BANKACILAR
T ÜRKİYE B ANKALAR B İRLİĞİ
KONUŞMA
Doç. Dr. Abdüllatif Şener
Türkiye Bankalar Birliği 48. Genel Kurul Toplantısı Açılış Konuşması Ersin Özince
Türkiye Bankalar Birliği 48. Genel Kurul Toplantısı Açılış Konuşması Ersin Özince
Finansal İstikrar, Basel II ve Bankalar Açısından Etkileri
HUKUK
Prof. Dr. Selçuk Öztek İflasın Ertelenmesi
Dr. Haluk Çolak
İcra Suçları ve Uygulamadan Kaynaklanan Sorunlar
KONFERANS-SEMİNER Prof. Dr. Ünal Tekinalp Türk Ticaret Kanunu Tasarısı
Haziran 2005
ÇEVİRİ
Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) Türkiye’de Kurumsal Yönetim
SAYI MEVZUAT
Yayın türü : Yerel süreli Basım yeri : İstanbul
Yılı : 16
Sayısı : 53-Haziran 2005 Türkiye Bankalar Birliği adına İmtiyaz Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü:
Doç. Dr. Ekrem KESKİN Genel Yayın Yönetmeni:
Melike ALPARSLAN Yayın Danışmanları:
Tülin ERSEL Ali GÜNGÖR
Prof. Dr. Ahmet KIRMAN Prof. Dr. Seza REİSOĞLU B. Cahit SABIR
Abdullah TAŞÇIOĞLU Özcan ULUDAĞ İdare Merkezi:
Nispetiye Caddesi
Akmerkez B3 Blok Kat:13 34340 Etiler-İSTANBUL Tel : 212-282 09 73 Faks : 212-282 09 46 Web sitesi: www.tbb.org.tr Baskı-Yapım
Graphis Matbaa San. ve Tic. Ltd Şirketi Yüzyıl Mahallesi Matbaacılar Sitesi 1. Cadde No.139 Bağcılar 34560, İstanbul Tel: 212-629 06 07 Faks: 212-629 03 85 Bankacılar Dergisi 3 ayda bir yayımlanır.
Para ile satılmaz.
ISSN 1300-0217
- Bankacılar dergisi, finans ve bankacılık konularında yapılan çalışmaları ilgili çevre- lerin bilgisine sunmak amacıyla yayımlan- maktadır.
- Dergide yayımlanacak yazılara karar ve- rilmesinde, Yayın Danışmanları ve Birlik uzmanlarının değerlendirmelerine ve/veya konunun uzmanı hakemlerin görüşlerine başvurulabilir.
- Dergiye gönderilecek yazının daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış olması gerek- mektedir.
- Basılması istenilen yazılar derginin arka iç kapağında belirtilen biçim kurallarına uygun olarak hazırlanmalı ve değerlendirmeye gir- mek üzere,
Bankacılar Dergisi Türkiye Bankalar Birliği
Bankacılık ve Araştırma Grubu Başkanlığı Nispetiye Cad. Akmerkez B3 Blok Kat.13 Etiler- İSTANBUL
adresine gönderilmelidir.
- Dergide yayımlanan yazılar Türkiye Ban- kalar Birliği’nin resmi görüşlerini yansıtmaz, yazar ve görüş sahiplerini bağlar.
- Dergide yer alan çalışmalar kaynak göste- rilmek suretiyle izinsiz yayımlanabilir.
- Yayımlanacak yazılarda yazım kurallarına ve biçime ilişkin değişiklikler yapılabilir ve- ya bunların yapılması yazardan istenebilir.
- Dergide yayımlanmayan yazılar geri gön- derilmez.
- Yazılar yayımlanmak üzere kabul edildiği takdirde Bankacılar dergisi yazılı ve elektro- nik ortamda olmak üzere tüm yayın hakları- na sahiptir.
İçindekiler
sayfa KONUŞMA
Doç. Dr. Abdüllatif Şener
Türkiye Bankalar Birliği 48. Genel Kurul Toplantısı Açılış Konuşması 3 Ersin Özince
Türkiye Bankalar Birliği 48. Genel Kurul Toplantısı Açılış Konuşması 8 Ersin Özince
Finansal İstikrar, Basel II ve Bankalar Açısından Etkileri 18 HUKUK
Prof. Dr. Selçuk Öztek
İflasın Ertelenmesi 23
Dr. Haluk Çolak
İcra Suçları ve Uygulamadan Kaynaklanan Sorunlar 72
KONFERANS-SEMİNER
Prof. Dr. Ünal Tekinalp
Türk Ticaret Kanunu Tasarısı 107
ÇEVİRİ
Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF)
Türkiye’de Kurumsal Yönetim 121
MEVZUAT
Bankacılığa İlişkin Mevzuat ve Yeni Düzenlemeler (15 Nisan-15 Haziran 2005) 142
3
Türkiye Bankalar Birliği
48. Genel Kurul Toplantısı Açılış Konuşması
Doç. Dr. Abdüllatif Şener
Türkiye Bankalar Birliği’nin 31 Mayıs 2005 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen 48. Genel Kurulu’nda Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Sayın Doç. Dr. Abdüllatif Şener’in yaptığı açılış konuşması aşağıda yer almaktadır.
Türk Bankacılık Sektörünün Saygıdeğer Temsilcileri,
Hepimizin malumu olduğu üzere, özellikle 2002 yılı sonundan bu yana Türk bankacı- lık sektörü asıl işlevi olan reel sektörün finansmanı işlevini daha etkin bir şekilde yerine getirme yolunda çok önemli ilerlemeler kaydetmiştir. Bu olumlu gelişmelerin en temel nedeni hiç kuşkusuz sektörün içinde işlediği makroekonomik ve siyasi ortamda sağlanan istikrar ve güvendir. Bu güven en somut şekilde uluslararası finans çevreler nezdinde ülkemiz kredibilitesinde görülen iyileşme ile kendisini göstermektedir. Yaşadığımız son finansal krizlerle (B-)’ye düşen ülke notumuz takip eden süreçte gerçekleştirilen yapısal reformların, sağlanan siyasi ve ekonomik gelişmelerin bir sonucu olarak (BB-)’ye yükselmiştir. Ekonomik reformlarını ve sürdürülebilir büyümeyi devam ettirmesi halinde, Türkiye’nin ülke notunun orta ve uzun vadede (BBB)’ye veya daha yukarıya çıkacağını düşünüyoruz.
Ekonomik ortamda sağlanan bu olumlu gelişmeler bankacılık sektörüne yönelik uygun talep koşullarını yaratırken, diğer yandan da kamu otoritelerinin öncülüğünde gerçekleştirilen yeniden yapılandırma çabaları başta bankalarımız olmak üzere finansal kuruluşlarımızın finansal hizmet sunma kapasitesini geliştirmiştir. Bu çerçevede; kamu bankalarının sektör üzerinde yarattığı bozucu etkilerin giderilmesi, sektör için risk yaratan sorunlu bankaların sektör dışına çıkarılması, bankaların sermaye tabanlarının güçlendirilmesi, kur, kredi ve likidite riskinin sınırlandırılmasına yönelik olanlar başta olmak üzere düzenleme ve denetim çerçevesinin iyileştirilmesi gibi çabalar, bankacılık sektörlerini yeniden yapılandıracak diğer ülkeler için de önemli dersler içerecek niteliktedir.
Bugün gelinen noktada, Türk bankacılık sektörünün aracılık işlevini daha etkin şekilde yerine getirdiğinin en temel göstergesi kredi hacmindeki reel artış ile mevduatın krediye dönüşüm oranındaki iyileşmedir. Toplam kredi hacmi reel olarak 2002 yılı sonundan bu yana reel olarak yüzde 68 artış göstermiş bulunmaktadır. Böylece, mevduatın krediye dönüşüm oranı 2002 yılı sonunda yüzde 36 iken 2005 yılı Mart ayı itibarıyla yüzde 56’ya ulaşmış olup, 2002 yılında yüzde 23 olan kredilerin toplam aktifler içerisindeki payı bugün itibarıyla yüzde 34’e yükselmiştir.
Kredilerdeki gelişmeler hacim artışının yanı sıra kredi portföyünün kalitesinde de dü- zelmeye işaret etmektedir. Brüt takipteki alacaklar kaleminde 2002 yılı sonundan bu yana gerçekleşen yüzde 51 oranındaki reel azalma ve kredi hacmindeki artış sektördeki takibe dönüşme oranlarının çarpıcı şekilde azalmasını sağlamıştır. 2002 yılı sonunda yüzde 18 civarında olan sektörün takibe dönüşüm oranı, 2005 yılı Mart ayı itibarıyla yüzde 6 seviyesine gerilemiştir. Bu oran özel bankalar için yüzde 5 civarındadır. Öte yandan, sektörde takipteki alacaklara yönelik karşılıklandırma oranı geçmiş dönemlere göre belirgin bir şekilde artmış ve
yüzde 89’a ulaşmıştır. Ekonomik aktivitenin canlılığını koruması kredi riskini sınırlandıran en önemli unsur olmaktadır.
Kredi hacmindeki artışta, son aylarda bir miktar ivme kaybetmekle beraber, tüketici kredilerindeki artış özellikle dikkat çekici olmuştur. Ertelenmiş tüketim harcamalarının düşen faizler ve bekleyişlerdeki iyileşme ile gerçekleştirilmesine, hurda araç indirimi gibi birtakım teşviklere bağlı olarak ortaya çıkan bu artış ile tüketici kredileri stoku ve kredi kartları bakiyesinin gayri safi yurt içi hâsılaya oranı 2002 yılındaki yüzde 2,4’lük seviyesinden 2003 yılında yüzde 3,6’ya ve 2004 yılı sonu itibarıyla yüzde 5,8’e yükselmiştir. Vatandaşlarımızın gelir düzeyi açısından bakıldığında ise tüketici kredileri borç stoku ile bu stoktan kaynaklanan yıllık faiz yükünün hanehalkı kullanılabilir gelirine oranı (kredi kartları hariç) 2002 yılı sonunda yüzde 2,7 iken 2004 yılında yüzde 8,7’ye yükselmiştir. Tüketici kredileri ve kredi kartları nispeten daha az riskli krediler sayılmakla beraber yine de hızlı artış karşısında bu kredilerden kaynaklanan riskler BDDK tarafından yakın takibe alınmıştır.
Kredi hacmindeki artışta, hiç şüphesiz, 2003 yılından bu yana kamusal nitelikli aracı- lık maliyetlerinde sağlanan olumlu gelişmelerin de rolü bulunmaktadır. Kredilerden alınan damga vergisi ve harçların kaldırılması, ticari ve kurumsal krediler üzerindeki KKDF kesintilerinin sıfırlanması, vadeli mevduat ve katılma hesapları üzerindeki özel işlem vergisi uygulamasına son verilmesi Hükümetimizin finansal aracılık faaliyetleri üzerindeki yüklerin azaltılması yönündeki somut adımları olmuştur. Bu çabalara paralel olarak, Birlik Yönetim Kurulunuzun geçen seneki toplantısında gündeme gelen “TMSF prim oranlarının mevduatın sigortalı bölümü üzerinden alınması” önerisinin de BDDK tarafından ciddiyetle değerlendiril- diğini ve prim oranlarındaki azaltım ve matrah değişikliğinin prim yükünde yüzde 60 oranında bir azalmayı sağladığını memnuniyetle belirtmek isterim.
Aracılık maliyetlerindeki azalma trendi ile faiz oranlarındaki düşüşün etkisiyle, 2002 yılı sonunda yüzde 60’lar seviyesinde olan kredi maliyetleri bugün itibarıyla yüzde 20’lere kadar gerilemiştir.
Aracılık işlevinde yukarıda özetlenen olumlu gelişmelere yüksek sermaye yeterliliği oranları eşlik etmiştir. Bilindiği gibi, bankalarımız 2002 yılında kapsamlı bir “yeniden sermayelendirme programı”na tabi tutulmuşlardır. Bu kapsamda 27 adet özel sermayeli banka üç aşamalı bir denetimden geçmiş, denetimler sonucunda yalnızca bir banka için ortaya çıkan sermaye artırımı ihtiyacı nedeniyle kamu kaynaklarından söz konusu bankaya sermaye benzeri kredi tahsis edilirken, bir bankaya ait sermaye önce azaltılmış ardından banka sermayedarları tarafından ilave sermaye konulmak suretiyle artırılmıştır. “Yeniden Sermayelendirme Programı” bir yandan Türk bankacılık sektöründe şeffaflığı artırırken, diğer yandan da sektörün sermaye yeterliliği açısından ulusal ve uluslararası piyasalar nezdinde güven tazelemesini sağlamıştır. 2002 yılı sonunda yüzde 26 seviyesinde olan sermaye yeterliliği oranı aradan geçen süre zarfında bir miktar daha yükselerek 2004 yılı sonunda yüzde 29 düzeyine ulaşmıştır.
Karlılık cephesine baktığımızda ise; 2002 yılında 2,9 katrilyon lira olan sektör karlılı- ğının reel olarak yüzde 77 oranında artış göstererek 2004 yılında 6,5 katrilyona ulaştığını görüyoruz. Aynı dönemde aktif karlılığı oranı da benzer şekilde yüzde 1,4’den yüzde 2,1’e yükselmiştir.
Değinilen gelişmeler, krizlerle önemli bir güven bunalımı yaşamış bulunan bankacılık sektörümüzün sağlıklı işleyişi için hayati bir öneme sahip bulunan “güven” unsuruna yeniden
kavuşmasını sağlamıştır. Bunun en belirgin göstergesi, rekabet ve piyasa disiplini üzerinde yarattığı etkiler nedeniyle öteden beri eleştiri konusu olan mevduat üzerindeki tam güvence- nin geçtiğimiz Temmuz ayında kaldırılmasına rağmen sektörümüzde önemli hiçbir dalgalan- manın yaşanmamış olmasıdır. Bu güvenin uluslararası boyutu ise bankalarımızın yurtdışından sağladıkları sendikasyon kredilerinin sadece 2004 yılı içerisinde yüzde 55 oranında artış göstermiş olmasıdır.
Sektörümüzdeki bu olumlu gelişmelerin yanı sıra sektöre yönelik düzenleme ve dene- tim çerçevesinde 2002 yılından bu yana pek çok olumlu gelişmeler yaşanmıştır. Bunlar arasında; bankaların yurt dışındaki şube ve iştiraklerinin gözetim ve denetiminin daha etkin bir yapıya kavuşturulmasına, kayıt ve muhasebe sistemlerinin iyileştirilmesine, mevduat sigortası prim oranlarının riskleri daha iyi yansıtır tarzda hesaplanmasına, bankalarımızın ve özel finans kurumlarımızın uygulamada karşılaştıkları birtakım sorunların aşılmasına yönelik düzenlemelerin yanı sıra on adet yabancı ülkedeki bankacılık otoriteleri ile imzalanan işbirliği anlaşmaları da vurgulanmaya değer niteliktedir.
Bunlara ilave olarak özellikle 2004 yılında sektör için yakından takip edilmesi gerekli bir konu haline gelen bireysel kredilerden kaynaklanan risklerin daha etkin şekilde izlenmesi- ni ve sınırlandırılmasını teminen bankalar tarafından tüketici kredilerine ilişkin olarak yapılan raporlamaların sıklığı artırılmış, kredi kartı limitlerinin kredi riskinin hesabında dikkate alınma oranı yükseltilmiş, tüketici kredilerinin sabit faiz uygulamasına bağlı olarak banka karlılığı üzerinde yarattığı riskleri azaltıcı düzenlemeler için Sanayi ve Ticaret Bakanlığı nezdinde girişimde bulunulmuş ve kredi kartları ile ilgili olarak kapsamlı bir yasa taslağı hazırlanmıştır.
Değerli Sektör Temsilcileri;
Tüm bu olumlu ve gelecek için büyük fırsatlar sunan gelişmelere rağmen sektörümüzü önümüzdeki dönemde yoğun gündem maddeleri beklemektedir. Bunların başında bu hafta kamuoyuna yol haritasını açıkladığımız Basel-II’ye uyum süreci yer almaktadır. Yeni bir bankacılık kültürüne geçişi temsil eden Basel-II, malumunuz olduğu üzere, sadece bankaları- mızın ve BDDK’mızın değil, bu yeni kültürden birebir etkilenecek reel sektör şirketlerimizin ve ilgili tüm kamu otoritelerinin de yoğun ve meşakkatli mesaisini gerektirmektedir.
Uluslararası arenada rekabet etme iddiasındaki Türk bankacılık sektörünün, hâlihazırda zaten yakından ilişki içinde olduğu ve tanıdığı bu kültürü vakit kaybetmeden benimseyerek uygulamaya sokması gerekmektedir. Kamu otoriteleri bu konuda yol gösterici ve düzenleyici görevini sektörle yakın bir temas ve işbirliği içinde yerine getirmeye hazırdır. BDDK’nın kuruluşuna öncülük ettiği ve Merkez Bankası, Hazine Müsteşarlığı, SPK ve sektör temsilcile- rinden oluşan koordinasyon komitesi bu çabanın göstergesidir. Ayrıca, BDDK’nın ve bankaların katılımıyla oluşturulmuş bulunan yönlendirme komitesi de Basel-II’ye geçiş sürecinde sektör ile kamu otoritelerinin temel işbirliği platformu işlevini görmektedir.
Konuya ilişkin olarak vurgulamak istediğim bir husus da, Basel-II’ye geçişin sektör- deki sermaye yeterliliği oranları üzerinde ancak sınırlı ölçüde etki yaratacağına dair bulguların varlığıdır. Malumunuz olduğu üzere, 2004 yılında aktif büyüklüğü açısından sektörün yüzde 95’ini temsil eden 23 bankanın katılımıyla gerçekleştirilen sayısal etki analizi hâlihazırda yüzde 29 civarında bulunan sektördeki sermaye yeterliliği oranının Basel-II’ye geçiş ile birlikte yüzde 17 civarında gerileyeceğine işaret etmektedir. Bu oranın sermaye yeterliliği asgari oranının iki katından yüksek olduğu ve zaman içinde makroekonomik istikrarın süreklilik kazanması ve kurumsal yönetişimde sağlanacak iyileşmeler ile Basel-II’nin oran
üzerindeki bozucu etkisinin bir miktar daha sınırlanacağı göz önünde tutulduğunda sektörü- müzün sermaye yeterliliği açısından önemli bir sorun yaşamadan Basel-II’ye geçiş yapacağını memnuniyetle müşahede etmekteyiz.
Önümüzdeki dönemde, hatta bugün itibarıyla, dikkat sarf ettiğimiz bir diğer husus da bankalarımızın 2003 yılında ilk izleri ortaya çıkan ve 2004 yılında iyice belirginlik kazanmış bulunan yeni ekonomik iklime uyumlarıdır. Bu yeni ekonomik ortamın temel özellikleri yüksek büyüme, dezenflasyon, faiz oranlarında düşme, faiz marjlarında daralma ve olumlu ekonomik beklentiler olarak sıralanabilir. Bu yeni ortamda bankalarımız üzerlerinde daha fazla rekabet baskısı hissetmekte ve alışık oldukları karlılık alanlarını gözden geçirme ihtiyacı hissetmektedirler.
Yeni ortamda işlem hacimleri önem kazanırken, kredi portföyünün büyüklüğü ve ka- litesi, iç kontrol ve risk yönetimi sistemlerinin etkinliği, ürün ve hizmet çeşitliliği, ölçek ekonomisi, operasyonel giderlerin gözden geçirilmesi bankalarımızın performansı için hayati unsurlar haline gelmektedir. Bu kapsamda, BDDK tarafından bankacılık sektörümüzde etkinliğin artırılmasına dönük olarak Birliğiniz ile işbirliği içerisinde başlatılan yeni çalışma- lardan duyduğum memnuniyeti ifade etmek isterim. Özellikle aracılık maliyetleri alanında alınan mesafeye rağmen örneğin “banka ve sigorta muameleleri vergisi”nde olduğu gibi önemli maliyet unsurlarının varlığını hala devam ettirdiğinin farkındayız. Düşen faizlerle birlikte kamusal yüklerden kaynaklanan yükler daha belirgin şekilde hissedilmeye başlanmış olup pek çok iş ve işlemin yurtdışı organizasyonlar üzerinden gerçekleştirilmesi olgusu varlığını sürdürmektedir. Önümüzdeki dönemde kamu finansmanı imkânları elverdiği ölçüde sektörümüzü rahatlatıcı yeni adımlar atarak BDDK inisiyatifinde başlatılan çalışmaları desteklemeyi arzu ettiğimizi belirteyim.
Yeni ortamın gündeme getirdiği bir husus da sektöre yönelik artan yabancı ilgisidir.
Yabancı sermaye girişinin kolaylaştırılması, AB üyelik müzakereleri için tarih alınması, tek haneli enflasyon oranları, kurumsal yönetişimde sağlanan iyileşmeler, dalgalı kur rejimi gibi genel faktörlerin yanı sıra bankacılık sektörü özelinde düzenleme ve denetleme çerçevesinin iyileşmesi ve ülke ekonomisinin büyüklüğü ve sahip olduğu potansiyel göz önünde tutuldu- ğunda bankacılık sektörünün karşı karşıya olduğu fırsatlar yabancı ilgisini tahrik eden başlıca faktörler olmaktadır. Bu koşulların kalıcılık kazandığı görüldükçe bugün için düşük faizli ve uzun vadeli kredi şeklinde gözlemlenen yabancı sermaye doğrudan yatırımlara ve ortaklıklara dönüşecektir.
Bu hususların yanı sıra sektördeki birtakım yapısal sorunların devam ettiğinin de far- kındayız. Bankalarımızın henüz yeterince uzun olmayan fonlama vadesine bağlı olarak karşı karşıya bulunduğu vade uyumsuzluğu bir sorun olarak varlığını sürdürmektedir. Bu sorun yarattığı risklerin yanı sıra bankacılık sektörü için önemli bir potansiyel karlılık alanı durumundaki “ipotekli konut kredisi piyasasının” oluşumunu engellemektedir.
Fonlama vadesindeki kısalık ve sektör plasmanları içerisinde DİBS’lerin ağırlıklı ko- numu gibi yapısal sorunların çözümünün ilgili kamu kuruluşlarının çabalarının ötesinde ekonomiye olan güvenin kalıcılık kazanmasına bağlı birer zaman sorunu olduğu vurgulanma- lıdır.
Sektörün değişen ihtiyaçları ışığında ve her aşamada sektörümüzün görüşleri alınarak hazırlanan “Bankalar Kanunu Tasarısı” sektöre yönelik düzenleme ve denetim çerçevesini daha sistematik bir yapıya kavuşturarak ve başta AB olmak üzere uluslararası standartlara
uyum sağlayarak sektörümüzün mevcut sorunlarının aşılmasında çok önemli bir adım niteliği taşımaktadır. Bu kanunu Meclisimizin yasama yılı tamamlanmadan önce ele alıp sonuca ulaştırmasını hedefliyoruz.
Benzer şekilde, kayıt dışılığın önlenmesi açısından önem taşıyan ve çağdaş eğilimlere paralel olarak sektördeki payı giderek artmakta olan kredi kartları konusunda hazırlanan
“Kredi Kartları Kanunu” tasarısı bu konuda kapsamlı ve tutarlı bir düzenleme çerçevesi oluşturulması ve bu kredilerden kaynaklanan risklerin daha etkin şekilde kontrol edilebilmesi açısından önemlidir.
Yukarıdaki beklentiler ışığında; enflasyonun önümüzdeki dönemde Merkez Bankası- nın öngörüleri çerçevesinde gerçekleşmesi, istikrarlı büyüme trendinin devam etmesi, reel kurlarda ciddi bir değişim olmaması, bankaların makroekonomik istikrara ve sektördeki olumlu gelişmelere paralel olarak halka açılma ve yerli/yabancı ortak arayışlarına hız vermeleri ve uluslararası makroekonomik çerçevede istikrarın hakim olması durumunda bankacılık sektörünün toplam varlıklarının 2005 - 2008 döneminde dolar bazında yıllık ortalama yüzde 12 civarında büyüyerek 2008 yılı sonunda 350 milyar dolara, varlıkların gayri safi yurt içi hasılaya oranının ise yüzde 85’e ulaşacağı tahmin edilmektedir.
Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi selamlıyor ve Yönetim Kuruluna çalışmalarında başarılar diliyorum.
8
Türkiye Bankalar Birliği
48. Genel Kurul Toplantısı Açılış Konuşması
Ersin Özince
Türkiye Bankalar Birliği’nin 31 Mayıs 2005 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen 48. Genel Kurulu’nda Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Ersin Özince’nin yaptığı açılış konuşması aşağıda yer almaktadır.
Sayın Başbakan Yardımcım, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun Sayın Başkanı ve Sayın Üyeleri, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun Sayın Başkanı ve Sayın Temsilcileri, Sayın Konuklar, Medyamızın Değerli Temsilcileri, Değerli Meslektaşlarım, Türkiye Bankalar Birliği’nin 48’inci Genel Kurul Toplantısına hoş geldiniz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Geleneksel olarak, toplantımızın bu bölümünde son dönemde ekonomide ve bankacılık sisteminde yaşanan gelişmeleri değerlendirmeyi ve gündemimizde bulunan önemli konuları sizlerle paylaşmayı amaçlıyoruz. Konuşmam üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Türkiye ekonomisindeki gelişmeleri, ikinci bölümde bu gelişmelerin bankacılık sistemine yansımalarını değerlendireceğim. Son bölümde ise Birliğimizin gündemindeki konulara ilişkin bilgi sunacağım.
Türkiye Ekonomisi ve Bankacılık Sistemindeki Gelişmeler
Türkiye ekonomisinde ve bankacılık sisteminde 2002-2004 yıllarında yaşanan olumlu gelişmeler, ekonomik programın öngörülerinin ötesinde ve tahminlerden çok daha iyi düzeyde gerçekleşmiştir. Makro dengelerin tesis edilmesini ve istikrarlı bir büyüme için gerekli faaliyet ortamının yaratılmasını amaçlayan programın kararlılıkla uygulanması güvenin artmasını, para ve sermaye piyasalarında istikrarın daha da pekişmesini ve geleceğe ilişkin beklentilerin pozitif yönde değişmesini sağlamıştır. Bu arada, uluslararası ekonomik alanda yaşanan gelişmeler ve uluslararası piyasalarda artan likidite bu süreci desteklemiştir.
Sürdürülmekte olan reformların önemli göstergeleri kamunun daha az kaynak talep etmesi, özel kesimde daha fazla borç veren ve borç alanın olması, özel sektör talebinin artması, enflasyonun düşmesi, ulusal paraya olan talebe dayalı olarak finansal sektörün büyümesi, uluslararası kredi değerliliğinin iyileşmesidir.
Temel ekonomik göstergeler dikkate alındığında, Türkiye’nin ekonomik performansı 2004 yılında artarak iyileşmeye devam etmiştir. Büyüme hızı yüzde 9,9 oranı ile program hedefinin ve uzun dönem ortalama büyüme hızının oldukça üzerinde gerçekleşmiştir. Sanayi sektörü yüzde 9, hizmetler sektörü ise yüzde 12 oranında büyümüştür. İnşaat sektöründe büyüme başlamıştır. Bu gelişmelere bağlı olarak kişi başına gelir ilk kez 4.000 doların üzerine çıkmıştır.
Harcamalar cephesinde, iç talebin dinamiği özel sektörden gelmiştir. Tüketim yüzde 9 oranında, yatırımlar ise yüzde 33 oranında büyümüştür. Sabit fiyatlarla tüketim harcamaları özel sektörde yüzde 10, kamuda ise yüzde 1 oranında büyümüştür. Yatırımlar ise özel sektörde yüzde 46 oranında hızlanarak artarken, kamuda yüzde 12 ile daha da küçülmüştür.
Özel sektör sabit sermaye yatırımlarındaki büyüme büyük ölçüde makine teçhizat yatırımla- rından kaynaklanmıştır. Bina inşaatı ise yılın ikinci yarısından itibaren büyümeye başlamıştır.
Yurtiçi tasarruf oranı 3 puana yakın artarak yüzde 22,1 e yükselmiştir. Özel sektörde tasarruf oranı yavaş da olsa düşerken, kamuda tasarruf oranı uzun bir süreden sonra pozitif olmuştur. Tasarruf oranının yükselmesine rağmen yatırımlardaki hızlı büyüme nedeniyle tasarruf-yatırım açığı büyümeye devam etmiştir. 2003 yılında gayri safi milli hasılanın yüzde 4,2’si düzeyinde olan tasarruf-yatırım açığı 2004 yılında yüzde 5,4 oranına ulaşmıştır.
Kamuda tasarruf açığı yüzde 10,1’den yüzde 6,7’ye iyileşirken, özel kesimde tasarruf fazlası yüzde 5,9’dan yüzde 1,3’e düşmüştür. Son üç yılda kamudaki davranış değişikliği ve buna özel sektörün verdiği pozitif reaksiyon son derece önemli ve anlamlıdır.
Reel ücretler 2004 yılında yavaş da olsa artış gösterirken, ekonomideki hızlı büyüme- ye rağmen istihdamdaki artış sınırlı kalmıştır. Bunda teknoloji ağırlıklı yatırımlara bağlı olarak imalat sanayiinde verimlilik artışının önemli etkisi olmuştur. İşsizlik oranında artış durmuştur. 2003 yılında yüzde 10,5 iken 2004 yılı sonunda yüzde 10,3 olmuştur.
2001 yılından itibaren düşüş eğiliminde olan enflasyon, 2004 yılında tek haneli ra- kamlara gerilemiştir. Böylece fiyat artışları, 1980 yılında piyasa ekonomisine geçildikten sonraki en düşük düzeyinde gerçekleşmiştir. 12 aylık fiyat artışı, toptan eşya fiyatları endeksinde yüzde 13,8, tüketici fiyatları endeksinde ise yüzde 9,3 olmuştur. Hükümetin enflasyon ile mücadele programının sürdürülmesi yönündeki yaklaşımı, sıkı maliye politikası ve Merkez Bankası'nın fiyat istikrarını hedefleyen para politikası enflasyondaki düşüşü desteklemiştir. Artan petrol fiyatları yanında ABD’de faiz oranlarının yükselme eğilimi beklentiler üzerinde, en azından kısa dönemde, çok olumsuz bir etki yaratmamıştır.
Maliye politikasında disiplini öngören uygulamaya bağlı olarak kamu kesimi açığının gayri safi milli hasılaya oranı azalmaya devam etmiş, yüzde 9,4’ten yüzde 5,9’a gerilemiştir.
Faiz dışı denge öngörüler doğrultusunda fazla vermeye devam etmiştir. Kamu kesimi gelirlerinin ve harcamalarının önemli bölümünü oluşturan konsolide bütçede, enflasyon hedefine ulaşılmasını destekleyen ve kamu borçlarının sorunsuz olarak çevrilebilmesine imkan veren bir performans yakalanmıştır. Bir yandan, faiz oranlarındaki gerilemeye bağlı olarak faiz harcamalarının düşmesi nedeniyle harcamalar reel bazda azalmış; diğer yandan artan vergi yükü nedeniyle bütçe gelirleri reel olarak artmıştır.
Faiz oranlarının gerilemesi, banka dışı kesimlerden gelen talep ve vadenin uzaması gi- bi olumlu koşullar nedeniyle, bütçe açığının finansmanında iç borçlanmaya ağırlık verilmiştir.
İç borç stoku yüzde 15 oranında artarak 225 milyar YTL’ye yükselmiştir. Nakit dışı iç borç stokunun toplam stok içindeki payı 5 puan azalarak yüzde 18 olmuştur. İç borç stoku içinde piyasaya olan borçların payı yüzde 52’den yüzde 63’e yükselmiştir. Sabit faizli kağıtların payı yüzde 35’ten yüzde 42’ye yükselirken, kura duyarlı kağıtların payı ise yüzde 22’den yüzde 18’e gerilemiştir. Faize duyarlı kağıtların yüzde 43 olan payı yüzde 40’a düşmüştür.
İmar Bankası’na ait mevduat ödemeleri ve Halk Bankası ile Pamukbank’ın birleşmesi, iç borç stokunun gayri safi milli hasılaya oranını yaklaşık 2 puan etkilemiştir. Buna rağmen iç borç stokunun gayri safi milli hasılaya oranı yüzde 54’den yüzde 52’ye gerilemiştir. Dış borçlar da dahil edildiğinde kamunun toplam borç stokunun gayri safi milli hasılaya oranı 6 puan azalarak yüzde 77 olmuştur.
Merkez Bankası verilerine göre, devlet iç borçlanma senetlerinin yüzde 51’i bankalar tarafından tutulmaktadır. Banka dışı kesimlerden gerçek kişiler devlet iç borçlanma senetleri- nin yüzde 16’sına, tüzel kişiler yüzde 14’üne, yerleşik olmayan yatırımcılar ise yüzde 6’sına sahiptir.
2004 yılında artarak süren dış kaynak girişi, hem iç borcun hem de ekonomik faaliye- tin uygun koşullarda finansmanına katkı sağlamıştır. Nitekim, yerleşik olmayanların portföylerindeki kamu kağıtları 2004 sonunda 10 milyar dolara, 2005 Nisan sonunda ise 14.5 milyar dolara yükselmiştir. Bu kişilerin tuttukları hisse senedi miktarı ise 16 milyar dolar düzeyindedir.
Piyasadan yapılan TL cinsi iç borçlanmanın, ortalama vadesi 344 günden 406 güne yükselmiştir. Öte yandan, TL cinsi ortalama borçlanma yıllık bileşik faizi yüzde 28’den yüzde 23'e gerilemiştir. Faiz oranı Mayıs 2005’te yüzde 18’e düşmüştür. Böylece kamu kağıtlarında beklenen reel faiz oranı yüzde 30’lar düzeyinden yüzde 10’un altına gerilemiştir.
Enflasyondaki düşüş seyri yanında uluslararası piyasalardaki gelişmelere ek olarak faiz oranlarını etkileyen diğer gelişmeler, kamu kesiminin borçlanma gereğinin azalması, portföy tercihlerinin TL yatırım araçları lehine değişmesi, sermaye hareketleri ve sistem dışı döviz girişleri yoluyla döviz arzının döviz talebinin üzerinde artmaya devam etmesi olmuştur.
Merkez Bankası doğrudan alım ve/veya ihaleler yoluyla dövize ek talep yaratmıştır. 2004 yılında 5,4 milyar dolar civarında alım yapan Merkez Bankası, böylece 2002-2004 döneminde toplam 15 milyar dolar civarında döviz alımı gerçekleştirmiştir. Merkez Bankası döviz rezervleri 2004 yılında 36 milyar dolara ulaşmıştır. Net döviz pozisyonu ise 2,7 milyar dolara yükselmiştir. Böylece, son üç yılda Merkez Bankası net döviz pozisyonundaki iyileşme 12 milyar doların üzerinde olmuştur.
Öte yandan, döviz alımları yoluyla yaratılan TL likiditesi açık piyasa işlemleri veya depo alım ihaleleri yoluyla piyasadan çekilmiştir. Piyasalar yıl boyunca likit kalma eğiliminde olmuştur. Merkez Bankası enflasyon hedefine ulaşılması amacıyla, parasal büyüklüklerdeki gelişmeleri de gözeterek, enflasyondaki gerçekleşmelere ve beklentilere uygun olarak, kısa vadeli faiz oranlarının düzeyini belirlemiş ve beklentileri etkilemiştir. Kısa vadeli faiz oranları 2004 yılı sonunda yüzde 19’a, 2005 yılında yüzde 15’e düşürülmüştür. Faiz oranlarının düştüğü bir dönemde, Merkez Bankası’nın alım yönündeki müdahalesi ve ticari bankaların rezerv biriktirmelerine rağmen TL başlıca yabancı paralar karşısında reel olarak değer kazanmaya devam etmiştir.
TL yatırım araçlarına olan tercihin olumlu yönde gelişmesi finansal aktiflerin büyü- mesini ve yapısını da etkilemiştir. Finansal aktiflerin gayri safi milli hasılaya oranı 2004 yılında 5 puan yükselerek, yüzde 130’a ulaşmıştır. TL yatırım araçlarına olan talep, YP talebine göre daha hızlı artmıştır. 2004 sonu itibariyle, para ve para benzeri araçların milli gelire oranı yüzde 44, sermaye piyasası araçlarının payı ise yüzde 86 olmuştur. TL cinsinden yatırım araçlarına olan para talebi 2004 yılında da enflasyonun üzerinde artmıştır. TL cinsinden para talebinin (nakit, mevduat, repo, yatırım fonu, gerçek kişilerin kamu kağıdı portfoyü) gayri safi milli hasılaya oranı artmaya devam ederken yabancı para talebinin oranı önemli ölçüde düşmüştür.
Toplam mevduat sabit fiyatlarla yüzde 11 oranında artarak 191 milyar YTL’ye ulaş- mıştır. TL mevduat sabit fiyatlarla yüzde 19 oranında büyümüştür. Buna karşılık, yabancı para mevduatın TL karşılığı sabit fiyatlarla yaklaşık olarak aynı kalmıştır. Yabancı para mevduatın TL değerinin toplam mevduat içindeki payı 4 puan azalarak yüzde 45’e gerilemiş- tir. Son yıllarda düşüş gösteren toplam mevduatın gayri safi milli hasılaya oranı 2004 yılında yüzde 45 ile yaklaşık aynı kalmıştır. Yaşanan düşüşün nedeni, yabancı para mevduatın TL karşılığının gerilemesi ve vergi avantajı nedeniyle gerçek kişilerin kamu kağıdı taleplerinin artması olmuştur.
Mevduat faiz oranları, enflasyondaki düşüşe paralel bir seyir izlemiştir. Aralık 2003 tarihinde 1 aylık vadede yüzde 32 olan faiz oranları (bileşik) 2004 yılı sonunda yüzde 24’e, 3 aylık vadede yüzde 31’den yüzde 25’e gerilemiştir. Öte yandan mevduatın vade yapısında ise önemli bir değişiklik olmamıştır. Toplam mevduatın ortalama vadesi yaklaşık 3 aydır.
Mevduatın* kredilere dönüşme oranı artmıştır. Mevduat bankaları kredilerinin toplam mevduata oranı yüzde 43'ten yüzde 50’ye yükselmiştir. Banka sistemi tarafından kullandırılan toplam kredilerin gayri safi milli hasılaya oranı 2002 yılında yüzde 17’ye düştükten sonra yeniden artmaya başlamış ve 2004 yılında yüzde 24’e yükselmiştir. Toplam krediler* sabit fiyatlarla yüzde 34 oranında büyüyerek 100 milyar YTL’yi aşmıştır. Karşılık sonrası sorunlu krediler ise yüzde 27 oranında azalmıştır. Karşılık öncesi sorunlu kredilerin toplam kredilere oranı yüzde 13’ten yüzde 6’ya, karşılık sonrası sorunlu kredilerin toplam kredilere oranı ise yüzde 1’in altına inmiştir. Finansal Yeniden Yapılandırma Programı kapsamında 5,7 milyar dolar tutarındaki kredi yapılandırma kapsamına alınmıştır.
Kredilerdeki artışta bireysel kredilerdeki büyüme etkili olmuştur. Nitekim, tüketici kredileri sabit fiyatlarla yüzde 35, kredi kartları yoluyla kullandırılan krediler ise yüzde 88 oranında büyümüştür. Tüketici kredileri ve kredi kartlarının toplam kredilere oranı 4 puan artarak yüzde 27’ye yükselmiştir. Tüketici kredilerinin yüzde 20’si konut, yüzde 33’ü taşıt kredisidir. Bu kredilerin tamamına yakını TL cinsindendir. Kredi kartlarının yüzde 30’u taksitli alışverişlerde kullanılmıştır. 2004 yılı sonu itibariyle, sorunlu kredilerin oranı tüketici kredilerinde yüzde 1’in altında, kredi kartlarında ise yüzde 4 düzeyindedir.
2004 yılında hem ihracatta, hem de ithalatta artış eğilimi sürmüştür. Dış ticaret hacmi yüzde 37 oranında genişleyerek 160 milyar dolara yükselmiştir. Dış ticaretin yarısından fazlası AB ülkeleri ile yapılmıştır. İhracat 63 milyar dolara, ithalat ise 97 milyar dolara ulaşmıştır. İhracatın gayri safi milli hasılaya oranı 1 puan artışla yüzde 21’e yükselirken, ithalatın gayri safi milli hasılaya oranı 3 puan artışla yüzde 32’ye yükselmiştir.
Dış ticaret açığındaki büyümenin de etkisiyle cari işlemler açığı 2003 yılına göre yüz- de 92 oranında genişleyerek 15,4 milyar dolara ulaşmıştır. Cari işlemler açığının gayri safi milli hasılaya oranı 2004 yılında 2,2 puan artarak yüzde 5,1’e yükselmiştir. Dünya genelinde faiz hadlerinin düşük olması ve Türkiye dahil, gelişmekte olan ülkelere yoğun sermaye girişi nedeniyle cari açık kolaylıkla finanse edilmiştir. 2003 yılında 7 milyar dolar olan sermaye girişi 2004 yılında 17 milyar dolara yükselmiştir.
Dış borç stoku, 2003 yılına göre yaklaşık 16 milyar dolar artarak 162 milyar dolara yükselmiştir. Gayri safi milli hasılanın dolar bazında daha hızlı büyümesi nedeniyle borç stokunun gayri safi milli hasılaya oranı 7 puan azalarak yüzde 54’e gerilemiştir. Merkez Bankası borçları dahil kamunun dış borç stokunun gayri safi milli hasılaya oranı yüzde 32, özel sektörün ise yüzde 22’dir. Özel sektör dış borçlarında dikkati çeken önemli nokta, banka dışı kesimlerin yurtdışından kullandıkları kredilerin toplamının Türkiye’deki şubelerden alınan kurumsal kredilerin üzerinde olmasıdır. Bu durum Türk banka sisteminin sadece kaynaklar açısından değil, krediler açısından da çok ciddi bir rekabet içinde olduğunu göstermektedir. Bu konuda en önemli talebimiz yurtdışındaki bankalar karşısında, yurtiçinde- ki bankaların aleyhine olan, yerleşik bankaların döviz kredisi kullandırılmasını kısıtlayan düzenlemelerin değiştirilmesidir.
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) endeksi, hem dolar, hem de TL bazında artmaya devam etmiştir. Borsada işlem gören şirketlerin piyasa değeri 69 milyar dolardan 98
milyar dolara yükselmiştir. 2004 yıl sonu itibariyle hisseleri borsada işlem gören bankaların piyasa değeri yüzde 69 oranında artarak 28 milyar dolara yükselmiştir. Bu gelişme banka sistemindeki iyileşmenin piyasalar tarafından algılanmasının önemli bir göstergesi olmuştur.
2004 Yılında Bankacılık Sistemindeki Gelişmeler*
Sayın Bakanım, Değerli Konuklar, şimdi de ekonomideki gelişmelerin bankacılık sis- temine yansımalarını değerlendirmek istiyorum.
Ekonomik performansın iyileşmesi diğer sektörleri olduğu gibi bankacılık sistemini de olumlu yönde etkilemiştir. Para piyasalarında sağlanan istikrar, ekonomik aktivitenin büyümesi, banka sisteminin yeniden yapılandırılmasına bağlı olarak rekabet koşullarındaki iyileşme, faaliyetini sürdüren bankaların bilanço yapılarını ve özkaynaklarını güçlendirme çabaları bankaların faaliyetlerini göreli olarak daha sağlıklı bir ortamda sürdürmelerini sağlamıştır.
Bankacılık sistemi açısından 2004 yılının en önemli kararı mevduata sağlanan tam gü- vencenin kaldırılması ve sigorta kapsamının 50 milyar TL ile sınırlandırılması olmuştur.
Otorite tarafından, geçişin bir yıl öncesinden planlanması, bankalar arasındaki sağlıklı ilişkiler, özellikle kamu bankalarının yapıcı yaklaşımı, bankaların ihtiyatlı likidite politikası ve Hükümetimizin konuya gösterdiği hassasiyet sayesinde piyasalarda bir sıkıntı yaşanmadan güvenceye sınırlama getirilmiştir. Mevduat güvencesinin sınırlanmasından sonraki dönemde mevduat artmaya devam etmiştir. Bu durum finansal sektöre ve bankalara duyulan güven artışının göstergesidir. Bankaların uluslararası kredi değerliliği yükselmeye devam etmiş, piyasa değeri artmıştır. Banka sistemindeki büyümenin yanısıra bilanço yapısındaki iyileşme sürmüştür; TL kaynakların ve varlıkların bilançodaki payı yükselmiştir. Krediler büyümüş ve çeşitlenmiş buna karşılık kredi riski düşük düzeyde kalmıştır. Yurtdışı piyasalardan daha uzun vadelerde ve uygun koşullarda kaynak sağlanmıştır. Kaynak maliyeti düşmüş, aracılık maliyetinin düşürülmesine yönelik somut adımlar atılmıştır. Özkaynaklarda büyüme ve serbest özkaynaklarda iyileşme hızlanmıştır. Duran aktiflerin bilanço içindeki payı düşmüştür.
Yabancı yatırımcıların bankacılık sistemine ilgisi somut yatırımlara yönelmiştir.
Bankacılık sisteminin toplam aktifleri 2004 yılında sabit fiyatlarla yüzde 23 oranında büyüyerek 306,5 milyar YTL’ye, (229 milyar dolara) ulaşmıştır. Ancak, toplam aktiflerin gayri safi milli hasılaya oranı yaklaşık aynı kalmıştır. Bunun temel nedenleri bilanço içinde yabancı paranın hala yüksek bir oranda paya sahip olması, bireysel yatırımcıların kamu kağıtlarına olan talepleri ve büyümenin finansmanında yurtdışı borçlanmanın artıyor olması yanında kayıtdışı ekonomik faaliyetin büyüklüğüdür.
Türkiye’de faaliyet gösteren banka sayısı 2004 yılında 2 azalarak 48 olmuştur. Bu sayı 2005 Mayıs itibariyle değişmemiştir. Mevduat toplayan banka sayısı 35 tane, mevduat toplamayan banka sayısı 13 tanedir. Mevduat toplayan bankaların 20 tanesi yerli sermayeli, 12 tanesi yabancı sermayeli, 2 tanesi yarı yarıya yerli-yabancı ortaklı banka, 1 tanesi ise Fon bankasıdır.
Toplam aktifler içinde kamusal sermayeli ticaret bankalarının payı yüzde 35, özel sermayeli ticaret bankalarının payı yüzde 57, yabancı sermayeli ticaret bankalarının payı ise yüzde 3’tür.
Bankalarda çalışan sayısında ve banka şube sayısında 2003 yılının son çeyreğinden i- tibaren, özellikle özel sermayeli ticaret bankalarında artış vardır. 2005 Mart itibariyle bankacılık sisteminde çalışanların sayısı 128.271 kişi, şube sayısı ise 6.031 olmuştur. Toplam ATM sayısı 14 bine, POS cihazı sayısı ise 913 bine ulaşmıştır. Kredi kart sayısı 26 milyonu aşmıştır.
Toplam aktiflere göre yoğunlaşma 2003 yılına göre ilk beş bankada aynı kalmış, ilk on bankada ise artmıştır. İlk beş bankanın payı yüzde 60 ilk on bankanın payı ise yüzde 84 olmuştur.
TL’ye olan talep artışı sayesinde bilanço içinde TL cinsinden kalemlerin payı artmaya devam etmiştir. 2002 yılı ile karşılaştırıldığında hem TL aktiflerin hem de TL kaynakların payı 10 puan artarak, sırasıyla yüzde 64’e ve yüzde 60’a yükselmiştir.
Bilanço içi kur riskini gösteren döviz pozisyonu, dövize endeksli kalemler de dikkate alındığında 1,9 milyar dolar düzeyinde kalmıştır. Döviz pozisyonunun özkaynaklara oranı yüzde 5,5’dir.
Aktiflerde kredilerin payı artmış, duran aktiflerin payı ise azalmıştır. Sorunlu kredile- rin yüzde 89’u için karşılık ayrılmıştır. Kredilerin toplam aktifler içindeki payı 2000 yılından sonraki en yüksek düzeyindedir. Menkul kıymetlerin payı yüzde 43’ten yüzde 40’a gerilemiş- tir.
Kaynaklar içinde mevduat ağırlığını korumuş, yurtdışından sağlanan krediler artmıştır.
Toplam kaynaklar içinde TL mevduatın payı yüzde 34, yabancı para mevduatın payı ise yüzde 28’dir. Yurtdışından sağlanan krediler yüzde 10 düzeyinde paya sahiptir.
Özkaynaklardaki büyüme devam etmiş ve özkaynaklar 35 milyar dolara ulaşmıştır.
Özkaynakların toplam aktiflere oranı yaklaşık 1 puan artarak yüzde 15’e yükselmiştir. Risk ağırlıkları dikkate alındığında sermaye yeterliliği rasyosu yüzde 29 düzeyindedir. Bu arada, serbest özkaynaklar 15 milyar dolara ulaşmış, toplam aktiflere oranı ise yüzde 7,5’e yüksel- miştir. Özkaynak karlılığı ve aktif karlılığı yavaş da olsa düşmüştür. Net faiz getirisi yükselmiş, net faiz marjının kara katkısı artmıştır.
Bankacılık Gündemindeki Konular
Sayın Bakanım, Değerli Konuklar, bu bölümde gündemimizdeki önemli konular hak- kında bilgi vermek ve beklentilerimizi sunmak istiyorum.
Son dönemde yaşanan olumlu gelişmelere rağmen temel büyüklükler dikkate alındı- ğında ülkemizde finansal sektör ve bankacılık sistemi hala küçüktür. 1980’li yıllara göre aktif büyüklüğü, aktiflerin gayri safi milli hasılaya oranı önemli ölçüde artmış ve özkaynaklar büyümüştür. Ancak, nüfusa oranla bazı göstergeler 1980’li yılların da gerisindedir.
AB ülkeleri ile karşılaştırıldığında da Türkiye’de finansal sektör ve bankacılık sistemi yüksek büyüme potansiyeline sahiptir. AB ülkelerinde banka sisteminin büyüklüğü milli gelirin çok üzerindedir.
Öte yandan, Türkiye’de finansal sektör hala banka sistemi ağırlıklı bir yapıdadır.
Finansal sektörde bankaların payı yüzde 90’ın üzerindedir. Para piyasası yanında sermaye piyasasının büyümesi, bankalar yanında diğer mali kurumların da güçlenmesi gerekmektedir.
Ekonomik sorunları makul bir sürede ve katlanılabilir bir maliyetle çözmenin yolu finansal araçlara ve hizmetlere olan talebin artırılmasıdır. Uluslararası gelişmeler ve her geçen gün hızla artan rekabet baskısı nedeniyle kamuda mali disiplinin güçlendirilmesi, kayıtdışılığın azaltılarak vergi yükünün düşürülmesi kaçınılmazdır.
Ekonomik istikrar finansal hizmetlere olan talebi olumlu yönde etkilemeye devam e- decektir. Bu süreçte rekabetin iyileştirilmesine, finansal hizmetlerin kalitesinin artırılmasına, ekonomik faaliyetin ülkemizin ihtiyaçlarına uygun olarak geliştirilmesine, uluslararası fiyat düzeyinin yakalanmasına, kayıt dışılığın azaltılmasına, reformların özel sektörü de içine alacak şekilde her alanda sürdürülmesine, bilgiye ve yüksek teknolojiye dayalı yatırımların ve verimliliğin artırılmasına, şirketlerin uluslararası rekabete dayanıklılığının güçlendirilmesine önem verilmelidir. Bunu yaparken finansal sektördeki kuralların çok sık değişmesinin stratejik kararların alınmasını olumsuz etkilediği bilinmelidir. Aşırı düzenleme ve denetim finansal sektörde risklerin alınmasına ve yönetilmesine caydırıcı olmaktadır. Birliğimiz rekabetin iyileştirilmesini ve uluslararası iyi örnekleri talep ederken, koruma değil haksız rekabet yaratan düzenlemelerin değiştirilmesini istemektedir. Kaynakların giderek artan bölümü banka sistemi dışına/yurtdışına çıkmakta ve oradan gelmektedir. Yurtiçindeki bankaların yurtdışındaki bankalar karşısında rekabet gücü zayıflamaktadır. Aracılık maliyeti- nin azaltılmasına yönelik olarak somut ve olumlu adımlar atılmıştır. Bu konudaki çabaların, kayıtdışılık ile mücadelenin ve diğer alanlardaki iyileştirilmenin daha hızlı sürdürülmesini bekliyoruz.
Finansal sektörün büyümesinde önemli bir faktör de, özel girişimcilerin bu sektörde faaliyet gösteren kurumlara yatırım yapmasını ve özkaynaklarını büyütmesini özendirmektir.
Risklerin yüksek, buna karşılık karlılığın özendirici olmaması yanında, yakın dönemde yaşanan gelişmeler nedeniyle kurallara uygun davranan bankalara haksız eleştiriler yapılmış- tır. Bankalar hala geçmişte yaşanan, o dönemin yasalarına da aykırı suçlara tepki olarak getirilen düzenlemelere tabidir. Ekonomik realite ve finansal sektörün risk alma ve yönetme özelliği dikkate alındığında, bankaların ortaklarının ve yöneticilerinin eylemlerinden dolayı kötü niyetli olanlarla aynı muameleye tabi tutulmaları hukuka ve ekonomik ihtiyaçlara aykırıdır. Düzenlemelerde olağan duruma geçilmesi gerekmektedir.
Sayın Bakanım, Değerli Konuklar,
Birliğimiz, ekonominin, finansal sektörün ve bankacılık sisteminin gündeminde bulu- nan konuları yakından takip etmekte, sorunların çözümüne pozitif katkı sağlayacak öneriler hazırlamakta, bunları yetkili kişilere sunmakta ve izlemektedir. Gelişmeler ve değerlendir- meler konusunda üyelerimize sürekli olarak bilgi aktarılmaktadır.
Son dönemde gündemimizde yer alan önemli konular, bankalar kanunu, bilanço risk- lerinin azaltılması ve aktif kalitesinin iyileştirilmesine yönelik düzenlemeler, banka ve kredi kartları kanunu, icra ve iflas yasasında yapılan düzenlemeler, ticaret kanunu, borçlar kanunu, ceza kanununda yapılan değişiklikler, aracılık maliyetlerinin düşürülmesi, haksız rekabet yaratan ve rekabet gücünü zayıflatan düzenleme ve uygulamalar, kayıtdışılık ile mücadele, kara para ile mücadele kanununda yapılan değişiklikler, ipotekli konut finansmanı kanunu, YTL’ye geçiş, vergi kanunlarında değişiklik yapan düzenlemeler, ihracat taahhütlerinin kapatılması, Basel II’ye hazırlık, banka sandıklarının sosyal güvenlik sistemine devredilmesi- ne ilişkin çalışmalar olmuştur.
Talebimiz, düzenlemelerin serbest piyasa kuralları ile uyumlu, liberal bir yaklaşımda olması ve finansal sektörü gelişmiş ülkeleri örnek alması, rekabetin artmasına ve finansal sektörün büyümesine katkı sağlamasıdır. Finansal sektördeki kurumlar için düzenlemeler ve denetim yeknesak hale getirilmelidir.
Bankalar Kanunu dışındaki düzenlemelerde yapılan değişikliklerin de doğrudan veya dolaylı olarak finansal kurumların performansı üzerindeki etkileri iyi değerlendirilmelidir.
İflas ertelemesinin kolaylaştırılması, tüketici kredilerinde finansal kurumlar aleyhine getirilen sınırlandırmaların hala değiştirilmemiş olması, kredi kartlarında uluslararası standartlara uygun olmayan düzenlemeler bunlardan bazılarıdır. Birliğimiz temel düzenlemelerde, makul geçiş sürelerinin tanınması koşuluyla, uluslararası standartlara uyumu desteklemektedir.
Ancak bazı düzenlemelerde AB’de dahi olmayan ve bankacılık sisteminin aleyhine olan temel bankacılık ilkeleri ile uyuşmayan düzenlemelerin yapılmasının gerekçesi anlaşılamamaktadır.
İcra ve iflas Yasası’nda borçlunun yapılanmasına ilişkin hükümler Türkiye’nin ger- çeklerine ve bankacılık sisteminde sürdürülen yeniden yapılanma ruhuna uygun değildir.
Uygulamada ciddi sorunlar yaşandığı gerçektir. Son dönemde görülen iflas ertelemeleri bankaların risk yönetimini zorlaştırmaktadır.
Tüketicinin korunmasına yönelik düzenlemelerde finansal sektörün, kurumların ve tü- keticinin korunması prensipleri ile çelişmeyen ancak değişken faizli sözleşme yapılabilmesine veya sabit faizli sözleşmelerde erken kapatma durumunda kredi verenin uğrayacağı zararın karşılanmasına imkan veren, AB düzenlemeleri ile de uyumlu bir düzenleme yapılmasını talep ediyoruz.
Banka sisteminde işini kaybeden çok sayıda iyi yetişmiş insan varken bankacılık iş ve işlemlerinin gerekleri dikkate alınarak, bankalarda eski hükümlü çalıştırılmasının önlenmesi konusu Birlik gündemindeki yerini korumaktadır. Yapılan araştırmalara göre AB ülkelerinde eski hükümlü çalıştırılmasına ilişkin bir düzenleme bulunmadığı tespit edilmiş ve ilgili kurumlara sunulmuştur.
Birliğimiz, banka sandıklarının genel güvenlik sistemine devredilmesini destekle- mektedir. Ancak, sürecin sağlıklı işlemesi açısından Birliğimiz görüşlerinin dikkate alınması- nı hassasiyetle talep etmekteyiz.
Bu arada, yatırım araçlarının vergilendirilmesinde temel prensipler ile orta ve uzun vade uygulamalarının belirlenerek kamuoyuna önceden açıklanması, yatırım araçlarının vergilendirilmesinde haksız rekabetin önlenmesini teminen eşit vergileme ilkelerinin esas alınması, aracılık maliyetinin düşürülmesi ve vergi yükünün adil dağıtılmasına yönelik düzenlemeler Birliğimiz tarafından desteklenmektedir.
Risk yönetiminin geliştirilmesine özel bir önem atfedilmiştir. Bu konuda yetişmiş in- san gücümüz artmakta, teknolojimiz de iyileşmektedir. Kredi riskinin ölçülmesi, değerlendi- rilmesi ve yönetiminde kurumsal yapının geliştirilmesi amacıyla kurumsal kredi kayıt sisteminin oluşturulması yönünde hazırlık çalışmaları tamamlanmıştır. Bu konuda BDDK’nın ve Merkez Bankası’nın desteğine ihtiyaç vardır. Basel Komitenin sermaye yeterliliğine ilişkin yeni düzenlemesinin doğru anlaşılması, izlenmesi, üyelerimizin ve kamuoyunun bilgilendi- rilmesi, görüş oluşturulması ve hazırlık yapılması amacıyla BDDK’nın önderliğinde çalışma- lar sürdürülmektedir. Bu konuda yol haritası güncellenerek kamuoyuna açıklanmıştır.
Bankacılık sisteminde son dönemde yapılan düzenlemeler ile Basel II’nin bankalara ve
ekonomiye etkileri konusunda diğer sektörlerin bilgilendirilmesi amacıyla ilgili kurumlarla işbirliği içinde bilgilendirme toplantıları başlatılmıştır. Basel II etkin bir piyasa denetimi getirmektedir, sadece bankaları değil, kamu dahil piyasa ile ilişkisi olan tüm kesimleri etkileyecektir.
Giderlerde tasarruf sağlanması ve müşterilerimize sunulan hizmetlerin kalitesinin arttı- rılması ve çeşitlendirilmesi amacıyla ortak yapılacak faaliyetler alanında çalışmalar sürdürül- mektedir. Bankacılık işlemlerinde internet kullanımında önemli bir mesafe alınmıştır. Merkez Bankası önderliğinde EFT sisteminde teknolojik yenileme ve güncelleştirme çalışmaları ile TL’den altı sıfır atılması çalışmaları başarıyla tamamlanmıştır.
Bankaların mali tablolarına ilişkin olarak kamuoyunun bilgilendirilmesine özel bir ö- nem verilmekte bu nedenle istatistik veri tabanı ve sunumuna ilişkin altyapının iyileştirilmesi için çaba sarf edilmektedir.
Değerli Meslektaşlarım,
Ekonomik birimlerin geleceğe ilişkin beklentilerinin iyileşmesi ve güven artışı hem e- konomik faaliyeti hem de finansal sektörü olumlu yönde etkileyecektir. Türk Lirası’na duyulan güven arttıkça finansal sektör daha sağlıklı büyüyecektir. Bu süreçte bankacılık sistemi çok daha zorlu bir rekabet yaşayacaktır. Geçmekte olduğumuz hassas dönemde bankalarımıza ve Birliğimize önemli görevler ve sorumluluklar düşmektedir. Faaliyetlerimi- zin genel riskler yanında vade, kur ve faiz riskine hala çok duyarlı olduğunu daima gözönünde bulunduralım. Kurumlarımızın sermayelerinin mümkün olduğu kadar güçlü olmasına ve sermayemiz veri iken aldığımız risklerin de yönetilebilir olmasına daha fazla hassasiyet göstermeliyiz. Rekabetin ekonomik ve hukuk kuralları ile temel bankacılık ilkelerinin belirlediği sınırlar içinde olmasına dikkat etmeliyiz.
Sayın Bakanım, Değerli Konuklar,
Fiskal disiplin ve fiyat istikrarı yanında, finansal istikrarın korunması ve sürdürülmesi ekonomik istikrar açısından büyük öneme sahiptir. Bu nedenle, bankacılık sistemine hassasiyetle yaklaşılmalıdır. Ekonomik yapılanmanın kalbi olan bankacılık sektöründe sermayenin korunmasına ve artırılmasına özen gösterilmelidir. Sektörün büyümesi ve sağlıklı hale gelmesinin öncelikli koşulu budur. Diğer önemli koşul ise tasarrufların ve bankaların kaynaklarının Türk Lirası cinsinden büyümesidir. Ekonomik politikalar bu ilke çerçevesinde oluşturulmalı ve uygulanmalıdır.
Ekonomik performans iç ve dış gelişmelere hala son derece duyarlıdır. İç tasarrufları- mızı arttırmak ve doğru yerlerde kullanmak zorundayız. Mümkün olan en kısa sürede uluslararası kredi notumuzu “yatırım yapılabilir” ülke konuma getirmeliyiz. Uluslararası rekabete açık olmanın yanında ulusal kurumlarımızın değerini korumalı ve rekabet güçlerinin artmasını sağlamalıyız. Kolombiya Üniversitesi iktisatçılarından Nurks’e göre “sermaye öncelikle ulusal piyasada oluşur ve güçlenir”. 1953 yılında sarf edilen bu söz bugün de doğrudur. Eğer projeler ve yatırımlar öncelikle ülkenin kendi kaynakları ile finanse edilir ise daha verimli, karlı olur ve güçlü ülke parası üzerinden büyütülür. Yurtiçi sermaye oluşumu bir ülkenin büyümesinin en temel itici gücüdür. Ulusal sermaye aynı zamanda bir ülkenin finansal sektörünün belkemiğidir. Ulusal sermayenin büyütülmesi ve geliştirilmesi için ulusal tasarrufların özendirilmesi ve verimli kullanılması gerekmektedir. Büyüme sürecinde, yabancı sermaye de kritik bir rol oynar. Yabancı sermaye yüksek teknolojinin kullanılmasını,
rekabetin artmasını sağlar, doğru kullanıldığında ekonomik performansın iyileşmesine katkıda bulunur. Tüm bu gelişmeler piyasalarda etkinliği arttırır, ekonomik büyümeyi ve refah artışını destekler.
Bu bilinçle, Birliğimizin, rekabet çerçevesinde, bankacılık ilke ve kuralları doğrultu- sunda ulusal tasarrufların ve finansal sektörün büyütülmesi, bankacılık mesleğinin gelişmesi, istikrar içinde ekonomik büyümenin sürdürülmesi yönündeki çalışmaları etkinlikle devam edecektir. Birliğimizin çalışmalarına olan desteğinizin bundan sonra da süreceğine olan inancımla Genel Kurulumuza katılmanızdan dolayı teşekkür ederim. Yönetim Kurulumuz ve Denetçilerimiz adına sizlere şükranlarımızı sunarım. Genel Kurulumuzun hayırlı olmasını dilerim.
Dipnot:
* 2004 yılı için BDDK tarafından yayınlanan veriler kullanılmıştır.
18
Finansal İstikrar, Basel II ve Bankalar Açısından Etkileri
Ersin Özince
TC Merkez Bankası tarafından 16-18 Mayıs 2005 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen “Financial Stability and Implications of Basel II” konulu konferansta Sayın Ersin Özince tarafından yapılan konuşmanın metni aşağıda yer almaktadır.
Sayın Başkan, Sayın Misafirler, Değerli Meslektaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyo- rum. Konferansı düzenleyen ve konuşma yapmak üzere beni davet eden Merkez Bankası’na ve değerli yöneticilerine teşekkür ederim. Konuşmamı üç bölümde ele alacağım. Birinci bölümde finansal istikrarı değerlendireceğim. İkinci bölümde risk yönetimi ve Basel II açısından bankacılık sistemimizde yapılan çalışmalar hakkında bilgi vereceğim. Üçüncü bölümde Basel II’nin Türkiye’de bankacılık sistemine etkilerini analiz etmeye çalışacağım.
I. Finansal İstikrar ve Önemi
Finansal istikrar güçlü ve sağlam finansal kurumlar, istikrarlı piyasalar anlamına gelir.
Finansal istikrardan bahsedilmesi için parasal bir ekonomiden ve paranın ekonomide kullanıldığı bir ortamdan bahsedilmesi gerekmektedir. Finansal sistemin ana unsurları ekonomik altyapı, kurumlar ve piyasalar, hem özel hem de kamu sektörüdür. Bunlara hukuk sistemi, finansal sistem denetiminin ana yapısı, gözetim ve faaliyetin sürekliliği gibi kavram- lar da eklenebilir. Bu anlamda, finansal sistem deyince, parasal sistem, anlaşmalar, kurumlar, işleyiş hepsi bir akla gelir. Bu ilişkiler arasında sıkı bağlar ve etkin işbirliği genel istikrarın sağlanmasına hizmet eder. Herhangi bir zamanda istikrar ve istikrarsızlık, finansal sektördeki kişi ve kuruluşların aynı anda hareketleri ile bağlantılıdır, bunlar arasındaki uyum son derece duyarlıdır.
Finansal istikrar ile fiyat istikrarının örtüşür halde olması, birlikte sürdürülmesi gerek- lidir. Finansal istikrar kavramı, istikrarın yokluğunda krizle bağdaşan bir durumla ilişkili olmaktan çok finansal sistemin muhtemel istikrarsızlıkları kavraması, önlemesi olarak da algılanabilir. İyi çalışan ve istikrarlı bir finansal sistemde bu süreç kendi kedine düzeltme, fiyat disiplini mekanizması yoluyla olur ki bu özellik muhtemel problemlere karşı bir direnç oluşturur.
Finansal sistemde istikrar beklentiler üzerinedir, dinamiktir, çok yönlü etkileşim ha- lindedir. Finansal sistemin yanında diğer alt sistemlerinde sağlıklı çalışması önemlidir.
İstikrarlı bir finansal sistem ekonomik performansı bir çok yönden olumlu etkiler buna karşılık istikrarsız bir sistem ekonomik performansı doğrudan olumsuz etkiler. Bu nedenlerle, finansal istikrar fiyat istikrarı ve mali istikrar kadar önem arz eden bir husustur. Doğası gereği bu üç istikrarın bir arada bulunması beklenir.
Finansal istikrarın en önemli karakteristiği insan unsurunu ve geleceğe ilişkin bir za- man boyutunu içermesidir. Bu özellik insanların taahhütlerini yerine getireceği ve borçların zamanında geri ödeneceği varsayımı ile ilgilidir. Bu nedenle finansal sektör ileriye yönelik temel belirsizlikler içerir. Modern finansal sistem finansal sektördeki belirsizliklerin ölçülebi- lir ve fiyatlanabilir bir riske dönüştürülmesi için risk yöntemleri sunar. Bu yöntemler bir finansal kurumun maruz kalabileceği anapara riski, likidite riski, piyasa riski, operasyon riski
gibi risklerin ölçülmesine, fiyatlandırılmasına ve yönetilmesine hatta denetlenmesine yardımcı olur. Basel II bu konuda bize yeni açılımlar sunmaktadır.
II. Bölüm: Risk Yönetimi ve Basel II Açısından Türkiye’de Yapılanlar
Basel Komitesi’nin çalışmaları temel olarak bankalarda risk yönetimine odaklanmakta ve bankacılık sisteminde bilinçli bir risk yönetimi kültürü oluşturulmasına çalışmaktadır. Risk yönetimi kültürünün bankacılık sistemini çok daha verimli hale getireceği, piyasanın korunması yolunda daha doğru bir yapının oluşturulacağı, niteliksel ya da sayısal herhangi bir sorun ortaya çıktığında, bu sorunun risk yönetimi tarafından hızlı bir şekilde teşhis edilebile- ceği öngörülmektedir. Basel II düzenlemesi ile temel olarak risk duyarlılığı daha fazla olan ve daha esnek bir yapının oluşturulması, sermaye gereği hesaplamasında risk duyarlılığının artırılması, düzenleyici yükümlülüklerde teşviklerin ve uyumluluğun artırılması amaçlan- maktadır.
Uluslararası gelişmelere paralel olarak, Basel II sermaye yeterliliği düzenlemesinin öngördüğü altyapı unsurlarının tamamlanmasından sonra, Türkiye’de uygulamanın başlama- sının finansal sektörün faaliyetlerini ve rekabet edebilirliğini olumlu yönde etkileyecektir. Bu yönde önemli adımlar da atılmaktadır. Nitekim, Bankalar Kanunu’nda risk yönetimi konu- sunda uluslararası gelişmeler ve uygulamalara uyumlu düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzen- lemeler çerçevesinde bankalar modern risk yönetimi sistemleri kurma yolunda çaba harca- maktadırlar. Yakın dönemde, Türk bankalarının risk yönetimi uygulamalarının yönetim boyutu ve teknik yeterlilikleri konusunda önemli çalışmalar yapılmaktadır. Bankalarımız konuya çok ciddi kaynaklar ayırmış; önemli uluslararası uzmanlıktan da yararlanmışlardır.
Risk yönetimi artık Türk bankalarının bankacılık kültüründe oturmuş bir kavramdır.
Risk yönetimi icradan bağımsız, Yönetim Kurulu’na bağlı bir fonksiyon olarak yapı- lanmıştır. Bankaların bünyesinde teftiş kurulundan bağımsız bir iç kontrol fonksiyonu oluşturulmuştur. Bankalarda risk yönetimi fonksiyonunu icra etmekte olan birimlerin temel görevleri risklerin tespit edilmesi, ölçülmesi, yönetilmesi ve raporlanması şeklinde özetlene- bilir. Risk yönetimi ve iç kontrol fonksiyonunun yürütülmesine ilişkin gerekli politika ve prosedürlerin oluşturulması yönünde bankalar çalışmalarını tamamlama sürecindedir.
Bankalarda risk yönetimi ve iç denetim sistemleri için gerekli ve uygun insan kaynağı istihdam edilmiştir.
Türkiye Bankalar Birliği (TBB) nezdinde de risk yönetimi sistemlerine yönelik uygu- lamaların geliştirilmesi ve paylaşılması yönünde faaliyetler sürmektedir. TBB bünyesindeki Çalışma Grubu tarafından yapılan çalışmalar çerçevesinde bankaların kendi risk yönetimi sistemlerindeki gelişmeler yakından izlenmekte ve ortak çalışmalar koordine edilmektedir.
Basel Komite'nin sermaye yeterliliğine ilişkin yeni düzenlemesi hakkında bankacılık sisteminin bilgilendirilmesi, söz konusu düzenlemeler konusunda bankacılık sisteminin görüşlerinin dile getirilmesi ve ortak bir strateji belirlenmesi amacıyla bankaların temsilcileri ile BDDK yetkililerinin katılımıyla Basel II Yönlendirme Komitesi oluşturulmuştur. Komite Basel II’nin Türk bankacılık sistemine olası etkilerinin saptanması amacıyla bankaların büyük çoğunluğunun katılımıyla yapılan Sayısal Etki Çalışmasının (QIS-TR) sonuçları ışığında sektörün Basel II’ye geçiş sürecindeki altyapı hazırlık faaliyetlerini planlamaktadır.
Komitenin en önemli çalışmasından biri de Basel-II’ye geçiş sürecinin etkin bir şekil- de planlanmasına yönelik olarak banka görüşleri alınmak suretiyle "Basel-II’ye Geçişe İlişkin
Yol Haritası"nın hazırlanması olmuştur. Rapor BDDK tarafından kamuoyuna açıklanmıştır.
Halihazırda yol haritasının güncellenmesi çalışmaları sürdürülmektedir.
OIS (TR) çalışması Basel II’nin muhtemel etkilerinin statik bir portföy için ölçen bir çalışma olmuştur. Ancak, bankaların portföy değişiklikleri ile diğer sebeplere bağlı değişik- likler -ki bunlardan bazıları makroekonomik gelişmeler, düzenlemelerde, tüketici tercihlerin- de, bankaların kredilendirme davranışlarındaki değişikliklerdir- muhtemel senaryolar altında değerlendirilerek sermaye yeterliliği analiz edilmiştir. Senaryo analizleri sonuçları değerlendi- rildiğinde, portföylere ilişkin artış senaryolarının sermaye yeterliliğini sınırlı seviyede azalttığı ancak oranın yüzde 8’in oldukça üzerinde kalmaya devam ettiği görülmüştür.
Yabancı para kamu menkul kıymetlerindeki artışın önem arz ettiği, ülkemiz Hazinesine ait yabancı para derecelendirme notunun BBB veya daha iyi olması durumunda sermaye yükümlülüğünün önemli ölçüde azalacağı ve derecelendirilmemiş şirketlerin ileride alabile- cekleri derecelendirme notlarına yönelik senaryoların sermaye yeterliliğini önemli düzeyde etkilemeyeceği değerlendirilmektedir.
III. Basel II’nin Bankalara Etkileri
Basel II düzenlemesinin bankalar üzerindeki temel etkilerine bakıldığında; düzenleme, borçlu-kredi kalitesine verilen önemin artmasına paralel olarak zaman içinde kurallara uygun bir kredi kültürünün yerleşmesini desteklemektedir. Piyasa disiplini, şeffaflık ve rekabetin artması, daha etkin hale gelmesi beklenmektedir. Müşteri ilişkileri ile ürün fiyatlamasında köklü değişiklikler olması muhtemeldir. Ancak, düzenleme uluslararası faaliyet gösteren bankalar ile bu kapsamda yer almayan bankalar üzerinde farklı etkiler yaratabileceği gibi gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkelerin bankaları üzerindeki etkileri de farklı olacaktır.
Bu konuda en çarpıcı örnek ülkemiz ile ilgidir. Türkiye gibi OECD üyesi olma avantajını kaybedecek olan ülkelerde bankacılık sektöründe sermaye gereklerini artıracaktır. Halihazır- da, OECD ülkesi olmamız sayesinde, Hazine tahvillerinin bilançolardaki risk ağırlığı yüzde 0’dır.
Diğer örnek, risk ağırlıkları halihazırda borçlunun dahil olduğu kategoriye dayan- makta iken, yeni düzenlemedeki standart yaklaşım uygulandığında uluslararası bir derecelen- dirme kuruluşunun kriterlerine göre belirlenecektir. Ülke notlarının fiili olarak derecelendirme tavanı olarak kullanılması ve bankaların kendi ulusal paraları cinsinden kendi devletinden olan alacakları için yerel para derecelendirme notlarının tanınmaması ülke kredi notunun önemini artırmaktadır. Bu çerçevede, Hazine’nin borçlanma maliyetleri açısından ülke notunun yükselmesi büyük önem taşımaktadır. Hiç kuşkusuz Türkiye’nin ekonomik ve finansal istikrarın sürdürülmesi yönündeki başarısı ülke notunun yükselmesine ve Basel II’ye uyumu destekleyecektir.
Basel II bankaların sermaye yeterlilik oranını hesaplamak üzere kendi iç risk derece- lendirme sistemlerini kullanabilecekleri içsel derecelendirme metodunu geliştirmiştir ve belirli bir geçiş aşamasından sonra bankalarca bu metodun uygulanmasını önermektedir. Yeni düzenleme ile kredi ve faaliyet riskleri için öngördüğü gelişmiş metotların kullanılmaması durumunda bankaların asgari sermaye ihtiyaçları artacaktır.
Türkiye’de bankalar tarafından standart yaklaşım uyguladığında tüm firmalar yüzde 100 risk ağırlıklandırılmasına tabi olacak oysa bunu hak etmeyen firmalar için dahili derecelendirmeye dayalı yaklaşımları kullanan yabancı bankalarca daha düşük risk ağırlığı