KÜLTÜR-SANAT
MÜZİK
f hiz Ali
I
AreVin yönetiminde Türkiye radyolarında müziğin altın çağı yaşanmıştı
Bülent Arel de böylece...
Önce besteciler sanki bir
yerde mumyalanıyorlar. Gün
gelir, Bülent Arel belki taş
olur, heykel olur. O heykeli
görenler, acaba onun
müziğini tanıyor olacaklar
mı?
İLHAN MİMAROĞLU________
Bekleniyordu. Yıllardır beklendiği için beklenmez olmuştu artık. ‘Mucize’ dediklerini duyuyorduk doktorların. Ka fasının gücüyle verdiği savaş, ‘multiple
myeloma’ denen o adı cakalı hastalığı
yenememişti, ama sanki ölümü yenmişti. Sonuçta kalbi duruvermiş.
Gününü ve yerini belgeleyelim: 24 Ka sım 1990, Cumartesi, Üniversite Hasta nesi, Stony Brook, New York.
New York Times haberi nasıl verecek
ti acaba? New York Times bildirene de ğin, gerçekten ölmüş olamazsınız. Dör düncü gün çıktı yazı. “ Bülent Arel, 71,
Elektronik Müziğiyle Bilinen Bir Besteci” diyordu başlık. Sözü edilmiyor
du ‘geleneksel’ yapıtlarının: Oda müzik lerinin, piyano parçalarının, orkestra ya pıtlarının, şarkılarının... Hoşuna gitme yecekti bu. Biliyorum. Yıllar önce, elek tronik müzik alanında besteleneduran yapıtların sayısındaki büyük artışı bir şişkinlik diye görmüş, hem de gözlemi ni gereksizce yenilgici bir tutuma yönel terek kendini artık elektronik müzik bes tecisi saymayacağını bana söylemişti. 1960’ların sonundaydık. Elektronik ya pıtlarını meydanın o günlere göre boş sa yılabileceği yıllarda vermeye başlayan Arel’in kalabalık olmayan bir ortamda çalışma ve adını sürdürme erinçliğinden yararlanmak istemesi anlayışla karşıla nabilirdi. Ancak, Arel’in unutmuş gö ründüğü, ‘geleneksel’ bestecilik alanının öbüründen çok daha kalabalık olduğuy du. Böyle bir neden bir besteciyi uğra şından uzak durmaya götürebilir miydi? iyi ki sözünde durmadı Arel ve başka elektronik yapıtlar da besteledi.
Arel’in ölümünün haftasında Aaron
Copland da öldü. Dört gün beklemedi New York Times. Ertesi gün haber hem
de birinci sayfadaydı. Televizyonda bi le bu kez, cinayet, yangın, ırza geçme, hayvanat bahçesinde gebe kalan may mun ve çocuğunu otomobilin bagaj ye
rine kapayan hınzır ana haberlerinin ye rini aldı Copland’ın ölümü; baş haber olarak sunuldu (ama adını ‘Copeland’ diye yanlış yazmayı da becerdiler). Ne dir, kimdir bir besteciyi ünlü yapan? Raftan Copland’ın bir plağını çekip din lemek istediğim olmamıştır. Raflarım da Copland’ın plakları yoktur bile bel ki. Hepsini çöpe atmış olabilirim. Rad yoda ‘Billy the Kid’ ya da ‘Apalachian
Spring’ çalınsa istasyon değiştiririm. Oy
sa ilk ya da yeniden dinlemem, başvur mam gereken sayısız müzik arasında, Arel’in müziklerine yan çizmem. Bir bestecinin ne oranda tanındığı, onun
de-Mobiller yapardı. Bütün bunların yanın da değerli bir öğretmendi.
Geçimsiz bir yanı vardı kişiliğinin. Yanlış algılamadımsa davranışlarım, be nimle de arası oldum olası iyi değildi. Dostluk ve alışveriş konusuna gelmiş ol duk böylece. 1957 yılıydı sanıyorum. Ankara Radyosu’nun müzik yayın şefi olduğunda Arel, bütün kapıları açtı ba na. “ İstediğin programları yap” dedi. Tasarılarımızı Faruk Güvenç’le payla şıp, geceyi gündüze katıp neler yapma dık o günlerde Ankara Radyosu’nda! Arel’in yönetiminde Türkiye Radyola rın d a müzik yayıncılığının bir Altın Ça
30 YILDAN FAZLADIR AMERİKA’DAYDI — Bülent Arel, Amerika’da Stony Brook Üniversitesi’nde profesör olmuş, oradan emekliye ayrdmıştı.
geriyle, önemiyle pek de ilgili olmayan birçok etkenin ve olayın rastgelip birleş mesine bağlı.
Arel’in günlerden bir gün Cemal Re
şit Rey ile karşılaştığında “ Hocam, ne olacak biz bestecilerin durumu?” diye
sorduğu anlatılır. Ne demiş Cemal Reşit?
^‘Ne diyeyim! Allah versin, dedim.” ,
Allah veriyor gerçi kişiyi sanatçı ola rak yarattığında, ama işin ondan sonrası şeytana kalmış gibi görünüyor.
İyi bir piyanist ve orkestra yönetme niydi hem de Arel. Görsel sanatlar ala nında da çalışmaları vardı. Ressamdı.
ğı yaşamış olduğu görüşündeyim. Yıllar sonra New York’ta, dörtte üçü Arel’in müziğine, geri kalanı da yakın arkadaşı Daria Semegen’in bir yapıtına ayrılmış bir plak yayımladım. Plağın ya pım çalışmaları süresince alışverişimiz hep Daria Semegen’in aracılığıyla Çürü müştü. ‘Alışveriş’ diyorsam, sözgelişi. Müzikte gerçek anlamında alışverişe an cak pek küçük bir yer vardır. Ne Arel, ne ben o yere ayak basamadık. Bakınız şu işe ki Arel’in ölüm haberine New
York Times’ın alışveriş, para, banka,
borsa sayfalarından birinde, ‘business’ bölümünde yer bulunmuştu o gün. Oy
sa, müziklerinden kazandığı paralan ya tırmak için güle oynaya bankanın yolu nu tutan Philip Glas, John Adams ya da Aaron Copland gibi bestecilerden değil di Bülent Arel.
Otuz yılı aşan bir süredir Amerika’ daydı. Rockefeller Vakfı’nın çağrılısı o larak New Y o rk ’ta C olum bia- Princeton Elektronik Müzik Merkezi’n- de çalışmalarına başladı. Saygın bir du rumu vardı orada, ama Columbia- Princeton’da kalması kaç cambazın bir ipte oynayabileceğine bağlı görünüyor du. Sonra Yale Üniversitesi’nin elektro nik müzik stüdyosunu kurdu. Sonuçta gözden uzak bir üniversitede, New York eyaletinde Stony Brook Üniversitesi’nde profesör oldu ve oradan emekliye ayrıl dı. Kalsaydı Columbia-Princeton’da, adı ve müzikleri daha mı iyi tanınır ve yayılırdı? Sanmıyorum. Sanatların me zarlığı bir ülkedir Amerika. Üniversite leri de bu mezarlığın türbeleri, akademik çevreler de sağırların birbirlerini ağırlar göründükleri, bir yandan da sırttan bı çaklama ve ayak altına karpuz kabuğu koyma tekniklerini geliştirdikleri fildişi kulelerdir. O çevreden uzaklaşmaksa, kaldırıma düşmekle sonuçlanabilir. Al tınla kaplı olduğu söylenirse de o kaldı rımların, gerçekte birer çöplüktür ora ları.
Bir Türk bestecisi için seçenek, öyley se, Türkiye’ye dönmek mi olmalıydı?
‘Allah versin’ dememiş miydi Cemal Re
şit? Evrensel geçerliği olan bir öneri bu. Müzik yaratıcılığı, sanatların en umur- sanmazı. Türkiye’nin bu açıdan özelli ği, üstelik, yeryüzü ülkeleri arasında en umursanmazı olmasında.
Bir günler, bestecilerinin hepsi hayatta olan bir ülke, belki de tek ülke olduğu nu düşünürdüm Türkiye’nin. Genç bir ülkeydi Türkiye o günlerde. Gitgide yaş landı ve bir tarih oluşturdu. Derken bes teciler arasında ölümler başladı. Yaşlan ma ve kuşak sırası gözetmeyen ölümler. 71 yaşında Bülent Arel’den genç beste- j ci diye söz edilirdi. Öncü, ilerici beste- ( çiler hep genç diye görülüyorlar çağımız- ' da. Bırakılmıyor çünkü çağdaşlıkları d o - , ğal ömrünü sürüp eskisin diye. Mumya lanıyorlar sanki bir yerde.
Gün gelir Bülent Arel, belki hem de taş olur, heykel olur. Görenler o heykeli acaba onun müziğini tanıyor olacaklar mı?
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi