• Sonuç bulunamadı

Boratav arşivi endişesi

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Boratav arşivi endişesi"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Boratav Arşivi ‘Endişesi’

Dr. MUHSİNE HELİMOĞLU YAVUZ

Halkbilimci- Yazar

2

3 Kasım 1997 tarihli Pertev Naili Boratav “C u m h u riy etle, Hoca hakkında

okuduğum “En büyük arzusu gerçek­

leşiyor” başlıklı haberden sonra dal­ dığım düşünceler sonucunda ne yazık ki bu başlık kadar iyimser olamadım.

Dahası belki de çok erken olacak ama, “ endişe”

bile duymaya başladım. Neden mi...

Pertev Naili Boratav gibi çok değerli bir bilim adamımız, yaklaşık elli yıl kadar önce, neden bu ülkeden ayrılmak zorunda bırakılmıştı. Önce bu­ na bakalım ve ülkemiz adına bu utanç verici ne­ deni, bu haberde yer alan kendi ifadesiyle, bir kez

daha yineleyelim. “Elli yıl kadar önce Türkiye

üniversitelerinde kaynatılan bir cadı kazanı so­ nunda, bir TBM M karan ile A nkara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ndeki görevim­ den uzaklaştınldım . Bilimsel çalışmalarımı Fran­ sa ’da C N R S’de sürdürm ek zorunda kaldım.”

Ejninim ki, şu anda da üniversitelerde, Boratav Hoca'nın belirttiği türden kaynatılacak bir cadı ka-

zarfinın altına, odun taşımaya “ m üştak” bir sürü

profesörcük, hazır beklemektedir. İstanbul Üniver­ sitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı

Bölümü’ndeki on bir öğretim üyesinin, Burhan

Öz-fatura’nın Yaşar Kemal’le ilgili “ Dört kıçıkınk ro­ m an” yazdığı gibi oldukça düzeyli(!) ve bilimsel(l) saptamasını yerinde bulup sahip çıkarak, kamu­ oyuna bu doğrultuda yaptıkları açıklama, buna en acı örnektir. (“Zaman”, 13 Kasım 1997) (Bu ko­ nuya ayrıca başka bir yazımda değineceğim).

Boratav Hoca’yı okumayı sürdürelim: “Arşivi­

mi Fransa’ya taşıdım. Fırsat buldukça Türkiye’ye gelerek Balkanlar’daki T ürk topluluklarına, yurt- dışındaki arşivlere ulaşarak, halkbilimi ve halk edebiyatı derlemelerini sürdürdüm.” Şu son cüm­ lenin içinde gizlediği trajediyi, bir halkbilimci ola­ rak, benden iyi kim anlayabilir ki...

Bir halkbilimci düşünün ki, onu en iyi tanıdığı kendi halkından uzaklaştırarak, en doğal ve en ve­ rimli kaynağını kurutuyorsunuz; dahası, bir bakı­ ma varoluş nedenini elinden alıyorsunuz. Bir mü­ zisyenin elinden, enstrümanını almak gibi bir şey bu.

Ve şöyle devam ediyor Boratav Hoca: “Doksan

yaşındayım. Çeşitli araştırmalarımda, yayınlarım­ da, bu arşiv malzemesinin sadece bir bölümünü kul­ lanabildim. Arşivimin benden sonra yitip gitme­ mesi, son yıllarımın ana sorunlarından biri

olmuş-té-

/■

Sorun, benim yarım yüzyılı aşan emeğimin he­ ba olması değildir. H alk kültürümüzün tekrar ula­ şılamayacak ürünlerinin heba olm asıdır” Bu soy­ lu amacını belirttikten sonra, bu konuda yapılma­

sı gerekenleri de şöyle sıralıyor: “Birinci olarak,

Nanterre Üniversitesi’ndeki arşiv malzemesinin tüm ünün, tercihen sayısallaştırma, olmazsa foto­ kopi yoluyla T ürkiye’ye aktarılm ası gereklidir. İkinci olarak malzemenin, bilimsel normlara uy­ gun bir biçimde ve nitelikte sınıflanması ve kata- loglanması, bunun için de uzmanların bulunması ve bu işe tahsisi gerekir...”

Benim endişem de tam bu noktada başlıyor iş­ te. Bu işlerin yapılması için, Boratav Hoca’nın vekâlet verdiği Tarih Vakfı, bu işleri hangi halk­ bilimcilerle ve hangi bilimsel yöntemlerle ger­ çekleştirecek? Halkbilimi adına, ülkemizde kim­

lerin söz sahibi olduklarını, daha doğrusu “olama­

dıklarının” örneğini, çok yakın bir geçmişte ve çok. utanç verici bir biçimde yaşadık.

Haziran 1,996’da Kültür Bakanlığı’nın düzenle­

diği “V. Uluslararası Türk Halk Kültürü Kongre­

sin d e , dönemin Kültür Bakanı’nın da hazır bu­ lunduğu açılış töreninde, Indiana Üniversitesi öğ­

retim üyesi Prof. Dr. İlhan Başgöz, bildirisini su­

narken, salonda çoğunluğu oluşturan bu bilim

adam lan(!) tarafından, “B izT ürklüğüm üzevedi-

nimize hakaret ettirmeyiz” naraları arasında, kür­ süden indirildi. Tam o sırada Başgöz, Pertev Na­

ili Boratav’m yıllarını vererek hazırladığı “N as­

rettin H oca” kitabında da yer alan, bazı fıkralar­ dan örnekler veriyordu.

Bütün bu olanlar karşısında yapabileceğim tek şey vardı: 25.6.1996 günü öğleden sonraki oturum­

da sunacağım ‘Masalların İleti Dizinleri-Mesaj In­

dex Hazırlama Konusunda Sistematize Edilmiş Bir İnceleme Ç alışm ası” başlıklı bildirimi geri çe­ kerek, bu davranışı protesto etmek. Ben de öyle yaptım ve divan başkanlığına şu yazılı metni su­ narak bildirimi geri çekip kongreyi terk ettim.

“Sayın Başkanlık Divanı, yirmibirinci yüzyıla dört kala hâlâ, değerli bir bilim adam ı olan Prof. Dr. İl­ han Başgöz, kendi ülkesinde, Kültür Bakanı’nın da hazır bulunduğu bilimsel bir kongrede konuş­ turulmuyor ve kürsüden inm ek zorunda bırakıh- yorsa,o kongrenin bilimsel özgürlüğüne gölge düş­ müş demektir. Bu nedenle bildirimi geri çekiy orum -”

Sonra da basma yaptığım açıklama sırasında, dö­

nemin Kültür Bakanı’na şöyle seslenmiştim: “Şu

anda, bu kongrenin bilimsel özgürlüğüne büyük bir kara leke düşürülm üştür ve bu leke, Kültür Baka­ nı sıfatınız nedeniyle tarafınızdan bir an önce ak- lanmalıdır. Ç ünkü, bizim insanımıza ve bizim ül­

kemize, böylesine çağ dışı uy­ gulam alar reva görülemez.”

(“Cumhuriyet”, 28 Haziran 1996)

Bütün bunları yaptın da ne oldu diyeceksiniz... Ne olacak, kongre bensiz ve Başgöz’süz devam etti. Çün­ kü, bu olay karşısında ge­ rekli kitlesel tepki oluşma­

dı. Bu durumu Metin Turan,

Kebikeç dergisinin 4. sayı­ sında şöyle belirtti:

“Kongreye bildiriyle katı­ lacağını duyuran Dr. Midisi­

ne Helimoğlu Yavuz, Baş-

göz’e yönelik tavrın, kong­ renin bilimselliğine gölge dü­ şü rd ü ğü n ü vurgulayarak, bildirisini sunm aktan vaz­ geçti. Kongrede bu açık yü­ rekliliği gösterebilen de sa­ dece Yavuz oldu. A çık yü­ reklilik diyorum, çünkü, ay­ kaygılan dile getiren baş­ ka insanlar olmasına karşın, bunu açık bir tavırla duyur­ m aktan kaçındılar.”

Başgöz’ü kürsüden indi­ renler, daha sonraki günler­

de de “Boratav ve yandaşla­

rına” gibi ifadelerle başlayan saldın yazılarını sürdürdüler. Giderek, içlerinden kimile­

ri, işi “Nasrettin Hoca’dan

özür dilemey e” kadar vardır­ dı...

Şimdi Tarih Vakfı’run yet­ kililerine soruyorum. Dün­ ya değer bir hazine olan bu arşivi, adlannın başında pro­ fesör, doçent gibi kocaman kocaman unvanlar bulunan bu halkbilimciler mi değer­ lendirecek, sınıflayacak ve araştırmacılann kullanımla- nna sunacak? Yoksa, Türk­ lüğümüze ve İslamlığımıza küfrediliyor diye birçok bel­ geyi bir şekilde yok sayıp, tasnif dışı mı bırakacak?

Dünya halk kültürlerinin ortak ırmaklar olduğunu ve sonra da hep birlikte ortak bir denize akıp, büyük ve gör­ kemli bir okyanus oluşturdu­ ğunu bile, görüp bilemeyen

“Milli Halkbilimciler” mi bu tarafsız, bilimsel çalışmayı gerçekleştirecekler?

Umarım ve dilerim ki, tüm bu “endişelerim ” yersiz çı­ kar ve ben yalnızca, Pertev Naili Boratav’ın ekolünden bir halkbilimci olarak, bilim adına böylesine yaşamsal bir

konuda, “ Tarih Vakfına

U yan ” görevimi yapmış ol­ makla kalırım. Lütfen dik­ kat...

tur.

‘TarİHTen izLer’

osmanu Barınası Arşivi sergisi

ARALIK 1997-17 MART 1998

O S M A N L I

B A N K A S I

TARİHİ ARAŞTIRM A MERKEZİ

İSTİKLAL CAD. NO: 276/BEYOĞLU

N , " •: . . ' ", „ ’ Í ' V •' • • •> ■ i ' -t., •

İSE*»

■ * .* » •• *

■v. ■ s -; ■

W'JLgubtlñ

— firsM -

y

.1 :

' . i AV”$ '

. n

1 3 5 y ıl ö n c e b ir k r e d i o n a y ı n e k a d a r v a k i t a l ı y o r d u d e r s i n i z ?

Türkiye’nin yaşayan en eski bankası olan Osm anlI Bankası, ‘Tarihten İzler’ Sergisiyle 135 yıllık köklü bir geçm işin kapılarını aralıyor. İlk personel başvuru fotoğraflarından eski banknotlara kadar her türlü belgenin yer aldığı sergide, pek çok öykü keşfedilmeyi bekliyor.

Osmaniı Bankası, geçm işin değerlerine dün olduğu gibi bugün de sahip çıkmaya kararlı.

OSMANLI BANKASI

Referanslar

Benzer Belgeler

TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi Ey- lül 1997’de resmen açıldığından bu yana, en önemli gelişmelerden biri- siyse, 150 cm ayna çaplı büyük teles- kopun bilimsel gözlemlere

Hiç duymayan veya duyma güçlüğü yaşayan ki- şiler konuşmayı metine çeviren uygulamalar yardımıyla insanlarla iletişim kurabiliyor, ancak bu uygulamalar tam olarak bu iş

Çocuklar onlar için günlük yaşamda önemli olan dili genelde çok çabuk öğrenirler.. Çocuğunuzu iki buçuk yaşından itibaren anaokuluna

Özet: Bu çal›flmada, 2003-2006 y›llar›nda Kocaeli Üniversitesi T›p Fakültesi Anesteziyoloji Yo¤un Bak›m Ünitesi (YBÜ)'nde- ki alet kullan›m oranlar›, aletle

Di¤er viral FKY etkenleri Epstein-Barr Özet: Fülminan karaci¤er yetmezli¤i (FKY), karaci¤er fonksiyonlar› yerinde olan kiflilerde sentez fonksiyonunda bozul- ma ve ensefalopati

48 idrar örne¤inin 1 (%2.1.)’inde karanl›k alan mikroskobunda Leptospira görülmüfl, ancak hiçbir idrar örne¤inin kültüründe Leptospira ürememifltir.. Karaci¤er biyopsisi

dosya İçinde Muallim Naci’ye dair etraflı bilgiler, gazete ve mecmua yazıları, edebiyat tarihlerinden alıntılar vardır.. dosya Mimari

Bu yapıların tasarımı için yapı arkasındaki zemin kütlesinden gelecek basınçların ve kazı tabanı seviyesi altındaki zeminlerin mukavemet ve sıkışabilirlik