EVRİM TARİHİ VE KURAMLARI EVRİM TARİHİ VE KURAMLARI
PROF.DR. İSMAİL ÖZER
PROF.DR. İSMAİL ÖZER
EVRİM DÜŞÜNCESİNİN GELİŞİMİ
İnsanoğlu, yeryüzünde var olmaya başladığı dönemden itibaren doğadaki canlı ve cansız öğelerin, özellikle de kendilerinin nereden geldiğini yani kökenlerini merak etmişlerdir. Evrim teorisi modern biyolojinin genel kavramlarından biridir. Bu teorinin temelinde dünya üzerinde yaşayan organizmaların geçmişte yaşayan atalarından farklılaşarak günümüze ulaştığı yatmaktadır. Evrim düşüncesi
Darwin’in adıyla anılmakla birlikte, ondan çok daha önceleri de tartışılmaktaydı.
Bir anlamda evrim düşüncesi de uzun yıllar boyunca dile getirilmiş ve büyük değişmeler göstermiştir.
Eski Pers ve Mısır mitolojilerinde Tanrıların toprak gibi bir ilk maddeden oluştuğu fikri görülmektedir. Hint mitolojilerinde ise, canlıların ruh ve beden ile
kaynaklandığı ilk varlık (Brahma) yaratan değil, transformasyona izin veren bir güçtür. Felsefenin mitolojiyle, mitolojinin ise kurgularla dolu olduğu bu
dönemlerde bilimsel düşünüşe ilişkin verilere pek rastlanılmamaktadır. Dolayısıyla doğanın süregelen ve değişken bir yapıda olduğu ve canlılığı da içine alarak
değiştiği düşüncesini bu dönemlerde pek göremiyoruz.
MAYA UYGARLIĞINDA EVREN VE İNSAN DÜŞÜNCESİ
Tarihi kaynaklarda M.Ö. 10 binlerden beri varolduğu söylenen Orta Amerika Uygarlıklarından birisi olan Maya Uygarlığının bilinen başlangıcının M.Ö. 2600 yılları olduğu bilinmektedir. Mayalar sistemli yerleşimlerimlerini ise M.Ö.
1800’lerde kurmuşlardır. Uygarlık M.S. 900’lerde bir duraklık dönemine girmiş ve bilinmeyen bir sebeple kutsal mekanlarını terk ederek göçebe bir hayata başlamışlardır. İspanyolların 1492’de Amerika kıtasına gelişlerinin ardından Maya Uygarlığı tamamıyla ortadan kalkmıştır. Mayalar “Popol Vuh” adını verdikleri bir (Zamanların Kitabı / Olayların Kitabı) kutsal kitaba sahiptirler. 16.
yy’da Maya şehirlerinde bulunan hiyerogliflerin (Maya Kodeksleri) dinsel,
bilimsel, tarihsel ve astrolojik birçok bilgiyi içermesine rağmen, ilkel ve hurafeye
dayalı bilgileri içerdikleri için İspanyol din adamlarınca yakılmaları sonucunda
Maya Uygarlığına ait pek çok bilgi ortadan kalkmıştır.
Ne zaman yazıldığı bilinmeyen Popol Vuh yani Mayaların kutsal kitabı günümüzde Guatemala’da yaşayan Yukatan’ların dili olan Kişe dilinde yazılmıştır. Kitapta ilk bölümde evrenin yaratılışı anlatılmıştır. Başlangıçta her şey sessizliğin içinde sakin bekliyordu, engin gökyüzü bomboştu,
yeryüzünde ne bir insan ne de bir hayvan vardı. Kuşlar, balıklar, yengeçler, ağaçlar, taşlar, mağaralar, vadiler, otlar, ormanlar daha yaratılmamıştı.
Başlangıçta sadecegökyüzü vardı, sonra yeryüzü yaratıldı. Sonra bitkiler ve hayvanlar yaratıldı. Sonra balçıktan insan yaratıldı, ama yumuşak olduğu için hemen eriyip gitti. Sonra ahşaptan yaratıldı insan, ama onların da ne ruhu ne zekası vardı. Sonraki yaratılışta erkek tzite’den kadın sazdan yapıldı ama onlar da düşünmedikleri için yok edildiler. Bir rivayete göre bugün
ormanda yaşayan maymunlar onların soyundan gelmektedir. Yaratıcılar Göğün kalbi ve Yerin kalbi, sarı ve beyaz mısır koçanlarından elde edilen sıvıları kullanarak ilk insanları (4 erkek) yarattılar. Ardından eşleri yaratıldı.
Mayalar yaratılışta 13 üst ve 9 alt dünyadan oluşan bir evren tarif etmişlerdir.
Maya ülkesinde bulunan tabletlerde Dünya ve insanın yaratılışı anlatılmış ve
insanın ilk ortaya çıktığı yerin Mu Kıtası olduğu yazılmıştır.
Çizim: Maya hiyerogliflerinde insanın yaratılışı
MEZOPOTAMYA’DA EVREN VE İNSAN DÜŞÜNCESİ
Orta Amerika, Hindistan, Çin gibi Dünyanın çeşitli bölgelerinde eş zamanlı olarak gelişen uygarlıklardan birisi de Mezopotamya
Uygarlıklarıdır. Buradaki ilk uygarlıklar kökleri MÖ 4000’lere dayanan Asya kökenli Sümer-Akad krallıklarıdır. Sümerler tarım, sulama,
hayvancılık, bakır, kalay ve bronz madenciliğinde oldukça bilgi
sahibiydiler ve aynı zamanda altın, gümüş ve kurşunu da işliyorlardı.
Ürünlerin toplanıp dağıtılmasında çivi yazılı tabletleri kullanıyor ve hesaplamalarını 60 tabanlı sayı sistemiyle yapıyorlardı. Matematik alanında gelişmiş, ve bilinen en eski tıp el kitabını bir kil tablete
yazmışlardır. Tablette mineraller, bitkisel ve hayvansal ürünlerden elde
edilen ilaçlardan söz edilmekteydi. Hastalıkların iyileştirilmesinde ilaçların
nasıl kullanılacağından detaylı bir şekilde bahsedilirken, doğaüstü güçlere
yakarma ya da büyü törenlerine dair hiçbir bilgi bulunmamaktadır.
MÖ 2500’lerde Sümer Uygarlığına son veren Babil Krallığında da rahipler doğa olaylarına dair pek çok bilgiyi kayıtlara geçirmiştir. Cebirsel
yöntemlerle bir çemberi 360 dereceye, bir saati 60 dakikaya, bir dakikayı 60 saniyeye bölmüşlerdir. Yaptıkları doğa gözlemleri sayesinde Dicle ve Fırat nehirlerinin ne zaman taşkınlara yol açabileceğini kestirerek önlemler alabiliyorlardı.