10 M A R T 1987
PENCERE
Vâ-Nû’nun Tanıklığı
Müzehher Vâ-Nû anılarını “ Bir Dönemin Tanıklığı” adı altın da yayımlandı.
“ Cem Yaymevi” nde çıkan kitabı okurken, tanıdığım tanıma dığım kimi göçmüş kimi yaşayan, yazar çizer, şair ve gazete ciyle birlikte geçmişe doğru gezintiye çıktım. Müzehher Vâ- Nû’nun duygulu yaklaşımıyla anlattığı dünün dünyasında vol ta attım.
Artık içinde kimse yaşamayan eski bir köşkün avlusunda ak şam üstü volta atıyormuş gibi hüzünlendim.
Geride kalmış hayatların mutluluğu ile hüznü günler geçtik çe özdeşleşir. Hele anılarda yaşayan kahramanlardan çoğu bu dünyadan geçip gitmişlerse, hüzün nasıl yoğunlaşmasın? “ Bir Dönemin Tanıklığı"nda anlatılan çoğu kişi bugün aramızda yok.
★
Müzehher Vâ-Nû’nun anılarına dürüst bir yaklaşımı var: "Günler o kadar uzakta kalmış gibi ki... Anılar da çok yığıl mış. Yaşam filmim kopuk kopuk. Her ölenle anılarımın bir bölü mü de silinmiş. Bazı olayları bir türlü ekleyemiyorum, ayrıntı ları bulamıyorum. Rakam hiç aklımda kalmaz çocukluğumdan beri, şimdi kafamın içi piyango yuvarı gibi, tarihler, tarihler, ta rihler birbirine karışmış. Çoğu ölüm tarihleri...”
Anılarımız hem bizimdir hem bizim değildir.
Paylaşırız onları; bir bölümünü zaman alır, belleğimizden gö türür ya da yıpratır, kemirir, yeniden biçimlendirir. Günler geç tikçe anılarımızı sırları dökülmüş eski bir aynada seyretmeye başlarız; ama yine de avucumuzda kalan en değerli birikim lerdir.
Belleğimizin sayfaları arasında kurumuş çiçekler gibi solan anılarımızı bugünün dünyasındaki en pahalı çiçekçi dükkânında bile bulamayız.
★
Müzehher Vâ-Nû işte bu paha biçilmez kurumuş çiçeklerin den bir buket hazırlamış, kitabında sunuyor. Yahya Kemal, Bur han Cahit, Halide Edip, Niyazi Berkes, Nâzım Hikmet, Şevket Süreyya, Ruhi Su, Kemal Tahir, Hüseyin Cahit, Sabiha ve Ze- keriya Sertel’den söz açıyor; anlatıyor onları... Bir dönemin ko şullarını belirleyen olaylardan olaylara geçiyor, kimi zaman bir akşam yemeği, kimi zaman bir gezi, kimi zaman bir yürüyüş, ki mi zaman bir tartışmanın bıraktığı sevinçlerde ya da burukluk larda dünün dünyasını güncelliğe dönüştürüyor.
İnsanların portrelerini çizmek ya da kimliklerini betimlemek için bir küçücük anı çoğu zaman uzun uzadıya laf etmekten daha etkilidir. Yahya Kemal’in kendine dönüklüğü ve bencilli ği, ilk bakışta önemsiz gibi görünen şu kırık dökük anıdan da ha iyi anlatılabilir mi?
"Yahya Kemal’le Todori’de buluşurduk demiştim ya, Istavro hemen masayı hazırlar, kendi uygun gördüğü mezeleri getirir, donatırdı çınarların altındaki sofrayı. Hava serinse içerde ne resini boş bulursak oraya otururduk ya da erken gider uygun bir yerde masa ayırırdık. İçeride oturuyorsak ve tenha ise, Yahya Kemal, Istavro’yu karşısına çağırırdı. Ne yapar yapar garsona şiirlerini ezberletirdi. Zavallı Istavro, ellerini karnına kavuşturur, sözlü sınavına girmiş tembel çocuk gibi azarlanacağını bile bile Rum şivesiyle şiiri okumaya çabalardı: Aheste çek kürekle ri... Ve iyi okuyamıyor diye Yahya Kemal onu paylar, bu ko medi gece yarılarına kadar sürerdi.”
★
Vâlâ Nûrettin'in eşi, dostu, yakını, sevgili Müzehher Vâ-Nû’ nun bu kimliği anılarının her satırında vurgulanıyor; eski günlerin özlemi sayfalar boyunda buram buram tütüyor.
Dünün dünyasını geri getirmek olanaksızdır; ancak anıları mız bizi elimizden tutup geçmişte dolaştırırlar. Orada her şey yitik gibi görünse de yarının dünyasını oluşturacak birer tohum ya da sürgündürler.
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi