ÇİN HALK CUMHURİYETİ’NİN KAZAKİSTAN’A YÖNELİK POLİTİKASI (Rus, Türk ve Kazak kaynaklarına göre)

118  Download (0)

Tam metin

(1)

T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ KAMU YÖNETİMİ VE SİYASET BİLİMİ

ANABİLİM DALI

ÇİN HALK CUMHURİYETİ’NİN KAZAKİSTAN’A YÖNELİK POLİTİKASI

(Rus, Türk ve Kazak kaynaklarına göre)

Yüksek Lisans Tezi

Fazylbek Mustanov

Ankara-2005

(2)

T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ KAMU YÖNETİMİ VE SİYASET BİLİMİ

ANABİLİM DALI

ÇİN HALK CUMHURİYETİ’NİN KAZAKİSTAN’A YÖNELİK POLİTİKASI

(Rus, Türk ve Kazak kaynaklarına göre)

Yüksek Lisans Tezi

Fazylbek Mustanov

Tez Danışmanı Doç. Dr. Ömer Turan

Ankara-2005 T.C.

(3)

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ KAMU YÖNETİMİ VE SİYASET BİLİMİ

ANABİLİM DALI

ÇİN HALK CUMHURİYETİ’NİN KAZAKİSTAN’A YÖNELİK POLİTİKASI

(Rus, Türk ve Kazak kaynaklarına göre)

Yüksek Lisans Tezi

Tez Danışmanı :

Tez Jürisi Üyeleri

Adı ve Soyadı İmzası

... ...

... ...

... ...

... ...

... ...

... ...

Tez Sınavı Tarihi ...

(4)

İÇİNDEKİLER

KISALTMALAR

GİRİŞ Kazak-Çin İlişkileri (Tarihsel Boyut 1991 yılına kadar)………...1

1. ÇİN HALK CUMHURİYETİ’NİN DIŞ POLİTİKASI 1. 1. Çin Halk Cumhuriyeti Dış Politikası ve Genel Prensipleri...7

1. 2. Çin Halk Cumhuriyeti’nin Çevresel Bölge Politikası ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ)...11

1. 3. Çin Halk Cumhuriyeti’nin Orta Asya’ya Yönelik Dış Politikası...21

2. KAZAKİSTAN’IN DIŞ POLİTİKASI 2. 1. Kazakistan Dış Politikasının Esasları...29

2. 2. Kazakistan’ın Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Politikası...35

2. 3. Kazakistan’ın Orta Asya Politikası...41

3. ÇİN HALK CUMHURİYETİ’NİN KAZAKİSTAN’A YÖNELİK POLİTİKASI 3. 1. Siyasi Boyutu...49

3. 2. Ekonomik Boyutu...56

3. 3. Kültürel Boyutu...71

3. 4. Askeri Boyutu...74

3. 5. Kazakistan-Çin Halk Cumhuriyeti İlişkilerinde Geçen Problemler...79

3. 6. Kazakistan-Çin Halk Cumhuriyeti İlişkilerinde Sincan Uygur Otonom Bölgesi (SUOB)...86

SONUÇ...90

KAYNAKÇA...93

EKLER Tablolar...101

Haritalar...106

(5)

KISALTMALAR

ASEAN The Association of South East Asian Nations NSYA Nükleer Silahların Yayılmaması Anlaşması CNPC China National Petroleum Corporation ÇHSDK Çin Halk Siyasi Danışma Konferansı START Solutions To Avoid Red Tide

IMF International Monetary Fund SUOB Sincan Uygur Otonom Bölgesi ŞİÖ Şanghay İşbirliği Örgütü CIA Central Intelligence Agency

NATO North Atlantic Treaty Organisation AGİT Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı BDT Bağımsız Devletler Topluluğu

SSCB Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ABD Amerika Birleşik Devletleri

BM Birleşmiş Milletler AB Avrupa Birliği

ÇHC Çin Halk Cumhuriyeti

(6)

GİRİŞ

Kazak-Çin İlişkileri (Tarihsel Boyut 1991’e kadar)

Kazakistan, 1991 yılında bağımsızlığını kazandıktan sonra, Çin ile ilişkiler kurmakta büyük sıkıntılar yaşadı. Sovyetler Birliği döneminde Çin ile ilişkiler tamamen kesilmişti. Çin’in yeterince bilinmemesi sebebiyle ilişkilerin yürütülmesinde zorluklar yaşandı. Bu sıkıntı Kazakistan tarafında yaşandı. Çin tarafı Kazakistan hakkında araştırmalarını hiç durdurmamıştı. Örneğin, Çin aydınları, devlet destekli yazılarında Kazakistan’ın Jetisu bölgesini eskiden Çin idaresi altında yaşadığını göstermeye çalışmışlardır. Çinli bilim adamları, Kazakistan tarihini Çin düşüncesine göre değerlendiren çalışmalar yapmışlardır. Her yönden hazırlıklı olan Çin hükümeti kendi fikrilerini Kazakistan’da uygulamaya çalıştı. Bu durum iki taraflı ilişkilerde Kazakistan’ın Çin nüfus akıntısına uğramasına yol açtı. Kazakistan kamuoyu bu konuda oldukça hassastır. Bununla beraber, Çin’in Kazakistan’a yönelik politikası konusunda yapılmış yeterli sayıda bilimsel çalışma yoktur. Gücümüz nisbetinde bu boşluğu doldurmak maksadıyla bu tezi yazmaya koyuldum. Tezde Çin’in ve Kazakistan’ın dış politikalarını inceledikten sonra Çin’in Kazakistan’a yönelik politikasını ortaya koymaya çalıştım. Giriş bölümünde ise Çin-Kazak ilişkilerinin tarihini kısaca verdim.

Kazaklar ile Çinliler arasındaki ilişkiler ve izlenen politikalar çok eskilere dayanmaktadır. Mevcut tarihi kaynaklara göre Kazak-Çin ilişkilerinin tarihi, Hunlar dönemine kadar götürmek mümkündür. Kazak halkı için, tarih boyunca Çin ile ilişkiler daima en önemli sorun olmuştur. Han döneminden (M.Ö. 206-220) itibaren Çin Seddi’den dışarı çıkmaya başlayan Han İmparatorluğu, Tsin dönemine (1644- 1911) kadar yaklaşık 10000 li (5000 km) batıya doğru ilerleyerek,1 Kazak Hanlığı’nın güney-doğu (Jetisu) bölgesine kadar gelmiştir.

Kazak; özgür, bağımsız, cesur anlamlarına gelir. Kazak Hanlığı’nın kuruluşu ise Canibek ve Kerey Sultanlarının önderliğinde 1465 yılına rastlar. Ancak Kazak ve

1 http://www.samal.kz/~akolya/qaztarih/stories/atlah2.html

(7)

Rus kaynaklarında 18. yüzyıla kadar olan dönemle ilgili olarak Kazak tarihi ile ilgi yeterli bilgi ve belge yoktur. Dolayısıyla belirtilen yüzyıla kadarki dönemde hem Kazak siyasal gelişmesi hem de Kazak-Çin ilişkilerini yeterince aydınlatacak veri bulunmamaktadır. Kaynak eksikliği ile ilgili olarak Kazak tarihinin Herodotu olarak bilinen Rus asıllı tarihçi A. I. Levşin (1797-1879) de aynı şeyleri söylemektedir.

Kazak Hanlığı ile Çin İmparatorluğu arasındaki ilişkileri 1755 yılından itibaren başladığını söyleyebiliriz.2 Çünkü Kazak tarihindeki en ünlü han olan Abılayhan, Kazak Hanlığı’nın başına geçerek, Kazak Hanlığı ile Çin İmparatorluğu arasında bulunan ve 200 yıl boyunca Kazaklarla savaşan Moğol kabilelerinden oluşan Cungar memleketine 1755 yılında son vermiştir. Böylece Kazak Hanlığı ve Çin İmparatorluğu arasındaki ilişkileri 1755-1758 yılları arasında yoğunluk kazanmış ve bu dönemde Kazak ile Çin hükümdarları birbirlerine sayısız diplomatik misyon ve nota göndermişlerdir.3

1755’te Tan İmparatorluğu Cungar Devleti’ni mağlup ettikten sonra, Kazak Hanı Abılay’a resmi ilişkiler kurmak için Şun-Dına ve Da-Yuna adlı elçilerini gönderir ve bu elçiler Abılay’a Tan İmparatorluğu’nun Cungarlar’a karşı asker çıkarmalarındaki amacını ve Kazaklar’a yönelik politikasını anlatmışlardır. 1757 yılında ise, Tsin İmparatoru Tsyan Lun Kazak Hanlığı’na özel elçi göndererek bağımsızlığını tanıdığını resmen açıklar ve “Çin-Kazak ilişkileri Vietnam, Tayland, vs. gibi bağımsız sayılması”4 ile ilgili fermanını ilan eder. Daha sonra ise, Çin komutanlarına gönderilen fermanlarda İmparator Tsyan Lun: “Bu Kazaklar önceden bağımsız yaşamış halk. Biz onları kabul etmeye mecburuz”5 diye yazmaktadır.

“Kazaklar’a Cungarlar’dan ayrı bakmak lazım, Kazaklar önce barışı sağlasa, sınırdan geçerek savaş açmamak lazım”6 geldiği konusunda uyarmaktadır. Önce kendileri işgal etmiş Cungar memleketini elinden çıkarmamak için sert talimatlar verir. Ama

2 Мұқаметқанұлы, Нəбижан, XVIII-XX ғасырлардағы қазақ-қытай байланыстары [XVIII- XX asırlardaki Kazak-Çin İlişkileri], «Санат», Алматы, 1996, 11-б.

3 Карин, Ерлан, «Динамика казахско-китайских отношений в 1755-1758 г.г.» [1755-1758 yıllarındaki Kazak-Çin İlişkilerinin Dinamiği], Саясат, Март 1999, стр. 75.

4 http://www.samal.kz/~ akolya/qaztarih/stories/qabanbai.html (08.06.2005)

5 Мұқаметқанұлы, Нəбижан, 34-б.

6 A.g.e.

(8)

Tsin İmparatorluğu’na aldatıldığını anlayan Cungar Hanı Amursana, isyan başlatır.

Buna karşı Tsin İmparatoru Tsyan Lun “Bütün Cungar halkı (Oyrat) yeryüzünden yok edilsin”7 fermanını çıkarır ve üzerlerine 200.000 asker gönderir. Zamanında Kazak halkına huzur vermeyen Cungarlar ve Hanı Amursana Kazak Hanlığı’na sığınırlar.

Tsin İmparatoru gönderdiği elçiler aracılığıyla, Kazak Hanı Abılayhan’dan Amursana’nı yakalamasını ve kendisine teslim etmesini talep etmiştir. Yoksa Kazak Hanlığı’na karşı savaş açacağını açıklamamıştır. Ancak önüne çıkan her halkı yok ederek ilerleyen Çin’e, Amursana ile halkını teslim ederse, daha sonra kendi halkının da Çin’e yem olacağını anlayarak bu teklifi reddetmiştir. Neticesinde yine de 1756–

57 yılları arasında Kazak-Çin savaşı başlar. 1756 yılında Kazak Hanlığı toprağına top ve tüfekle giren Çin ordusunu Abılayhan kılıç, mızrıkla geri püskürtmüştür.

Böyle bir yenilgiyi beklemeyen İmparator Tsyan Lun, Kazak Hanlığı’na gönderdiği Doğu Türkistan’ı diz çöktüren komutanları Hadaha ile Dardana’nı geri aldırtarak, yerine Fu De ve Çjao Huei komutanlarını gönderir. Savaşın ikinci yılında Kazak ordusundan sayısı zaten fazla olan Çin ordusuna daha da fazla ordular katar. Bu konuda araştırmada bulunan Kazak tarihçisi M.Magauin’in eserinde durum şöyle açıklanımaktadır: “Zor durumda kalan Abılayhan Ayagöz nehirindeki savaşta yaralanarak geri çekilir. Bir taraftan ortak düşmana karşı savaşmayı bilmeyen Hokan (Özbek) Hanlığı arkadan vuruyor. Böyle bir durumda o zamanın modern silahlarıyla saldıran Çin ordusuna karşı Abılayhan İstiklal Savaşı’nı başlatır. Sonuçta Kazak halkının ordusunun karşı saldırısına uğrayarak, büyük zarar gören Çin ordusu geri çekilmeye başlar. İşgal ettiği Cungar Devleti’nin yerinden de ayrılmaya başlayan Çin, savaşın uzun süreceğini anlayarak 15 Mayıs 1757’te karşılıklı anlaşma masasına oturdular.”8 En önemlisi Abılayhan Kazak halkını koruyabildi ve şimdiki Kazak-Çin sınırını belirledi.

Çin, kendi planlarını gerçekleştirmek için politikasını aktifleştirerek, Kazak Hanlarının Cungar bölgesindeki askerî ve politik etkinliğini azaltmaya çalıştı.

Sonuçta 1758 yılına doğru Kazak hükümdarları Cungar bölgesindeki isteklerinden

7 Мағауин, Мұхтар, Қазақ тарихының əліппесі [Kazak Tarihinin Başlangıcı], «Қазақстан»

баспасы, Алматы, 1995, 116-б.

8 A.g.e., 117-118-беттер.

(9)

vazgeçtiler ve buna karşılık olarak Çin’den Kazak topraklarına dokunulmazlık ve iç politikasına karışmamalarına dair bir anlaşma sağladılar. Görüşmeler sırasında karşılıklı ticaret konusunda da anlaşmaya varıldı. Ticarî ve ekonomik ilişkileri geliştirerek Kazak Hanlığı güvenliğini sağlamlaştırmak istiyordu. Çünkü sıkı ticarî ilişkiler karşılıklı bağımlılık ve barış isteklerini doğurmaktadır. Üstelik bu durum, iki tarafın da çıkarına idi.

Pekin de Kazaklar’la münasebetlerin normalleşmesini istemekteydi. Çünkü bu durum onlara Doğu Türkistan ve Cungar bölgelerini ele geçirmeyi kolaylaştırıyordu. Böylece her iki taraf kendi çıkarları doğrultusunda etkili politikaları uygulayarak pozisyonlarını korumaya çalışıyordu. Japon tarihçisi Saguştoru “Tan İmparatorluğu sınır bölgesinde siyasî istikrarı sağlamak için Kazak Hanlığı’nı kendisine çekme politikasını yürüttü. Bundan dolayı Abılay’ın taleplerinin hepsini kabul ettiği”9 fikrini söylemektedir.

Temmuz 1758’de Abılay Han’ın önerisiyle Elenkabırğa’da (Urumçi) Tan İmparatorluğu ticaret yapmak için anlaşır. Kazak-Çin ilişkisini başlatmak için Kazak Hanlığı tarafından Kabanbay Bahadır, Tan İmparatorluğu tarafından Nu-San görevlendirilir.10 17 Eylül 1758’de Kabanbay Bahadır, Kazak tüccarlarla Urumçi’ye giderek hükümetler seviyesinde ilk resmî ticareti başlatır. Ticarî ilişkiler gelişince 1760 yılında İle’de, 1763 yılında Tarbağatay’da ortak pazarlarını açarlar.11

Kazak Hanlığı ile Tan İmparatorluğu arasındaki ilişkiler ve hükümetler seviyesinde yürütülen ticaret, XIX. yüzyılın ortalarına doğru gerilemeye başladı.

Çünkü 1840 yılındaki Afyon Savaşı’ndan sonra Çin halkı İngiltere’nin yarı sömürgesi haline gelerek Tan İmparatorluğu çökmeye başlamıştır.12 O dönemde Kazak Hanlığı’nın Çin’le ilişkilere önem vermesinin nedeni, Çin gibi güçlü bir imparatorluğa dayanarak sömürgeci Çarlık Rusya tehlikesine karşı bağımsızlığını korumaktı. Abılay Han’ın iki güçlü imparatorluk arasındaki dengeli politika izlemesi XIX. yüzyılın ortasına kadar Kazak Hanlığı’nın bağımsız kalmasını sağladı.13

9 Мұқаметқанұлы, Нəбижан, 38-б.

10 A.g.e., ss. 44-45.

11 A.g.e., ss. 47-49.

12 A.g.e., s.57.

13 A.g.e., s.61.

(10)

Çin’le olan sınırlar XIX. yüzyılın sonlarına doğru Çarlık Rusya ile yapılan anlaşmalarla çizildi. Ancak çizilen sınırların tanımında yanlışlıklar ve belirsizlikler vardı. Böyle bir durum ulaşılması zor olan dağlık ve sulak bölgelerin varlığından kaynaklanıyordu. Bu tür sınır belirsizlikleri, Sovyet döneminde de devam etti ve askerî çatışmalara neden oldu. Ağustos 1969’da Kazakistan’ın Jalanaşköl Gölü bölgesinde böyle bir askerî çatışmaya neden olmuştur.14

Kazakistan, Çin-Sovyet ilişkilerinin son 40 yıllık tarihinde, sıcak dostluk ve birbirini inkar edecek kadar düşmanlık dönemlerini geçirdi. İki büyük devletin arasında Kazakistan toprakları ve dolayısıyla da yeraltı ve yerüstü kaynakları çekişmenin kaynağıydı. Bu jeopolitik konum, zaman zaman tarafları savaş noktasına dahi getirmiştir. Çin sınırına sayı ve silah bakımından ne kadar asker konuşlandırıldıysa, Kazakistan’da da aynı büyüklükte Orta Asya Askeri Birliği kuruldu. Her ikisinin de savunma değil, saldırgan kuvvetler olduğu tartışmasızdır.

Tanrı Dağları’nda Çin’le Kazakistan’ı birleştiren bazı geçitlere askerî teknik donanım yerleştirilip, kaleler ve nükleer silah depoları ile havaalanları inşa edilmiştir.

SSCB ve Çin askerî doktrinleri, birbirinin en önemli düşmanı olduğunu açıklamıştı. Neticesinde, SSCB genel politikası, Kazakistan’a birinci düşmanı olarak Çin’i tanıttı. Ancak halklar hoş olmayan olayları akıllarında tutsalardı birbiriyle barış duygusunu paylaşamazdı. Zaman değişmektedir ve her yeni nesil farklı görüşlere sahiptir ve farklı olarak devlet çıkarlarını benimsemektedir. Kazakistan cumhurbaşkanı Nazarbayev’in dediği gibi: “Bağımsızlığını kazandıktan sonra Kazakistan, Komünist Partili ideologlardan kalan mirastan tamamen kurtulmaya çabalayarak Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkilerini yeniden düzenlemektedir.”15

Kazak-Çin ilişkilerinin tarihini özetlersek; Kazak Hanlığı’nın kuruluşundan 600 yıl, Kazak halkının kökeni olan Hunlar’dan itibaren Çin ile ilişkileri yaklaşık 2500 yıl öncesine kadar gitmektedir. Bugün olduğu gibi geçmiş yüzyıllarda da

14Бондарец, Л., Ходжамбердиев, И., «Климат доверия в Азии: КНР – Центральная Азия»

[Asya’da Güven İklimi: ÇHC – Merkez Asya], Саясат, Февраль 1999, стр. 68.

15 Назарбаев, Нурсултан, На пороге 21 века [Yüzyılların Kavşağında], Алматы, Изд. «Өнер», 1996, стр. 218-219.

(11)

Kazakistan coğrafyası, Çin için önemli bir yer olmuştur. Örneğin, İpek Yolu bu bölgeden geçerek Çin’i Ortadoğu’ya ve Avrupa’ya bağlamaktaydı. Tarih boyunca Çin’in yayılma siyasetinin kayda değer bir hususiyeti de Çinlilerin en zayıf zamanlarında dahi bahaneleri ne kadar müphem (belirsiz) ve hayali olursa olsun ondan vazgeçmemeleridir. Çinliler bu zamana kadar bu bölgede kesin bir kazanıma sahip olamamaları dolayısıyla kendi iddialarından vazgeçtiklerini veyahut onu unuttuklarını zannetmek yanlıştır.

1. ÇİN HALK CUMHURİYETİ’NİN DIŞ POLİTİKASI

1. 1. Çin Halk Cumhuriyeti Dış Politikası ve Genel Prensipleri

(12)

Dış politika; en geniş anlamıyla devletlerin, belirli ilkeler ve hedefler doğrultusunda diğer devletlerle kurduğu ilişki olarak tarif edilebilir. Dış politikada hâkim ya da öne çıkan temalar, yaklaşımlar ya da tercihler, uluslararası ilişkilerin dünya çapında aldığı biçimlere, uluslararası sisteme bağlı olarak dönemsel farklılıklar göstermiştir. Bu alanda doktrinlerin ya da pragmatizmin, ideoloji ya da ulusal çıkarın öne çıkardığı tercihler söz konusu olabilmektedir. Çin Halk Cumhuriyeti de kurulduğu 1949 yılından bu yana yukarıda sayılan öncelikleri farklı dönemlerde değişen dünya koşullarına uygulayarak ve değiştirerek dış politikasında uygulamıştır.16

Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1949’dan sonra, “Çin Halk Siyasi Danışma Konferansı (ÇHSDK) Ortak Programı” geçici Anayasa olarak kabul edilmiş ve dış politika temelini oluşturan ilkeler şu şekilde belirlenmiştir;

1) Bağımsızlık, 2) Özgürlük,

3) Vatanın bütünlüğü ve ülke egemenliğinin korunması,

4) Kalıcı uluslararası barış ve bütün ülkelerin halkları arasında dostane işbirliğinin desteklenmesi ile saldırganlık ve savaş siyasetine karşı çıkma.

7 Eylül 1976 yılında Mao Zedung’un (Tsedung) ölümünden sonra iktidara gelen yöneticiler, ikinci planda kalarak perde arkasından destek veren Deng Xiaoping’in inisiyatif ve tecrübesine göre, uluslararası sahnede taraflı dış politikasını değiştirmek ve çökmekte olan ekonomiyi kurtarmak için yeni stratejiler uygulamaya koymuşlardır. Reformist yöneticilerin 1984–1997 yılları arasındaki çabaları sonucunda ekonomik alanda büyük başarılar elde edilmiştir. Ayrıca, Pekin bu strateji planını gerçekleştirmek için dış politikasında ülkelerin ekonomisine ve stratejik gücüne göre farklı ve çeşitli düzeyde ortaklık ilişkileri tesis etmiştir.17

16 Çin’in Gölgesinde Uzakdoğu Asya, Yayına Hazırlayan Deniz Ülke ARIBOĞAN, Bağlam Yayınları, İstanbul, 2001, s. 283.

17 EKREM, Nuraniye, H., Çin Halk Cumhuriyeti Dış Politikası, Ankara, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Yayınları, 2003, s. 130.

(13)

Çin’in günümüzdeki izlediği dış politika, bölgeselliği temel alan, global ölçekte yürütülen bir dış politikadır. Çin’in dış politika önceliğini doktrinlerden çok güvenlik ve egemenlik kaygıları oluşturmuştur. Bu kaygıları, uluslararası ilişkilerin ve güç dengelerinin global bağlamına oturtarak çözümlemeye çalışmaktadır. Çin’in 1949’dan sonra dış politika alanına ilişkin teorik yaklaşımlarını çok sık değiştirdiği gözlenir. Buradan da pragmatizmin önemli bir dış politika unsuru olduğu anlaşılmaktadır. Çin’in dış politikasının şekillenmesinde entelektüeller arasında çoğu zaman Batıcılıkla yerelcilik, modernleşmecilik ile kendine yeterlilikten yana olma gerilimi yaşanmıştır. Dolayısıyla her zaman stratejik bağımsızlık ve yakın zamana kadar da ekonomik kendine yeterlilik kaygısı güdülmüştür. 1990’larda ise içerde hayli güçlükler içinde bulunan ekonomide özgün bir kapitalizm, siyasette Çin Komünist Partisi’ne devam, dışarıda ise dünya kapitalizmine açılma ve bölgesel gücünü koruma politikaları izlenmiştir.18

Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle ekonomisi hızla gelişen Çin’in uluslararası itibarı artmıştır. Daha önce, ABD ile Sovyet Rusya arasında mücadele alanı olan Asya-Pasifik bölgesine girmeye hazırlanmıştır. Özellikle, SSCB’nin çöküşü ile Kasım 1990’da, ABD’nin Filipinler’de bulunan askerî üsten çekilmesi ile boşalan bölgeyi, Çin doldurmayı hedeflemiştir. 1992’de, ABD’nin Dış Politika Araştırma Enstitüsü Asya bölümü başkanı Ross H. Munro’nun Policy Review adlı dergideki bir yazısında, “Çin’in, Asya-Pasifik bölgesinden ABD’nin çekilmesiyle, Çin sürekli Rusya’dan silah satın alarak bölgede etkili olmaya çalışmaktadır”19 görüşünü ileri sürmüştür. 1993’te, James Walsh Time dergisindeki yazısında Çin’in Asya-Pasifik, özellikle Uzakdoğu’da etkili bir rol oynama görevini üstlendiğini ve karasu ötesi deniz kuvvetlerinin yükselmeye devam etmesi durumunda, Çin’in bölgenin güvenliğini tehdit etmeye başlayacağını belirtmiştir. Gerçi, Çin lideri Deng Xiaoping, 1989’da Çin’in ABD’ye tehdit oluşturamayacağına ve rakibi de olmayacağına dair “güven telkin edici” açıklamasına rağmen, 1993 yılında Far East Economic Review, Asian Wall Street Journal, IMF ve Dünya Bankası tarafından hazırlanan raporlarda, Çin’in Asya-Pasifik ve bundan dolayı dünya güvenliğine tehdit yaratabileceği ileri sürülmüştür. Ancak, Çin lideri ve ilgili kuruluşlar, iddianın

18 A.g.e., ss. 1-2.

19 A.g.e., ss. 35-36.

(14)

asılsız olduğunu sık sık yapılan açıklamaya çalışmışlarsa da güven telkini konusunda başarılı olamamışlardır.

Çin’in Dışişleri Bakanı Tang Jiaxuan, Çin’in dış politikası ile ilgili bir yazısında, “Komşu ülkelerle dostluk ilişkilerinin Çin’in temel politikası”20 olduğunu ifade etmektedir. Çin’in Dışişleri’ne bağlı düşünce kuruluşu olan Çin Uluslararası Sorunları Araştırma Enstitüsü Başkanı Yang Chengxu, “çevresinin güvenliğini korumanın öteden beri Çin’in önemli bir dış politika stratejisi”21 olduğunu yazmaktadır.

Ancak, Çinli strateji uzmanları Çin’in etrafındaki komşu ülkelerle olan ilişkilerine olumlu bakmamaktadırlar. Bu uzmanlara göre Çin’in büyümesiyle birlikte bazı komşu ülkeler, Çin tehditini hissederek Çin’e yönelik, silahlanma dahil, çok yönlü tedbirler almaya başlamıştır. Bu da Çin’in çevresinde ciddi sorunlar yaratmaktadır. Üstelik ABD, Japonya, Rusya ve Hindistan gibi ülkelerin Çin’in komşusu olan ülkelere gösterdikleri yakın ilgi nedeni ile Çin’in çevresi daha da gerginleşmiştir. Dolayısıyla uzmanlar Çin’in bu sorunlara çözüm getirmek için siyasî, askerî ve diplomatik girişimlerle çok boyutlu dış politikaya iştirak ederek yeni bir strateji çizmesi gerektiğini önermektedirler.

Bu durumda Çin, yeni bir dış politikaya ihtiyaç duymaktaydı. Deng Xiaoping’in yerine geçen Çin lideri Jiang Zemin (Tsyan Tsemin) dönemindeki yeni dış politika “çok yönlü dış politika”dır. Yani barış ve kalkınma iç içe geçmiş iki önemli meseledir. Her ülkede olduğu gibi dış politika iç politikanın uzantısıdır. Çin hükümeti de ülke ekonomisini kalkındırmak için yurtiçi ve yurtdışında barış ortamını yaratmak zorundadır. Özellikle uluslararası barış ortamı, Çin’in kalkınmasına ve süper güç olmasına büyük katkıda bulunmaktadır. Bunu da ancak uygun ve başarılı bir dış politika sayesinde gerçekleştirebilmektedir.

Çin’in bu yeni dış politikasının içeriğini şu şekilde özetleyebiliriz; büyük ülkelerle ilişkileri sıkılaştırmak, gelişmekte olan ülkelerle ise işbirliği yapmak ve komşu ülkelerle iyi geçinmektir. Gerektiğinde de bazı tavizler vermektir. Aynı zaman da devletin üst teşkilatları ve bazı uluslararası hükümet dışı kuruluşlara iştirak ederek etkisini sürdürmektir. Bununla beraber Devlet Başkanı diplomasisi, Başbakan

20 A.g.e., ss. 187-188.

21 A.g.e., ss. 187-188.

(15)

diplomasisi, Meclis Başkanı diplomasisi, Bakanlar diplomasisi, Dışişleri Bakanı diplomasisi, askerî diplomasi ve Çin Komünist Partisi’nin diğer ülkelerdeki partilerle diplomasisi gibi görev ve hizmet biçimine göre dışa açılma politikası uygulanmaktadır. Ancak, Çin’in bu en geniş çaptaki dış politika ve faaliyetlerinde Mao dönemindeki dış politika çizgisini görmek mümkündür: Dünyanın süper gücü konumunda olan ABD’ye hem karşı olmak hem de onunla işbirliği yapmaktır. Bu iki zıt stratejiyi en uygun yöntemle ayarlamak suretiyle, ABD’nin Çin’e olan baskısını pasifize ederek Çin’in kalkınmasını sağlanmak istenmektedir. Diğer bir dünya gücü olan AB ülkeleriyle ekonomik işbirliği faaliyetlerini geliştirerek, AB ülkelerini Çin pazarına bağlayıp ABD ile AB’nin Çin’e karşı olası baskısını ortadan kaldırmak, diğer bir dış politika yönelimidir. Gelişmekte olan ülkelerle ise, karşılıklı menfaat sağlayarak veya direkt olarak bu ülkelere karşılıksız yatırım yapmak ya da maddi destek vermek suretiyle ittifakını ve dostluğunu sağlamlaştırmak böylece Üçüncü Dünya ülkelerinin lideri statüsü ile Batılı ülkelere karşı koymak, diğer bir yönelimi oluşturmaktadır.

Çin, önemli ülkeler ile kurduğu 21. yüzyıla yönelik stratejik ilişkiler dışında,

“geleneksel üçgen strateji yöntemi”ni de uygulamaktadır. Aynı zamanda ABD’nin tek kutuplu küresel gücüne karşı çok kutuplu dünya düzenini, ABD dışındaki ülkelere empoze etmeye çalışmaktadır. Bu yine Çin geleneğinde bulunan ve tarihte

“He Zong” adı verilen stratejisini çağrıştırmaktadır. Çin, 21. yüzyılın stratejik planında Asya-Pasifik’e yönelmektedir. Bunun yanında Çin’den Avrupa’ya uzanan bölgede, Mao Zedung’un ortaya koyduğu ve eski İpek Yolu’nun yeni versiyonu olarak benimsenen, Batılıların yürüttüğü Avrasya sendromunu delerek Çin’in ekonomik çıkarlarını sağlayan bir yol açmaya çalışmaktadır.22

“Pekin Hükümeti’nin üç aşamalı büyük stratejik planının ilk aşaması, kısa vadede ekonomisini güçlendirmek, bu arada Hong Kong (1998’de Çin’e katıldı) ve Macao’yu sorunsuz bir şekilde ana kıtaya entegre etmektir. İkinci aşama, orta vadede özellikle enerji ve stratejik bakımından önemli Güneydoğu Asya bölgesindeki çıkarları elde tutmak ve bu bölgede önemli bir stratejik konumu olan Tayvan’ı her ne pahasına olursa olsun ana kıtaya katmaktır. Üçüncü aşama ise; uzun vadede askerî ve

22 http://www.avsam.org/turkce/analizler-2.htm

(16)

ekonomik güce dayalı olarak 21. yüzyılın süper gücü olmaktır.”23 Çin’in bu büyük strateji planına göre, ana hedef Çin’in doğusu ve güneyi, yani Asya-Pasifik bölgesi olacaktır.

Çin Halk Cumhuriyeti dış politikasının özelliği, devlet doktrini ve dış politika teorilerine biçim vererek uygulamaya koymaktır. Genel olarak, yöneticiler dış politikanın üretilmesinde ve uygulanmasında önemli payı oluşturmaktadır. Aynı zamanda bu yöntem, uluslararası alanda da Çin’in attığı adımların temelini halka açıklamak için gereklidir. Bu teorinin temeli, objektif gerçeği yansıtmaya yöneliktir.

Gerçeği tespit etmeye yönelik bir Çin standardını oluşturan teoride “prensip ve konsept teorisi” veya sistemleştirilmiş rasyonel bilim, toplumsal pratik tecrübesinden bilimsel teoriler üretilerek yine toplumsal pratikte deneyerek kanıtlamaktır. Böylece gerçekçi objektif yasalar doğru yansıtılmaktadır.

1. 2. Çin Halk Cumhuriyeti’nin Çevresel Bölge Politikası ve Şanghay İşbirliği Örgütü

Çin, diğer büyük ülkelere kıyasla çevresel jeopolitik ortamı oldukça karışıktır. Dünyada en çok komşusu olan Çin’in kara sınırı 22 bin km., deniz sınırı ise 18 bin km.dir. Çevresinde dünya nüfusunun % 40’ını oluşturan 29 ülke bulunmaktadır ve arasında 15 ülke ile direkt sınırdaştır. Giderek yükselen bir güç olan Çin’in komşu veya çevre ülkeleri üzerinde psikolojik etkisi artmaktadır. Çevre bölgede gelişmekte olan ülkeler çoğunlukta olup uluslararası ve bölgesel sorunlar üzerinde Çin ile ortak görüşleri paylaşmaktadırlar. Çin’in önemli ticarî ortakları da çevre ülkeleridir. Çin’in çevre ülkelerle olan ticareti toplam ticaret hacminin yüzde 60’ını teşkil etmektedir. Çevre ülkelerinin Çin’e olan yatırımı toplam dış sermayenin yüzde 70’ini oluşturmaktadır. Bu nedenle Çin’in kalkınması önecelikle çevre ülkelere fırsat da yaratmaktadır.24

23 http://stra.teg.ru/lenta/innovation/1459/ (8.06.2005)

24 Рахимов, Р., “Внешняя политика КНР” [Çin Halk Cumhuriyeti Dış Politikası], Саясат-Policy,

№ 12, 2002, стр. 74-75.

(17)

Çin’in çevresel bölge politikası ülkenin uzun vadeli stratejik çıkarlarını hedef almıştır. Birincisi ülkenin egemenliği ve toprak bütünlüğünü korumaktır. İkincisi çevre bölgenin barış ve istikrarını sağlamaktır. Üçüncüsü çevre bölgede diyalog ve işbirliğini geliştirmektir. Genel olarak bu politika Çin’in ekonomik kalkınmasına hizmet etmektedir. Dış ilişkilerinde idealist, barışçı, askerî stratejisinin savunma ve güvenlik politikasının işbirliği özelliğine önem vermektedir.

Mart 2003’te yeni Çin yöneticileri iktidara geldikten sonra, daha çok realist dış politikayı benimsemişlerdir. Dış politikanın temel yönleyişinde ise “büyük ülkeler kilit, çevre-bölge ülkelere öncelik, gelişmekte olan ülkeler ise temel”

olmuştur. Çin’in dış politikasının önceliğini çevresel bölge politikası almış ve bir yıl içinde başarısını göstermiştir. Bu başarı ile ilgili yabancı uzmanların görüşünü Çinli uzmanlar açıkça dile getirmektedirler. Çin’in 2003 yılı dış politikasının her zamankine göre daha olgun olduğu söylenebilir. Yükselen Çin, mevcut uluslararası sisteme meydan okumadan, zaten kırılgan olan barış ortamını daha sağlam hale getirmeye çalışmıştır. Çevresel bölge politikasının temeli “komşuları zengin etmek”,

“iyi komşuluk” ve “komşulara güven vermek” olmuştur. Çin’in çevre bölge ülkelerine yönelik politikasının başarılı olmasının Çin’in yükselişine zemin hazırladığı ileri sürülmektedir. Çin’in bölgedeki yükselişi “Barışçıl Yükseliş” olarak nitelendirilirken, çevre ülkelerini tehdit etmediği iddia edilmiştir. Bazı araştırmacılar Çin’in bu başarısını ABD’nin Irak, Afganistan ve Kuzey Kore gibi sorunlarla meşgul olurken oluşan fırsatı değerlendirerek elde ettiğini ileri sürmektedir. Potansiyel güce sahip olan Çin, ABD’nin Asya’daki zayıf noktalarını yakalayarak boşlukları doldurmaktadır. Çin, Güneydoğu Asya’daki ekonomik başarısını siyasî etkiye, Xinjiang (Sincan) ve Orta Asya’daki askeri mevcudiyetini ekonomik etkiye çevirmektedir, ayrıca Hindistan’a karşı Myanmar ve Pakistan gibi geleneksel müttefikleriyle daha iyi ilişkiler geliştirmektedir. Çin’in çevresel bölge politikası hakkında farklı yorumlar mevcut olmasına rağmen, Pekin’in artık realist bir dış politika izlediği açıktır.25

Çin’in şu anda dış politikasında öncelik verdiği durum, tamamen çevresel bölge güvenliği ve bölgesel ekonomik işbirliği üzerine oturtulmuştur. Çevre ülkelerle

25 EKREM, Erkin, “Çin’in Çevresel Bölge Politikası”, Stratejik Analiz, Şubat 2004, s. 88.

(18)

çok taraflı işbirliği ilişkilerini geliştirmeye çalışırken, küresel alanda ise ikili ilişkilerini geliştirmeye gayret göstermektedir. Yani Asya merkezli küresel politika izlemektedir. Bölgesel olarak Küzeydoğu Asya (Kuzey Kore, Güney Kore ve Japonya), Güneydoğu Asya (ASEAN topluluğu (The Association of South East Asian Nations ve Hindistan) ve Orta Asya (Rusya, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri) olmak üzere üç alana önem vermektedir.26

Çin’in çevre ülkeler politikası, iyi komşuluk ilişkisini güçlendirip karşılıklı güveni sağlayarak bu bölgelerdeki ekonomi ve güvenlikle ilgili çıkarlarını gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Pekin’in bu hamlesi, Çin ve ASEAN topluluğu arasındaki güveni artırmakla birlikte Çin’in bölgedeki etkisini arttırmaktadır. Çin’in dışa yönelik kapsamlı işbirliği sadece ekonomik, toplumsal ve kültürel alanı değil, aynı zamanda en hassas olan güvenlik konularını ve siyasî alanları da içermektedir.

Pekin bölgede etkili olabilmek için, bölge ile bütünleşmek, oyunun kurallarını bu ülkelerle birlikte tasarlamak ve uygulamak gerektiği görüşündedir.

Çin’in Güneydoğu Asya’daki etkisi, Çin parası Yuan’ın bölgede serbest dolaşımından anlaşılabilmektedir. Bunun, Çin’in bölgesel ekonomik bir birlik oluşturma yolunda fevkalede önemli rolü vardır. ASEAN Topluluğu da, Çin’in büyüyen ekonomisinden etkilenmektedir. Ekim 2003’te düzenlenen ASEAN topluluğu yıllık toplantısında, bölge ülkeleri kendi ekonomik kalkınmalarının Çin’in ekonomik büyümesine bağlı olduğunu farketmişlerdir.27

19. yüzyılda Çarlık Rusya’sı ile Mançu Çin’i, Türkistan’ı paylaşmasıyla Türkistan ikiye ayrılmıştır (Orta Asya, Doğu Türkistan). Ancak iki sömürgeci gücün Türkistan’da aralarındaki sınır anlaşmazlıkları sürekli devam edegelmiştir. Çin’in iddiasına göre Çarlık Rusya’sı Çin’in 1,6 milyon km² toprağını gasp etmiştir. Bu anlaşmazlık Sovyet Rusya-Çin Cumhuriyeti ve Çin Halk Cumhuriyeti boyunca da çözümlenememiştir. Taraflar mevcut 7400 km. sınırları hakkında da bir anlaşmaya varamamış, sınır boyunca silahlı çatışmalar meydana gelmiştir. Sovyet Rusya-Çin arasındaki sınır problemleri ile ilgili görüşmeler ancak 1985-1990 yıllarında başlamıştır. Sovyet Rusya’nın çöküşüyle birlikte Çin, kuzey ve kuzeybatı sınırında

26 EKREM, Nuraniye, H., Çin Halk Cumhuriyeti Dış Politikası, ss. 189-190.

27 EKREM, Erkin, “Çin’in Çevresel Bölge Politikası”, s. 93.

(19)

Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan gibi dört ülke ile karşı karşıya kalmıştır.28

Orta Asya Türk cumhuriyetleri bağımsızlıklarının ilk yıllarında komşularıyla sınır problemlerini çözmek için büyük çabalar harcamışlardır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, Çin, Kazakistan, Rusya, Kırgızistan ve Tacikistan sınır anlaşmazlıklarının ve toprak ihtilaflarının çözüme kavuşturulması için biraraya gelerek bölgesel entegrasyona kadar uzanabilecek bir süreci başlatmışlardır. Bu görüşmeler neticesinde, Kazakistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in sözleriyle “yüzyıllardır çözüm bekleyen sınır sorunları gelecek nesillerin iyiliği için olumlu mânâda çözülmüş”29 oluyordu. Orta Asya bölgesindeki barış ortamına büyük katkısı olduğuna inanılan Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (eski adıyla Şanghay Beşlisi) temeli, 26 Nisan 1996 tarihinde Şanghay’da, Çin, Kazakistan, Kırgızistan, Rusya ve Tacikistan liderlerinin bir araya geldiği ilk zirvede atıldı. Zirve sırasında “Sınır Bölgelerindeki Askerî Alanda Güven Artırıcı Önlemleri Pekiştirme” anlaşması imzalandı. Böylece, “Şanghay Beşlisi” resmi hüviyetine kavuşarak, dünya siyasetinde yeni bir aktör olarak ortaya çıkmıştır. Ayrıca, örgüte prestij kazandıran bir husus da iki önemli üyesi olan Rusya ve Çin’in aynı zamanda BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olmasıdır. Bu örgüt 30 milyon km² toprağı kapsayarak Avrasya’nın 3/5’ini teşkil ederken; 1,6 milyarlık nüfus toplamıyla dünyanın 1/4’ünü oluşturmaktadır. Bu bağlamda sahip olduğu jeostratejik ve jeopolitik konumu fevkalâde önemlidir. Orta Asya’da tam anlamıyla bir güvenlik teşkilatı ortaya çıkmadan önce kurulan Şanghay Beşlisi, bölgenin güç dengesini değiştirmekte ve gelecekte bölge güvenliği ile ilgili olarak önemli işlevleri olabilecek gibi gözükmektedir.30

5 Temmuz 2000’deki Şanghay Beşlisi’nin liderler toplantısı sırasında Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin, Özbekistan Cumhurbaşkanı Kerimov ve Türkmenistan Cumhurbaşkanı Türkmenbaşı ile görüşme yapmış ve bu iki ülkenin Şanghay Beşlisi’ne katılmasını istemiştir. Bu da Pekin’in kuzeybatı sınırının güvenliğini

28 EKREM, Erkin, “Çin’in Türkistan Politikası: Şanghay Beşlisi’nden Şanghay İşbirliği Örgütüne”, Stratejik Analiz, Cilt 2, Sayı 16, Ağustos 2001, ss. 68-69.

29 http://www.cdi.org/asia/fa011201.html (8.06.2005)

30 www.kisi.kz/Parts/ExtPol/St2_Ashimbayev.html

(20)

sağladıktan sonra bütün Orta Asya’ya yayılma stratejisinin uygulandığının işareti gibi algılanabilir. Çin’in bu amacına ulaşmaya başladığını 15 Haziran 2001’de, Özbekistan’ın katılımıyla Şanghay Beşlisi, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne dönüştüğünden anlaşılabilir. Böylece Çin, Rusya, Kazakistan, Tacikistan, Kırgızistan ve Özbekistan liderlerinin Şanghay’ın özel bölgesi Pudong’da ekonomik işbirliğini öngören Şanghay İşbirliği Örgütü Beyannamesi ile bölgesel güvenlik konularında işbirliğini kapsayan Şanghay Anlaşması’na tarafların imza atmasıyla Avrasya’da Çin’in bir şehrinin adını taşıyan ilk uluslararası bölgesel örgüt kurulmuştur.

Altı ülke devlet başkanlarının imza koyduğu Kuruluş Deklarasyonu’nda Şanghay Beşlisi’nin, 1996’da Şanghay’da ve 1997’de Moskova’da imzalanan anlaşmalar temelinde kurulduğu, 1998’de Almatı’da, 1999’da Bişkek’te ve 2000’de Duşanbe’de imzalanan belgelere sadık kalındığı belirtilmiştir. Kurucu deklarasyonda,

“örgütün açıklık ilkesini benimseyerek yeni üyelerin katılımına ve diğer uluslararası örgütlerle işbirliğine açık olduğu; hiç bir üçüncü ülkeyi ya da tarafı hedef alan bir ittifak olmadığı”31 ifade edilmektedir. Bu ifadeden de anlaşılacağı gibi global stratejik denge ve istikrarın korunmasının öneminin altı çizilmektedir.

Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) dönüştürüldükten sonra yalnız adı değil, aynı zamanda rolü ve vazifesi de değişmiştir. Bu örgüt, başlangıçtaki sınır anlaşmazlıklarına çözüm getirilmesi ve askerî güvenin sağlanmasından sonra aralarında siyasî, ticarî, istihbarî, ekonomik ve güvenlik açılarından işbirliğine dek gelişmiştir. Başlangıştaki liderler toplantısından sonra Kamu Güvenliği, Savunma ve Dışişleri Bakanlarının iştirak ettiği bir örgüt haline gelmiştir. İki taraflı işbirliğinden çok taraflı işbirliğine, farklı alanlarda işlevleri yerine getiren ve içeriği giderek artan bir mekanizmaya dönüşmüştür. Yani bölgesel işbirliği örgütü yolunda gelişmektedir.32

15 Haziran 2001 tarihli ŞİO Kuruluş Anlaşması Deklarasyonu’nda ŞİO’nün amaçları; karşılıklı güven, dostluk ve iyi komşuluğu artırmak; siyasî, ekonomik, bilimsel, kültürel, eğitim, enerji, ulaşım, ekoloji ve diğer sahalarda etkili işbirliğini

31 PURTAŞ, F., “Şanghay Beşlisi’nden Şanghay İşbirliği Örgütü’ne”, 2023 Dergisi, 15 Ocak 2004, Sayı: 33, s. 25.

32 EKREM, Erkin, “Çin’in Türkistan Politikası: Şanghay Beşlisi’nden Şanghay İşbirliği Örgütüne”, Stratejik Analiz, Cilt 2, Sayı 16, Ağustos 2001, ss. 69-70.

(21)

geliştirmek; bölgede barış, güvenlik ve istikrarı sağlamak; yeni demokratik, adil ve rasyonel bir siyasî ve ekonomik dünya düzeni kurmak için çalışmak olarak sıralanmaktadır. Bu hedefler doğrultusunda BM ilkeleri, bağımsızlık, egemenlik, toprak bütünlüğü, eşitlik, karşılıklı çıkar, sorunların barışçı yollarla çözülmesi, içişlerine müdahale etmeme, kuvvete ya da kuvvet kullanma tehdidine başvurmama gibi ilkelere sadık kalınarak işbirliği geliştirileceği belirtilmektedir.

Hâlihazırdaki, Orta Asya bölgesini de içine alan (Türkmenistan hariç), bütünleşme hareketlerinden en iddialı olanı Şanghay İşbirliği Örgütü’dür. Her şeyden önce ŞİÖ, “kuzeyi istikrarlı, doğusu endişeli ve batısı karışık” bir Çin’in bölgedeki güç boşluğunu doldurmaya yönelik hamlelerinden birisi olarak doğmuş ve tamamen Çin’in inisiyatifiyle kurulmuştur. Teşkilatın adını Çin’in ekonomik gücünün adeta simgesi olan Şanghay kentinden almış olması da bir tesadüf değildir. Aslında böylesi bir tespitten yola çıkarak, gelecekte Çin'in bölgesel ve küresel önceliklerinin temel paradigmalarının büyük ölçüde ekonomik eksenli bir eğilimle şekilleneceği iddia edilebilir.

Orta Asya bölgesi Çin tarafından Batı’ya açılan hem bir “koridor”, hem de zengin yeraltı kaynaklarına (petrol ve doğalgaz başta olmak üzere) sahip “stratejik değeri yüksek bir ara bölge” olarak görülmektedir. Kısaca Çin, Orta Asya’yı bir stratejik çıkar kuşağı olarak görmektedir. Çin’in ulusal çıkarları ve bu çıkarları gerçekleştirme amacına yönelik olarak kullandığı yöntemler, Sovyetler Birliği’nin dağılmasını takip eden yıllar içerisinde değişikliğe uğramıştır. Aslında ŞİÖ’yü Rusya ve Çin’in Orta Asya bölgesindeki çıkarlarını korumaya yönelik yeni dönemde kullanabilecekleri araçlardan birisi olarak değerlendirmek mümkündür. ŞİÖ’nün bölgesel işbirliği için bir model forum olma ihtimali ne kadar cazibeli olursa olsun, gerçek şudur ki Rusya ve Çin, tarafların teritoryal bütünlüğünü garanti altına alırken Batı etkisini azaltan yeni bir “bölgesel güvenlik mimarisi” inşa etmek için ŞİÖ’yü kullanmak istemektedirler.

Bu bağlamda Çin’in bölgedeki siyasî önceliklerini şu şekilde özetleyebiliriz:

• Bölgedeki istikrarın korunması ve sürdürülmesi ve bu amaçla bölgesel bütünleşme hareketlerine öncülük etmek (ŞİÖ gibi);

• Bölgenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerine erişimi garanti altına almak;

• Bölge ülkeleri ile ekonomik işbirliğini geliştirmek;

(22)

• Diğer küresel ve bölgesel güçlerin (özellikle ABD) bölgedeki etkinliğini engellemek;

• Bölgedeki terörist gruplarla ve ayrılıkçı hareketlerle mücadele etmek.

ŞİÖ sayesinde Çin, Orta Asya Türk cumhuriyetleri ile başta siyasî, iktisadî ve sınır güvenliği ile ilgili olmak üzere birçok konuyu kapsayan bir ilişki süreci içerisine girmiştir. Daha önce de değindiğimiz gibi ŞİÖ’nün kuruluşunda en büyük rol oynayan ülke Çin olmuştur. Bu açıdan Çin’in bölgesel profilinin ve genel dış politika eğilimlerinin (özellikle Orta Asya bölgesine yönelik) açıklığa kavuşturulması, ŞİÖ’nün varlık nedeninin anlaşılması bakımından önem taşımaktadır. Kaldı ki Çin’in dış politika öncelikleri ve resmî ideolojisinin bölgesel politikalardaki yansımaları da, barış ve istikrarın sağlanmasını amaçlayan ŞİÖ benzeri entegrasyon girişimlerini destekleyici bir eğilimin varlığını zorunlu kılmaktadır.33

Her ne kadar Şanghay anlaşmasına göre, taraflar birbirlerine karşı askerî tatbikat yapmamayı, askerî tatbikatları alan ve sayı itibarıyla sınırlandırmayı ve sınır bölgelerinden itibaren 100 kilometrelik alanda askerî harekâtlar da dâhil önemli durumları birbirine rapor etmeyi taahhüt etmişlerse de, Çin’in bu anlaşmalara uymadığını görüyoruz. Örneğin, “Çin, Kazakistan sınırlarının yakınlarında kuvvetli ve reaksiyoner bir şekilde askerlerini bulundurarak, her zaman savaşa hazır olarak askerî hazırlıklarını yapmaktadır. Bununla birlikte Çin, Kazakistan sınırına en yakın Lançjou askerî bölgesine 200 bin asker, 12 piyade tümeni, 1 tank tümeni yerleştirmiştir. Savaşa hazır 500 tank, 5000 top ve havan topu, 450 savaş uçağı bulunmaktadır.”34

Çin görünürde Rusya’nın bölgedeki etkisini tanımaktadır, ancak Çin’in bölgedeki askerî ve istihbarî çalışmaları Rusya’yı endişelendirmektedir. Üstelik Rusya, Çin’in Batı Kalkınma Projesi’nin gerçekleşmesiyle birlikte Türkistan’daki mevcut dengelerin Çin’in lehine gelişmesinden endişelenmektedir. Rusya bir yandan Türkistan’daki radikal dinci hareketleri kontrol altına almak için özel tim kurarken, diğer taraftan Hindistan gibi eski müttefiklerini de örgüte davet etmektedir. Çin de buna karşılık, Pakistan’ı örgüte davet ederek denge kurmaya çalışmaktadır. Ayrıca

33 http://www.stradigma.com/turkce/aralik2003/print_viz.html

34 http://www.ca-c.org/journal/cac-04-1999/st_11_grosin.shtml#10 (8.06.2005)

(23)

Rusya bölgedeki tehdit edebilme potansiyeli yüksek güçleri etkisi altına alarak bölgeye hâkim olma peşinde iken, Çin ise bu tehdidin bir an önce ortadan kalkmasını istemektedir. Çin ve Rusya’nın şu anki Türkistan’a yönelik stratejisi, bölge güvenliği hedefinden uzak kalmıştır. Eğer Orta Asya ve Sincan’ın (Doğu ve Batı Türkistan) durumu giderek ciddi bir sorun haline gelirse Çin, Asya-Pasifik’e yönelme politikasını bırakıp Türkistan’a dönmek zorunda kalabilecektir.35

Çin, Orta Asya devletleriyle jeo-ekonomik düzlemdeki ilişkilerini ŞİÖ çerçevesinde daha da derinleştirebilir. Orta Asya ülkelerin iktisadî gelişmesi, bölgenin siyasî istikrarı ve dolayısıyla Çin’in batı sınırlarının istikrarı için önemi haizdir. Öte yandan, Çin bölge ülkelerinin önemli ekonomik partneri olarak uzun vadede Rusya’nın etkinliğini bir nebze olsun azaltma potansiyeline sahiptir.

Rusya’nın günümüzdeki ekonomik zayıflığı ve Afganistan’daki istikrarsızlığı gözönüne aldığımızda söz konusu durumun etkinliğinin sürmesi kuvvetle muhtemeldir. Doğu-Asya havzasında büyüyen ekonomik potansiyeli ile Çin artık bir güç merkezi olma yolundadır.36

Orta Asya cumhuriyetleri büyük ölçüde Rusya’nın inisiyatifi ile ŞİÖ’ne dahil olmuşlardır. ŞİÖ ile güvenliklerini iki büyük komşusuna bırakmakla birlikte, Orta Asya cumhuriyetleri Çin ile Rusya arasında sıkışmaktan da rahatsızlık duymaktadırlar. Kırgız diplomat Ceksenkunov’un ifadesiyle, “Orta Asya, iki büyük nükleer güç olan Rusya ve Çin’in stratejik çıkarlarının açıkça çatıştığı bir bölgedir.

Bölge ülkeleri ‘Orta Asya’nın Nükleer Silahlardan Arındırılmış Bölge Projesi’,

‘Asya’da Güven İnşaası Konferansı’ gibi girişimlere öncülük ederek güvenlik seçeneklerini çeşitlendirmektedirler.”37

2001 yılın sonlarında başlayan ABD’nin Afganistan operasyonundan sonra ŞİÖ’nün önemini yitirdiğine ilişkin yorumlar yapılmaktadır. ABD’nin Afganistan’a yerleşmesi, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan’da üs edinmesi Rusya ve Çin’in bölgedeki konumunu ve örgütün niteliğini değiştirdiği söylenebilir. Çin’deki yönetim

35 EKREM, Erkin, “Çin’in Türkistan Politikası: Şanghay Beşlisi’nden Şanghay İşbirliği Örgütüne”, s.

72.

36 http://www.tasam.org/modules.php?name=News&file=print&sid=76

37 CEKSENKUNOV., “О безядерной зоне в Центральной Азий”, [Orta Asya’nın Nükleer Silahsız Bölgeleri Hakkında], Международный жизнь, № 6, 1999, стр. 94.

(24)

değişikliğinden sonra iş başına gelen Hu Tsintao’nun 2003 Mayıs’ındaki Moskova zirvede üye ülkeler arasındaki ekonomik işbirliği ve özellikle de ulaşım projelerinin hayata geçirilmesi konusundaki ısrarı dikkat çekici olmuştur.

ABD’nin Afganistan operasyonu, Orta Asya ülkeleri açısından çeşitli faydalar da sağlamıştır. Örneğin, ABD’nin Afganistan operasyonu sırasında bölgedeki en güçlü İslamî örgüt olan “Özbekistan İslam Hareketi”nin tamamen çökertildiği ve lideri Cuma Namangani’nin öldürülmüştür. ŞİÖ, ABD’nin dünya jandarmalığından hoşnut olmayan ve çok kutupluluğu savunan iki bölgesel güç Rusya ve Çin’in Avrasya jandarmalığını üstlenme girişimi olarak ortaya çıkmıştı.

Ancak Rusya ve Çin’in bu ortaklığı, bağımsızlık ve egemenliklerini sağlamlaştırmaya çalışan Orta Asya ülkelerinin dış dünya ile bağlarını engeller nitelikteydi. Bununla birlikte ABD’nin kendilerine komşu olmamalarına rağmen ikili ilişkilerini de geliştirmeyi bilmiştirler.38

ŞİÖ’nün diğer bir yansıması ise, merkezin enerji ihtiyacının karşılanmasını güvenlik altına alınması sorunu ile ilgilidir. Geleneksel olarak Çin enerjisinin büyük bir bölümünü Ortadoğu bölgesinden almaktadır. Fakat bölgedeki ABD varlığı, Çin’i endişelendirmektedir. Bu da Çin’i yeni arayışlara itmiştir. Buna göre; Çin, Kazakistan gibi ülkelerde kuyular kiralayarak bunları işletmek, kendi topraklarında yeni yataklar bulmak, Hazar ve Kazakistan enerjilerinden optimum faydayı sağlamak gibi politikalar geliştirmektedir.

Çin enerji taşımacılığının büyük bir bölümünü deniz yoluyla yapmaktdır.

Güney Çin denizi üzerinden Tayvan Boğazı ardından Hint Okyanusu ve Malaka boğazından geçerek, Hürmüz boğazından Basra körfezine gelmektedir. Tüm bu rota üzerinde Çin’e meydan okuyan güç ABD donanmasıdır. Bir nevi güvenli geçiş bu ülkenin iyi niyetiyle olmaktadır. Çin buna karşılık hızla donanmasını geliştirmekte, havada ikmal yapabilme kabiliyetini artırmakta, uçak gemisi inşa etme çalışmalarında bulunmaktadır. Yine aynı şekilde İran’dan aldığı petrole karşılık bu ülkeye karadan denize fırlatabilen orta menzilli füze bataryaları vermektedir ve İran’ın nükleer silah programına da yardımda bulunmaktadır. Bununla yanında Hürmüz Boğazı’nın girişindeki Pakistan’a ait Gwadar askeri üssünü de Çin inşa etmektedir.

38 PURTAŞ, F., “Şanghay Beşlisi’nden Şanghay İşbirliği Örgütü’ne”, s. 30.

(25)

Bütün bu politikalar Çinli yöneticileri pek fazla tatmin etmiş gözükmemektedir. Zira bu yargı Çin’in Hazar ve Kazakistan enerji kaynaklarına yönelmesinden bellidir. Böylelikle karasal bağı olduğu bu coğrafyada ABD tehdidi olmadan enerji transferi yapabilmeyi hedeflemiştir.39

Rusya ve Çin gibi bölgesel güçlerin Şanghay İşbirliği Örgütü çerçevesindeki işbirliğinin, Rusya’nın siyasî-askerî potansiyeli ile Çin’in ekonomik gücünü birleştirerek ABD gibi bir hegemonik gücün dengeleyici unsuru olma yönündeki hedeflere daha da yaklaştırması söz konusudur.

ŞİÖ’nün tek kutupluluktan ziyade çok kutuplu dünya tasavvurları hem Bişkek Deklarasyonu’nda (1999) hem de Duşanbe Deklarasyonu’nda (2000) yansıtılmıştır.

Bişkek Deklarasyonu’nun 11. maddesinde “günümüz dünyasının sağlıklı gelişimi ve uluslararası düzende uzun vadede istikrar ve barışın sağlanması açısından çok kutuplu dünya düzenin”40 tesisi açıkça belirtilmiştir. Duşanbe zirvesinin en kayda değer özelliklerden biri de Şanghay Örgütü’nün, 1972 tarihli Füze Savunma Sistemi Antlaşması’na uyacaklarını belirtmeleridir. Ayrıca Çin, ABD’yi kastederek, Tayvan’ın herhangi bir devletin Füze Savunma Sistemi’ne dahil edilemeyeceğini de belirtmiştir. Böylece, Çin, her ne kadar bekle-gör politikası gereği uluslararası arenada dikkatli hareket etmeye çalışıyorsa da, artık Rusya ile beraber çok kutuplu dünya vizyonu çerçevesinde daha aktif politikalar icra etmeye başlamaktadır.

Şanghay yapılanmasının dünya politikasında, en azından Avrasya coğrafyasında, güvenlik ve işbirliği adına söz sahibi olacağı beklenmektedir.

Stratejik çevresini ekonomik nedenlerden dolayı Avrupa kıtasına kadar geliştirmek isteyen Çin için Şanghay İşbirliği Örgütü bulunmaz bir fırsat olmuştur. Batılı birçok yazarın aksine Çin’in bu örgütü kurmadaki amacı, bölgesel güç olma isteğinin bir yansıması olarak, çevreyi kontrol altına alma arzusu olduğu söylenebilir. Şanghay yapılanmasının kuruluşunda kuşkusuz Çin’in merkez-çevre dengesi gözetildiği açıktır.41

39 ADIBELLİ, B., “Çin’in Merkez-Çevre Denkleminde Şanghay İşbirliği Örgütü”, Stratejik Araştırmalar Dergisi, Yıl 2, Sayı 3, Şubat 2004, ss. 21-22.

40 http://china.org.cn/russian/43147.htm (8.06.2005)

41 Галямова, В. Ф., “ШОС: Новая политика нового Китая” [ŞİÖ: Yeni Çin’in Yeni Politikası], Analytic 5/2003, стр. 4-5.

(26)

1. 3. Çin Halk Cumhuriyeti’nin Orta Asya’ya Yönelik Politikası

Orta Asya Türk Cumhuriyetleriyle güvenli ilişkiler kurmak, Çin’in jeopolitik konumunda ve modernleşme gündeminde önemli bir yer almaktadır. Çin’in bu ülkelerle ilişkiler kurmaktaki stratejik amacı, bağımsızlıklarını desteklemek esasına dayalı olarak Rus egemenliğinin Orta Asya üzerinde tekrar kurulmasını önlemektir.

Ekonomik amacı ise, Çin’in Orta Asya ekonomik işbirliğini yaygınlaştırmak, batı eyaletlerinde büyüme seviyesini yükseltmek gibi özel bir anlama bağlanmıştır.

Ancak daha geniş bir anlamda, ekonomik büyümesini sürdürerek Çin’in global ticaret kapsamını genişletmek arzusu vardır. Çin’in Türk Cumhuriyetleri ile olan ilişkilerinin politik amacı, eğer engellenmezse, batı sınırlarında bölgesel bir karışılık çıkararak ülkenin birliği ve Çin Komünist Parti’nin hâkimiyetini sağlamak gibi ikiz amaçlarla ilgilidir. Çünkü Çin, özellikle batı sınırında bulunan Sincan Bölgesi’nde olması muhtemel bir karışıklığı kullanarak belirtilen amaçlarını gerçekleştirebileceği öngörülmektedir. Orta Asya’ya yönelik politika oluşturan Çin yetkilileri, uzun vadeli stratejik amaçlara ulaşmakla daha acil olan politik ve ekonomik amaçlarını tatmin etmek arasındaki dengeyi nerede bulacaklarını belirlemeye çabalamaktadırlar. Orta Asya üzerindeki Rus hâkimiyetini gevşetmek şeklinde olan Çin’in mevcut Orta Asya politikası Sincan Uygur Otonom Bölgesi (SUOB) üzerinde odaklanmıştır. Bu politika, Rusya ile genel olarak dengeli ve üretken bir ilişki ile olduğu kadar Orta Asya’daki ısrarlı Rus istilası ve etkisi ile de belirlenmiştir.42

Çin, Büyük Stratejik planında Orta Asya’ya açılmayı ve bölgede etkisini sürdürmeyi amaçlamıştır. Bu amaca ulaşabilmek için Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine yönelik, düzenli ve programlı, bir dizi siyasal ve diplomatik faaliyet yürütmüştür. Her bir diplomatik ve siyasal ilişki sonrasında yapılan ikili anlaşmalar çok ince bir üslupla kaleme alınmıştır. Örneğin, Çin, bir dizi karşılıksız maddi yardım sonrasında bu cumhuriyetlerden Çin’in çıkarları doğrultusunda taviz

42 CALABRESE, John, “Çin’in Orta Asya Politikası: Yenileme ve Üslenme”, Avrasya Etüdleri, № 16, Sonbahar-Kış 1999, s. 83.

(27)

istemektedir. Çin’in Orta Asya Türk Cumhuriyetleriyle ilgilenmeye başladığından bu yana izlediği politika hep başarılı olmuştur. Çin’in bu ince politikasını gözlemlemek için bu ülkenin Orta Asya ülkeleriyle siyasî ilişkisinin kronolojisini incelemek gerekmektedir.

Çin’in Orta Asya Türk Cumhuriyetleriyle ilişkilerini geliştirmede ciddi istekliliğini ve bölgenin Çin için her yönüyle önemli olduğunu, jeostratejik ve jeoekonomik sebeplerin dışında, Pekin hükümetinin hızlı bir şekilde bu Türk Cumhuriyetlerini tanımasından da anlamak mümkündür. Çin, 3 Ocak 1992’de Kazakistan ve Özbekistan, 4 Ocak 1992’de Tacikistan, 5 Ocak 1992’de Kırgızistan, 6 Ocak 1992’de ise Türkmenistan cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını tanımış ve diplomatik ilişkiler tesis etmiştir. Bu tarihlerden 1994 yılına kadar olan sürede de Çin hükümeti, bu cumhuriyetlerle ikili ilişkilerini devam ettirerek siyasî, ekonomik ve kültürel alanda ve ulaşım gibi birçok konuda deklarasyon yayınlamıştır. 1994 yılı Çin’in Orta Asya’ya girme planını uygulamasının resmî olarak yürürlüğe konulduğu yıl olmuştur.43

1990’lı yılların başında, Çin’de “Batıya Açılış” (Orta Asya’yı kastediyor) ifadesi, popüler olmaya başladı. Lanzhou Üniversitesinde İpek Yolu hakkında düzenlenen bir toplantıda bazı konuşmacılar Batıya Açılış sloganını benimsediklerini ve bu terimi sık sık kullanmaya başladıklarını gösterdiler. Ardından bu kelime, özel nitelik kazanmış ve Çin’de yaygınlaşmaya başlamıştır. 1995 yılında, Ni Guoliang’ın hazırladığı Batıya Açılış: Çin’in Kuzeybatı Bölgeleri ile Orta Asya’daki Beş Ülke ile Olan İlişkiler Hakkındaki Araştırmalar kitabı her yönüyle Orta Asya’ya açılmanın önemini ve gerekliliğini vurgulamaktaydı. Nisan 1994’te, Çin Başbakanı Li Peng, ilk defa Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine yaptığı tarihi ziyaretinde, Çin’den Batı Avrupa’ya uzanan Avrasya Kıtalar Köprüsü diye adlandıran Yeni İpek Yolu’nun canlandırılması için Türk Cumhuriyetleri liderleriyle görüşmüş ve ortak görüşe varılmıştır. Çin, bu açılan yoldan istifade ederek Orta Asya’dan Avrupa’ya kadar uzanabilir, Orta Asya Cumhuriyetleri ise yolun Çin kısmından istifade ederek Pasifik bölgesine ulaşabilirlerdi. Pekin hükümeti artık, Batıya Açılma planını devlet politikası olarak benimsemeye başlamıştır.44

43 http://www.fmprc.gov.cn/sbgx/sbgx_04.htm

44 EKREM, Nuraniye, H., Çin Halk Cumhuriyeti Dış Politikası, s. 133.

(28)

Daha sonra 1996 yılın başında, Kuzeybatı Üniversitesi Dünya Tarihi Bölümü tarafından hazırlanan kodadı “96BSS007” olan ve Orta Asya, Orta Doğu ve Batı Asya bölgelerini kapsayan İpek Yolu’nun Batı Kısmının Tarihi Araştırmaları başlıklı rapor, Çin Ulusal Sosyal Bilimler Fonu tarafından kabul ederek Haziran 1996’da Felsefe-Sosyal Bilimler Planlama Ofisi tarafından uygulamaya geçirildi. Bu projede yer alan Li Jishun, “İpek Yolu’nun Tekrar Canlanması ve Çin’in Kuzeybatı Bölgesinin Batıya Açılışı” adlı raporunda, Çin’in Orta Asya’dan Batı Avrupa’ya kadar uzanma stratejisini ortaya koymuştu. Rapora göre, kısa vadede Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Rusya’ya giriş hedeflenmeli; orta vadede Orta Doğu ve Doğu Avrupa’ya yayılmalı; uzun vadede ise Batı Avrupa, son hedef olarak seçilmelidir.

Raporda bu hedefe ulaşmanın Orta Asya, Orta Doğu ile Rusya ve Doğu Avrupa ile Batı Avrupa şeklinde üç aşamalı bir bölgesel hedefleme ile gerçekleşebileceği belirtilmiştir. Ayrıca, girişimlere başlamadan önce bu bölgelerin tarihi, dinî, sosyal, sosyal psikolojisi, siyasî politikası, ekonomik yapısı ve jeopolitik ile jeo-ekonomisi, ikili ve çok taraflı işbirliği gibi alanlarında incelemelerin yapılması gerektiği de ifade edilmekteydi. Bu süreçler takip edildiği takdirde, Çin’in ekonomik kalkınmasına büyük bir katkıda bulunulacağı ve böyle bir stratejinin de en kısa yol olduğu belirtilmekteydi.45

Batıya açılış stratejisi, Çin hükümeti tarafından benimsenmiş olmalı ki, 1998 yılından bu yana, Pekin Hükümeti ekonomik ağırlığını Çin’in kuzeybatı bölgelerine kaydırmanın hazırlıklarını yapmaya başlamış ve projenin adını da Kaifa Daxibai (Kuzeybatı Bölge Ekonomik Kalkınma Projesi) koymuştur. Çin bilim adamları ve hatta ordu mensupları 2000 yılının başında resmen karar alarak, bu konuda seferberlik ilan etmiştirlerdir. Şu anda, konuyla ilgili araştırmaları Çin hükümeti yoğun bir şekilde teşvik etmektedir. Ayrıca Pekin hükümeti girişimcilere, Çin ile dost olan Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile stratejik işbirliği ve ortaklık ilişki içerisinde olduğu Rusya’yı ekonomik işbirliği için hedef göstermektedir.

Çinli araştırmacılar, ülkenin 21. yüzyıla yönelik ekonomik kalkınma, güvenlik ve güçlü ülke olma yolundaki çalışmalarına bu yönden katkı sağlamaktadırlar. Bu meyanda, özellikle ekonomisi kalkınmakta ve büyümekte olan Çin’in enerji ihtiyacının ancak Orta Asya’dan karşılanabileceğini belirtmişlerdir.

45 A.g.e., ss. 133-134.

(29)

Bunun üzerine Çin strateji uzmanları Çin’in Orta Asya için nasıl bir politika izlemesi gerektiğine dair şu önerileri geliştirmişlerdir:

• Ülke batı kapısını açarak Orta Asya’ya açılmalı; Orta Asya ülkeleriyle çok yönlü ilişkiler kurulmalı, Çin’in uluslararası alanda barışçı imajını inşa edilerek Orta Asya, Çin’in bölgesel büyük ülke rölünü değerlendiren bir strateji alanı haline dönüştürülmelidir.

• Orta Asya ile olan coğrafî, tarihî, etnik ve kültürel ilişkilerin avantajı değerlendirilmeli; Orta Asya ülkeleriyle ekonomik ilişkilere önem verilmeli ve bu şekilde ülkemizin kuzeybatı bölgesinin ekonomik kalkınması canlandırılmalıdır.

• Yurt dışından Xinjiang’a (Sincan) sızarak rejimi yıkma faaliyetlerini yürütmek isteyen radikal milliyetçilere karşı sert tedbirler alınmalı; aynı zamanda, hassas bir konu olan sınır anlaşmazlıkları, etnik ve dinî çatışmalar gibi diğer güvenlik sorunlarındaki ihtilaflara da dikkat edilmeli, güven ortamı ve ekonomik kalkınma sağlanmalıdır.

• Orta Asya ülkeleriyle yakın ilişkileri olan ülkelerle iyi ilişkiler içine girilmeli, özellikle bölgede önemli çıkarı olan Rusya ve ABD gibi ülkelerle olan ilişkilere uygun çözüm getirmeli; ikili ilişkiler geliştirmeli, onların arasındaki ihtilafların içine girmeden Çin millî menfaatleri korunmalı; onlarla uyum içinde işbirliği ortamı yaratılarak bu ilişkiler genişletmeli ve Orta Asya bölgesinin barış ve kalkınmasına emek sarfetmelidir.

• Yeni enerji pazarı olan Orta Asya, hedefe alınmalı ve değişen şartlara göre gerekli politika değişikliklerine gidilmeli; bölgenin enerji konusundaki kalkınma faaliyetlerine iştirak edilerek işbirliğine gidilmelidir. Böylece yeni bir pozisyon ve imajla 21. yüzyılda, yaratılan fırsatlar değerlendirilmeli ve riskler karşılanmalıdır.46

Buna göre, Çin’in Orta Asya politikasında, normal siyasî ve diplomatik ilişkilerinin geliştirilmesi, eğitim, teknoloji, sağlık, ulaşım, turizm, gümrük gibi konularda engellerin kaldırılması, karşılıklı yatırımların yapılması, dostluk temelinde

46 A.g.e., ss. 134-136.

(30)

komşuluk ve karşılıklı işbirliği alanlarının dışında, bazı konulara dikkat çekilmektedir.

Çin, Orta Asya Cumhuriyetleri hükümetleriyle borç ve kredi yardımları vermenin yanısıra sivil adlî işlemlerde de yardımlaşma anlaşmaları da imzalamıştır.

Bu anlaşmalarla ilgili örnek olarak, 1994’te Kazakistan, 1996’da Tacikistan, Kırgızistan ve Özbekistan ile yapılanlar gösterilebilir. Maddî yardım ile bu tür bir anlaşmaların aynı anda yapılması, Çin’in bu konuda ayrı bir düşüncesinin olduğu ihtimalini ortaya çıkmaktadır.47 Yani Çin’in bu ülkelerden ne istediği kısmen de olsa anlaşılmaktadır: Bölgeye yayılmak ve Çin etkisini bölgede yaymak.

Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Bağımsız Devletler Topluğu’nun üyesi olmalarına ve Şanghay Beşlisi ittifakında bağımsız ülkeler olarak eşit düzeyde bulunmalarına rağmen, Çin, kendi çıkar politikasından dolayı farklı bir tutum sergilemektedir. Bu durum Çin’in Orta Asya ülkeleriyle “21. Yüzyıla Yönelik Stratejik ve İşbirliği Ortaklık İlişkisi”ni tesis etmeyeceğini veya gerek görmediğini, kendi siyasi-ekonomik çıkarları doğrultusunda Orta Asya’yı kullanmak istediğini ortaya çıkarmaktadır. Çin sadece Orta Asya Türk Cumhuriyetleriyle “Komşuluk ve Dostluk İşbirliği İlişkileri”ni inşa etmiştir. Yani Çin, bölgede etkisini sürdürmeye devam eden Rusya’yı ürkütmeden, üstelik iyi stratejik ilikşiler inşa ederek, Orta Asya’da menfaat sağlamak düşüncesindedir.

Çin Uluslararası İlişkiler Araştırma Kurumu’nun uzmanı Xu Tao, “Orta Asya Devletleri Stratejisinin Yönlenişi ve Çin’in Bölgelerinin Güvenliği” adlı çalışmasında, Orta Asya’ya yönelişinin diğer sebeplerinin kuzeyden Rusya’nın stratejik alanını kısıtlamak, doğusundan Çin’in Orta Asya’ya yayılmasını engellemek, güneyde ise radikal İslamcı hareketleri imha etmek ve aynı zamanda 21.

yüzyılın enerji ulaşımını sağlamak için, Orta Doğu’da istikrarı sağlamada, Hazar enerji bölgelerine hâkim olmak, Orta Asya enerji pazarını kontrol etmek, böylece Orta Asya’da ekonomik ve askerî etki yaratmak istekliliği şeklinde değerlendirmektedir. 21. yüzyılda Çin’in kuzeybatı bölgeleri, ekonomik kalkınmasının önemli stratejik bir konumda olacaktır. Orta Asya’da mevcut olan denge unsurları ve yollarının nasıl kârlı bir alana dönüşeceği önemlidir. Bu nedenle, Çin’in kuzeybatı bölgelerinin güvenliği ve istikrarı, ekonomik kalkınma merkezinin

47 A.g.e., s. 138.

Şekil

Updating...

Referanslar

Benzer konular :