ailelerin kırda ve kentte yaşama sürelerine göre kız çocuklarının meslek kazanması ve çalışmasına ilişkin görüşleri değişmektedir.
1.4. Sınırlılıklar
Bu bölümde araştırmanın sınırlılıkları belirtilmiştir.
Bu araştırma;
1.Ankara ilinde Mamak ilçesinde kırdan kente göç etmiş olan ve gecekondu bölgesinde yaşayan aileler ile sınırlıdır.
2.Ailelerin kız çocuklarına mesleki eğitim sağlama ve kız çocuklarını ev dışında çalıştırma konusundaki görüş ve davranışları ile sınırlıdır.
1.5. Terimler, Tanımlar, Kısaltmalar
Aile: Evlilik bağıyla bağlı, anne, baba ve çocuklardan oluşan en küçük toplum
birimidir.
7
Gecekondu: Kırdan kente göçen aileleri barından ve çoğu kez briket, kerpiç, tuğla,
vb. araçlarla kısa sürede yapılmış konutlarda, bir yerleşim ve yaşama biçimidir.
Kent: Nüfusu 20.000’den yüksek tarımsal olmayan üretimin olduğu, işbölümü ve
uzmanlaşmanın bulunduğu yerleşme yeridir.
Kentlileşme: Kırdan kente göçen insanların kente özgü düşünce ve davranışlar
geliştirme sürecidir.
Kadın İşgücü: İstihdam içerisinde kadın nüfusunun yer almasıdır.
AB: Avrupa Birliği
DİE: Devlet İstatistik Enstitüsü DPT: Devlet Planlama Teşkilatı
KSSGM: Kadın Statüsü Sorunları Genel Merkezi TÜİK: Türkiye İstatistik Kurumu
TÜSİAD: Türk Sanayici İşadamları Derneği
TÜRK-İŞ: Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu MEB: Milli Eğitim Bakanlığı
YÖK: Yüksek Öğretim Kurumu GİAD: Genç İş Adamları Derneği
8
2. KAVRAMSAL ÇERÇEVE
2.1. Göç
Göç olgusu, temelinde sosyal bir hareket olmasına karşın, ekonomik yaşamdan kültüre kadar hayatın her yönünü etkileyen temel bir değişim aracıdır.-
Göç; kişilerin hayatlarının gelecekteki kısmının tamamını veya bir parçasını geçirmek üzere, tamamen yahut geçici bir süre için bir iskân ünitesinden (şehir, köy gibi) diğerine yerleşmek kaydıyla yaptıkları coğrafi yer değiştirme olayıdır.
Göçü ve kentleşmeyi doğuran sebepler genellikle itici ve çekici güçlerdir. İtici güçler, nüfusu köy dışına iten her türlü etmenlerdir. Bunlar köylerden kopan nüfusu kentlere, büyük merkezlere taşıyan ulaşım araçlarındaki ve imkânlardaki gelişmelerdir (Keleş, 1984).
Ülkemizde kırdan kente göç, 1950’li yıllardan itibaren başlayıp, 1960’lı yıllarda giderek hız kazanmıştır. 1950 sayımında % 25 olan kent nüfusu; 1980’de % 44’e, 1990 nüfus sayımında ise % 59’a yükselmiştir.. 2000 nüfus sayımına göre ise şehirde yaşayanların toplam nüfus içindeki oranı;% 64.90, köyde yaşayanların % 35.10 olarak tespit edilmiştir (TÜİK, 2006).
Ülkemizde görülen göçlerin sebeplerinden itici olanlar; tarımda makineleşme, köylünün topraksızlaşması, hızlı nüfus artışı, kır hayatının iticiliği ve kent hayatının çekiciliği, bayındırlık ve ulaştırma alanında yapılan yatırımlar, eğitim, tayin, güvenlik, töre, köy gibi nedenlerdir. Çekici güçler ise kentin sosyal ve ekonomik yönden çekiciliği ve canlılığı olmakla birlikte eğitim, sağlık, bayındırlık, kültür vb. hizmetlerin varlığı, çalışma şartlarının daha iyi olması, toplumsal konumda yükselme gibi etkenler olmaktadır.
Ülkemizde de kırdan kente göçün doğurduğu yığınlaşma sürecini yaşayan göçenler; kent çevresini hızla saran gecekondu kuşağında oturmakta; bir taraftan kır özelliklerini kentte yaşamaya çalışan diğer taraftan kent özelliklerine uyum sağlamak
9
zorunda kalan kırla kent arasına sıkışmış, yaşamlarında zaman zaman kente tepkiyi zaman zaman da kıra özlemi sergileyen yeni bir alt kültür meydana getirmiştir.
Göçler kırsal kesimlerin şehre açılmasına, şehrin etkilerinin ailenin yapısına girmesine imkân veren en önemli toplumsal olaylardan biridir. Göç gerçeği ile yüz yüze gelen aileler, gidilen bölgelerde farklı bir kültürel ortam içine girmektedir. Girilen bu yeni ortama adaptasyon süreci aileler üzerinde değişik şekillerde etkilere neden olmaktadır. Göçler toplumdaki pek çok değer gibi aile yapılarını etkilemekte geleneksel geniş ailemiz gittikçe çekirdek aileye doğru dönüşmektedir.
Kente göç eden ailelerde, her ne kadar biçim açısından çekirdek aile tipi hayat sürdürülürse de ailenin sosyal yaşam ve güvencesinde geniş aile ölçüleri uygulanmaktadır. İçinde henüz yabancı kaldıkları, bütünleşemedikleri, genel sosyal güvencelere tam olarak güvenemedikleri ya da bu güvencelerin gerçekten de yeterli olmadığı ortamlarda böylesine bir hayat ve davranış biçimi, onlara daha güvenli bir destek sağlamaktadır (Özbek, 1983).
2.1.1. Göçün Toplum Üzerindeki Etkileri
Göç olgusu, toplumsal değişimin göstergelerinden biridir. Bir ülkenin sanayileşme ve kentleşme oranı, modernleşme süreciyle belirginleşir. Endüstrinin gelişmesine paralel olarak ortaya çıkan kentleşme olgusu, ekonomik olduğu kadar sosyal yapıdaki değişimlerde de ifadesini bulur. Endüstriyel gelişme sonucu kentlerde ortaya çıkan işgücü ihtiyacı, kırdan kente göçün başlıca nedenini oluşturur.
Kırsal alanlardan büyük şehirlere doğru gerçekleştirilen göçler, toplumsal hayatta önemli değişmelere neden olmaktadır. Kırsal alanın yerleşik sosyal organizasyonu içinde geleneksel bir yaşam tarzı sürdüren kişiler, kente göç eden aileler kendilerine tamamen yabancı bir sosyal organizasyonla karşılaşmaktadır.
Kentleşme aile yapısı üzerinde eğitim, kültür, teknolojik imkânlar ve konfor sağlamak gibi olumlu etkileri yanında, aile bağlarının zayıflaması, gibi sorunları da beraberinde getirmektedir (Sencer, 1970).
10
Göç eden anne baba köydeki davranış biçimlerini hemen değiştirmemekte, bu durum ise kentin özgür dünyasında bulunan gencin aile ile sorunlar yaşamasına neden olmaktadır (Kıray, 1982).
Kırdan kente göç sanayileşmenin bir gereği olduğu kadar, modernleşme sürecinin bir simgesi olarak da değerlendirilmektedir.Artan nüfustan etkilenen sadece yerel ve merkezi yönetim olmamış, göç edilen yerde daha önce yaşayan halk ve göç eden kişilerde hızlı ve düzensiz göçün getirdiği sorunlarla yüzleşmek zorunda kalmışlardır (Keleş, 1984).
2.1.2. Göç ve Kent İlişkisi
Kente göçmüş olan ilk kuşak aileleri, hayatlarının dış görünüşünde kente ait yaşam geneline uysalar da, aile içi tutumları, ailenin diğer üyeleri ve özellikle daha genç kuşaklarına davranışları, geniş aile kavramından etkilenmektedir.. Kente göç eden ailelerde, her ne kadar biçim açısından çekirdek aile tipi hayat sürdürülürse de ailenin sosyal yaşam ve güvencesinde geniş aile ölçüleri uygulanmaktadır. İçinde henüz yabancı kaldıkları, bütünleşemedikleri, genel sosyal güvencelere tam olarak güvenemedikleri, ya da bu güvencelerin gerçekten de yeterli olmadığı ortamlarda böylesine bir hayat ve davranış biçimi, onlara daha güvenli bir destek sağlamaktadır (Özbay, 1993).
Kente gelenler başlangıçta kendi köyünden gelmiş akraba veya tanıdıklarının yanına yerleşmekte, sonra yavaş yavaş kentle ilişki kurmaya başlamaktadırlar. Kente yeni gelenler öncelikle hayatlarını devam ettirecek yeni geçim kaynakları arama, uygun bir iş bulma, aileyi barındıracak bir konuta sahip olma problemleri ile karşı karşıya kalmaktadırlar.Uyum sorunu ise daha farklı biçimde, uzun vadeli ve psikolojik kökenli olarak ortaya çıkmaktadır (Geray, 1966).
Kente göç ile birlikte, ailenin çocuklar üzerindeki denetimi azalmaktadır. Ayrıca aile içinde yeni kent toplumunun istediği kişiliği verecek şekilde otorite ve sevgi ilişkileri gelişmemiştir.Göç eden anne baba köydeki davranış biçimlerini
11
hemen değiştirmemekte, bu durum kentin özgür dünyasında bulunan gencin aile ile sorunlar yaşamasına yol açmaktadır (Koray, 1999).
Kırsal alanlardan kente göç, birçok şey gibi gencin kişilik oluşumunu da etkileyecektir. Yeni yetişen genç çevre ile kuvvetli bağlarının oluştuğu bir devrede ortam değişikliği ile karşı karşıya bırakılırsa kişilik oluşumunu yıpratıcı etkiler ortaya çıkacaktır.
Genç kendini çevreleyen şartların olumlu ya da olumsuz oluşu ölçüsünde kent hayatının gerekleri ile uyum veya çatışma durumunda olacaktır. Kente uyum, zamana bağlı olduğu için belli bir süre sonra şehre gelenler apayrı bir kültür meydana getireceklerdir. Kentleşme aile yapısı üzerinde eğitim, kültür, teknolojik imkânlar ve konfor sağlamak olumlu etkilerde bulunması yanında, aile bağlarının zayıflaması, gençleri aile dışında gruplara koyması gibi menfilikler de getirir. Grupların olumsuz hareketlerine yönelerek suça yönelmeler, boşanma ve evlilik dışı ilişkiler bu olumsuz etkilerin sonucudur (Sencer, 1970).
Kentte bir diğer önemli sorun işsizlik ve geçim sıkıntısıdır. Toplumsal ekonomik düzeyin düşüklüğü, bir yandan maddî yaşama şartlarını ağırlaştırdığı için, bir yandan da toplumsal güçlükleri yoğunlaştırması sebebi ile dolaylı olarak kente ait uyum açısından menfi bir etkide bulunmaktadır (Kıray, 1984).
2.2. Kentleşme
Kentleşme kavramı, özellikle sanayinin gelişmesi sonucu nüfusun kentlerde toplanması ve kent alanlarının genişlemesi sürecini .Bir toplumun gelişmişlik derecesini, sanayileşmesini, nüfus yapısını belirleyen toplumsal değişmelerin en çok göze çarpan yönüdür.
Kentleşmenin başlangıcı konusunda insanlığın yerleşik hayata geçiş aşamasına kadar eskiye gidilmesi gerekir. Kentleşme günümüzden 9-10 bin yıl önce orta doğu’da başlamış ve tarımsal üretimin artışına paralel olarak bütün dünyaya yayılmıştır. Tarihte insanların kalıcı olarak kurdukları ilk yerleşim birimleri tarla ve ürün yetiştirdikleri alanların etrafında olmuştur. Bu ürünlerini korumak ve hasat
12
mevsiminde toplamak için yerleşim amaçlı evler yapmışlardır. Bu evler günümüzdeki konutların ilk örneklerini oluşturmuştur.
Tarım devriminin tarihteki en önemli sonucu, kişi ve toplum başına düşen üretimin büyük ölçüde arttırılması olmuştur. Küçük köy yerleşimleri tükettiklerinden çok üretmeye başlayınca, yaşamak için besin üretmek zorunda bulunmayan insanlardan teşekkül etmiş sayıca az, fakat nüfusça kalabalık kasaba ve kentler ortaya çıkmıştır. Kentlerin nüfusu besin üretimine bağlı olmuş, ürün fazlasına göre kentler gittikçe kalabalıklaşmışlardır.
Kentleşme konusundaki en önemli gelişmeye endüstri devrimi sebep olurken, endüstri alanındaki buluş ve icatlar kentlerin önemini arttırmış bu ise beraberinde göç olgusunu oluşturmuştur. Modern kentlerin etrafında sanayi işçilerinin yaşadığı her türlü koşulun var olduğu sanayi kentleri bu dönemde ortaya çıkmıştır.
Kentleşme, bir toplumun gelişmişlik derecesini, sanayileşmesini, nüfus yapısını belirleyen toplumsal değişmelerin en çok göze çarpan yönünü oluşturmaktadır (Merter, 1950).
Kentleşme ile birlikte toplumsal hayatta ilişkiler farklılaşmakta, roller çeşitlenmekte, sosyal statü ve mevki gibi terimler toplum hayatının özü haline gelmekte ve kişilerin birbiri ile ilişkilerine de yön vermektedir.
Kentleşmenin meydana gelişi incelendiğinde; teknolojinin gelişmesi ile beraber insanların daha çok zamana sahip oluşu ile iş bölümünün artmasının kentleşmenin meydana gelmesinde ekili olduğu söylenebilir. Kentleşme ile iş hayatı parçalı hale gelip, geçim faaliyetleri bedeni sermayeden çok ticari sermayenin kullanılışı ile elde edilmeye başlamıştır.
Sosyolojik açıdan kentleşmenin, fert ve toplum ilişkilerini, sosyal müesseseleri, toplumsal yapıyı değiştirici etkileri vardır. Doğuşunu kırsal kesimden alan kentleşme hareketi, sosyal değişmenin de bir göstergesidir ve aynı zamanda sosyal değişme aşaması olmasının yanında bir uyum ve fiziki yerleşim sürecidir.
13
Kentleşme ile görülen sosyal değişme hayat tarzı ve düşünce biçiminde değişmeye yol açan temel bir olgu olmakla beraber, kentleşme sosyal gelişmeyi etkileyen hatta hızlandıran bir olgu olmasından dolayı büyük bir öneme sahiptir (Kartal, 1978).
Kentleşmenin sebeplerine bakıldığı zaman değişik nedenler görülmektedir. Genellikle bu nedenler itici-çekici nedenler, iletici nedenler ve siyasal nedenler olarak sıralanabilir. İtici nedenlere, insanları kırsal alanlardan şehirlere doğru iten nedenlerdir. Bunlar kırsala alanlarda görülen ve yaşamı zorlaştıran; gelir eksikliği, sağlık ve eğitim şartlarının, sosyal güvence ve iş sahalarının yetersizliği, yeterli konut, su, elektrik yokluğu gibi problemlerle birlikte topraksızlık, doğa koşullarının zorluğudur. Tarımda verimin düşüklüğü, tarımsal gelirin azlığı, gelirin ve toprak sahipliğinin dengesiz dağılması, tarım topraklarının çok parçalanmış olması ve tarımsal makineleşme köylünün tarımdan ve köyden kopmasını hızlandırmıştır.
İnsanları kent hayatına çeken nedenler ise yeterli iş sahası ve çalışma imkânlarının bulunması, eğitim, sağlık, kent hayatının sunduğu elektrik, su, iletişim ve ulaşım gibi kamu hizmetlerinin varlığı, renkli sosyal bir yaşam gibi nedenlerdir (Tüfekçi, 1999).
2.2.1. Kentleşmenin Nedenleri
Kentleşme nedenleri biri diğerinden etkilenen nedenler olarak, ekonomik, teknolojik, siyasal ve psikolojik-sosyolojik nedenler olmak üzere dört ana başlık altında toplanmaktadır.
Ekonomik Nedenler:Kırsal alanlarda, tarımsal kesimde çalışma koşullarının
zorlukları, kişi başına düşen tarımsal gelirin düşüklüğü ve kentlerin sunduğu ekonomik üstünlüklerin fazla oluşu karşımız çıkar ( DPT, 1997).
Kentlerde mal ve hizmetlerin bolluğu, işbölümü ve uzmanlaşmanın olması üretimi kolaylaştırıp, gelirleri artırmaya yol açmaktadır (Keleş, 1995).
Az gelişmiş ülkelerde, tarımın verimliliği ve kişi başına düşen tarımsal gelir, köylüyü köyünde tutmaya yetmeyecek kadar düşüktür. Gerek bu yetersiz gelirin, gerekse toprak iyeliğinin dengesiz dağılımı, tarım topraklarının çok parçalanmış
14
(ufalanmış) olması, iklim koşulları ve toprak aşınması(erozyon),bu itici etmenleri güçlendiren nedenlerdir.
Teknolojik Nedenler: Sanayi devriminin getirdiği değişikliklerle beraber
kentleşmenin hızlanması teknolojik gelişmelerle mümkün olmaktadır. Buhar gücü nüfusun fabrikalar yakınında birikmesine yol açmıştır. Elektrik enerjisinin sanayide artan oranda kullanılması kentlerde hızlı biçimde nüfusun yoğunlaşmasına etkide bulunmuştur. Hızla gelişen teknolojiyle birlikte iletişim ve bilgisayar teknolojisindeki ilerlemenin kentleşmeyi nasıl etkileyeceği zamanla görülecektir.
Siyasal Nedenler: Kentsel kesimlerde köy yerleşim birimlerinden farklı olarak kent
kültürü egemendir. Çeşitli düzeyde verilen siyasal kararlar, hukuk kurumlarından bazıları ve kentlerdeki yönetim yapısının özellikleri kentleri özendirici nitelik taşımaktadır.
Köylerde tarım topraklarının parçalanması sonucu mirasçılardan yalnız biri tarafından toprağın bütünün ya da büyük kısmının elinde tutulduğu kapalı veraset sisteminde, diğer çocuklar ya kendilerine özel çiftlik satın almak ya da başka çiftlikte işçi olarak çalışmak zorunda kalacaklardır.Bu durum kenti çekici hale getirmektedir.
Sosyo Psikolojik Nedenler: Sosyo-psikolojik nedenler köy ve kentin yaşam
biçimleri arasındaki farklılıkta ortaya çıkmaktadır. Kentin özgür havası, kentli olmanın gururunu paylaşma, kentte var olan toplumsal ve kültürel olanaklar ve hizmetler kenti çekici kılmaktadır. Kimi yerlerde kente göç etmeye ”yükseliş” gözüyle bakılması kentli olmayı, kentte yaşamayı beraberinde getirmektedir. Eğitim, sağlık vb imkânlar, kırsal kesimlerde rastlanılan kapalı toplum yaşamının kentlerde olan açık toplum yaşamına olan özlemi doğurması, kentleşme olayının sosyo-psikolojik nedenleri arasındadır.
15
2.2. 2. Kente Uyum Sorunu
Kentleşme, birbirinden anlamlı ayrımlar gösteren bir süreci ifade etmektedir. Tıpkı göçten önce olduğu gibi göçten sonra da nüfus, kent içinde sürekli olarak yerleşinceye kadar bir yer değiştirme süreci geçirmektedir. Kente göç ile başlayan nüfus deviniminin kentin belirli bir kesiminde kararlılık kazanmasına kadar süregelen bu aşamaya "kentlileşme" adı verilmektedir. Bu süreç içinde yeni kentliler, değişik evrelerden geçerek kentin sürekli yerlileri haline gelmektedirler.
Diğer yandan kentleşme, genel çizgileriyle geleneksel topluluklardan çağdaş kent topluluğuna geçiş sürecinin de bir ifadesidir. Nüfus, gelenekçi bir yapının egemen olduğu kesimlerden çağdaş örgütlenmenin belirlediği bir kent merkezine yerleşmektedir. Böylelikle yeni kentliler, yeni çevreleri ile uyumlu ilişkiler geliştirmek zorunda kalmaktadırlar. Söz konusu çevreler arasındaki derin farklılaşma, kentleşme sürecinin kısa sürede ve kolaylıkla tamamlanmasına engel olmaktadır.
Kentleşme gerçekleşirken ortaya çıkan toplumsal değişme, insan davranış ve ilişkilerinde, değer yargılarında, maddi ve manevi yaşam biçimlerinde ortaya çıkmaktadır (Keleş, 1980).
Kentleşme ve kentlileşme birbiri içinde yer alan ancak birbirinden farklı iki ayrı olgudur. Nüfusun kaynağından hareket ederek büyük bir kent merkezine yerleşmesi şeklinde gerçekleşen kentleşme, her şeyden önce bir yer değişiklik anlamı taşımaktadır. Yerleşim yerlerinin, göç edilen merkezden çok farklı özelliklere sahip olmasından dolayı, kentleşme aynı zamanda bir çevre değişikliği niteliği de taşımaktadır. Bunun temel nedeni göç eden nüfusun kökenini oluşturan, başta kırsal çevre olmak üzere geleneksel çevre ile kent arasındaki köklü yapı farklılığıdır.
Kent insanı kır insanına oranla çok daha açık görüşlü ve geleneklere daha az bağlıdır. Kırın geleneklere ve akrabalığa bağlı yapısı kente göçen insanlar üzerinde uzun süre etkisini korumaktadır. Kent konutlarında kırdan kente göç ile yaşanan topraktan kopma tümüyle gerçekleşirken ortak yaşamın getirdiği özgürlüğün
16
sınırlanması ve kurallara uyma gibi sorunlar insanların yaşam tarzlarını yeniden şekillendirmektedir.
Kırdan kente göç eden insanlar sosyal değişimin etkisiyle kırsal yaşayış biçiminin özelliklerini, inanç ve tutumlarını sürdürürken, kente özgü yaşayış biçimi, inanç ve tutumlarla da uzlaşma durumunda olmak zorundadır. Kırda ki kültür ile ne kadar az ilişki içerisinde olunur ve kent kültürü ile ne kadar çok ilişi içerisinde bulunulursa değişim çok daha hızlı olmaktadır.
Sosyal değişme ve endüstrileşmenin kentleşme sorununu doğurması; kente göçen insanın kır kültüründen uzaklaşarak, kente özgü yaşam biçimlerini kabul etmesinde etken olmuştur. Genel olarak çocuk sahibi olmadan başlayan ve çocuk yetiştirmeye kadar giden bir bilinçlenme, geleneksel baba otoritesinin zayıflaması, çocuklara tanınan serbestlik, eşler arasındaki açık ve olumlu iletişim, ev işlerini, çocuk bakımını paylaşma gibi kentsel tutum ve davranışlar ailenin farklılaşmasına neden olmuştur (Gökçe, 1994).
Kentleşmeye eşlik eden çevre değişikliği, sadece köy kökenliler için değil, yerel kent ve kasabalardan gelenler için de söz konusudur. Köyler veya kırsal kasabalar kadar olmasa bile bu yerel kent yerleşmelerinin de yapısal özellikleri ile nüfusun yöneldiği kentten önemli ayrımlar gösterdiği göstermektedir. Bu nedenle kentleşmeyi, temelini farklı çevrelerde bulan bir "toplumsal değişme" olayı olarak kabul etmek mümkündür.
Ülkemiz kentleşmenin getirdiği bir kültür şoku yaşamaktadır. Kırsal alanlardan büyük kentlere göçen milyonlarca kişi için, kırsal kültür işlevini kaybetmektedir. Ancak bu kişiler kentsel kültürü de yeterince benimseyememektedir. Kentleşme ile ortaya çıkan kültür boşluğunu ortadan kaldırmak ve geleneksel topluluktan kent çevresine geçişi sağlamak amacı ile yeni kentliler, değişik yöntemlerle kent koşulları içinde geleneksel toplumun bazı ilişki biçimlerini ve davranış kalıplarını geliştirme eğilimi göstermektedirler. Bu geçiş mekanizmaları ile aşamalı bir şekilde kentle uyum sağlanmakta ve geleneksel toplulukla kent arasında bir köprü kurmak suretiyle kentle bütünleşmeye ulaşılmaktadır ( Keleş, 1995).
17
Gecekondu, köylerden kentlere göç eden nüfusun, kentlerdeki konut arzın eksikliği karşısında, barınma gereksinimlerini gelir azlığı nedeniyle en ucuz yoldan giderilmesi için bulunan bir çözüm yoludur. Şehre göç edenler, başlangıçta kendi köyünden gelmiş akraba ve tanıdıklarının yanlarına yerleşmekte ve zamanla yavaş yavaş şehir hayatıyla ilişkilerini kurmaya başlamaktadırlar.
Gecekondu bölgesinde kümelenmelerin nedenleri, kırdan göç edenlerin akraba ve hemşerililerine yakın olmak, yakınlarının desteği sayesinde güçlerini arttırabilmek, birlik ve beraberliği bozmayacak ve uyumsuzluk çıkarmayacak kişilerle bir arada olabilmek için memleketlerinden yakınlarının gelmesine önayak olmuşlar ve zaman içerisinde bu topluluk büyüyüp çoğalmıştır. Kırdan kente geçişte aile yapı ve ilişkilerinde de bir değişime uğramış ataerkil geniş aileden; ana baba ve evlenmemiş çocukların bir arada bulundukları çekirdek aileye dönüşmüştür (Ersoy, 1985).
Ülkemiz de modernleşme yolundaki kırdan kente geçişi sağlayan tampon bir mekanizmadır. Kente göçtükten sonra kentle bütünleşme ikinci üçüncü kuşağa kadar uzanmaktadır. Göçün sürekliliği ve arkada bırakılanlarla sürdürülen ilişki geleneksel davranış, tutum ve alışkanlıklarının uzun süre devamına olanak vermektedir. Göç nedeniyle artan kentli nüfus gereksinimlerine cevap vermeyen kentleşme, sanayileşme ve istihdam sorunları yeni nüfusun kentle bütünleşmesini geciktirmektedir (Tatlıdil, 1989).
Kır kent arasındaki farklı yaşam; kır kent ailesine dönüşüm sürecinde gecekondu ailesini gerek aile içi ilişki gerekse toplumla ilişki boyutunda çeşitli sorunlarla karşılaşılan bir toplumsal kurum olarak simgelemektedir. Hem kente özgü hem de kırsal kesime ilişkin kültürel özellikler taşımaktadır. Kentli köylülerin geliştirdiği bu kültür, onların sosyo-ekonomik ve siyasal ilişkilerine doğrudan yansımaktadır (Kaya, 2006).
18
2.2.3. Kentlileşme
Kentlileşme; kentleşme akımı sonucunda, toplumsal değişmenin insanların davranışlarında ve ilişkilerinde, değer yargılarında, tinsel ve özdeksel yaşam biçimlerinde değişiklikler yaratması sürecidir
Kırdan kente göç birden bire gerçekleşen bir olay olmadığından değişimde aşamalı olarak gerçekleşmektedir. Birinci aşamayı kente ilk geliş oluşturur. İkinci aşama kente gidiş-dönüş dönemi ve üçüncü aşama ise kente tamamen yerleşme dönemidir. Kente gidiş-dönüş kişi kentteki durum ve olanakları karşılaştırmakta, ön hazırlıklar yapıp, bunlara göre göç konusundaki kesin kararını vermektedir. İkinci kuşağın oluşturduğu bu dönemden sonra kentlileşme süreci tamamlanabilmektedir (Keleş, 2000).
Kentlileşme süreci kırdan kente göç sonucu kişinin kente özgü işlerde çalışması, hem kente özgü davranış kalıplarını benimsemesi, hem de kentin sunduğu tüm olanaklardan yararlanması yönünde bir değişimdir. Kente göçen insanlar zaman içinde ekonomik ve sosyal bakımlardan kentlileşmektedirler. Ekonomik bakımdan kentlileşme, kişinin geçimini tamamen kentte veya kente özgü işlerle sağlamasıyla gerçekleşmektedir. Sosyal bakımdan kentlileşme ise, kır kökenli insanın türlü konularda kentlere özgü tavır ve davranış biçimlerini, sosyal ve tinsel değer yargılarını benimsemesi ile gerçekleşmektedir (Emin, 1989).
Kırsal kesim ile kentteki davranış farklılıklarının ortadan kalkması, yeni davranış ve alışkanlıklarının elde edilmesi belli bir zamanı gerektirmektedir.Sosyal ilişkiler, gelenek, görenek vb yönlendiricilere olan bağlılığın değişmesi için gerekli olan bu zamanın azaltılması kentlileşme için önemlidir.
2.2.4. Kırdan Kente Göçün Kadınlar Üzerindeki Etkileri
Göçler kırsal kesimlerin şehre açılmasına, şehrin etkilerinin ailenin yapısına girmesine imkân veren en önemli toplumsal olaylardan biridir. Toplumumuzda tarihten beri her zaman yer etmiş olan göçler, pek çok değer üzerinde önemli değişmelere neden olmuştur.
19
Değişimin olumlu yönleri aile içi ilişkilerin eşitlikçi yöne yönelmesi, ailede işbirliği ve iletişimin artması, kadınların çalışma yaşamına girişi ile nispeten özgürleşmesi, çocukların daha değerli hale gelmesi gibi yönler sayılabilirken, olumsuz yönleri olarak ise; ailelerde boşanma oranlarının artması, kuşaklar arası çatışmaların meydana gelmesi, gençlerin yeterli şekilde sosyalleşmemesi ve
kültürlerine yabancılaşması, alt kültürler oluşması ifade edilmektedir (Tüfekçi, 1999).
Kentlerin sağladığı imkânlarla, ailelerin beslenme, giyinme, sağlık, temizlik gibi maddi değer ve alışkanlıklarıyla, manevi hayat ve değerler sisteminde önemli değişmeler meydana gelmektedir. Kırla ilişkilerin devamı kentle bütünleşmeyi etkilemektedir.
Gecekondu kadını göçten önce aile ekonomisi için parasız işgücü olarak çalışmakta, kente geldiğinde ise;işçi piyasasının niteliksiz düşük statülü işgücünü oluşturmaktadır.
Kırsal kesim kadını gerek geleneksel yapısı, gerekse uğraş biçiminin farklılık nedeni ile kentlerdeki hemcinslerine göre farklılık göstermektedir. Kır kadını bir yandan temizlik, çocuk bakımı, ekmek yapımı, yakacak temini, gıda ve beslenme gibi ev işleri yaparken diğer yandan bitkisel ve hayvansal üretim,el sanatları etkinlikleri, tarım dışı işler ve gelir getirici faaliyetlerde de( pazarda satmak için mal üretimi, tarım dışı ücreti, işçilik,pazarlama faaliyetlerine katılım gibi ) bulunmaktadır.
Kadının tarımsal etkinlikleri yanında, besin maddelerinin hazırlanması ve saklanması, içme suyunun, yakacakların taşınması, Pazar için yoğurt, peynir yapımı gibi etkinlikleri kapalı aile ekonomisi içinde kaybolmakta, kadın bağımsız olarak emeğinin karşılığını alma ve kullanma olanağından hukuken olmasa da uygulamada yoksun bulunmaktadır. Bu durumda bağımsız ücret kazanan kesime girmeyen fakat ekonomik açıdan üretim etkinliği olan işleri yapan kadın, geleneksel değerlerin yaygın olduğu kırsal kesimde çalışan kadın statüsüne sahip değildir.Yaptığı ev dışı
20
iş, kırsal yapılanma modelinde ev işinin bir uzantısı olarak görülmekte ve çoğunlukla ekonomik faaliyet sınıfına alınmaktadır (Tan, 1979).
Kadınların toplumdaki yeri, yaşadıkları ülkenin gelişme düzeyi, bulunduğu toplumun kültür değerleri tarafından belirlenmektedir. Türkiye’de kadınların tarım kesiminde özellikle köy yaşamında erkeğe oranla daha fazla oranla daha fazla çalışması, içinde doğup büyüdüğü sosyal değerler açısından doğal sayılmaktadır. Geleneksel sosyal değerlerin ve kapalı toplum ilişkilerinin yoğun biçimde yaşandığı kırsal alanda, yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı kadın kır yaşamı içinde ağır bir yük ve sorumluluk altında bulunmaktadır.
Kır kesiminde doğup büyüyen bir kadının gerek mantalitesi, gerek mesleği, gerek işle ilgili tutum eğilimleri kentteki insanların sosyal değerleri ile pek örtüşmediğinden ve de kır kesiminde egemen olan sosyal değer ve sosyal normların
farklı olması nedeni ile kentle ilişkisini engellemiştir (Yıldırak vd., 2003).
Göç ve kentleşme kadının tarıma, aile ekonomisi ve işgücüne dayalı ekonomik yaşamda ki etkinliğini topraktan kopma nedeniyle kesintiye uğratmaktadır. Gecekondu kadınının eğitim düzeyindeki düşüklük ekonomik yaşama katılımını da azaltıcı bir etkendir.
Göçle birlikte aynı hanede yaşayan kadın sayısının arttığını(bir gecekondu apartmanında beş aileden oluşan akraba gruplarının yaşamak zorunda kalması gibi) ve bu mekân kısıtlamasının kadın açısından köydeki koşulları arattırdığı ve kadının daha çok ezilmesine neden olduğu bilinmektedir. Erkeğin kimi zaman iki eşi ve çocuklarıyla birlikte aynı odayı paylaştığı, cinsel alışkanlıklarda değişikliklerin meydana geldiği, bunun kadınlar ve çocuklar üzerinde olumsuz psikolojik etkiler yarattığı, göçün getirdiği ruhsal bozuklukların kadınlarda adet bozukluğu gibi sağlık problemlerine yol açtığı ve göçün getirdiği yoksulluğun küçük yaşta sokak satıcılığına başlayan kız çocuklarının eğitim olanaklarını olumsuz etkilediği görülmektedir (İlkkaracan, 1998).
21
Günümüz modern toplumlarında sosyal hayat seviyesinin yükselmesi sonucunda ailenin temel ihtiyaçları da artmış, buna paralel olarak, modern toplumlarda aile üyeleri temel ihtiyaçlarını karşılamak ve yeterli bir gelir elde etmek için birlikte aile dışında ve aile içerisinde çalışmak zorunda kalmışlardır.
Endüstrileşme ve kentleşmeyle birlikte, fiyatların artması, kadınların eğitim seviyelerinin yükselmesi, kadınları aile dışında işgücüne katılmaya sevk etmiştir (Merter, 1990).
Geleneksel çerçeve, kadının ev dışında çalışma yaşamına katılmasıyla değişime uğramaktadır. Endüstrileşme ve kentleşme ilerledikçe hem işgücü hem de kadının ve ailenin ihtiyaçları açısından kadının çalışma yaşamına daha çok katıldığı görülmektedir. Ev dışında ve ücretli çalışan kadın sayısı arttıkça da aile kurumunda, kadın-erkek rollerinde, toplumsal işbölümünde hem var olan ayrımcılık daha çok su yüzüne çıkmakta hem de daha farklı bir anlayışın gelişmesi gerekli olmaktadır. Örneğin, karı koca ilişkileri, çocukların bakımı, ev işlerinin paylaşımı gibi konularda erkek egemen toplum yapısı ihtiyaca cevap veremez duruma gelmekte hem toplumsal örgütlenmenin hem de kültürel değerlerin değişmesi gerekmektedir.
Diğer yandan kocanın ve aile büyüklerinin kadının ev dışında çalışmasının doğru olmayacağı, büyük kent yaşamında tehlikelerle karşılaşabileceği ve bunlarla baş edebilecek kadar güçlü olmadığına ilişkin geleneksel tutum ve baskılarda gece kondu kadınları arasında dışarıda çalışan kadın sayısını azaltmaktadır.
2.2.5. Kırsal Kesimde ve Kentte Çalışan Kadın
Kırsal geleneksel ailede çocuklara yönelik beklentilere bakıldığında cinsiyet temelinde oldukça keskin bir ayrım olduğu görülmektedir. Bu farklılık erkeği ön plana çıkaran onu daha fazla değer vermeyi içeren, onu bir gelecek güvencesi olarak kabul eden ve saygınlık kaynağı gören bir farklılık olmaktadır. Bu durum erkek çocuğun özerk bir kişilik geliştirmesini engelleyici bir ortam gibi görülse de kız çocuk ile karşılaştırıldığında topumda etkin bir birey olma sürecinde ailenin kaynaklarına sahip olma olanaklarını da beraberinde getirmektedir. Buna karşın kızlar ise erkeklerden farklı bir sosyalizasyon sürecinden geçerek, ilk günden itibaren
22
ailede değersiz olduğunu öğrenerek bir kimlik kazanmaktadır. Böylesi bir toplumda toplumsal yapıda kadının temel statüsü ve ona bağlı rolü aile kurumu içinde yer almaktadır. Bu statüde önce babasının statüsüne bağlı ikincil bir statüden eşine bağımlı eş, anne ve ev kadını rolleri bütünlüğünün getirdiği bir statü olmaktadır.
Kadının statüsü açısından cinsiyete dayalı bir işbölümünü içeren bu davranış modeli günümüzde de toplumumuzun genelinde varlığını önemli oranda sürdürmektedir. Her ne kadar toplumumuzda giderek kadınların ücretli işgücü olarak çalışma yaşamına girmeleri artsa da, yapılan çalışmalar bu değişmenin henüz toplumsal yapının taşıdığı kemikleşmiş cinsiyetçi rol farklılaşmasının büyük oranda değişmediğini ortaya koymaktadır.Özellikle kadınların büyük oranda istidam edildikleri alanlara baktığımızda tarım, hayvancılık, dokumacılık alanlarında çalıştığını açıkça görmekteyiz
Kırsal kesim kadını ücretsiz aile işgücü olarak, gerçekte ev kadınlığı faaliyetlerinin bir uzantısını yerine getirmektedir. Kent kadınları ise toplam kent işyerlerinde çalışanların küçük bir oranını oluşturmakta, çoğunluğu ev kadını işlevini sürdürmekte ve iş piyasasına girmemektedir (Özbay, 1995).
Kentlerde kadın işleri genellikle sayım dışında kalan evde parça başı iş yapmaktan hizmetçiliğe kadar uzanan enformel sektörde yoğunlaşmaktadır.
Kadınların kırsal kesimde tarımdaki rolü mekanizasyon boyutlarına göre değişmektedir. Tarımda mekanik araçların kullanılmaya başlamasıyla kadınlar, tarla üretiminden tamamen uzaklaşmışlardır.
Kadınların konumu, ailenin mülkiyet ve gelir düzeyine göre değişmektedir. Büyük topraklı ailelerde kadınlar üretimden tamamen kopmuştur ve ev kadınlığı statüsünü başarı ile sürdürmektedirler. Az topraklı kadınlar ise tarımda mevsimlik işçilik, hayvan bakımı(sağım, ahır temizliği gibi) ve yağ peynir, yoğurt üretimi gibi hayvansal faaliyetlerde istihdam edilmektedirler.
Kırsal alanda ve kentlerde, sosyo ekonomik ve sosyo kültürel düzeyi farklı bölgelerde yaşayan ailelerin birçoğunda geleneksel ev yönetimi anlayışı
23
benimsenmekte aile içi roller, statü ve sorumluluk dağılımının belirlenmesinde erkek egemenliği hakim olmaktadır.
Ev dışında gelir getirmek amacıyla çalışan veya çalışmayan, çalıştığı halde ev içi sorumlulukların çoğunu yüklenme durumunda olan kadınların ev yönetiminin çeşitli alanlarına eğitimlerinin yetersiz oluşu neden ile ev ve aile yaşamına ilişkin bir çok sorunla başetmekte zorlandığı görülmektedir (Tokyürek, 1997).
Ülkemiz de çalışan işgücüne kadının katılımı daha çok tarım sektöründedir. Kadın tarımsal alanda aile içi üretimi içinde veya tarım işçisi olarak yer alırken aynı zamanda ev işlerini de yürütmektedir. Kentsel ortamda çalışma, daha çok modern üretim girdilerinin kullanıldığı endüstri ve hizmet alanlarında belli bir eğitim ve uzmanlığı gerektiren özelliktedir. Eğitimli olsa bile kent kadının çalışma eğilimi çok düşüktür. Birçok kırsal kesim kadının da kete göçtükten sonra üretimden koptuğu gözlenmektedir. Sadece eğitimi ve ekonomik gücü düşük kadınlar ev işçiliği türü ve sigorta dışı marjinal işlerde çalışması sık rastlanan bir olgudur (Oskay, 1993).
Ülkemizde yaşayan kentli kadını; göçle kente gelen, kentte yaşayan kırsal kesim kadınını ve kırsal alanda yaşayan kadınları birbiri ile karşılaştırdığımızda aralarında birçok bakımdan farklılıkların olduğunu ve bunun da kadınların tüm yaşamına yansıdığını görürüz. Bu gruplar içerisinde ise, en çok ezilen, en mağdur olan kırsal alanda yaşayan ve tarımla uğraşan kadınlar olduğu görülmektedir.
Kırsal kesim kadınları köy ekonomisi içinde ücretsiz aile işçisi konumundadır. Eğitim imkânları, eşit bir şekilde sunulmamakta maddi güçlükler, gelenek ve töreler gibi gerici-feodal değer yargılarıyla sarılan köy kadını, bin bir güçlük altında yaşamını sürdürmeye çalışır.
Kırsal kesimde yaşayan kadının aydınlanması şehirde yaşayan kadına göre çok daha zordur. Çünkü kırsal kesimdeki kadınlarımız daha dar bir çevrede yaşamakta ve sadece yakın çevresi ile iletişim içinde bulunmaktadır. Aynı düşünceyi paylaştığı, bilgi ve görgüsü kendinden farklı olmayan diğer kadınlarla bir aradadır. Gelenek ve göreneklerine sıkı sıkıya bağlıdır. Erkeğin “üstünlüğünü” ataerkil yapının bir gereği olarak kabullenmiştir. Kırsal kesimde çalışan kadınların % 89’u aile işletmesinde
24
ücretsiz işçi statüsündedir. Bu nedenle ekonomik bağımsızlığı yoktur. Ürünün satışından aldığı gelir eşe aittir. Babasının evinden getirmediği her şey, eşinin mülkiyetindedir. Topraksız ailelerde ağırlıklı olarak mevsimlik tarım işçilerinin büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturmaktadır. Çoğu kez makine kullanan erkeğe göre daha düşük ücret almaktadır. Yazın sıcak, kışın soğuk havalarda zor koşullarda çalışan kadın işçiler, tüm gün büyük özveri ile çalıştıkları halde daha düşük ücretlerle yetinmek zorundadırlar.
Çalışma hayatında, üretimin her aşamasında katkısı bulunan; ev işleri, çocuk ve diğer bakıma muhtaç aile üyelerinin sorumluluğu üzerinde olan kadınların toplumsal olanaklardan yeterince yararlandıklarını söylemek zordur, hatta imkânsızdır.
Kırsal kesimsilerimizde, kız ve erkek çocukların farklı sosyalleşme süreçleri geçirmesine paralel olarak kadın, aile içinde erkeğe göre daha düşük bir statüde bulunmaktadır.Kırsal alanda sosyal yapını geliştirilmesinde kadının eğitiminin önemli rolü olmakta ve kadının eğitiminin, ailenin diğer fertleri üzerindeki olumlu etkileri belirgin olarak görülmektedir (Albayrak, 2004).
2.2.6. Kadınlar İçin Kenti Çekici Kılan Nedenler
Göç olgusu ele alınırken toprak mülkiyetindeki düzensizlik, tarımın makineleşmesi, tarım kesiminde gizli işsizlik ve bunlara bağlı olarak kırsal kesimde yaşayanların karşı karşıya oldukları ekonomik zorlukların iticiliği ile kentin sunduğu iş olanakları, sağlık hizmetleri ve eğitim imkânlarının çekiciliğine yer verilmektedir. Oysa köy işlerinin yıpratıcılığının iyice farkına varan kadınlar kent evinin kolaylıklarına ve daha fazla kişisel özgürlüğe sahip olmayı istemektedir. Köydeki kadınlar için her gün televizyonda seyrettikleri kentli kadınlar gibi konuşma, giyinme, kentli kadınların kullandıkları mutfak eşyaları ve tüketim mallarını kullanabilme, çocuklarını daha iyi okullara gönderebilme ihtimali de kentleri kadınlar için cazip kılmaktadır.
Göçmen kadınlar bir yandan kendileri için yepyeni bir dünya olan kente uyum sağlamaya çalışırken, bir yandan da göç sonrası ekonomik sıkıntıları aşmak için çaba harcamaktadırlar. Göçün ilk aşamasında erkekler işgücü piyasalarında
25
kendilerine bir yer edinmeye çalışırken, kadınlar kendilerine düşen rolü yerine getirebilmek için kendilerine özgü stratejiler geliştirmeye başlarlar. Örneğin pazardan artık sebze ve meyveleri toplarlar, evde gıda üretirler, bir yere gitmek gerektiğinde uzun mesafeleri bile yürürler, yiyecek ve yakacak yardımına başvururlar, düğünlere ve günlere katılmayarak sosyal amaçlı harcamaların azaltırlar, giyecek ihtiyacını başkalarının eskileri ile kendileri örerek veya dikerek karşılarlar (Ünlütürk, 2006).
Göçle birlikte, kadınlar, kente uyum zorluğu çeken, kentte karşılaştıkları keskin sınıfsal ayrımlar nedeniyle sorun yaşayan çocuklarıyla ve onların eğitimiyle daha çok ilgilenmek, veli toplantılarına katılmakla sorumludur.
1980’lerde ithal ikamesine dayalı sanayi politikalarından ihracata yönelik sanayi politikalarına geçiş aşamasında önde gelen sektörlerden biri olan konfeksiyon ve tekstil sanayi bu kadınların istihdam edildiği en önemli sektörlerden biridir. Konfeksiyon sektöründe kayıtsız firmaların pek çoğu, gecekondu bölgelerinde yer seçerek ilkokulu bitirmemiş çocuklar dahil her yaş grubundan kadına ulaşmaya çalışmaktadırlar. Bu sektörde ücretli çalışan kadınların ancak yarısı sigorta kapsamındadır (Eraydın vd., 2002).
Göç araştırmalarında ve iktisadi istatistiklerde görünmez olsalar da kadınlar ücretli veya ücretsiz aile işçisi olarak önemli oranda üretime katılmakta ve geliştirdikleri aile yaşam stratejileri ile ailenin göç edilen kentte varlığını koruyabilmesini sağlamaktadırlar.
Kadınlara özgü göç nedenlerine baktığımızda, kadınların ailenin herhangi bir nedenle (iş bulmak, iş tayini, vb.) göç eden erkek üyelerini takibinin en önemli nedenlerden biri olduğu görülmektedir. Bu durumda, göç kararı kadının bağımsız bireysel kararı değildir
Kadınlar göç sonrasında gerek kente uyum güçlükleri gerek ekonomik yoksunluklar nedeniyle zor günler geçirebilmektedir. Diğer yandan göç sonrası kente tutunmanın hemşericilikle sağlanması, hemşerilerle aynı yerde oturulması gibi sebepler, kentin kadınlar üzerindeki özgürleştirici etkisini azaltabilmektedir.
26
Tarımsal üretimin hemen her aşamasında aktif ve bu üretimin gerektirdiği her türlü bilgi ve beceri ile donanmış olan köylü kadınların, kente göç ettiklerinde, bütün bu donanımlarının kente uygun çalıma biçimi, yani ücretli çalışma için bir işe yaramadığının farkına varmaları, önemli bir kimlik bunalımın başlangıcıdır. Kente göç eden kadınlara kentsel aile modelinin değerleri dayatılmış ve bu kadınlar “ev kadınlığı” statüsünü ister istemez kabul etmişlerdir (Ecevit vd., 2000).
Ailedeki erkekler de, çocuklarına iyi bakılmayacağı korkusu, ev işlerinin aksayacağı korkusu, sokakta, işyerinde başka erkeklerle bir arada olmalarına olumsuz bakmaları gibi gerekçelerle kadınların çalışmalarını engellemektedir (Ünlütürk, 2006).
Kent insanının kır insanına oranla çok daha açık görüşlü ve geleneklere daha az bağlı oluşu, gecekondu insanı için hem şaşırtıcı, hem de zorlayıcıdır. Kırın geleneklere ve akrabalığa bağlı yapısı kente göçen insanlar üzerinde uzun süre etkisini korumaktadır.Kırdan kente göçen insanlar kent yaşamında belki de bu geleneksel kültürlerini koruyabilmek amacıyla belirli fiziki çevrelerde kümelenirler.
Toplumumuzun uzun yıllardan beridir içinde yaşadığı açmazlardan bir tanesi de köy-kent ikilemidir. Her geçen gün, sosyo-ekonomik açıdan köy ile kent arasındaki gelişmişlik farkı daha da açılmaktadır. Bu çelişki köylerin iticiliğini arttırmakta, şehirlerin ise yalancı bir çekim merkezi olma özelliğini daha da pekiştirmektedir. Bütün bunlar köyden kente göç olgusunu hızlandırmakta, bu gerçekle yakından ilişkili bir çok toplumsal sorunu da içinden çıkılması güç bir hale dönüştürmektedir (Arslan, 2001).
2.3 Kadın İşgücü
Hızla gelişen dünyamızda kadınların sosyal ve ekonomik hayatın ve ilerleme sürecinin önemli bir parçası olduğu kabul edilmektedir. İlkel toplumlardan, çağdaş toplumlara kadar, her dönemde ve dünyanın her yerinde kadın ekonomik hayatın içerisinde yer almıştır.
27
Kadınlar çalışma yaşamına girmeleriyle birlikte de birçok sorunla da yüz yüze gelmişlerdir.Öncelikle kadın olmalarından dolayı vasıfsız marjinal işlere yöneltilmişler, düşük ücrete tabi tutulmuşlar ve çalışma yaşamında erkekler gibi aynı statüde kabul edilmemişlerdir. Kırsal kentsel yerleşim, cinsiyet ayrımcılığı, yaş grupları, sektörel dağılım, mesleki yoğunlaşma ve eğitim faktörlerinin hem doğrudan hem de aynı anda birbirleriyle yaptıkları etkiler kadınların işgücüne katılımını şekillendirmektedir (Yalman, 1996).
Önceleri tarım sektöründe ve küçük ev zanaatlarında çalışan kadın ancak Sanayi Devrimi’nden sonra ücretli işçi olarak çalışma hayatına girmiştir. Sanayi devrimi ile işbölümünün gelişmesi, üretim tekniklerinin basitleştirilmesi ve fabrika içi eğitimin kolaylıkla öğrenilebilir hale gelmiş olması gibi nedenler kadınların iş yaşamına girmelerinde etken olmuştur (Çelebioğlu, 1997).
Kadınların evde, tarımda, ev içi ekonomide çalışması kadınlık ve annelik rolü için önemli bir sorun yaratmazken ev dışında ve ücretli olarak çalışması, kadının hem ailedeki, hem de toplumdaki yeri için önem kazanmaktadır.
2.3.1. Dünyada Kadın İşgücü
Kadın, tarihsel süreç içinde, her dönemin koşul ve niteliklerine göre değişen biçim ve statülerde çeşitli ekonomik faaliyetlere katılmıştır. Buna rağmen, işçi statüsünde ve ücretli olarak çalışma yaşamı içinde yer alması Sanayi Devrimi ile birlikte gerçekleşmiştir. Buharın üretim sürecinde kullanılması ile ilk kez İngiltere’de, tekstil sektöründe özellikle de dokuma sektöründe başlayan Sanayi Devrimi, ilerleyen yıllarda diğer Batı Avrupa ülkelerine de hızla yayılmıştır.
Kadının ücretli bir işçi olarak işgücü piyasasına katılımı önce Sanayi Devrimi ile daha sonra da üretim biçimindeki değişiklikle gerçekleşmiştir. Sanayi Devrimiyle sanayi sektöründe meydana gelen gelişmeler, işgücü ihtiyacını ortaya çıkarmış ve kadınların bu sektörde çalışmaları sonucunu doğurmuştur.
Sanayi kapitalizminin 1750’den 1914’e kadar olan gelişimi Avrupa ülkelerinde işgücü piyasası açısından önemli bir farklılaşma yaratmıştır. Beraberinde
28
pek çok gelişme ve değişim getiren Sanayi Devrimi’nin işgücü piyasasında yarattığı etkilerden birisi kadının ücretli işçi olarak bu piyasaya katılımını sağlamasıdır. Kadının ücretli işçi olarak işgücü piyasasına katılımına, sanayileşme ile sanayi sektöründe ortaya çıkan yoğun emek ihtiyacı neden olmuştur. Yoğun emek ihtiyacı daha fazla işgücüne ihtiyacı beraberinde getirmiş, bu da kadını ev dışında çalışmaya çekmiştir. Bu şekilde 19. yüzyılın son çeyreğinde, fabrika üretiminin artması ile birlikte evini terk etmeye ve fabrikalarda çalışmaya başlayan kadınlarla birlikte işgücü piyasasında kadın işgücü istihdamı artmıştır. Son otuz yıl ise dünyada önemli değişikliklerin gerçekleştiği bir dönem olmuştur. 1970 sonrasında dünyada temel
özelliği “esneklik” olan yeni üretim ve birikim biçimi ortaya çıkmıştır (Koray vd.,1999).
Kadının ücretli bir işçi olarak işgücü piyasasına katılımı birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. İşgücü piyasasında varlığını gösteren kadın, cinsiyeti nedeniyle işveren tarafından ayrımcılığa maruz kalmaktadır. Kadınların temelde taşıdıkları özelliklerin birçok işin yapılmasında engel oluşturacağı önyargıları yüzünden kadınlar, cinsiyet rollerine uymayan işlere başvurduklarında yoğun bir engellenme ve zorlanma ile karşı karşıya kalabilmektedirler (Burçin, 2003).
Kadınlara yönelik olan mesleğe girişteki bu tür engellemeler sonucu, kadınların büyük kısmı, kadınların yoğun olarak yer aldıkları mesleklerde çalışmakta ve buna göre de öğretmenlik, hemşirelik, sekreterlik gibi kadın meslekleri denilen işleri olarak ayrıldığı görülmektedir. Bu şekilde kadınların belli meslek ve işlerde yoğunlaşması ABD, İngiltere, İtalya gibi birçok sanayileşmiş ülkede azalmakla birlikte halen devam etmektedir (Tokol, 1999).
Kadının ev işleri, evlilik, hamilelik, çocuk bakımı gibi nedenlerle işgücü piyasasında sürekli olmadığını düşünen işveren, erkek işgücünü tercih etmektedir. Kadınlar açısından henüz işe girerken söz konusu olan ayrımcılık işe girdikten sonra da ücret, terfi gibi konularda kendini göstermektedir. Kadınların bu tür ayrımcılığa uğramasının başlıca nedenini özellikle de ülkemizde, aile içi sorumlulukları oluşturmaktadır. Ayrıca kadınların eğitim seviyelerinin düşüklüğü nedeniyle vasıfsız işgücünü oluşturması da işverenlerin bu kararları almasında rol oynamaktadır.
29
Kadının ücretli işçi olarak işgücü piyasasına katılımına, sanayileşme ile sanayi sektöründe ortaya çıkan yoğun emek ihtiyacı neden olmuştur. Yoğun emek ihtiyacı daha fazla işgücüne ihtiyacı beraberinde getirmiş, bu da kadını ev dışında çalışmaya çekmiştir (Koray vd., 1999).
Sanayi devrimiyle birlikte artan işgücü talebi nedeniyle çocuklar ve kadınlar da ücretli emek olarak işgücü piyasasında görülmeye başlamıştır. Üretimin örgütlenişindeki değişikliğin yarattığı bu işgücü ihtiyacının yanı sıra, var olan düşük ücret düzeyi ile yaşayabilmek için kadının da çalışmasının gerekliliği buna neden olmuştur.Böylece kadınlar üretime katılmak ve azda olsa elde edebilecekleri gelirleriyle aile reisi olan erkeğin ücretini tamamlamak zorunda kalmışlardır.(Karabulut, 1986).
2.3.2. Türkiye’de Kadın İşgücü
Endüstri devrimi, her ne kadar kadını ev dışında çalışmaya yönelttiyse de bir yandan geleneksel rol ayrımının etkileri, öte yandan toplumsal kurulaşmanın kadının yükünü azaltacak gelişmeleri göstermemesi,kadının toplumsal statüsünün iyileşmesini geciktirmektedir.Bu etkenler, kadının mesleki kariyerine önem vermesini de geciktirmiştir (Budak vd., 2003).
Türkiye’de 1950’li yıllarda kırdan kente yönelik göç sonucunda, gerçek anlamda işgücü piyasasına katılmıştır. Kadına yönelik geleneksel bakış açısı nedeniyle, kente gelen kadının çalışması eşi tarafından ilk başta pek hoş karşılanmasa da, zamanla, özellikle de yaşanan ekonomik zorluklar nedeniyle, kadın, ücretli bir işçi olarak işgücü piyasasında yer almaya başlamıştır.
Eğitim seviyesinin düşüklüğü ve tecrübesizliği gibi nedenlerle düşük ücret ve kötü çalışma koşullarına razı olan kadın işgücü, işveren tarafından erkek işgücünün ucuz ikamesi olarak görülmüştür.
Ülkemizde, Cumhuriyetten bu yana kadınların konumlarıyla ilgili olarak gerçekleştirilen sosyal, siyasal ve hukuki ilerlemelerle kadınların niteliklerinde bir iyileşme gözlemlenmiştir. Gelişmekte ülkeler kategorisinde yer alan Türkiye,