NEOKLASİK MAKROİKTİSAT VE FİYAT BEKLEYİŞLERİ

146  Download (0)

Tam metin

(1)

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SİYASAL BİLGİLER FAKÜLTESİ YAYINLARI ı 532

N E O K L A S İ K M A K R O İ K T İ S A T V E F İ Y A T B E K L E Y İ Ş L E R İ

Kuram ve Türkiye Ekonomisine Uygulama

I > o ç . D r . E R C A N U Y G U R

(2)
(3)

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SİYASAL BİLGİLER FAKÜLTESİ YAYINLARI. 532

N E O K L A S t K M A K R O İ K T İ S A T V E F t l A T B E K L E Y İ Ş L E R İ

Karam ve Türkiye Ekonomisine Uygulama

D o ç . D r . E R C A N U Y G U R A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi

Ankara -1983

(4)
(5)

t

Aras'a ve Fırat'a

(6)
(7)

Ö N S Ö Z

Bu çalışma bazı sorulara yanıt a r a m a çabasının ürünüdür. Şöyleki, 1970'li ve 1980'li yıllarda birçok Batı ülkesinde ve bu arada Türkiye'de Key- nesci politikalardan temel farklılıklar gösteren iktisat politikaları y ü r ü r - lüğe konulmuştur. Değinilen politikalar ayrıntıda değişiklikler gösterme- lerine rağmen, belirli bir iktisat modeli üzerine oturtulmuşlardır. Bu ne- denle de kendi içlerinde bir tutarlılıkları vardır. Acaba bu politikalara kaynaklık eden iktisat kuramının ana hatları nelerdir? Neoklasik m a k r o iktisat olarak bilinen bu k u r a m ı n belli başlı önermeleri ile Keynesci ikti- sat kuramının önermeleri arasındaki farklar nelerdir? H e r ekonomik ka- rarda ve uygulamada bekleyişlerin dikkate alınması gerektiğini ve fakat bekleyişlerin rasyonel* olduğunu vurgulayan bu k u r a m ı n önemli varsa- yım ve ilişkilerinin Türkiye ekonomisi için geçerliliği sınanabilir mi? Sı- n a m a sonuçlarından hareketle, iktisat politikaları konusunda ne gibi yar- gılara ulaşılabilir? Kitapta bu ve benzer sorulara yanıt verilmeye çalışıl- maktadır.

Sezgilerden yola çıkarak iktisat politikaları konusunda yargılara var- mak, kısır tartışmalar getirebilmektedir. Bu nedenle iktisat politikalarının kaynağındaki iktisat modelleri; varsayımlarıyla, ilişkileriyle ve öngörüle- riyle irdelenmelidir. İktisat modelleri, hangi türden olurlarsa olsunlar, ger- çek ekonominin soyutunu yaratabilmek için varsayımlara dayanmak zo- rundadırlar. Ancak varsayımların çoğu veya b ü t ü n ü gerçek ekonomi ile zıtlık içinde ise, bu modellerden kaynaklanan politika önerileri çok ya- nıltıcı olabilecektir. Elbette sadece varsayımların incelenmesi yetmez. İliş- kilerdeki sınırlamaların gerçek ekonomi ile ne ölçüde uyuştuğu ve yapı- lan öngörülerin başarı derecesi de bilinmelidir. Kitapta Türkiye ekono- misi için yer alan sınama ve uygulamalarda bu noktalar dikkate alın- mıştır.

Türkiye ekonomisi için güvenilir ve ayrıntılı veri bulmak ne yazıkki h e r zaman zor bir uğraş olmuştur. Halbuki sınama ve uygulamalardan gü- venilir sonuçlar alınabilmesi, yöntemler kadar kullanılan verilere de bağ-

* Rasyonel bekleyişler kavramı Bölüm II.2'de açıklanmıştır.

(8)

lıdır. Bu nedenle çalışmada veri konusunda büyük titizlik gösterilmiştir.

Örneğin, bekleyişlere ilişkin veriler belli varsayımlara göre değil, uygu- lanan anket sonuçlarından elde edilmiştir. Türkiye ekonomisine ilişkin diğer uygulamalı çalışmalarda benzer verilere rastlanmadığından, kitap- taki verilerin başka araştırıcılara da yararlı olacağı umulmaktadır.

İncelenen konunun gereği olarak matematiksel ve istatistiksel yön- temler kullanmak kaçınılmaz olmuştur. Özellikle bu t ü r işlemlerden ka- çınmak isteyen okuyucular için, h e r bölümün sonunda bir sonuç alt-bölü- m ü bulunmaktadır. Bunlarda, her bölümde yapılan incelemeler, elde edi- len bulgular ve ulaşılan sonuçlar özetlenmektedir.

Çalışma birbuçuk yıl önce tamamlanmış, doçentlik tezi olarak sunul- m u ş ve kabul edilmiştir. J ü r i n i n toplanabilmesi için gösterdiği ilgiden ötü- r ü , İstanbul İktisat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. M. Kemal Yoğurtçugil'e burada teşekkür etmek isterim. İlk taslağın önemli bir bö- l ü m ü Oslo Üniversitesi İktisat Enstitüsünde yazıldı. Bu enstitüdeki çalış- m a l a r ı m sırasında Prof. Dr. Leif Johansen ile birçok konuda tartışma ola- nağı buldum. Bir yıl kadar önce yaşamını yitiren Prof. Johansen, çok üs- t ü n yetenekli bir iktisatçı olmak yanında bir yabancıya, b a n a veya bir başkasına, "Senin konuyla ilgili yeni bir makale çıktı, X dergisine bir b a k "

diyecek kadar alçakgönüllü, çevresiyle ilgili ve yardımsever bir insandı.

Kendisini saygı, şükran ve üzüntüyle anıyorum. Oslo Üniversitesinden Prof. Dr. Harald Goldstein'ı da, İstatistiksel konularda tartışmalar y a p m a olanağı verdiği için, teşekkürle a n m a k isterim.

Araştırma yoğun bilgisayar kullanımı gerektirmiştir. Bilgisayar işlem- lerinin bir bölümü Oslo Üniversitesi Bilgisayar Merkezinde, geri kalan bö- l ü m ü de Orta Doğu Teknik Üniversitesi Bilgisayar Merkezinde gerçekleş- tirilmiştir. H e r iki merkeze de ve ikinci merkezde T S P programını kul- l a n m a olanağı sağlayan Doç. Dr. H a l û k Erlat'a şükran borçluyum. Çalış- m a n ı n tamamlanması yolunda yakın çevremin anlayış ve yardımları bü- y ü k t ü r . H e r aşamadaki çabasından ötürü eşim F a t m a ' y a ve şekilleri çizen kardeşim Özcan'a teşekkür ederim.

Kitabın basımı süresince gösterdikleri çaba ve titizlik için A.Ü. S.B.F.

v e B.Y.Y.O. Matbasının t ü m çalışanlarına da teşekkürlerimi iletmek iste- rim.

E. Uygur Kasım 1983

(9)

İ Ç İ N D E K İ L E R

Ö N S Ö Z . V BÖLÜM I

GİRİŞ

Irl. ÇALIŞMANIN AMACI 3 I.2. ÇALIŞMANIN KAPSAM VE PLANI .'„ 4

BÖLÜM II

"YENİ NEOKLASİK MAKROİKTİSAT" VE BEKLEYİŞLERİN ÖNEMİ

IH. KEYNES VE SONRASINDA BEKLEYİŞLER KONUSU ... ... 7 n.2. "DOĞAL ORAN HİPOTEZİ" VE BEKLEYİŞLERİN RASYONELLİĞİ ... 11 II.3. LUCAS VE BARRO MODELLERİ VE UZANTILARI ... 16

A — LUCAS SUNUM DENKLEMİ VE BAZI ÖNERMELER 13

B — BARRO MODELİ VE BAZI ÖNERMELER 29 II.4. SONUÇ ... ... .... ... . 33

BÖLÜM III

İMALAT SANAYİİNDE ÜRETİCİ FİYATLARININ YAPISI VE BAZI ETKİLENMELER

III.l. FİYAT DEĞİŞMELERİ VE FİYAT DEĞİŞMELERİNİN İSTATİSTİKSEL

DAĞILIMI ... 39 A — ÜRETİCİ FİYAT DEĞİŞMELERİNİN DAĞILIMI ... 42

B — (III.2.3.) DENKLEMİNDEKİ SINIRLAMALARIN GEÇERLİLİĞİ ... 47 III.3. FİYAT DEĞİŞMELERİ İLE BAZI DEĞİŞKENLER ARASINDA NEDEN-

SELLİK İLİŞKİLERİ 51 A — NEDENSELLİK SINAMALARI 53

B — KAPASİTE KULLANIM ORANLARININ TÜRETİLİŞİ 56

C — NEDENSELLİK SINAMALARI BULGULARI 60 VII

(10)

III.4. SONUÇ ... ... 69 BÖLÜM IV

İMALAT SANAYİİNDE ÜRETİCİ FİYAT DEĞİŞME BEKLEYİŞLERİ VE BUNLARA İLİŞKİN SINAMALAR

IV.l. NİTELİKSEL BEKLEYİŞ VERİLERİNDEN NİCELİKSEL BEKLEYİŞ VE-

RİLERİNİN TÜRETİLİŞİ ... 71 A — YÖNTEM SORUNLARI 73 B — İMALAT SANAYİİ İÇİN BEKLEYİŞ VERİLERİNİN TÜRETİLİŞİ 81

IV.2. BEKLEYİŞLERİN RASYONELLİĞİ KONUSUNDA SINAMALAR 86 IV.3. BEKLEYİŞLERİ İÇEREN LUCAS SUNUM DENKLEMİNİN TAHMİNİ ... 93

IV.4. SONUÇ . 97 BÖLÜM V

SONUÇLAR VE DEĞERLENDİRMELER

V.l. GENEL DEĞERLENDİRMELER 99 V.2. TÜRKİYE EKONOMİSİ İÇİN DEĞERLENDİRMELER ... 101

EK A ; ... 105 EK B ... ... 121 KAYNAKÇA ... ... .... ... 125

DİZİN 132 TABLOLAR

in.l. İmalat Sanayii Alt Sektörlerindeki Fiyat Değişmelerinin Dağılımını

Belirlemek için Bazı İstatistikler ... 45

111.2. = c + kpt + vt Denkleminin Tahmini 49

111.3. p,t ile y +t t Arasında Nedenselliğe İlişkin Bulgular ... 62 111.4. y +l t ile pi t Arasında Nedenselliğe ilişkin Bulgular 63 111.5. pt ile mt ve pot ile ppt Arasında Nedenselliğe İlişkin Bulgular 67

IV.l. Bekleyişlerin Rasyonelliğine ilişkin Bulgular ... 88

IV.2. (IV.2.2) Denkleminin Tahmini ... 91 IV.3. Lucas Sunum Denklemi (IV.3.2)'nin Tahmin Sonuçlan 95

A.l. İmalat Sanayii Üretici Fiyat Artış Oranlarının Hesaplanışında

Kapsanan Sektör ve Maddeler ... ». ... 106 A.2. İmalat Sanayii ve Alt Sektörlerinde Üretici Fiyat Artış Oranları 109

(11)

A.3. Petrol ve Türemleri Dışındaki Alt Sektörler Üretici Fiyatlarında, Ticaret Bakanlığı Toptan Eşya Fiyatlarında ve Para Miktarın-

da (Ml'de) Artış Oranları 114 A.4. İmalat Sanayii ve Alt Sektörlerinde Kapasite Kullanım Oranları 116

B. İmalat Sanayii ve Alt Sektörlerinde Üretici Fiyat Artış Oranı

Bekleyişleri 122

ŞEKİLLER

111.1. İmalat Sanayiinde Üretici Fiyat Artışları ve Sanayi Hammaddeleri ve

Yarımamülleri Toptan Fiyat Artışları 38 111.2. İmalat Sanayiinde Kapasite Kullanım Oranları ve Üretici Fiyat Ar-

tışları 59 1V.1. İmalat Sanayiinde Üretici Fiyat Artışı Bekleyişleri ve Gerçekleşmeleri 85

(12)
(13)

BÖLÜM I GİRİŞ

1970'lerin başlarından bu yana batı ekonomileri ve Türkiye ekonomisi bir bunalım içindedirler. Batı ekonomilerinde enflasyon oranında hızlı bir tırmanışla başlayan bunalım, işsizlik oranındaki artışlarla sürmüştür. Bu iki olgunun birarada yaşanması (stagflation), batı ekonomilerindeki son bunalımı daha öncekilerden farklı yapmaktadır. Şöyleki, daha önceki bu- nalımlarda enflasyon ve işsizlik oranlarındaki artışlar aynı zamanda göz- lenmemiştir. Bu d u r u m batı iktisatçılarını, daha önceki kuramsal ilişkileri ve açıklamaları gözden geçirmeye yöneltmiştir. İktisat kurammdaki ara- yışlar, bazı ekonomik d e ğ i ş e n l e r i n ön plana çıkmasına, değişkenler ara- sında yeni ilişkiler kurulmasına ve belli iktisat politikası önermelerine yol açmıştır. İktisat politikası önermeleri, birçok batı ekonomisinde uygula- m a y a da yansımaya başlamıştır.

Türkiye'de yaşanan son bunalım, daha öncekilerden pek farklı değil- dir. Dış ticaret açığının 1970'lerin ortalarından başlayarak hızla artması ve dış alımların daralması, ekonomide zaten v a r olan enflasyonu alışılmadık boyutlara ulaştırmıştır. Bir yandan enflasyon oranı artarken, bir yandan da üretimde duraklamalar ve giderek gerilemeler olmuştur. Ekonomide- ki yapısal işsizliğe, bir de bunalımın getirdiği devresel işsizlik eklenmiş- tir. İktisat politikaları bir süre bu d u r u m d a n etkilenmemişlerse de, 1980 yılı başından başlayarak, batı ekonomilerindeki yeni uygulamalara ben- zer bir iktisat politikası yürürlüğe girmiştir.

H e m batı ekonomilerinde hem de Türkiye ekonomisinde uygulamaya konulan yeni politikalar arasında, elbette bazı farklılıklar bulunmakta- dır. Ancak politika araçları ve ulaşılmak istenen hedeflerde bir benzerlik vardır, çünkü bunalıma konulan teşhiste benzerlik vardır. İlkönce buna- lıma konulan teşhisin önemli öğeleri üzerinde d u r m a k yararlı olacaktır.

i) İkinci dünya savaşından bu yana, ekonomilerde iç istem körükle- nerek işsizlik oranı azaltılmaya veya üretim arttırılmaya çalışılmıştır. İs- temin yüksek düzeylerde tutulması ancak para miktarındaki artışlarla yapılabilmektedir. Bu şekilde ekonominin üretim (veya sunum) olanak-

î

(14)

l a n ile ilgilenilmek yerine, istem öğesi ön plana alınmakta ve hatta zor- lanmış olmaktadır. Üretkenlik, rekabet, kârlılık ve işçi ücretleri artışları gibi s u n u m u etkileyen öğeler ya geri planda kalmakta veya hiç dikkate alınmamaktadır.

ii) S u n u m a önem verilmeden istem körüklendiğinden, bu körükle- me kısa bir süre üretimi a r t t ı r m a k t a veya işsizliği azaltmakta ise de, bu sürekli olmamakta ve üretim artış oranı veya işsizlik oranı yeniden eski düzeylerine dönmektedirler. Daha da önemlisi, sonuçta enflasyon oranı da artmış olmaktadır.

iii) Enflasyonun süreklilik kazanması fiyat artışlarına ilişkin bek- leyişleri de etkilemekte ve enflasyon en önemli dayanaklarından birini bu t ü r bekleyişlerde bulmaktadır. Dolayısıyla enflasyonun sürekliliği, enf- lasyon ile savaşımı zorlaştırmaktadır.

iv) Ekonomik doğal denge enflasyon ile böylece bozulmaktadır. An- cak daha da önemlisi, sosyal dengenin etkilenmesidir. Enflasyon, sosyal yapıyı hızla yıpratmaktadır ve piyasa ekonomisinin varlığını yok edici niteliktedir. Bu nedenle eğer bir ekonomide enflasyon yaşanıyor ise, eko- nomik büyümeye etkisi ne olursa olsun, enflasyonu önlemek iktisat poli- tikası uygulayıcılarının ilk ve h a t t a uzun süre tek amacı olmalıdır.

Bu teşhislerden hareketle, ekonomi politikası uygulaması da başlıca şu öğelere dayanmalıdır.

i) Enflasyon, ancak ve ancak fazla istemi yansıtan para miktarın- daki artışlarla sürebileceğinden, enflasyonu d u r d u r m a y a yönelik iktisat politikası, para miktarındaki artışı mutlak durdurmalıdır. P a r a mikta- rındaki artış, ekonominin doğal b ü y ü m e oranına göre ayarlanmalı ve bun- dan sapılmamalıdır.

ii) İktisat politikası uygulayıcıları, böyle bir para politikasının uy- gulanacağına ekonomik birimleri inandırmak durumundadırlar da. Enf- lasyonun sürmeyeceği kanısı ancak böyle yerleştirilebilir ve enflasyon en

önemli dayanaklarından birinden böyle yoksun bırakılabilir.

iii) İktisat politikası uygulayıcıları, ekonomiyi doğal dengesinden uzaklaştırmadan s u n u m olanaklarını arttırmaya çalışmalıdırlar, a) Vergi oranlarının, özellikle gelir vergisi oranlarının, düşürülmesini temel alan ve kamu harcamalarını da aynı oranda düşüren bir malî politika izlen- melidir. Bu politika para politikası ile birlikte yürütülmelidir, b) Kârlı- lığı arttırmak için işçi ücretlerindeki artışlar frenlenmelidir. c) Ekonomi

doğal dengesine t a m rekâbette ulaşabileceğinden, rekâbeti arttırıcı önlem- ler alınmalı ve her t ü r denetleme ortadan kaldırılmalıdır. Örneğin, döviz

(15)

kurlarının piyasada belirlenmesini sağlamak üzere, sabit k u r uygulama- sından vazgeçilmelidir.

iv) Ekonomiye dışarıdan yapılan her t ü r müdahale ekonomiyi do- ğal dengesinden uzaklaştırdığına göre, müdahale yapabilecek gücün var- lığı, yani devletin varlığı, en az düzeye indirilmelidir.

Kısaca özetlenen ve birçok ülkede uygulamaya da yansıyan bu t ü r iktisat politikası önerilerinin gerisindeki iktisat kuramının ana hatları ne- dir? İktisat politikası önerileri ile iktisat kuramı tutarlılık içinde midirler?

Bekleyişleri ön plana çıkaran ve "yeni neoklasik (veya klasik) makro ik- tisat" olarak da bilinen bu kuramın temel varsayım ve ilişkilerinin Türki- ye ekonomisi için geçerli olup olmadığı sınanabilir mi? Sınama sonuçları- na göre, iktisat politikası önerileri konusunda ne gibi yargılara varılabi- lir? Bu çalışma, bu sorulara yanıt arama çabasının ü r ü n ü d ü r .

1.1. ÇALIŞMANIN AMACI

Çalışmanın dört ana amacı vardır. Birincisi, bekleyişlere önem veren bir çerçeve içinde, yeni neoklasik makroiktisat k u r a m ı n ı n ortaya çıkışım ve temel öğelerini açıklamaktır. Bu açıklamayı yaparken, neoklasik for- mel modellerin oluşumunu etkileyen gelişmelere ve bu modellerdeki var- sayım ve ilişkilerin niteliğine önem vermek hedeflenmiştir.

İkinci amaç, neoklasik modellerdeki bazı varsayım ve ilişkilerin Tür- kiye ekonomisi için geçerli olup olmadığını sınamaktır. Neoklasik model- ler mikro düzeydeki piyasa davranışlarından yola çıkarak makro düzey- de genellemeler yapmaktadırlar. Bu nedenle bunların doğru olarak sına- nabilmesi için piyasalar düzeyine inmek gerekmektedir. Piyasalar düze- yine inmek de yeterli değildir; sınamalar için kısa dönem değişmeleri yan- sıtan aylık veya üç aylık verilere gereksinim vardır. Çünkü neoklasik mo- deller, piyasalardaki ve makro düzeydeki kısa dönem devresel hareket- leri açıklamaya yöneliktirler. Dolayısıyla, değinilen modellerin varsayım ve ilişkilerinin Türkiye ekonomisi için anlamlı bir şekilde sınanması, ima- lat sanayii verilerine dayanarak yapılmalıdır.

Çalışmanın üçüncü amacı, sınamalarda kullanılabilecek değinilen tür- den verileri, imalat sanayii ve alt sektörleri için türetmektir. Verileri tü- retmek ayrı bir amaçtır zira sınamalar için kullanıma hazır veriler yok- tur. Kullanıma hazır bazı yayınlanmış verilerden yararlanma yoluna gi- dilmemiştir, çünkü verilerin niteliğine ve tutarlılığına özen göstermek bir zorunluluktur. Belirtmek gerekir ki, imalat sanayii ve alt sektörlerinde üç aylık gelişmeleri yansıtan tutarlı veriler türetilebilecek anket sonuç-

3

(16)

l a n bulunmaktadır. Aylık veya üç aylık verilerin yokluğu, Türkiye eko- nomisini inceleyen birçok araştırmacıyı yıllık veri kullanımına zorlamak- tadır. Halbuki yıllık veriler, kısa dönemde oluşan birçok değişme ve iliş- kiyi saklamaktadırlar. Bu çalışmada elde edilen üç aylık veriler, bu alan- daki boşluğu doldurmak yönünde bir başlangıç sayılmalıdır.

Çalışmanın dördüncü amacı, sınama sonuçlarına dayanarak, neoklasik makro-iktisatın politika önerilerinin Türkiye ekonomisi için geçerliliği ko- nusunda yargılara varmaktır. Bu yargılara varılırken, başka çalışmaların bulguları da elbette dikkate alınmalıdır.

1.2. ÇALIŞMANIN KAPSAM VE PLANI

Çalışmanın bundan sonraki bölümünde, bekleyişler konusunun Key- nes ve Keynesciler tarafından nasıl ele alındığı kısaca anlatıldıktan son- ra, neoklasik makroiktisat'a kaynaklık eden Phelps (1967) ve F r i e d m a n

(1968)'in bekleyişleri içeren Phillips eğrisi açıklamasına bakılmaktadır.

Arkasından, neoklasik makroiktisat'ın önemli bir tanımlamasına, Muth (1961)'in rasyonel bekleyişlerine yer verilmektedir. Daha sonra neoklasik makro iktisatm temel model ve önermelerinin incelemesi yapılmaktadır.

Temel modeller içinde Lucas (1972a), (1973) ve Barro (1976)'nın model- leri, önermeler içinde de Lucas-Sargent önermesi ayrıntıyla anlatılmak- tadır.

Bölüm III, Türkiye imalat sanayii ve onaltı alt sektöründeki üretici fiyat artışlarının türetilişinin açıklaması ile başlamaktadır. Değinilen ve- rilerde k a m u kesimi-özel kesim ayırımı yapılmamıştır ve bunlar 1975 III - 1981 III dönemine ilişkindirler. Neoklasik modellerde y e r alan fiyat artış- larının dağılımına ve göreli fiyatlardaki değişmelere ilişkin varsayımla- rın geçerliliğinin sınanması ile bu bölüm sürmektedir. Sınama sonuçları bir başka varsayım ile, fiyatların tümüyle esnek olduğu varsayımı ile, ilişkilendirilmektedir. Bu bölümde daha sonra neoklasik modellerdeki fi- yat artışı denklemlerinin geçerliliği sınanmaktadır. Bu işlem nedensellik sınamaları yolu ile yapıldığından, bölümde nedensellik sınamaları konu- sunda bir açıklamaya yer verilmiştir. Nedensellik sınamaları, fiyat değiş- meleri ile kapasite kullanım oranı değişmeleri arasındaki ilişkiyi saptama- ya yöneliktir. Bu nedenle, imalat sanayii ve onaltı alt sektördeki kapasite kullanım oranlarının türetilişi de bu bölümde anlatılmaktadır. Kapasite kullanımına ilişkin veriler 1975 I - 1981III dönemini kapsamaktadır ve gene k a m u kesimi-özel kesim ayırımı yapılmamıştır. Bu bölümde ayrıca, para miktarındaki artışlar ile fiyat artışları arasındaki ve petrol fiyatındaki

(17)

artışlar ile diğer fiyat artışları arasındaki nedensellik ilişkileri bulguları da yer almaktadır.

Bölüm IV'te ilkönce imalat sanayii ve onaltı alt sektöründeki fiyat artış bekleyişlerinin türetilişi açıklanmaktadır. Türetilen sayısal bekleyiş verileri, niteliksel yapıdaki anket sonuçlarından elde edilmiştir ve bunla- rı sayısal değerlere dönüştürmek için uygulanan yöntem, aynı konuda uy- gulanan diğer çalışmalardaki yöntemlerden önemli bir farklılık göster- mektedir. Bekleyiş verileri, 1977 III -1981 III dönemini kapsamaktadır.

Bu bölümde daha sonra, bekleyişlerin rasyonelliğini saptamaya yönelik sınamalar yapılmaktadır. Ayrıca, fiyat bekleyişlerinin, gerçekleşmelerin gecikmeli değerleri ile temsil edilip edilemeyeceği konusuna da yer ve- rilmektedir. Bu bölümde ek olarak, neoklasik makro modellerin temel denklemi sayılan Lucas s u n u m denklemi, bekleyişleri içeren şekliyle tah- min edilmektedir. Bu tahminden elde edilen sonuçlara dayanarak, neokla- sik modellerin Türkiye ekonomisi için geçerliliği konusuna bir kez daha dönülmektedir.

Bölüm V, çalışmanın sonuçlarının biraraya getirildiği ve genel değer- lendirmelerin yapıldığı bölümdür. Çalışmada iki Ek bulunmaktadır. Ek A'da, çalışmadaki sınama ve tahminlerde kullanılan, bekleyişler dışındaki veriler tablolar halinde sunulmaktadır. Ek B ise, türetilen sayısal bekle- yiş verilerini içermektedir. Çalışma, başvurulan kaynakların y e r aldığı kaynakça ile son bulmaktadır.

(18)

BÖLÜM II

"YENİ NEOKLASİK MAKROİKTİSAT"

VE BEKLEYİŞLERİN ÖNEMİ

Son zamanların makro-iktisat yazınında bekleyişler konusu önemli bir yer tutmaktadır. B u n u n nedeni açıktır. İktisatta zaman v e / v e y a be- lirsizlik öğeleri dikkate alındığında, bekleyişlerin de inceleme kapsamı- na girmesi kaçınılmazdır. Bekleyişler konusuna Keynes'in ve Keynescile- rin yaklaşımı, neoklasik iktisatçıların yaklaşımından farklıdır, çünkü be- lirsizliğin algılanış biçimi farklıdır. Keynescilere göre bekleyişlerde yanıl- gılar vardır ve bu yanılgılar belli bir süreklilik de gösterebilir. Neoklasik iktisatçılara göre bekleyişler M u t h (1961) anlamında rasyoneldir; yanıl- gılar olsa bile bunlar ortalaması sıfır olan rassal bir değişken gibidirler ve süreklilik göstermezler. Bekleyişlerin rasyonel olarak tanımlanması, bazı neoklasik iktisatçılara göre, ekonomik birimlerin bir değişkene iliş- kin bekleyişlerini oluştururken, bu değişkeni etkileyebilecek bilgileri der- leyip kullanması anlamına gelir. (Örneğin, Kantor, 1979). Halbuki bu bö- lümde görüleceği üzere, neoklasik makro-iktisat modellerinin bütününde, ekonomik birimlerin bir makro-ekonomik model çözer gibi ve sonra da bu modeli ekonometrik olarak tahmin edip öngörülerde b u l u n u r gibi davran- dıkları varsayılmaktadır.

Bu bölümde ilk önce bekleyişlerin Keynes ve Keynesciler tarafından nasıl ele alındığına değinilmektedir. Sonra yeni neoklasik makro-iktisata kaynaklık eden Phelps (1967) ve Friedman (1968) in bekleyişleri içeren Phillips eğrisi açıklamasına, diğer adıyla "doğal oran hipatezine" (natu- ral rate hypothesis) bakılmaktadır. Arkasından Muth (1961) in rasyonel bekleyişler tanımı daha geniş olarak açıklanmaktadır. Bu açıklamadan sonra yeni noklasik makro-iktisatın temel yazılarının ve temel önerileri- nin incelemesi yapılmaktadır. Temel yazılar içinde Lucas (1972a) (1973)!

ve Barro (1976), temel önermeler içinde de "politika etkisizliği" (policy ineffectiveness) önermesi ayrıntıyla anlatılmıştır.

Yeni neoklasik makro-iktisat'ın formel modellerinde geniş biçimde is- tatistik ve ekonometri yöntemleri kullanılmaktadır. Bu yöntemler deği- 6

(19)

nilen modelleri matematiksel işlemler yığını haline getirmektedir. Bu bö- lümde yapılan açıklama ve incelemelerde, elden geldiğince, matematiksel işlemler azaltılmaya çalışılmıştır.

II.1. KEYNES VE SONRASINDA BEKLEYİŞLER KONUSU

I

Genelde makro-iktisat kuramında ve özelde yeni neoklasik makro-ik- tisat kuramında bekleyişlerin yerini açıklığa kavuşturabilmek için, ko- nuya Keynes ile başlamak uygun olacaktır. Keynes (1936) Genel Teori'de bekleyişler konusuna iki ayrı bölüm ayırmıştır. Bu bölümlerde (5 ve 12), firmalar için, üretim süreci ile ilgili olan kısa dönem bekleyişler ve yatı- rım kararları ile ilgili uzun dönem bekleyişler olmak üzere birbirinden bağımsız iki t ü r bekleyiş anlatılmaktadır. Kısa dönemde üretim ve dola- yısıyla istihdam kararları halihazırda kurulu sermayenin nasıl işletilece- ğine ilişkindir. Bu anlamda üretim süreci çok kısadır ve alınan kararları da satış hasılatlarının ve maliyetlerin kısa dönem bekleyişleri belirler.

Bu t ü r bekleyişler genellikle doğrudur, zira yakın geçmişteki gerçekleş- meler çoğunlukla yakın gelecekte de geçerlidir ve bu durum, eğer aksi yönde göstergeler yoksa, firmalar tarafından da bilinir. (Keynes, 1936: 51).

Bekleyişler doğru olduğundan, üretim ve istihdam kararları kısa dönem- de dengeyi sağlayacak şekilde verilecektir. Coddington (1979: 984)'e göre Keynes'in bu sonucu Hicks'in "geçici denge" (temporary equilibrium) kavramına uygun bir sonuçtur.

Diğer yandan sermaye stokuna yapılacak bir eklemenin getirişi ve ma- liyetine ilişkin uzun dönem bekleyişler ani değişikliklere uğrayabilirler ve bunlar kısa dönem bekleyişlerden de etkilenmezler. Bu t ü r bekleyişler bu- günkü bilgilere dayanmak zorunda olduklarından, genel piyasa güvenli- ğine bağımlı olduklarından ve uzun bir dönemi kapsadıklarından genel- likle gerçekleşmelerden farklıdırlar. Piyasa mekanizmasını uzun dönem- de denge dışına iten ve dalgalanmalara neden olan, yatırımlarla ilgili u z u n ' dönem bekleyişlerin yanlışlığıdır. Robinson (1973), Shackle (1974: 67-83), Minsky (1976: 55-68) gibi Keynesci iktisatçılara göre Keynes'in iktisat ku- ramına en büyük katkısı ve kendinden önceki klasik iktisatçılardan en be- lirgin farkı piyasa mekanizmasındaki belirsizlikleri ve dolayısıyla bekle- yişleri ön plana çıkarmasıdır. H a t t â Shackle (1972: 218) Keynes'in bu ko- nuya gereken önemi vermediğini söylemektedir. Bununla birlikte Hicks artık aynı görüşü paylaşmadığını belirtmektedir: "Genel Teori'yi yorum- ladığımda (Hicks, 1936), bekleyişlerin açık bir biçimde ele alınışı övdü- ğüm noktalardan biriydi; fakat o zamandan bu yana şu duyguyu aldım ki, Keynes bir eliyle verdiğini diğer eliyle almaktadır. Genel Teori'de

(20)

bekleyişler vardır fakat (temelde) veridirler; bunlar inceleme sürecinde şekillendirilmiş öğeler gibi değil, dışarıdan gelen bağımsız etkiler gibidir- ler. Belki sorunun temelinde y a t a n m e ş h u r ... "Uzun Dönem Bekleyişler"

bölümüdür ... bekleyişlerde rasyonel olmayan bir öğenin varlığı kabul edilebilir ... fakat bunların rassal (random) olduğunu söyleyecek kadar değil..." (Hicks, 1969: 313).

Kısaca Hicks, bekleyişlerde yanılmalar olabileceğini fakat bunların rasyonellikten tümüyle uzak olamayacağını otuz üç yıl sonra ifade etmek- tedir. Halbuki bu dönemin ortalarında yayınlanan ve devresel hareketle- rin oluşumunu açıklayan yapıtında Hicks (1950), Keynes gibi uzun dö- nem bekleyişlerin çoğunlukla yanlış olabileceği varsayımını korumakta- dır. (Coddington, 1979: 984). Bu yapıtta çoğaltan mekanizmasıyla temsil edilen ü r e t i m kararları doğru kısa dönem satış bekleyişlerine, hızlandıran mekanizmasıyla temsil edilen yatırım kararları ise yanlış uzun dönem sa- tış bekleyişlerine göre belirlenmektedir. Dinamik iktisada yaptığı katkı- da, Keynesci varsayımlara dayalı bekleyişlerin önemini vurgulayan Harrod (1939), bu varsayımların geçerliliğini koruduğu görüşündedir. Bir ekono- mide sektörlere özgü (specific) ve genel (generic) belirsizlikler olduğu ayırımını yapan Harrod'a göre: Sektörlere özgü beleirsizlikler piyasa araş- tırmaları ile azaltılabilirler. F a k a t ekonominin makro düzeydeki d u r u m u - nu belirliyen güçler konusundaki araştırmalar genel belirsizliği azaltmak- ta yararlı sayılamazlar. Diğer bir deyişle genel koşullara ilişkin öngörü- ler güvenilir olmaktan uzaktırlar, çünkü bir ekonominin gelecekteki ge- nel koşullarını belirleyen öğeler iyi anlaşılamamıştır. (Harrod, 1972: 127- 128).

1950'lere gelindiğinde, özellikle Hicks'in geliştirdiği IS-LM modelinin de etkisiyle ve bu model bekleyişleri tümüyle dışladığından, makro ikti- satta artık bekleyişlerin yeri yoktur.1 Keynes'in bekleyişlere ilişkin de- ğerlendirmeleri hızlandıran tipi ve bir makro model içinde yer almayan yatırım çalışmalarında görülebilmektedir. (Örneğin, Koyck, 1954). Bunun- la birlikte 1950'lerin ortalarından başlayarak özellikle fiyat bekleyişleri, Friedman'ın önderlik ettiği ve Miktar Teorisi'ni yeniden canlandırıp Key- nes'in bu teoriye eleştirilerini karşılamaya yönelen iktisatçılar kanalıyla makro incelemelere girmeye başlamıştır. F r i e d m a n (1956), Miktar Teori-

ı Belirtmek gerekirki, bu dönemde özellikle Avrupa'daki araştırma kurumları bek- leyişler konusuna birhayli önem vermişlerdir. 1950'de Almanya'da, hemen ar- dından da birçok başka Avrupa ülkesinde ve Japonya'da satış fiyatları, üretim, satışlar, stoklar, siparişler gibi değişkenlere ilişkin firma bekleyişlerini sapta- maya yönelik aylık anketler düzenlenmiştir. (Theil, 1961: 96-99; 1966: 302-304). Bu anketler düzenli olarak şimdi de yapılmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri'n-

de özellikle fiyat değişmeleri konusundaki tüketici bekleyişlerini belirlemeye yö- nelik anketler 1950'den de önce başlamıştır. (Wachtel, 1977: 362-370).

(21)

si'nin Cambridge eşitliğinden yola çıkarak ve fakat bu eşitliği mekanik olmaktan da k u r t a r m a k çabasıyla, bir para istemi işlevi belirlemek ama- cındadır. Bu amaçla servet sahiplerinin, fayda maksimizasyonu yaptıkla- rı varsayımıyla, portföylerini para ve diğer varlıklar arasında nasıl böle- bileceklerini araştırmaktadır. Friedman'ın sonuçta belirlediği para istem işlevi içinde, diğer değişkenler yanında, fiyat artış oranı bekleyişi de yer almaktadır.

Buna dayanarak Cagan (1956) reel para miktarı istemini açıklayan denkleminde fiyat artış oranı bekleyişini açıklayıcı değişken olarak kul- lanmış ve bu denklemi yüksek enflasyon oranları yaşamış yedi Avrupa ülkesi için t a h m i n etmiştir. Bekleyişler doğrudan ölçülemediğinden, Ca- gan bunların "intibakçı bekleyişler" varsayımına göre oluşturulduğunu kabul etmiştir. Diğer bir deyişle, E pt t döneminin başlangıcında t dönemi için oluşturulan fiyat artış oranı bekleyişi, pt t dönemindeki gerçek fiyat artış oranı ise,

E pt = E p t - ı + a (p t—ı — Ept ı )

eşitliğini varsaymıştır. Bu eşitikte geçmiş dönemdeki yanılmanın da bek- leyişleri etkilediği ve a oranında bir intibaka neden olduğu görülmekte- dir. Yukardaki eşitlik E pt , E pt 2 , için ifade edilip elde edilenler de aynı ilişkiye konulursa, E pt geçmiş dönem fiyat artışlarının ağırlıklı bir ortalaması olacaktır;

00

E Pt = (1—a) S ai _ 1 p t - ı 1 = l

Friedman'ın belirlediği para istem işlevi herhangi bir makro modele konulduğunda modelin içsel değişkenleri için, örneğin gelir ve fiyat dü- zeyi gibi, çözümlemeler yapılamaz; para s u n u m miktarının da belirlen- mesi gerekir. Bu konuda Friedman'ın varsayımı para s u n u m u n u n dışsal olarak belirlendiği, daha doğrusu herhangi bir makro modelin sınırları dışında belirlendiği, yolundadır. Friedman'ın bu varsayımı para sunumu- n u n dışsallığı hakkında tartışmalara neden olurken, fiyat bekleyişlerince açıklanan para istem işlevlerinin tahmini ve bunların kararlılığı inceleme konusu olmaya devam etmektedir. Ancak 1970'lerin başına kadar hemen t ü m çalışmalarda fiyat bekleyişlerinin "intibakçı bekleyişler" varsayımına göre oluşturulduğu kabul edilmektedir.

(22)

1950'lerin sonlarından itibaren F r i e d m a n ' m önderlik ettiği parasalcı (monetarist) iktisatçıların, bir yandan Miktar Teorisi'ne formel bir çer- çeve kazandırmaya çalışırken, bir yandan da aynı teoriye dayanarak enf- lasyon olgusunun parasal bir olgu olduğu ve para miktarındaki değişme- lerle fiyat değişmeleri arasında çok yakın bir ilişki olduğu tezini ileri sür- dükleri gözlenmektedir. (Örneğin, Friedman, 1959; Friedman ve Schwartz, 1963; Friedman ve Mieselman, 1963). Aynı dönemlerde Keynes'e atfedi- len IS-LM modeline de enflasyon olgusunu dinamik bir şekilde açıklaya- bilecek bir araç kazandırılmaktadır: Phillips Eğrisi. Phillips (1958) tara- fından İngiltere ekonomisine ilişkin verilere dayanılarak ortaya atılan bu eğriye göre, işsizlik oranı ile parasal ücret artış oranı arasında doğrusal olmayan kararlı bir ilişki vardır. Bu ilişkinin mikro temellere dayanan formelleştirilmesini Lipsey (1960) yapmış ve işsizlik oranındaki değişme- lerin işgücü piyasasında fazla istemi b u n u n da mallar piyasasındaki faz- la istemi yansıttığı sonucuna ulaşmıştır. Bu sonuçtan hareketle ve eğer firmaların maliyet (mark-up) fiyatlaması yaptıkları düşünülürse, ücret artışları fiyat artışlarına otomatik olarak yansıyacak ve böylece fazla is- tem veya onun beleirlediği işsizlik oranı ile fiyat artışları arasındaki iliş- ki ortaya çıkacaktır.2 Bu ilişki IS-LM modeline dahil edildiğinde bu mo- del fiyat artışları için de dinamik bir çözümleme getirebilecektir. Philips eğrisi ilkin Samuelson ve Solow (1960), sonra da Lipsey (1965) tarafından işsizlik oranı ile enflasyon oranı arasında bir değiş-tokuş (trade-off) ol- duğu şeklinde yorumlanmıştır. Şöyleki, iktisat politikası uygulayıcıları Philips eğrisi üzerinde bir nokta seçmek durumundadırlar: Seçilen nokta eğrisinin sol üst tarafından ise, yüksek enflasyon oranı ama düşük işsiz- lik oranı tercihi yapılmış demektir. Eğrinin aşağı kesimlerine inildiğinde daha düşük enflasyon fakat daha yüksek işsizlik oranı tercihi yapılmakta- dır. Philips eğrisi için, ortaya çıktığından itibaren, çok sayıda ekonomet- rik tahmin yapılmıştır. Ancak 1960'ların sonuna doğru bu tahminler ile eğrinin kararlı bir ilişkiyi yansıttığı varsayımı çeelişmeye başlamıştır.

Diğer bir deyişle tahmin edilen katsayıların değerlerinin ülkeler ve dö- nemler itibariyle büyük farklılıklar gösterdiği ve hatta bazen anlamlı ol- madıkları gözlenmiştir. Bu olguya Phelps (1967) ve Friedman (1968) bir- birlerinden bağımsız, ancak benzer bir açıklama getirmişlerdir ve bu açık- lamada fiyat artış oranı bekleyişlerinin önemli bir yeri vardır. Aşağıda açıklanacağı üzere, Friedman ve Phelps'in bekleyişleri içeren Phillips eğ- risi yorumlaması, Muth (1961) in bekleyişler konusundaki yaklaşımı ile birleştirilince, yeni makro-iktisatın temel öğeleri ortaya çıkmış olacaktır.

2 Aynı ilişki ücret ve fiyat artışlarının birbirlerini karşılıklı etkiledikleri iki denk- lemin çözümü olarak da ortaya çıkmaktadır.

(23)

II.2 "DOĞAL ORAN HİPOTEZİ" VE BEKLEYİŞLERİN RASYONELLİĞİ

Phelps ve Friedman'ın bekleyişleri içeren yeni Phillips eğrisi önerisi ve ulaşılan sonuçlar şöyle özetlenebilir.3 w parasal ücretlerde artış oranı, f (u) işsizlik oranı u'yu içeren bir işlev, Ep beklenen fiyat artış oranı, z işgücü üretkenliği artış oranı olsunlar ve w her dönemde şu ilişki ile be- lirlensin;

Burada: i) işsizlik oranı ile w arasında ters bir ilişki olduğundan, Phillips eğrisine temel oluşturan ilişkide olduğu gibi, f ' ( u ) < 0 geçerlidir; f' (u) w ' n u n u'ya göre kısmi türevidir, ii) Beklenen fiyat artışları ücret ar- tışlarına tümüyle yansıtılabiliyorsa, a katsayısı için a = 1 ama genelde 0 < a < 1 geçerlidir, iii) Aynı şekilde b katsayısı için 0 < b < 1 geçerlidir.

(II.2.1.) ilişkisi için şu noktanın vurgulanması gerekir. Başlangıçtaki Phillips eğrisinde parasal ücret artış oranı ile işsizlik oranı arasında bir ilişki sözkonusudur. Halbuki (II.2.1.) ilişkisi, beklenen fiyat artış oranını da içerdiğinden, enflasyon oranına duyarlıdır, yani reel ücret artış oram ile işsizlik oranı arasındaki bir ilişki gibi algılanmalıdır.

Şimdi, maliyet fiyatlaması yapıldığı varsayımıyla, fiyat artışları ile ücret artışları arasında şu eşitlik geçerli olacaktır; p = w — z . Böylece Phillips eğrisi p cinsinden ifade edilebilecektir;

Bu ilişkide Ep ve z'nin veri olarak alındığını, sabit olduklarını düşünelim.

Bu durumda, p ile u arasında, başlangıçtaki Phillips eğrisinde olduğu gi- bi, ters bir ilişki vardır. Dolayısıyla kısa dönemde p ve u arasında bir de- ğiş-tokuş vardır. Uzun dönemde ise, Ep ve z'de değişmeler sözkonusudur.

Ep arttıkça kısa dönem Phillips eğrisi yukarı doğru kayacak, diğer yan- dan b bir'den küçük ise z arttıkça eğri aşağı doğru kayacaktır. Kısa dö- nem Phillips eğrisindeki kaymaların izlendiği çizgi uzun dönem Phillips eğrisini verecektir. Phelps ve Friedman uzun dönem için şu önemli var- sayımları yapmaktadırlar. Birincisi, fiyat artışları uzun dönemde doğru

s Bu özet için Phelps (1967) , (1972) ve Friedman (1968) yanında Turnovsky (1977:

Bölüm 5) ve Frisch (1977) den de yararlanılmıştır.

w = f (u) + aEp + bz (II.2.1.)

p = f (u) + aEp - (1—b) z (II.2.2.)

(24)

olarak öngörüleceklerdir, ki bu p = E p demektir. Dolayısıyla uzun dönem Phillips eğrisi,

p = [ f ( u ) - ( 1 — b ) z ] / l — a (II.2.3.)

olarak ifade edilebilir. İkincisi, belki de daha önemlisi, uzun dönemde beklenen fiyat artışları bütünüyle ücret artışlarına yansıtılır, yani a = l olur, çünkü işçiler sürekli para aldanması (money illusion) içinde olamaz- lar. (II.2.3)'ten de görülebileceği gibi, a—1 iken uzun dönem Phillips eğ- risinin eğimi sonsuzdur, yani bu eğri dik bir çizgidir. Bu dik çizginin ya- t a y ekseni kestiği nokta ise ekonominin "doğal işsizlik oranını" (natural rate of unemployment) verir.4 Dolayısıyla uzun dönemde p ve u arasında bir değiş-tokuş yoktur ve ekonomi doğal işsizlik oranı noktasında olacak- tır.

ı

Doğal oran hipotezi kısaca şu sonuçları getirmektedir: Kısa dönem- de işsizlik oranı ve enflasyon oranı arasında bir değiş-tokuş olabilir; bu ancak enflasyon oranının bütünüyle öngörülemediği ve dolayısıyla ücret artışlarına yansıtılamadığı durumlarda yani a < 1 iken sözkonusudur.

Örneğin para miktarındaki bir genişleme ile ekonomideki işsizlik oranın- da bir düşme olabilirse de, bu geçici bir olgudur. Çünkü bir süre sonra bekleyişler gerçekleşen fiyat artışlarını yakalayacak ve ekonomi doğal iş- sizlik oranına dönmekle kalmayıp enflasyon oranı da yükseltilmiş ola- caktır. Özellikle Friedman'a göre bundan çıkacak iktisat politikası öne- risi açıktır: İktisat politikası uygulayıcıları ekonomideki işsizlik oranım bazı zorlamalarla, örneğin parasal genişlemelerle, düşürmeye çalışmama- lıdırlar. Yapılması gereken, ekonomideki parasal değişkenlerin, ekono- minin doğal büyümesine göre ve sabit bir oranda arttırılmasıdır.

Doğal oran hipotezi ve birlikte getirdiği sonuçlara ilk tepkiler a kat- sayısının değeri üzerinde olmuştur. Eğer a < 1 geçerli ise, kısa dönem phillips eğrisi yanında uzun dönem Phillips eğrisi de vardır ve p ile u arasındaki değiş-tokuş uzun dönemde de geçerlidir. Zaten a < 1 eşitsiz- liği para yanılması ile ilgili değil, işçilerin fiyat artış bekleyişlerini para-

* Friedman (1968) e göre doğal işsizlik oranı, mal ve işgücü piyasalarındaki yapı- sal özellikleri, piyasa aksaklıklarını, bilgi edinme maliyetini, istem ve sunum- daki olasal (stochastic) hareketleri dikkate alacak şekilde belirlenmiş Walrascı genel denge denklemlerinden elde edilecek orandır. Phelps (1972)'ye göre bu oran, fiyat artışlarının doğru olarak öngörülebildiği ortamdaki işsizlik oranı- dır. Bu tanımlardaki anlam belirsizlikleri konusunda Tobin (1972)'ye bakılabi- lir.

(25)

sal ücretlerine bütünüyle yansıtıp yansıtamadıkları ile ilgilidir.5 Doğal oran hipotezine yöneltilen diğer eleştiriler, bu hipoteze temel teşkil eden varsayımlara ilişkindir. Adı geçen hipotezin oluşturulmasında t ü m piya- saların her dönemde dengede olduğu ve haliyle de t ü m işsizliğin "gönül- lü işsizlik" (voluntary unemployment) olduğu kabul edilmektedir; iş ara- yıp bulamamak ve işten çıkarmalar sözkonusu değildir. Bu hipotezde ay- rıca, işsizlik oranındaki dalgalanmaların ancak ve ancak fiyat artışlarına ilişkin öngörülerin, bilgi eksikliği nedeniyle, doğru yapılamamasından kay- naklandığı varsayılmaktadır. Belirtilen varsayımlar doğal oran hipotezine dayanan yeni makro iktisat yazınında da yer almaktadır ve bu konuya da- ha geniş olarak dönülecektir.

Yayınlandığı zaman fazla dikkati çekmeyen ancak 1970'lerin başın- dan itibaren doğal oran hipotezi ile uygunluğu da saptanıp hemen hemen t ü m neoklasik formel modellerde kendini gösteren bir makaleden söz aç- m a k zamanıdır: M u t h (1961). Bu makaleden önce herhangi bir değişkene ilişkin bekleyişlerin, o değişkenin geçmiş değerleri ile belirlendiği varsa- yımı şu veya bu şekilde yapılmaktadır. M u t h bu varsayıma şöyle karşı çıkmaktadır: İktisatta dinamik modelleri t a m a m l a m a k için değişik (ama aynı sonuca götüren) bekleyiş formülleri kullanılagelmiştir. Fakat varsa- yımların ekonomik işleyiş ile ilgili olduğunu gösteren fazla kanıt yoktur.

(Muth, 1961: 315). Muth'a göre bekleyişler ekonomik işleyişe ilişkin bilgi- lere dayalı öngörüler olduğu için, bunların iktisat kuramındaki ilgili eko- nomik modellerden elde edilen öngörülerle aynı olması gerekir. Bu ne- denle ekonomik birimlerce oluşturulan bekleyişlerin rasyonel olduğunu söylemek yanlış değildir. Bekleyişlerin rasyonelliğini savunmak için ise şunu öne sürmektedir: Eğer iktisat kuramına dayanan öngörüler firma- ların bekleyişlerinden daha doğru olsaydı, iktisatçılar elde ettikleri öngö- rüleri satarak büyük kârlar sağlayabilirlerdi (Muth, 1961: 318). Burada tabii iktisat kuramının öngörü y a p m a k t a yeterli olup olmadığı sorgulan- mamaktadır. Firmalar kadar iktisat kuramına dayalı modellerin de ön- görüler konusunda yanılması, Harrod (1972) nin deyimiyle, iktisat kura- mının ekonominin gelecekteki koşullarını anlamakta yetersiz kalması so- nucu olabilir.

Muth rasyonel bekleyişler önerisini formel olarak geliştirirken, eko- nomik birimlerin sübjektif bekleyişleri ile iktisat kuramından kaynakla- nan denklemlerden elde edilen objektif beklenen değerlerin aynı olaca- ğı varsayımını yapmaktadır. Ayrıca, sözkonusu denklemlerin doğrusal ve dolayısıyla bunlardan elde edilen beklenen değerlerin de doğrusal ön-

5 Tobiıı (1972). Doğal oran hipotezinin eleştirileri için örneğin Gordon (1976)'ya bakılabilir.

(26)

görücüler (predictors) olduğunu varsaymaktadır. Yapılan formelleştirme- yi açıklamak için iki denklemden oluşan şu basit model kullanılabilir;

Qt = — a Pt + b Xt + un : İstem Denklemi

Qt = cEPt + kYt + u2 t : S u n u m Denklemi

Burada Q miktar; P gerçekleşen fiyat düzeyi; E Pt beklenen fiyat düzeyi;

X ve Y dışsal (önceden belirlenmiş) değişkenler; Uı ve u2 beklenen de- ğerleri sıfır varyansları sabit ve içsel bağıntı (autocörrelation) içermeyen rassal (random) değişkenler; a, b, c ve k katsayılardır. Bu iki denklemin beklenen değerleri alınırsa;

EQt = E ( - a Pt + b Xt + ul t) = - a E Pt + b Xt

/

EQt = E (cEPt + kYt + u2 t) = cEPt + kYt

elde edilir. Bunlar EQt ve E Pt için çözülebilir. E Pt için elde edilen çözüm;

E Pt — (bXt — k Yt) / ( a + c )

olacaktır. Görüldüğü gibi E Pt nin elde edilişinde, modeldeki tüm dışsal değişkenler kullanılmıştır. Çünkü E Pt beklenen değerleri alınmış modelin indirgenmiş halidir. Muth'a göre ekonomik birimler de bekleyişlerini aynı şekilde oluşturmaktadırlar. Böylece şu genelleme yapılabilir. P gibi bir değişkenin rasyonel bekleyişleri oluşturulurken, ekonomik birimler o de- ğişkeni etkileyebilecek ve elde edebildikleri t ü m bilgilerden yararlanırlar.

Eğer It t zamanında bekleyişleri oluşturmak için kullanılan t ü m bilgileri içeren bir küme olarak alınırsa, örneğin P'ye ilişkin rasyonel bekleyişi şu koşullu beklenen değer ile ifade etmek olasıdır:

E Pt = E (Pt|It)

Bekleyişlerin rasyonel olması, beklenen değer ile gerçekleşen değer arasındaki farkın, beklenen değeri sıfır olan rassal bir değişken olması de-

(27)

mektir. Bunu göstermek için yukarıda yazılan basit modelden yararlanı- labilir. Değinilen modelde E Pt sadece s u n u m denkleminde olduğuna gö- re, bu denkleme E Pt için bulunan çözüm konulursa ve model Jrt için çö- zülürse;

Pt = (bXt - kYt) / (a + c) +• ( ul t - u2 t) / a

elde edilecektir. Şimdi Pt ile E Pt nin farkı alınırsa,

Pt - E Pt = ( ul t - u2 t) / a

bulunacaktır ki, ( u ıt— u2 t) / a beklenen değeri sıfır olan rassal bir değişken- dir. Bu rassal değişken, yapılan varsayımlar gereği, içsel bağıntı içerme- mektedir.

Doğal oran hipotezindeki bekleyişlere ilişkin varsayımı ile Muth'un rasyonel bekleyişler tanımlaması arasındaki yakın benzerlik bu gösterim ile açıkça ortaya çıkmaktadır. Her iki yaklaşımda da bekleyişler gerçek- leşen değerlerden sapabilirler ancak sapmalar rassal bir şekilde dağılmış- lardır.

Muth'un bekleyişler konusuna getirdiği yorum neoklasik iktisatçılar tarafından yoğun şekilde kullanılmakta ise de, tarafsız iktisatçılar tara- fından gerçekçi bulunmamaktadır. Örneğin Arrow'a göre rasyonel bek- leyişler hipotezi gelecekteki piyasaların sonuçlarının çok iyi öngörülebil- diği anlamına gelmektedir, fakat b u n u n doğru olmasını gerektiren nedeni anlamak güçtür. Piyasa kavramının kendisi ve piyasa sistemini savunan görüşlerin çoğunluğu, piyasanın, ekonomik birimlerin bilgi edinme konu- sundaki sorunlarını kolaylaştırdığı, birçok ekonomik değişmenin özetini verdiği fikrine dayanmaktadır. Rasyonel bekleyişler hipotezinde ise eko- nomik birimler, piyasanın yapamadığını yapacak yani ekonominin gele- cekteki dengelerini hesaplayabilecek, üstün yenekli istatistikçiler olarak görülmektedirler. (Arrow, 1978: 160). Rasyonel bekleyişler konusunu ge- niş şekilde t a r a y a n Shiller (1978)'e göre rasyonel bekleyişler varsayımı ekonomik birimlerin çok iyi ekonometri bilmelerini gerektirmektedir. Ay- nı yazara göre çok iyi ekonometri bilgisi de yetmez; ekonometrik model- lerin gerektirdiği tüm verilerin de sağlanmış olması zorunluluğu vardır.

"(Rasyonel bekleyişler) yazınına göre, işsiz kişiler bugünün fiyatlarını (veya para miktarını) öngörebilmek için yayınlanan tüm verileri en iyi (optimum) şekilde dikkate almak durumundadırlar. Barro (1977) için bu

(28)

veriler, para sunumundaki gecikmeli değişmeyi, federal bütçeyi, gecik- meli işsizlik oranını içermektedir. Sargent (1976) için bu veriler, para su- n u m u n u , bütçe fazlasını, GSMH deflatörünü, saat ücreti indeksini, nomi- nal ve reel h ü k ü m e t harcamalarını içermektedir. Bu yazarlar, işsiz kalmış işçilerin gerçekten bu verileri bildiklerine veya bu verilerden en iyi şekil- de yararlanabilecek profesyonel öngörüler yaptıklarına ciddi olarak inan- m a k t a mıdırlar?". (Shiller, 1978: 36). Benzer görüşlere Simon (1979) da tarafsız kabul edilmese de (Keynesci olarak bilinen) Tobin (1980) de de rastlanmaktadır. Büyük ölçüde Friedman ve Phelps'in doğal oran hipo- tezine ve M u t h ' u n rasyonel bekleyişler hipotezine dayanan yeni neokla- sik makro-iktisatın temel yazılarına, formelleştirmelerine ve sonuçlarına şimdi bakılabilir.

II.3. LUCAS VE BARRO MODELLERİ VE UZANTILARI

A. LUCAS SUNUM DENKLEMİ VE BAZI ÖNERMELER

Lucas'ın (1972a) ve (1973) çalışmaları yeni neoklasik makroiktisatın temel yazıları olarak bilinmektedir. Ekonomik birimlerin bekleyişlerini rasyonel olarak oluşturdukları ve fayda eniyileştirmesi (optimization) amacıyla davranışlarda bulundukları varsayılan Lucas (1972a) da, kısa dönem Phillips eğrisine benzer bir ilişki türetilmektedir. Bu yazının genel çerçevesi şöyledir: Ekonomideki birimler iki nesilden oluşmaktadır; bun- lardan genç nesil hem üretim h e m tüketim yapmaktadır, yaşlı nesil ise sadece tüketmektedir. Ekonomide tek türden bir mal (veya b u n u n ge- tirdiği hizmet) üretilmektedir. Her dönemin başında, yaşlı neslin elinde genç iken tasarruf edilen kadar ama gene de rassal olarak değişebilen para miktarı vardır. Yaşlı nesil bu parayı genç neslin ürettiği mal için harcamakta ve miras bırakmamaktadır. Yaşlı neslin toplam nüfus için- deki oranı da rassal olarak değişmektedir.

Bu koşullarda genç nesil, ne kadar üretim yapacağı konusunda bir k a r a r vermek durumundadır. Daha çok üretim ile bu nesil yaşlılık döne- mine daha fazla para aktarabilecektir. Üretim kararı için zamanlararası

(intertemporal) eniyileştirme yapılmalıdır. B u n u n için ise genç neslin ge- lecek dönemdeki, yaşlılık dönemindeki, fiyat düzeyini bilmesi gerekir. Ge- lecek döneme aktarılacak para miktarının ne kadar tüketim maddesi sa- tın alabileceği ancak bu d u r u m d a bilinebilir. Dolayısıyla genç neslin, ge- lecek dönem fiyat düzeyi için, bir bekleyiş oluşturması kaçınılmazdır.

Lucas bekleyişlerin rasyonel bekleyişler hipotezine göre oluşturulduğu varsayımını yapmaktadır. Şimdi, gelecek dönem için oluşturulan genel

(29)

fiyat düzeyi bekleyişi E P t + 1 , gerçekleşen genel fiyat düzeyi Pt, gerçekle- şen üretim miktarı Yt, nüfus artışı ve teknolojik gelişme gibi öğelerden etkilenen doğal ü r e t i m (natural output) miktarı Y ^t ile simgelenirse, za- manlararası eniyileştirme sonunda verilen k a r a r gereği, ekonomi için t döneminde şu s u n u m işlevi elde edilmektedir;

İn ( Y t / Y *t) = a (lnPt - E l n Pt + 1 )

(H.3.1.) veya lnYt = l n Y *t + a (lnPt - E l n Pt + 1 )

Burada a > 0 eşitsizliği geçerlidir ve açıkça görülmektedir ki, gerçekleşen ü r e t i m doğal üretimden, ancak gerçekleşen fiyat beklenen fiyata eşit de- ğilse, farklı olacaktır. Rasyonel bekleyişler hipotezine göre gerçekleşen fiyatlar uzun dönemde beklenen fiyatlara eşittir, veya ikisi arasındaki farkın beklenen değeri sıfıra eşittir. Dolayısıyla (II.3.1.) işlevinde gerçek- leşen üretim uzun dönemde doğal üretime eşittir. Doğal oran hipotezinin de sonucu istihdam açısından aynı olduğuna göre, Lucas bu yazısıyla do- ğal oran hipotezine kuramsal bir temel kazandırmış olmaktadır.

Lucas'ın (1973) çalışması, (1972a) yazısının bir uzantısı niteliğinde- dir, ancak doğal oran hipotezi için sınanabilecek kayıtlar veya koşullar elde etmeyi ve bu koşulları uluslararası verilerle sınamayı da amaçlamak- tadır. Belki bu nedenden dolayı Lucas (1973) daha çok bilinip başvurulan bir kaynaktır. Bu çalışmada makro düzeydeki m i k t a r ve fiyat gözlemle- rinin, makro istem ve makro sunum eğrilerinin kesişme noktalarına kar- şılık gelen değerler olduğu genel varsayımı yapılmaktadır. Makro istem eğrisi, dengede olduğu varsayılan para piyasasmca belirlenmektedir. Mak- ro sunum eğrisi ise, dengede olduğu varsayılan işgücü piyasasınca belir- lenmektedir. Diğer bir anlamda, yapılan genel varsayım ekonominin IS- LM eğrilerini nkesişmesinden elde edilebilecek bir miktar-fiyat dengesin- de olduğunu belirtmektedir. Ayrıca, makro istem eğrisinin esnekliğinin, kolaylaştırıcı olduğu için, bir'e eşit olduğu varsayılmaktadır.

Makro düzeyden piyasalar düzeyine inildiğinde şu varsayımlar geçer- lidir: i) Üreticiler birbirlerinden kopuk, çok sayıda, t a m rekabetçi ve ay- nı malın üretildiği piyasalarda yer almaktadırlar, ii) Piyasalardaki üreti- ciler üretim ayarlamalarını göreli fiyatlardaki değişmelere göre yapar- lar. iii) Üreticiler rasyonel bekleyişler oluştururlar. Bu varsayımlardan sonra şu formelleştirme geliştirilmektedir. Her piyasada üretilen miktar

(30)

normal üretim ve devresel üretim olarak ikiye ayrılabilir, i piyasasındaki normal ü r e t i m Y ^ ile, devresel üretim Y+i ile simgelenirse, t döneminde gerçekleşen üretim:

>

lnYtt = lnY*,t + l n Y +i t (11.3,2.)

şeklinde ifade edilebilir. Nüfus artışı ve sermaye birikiminden etkilenen normal üretimin aldığı değerler, bir trend eğrisi üzerindeki değerler ola- rak düşünülebilir. Piyasalar birbirlerinden kopuk olduklarından ve mak- ro düzeydeki bilgiler bir dönem gecikme ile yayınlanabildiğinden, i piya- sasındaki üreticiler t döneminde bu piyasadaki fiyat düzeyi Pt t' y i bilmek- le beraber, genel fiyat düzeyi Pt' y i bilemezler. Dolayısıyla Pt için bir bek- leyiş oluşturmak durumundadırlar. Böylece, Lucas (1972) de olduğu gibi, devresel üretim,

İn (Yjt/Y^it) =r lnY+a = a (lnPi t - ElnP,) + klnY+ (11.3,3.)

olarak belirlenmektedir. Burada a > 0 ve |k| < 1 sınırlamaları geçerlidir ve üreticilerin devresel üretim davranışı, bekleyişlerine göre algıladıkla- rı göreli fiyatlar ile, yani Pl t' n i n E Pt' y e oranı ile, saptanmaktadır. Bekle- yişler rasyonel olduğundan ve üreticilerin bekleyişlerini oluştururken kul- landıkları t ü m bilgiler Il t kümesi ile simgelenirse, (II.3.3.) denklemi,

lnY+it = a [ l n Pi t - E (lnPt | Il t) ] + k l n Y +t t_ ı (II.3.4.)

şeklinde ifade edilir.

Bu aşamada iki noktanın açıklanması yerinde olacaktır. Birincisi, eğer (II.3.3.) denklemi Lucas (1972a)'dan kaynaklanan (II.3.1.) denklemine da- yanıyor ise, bu denklemdeki E Pt teriminin E Pt + 1 olması gerekir. (Gor- don, 1981: 510). İkincisi ve daha önemlisi, aynı nedenle, Y +i t l değişkeni- nin (II.3.3.) ve (II.3.4) denklemlerinde yer almaması gerekir. Tobin (1980:

791)'in belirttiği gibi, Y +l t l 'in varlığı üretici davranışlarına dayanma- dığı gibi, rasyonel bekleyişler varsayımı ile de u y u m içinde değildir. Eğer Y+u değişkeni için içsel bağıntı söz konusu ise, ki (II.3.3.) ve (II.3.4) denk- lemlerinde içsel bağıntının olduğu sergilenmektedir, üreticilerin bu du- r u m u bilmesi bekleyişlerin daha doğru olmasını sağlayacaktır. Eğer üre-

(31)

ticiler d u r u m u n farkında iseler, gerçekleşen üretimin denge üretimden sapmasını açıklamak zor olacaktır. Lucas (1973: 327)'ye göre, Y +l t_ j ' i n varlığı gerçek ekonomide üretimdeki (ve istihdamdaki) devresel hareket gözlemlerine dayanmaktadır. Gerçek ekonomide gözlenen d u r u m böyle olabilir ama kuramsal açıdan da bir çıkmaz vardır; ya rasyonel bekleyiş- ler tanımından vazgeçilmelidir veya devresel üretimin içsel bağıntılı ol- mayıp rassal olarak değiştiği varsayılmalıdır. Lucas bu çıkmazdan (1975) yazısında üretim kararları yanında yatırım kararlarını da devreye soka- rak k u r t u l m a y a çalışmışsa da, Gordon (1981: 510)'a göre gene bekleyişler- de sürekli yanlış yapıldığını kabullenme d u r u m u n a düşmektedir.6

Lucas (1973)'e devam edilirse, Il t kümesinde iki t ü r bilgi vardır. Bi- rincisi, i piyasasındaki fiyat düzeyi Pi t bilinmektedir. İkincisi, Pt' n i n geç- miş dönemlerdeki değerleri bilinmektedir ki, bundan bir ortalama, Pt de- nilsin, elde edilebilir. Lucas bu aşamada şu iki varsayımı eklemektedir:

i) l n Pt değişkeni, ortalaması Pt ve varyansı b5 gibi bir sabit olan normal dağılımlı bir değişkendir, ii) Pl t ile Pt arasında şu ilişki vardır;

l n Pl t = l n Pt + (II.3.5.)

Burada ut beklenen değeri sıfır, varyansı d2 gibi bir sabit ve içsel bağıntı içermeyen normal dağılımlı bir değişkendir. Bu değişken ayrıca lnPt'den bağımsızdır. Dolayısıyla Pt ile Pi t birbirlerinden .farklı olabilmekle birlik- te, bu farklılık sürekli olmayıp rassaldır. Bu varsayımlar altında;

E (lnPt | Ii t) = E (lnPt | l n Pi t, Pt)

= (1—q) lnP« + qPt (II.3.6.)

q = d2/ ( b2 + d2)

elde edilecektir. Hernekadar Lucas (1973)'te belirtilmiyorsa da, üreticiler burada ortalama h a t a kareleri (mean square error) en küçük yapacak biı

öngörüde bulunmaktadırlar. Şöyleki, E (lnPt | l n Pt t , Pt) , lnPt'nin l n Pi t ve Pt

ile açıklandığı bir regresyon denklemi olarak tanımlanabilir. Ancak Pt, t

6 Bu konudaki başka girişimler için Gordon (1981: 510-511)'e bakılabilir.

(32)

döneminde bir sabit olduğundan, regrasyon denklemindeki bir sabit terim gibi düşünülebilir. Böyle bir regresyon denklemi için;

E (lnPt J l n Pl t, Pt) = E l n Pt + r (lnP„ - E l n Pl t) S J S t

eşitliği geçerlidir. (Wilks, 1964: 83-88). Burada r,lnPt ve l n Pl t arasındaki korrelasyon katsayısı, Sı ve S2 sırasıyla l n Pt ve lnPi t'nin standart sapmala- rıdır. r katsayısı kovaryans ve standart sapmalar cinsinden yazılıp gerekli düzenlemeler yapılırsa;

E (lnPt | lnPjt, Pt) = E l n Pt + Cov ( l n Pt, lnPi t) X

( l n Pw — E l n Pt t) / S2 2

Burada, Cov ( l n Pt, lnPi t) = E (lnPi t — ElnPi t) (lnPt — ElnPt)

= E (lnPt - Pt + u) (lnPt - Pt)

== b12, zira l n Pt ve ut birbirlerinden bağımsızdırlar.

S2 2 = E (lnPt + ut - Pt) (lnPt + Ut - Pt)

=' b2 + d2

Böylece, E (lnP, | l n Pi t, Pt) = Pt + b2 (lnPl t - Pt) / (b2 + d2) .

Bu son ifade ile (II.3.6) ifadesi birbirlerinin aynıdırlar.

Yukarıdaki (II.3.2), (II.3.4) ve (II.3.6) denklemlerinden, i piyasası için şu s u n u m denklemi elde edilecektir;

lnYıt = l n Y ^ t + qa (lnPl t - Pt) + klnY+ (II.3.7)

(33)

Bu denklem piyasaların t ü m ü için toplulaştırılırsa, ekonomi için geçerli s u n u m denklemi bulunmuş olacaktır:

lnYt = lnY&t + qa (lnPt - Pt) + k l n Y * t i (II.3.8) Bu denklemden de görüldüğü gibi, ekonomideki ü r e t i m miktarı göreli fi-

yatlardaki değişmelerden kaynaklanan piyasa fiyatları P / n i n varyansı b2 + d2'den etkilenmektedir. Genel fiyatlarda değişmeler olurken, göreli fiyatlarda fazla değişme olmadığı zaman, d2 küçük olacak ve q da küçük bir değer alacaktır. Bu d u r u m d a makro üretim, fiyat hareketlerinden faz- la etkilenmeyecektir ve makro-sunum eğrisi dik bir çizgiye benzeyecektir.

Diğer yandan genel fiyatlar düzeyinde fazla bir değişme olmuyor ise, q'nun değeri bir'e yaklaşacak ve s u n u m eğrisinin eğimi a'nın aldığı değere ya- kın olacaktır.

Makro dengedeki miktar ve fiyat değerlerinin bulunabilmesi için, makro istem denkleminin de belirlenmesi gerekmektedir. Daha önce es- nekliğinin bir olduğu varsayılan istem denklemi şudur:

lnXt = l n Pt + lnYt .. (II.3.9.)

Burada Xt dışsal olarak belirlendiği ve GSMH ile ölçülebildiği kabul edi- len nominal bir değerdir. Ayrıca, Xt'deki değişme oranı d l n Xt/ d t = xt ortala- ması x ve varyansı s2 olan normal dağılımlı bir değişkendir. Lucas (II.3.8.) ve (II.3.9) denklemlerini Pt ve Yt'nin denge değerleri için çözdükten son-

ra, asıl ilgi duyulan değişkenler; devresel ü r e t i m Y+t ve fiyat değişme oram d l n Pt/ d t = pt' y e yönelmektedir. Bu değişkenler için elde edilen işlev- ler şöyledir;

Y+t = - h x + h xt + kY+ (IL3.10)

Pt = - g + ( 1 - h ) xt + h x t_ , - ky+ t_ , (II.3.11) Burada; h = q a / ( l + q a )

y+t = d l n Y +t/ d t

g = Doğal üretimin b ü y ü m e hızıdır.

Yukarıdaki çözümlemeler ile bekleyiş verileri kullanılmaktan kaçınıl- mış ve doğal oran hipotezinin sınanabileceği denge işlevleri elde edilmiş-

(34)

tir. Lucas bu çözümlemelerden şu sonuçları çıkarmaktadır: i) (II.3.10) denkleminin ifade ettiği gibi devresel üretim sadece beklenmeyen (unan- ticipated) nominal istem değişmelerinden etkilenmektedir, ii) Denklem

(II.3.11)'den görülebileceği gibi; nominal istemdeki (veya nominal üre- timdeki) değişmeler fiyatları h e m aynı dönemde hem gecikmeli olarak etkilemektedir. Bu nedenden dolayı bir ekonomide üretim düşüşüyle bir- likte enflasyon olgusu da gerçekleşebilir. Üretimdeki düşme, s u n u m eğ- risindeki kaymalardan doğmaktadır, ancak bu kaymaların nedeni mali- yetlerdeki değişme değil, istemdeki değişmelerin gecikmeli olarak algı- lanmasıdır. iii) (II.3.10) ve (II.3.11) denklemleri herhangi bir ülke veya ülkeler için t a h m i n edildiğinde t a h m i n sonuçlarının iyi olması beklenme- li ve h ve k katsayılarının değerleri sıfır ile bir arasında olmalıdır, iv) d2 ve a'nın fazla değişmediği durumlarda t a h m i n edilen h değerleri ile göz- lenen s2 değerleri arasında ters bir ilişki olmalıdır. B u n u n anlamı şudur;

nominal istemdeki değişmeler, küçük kaldığı oranda, ü r e t i m miktarına aynı yönde bir etki yapacaktır. Ancak nominal istemdeki değişmelerin büyüklüğü arttıkça bu etki azalacaktır.

Lucas (II.3.10) ve (II.3.11) denklemlerini 18 ülke için tahmin etmiş ve katsayı sınırlamalarının genellikle geçerli olduğunu, ancak modellerin açıklama gücü açısından yetersiz kaldıklarını saptamıştır. Bununla birlik- te, bulguların doğal oran hipotezini doğrular yönde olduğu, özellikle enf- lasyon oranı ile ü r e t i m artış oranı arasında bir ilişki, bir değiş-tokuş, ol- madığı sonucuna varmıştır.

Lucas'ın bekleyişleri içeren ü r e t i m (veya sunum) denklemi daha son- raki makro model çalışmalarında yer almaya başlamış ve giderek neokla- sik makro-iktisatm temel denklemi olmuştur. Bu denklem kullanımıyla bazı önermeler de geliştirilmiştir. Bunlardan en çarpıcı ve tartışılır ola- nı özelelikle Sargent (1973), (1976) ve Sargent ve Wallace (1975), (1976) tarafından geliştirilen "politika etkisizliği" (policy ineffectiveness) öner- mesidir. Lucas-Sargent (veya Lucas-Sargent-Wallace) önermesi olarak bi- linen bu önermeye göre, ekonomik birimler bekleyişlerini rasyonel olarak oluşturduklarında, iktisat politikalarının üretimi arttırmaya veya işsizli-

ği azaltmaya bir katkısı olmayacaktır. Dolayısıyla Friedman ve Phelps ta- rafından oluşturulan doğal oran hipotezinin politika uygulamasına yöne- lik sonucu Sargent ve Wallace tarafından pekiştirilmiş olmaktadır. Bu önerme şöyle formelleştirilebilir.

Bir ekonominin, Lucas s u n u m denklemi, IS denklemi ve LM denkle- mi ile temsil edildiği varsayılsın.7 T ü m değişkenlerin doğal logaritmalar

(İn) cinsinden ifade edildiği durumda;

7 Buradaki anlatımda Sargent ve Wallace yazıları yanında Shiller (1978) ve McCallum (1978a)'dan da yararlanılmıştır.

Şekil

Updating...

Referanslar

Benzer konular :