(E-tebligat) : DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI : 1.HUK. MÜŞ. xxxxxxxxxxxxxxx & HUK. MÜŞ. xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxav.xxxxxxxxxxxxxxx (Aynı Yerde)

Tam metin

(1)

DAVACI : xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx VEKİLİ : AV. xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

(E-tebligat)

DAVALI : DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

VEKİLLERİ : 1.HUK. MÜŞ. xxxxxxxxxxxxxxx & HUK. MÜŞ.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxAV.xxxxxxxxxxxxxxx (Aynı Yerde) DAVANIN ÖZETİ : Davalı kurum bünyesinde İmam-Hatip olarak görev yapmakta iken olağanüstü hal kapsamında 14.07.2017 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 692 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kamu görevinden çıkarılan davacının, Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonuna yaptığı başvurunun reddine dair Komisyonun xx.04.2018 tarih ve 2018/13xxx karar sayılı işleminin; terör örgütü üyeliğinin kasten işlenebilen bir suç olduğu, işlendiği zaman yürürlükteki kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı ceza verilemeyeceği, FETÖ/PDY örgütünün ilk olarak 26 Mayıs 2016 tarihli Milli Güvenlik Kurulu kararı ile terör örgütü listesine alındığı, bu tarihten önceki eylemler nedeniyle terör örgütü üyeliği suçunun oluşmayacağı, mahkemeye erişim hakkının, tarafsız ve bağımsız mahkeme ilkesinin, masumiyet karinesinin, adil yargılanma hakkının, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin, özel hayata saygı hakkının, ayrımcılık yasağı ilkesinin, eğitim hakkının ve mülkiyet hakkının ihlal edildiği, faaliyetlerin 2012 yılı öncesine ait olduğu husununun gözardı edildiği, 2012 yılında yurtdışına gittiği, 2016 yılında anne, baba ve akrabalarını ziyaret için yurda geldiği, yurtdışında Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde Diyanet Dergisi abone çalışması yaptığı, zekat topladığı, xxxxxxx Din Ateşesi yazısının dikkate alınmadığı ileri sürülerek iptali istenilmektedir.

SAVUNMANIN ÖZETİ : Anayasa'da millet iradesinin mutlak üstünlüğüne vurgu yapıldığı, kayıtsız şartsız millete ait olan egemenliğin yetkili organlar eliyle kullanıldığı, egemenliğin kullanılmasının hiçbir kişiye, zümreye, sınıfa bırakılamayacağı, hiç kimsenin veya organın kaynağını Anayasa'dan almayan bir Devlet yetkisini kullanamayacağı, darbe teşebbüsünün, egemenliğin kaynağı olmayan ve milletin egemenliğini kullanmak üzere yetkilendirdiği organlar arasında bulunmayan bir grubun zorla demokratik anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye kalkışması olduğu, 15 Temmuz 2016 gecesi TSK içinde örgütlenmiş bir grubun anayasal düzeni ortadan kaldırma teşebbüsü bulunduğu, bunun üzerine ülke genelinde ilan edilenOhal KHK'larında bu kalkışmanın FETÖ/PDY mensupları tarafından yapıldığının belirtilerek bir dizi tedbirler alındığı, Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 24.04.2017 tarih ve E:2015/3, K:2017/3 sayılı kararında FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunun belirtildiği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da demokratik bir devletin memurlarından devletin dayanağını oluşturan anayasal ilkelere sadakat göstermelerini isteme hakkının bulunduğu, tanık beyanlarına göre davacının Zaman Gazetesi abonesi yaptığı, örgütün sohbet toplantılarına katıldığı ve organize ettiği, örgüt içerisinde aktif rol aldığı ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

(2)

TÜRKMİLLETİADINA

Karar veren Ankara 19. İdare Mahkemesince, duruşma için önceden belirlenen ve taraflara bildirilen 11/11//2019 tarihli duruşmaya davacı xxxxxxxxxxxxxxxxxxx'ın ve davalı idare vekili Av. xxxxxxxxxxx'un geldikleri görülmekle yapılan açık duruşmada, taraflara usulüne uygun olarak söz verilip açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek ve dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü:

Anayasa'nın "Cumhuriyetin nitelikleri" başlıklı 2. maddesinde "Türkiye Cumhuriyeti,

… insan haklarına saygılı, … başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir."hükmüne, "Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5.

maddesinde "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." hükmüne, "Egemenlik" başlıklı 6. maddesinde "Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz." hükmüne, "Kanun Önünde Eşitlik" başlıklı 10. maddesinde "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." hükmüne, "Anayasanın Bağlayıcılığı ve Üstünlüğü" başlıklı 11. maddesinin 1.

fıkrasında "Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır." hükmüne, "Temel Hak ve Hürriyetlerin Kötüye Kullanılamaması" başlıklı 14. maddesinin 1. fıkrasında "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz." hükmüne, "Hizmete Girme" başlıklı 70.

maddesinde "Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez." hükmüne, "Kamu Hizmeti Görevlileriyle İlgili Hükümler" genel başlığı bölümünde yer alan 129. maddesinin 1.

fıkrasında da "Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler." hükmüne yer verilmiştir.

Aktarılan Anayasa hükümlerinden; insan haklarına saygılı, Anayasa'nın başlangıç bölümünde belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti

(3)

olan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışma yönünde temel amaç ve görevlerinin bulunduğu; Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbirinin, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamayacağı, Anayasa hükümlerinden hiçbirinin, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamayacağı; Devlet egemenliğinin belli bir zümreye bırakılamayacağı; bunun sonucu olarak kamu hizmetlerinin yürütümünde ve kamusal imkanların kullanılmasında belli bir zümrenin menfaatini hedef edinen davranışlar içerisine girilemeyceği; kamu hizmetine alınmada, görevin gerektirdiği niteliklere dayalı bir ayrıma gidilebileceği, Devlet adına kamu hizmeti yürüten ve kamu gücü kullanan kamu görevlilerinin vatandaşlar arasında tarafsız davranması ve de Devlete sadakat yükümlülüklerinin bulunduğu açık olduğuna göre, Devlete sadakat ve/veya tarafsızlık yükümlülüğüne aykırı hareket etmenin kamu hizmetinin gerektirdiği niteliklere ters düştüğünün açık olduğu, dolayısıyla bu yükümlülüklere aykırı hareket eden veya edecekleri yolunda haklı ve objektif bir kanaat uyandıran kimselerle Devletin kamu hizmetini yürütmeye zorlanamayacağı, bu kişilerin kamu hizmetine alınmamasında veya kamu hizmetinden çıkarılmasında Devletin yetkisinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da, devletin kendisini ve demokratik sistemi koruma refleksine ilişkin değerlendirmeler yapılarak, kimsenin İnsan Hakları Sözleşmesindeki haklara dayanarak başkalarının hak ve özgürlüklerini ortadan kaldıracak eylemlerde bulunamayacağı, demokratik sistemin etkinliğini ve istikrarını garanti altına almak adına devletlerin kendilerini korumak için bazı özel tedbirlere başvurabileceği (Zdanoka/Letonya (Büyük Daire), B. No:58278, 16/03/2006);demokratik bir devletin, kamu görevlilerinden devletin temelini oluşturan anayasal prensiplere sadakat göstermelerini beklemeye hakkı olduğu (Naidin/Romanya, B. No: 38162/07, 21/10/2014) kabul edilmektedir.

Ülkemizde, 15.07.2016 gecesi Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde örgütlenmiş bir grup tarafından demokratik Anayasal düzeni cebir ve şiddet kullanarak ortadan kaldırma teşebbüsünde bulunulmuş, teşebbüs sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi dahil olmak üzere birçok resmi kurum ve kuruluşun bulunduğu yerlere uçak ve helikopterlerin de kullanıldığı bombalı ve silahlı saldırılar düzenlenmiş, Genelkurmay Başkanı'nın da aralarında bulunduğu birçok üst düzey yetkili rehin alınmış, çok sayıda kamu kurumu silah zoruyla işgal edilmiş veya buna teşebbüs edilmiş, darbe teşebbüsüne karşı koyan güvenlik görevlileri ile tepki göstermek üzere sokaklara çıkan sivillere uçaklar, helikopterler, tanklar ve diğer silahlarla saldırılmış, bu sırada iki yüz ellinin üzerinde kişi hayatını kaybetmiş, iki bini aşkın kişi de yaralanmıştır.

Yaşanan bu darbe teşebbüsü sonrasında yetkili makamlarca 20.07.2016 tarihinde, ülke genelinde 21.07.2016 günü saat 01.00'den itibaren olağanüstü hal ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâlin ilan edildiği 21.07.2016 tarihinden itibaren ilki 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname olmak üzere birçok olağanüstü hal kanun hükmünde kararname

(4)

yürürlüğe konulmuştur. Anılan kanun hükmünde kararnameler incelendiğinde, bir kısım kanun hükmünde kararname ile terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan kişilerin kamu görevinden, Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatından, Jandarma Genel Komutanlığı teşkilatından ve Sahil Güvenlik Komutanlığı teşkilatından başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılması, öğrencilikle ilişiğinin kesilmesi, rütbelerinin alınması, ayrıca terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olan eğitim kurumlarının, sağlık kuruluşlarının, özel öğrenci yurtları ve pansiyonların, vakıfların, derneklerin, sendika, federasyon ve konfederasyonların, basın-yayın kuruluşlarının kapatılması gibi olağanüstü hal kapsamında birkısım tedbirler alındığı anlaşılmaktadır.

Öte yandan, 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin ve de 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 1. maddesinin 1. fıkrasında; Anayasanın 120. maddesi kapsamında ilan edilen ve 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararıyla onaylanan olağanüstü hal kapsamında, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonunun kurulduğu belirtilmiş, "Komisyonun görevleri"

başlıklı 2. maddesinde "(1) Komisyon, olağanüstü hal kapsamında doğrudan kanun hükmünde kararnameler ile tesis edilen aşağıdaki işlemler hakkındaki başvuruları değerlendirip karar verir. a) Kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarma ya da ilişiğin kesilmesi. b) Öğrencilikle ilişiğin kesilmesi. c) Dernekler, vakıflar, sendika, federasyon ve konfederasyonlar, özel sağlık kuruluşları, özel öğretim kurumları, vakıf yükseköğretim kurumları, özel radyo ve televizyon kuruluşları, gazete ve dergiler, haber ajansları, yayınevleri ve dağıtım kanallarının kapatılması. ç) Emekli personelin rütbelerinin alınması. (2) Olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnamelerle gerçek veya tüzel kişilerin hukuki statülerine ilişkin olarak doğrudan düzenlenen ve birinci fıkra kapsamına girmeyen işlemler de Komisyonun görev alanındadır. (3) Bu maddede belirtilen işlemlere bağlı olarak olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnamelerde yer alan ilave tedbirler ile kanun yollarının açık olduğu işlemler hakkında ayrıca başvuru yapılamaz." kuralına, "Bilgi ve belge talep etme yetkisi" başlıklı 5.

maddesinde " (1) Komisyon, görev alanı ile ilgili her türlü bilgi ve belgeyi ilgililerden talep edebilir. (2) Soruşturmanın gizliliğine ve Devlet sırlarına ilişkin ilgili mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla kamu kurum ve kuruluşları ile yargı mercileri, Komisyonun görevi kapsamında ihtiyaç duyduğu her türlü bilgi ve belgeyi gecikmeksizin Komisyona göndermek veya yerinde incelenmesine imkân sağlamak zorundadır." kuralına, "İnceleme ve karar"

başlıklı 9. maddesinde "Komisyon incelemelerini dosya üzerinden yapar. Komisyon, inceleme sonucunda başvurunun reddine veya kabulüne karar verebilir." kuralına yer verilmiş, "Yargı denetimi" başlıklı 11. maddesinin 1. fıkrasında da; Komisyon kararlarına karşı Hakimler ve Savcılar Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde ilgilinin en son görev yaptığı

(5)

kurum veya kuruluş aleyhine iptal davası açılabileceği hükme bağlanmıştır.

Ayrıca 12.07.2018 tarihli 30122 Mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonunun Çalışmasına İlişkin Usul ve Esaslar'ın "Esastan inceleme ve karar" başlıklı 14. maddesinde de "1) Komisyon incelemelerini dosya üzerinden yaparak başvurunun reddine veya kabulüne karar verir. (2) Komisyon, incelemelerini terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı yönünden yapar. (3) Sözlü ifade verme veya tanık dinletme talepleri dikkate alınmaz. " düzenlemesine yer verilmiştir.

Dava dosyasının incelenmesinden; davacının davalı İdare bünyesinde İmam- Hatipolarak görev yapmakta iken, 14.07.2017 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 692 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle eki listede ismine yer verilmek suretiyle -başka bir idari işlem tesis edilmeksizin-kamu görevinden çıkarıldığı, tesis edilen bu işleme ilişkin Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonuna (Komisyon) başvuruda bulunduğu, Komisyonca ilgili kurum ve kuruluşlardan temin edilen bilgi ve belgelerden davacı hakkında yapılan tespitlere yer verilerek yapılan değerlendirme sonucunda davacının başvurusunun reddine karar verildiği, anılan kararın davacıya tebliği üzerine de Komisyon kararına karşı bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

15.07.2016 gecesi yaşanan, demokratik Anayasal düzeni cebir ve şiddet kullanarak ortadan kaldırma teşebbüsü ile ilgili olarak yetkili makamların yaptıkları sözlü ve yazılı açıklamalar ile 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin genel gerekçesinde darbe teşebbüsünün FETÖ/PDY mensupları ve bunlarla birlikte hareket eden bazı kamu görevlileri ve sivil unsurlar tarafından gerçekleştirildiği belirtilmiştir. Adli soruşturma ve kovuşturmalarda da bu yönde tespit ve değerlendirmeler yapılmıştır.

FETÖ/PDY'nin milli güvenlik üzerinde oluşturduğu tehdit, darbe girişimi öncesinde adli soruşturmalar ile idari organların karar ve açıklamalarına da konu olmuştur. Bu bağlamda Devlet yetkilileri anılan yapılanmanın ülke güvenliği için bir tehdit olduğuna dair açıklamalarda bulunmuşlardır. Bu değerlendirmeler Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararlarında da ifade edilmiştir. MGK, söz konusu yapılanmayı 2014 yılı başından itibaren sırasıyla halkımızın huzurunu ve ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanma, devlet içindeki illegal yapılanma, kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanma, paralel devlet yapılanması, terör örgütleriyle işbirliği içerisinde hareket eden paralel devlet yapılanması ve terör örgütü olarak kabul etmiş, söz konusu kararların her biri basın duyuruları aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılmıştır.

FETÖ/PDY'nin bir terör örgütü olduğu yargılama makamları tarafından da kabul edilmiştir. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin, ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından onanan 24.04.2017 tarihli, Esas No:2015/3, Karar No:2017/3 sayılı kararında, FETÖ/PDY örgütünün amacı, yapısı ve işleyişine ilişkin şu tespit ve değerlendirmeler yapılmıştır:

"Kuruluş yıllarından itibaren toplumun dini duygularını suistimal ederek 'himmet' adı altında topladığı finans ile yurt içi ve yurt dışında faaliyete geçirdiği eğitim müesseseleri

(6)

üzerinden amaç ve ilkeleri doğrultusunda yetiştirdiği öğrencilerini, elde ettiği ekonomik ve siyasi güçle örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tüm Anayasal kurumlarını (Yasama, Yürütme ve Yargı erklerini) ele geçirerek, aynı zamanda uluslararası düzeyde etkili siyasi-ekonomik bir güç haline gelmek suretiyle anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Türk Devletini ve Türkiye Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkmak ve Devleti ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş terör örgütüdür. ... Diğer yasa dışı örgütlerde olduğu gibi gizli ve hiyerarşik yapılanmaya sahip olup, pelür kağıtları ile haberleşme, öz geçmiş raporu verme, mensuplar için kod adı kullanma gibi örgütsel taktiklerle yönetilmekte, örgüt mensuplarının tamamına da belirli görev ve sorumluluklar verilerek örgüte bağımlılıkları perçinlenmektedir. Örgütün sorumlu yöneticisi 'imam' olarak isimlendirilir. Bu kişinin dini bir niteliği yoktur. Dindar olması da gerekmez. Hiyerarşi içerisinde yer alan, örgütün yöneticisi, raporları toplayan ve emirleri veren kişidir. Kainat imamı, kıta imamı, ülke imamı, bölge imamı, şehir imamı, semt ve mahalle imamı, kurum imamı gibi bir çok değişik pozisyonu vardır. (...) Örgüte üyelik için kesin bir ölçü yoktur.

Toplumun her inanç kesiminden örgütün üyeleri vardır. Müslüman dindar insanların yanı sıra, örgütün işine gelen, kullanılması mümkün herkesi bünyesine katmaktadır. Ateistler gibi yapıya uzak görünen gruplardan, bütün mezheplerden, Yahudi ve Hristiyan dinlerine inananlardan mensupları vardır. Bir başka ifadeyle örgüte üye olmak için dindar veya inançlı olmak şartı bulunmamaktadır. Bu terör örgütü adeta sis bulutu arkasında gizlidir. Bütün örgüt yöneticileri ve üyeleri her konuda mütemadiyen tedbir uygular. Örgütün üye sayısı, amacı, ekonomik kaynakları milletten ve devletten gizlidir. Örgütün bütün işlemleri gizli yürütülür.

Örgüt lideri genel olarak emirlerini gizli verir. Örgütün nihai maksadı gizlidir. Örgüt üyeleri istihbarat ve kişilerin mahrem bilgilerini toplamayı severler. Bu teşkilat 'gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkar etmek' üzerine kuruludur. Gizliliğe ilişkin örgüt liderinin değişik tarihlerdeki talimatları aşağıda yer almıştır: (...) 'Yani siz hâkim değilsiniz başka kuvvetler var. Bu ülkede değişik kuvvetleri hesap edecek dengeli, dikkatli, tedbirli, temkinli yürümekte yarar var ki geriye adım atmayalım...' 'Türkiye'deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. (...) bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. (...) sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.' (...) 'Bu hizmetin içinde bulunanlar, bu hizmete göre hizmet vermek isteyenler, her birisi dünyayı idare edecek bir diplomat gibi hareket etmeli, kendi planında meseleleri çözdükten sonra ülkesinde çözmeye çalışmalı, ülkesinde bütün problemleri aştıktan sonra da acaba bu mevzuda dünyanın tavrı nedir onu hesaba katmalı ve bu planları ayrı ayrı platformlarda karşısına çıkabilecek planların hepsinde başarılı olmadıktan sonra son adımı atmamalıdır. Bir yanlışlık bize falso yaşatır ve yanlışlıktan yediğimiz mağlubiyeti sonra telafi edemeyiz, telafi edemeyiz, bu sefer onlar sizi kıskıvrak derdest ederler, bir daha da belimizi doğrultmaya fırsat vermezler' 'O kuvveti temsil edeceğiniz şeyler elinizde olacağı ana kadar Türkiye'de ki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım erken sayılır. (...) Biz buyuz, sesimiz soluğumuz bu, bunca kalabalık içinde ben bu duygu düşüncemi sözde mahremce anlattım. Ama sizin mahremiyete sadık, mahremiyet mevzuunda hassas duygularınıza sığınarak anlattım, sizi biliyorum ki elinizdeki meyve suları boş kutularını dışarıya çıkarken bir çöp kutusuna

(7)

attığınız gibi bu düşünceleri de açık olma yanı ile çöp kutusuna atıp geçeceksiniz. Arz edebildim mi? Evet sırrın senin esirindir, söylersen esiri olursun,' 'Bir gün bana Ankara'da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak' şeklinde değişik yer ve zamanlarda örgüt mensuplarına vermiş olduğu talimatlarda gizliliğe verilen önem gösterilmiştir. Örgüt, kamu kurum ve kuruluşlarına yerleştirdiği personelin aile yaşamlarına dahi müdahale ederek şahısların kimle evleneceğine de karar vermektedir. Örgüt kamu kurumlarında sayısı 5 kişiyi geçmeyen bir örgüt abisine bağlı hücreler şeklinde yapılanmıştır. Hücreler birbirinden haberdar değildir. Bu şekilde bir hücre açığa çıksa bile diğer hücrelerin faaliyetlerine devam ederek deşifre olmaları engellenmektedir. İçlerinde katı bir askeri disiplin hakimdir. Silah kullanma eğitiminden geçirilen, silah ve zor kullanma yetkisini haiz ve silaha sahip örgüt mensubu personel, hiyerarşik üstünden gelen emirler doğrultusunda silah kullanmaya hazır olacak şekilde ideolojik eğitimden geçirilmektedir. Bu durum, örgüt lideri tarafından hizmet insanı başlığı altında 'örgüte bağlı kişinin azimli, kararlı, hizmete karşı itaatkar, her şeyin sorumluluğunu alması gereken, darbe yediğinde azmi bozulmayan, yüksek rütbelere geldiğinde kendi rütbesi değil de hizmetin rütbesini ön planda tutan, hizmet içerisinde yapacağı görevlerin zor olabileceğine inanan ve bütün varlığını, canını, sevdiklerini hizmet için feda etmeye hazır olması' şeklinde açıklamaktadır. Türkiye'nin sosyo-politik gündeminde sözde dini referanslar üzerinden kendisine toplumsal ve kamusal bir varlık ve meşruiyet zemini inşa eden, sosyolojik bünyesi itibariyle mütesanit bir dokuya sahip olan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, müntesiplerini ilgili yapıya tümden sadakat ilkesi çerçevesinde doktrine etmiş, yapı mensuplarının ahlak ve hukuk dışı tüm eylemlerini mübah görmüştür. Mistik bir otoriteye (mehdilik/mesihlik) inanmışlıkla, yandaşları için merkezi sınavlardan soru çalma, ceza soruşturma ve kovuşturmalarını örgüt amacı doğrultusunda sözde hukuki bir araç olarak kullanmak gibi, kişi haklarını pervasız biçimde ihlal etme, kayırma, yalan söyleme, delil uydurma, iftirada bulunma gibi hukuk dışılıkları gerçekleştirmekte ve hedefleri uğruna suç işlemekte herhangi bir beis görmemektedirler. Dindar görüntü vermelerine rağmen hedefe ulaşmak için her yolu mübah gören 'makyavelist' bir anlayışla hareket etmektedir. (...) Örgüt Emniyet, TSK, Yargı, Milli Eğitim, ÖSYM, TÜBİTAK başta olmak üzere birçok kamu kuruluşunda yapılanma faaliyetini yürütmüş, kurum içerisindeki elemanları vasıtasıyla personel alımı ve atamalarda etkin rol üstlenmiştir. Kamu kurum ve kuruluşlardaki bazı görevlilerin birtakım zaafları tespit edilerek, örgüt lehine hareket etmeye zorlanmaktadırlar.

Bu nedenle örgüt, çoğu zaman kendisinden olmayan kişileri de kullanabilmektedir. Örgüt ile hiçbir organik bağı olmamasına rağmen onunla birlikte hareket ederek yarar sağlayacağını düşünen gerçek ve tüzel kişiler de bulunmaktadır. Örgütün hedef aldığı devleti, siyasal iktidarı ve kişileri beğenmeyen, düşman gören kesimler de örgütle güç birliğine girebilmektedir. (...)"

Ayrıca Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 18.07.2017 tarihli, Esas No:2016/7162, Karar No:2017/4786 sayılı kararında da, yapılan değerlendirmeler neticesinde FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğu açıkça vurgulanmış bulunmaktadır.

Yukarıda da açıklandığı üzere, kamu görevlilerinin Anayasa'ya ve Devlete sadakat ödevinin ve ayrıca tarafsızlık yükümlülüğünün bulunduğu izahtan varestedir. Bu ödev, 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe teşebbüsünden sonra veya hemen öncesinde ortaya çıkan bir yükümlülük olmayıp, çok öncesinde (davacının kamu görevine girmesinden de önce) var olan, Anayasa'da açıkça düzenlenen yükümlülüklerdir. Oysa yukarıda aktarılan

(8)

Yargıtay 16. Ceza Dairesinin, ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli, Esas No:2015/3, Karar No:2017/3 sayılı kararında gerek FETÖ/PDY terör örgütü gerekse dosyada sanık olan şahıslar ile ilgili yapılan tespit ve değerlendirmelerden, FETÖ/PDY mensuplarının, sadakat ve tarafsızlık ödevini yitirerek hukuka aykırı ve taraflı şekilde davranmaktan çekinmedikleri, örgüt içi talimata uygun hareket etmenin örgüt elemanı bir kamu görevlisi için Anayasa'ya, hukuka ve sıralı âmirlerinin emirlerine uygun hareket etmekten daha önde olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim söz konusu Yargıtay kararında, sanık olan şahısların (eski hakim), örgüt liderinin talimatı doğrultusunda, örgütün faaliyeti kapsamında hukuka aykırı verdikleri kararlarla görevlerini kötüye kullandıkları tespit ve değerlendirmesinde bulunularak, sanıkların bu suç nedeniyle de hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmedilmiştir. Bu durum karşısında gerek örgütün gerekse mensuplarının gizlilik esasına dayalı hareket etmesi sebebiyle söz konusu hukuka aykırı davranışlarının Anayasal düzen açısından daha tehlikeli ve önlenilmesi güç bir hal alacağı anlaşılmaktadır. Bu durumda, FETÖ üyesi veya bunlarla bağlantılı olan bir kamu görevlisinin Anayasa'ya ve hukuk düzenine aykırı hareket edebileceğini değerlendirmek keyfi olmayacaktır.

Olağanüstü hal kapsamında çıkartılan kanun hükmünde kararnamelerin amacı ve alınan tedbirlerin kapsamı, mahiyeti birlikte dikkate alındığında, başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin tamamının tüm kamu kurum ve kuruluşlarından çıkarılması sonucuna ulaşılmak istendiği anlaşılmaktadır. Söz konusu tedbirin uygulanabilmesi için mutlaka terör örgütü üyeliği ve mensubiyeti şeklinde bir bağ kurulmasının aranmadığı, terör örgütü veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı şeklinde bir bağ kurulması yeterli görülmektedir.

Ayrıca belirtilmelidir ki, işlem sebebi, ilgilinin terör örgütü veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğundan, bu bağın olup olmadığının değerlendirilmesinde hukuka uygun elde edilmiş delillerle tespit edilen her türlü olay ve olgunun (ByLock iletişim sistemini kullanma, FETÖ/PDY'ye müzahir olduğu gerekçesiyle kapatılan/devredilen sendika, dernek, finans kuruluşu, eğitim kurumları gibi kurum ve kuruluşlarla ilişki v.s.)dikkate alınabileceği tabidir. Böyle bir durumun, dikkate alınan olay ve olgunun ilişkili olduğu bir hakkın ve hürriyetin ihlali olarak yorumlanması mümkün değildir.

Davacının, FETÖ/PDY terör örgütü ile bağlantısı yönünden yapılan incelemede;

Dava konusu Komisyon kararında; xxxxx Ağır Ceza Mahkemesi'nin xx.xx.2017 tarih ve E.2017/xxx, K.2017/xxx sayılı kararı ile davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hapis cezası ile cezalandırıldığı, söz konusu dava dosyasında yer alan tanık ifadelerine göre, başvurucunun örgütsel faaliyetlere katıldığı, örgütün değerlerini ve ideolojisini benimsediği, örgüte ait yayınlara abone olması için çevresindekileri telkin ettiği, örgüt toplantılarını organize ettiği ve toplantılarda konuşmalar yaptığı, örgütü savunduğu, örgüte mali destek sağlamak amacı ile çalıştığı ve örgütün ilçe sorumlusu olarak bilindiği;

yine davacı hakkında Kurumunca düzenlenen xx.xx.2017 tarihli İdari Soruşturma Raporunda, davacının örgüt için aktif olarak çalıştığı, örgütün toplantılarını organize ettiği, örgüte mali destek sağlamak amacıyle faaliyet gösterdiği, ilçe sorumlusu olarak bilindiği, ceza

(9)

mahkumiyet kararının istinaf aşamasında bulunduğu, tesbitlerine yer verilerek davacının FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu gerekçesi ile görevine dönme istemli başvurusunun reddedildiği görülmektedir.

Uyap kayıtlarının incelenmesinden, dava konusu işleme dayanak alınan xxxx Ağır Ceza Mahkemesi'nin xx.xx.2017 tarih ve E.2017/xxx, K.2017/xxx sayılı kararında, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hapis cezası ile cezalandırıldığı ancak bu kararın istinaf incelemesi sonucunda xxxxxx Bölge Adliye Mahkemesi x.Ceza Dairesi'nin xx.xx.2018 ve E.2018/xxx, K.2018/xxxx sayılı kararı ile, "sanığın (davacının) aşamalarda aleyhinde bulunan tanıkların beyanları ile örgüt üyesi olduğu yolundaki iddiaları kabul etmediği, sanığın (davacının) 17/25 Aralık olayları sonrasında bu yapının gerçek niyetini anlayıp uzaklaştığını beyan etmesi, 2013 yılı öncesi örgüt ile irtibatı olduğu hususu kabul edilse dahi, sanığın bu faaliyetlerinin 2013 yılı öncesine rastladığı ve örgütün gerçek yüzünün ortaya çıktığı 2014 yılından sonra örgütle irtibatını devam ettirdiğine dair bir bilgi ve belgenin bulunmadığının anlaşılması karşısında: FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün üyesi olduğuna dair mahkumiyetine yeterli, atılı suçtan cezalandırılmasını gerektirir, her türlü şüpheden uzak, somut, inandırıcı başkaca delil elde edilemediğinden "şüpheden sanık yararlanır." ilkesi gereğince mahkumiyet kararının kaldırılarak"davacı hakkında"beraat" kararı verildiği, kararın temyiz incelemesi aşamasında bulunduğu anlaşılmaktadır.

Bakılmakta olan dava bir ceza davası değildir. Bununla birlikte, davacıda olduğu gibi kimi durumlarda kamu görevinden çıkarılanlar hakkında açılmış ceza davaları bulunmaktadır.

Ceza yargılamasında kamu görevlilerinin terör örgütlerine üyelik veya yardım nedeniyle ceza almaları halinde, verilen ceza ile birlikte ceza mahkemesince elde edilen deliller, maddi vakıa ve somut olgu tespitleri dikkate alınarak OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddine karar verilebileceği, öte yandan, terör örgütlerine üyelik veya yardım suçundan açılan ceza davasında delil yetersizliğinden beraat kararı verilmesi halinde ise kişilerin, terör örgütleri veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisak veyahut irtibat şeklinde bir bağının bulunup bulunmadığı noktasında, ceza mahkemesince elde edilen deliller, maddi vakıa ve somut olgu tespitleri ile dosyada mübrez bilgi ve belgeler dikkate alınmak suretiyle Mahkememizce ayrıca değerlendirme yapılması gerekmektedir.

Olayda, dava konusu Komisyon kararında, davacının xxxx Ağır Ceza Mahkemesi'nin xx.xx.2017 tarih ve E.2017/xxx, K.2017/xxx sayılı kararıyle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hapis cezası ile cezalandırıldığı değerlendirilmesine yer verilmiş ise de, xxxxx Bölge Adliye Mahkemesi x.Ceza Dairesi'nin xx.xx.2018 ve E.2018/xxx, K.2018/xxxx sayılı kararı ile anılan mahkumiyet kararının kaldırılarak davacının "beraatine" karar verildiği; öte yandan, Komisyon kararına dayanak alınan İdari Soruşturma Raporu ve Ceza Mahkemesinde dinlenilen tanık beyanlarının 2012 yılı öncesine ait beyanlar olduğu, nitekim xxxx Bölge Adliye Mahkemesi x.Ceza Dairesince bu tarihten sonra davacının sorumluluğuna gidilebilecek yeterli delil bulunmadığı değerlendirmesine yer verilerek "beraat" kararı verildiği görülmektedir.

Ayrıca, 2012-2016 yılları arasında davacının yurtdışında görevlendirildiği, davacının yurtdışı görevine ilişkin bilgisine başvurulan Din Hizmetleri Ateşesi tarafından davacının FETÖ/PDY ilişkisine dair bir emarenin bilinmediğinin belirtildiği görülmekte olup, bu açıklamalar kapsamında, Komisyon kararında yer alan değerlendirmelerin davacının

(10)

FETÖ/PDY ile bağına dayanak alınamayacağı kanaatine varılmıştır.

Komisyon kararında yer alan bu tespitler ile dosya kapsamında mevcut bulunan bilgi ve belgelerin haricinde davacı hakkında FETÖ/PDY ile iltisak veyahut irtibatını gösteren başkaca bir delil, vakıa ve olgu tespiti ile bilgi ve belgenin bulunmadığı da görülmektedir.

Bu durumda; yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri ile elde edilen delil ve tespitler dikkate alındığında, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile kamu görevinden çıkarılmasını gerektirecek nitelikte bir bağının olmadığı sonucuna varıldığından, davacının başvurusunun reddine dair Komisyon kararında hukuka uygunluk görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptaline, aşağıda ayrıntısı gösterilen 169,00.-TL yargılama giderinin ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.362,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, kararın tebliğini izleyen (30) gün içerisinde Ankara Bölge İdare Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere,13/11/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

BAŞKAN VEKİLİ xxxxxxxxxxxxxxx

192008

Üye

xxxxxxxxxxxxxxxx 165687

Üye

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxx 195096

YARGILAMA GİDERLERİ :

Başvurma Harcı:

Karar Harcı : Vekalet Harcı : Dosya G. Ücreti:

35,90 TL 35,90 TL 5,20 TL 2,00 TL

Posta Gideri : 90,00 TL

TOPLAM : 169,00 TL

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :