ANKARA ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
EĞİTİMDE PSİKOLOJİK HİZMETLER ANABİLİM DALI REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK PROGRAMI
LİSELERDE OKUYAN ÖĞRENCİLERİN KADININ ÇALIŞMASINA YÖNELİK TUTUMLARININ BELİRLENMESİ
YÜKSEK LİSANS TEZİ
ASUMAN ÖZKARDEŞ
Ankara, Mart, 2017
EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
EĞİTİMDE PSİKOLOJİK HİZMETLER ANABİLİM DALI REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK PROGRAMI
LİSELERDE OKUYAN ÖĞRENCİLERİN KADININ ÇALIŞMASINA YÖNELİK TUTUMLARININ BELİRLENMESİ
YÜKSEK LİSANS TEZİ
ASUMAN ÖZKARDEŞ
DANIŞMAN PROF. DR. SEHER SEVİM
Ankara, Mart, 2017
iv
ÖZET
LİSELERDE OKUYAN ÖĞRENCİLERİN KADININ ÇALIŞMASINA YÖNELİK TUTUMLARININ BELİRLENMESİ
Özkardeş, Asuman
Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Yüksek Lisans Programı Danışman: Prof. Dr. Seher Aydemir Sevim
Mart 2017, x+66Sayfa
Bu çalışmada lise öğrencilerinin kadının çalışmasına yönelik tutumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Tarama modelinde olan çalışma grubunu; 2013-2014 yılında Ankara’daki Anadolu Lisesi, Endüstri Meslek Lisesi ve Kız Meslek Liselerinde okuyan 234 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada öğrencilere Kadının Çalışmasına Karşı Tutum Ölçeği (Kuzgun ve Sevim, 2004) uygulanmıştır.
Elde edilen veriler, lise öğrencilerinin kadının çalışmasına yönelik tutumlarının istatistiksel açıdan anlamlı olarak farklılaşıp farklılaşmadığının belirlenmesi için bağımsız örneklemler için t testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (One Way ANOVA) ve Kruskal Wallis H Testi teknikleriyle çözümlenmiştir.
Yapılan analizler sonucunda öğrencilerin kadının çalışmasına yönelik tutumlarının; okul türüne, cinsiyete, anne eğitim düzeyine göre, annenin çalışma durumuna göre ve babanın eğitim düzeyine göre istatistiksel açıdan anlamlı farklılık gösterdiği ancak sınıf düzeyine göre farklılaşmadığı belirlenmiştir.
Anahtar Kelimeler: Lise Öğrencisi, Kadının Çalışmasına Yönelik Tutum, Çalışan Kadın
SUMMARY
ATTITUDES OF HIGH SCHOOL STUDENTS TOWARD WOMEN EMPLOYMENT
Özkardeş, Asuman
Master Thesis, Guidance and Psychological Counseling Department Supervisor: Prof. Seher Aydemir Sevim
March 2017, x+66 Pages
The main aim of this research is to examine high school students’ attitudes towards employment of women. This is a survey model research and the study group consists of 234 students from Anatolian High School, Girl’s Technical and Vocational High School and Technical and Industrial High School in Ankara. The data were collected during the 2013-2014 academic year in the above mentioned schools. An attitude scale was administered to the students which was developed by Kuzgun and Sevim (2004).
The data were analyzed with Independent Samples T-test, One Way Analysis of Variance (ANOVA) and Kruskal Wallis H Test to find whether there is a significant difference about attitudes towards employment of women.
The results indicated that; students’ attitudes towards women employment significantly differ in accordance with school type, gender, mother’s working status and both mother and father’s educational level. However no significant difference was found among grade levels of the students.
Keywords: High school students, Attitude toward women employment, Working women
vi ÖNSÖZ
Toplumsal olarak birlikte varlık gösteren kadın ve erkek, çalışma hayatını da paylaşmaktadır. Bu paylaşımın nasıl gerçekleştiği, dengenin nasıl kurulduğu her zaman araştırma konusu olmuştur. Kadınların toplumdaki konumu ev ve aile sorumluluklarını içeren özel alan ile ilişkilendirildiği için, kadınlar çalışma hayatında yer edinirken zorluk ve engellerle karşılaşmaktadırlar. Kadının çalışma hayatına katılımı ve konumu tarihsel süreçte pek çok değişimden geçerek günümüze geldiği gibi, bundan sonra da değişerek devam edecektir.
Bugünün lise öğrencilerinin kadının çalışmasına yönelik tutumlarının gelecekte kendi çalışma hayatlarını şekillendirecek olması bu araştırmanın ortaya çıkmasını sağlamıştır.
Bu çalışmanın her aşamasında verdiği emekler için tez danışman hocam Prof.
Dr. Seher SEVİM’e çok teşekkür ederim. Ayrıca eksiklerimi tamamlayarak tezimin bitmesine yardımcı olan Arş. Gör. Sedat GELİBOLU’ya ve Arş. Gör. Volkan AVŞAR’a katkıları için teşekkürlerimi sunarım.
Bilme tutkusuyla, bilginin ve bilimin yolunda olan oğlum Bulut’a…
viii
İÇİNDEKİLER
Sayfa
ONAY ... ii
BİLDİRİM ... iii
ÖZET ... iv
SUMMARY ... v
ÖNSÖZ ... vi
İÇİNDEKİLER...viii
ÇİZELGELER DİZİNİ...x
BÖLÜM 1 1. GİRİŞ ... 1
1.1. Problem ... 1
1.2. Amaç ... 6
1.3. Önem ... 6
1.4. Sınırlılıklar ... 7
1.5. Tanımlar ... 7
BÖLÜM 2 2. TOPLUMSAL CİNSİYET KAVRAMI VE KONU İLE İLGİLİ ARAŞTIRMALAR ... 8
2.1. Kuramsal Çerçeve ... 8
2.1.1 Toplumsal Cinsiyet... 8
2.1.2. Toplumsal Cinsiyet ve Eğitim İlişkisi ... 12
2.1.3. Toplumsal Cinsiyet ve Çalışma Hayatında Kadının Konumu ... 15
2.2. İlgili Araştırmalar ... 18
BÖLÜM 3
3. YÖNTEM ... 26
3.1. Araştırmanın Modeli ... 26
3.2. Çalışma Grubu ... 26
3.3. Veri Toplama Araçları ... 28
3.4. Verilerin Elde Edilmesi ... 29
3.5. Verilerin Analizi ... 29
BÖLÜM 4 4. BULGULAR VE YORUMLAR ... 31
4.1. Bulgular ... 31
4.2. Tartışma ve Yorum ... 41
BÖLÜM 5 5. SONUÇ VE ÖNERİLER ... 43
5.1. Sonuç ... 43
5.2. Öneriler ... 44
KAYNAKÇA ... 46
EKLER ... 63
Ek A Kadının Çalışmasına Karşı Tutum Ölçeği (KÇKTÖ) Örnek Maddeler ... 63
Ek B Kişisel Bilgi Formu ... 64
Ek C Araştırma İzni ... 65
Ek D Normallik Varsayımına İlişkin İnceleme Sonuçları………66
x ÇİZELGELER DİZİNİ
Çizelge Sayfa
1. Çalışma Grubu Öğrencilerinin Okullara ve Yaş Ortalamalarına Göre Dağılımları . 26 2. Çalışma Grubu Öğrencilerinin Sınıf Düzeylerine ve Cinsiyetlerine Göre Dağılımı27 3. Çalışma Grubu Öğrencilerinin Anne-Baba Eğitim Düzeyleri ... 28 4. Okul Türüne Göre Öğrencilerin Kadının Çalışmasına Karşı Tutum Puanlarının Ortalama ve Standart Sapma Değerleri ... 31 5. Kadının Çalışmasına Karşı Tutum Puanlarının Okul Türüne Göre ANOVA
Sonuçları ... 32 6. Kadının Çalışmasına Karşı Tutum Puanlarının Devam Edilen Okula Göre Post-Hoc
Testi (Dunnet’s C) Sonuçları ... 32 7. Sınıf Düzeyine Göre Öğrencilerin Kadının Çalışmasına Karşı Tutum Puanlarının
Ortalama ve Standart Sapma Değerleri ... 33 8. Kadının Çalışmasına Karşı Tutum Puanlarının Sınıf Düzeyine Göre ANOVA
Sonuçları ... 34 9. Kadının Çalışmasına Karşı Tutum Puanlarının Cinsiyete Göre T Testi Sonuçları .. 34 10. Anne Eğitim Düzeyine Göre Öğrencilerin Kadının Çalışmasına Karşı Tutum Puanlarının Ortalama ve Standart Sapma Değerleri ... 35 11. Kadının Çalışmasına Karşı Tutum Puanlarının Anne Eğitim Düzeyine Göre
ANOVA Sonuçları... 36 12. Kadının Çalışmasına Karşı Tutum Puanlarının Annenin Eğitim Düzeyine Göre
Post-Hoc Testi (Bonferroni) Sonuçları ... 36 13. Kadının Çalışmasına Karşı Tutum Puanlarının Annenin Çalışma Durumuna Göre T
Testi Sonuçları... 38 14. Baba Eğitim Düzeyine Göre Öğrencilerin Kadının Çalışmasına Karşı Tutum
Puanlarının Kruskal Wallis H Testi Sonuçları ... 38 15. Baba Eğitim Düzeyine Göre Öğrencilerin Kadının Çalışmasına Karşı Tutum Ölçeği
Puanlarının Mann Whitney U Testi Sonuçları ... 39
1 1. GİRİŞ
Birinci kısımda araştırmanın problemine, amacına, önemine, sınırlılıklarına ve tanımlara ilişkin bilgiler sunulmaktadır.
1.1. Problem
Kadınlar yüzyıllar boyunca zamanın şartlarına göre değişik ekonomik etkinlikler içerisinde yer almışlardır. Toplumda "kadının çalışmasına vurgu yapmak, kadın işgücünden bahsetmek, toplumun kadın-erkek için ayrı roller tanımlamasından kaynaklanmaktadır.
Toplumun kadın-erkek cinsiyetlerinden farklı beklentileri söz konusudur ve bu nedenden dolayı "toplumsal cinsiyet" kavramı ortaya çıkmıştır. Toplumsal cinsiyet kadın ve erkeğin toplumsal hiyerarşi içindeki yerinin belirlenmesiyle ilgili bir kavramdır.
Kız ya da erkek olmak, biyolojik farklılığı belirtir. Bu iki farklı cinsiyete toplumun yüklediği anlamlar vardır. Başlangıçta sadece biyolojik farklılıkları ifade eden cinsiyet, toplumsal cinsiyete dönüşmüştür. Böylece kadın ve erkek arasındaki yetenek, ilgi, algı gibi çeşitli özellikler açısından da farklılıkların ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır (Erol, 2008).
Toplumsal cinsiyet kültürel bakış açısıyla, kadınlara ve erkeklere uygun görülen davranışlarla belirlenmektedir. Literatüre göre toplumsal cinsiyet kadına ve erkeğe göre belirgin farklılıklar göstermektedir (Dökmen, 2004).
Kadınlar ve erkekler için değişik kültürlerde farklı davranış biçimleri belirlenmiştir. Büyüme sürecinde kız veya erkek olmalarına göre toplumun uygun gördüğü oyuncaklarla oynamakta, kız davranışları ve erkek davranışlarını öğrenerek
2 yetişkin birey olmaktadırlar. Cinsiyetlere göre uygun bulunan, toplumun onayladığı kız ve erkek davranışları, tutum ve roller arasındaki farklılıklar, toplumsal cinsiyet farklılıklarıdır. Toplumsal cinsiyete ilişkin farklılıkların göze çarptığı alanlardan birisi de çalışma yaşamıdır.
Cinsiyetler arası farklılaşmayı ortaya çıkaran, toplumsal cinsiyeti pekiştiren iki önemli faktörden söz edilebilir. Bunlardan birincisi üretimde her iki cinsiyetin üstlendikleri roller, ikincisi ise üretimde kadın ve erkeğin aldıkları rollerin sosyalleşme süreci çerçevesinde gerçekleşmesidir. Toplumsal üretim ilişkilerine göre toplumsal cinsiyet rolleri farklılık göstermektedir. Mülkiyete dayalı üretim ilişkileriyle bağlantılı olan geleneksel aile yapısından kaynaklan nedenlerle, kadınlar yüzyıllardır çocuk bakımı ve ev işlerinden sorumlu görülerek, ev kadının yeri olarak tanımlanmıştır (Erol, 2008).
Tarihsel olarak kadının çalışma yaşamındaki varlığı, erkeklerin çeşitli nedenlerle çalışmayı istemedikleri ya da çalışmaktan vazgeçtikleri alanları doldurmasıyla mümkün olmuştur (Urhan ve Etiler, 2011).
Ülkemizde kadın işgücü ve kadın hakları konularında Cumhuriyet döneminde köklü değişiklikler yapılmıştır. Atatürk döneminde Türk kadını eğitim, aile ve meslek konularında çok geniş sosyal haklar kazanmıştır. Türk Medeni Kanunu yoluyla ailenin kuruluşu yeniden düzenlenmiştir ve böylece toplumsal yaşamda kadın erkek eşitliği sağlanmıştır. Türk kadınının yönetimde yer almasını sağlayan siyasi haklar 1930 yıllarından başlayarak verilmiştir. Böylece Türk Kadını için yeni toplumsal cinsiyet rolleri belirlenmiştir. Yeni bir toplumsal kimlik kazanmıştır (Doğramacı, 1997).
Ülkemizde kadınların tarım dışı çalışma dünyasına aktif olarak katılmaları 20.yüzyılın ortalarında başlamıştır. Ecevit'in belirttiğine göre yetmişli yıllardan sonra, kent kültürünün ortaya çıkması ve değişen toplumsal koşullarla ev dışında çalışmak isteyen kadınların sayısı artmıştır. Ancak kadınların çalışma talebi arttığı halde, ona aynı oranda istihdam yaratılamamıştır. Bu yıllarda çeşitli kalıp yargılar nedeniyle sanayi sektöründe çalışmak kadınlar tarafından tercih edilmemiştir (Parlaktuna, 2010).
Fiorentine'ın, kadınların meslek ve yaşam rollerinin kuşaklara göre durumunu incelediği araştırmasında, genç kuşağın meslek değerlerinin olumlu yönde değiştiği belirlenmiştir. Buna karşılık kendisinden beklenen ev içi roller değişmemiştir.
Mesleklere yüklenen değerin artması, mesleği ile evi arasında kalan kadının yaşadığı
çatışma artmaktadır. Bu görüş Field ve Bramvvell, Linda ve Light'ın yapmış oldukları araştırma verileri ile doğrulanmaktadır (Akt. Sevim, 2004).
Günümüzde dünyada ve Türkiye'de çalışan kadın ev kadınlığı sorumluluğunu da sürdürmektedir. Ev, hala kadın emeğinin en çok kullanıldığı ortamdır (Korkmaz ve Tüfekçi, 2007). Evlilik ve çocuk, kadının kariyerini olumsuz olarak etkilemekte, annelik ise kadının karşısına bir engel olarak çıkmaktadır (Yeşilyaprak, 2003).
Ülkemizde kadın işgücünde artış görülmektedir. Hizmet sektörünün büyümesi ve çalışanlara gereksinim duyması kadın istihdamına da yansımıştır. Sağlık, bankacılık, turizm, eğitim alanlardaki işler hizmet sektörünü oluşturmaktadır (Akoğlan, 1997;
Berber ve Eser, 2008; Korkmaz ve Korkut, 2012; TÜİK, 2015). Kadınlar bu sektörlerden hangisinde çalışırsa çalışsın ev işlerini ve çocuk bakımını da üstleneceğinden iş seçimini, evdeki görevlerini de düşünerek yapmak zorundadır.
Kadınların ev içi ve ev dışındaki ikili rolleri araştırmacıların üzerinde durdukları konulardan biridir. Kadınlar ev içindeki görevlerini yerine getirmek uğruna çalışma yaşamında geri plânda kalmaktadırlar. Kadınlar evdeki işleri nedeniyle, dışarıdaki işlerine fazla zaman ayırmaları kolay olmamaktadır. Ayrıca hamilelik vb. dönemlerde çalışma hayatının dışında kalmaları da onların iş hayatından uzaklaşmaları ve daha az iş deneyimine sahip olmalarına yol açmaktadır. Kadın için bu kayıp zamanlarda erkek, işgücü piyasasının içindedir. İşverenler bu yüzden kadın çalışanlarına yatırım yapmak istememektedirler. Böylece işgücü piyasası cinsiyet temelinde farklılaşmış olmaktadır.
Bazı işler "kadın işi", bazı işler "erkek işi" olarak görülmektedir (Gökakın, 2000).
Kadını evle ilgili işlerle, erkeği ise dış dünyaya yönelik olarak tanımlama eğilimi, kadınların çalışma alanında daha az yer alması sonucunu doğurmaktadır (Mayatürk, 2006).
Genellikle saygın bir mesleğe sahip olmak için çabalayanlar erkeklerdir.
Özellikle Türk kültürü, erkeği, bu yönde çok fazla desteklemektedir. Ülkemizde kadının çalışması konusundaki tutumlarını belirlemek için yapılan araştırmalarda da benzer bulgularla karşılaşılmıştır (Topalan, 1982).
Kâğıtçıbaşı (1972), İzmir Devlet Liseleri son sınıflarından seçilmiş kız ve erkek öğrencilerin üzerinde yaptığı çalışmasında İzmir merkezinde kızlar, gelecekteki ailelerinde tıpkı anneleri gibi boyun eğici, bir rol alacaklarını, erkeklere oranla daha az söz hakları olduğunu ve erkeklerle karşılaştırıldığında, kendilerinden daha az şeyler beklendiğini söylemişlerdir. Kağıtçıbaşı'nın bu çalışmasında yaşamla ilgili değerlerin
4 seçiminde "eşinize yakın olmak" ve "insanın mutlu bir evi olması" kız öğrencilerin en çok önem verdikleri iki değer olarak belirtilirken, erkekler daha çok "başarılı olmak",
"başkaları tarafından benimsemek gibi sosyal statü göstergesi olan değerlere önem verdiklerini belirtmektedirler (Kâğıtçıbaşı, 1972).
Geleneksel bakış açısının egemen olduğu bir toplumsal cinsiyet ayrımı, kadını başarı olma, güç ve bağımsızlık elde etme değerlerinden uzaklaştırmaya yöneltmiştir (Turan ve Ark., 2011). Hanner'in araştırma sonucuna göre kadındaki "başarıdan uzak durma"nın nedeni başarının toplumsal reddedilme ya da kadınlık özelliklerinin yitirilmesi gibi olumsuz sonuçlara yol açtığı düşüncesinden doğmaktadır (Akt. Erdoğan, 1985).
Yaş ortalaması 21 olan 216 erkek ve 165 kız üniversite öğrencisi üzerinde yürütülen bir çalışma göstermiştir ki, erkek öğrenciler girişimcilik kariyerini kızlara göre daha yüksek oranda tercih etmektedirler (Gökakın, 2000).
Topalan (1982) tarafından öğrencilerin "düşledikleri meslek" alanları ile ilgili yapılan bir araştırmada düşlenen meslek ile cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Bu araştırma sonucuna göre kız öğrenciler daha az eğitim gerektiren meslekleri düşlemekte, meslek seçimlerinde ilerideki hayatlarında üstlenecekleri, geleneksel rolleri (ev kadınlığı, annelik v.b) dikkate almaktadırlar. Bu bulgulara göre kadınlar ev hanımlığı ve aileye karşı sorumlulukları asıl görev olarak görmekte, mesleklerinin ise mümkün olduğunca asıl görev ve sorumluluklarını aksatmaması gerektiğini düşünmektedirler.
Benzer bir durum kadın hekimler için de geçerlidir. Kadın hekimler nöbeti olmayan veya birinci basamak sağlık kurumlarında yoğunlaşmakta, geleneksel kadınlık rolünü sürdürebilecekleri çalışma düzenini tercih etmektedirler. Kadınların aile içindeki görevleri ile uyumlu olan öğretmenlik ebelik ve hemşirelik meslekleri cinsiyet ayrımcılığı ve ayrışma açısından tipik örneklerdir (Urhan ve Etiler 2011). Yapılan çalışmalar göstermektedir ki, kadınlar ev işlerini ve anneliği ihmal etmeden yapabilecekleri mesleklere yönelmektedir.
Doğan ve Çoban (2009) tarafından gerçekleştirilen bir çalışmada da Eğitim Fakültesinde okuyan kız öğrencilerin öğretmenlik mesleğine karşı olumlu tutumlara sahip oldukları bulunmuştur. Bu öğrenciler de öğretmenlik mesleğini aile ve çalışma hayatını aynı anda yürütülebilecekleri, kadınlara uygun bir meslek şeklinde
değerlendirmektedirler. Araştırmacılar bu bulguyu kız öğrencilerin de öğretmenliğin kadınlara uygun olduğu değerini içselleştirmiş olabileceği şeklinde değerlendirmişlerdir.
Connel'e göre bir çok ülkede kadınlar vasıfsız işlerde daha çok çalışmakta, yönetim ve işletme ile ilgili mesleklerde azınlığı oluşturmaktadır (Akt, Koyuncu, 2011).
Erkek öğretmenlerin eşlerinin yönetici olmalarına ilişkin tutumlarının ölçüldüğü bir araştırma sonucuna göre, araştırmaya katılan erkek öğretmenlerin neredeyse tamamı eşlerinin yönetici olmasını istemediklerini belirtmişlerdir. Sebep olarak da ev işlerinin ve çocuk bakımının aksayacağını, yöneticiliğin daha çok zaman aldığını, ev dışında daha çok zaman geçirmeleri ve daha çok insanla iletişim kurmaları gerektiğini ifade etmişlerdir. Ayrıca eşlerinin ısrar edip, yönetici olmaları halinde evliliklerinin olumsuz etkileneceğini dile getirmişlerdir. İş ve aile hayatı arasında çatışma söz konusu olduğu durumlarda kadın genellikle ailesini mesleğine tercih etmektedir (Koyuncu, 2011).
İş yaşamında kadınların yerini inceleyen araştırmalar göstermektedir ki, günümüzde çalışan kadınların %33'ü yönetim kademelerinde yer alırken sadece %6'sı üst düzeylere ulaşabilmektedir (Yeşilyaprak, 2003).
Yapılan çalışmalarda lise ve üniversite öğrencilerinin öğrencilerin cinsiyet rolleri konusunda geleneksel rolleri benimsedikleri belirlenmekle birlikte (Keith ve Jacgueline, 2002; Kimberly ve Mahaffy, 2002, Rosen Krantz ve ark, 1986; Trommsdorft ve lwawaki, 1989), kız öğrencilerin erkek öğrencilere göre daha az geleneksel rolleri sahip oldukları saptanmıştır. Kadınların, kadının çalışma yaşamına katılması konusundaki daha olumlu tutuma sahip olduğu araştırmalarla da desteklenmektedir (Sevim, 2004, 2006).
Kadınların iş yaşamına girmesi ve iş yaşamında yükselmesi konusunda kadınların daha olumlu tutumlara, erkeklerin ise daha geleneksel tutumlara sahip olduğu görülmektedir. Ülkemizde kadının çalışması ve iş yaşamında yükselmesi ile ilgili çalışmalara bakıldığında yetişkinlerle ve üniversite öğrencileriyle yapıldığı görülmektedir. Oysa tutumların çok daha erken yaşlarda oluştuğu bilinmektedir. Lise öğrencileri meslek seçme aşamasındadırlar ve kadının çalışmasına karşı tutumları da meslek seçimlerini etkileyebilir. Bu araştırmanın problemini; lise öğrencilerinin kadının çalışmasına yönelik tutumlarının belirlenmesi oluşturmaktadır.
6
1.2. Amaç
Bu araştırmada lise öğrencilerinin kadının çalışmasına yönelik tutumlarının araştırılması hedeflenmiştir. Bu amaçla ilişkili olarak, aşağıda yer alan sorulara yanıt aranacaktır.
Anadolu liseleri ve meslek liselerinde okuyan öğrencilerin kadının çalışmasına yönelik bakış açıları:
1- Okul türüne göre 2- Sınıf düzeyine göre 3- Cinsiyete göre
4-Annenin eğitim düzeyine göre 5- Annenin çalışmasına göre
6- Babanın eğitim düzeyine göre farklılık göstermekte midir?
1.3. Önem
Toplumsal cinsiyet rollerinde her alanda görülen eşitsizlik kadının çalışması içinde geçerlidir. Kadınların çalışması yalnız kadınların sorunu değil, toplumun bütününü ilgilendiren toplumsal kalkınma sorunudur. Toplumun kadının çalışmasına ilişkin tutumunu belirleyen, toplumsal cinsiyet rolleridir. Birey toplumun kendisinden beklentilerine kayıtsız kalamaz ve beklentilere uygun davranışlar geliştirir. Geleceğin
‘çalışan kadın’ları olacak kız öğrenciler ile onlarla aynı iş ortamını paylaşacak olan erkek öğrencilerin tutumları 21. yüzyılda kadın işgücünün konumu açısından önem taşımaktadır. Kadın çalışması ve kadının statüsü toplumun bütün kurumlarını ve toplumsal yaşayışı etkileyen önemli bir belirleyici olduğu için gençlerin bu konudaki görüşlerini araştırmak toplumsal değişimi yordamak açısından önemlidir.
1.4. Sınırlılıklar
1. Çalışma ölçeklerin ölçtüğü niteliklerle sınırlıdır.
2. Araştırma 2013-2014 eğitim ve öğretim yılı ile sınırlıdır.
1.5. Tanımlar
Toplumsal Cinsiyet Rolü: Toplumun bireylerden yerine getirmesini beklediği, toplumsal değerlere ve yargılara uygun davranış biçimleridir (Dökmen, 2004).
Tutum: Bireyin bir durum, kişi ve nesne ile ilgili inanç, duygu ve düşünceleridir. (Baymur,1989; Cüceloğlu, 1991; Kağıtçıbaşı, 1979). Tutum kavramı genellikle bir nesne, kişi, grup veya bir kavrama ilişkin negatif ve pozitif boyutlar arasında değişen göreceli olarak genel ve sürekli bir değerlendirme olarak tanımlanır.
Bu nedenle, tutum belirli bir duygu ve inançtan ayrışabilecek evrensel değerlendirmelerdir. Tutumlar; nesneler hakkında bize özet halinde değerlendirmeler sunar ve genellikle o nesneye ilişkin inanç, duygu ve geçmiş yaşantılarımızdan kaynaklandığı varsayılır (Kazdin, 2000).
8 BÖLÜM 2
2. TOPLUMSAL CİNSİYET KAVRAMI VE KONU İLGİLİ ARAŞTIRMALAR
2.1. Kuramsal Çerçeve
Bu bölümde toplumsal cinsiyet, cinsiyet rolleri ve eğitim ilişkisi, kadının çalışması konusundaki bilgilere ve araştırmalara yer verilecektir.
2.1.1. Toplumsal Cinsiyet
Kadınlarla erkekler arasındaki farklılıkların kökenleri konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Biyolojik yapıyla ve çevresel faktörlerle açıklayan görüşler söz konusudur. Biyolojik temelli farklılıkların ‘cinsiyet’le açıklanmasını, sosyo-kültürel farklılıkların ise ‘toplumsal cinsiyet’ şeklinde ifade edilmesini savunanlar vardır. Ancak Türkiye’de bu ayrım yenidir. Alanyazında cinsiyet terimi kadın ya da erkek olmanın biyolojik yönünü vurgulamaktadır ve bireyin kronolojik cinsiyetine dayalı olarak belirlenen kategorik bir yapıyı tanımlamaktadır (Dökmen 2004) . İnsanlar dişi ve erkek olarak doğarlar, toplumun cinsiyetlerden beklediği davranışlara göre kadın ve erkek kimliği oluştururlar (Terzioğlu ve Taşkın, 2008). Biyolojik olarak kadın ve erkek olan iki cins, toplumsal olarak kadınlık ve erkeklik şeklinde adlandırılmaktadır (Hepşen, 2010). Sosyalleşme sonucunda psikolojik, sosyolojik ve kültürel olarak oluşturulan kadın ve erkek kimliklerine toplumsal cinsiyet denir (Bhasin, 2003). Toplumsal cinsiyet biyolojik özelliklerin dışında toplumun tanımladığı kültürel özelliklerdir ve kadın ve erkeği toplumun nasıl algıladığının sosyal ortamdaki ifadesidir (Dökmen 2004).
Cinsiyete ilişkin değer yargıları ve beklentiler toplumun etkisi ile oluşur, kadının ve erkeğin toplumdaki yerini belirler. Böylece biyolojik cinsiyet toplumsal olarak yeniden şekillendirilir (Savcı, 1999). Sosyal ortamda cinsiyet normlar aracılığı ile tanımlanmaktadır. Kadınlık ve erkeklik toplumun koyduğu bu normlara uygunluğa göre belirlenir. Ne kadar uyulursa o kadar “iyi kadın” ve “iyi erkek” olunur. Toplumsal
cinsiyet rollerine uygun davranmayan bireyler toplumdan dışlanır ve eleştirilir (Sankır, 2010).
Toplumsal yapı, insan ilişkilerini kuşatan bütüncül bir sistemdir. Toplumsal ilişki, davranış kalıpları aracılığı ile gerçekleşir. Toplum hayatının olabilmesi için ortak değerlerin oluşturulması ve benimsenmesi gerekir. Ortak değerler, ortak algıları oluşturur. Sosyalleşme bireylerin ortak değerleri öğrenmesi ve topluma uyum sağlamasıdır. Sosyalleşme ürünü olan toplumsal beklentiler kadın ve erkek için farklılık göstermektedir. Toplumsal hayatın her alanında olduğu gibi çalışma hayatında da kadın ve erkek için farklı roller belirlenmiştir. Kadının çalışma hayatına katılması her zaman araştırma konusu olmaktadır (Metin, 2011).
Toplumda kadının çalışmasına vurgu yapmak, kadın işgücünden bahsetmek, toplumun çalışma hayatında kadın ve erkek için ayrı roller tanımlamasından kaynaklanmaktadır. Kadının toplumdaki yeri asırlardır ev ile tanımlanmış, görevi ise çocuk bakımı ve ev işleri olmuştur (Ecevit, 1998).
Toplumsal cinsiyet rollerinin değişim süreci binlerce yıla yayılmış, pek çok değişimden geçerek günümüze gelmiştir. İlkel topluluklarda kadının yeri önemli etkin ve saygındı. Kadınlar en önemli iki role sahipti: Doğurmak ve üretmek. Toplumun bu iki büyük gücü kadının elindeydi. Akrabalık ana soyuna dayanmaktaydı (Reed, 1994).
Aile içinde toplumsal konumlardan biri olan kardeş kelimesinin aslının karındaş olması, kelimenin anlamının aynı karında yatan olması bu toplumsal konumun anne aracılığı ile ifade bulması demektir (Gültepeataç, 2000).
İlk işbölümü kadın ve erkek arasında yiyecek sağlamaya yönelik işlerde ortaya çıkmıştır. En ilkel toplum türü olan avcı-toplayıcı toplumlarda erkeklerin avcılığı, kadınların toplayıcılığı üstlenmesi ile işbölümünde farklılaşma meydana gelmiştir (Arat,1986). Erkek evden uzakta avcılık yaparken, çocukların bakımı, yiyecek hazırlama, hayvanları evcilleştirme işlerini kadınlar yapmaktaydı (Childe, 2001).
Toprağın işlenmesi sonucu tarımın başlaması ile göçebe toplumlar toprağa yerleşince siyasal örgütlenme başladı. Siyasal örgütlenme sonucu, sosyal, siyasal ekonomik değişimler aile yapısını da değiştirdi. Yerleşik yaşamın başlaması ile ataerkil düzene geçildi ve kadının toplumsal rolü de değişime uğradı (Çelebi 1990; Şenel, 1985).
Yerleşik düzene geçilince ekonomik roller değişerek, kadın evin idaresi, çocuk yetiştirme işini, erkekler ise evi geçindirme rollerini üstlendi. Kadın toplumsal ve
10 siyasal rekabetten uzaklaştırıldı. Eş ve annelik rolleri pekiştirildi. Kadının dünyası ev yaşamıyla sınırlandırıldı. Başlıca üç erkek alanı olan din, ordu ve siyasetten dışlanan kadınlar ikincil konuma düştüler. Binlerce yıl aynı kalıplar içinde yapılan ve evle sınırlı işler kadına verildi (Çıbıroğlu, 2014).
Kadınların toplumsal ve siyasal alandaki durumlarına değinilen Orhun kitabelerinde Türk kadınından saygı ile bahsedilmektedir. Bir emirname “Han ile Hatun emreder” şeklinde başlarsa geçerli olurdu. Daha sonra İslâm kültürüne katılmaları ile Arapların etkisi altında Türk kadınlarının toplum içindeki durumları bozulmuştur (Dalkesen, 2008; Doğramacı, 1997; Konan, 2001).
Göçebelik döneminde Türk kadını o devrin erkeğiyle aynı özellikleri sergilemektedir, ata binme ve kılıç kuşanma gibi. Ayrıca kadınlar ev dışındaki yaşama ve yapılan üretime de katılmışlardır (Demirbulak, 2008; Doğramacı, 1997). Değerli olarak görünen kadın daima sosyal hayat içinde yer almıştır ve kadın soyu da erkek soyu ile eşit görülmüştür (Ersoy, 2009; Güler, 1992). Eski Türklerde kadınlar önemli devlet görevlerinde bulunurlar ve erkekler ile aynı sosyal ortamı paylaşırlardı. Kadını geriye itecek toplumsal cinsiyet ayrımı bulunmamakta, sıklıkla kadınlar ülke idaresinde de söz sahibi olmaktaydılar (Çimen, 2008; Demirbulak, 2008; Nirun, 1994).
Tek tanrılı dinlerin ortaya çıkması ile ataerkil toplum özellikleri pekişmekte, dinler kadının doğasına statüsüne ve rollerine ilişkin ataerkil normları temel almakta, toplumsal hayatı düzenlerken kadını erkeğin gerisinde konumlandırmaktadır. Kadının meşru yerinin ev olduğu ve kadının erkeğe bağlı ve bağımlı olması gerektiği her üç tek tanrılı din tarafından da vurgulanmaktadır (Berktay, 1998).Dinler kadının erkeğe itaat etmesini ileri sürer ve bunu meşrulaştırırlar (Duman, 2012; Kanbir, 2014). Kadınlara yönelik cinsiyet ayrımcılığı birçok dini öğretide görülmekte, toplumsal cinsiyetin üretilmesinde ve pekiştirilmesinde din öğretilerinin etkisi bulunmaktadır (Gürhan, 2010).
Osmanlı Döneminde kadının statüsünde değişmeler olmuş, toplumsal gelenek ve görenekler çerçevesinde kadın çalışma hayatına katılmıştır. Osmanlı toplumunda kadınlar ekonomik hayatın çeşitli dallarında faaliyette bulunmuşlardır. Boyacılık, tellallık, ipekçilik işlerinin yanısıra, sadece kadınların yapabileceği ebelik, kadın hamamı işletmeciliği görevlerinde de bulunmuşlardır. İpekçilik ve kumaş ticareti yapan, evinde dokuma tezgâhlarında işçi çalıştıran kadınlar vardır. Kadınların servet edinme
yolları miras, hibe ve mehir gibi yöntemlerle olmaktadır. Varlıklı kadınlar paralarını ve mallarını bir ortağa vererek işletme yoluyla ekonomik hayatın içinde yer almışlardır.
Aileden zengin olmayan kadınlar vakıf ya da kişilere borçlanarak aldıkları kumaş, giyecek, mücevher gibi ürünleri zengin evlerine gidip, satarak bohçacılık yapmaktadırlar (Maydaer, 2006).
Osmanlı’da kadının toplum içindeki konumu, bulunduğu yer ve yüzyıla göre farklılıklar göstermektedir (Dingeç, 2010). Osmanlı’da 14. Yüzyıldan sonra yönetici sınıfının İslami kurallar çerçevesinde aldığı kararlar kadınların toplumsal yaşamına sınırlamalar getirdi (Kurnaz, 1992). 16. ve 17. yüzyıllarda kadınlar, tarlada pazarda çalışırken, varlıklı olan hanımlar çiftlik işletmiş, vakıf kurmuş para döngüsü sağlamışlardı. Toplumda önde gelen kadınlar olsalar da askeri ve idari göreve getirilmedikleri görülmektedir. Toplumsal değişimler zaman içinde kadının konumunu etkilemiştir (Dingeç, 2010; Ortaylı, 2009).
Sanayi öncesi kadın evlerde halı ve kumaş dokuma, iplik eğirme gibi işlerde çalışırken, ev ortamında bulunmakta, aile bireyleri ile bir arada olup çocuk ve yaşlı bakımını ve ev işlerini yapmaya devam etmektedir (Makal, 2006; Urhan, 2009). Kırsal alanda ücretsiz aile işçisi olarak her zaman üretime katılan kadınların, Sanayi devrimi başladıktan sonra maaşlı olarak ve işçi statüsünde çalışma hayatına girdiği görülmektedir. Ücret karşılığı çalışma, kadının çalışmasını fark edilir hale getirmiştir (Parlaktuna, 2010). Sanayi devrimi ile birlikte karı-koca ve çocuk ilişkileri değişime uğramış doğum oranları düşmüştür (Özdemir, 2007). Sanayi Devrimi aile yapısını çok etkilemiştir. Evde üretim sekteye uğramıştır. Sınırlı işbölümü, geçimlik ekonomi ve tüketim için üretim son bulmuş, sanayi işgücü için kırdan kente göç olmuştur (Duman, 2012). Sanayi Devrimi ile işçi toplumuna geçilince çeşitlenen ve artan işçi ihtiyacı kadına uygun çalışma alanları açmış, işgücüne katılma imkânı sağlamıştır (Arat, 1986).
Sanayi Devrimi ile kadın ve erkek daha çok ortak işlerde çalışmaya başlamışlardır (Çapar, 2004). Sanayii Devrimi ile birlikte kadınların hizmet sektöründe çalıştıkları görülmektedir. Böylece kadın evden kamusal alana çıkmış, ücretsiz aile işçiliğinden ücretli çalışmaya geçmiştir (Çolak, 2005). Ancak ücretleri düşük, çalışma koşulları ağır olmuştur. Kadınlar daha çok tekstil ve imalat sanayiinde yoğunlaşmışlardır (Kocacık ve Gökkaya, 2006).
12 Kadının varlığı, çalışma yaşamında erkeklerin istemediği ya da çalışmaktan vazgeçtiği alanları doldurması şeklindedir (Minibaş, 2008; Urhan ve Etiler, 2011).
Kadının fabrika üretimi şartlarında çalışması, uzun süre ev dışında kalmasını gerektirdiği için, ev ortamında çalışma gibi onay görmemiştir. Çünkü ev dışında çalışması, kadının evdeki rolü ile çatışma içine girmektedir. Ev dışında çalışma söz konusu olunca kadının çalışması farklı bir boyut kazanmış ve toplumsal tepki ile karşılanmıştır. Kadının ev dışına çıkması ile ev ve bakım işlerinin aksaması sorunu ortaya çıkmıştır. Bu yüzden kadının dışarıda çalışması çok yavaş yaygınlaşmıştır ve yaptıkları işler sınırlanmıştır (Ecevit, 1998). Kadına annelik rolünün devamı olan işler uygun görülmüştür. Bu mesleklerin başında hemşirelik ve öğretmenlik gelmektedir.
Çocuklarla ilgilenmek, hasta ve yaşlılara bakmak kadının evdeki rolleridir (Aslan, 2006).
Ülkemizde kadınlar Cumhuriyet Dönemi ile çalışma yaşamında etkin olarak yer almaya başlamıştır. Cumhuriyet’in kurulması ile kadının toplumsal yaşama katılımı konusunda da önemli değişiklikler yapılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı devrimlerle Türk kadını eğitime katılma ve meslek seçme, seçme-seçilme gibi alanlarda siyasi ve sosyal haklar kazanmıştır. Böylece Türk Kadını için yeni bir toplumsal cinsiyet rolü belirlenmiş, yeni bir toplumsal kimlik kazanımı söz konusu olmuştur (Acar,1998; Çoban, 1998; Doğramacı, 1997; Göksel, 1993).
2.1.2. Toplumsal Cinsiyet ve Eğitim İlişkisi
Kadının çalışma hayatında varlık gösterebilmesi kalıcı, etkin ve saygın bir yer edinebilmesi için meslek sahibi olması gerekmektedir. Vasıfsız işlerde çalışmanın kadının toplumsal cinsiyet rolüne bir katkısı olmadığı düşünülmektedir. Meslek hayatına girmenin ilk yolu meslek sahibi olmaktır. Bu da eğitimle gerçekleşir. Meslek hayatında başarılı olmanın yolları eğitim ve tecrübedir (Arıkan, 1998; Minibaş, 1998).
Eğitim alıp, meslek hayatına giren kadınlar için ise tecrübe edinme şansı erkeklere göre daha az olmaktadır. İş yükü nedeniyle kadınların, doğum, çocuk bakımı gibi nedenlerle mesleğe ara verme durumunda kalmaları, tecrübe edinmelerini engellerken, erkekler kesintiye uğramadan çalışarak tecrübe edinmekte ve konumlarında yükselmektedirler (Çitçi, 1998). Bir toplumda kadının konumunu, o toplumdaki kabul gören toplumsal cinsiyet rollerini anlamak için kız çocuklarına verilen eğitime bakmak
gerekmektedir. Çünkü büyüdüklerinde, toplumda edinecekleri konum aldıkları eğitimle ilişkilidir. Erkekler için okumaya devam etme ve üst eğitimleri almak doğal bir şekilde meydana gelmekte, oysa kızlar daha çok uğraşmak zorunda kalmakta ve yüksek öğrenim görme önceliği erkeklere verilmektedir (Gümüşoğlu, 2004).
Tarihten günümüze kadının eğitiminin amacı, kadının toplumsal rollerinin pekiştirilmesi olmaktadır (Koyuncu, 2011). Okul çağında ders kitapları aracılığı ile toplumsal değerler ve beklentiler bireye aktarılır (Gür, Şimşek ve Günay, 2010). Ders kitaplarındaki kadının anne ve eş olarak tanımlanırken, erkeğin ise dışarıda çalışan olarak tanımlandığı görülmektedir (Altan, 2000; Kılıç ve Eyüp, 2011; Tezcan, 2003).
Ev ve çocuk sorumluluğunun kadında olması gelenek ve görenekle belirlenmekte ve bu durum kadının çalışmasını olumsuz yönde etkilemektedir (Bebekoğlu ve Wastı, 2002).
Eğitim düzeyinin yükselmesi ile kadınların işgücüne katılma oranları bütün dünyada artmıştır (Tutar ve Yetişen, 2009). Ülkemizde kadınlar yükseköğretime katılmayı çok istemekte, önemsemekte ve üniversiteye gitmenin yaşamlarını olumlu katkıları olacağına ve yaşam güvencesine ulaşabileceğine inanmaktadırlar (Ecevit, 2008).
Çocukların okuyacağı dersler ve başarı durumları beklentisi cinsiyete göre değişmektedir. Toplumun bu beklentisi sonucu çocuklar matematik ve bilimi erkeklerle ilişkilendirmeyi öğrenmişlerdir. Toplumsal cinsiyet rolleri etkisinde gerçekleşen eğitim sürecinden sonra meslek seçimi de toplumsal cinsiyet rollerine uygun olarak gerçekleşmektedir (Keller, 2007). Kız öğrenciler meslek seçimlerini, ilerideki hayatlarında üstlenecekleri ev kadınlığı, annelik gibi geleneksel rolleri düşünerek yapmaktadırlar (Topalan, 1982). Kızların ve erkeklerin meslek seçimlerine aileleri müdahale etmektedir. Örneğin bir kız öğrencinin makine mühendisliğini tercih etmesi daha baştan engellenmektedir. Kızlara evine ve ailesine vakit ayırabileceği meslekler önerilmekte ve bu mesleklerin seçimine teşvik edilmektedir (Urhan ve Etiler, 2011). Ev hanımlığı, aileye karşı sorumluluklar asıl görev kabul edilip, bunun yanına ikinci bir meslek aranmaktadır. Bu ikinci meslek mümkün olduğunca asıl görev ve sorumlulukları aksatmayan bir meslektir. Kadınların meslek gruplarına göre dağılımı çalışma yaşamında cinsiyete dayalı ayrımcılık olduğunu ortaya koymaktadır (Karabıyık, 2012).
Yurtdışında da yükseköğrenim önceliğinin erkeklere ait olduğu söylenebilir (Öztürk ve Ergüneş, 2009). Kız çocuklarının okutulmaması, kadınların eğitimsiz kalması geleneksel bakış açısının sonucudur (Dedeoğlu, 2000). Kadınların ev kadınlığı
14 statüsünde kalmalarının veya sadece hizmet sektöründe çalışmalarının başlıca nedeni eğitim seviyesinin düşük olmasıdır (Biçerli ve Özer, 2004; Bozkaya, 2013). Eğitimsiz kadınların çalışma hayatına katılmalarının başlıca nedeni ise ekonomik zorunluluk, elde ettikleri kazanç ise ek gelir olarak görülmektedir (Arat, 1996; Dedeoğlu, 2000;
Kalaycıoğlu ve Rittersberger, 1998).
Eğitim düzeyi düşük kadınlar kadınlık görev ve rollerini fazla sorgulamaksızın, şikâyet etmeksizin, doğuştan onlara verilen bir görev gibi benimsemektedirler. Eğitimi yüksek olan kadınlar üstünlük sağlarken, eğitimi orta olan kadınlar eşitliği sağlamaya çalışmaktadırlar (Murati, 2012). Kadınların eğitiminin toplum tarafından önemsenmemesi ve kız çocuklarının genellikle eğitimden yoksun kalması kadınların çalışma hayatına girememesi, girenlerinde yükselememesine ve yönetim kademelerinde yer alamamalarına neden olmaktadır (Örücü, Kılıç ve Kılıç, 2007).
Kadınların eğitim düzeyi yükseldikçe çalışma hayatına girme nedenleri farklılaşmakta ve istekleri artmaktadır (Kuzuca, 2014; Sönmez ve Adiller, 2015).
Çalışma hayatında daha çok yer alan kadınların beklentileri ve amaçları sadece ekonomik kazançtan öte, kariyer yapma, başarı ve saygınlık kazanma gibi farklı faktörleri de kapsamaktadır(Acar, 1998; Kumaş ve Fidan, 2005).
Eğitim seviyesi arttıkça geleneksel cinsiyet rollerine bağlılık eğilimi azalmaktadır (Ersoy, 2009; Kuzuca 2014). Nitelikli meslek sahibi kadınlar, geleneksel kadın rollerini benimsemiş olsalar da eğitim düzeyi yükseldikçe geleneksel kadın rolüne karşı olan tutumlar artmaktadır. Eğitim düzeyi yüksek kadınlardan toplumun ev işleri beklentisi azalmaktadır (Kuzuca, 2014). Eğitimli ve vasıflı kadınlar çalışma ve sosyal yaşamlarında iyi olanaklara ve daha yüksek yaşam beklentilerine sahip olmaktadırlar (Öztürk ve Çetin, 2009).
Eğitim düzeyi düşük kadınlar ücreti az, özel yetenek ve eğitim gerektirmeyen işlerde güvencesiz çalışmaktadırlar. Kadınların bu koşullarda çalışması, ya da hiç çalışmaması kadını yoksullaştırmaktadır. Genel yoksulluğun bir boyutu olarak kadın yoksulluğu 1970’lerden beri tartışılan bir kavramdır. Kadın yoksulluğunu belirleyen en önemli etmenlerden biri kadının eğitim durumudur. Yoksulluk daha çok eğitim seviyesi düşük olan bireylerde görülmektedir. Yoksul kadınların yarıdan fazlası ya hiç okula gitmemiş, gitse de bir okuldan mezun olmamıştır. Yoksul kadınların ilkokul dışında diğer okullara devam etme ve mezun olma oranı düşüktür. Eğitim alamamaları sonucu
kız çocukları küçük yaşta sağlıksız evlilikler yapmakta ve çok sayıda çocuk sahibi olmaktadır (Ulutaş, 2009; Yusufoğlu, 2010).
Eğitim durumuna göre işgücüne katılım oranı incelendiğinde, kadınların eğitim seviyesi arttıkça çalışma hayatında daha çok yer aldıkları görülmektedir.
2.1.3. Toplumsal Cinsiyet ve Çalışma Hayatında Kadının Konumu
Kadının çalışma hayatına katılımı evlilik olgusu ile yakından ilişkilidir. Dünyada ve Türkiye’de çalışan kadın aynı zamanda ev kadınlığı görevlerini üstlenmektedir (Korkmaz ve Tüfekçi 2007). Kadınlar toplumda, öncelikle “ev hanımı”, asıl görevleri de
“ev işleri” olarak kabul edildiği için, seçtikleri meslek bu asıl görevlerini aksatmayacak az sorumluluk ve az zaman gerektiren bir meslek olmalıdır (Tezcan, 1973; Topalan, 1982). Kadının iş hayatına katılımı geleneksel aile rollerinin etkisinde olduğundan toplum, annelik rolü ve bakım görevleri gibi kadının doğasına uygun işlerde çalışmasını onaylamaktadır (Kuzuca, 2014).
Kadınlar yaşamlarını hem aile, hem de çalışma yaşamına göre düzenlemek zorundadır (Ecevit, 1998). Kadınlar iş rolleri ve aile rolleri arasında daha fazla çatışma yaşamaktadırlar (Koray, Demirbilek ve Demirbilek, 2000). Kadının iş hayatı aile hayatını etkilediği gibi aile hayatı da iş hayatını etkilemektedir. Çalışan kadınlar aile hayatının işlerini olumsuz etkilediğinden değil, iş hayatının aile hayatını olumsuz etkilediğinden bahsetmektedirler (Kuzuca, 2014).
Erkekler ise hayatlarını sadece çalışma koşullarına göre düzenlemektedirler.
Erkek eve geldiğinde dinlenirken, çalışan kadın evde tekrar çalışmaya başlamaktadır.
Toplumsal cinsiyet rollerinin yüklediği görevler nedeni ile ev halkının bakımından ve ev işlerinden sorumlu olan kadın eve döndüğünde ev işlerini yapmakta ve kadın için evdeki görevleri başlamaktadır (Ecevit, 1998).
Kadın bu iki alana ait yükümlülüklerini yerine getirme gayreti içine girince yükü artmakta ve bu sorumlulukları yerine getirmeye çalışırken çatışma yaşamaktadır (Alican, 2007; Fidan, 2005; Kaya, 2005). Kadının çatışma yaşamasının sebebi içinde yetiştiği toplumun değer yargılarını içselleştirmiş olmasıyla ilgili olabilir (Günindi Ersöz, 1997). Evlilik ve çocuk kadının mesleki kariyerini olumsuz olarak etkilerken, annelik görevleri kadının karşısına engel olarak çıkmaktadır (Yeşilyaprak, 2003).
16 Kadının çalışma hayatını en çok engelleyen rolü çocuk bakımıdır. Çocuk sayısı ve çocuk bakım masraflarının artması ile kadın çalışma hayatından uzaklaşmaktadır (Fidan, 2005; Hablemitoğlu, 1998). Kadınlar annelik rolüne daha çok zaman ayırmakta ve çaba göstermektedirler (Koray, Demirbilek ve Demirbilek, 2000).
Çalışan kadın, aile ve iş sorumluluklarını yerine getirmeye çalışırken çatışma yaşamaktadır (Savcı, 2000; Şahin, 2008). Kadının çalışma hayatı ve ev içi sorumlulukları ve bu sorumlulukları dengeleme çabası, kadını ruhsal bakımdan olumsuz etkilemektedir. Ev içi sorumlulukları aksadığı zaman kadın sorgulanmakta, beceriksiz olarak nitelenmektedir (Girginer, 1994; Pur.1992; Zeybekoğlu, 2010). Bazı çalışan kadınlar iş ev ikilemi içinde oldukları için rol çatışması yaşamaktadırlar (Savcı, 2000;
Özmete ve Eker, 2012).
Kadınların çalışma hayatındaki konumunu aile hayatı belirlediği için ev sorumlulukları ile iş hayatı arasında denge sağlamak isteyen kadın, geleneksel rolünü aksatmayacak meslekler seçmektedir (Gök, Akgül, 2013; Özçatal, 2011; Soyer, 2008).
İş hayatına katılımı, çalışma saatleri, sorumlulukları evli olup olmadığına ve çocuk sayısına göre değişmektedir (Dolmacı ve Türeli, 2012). Kadın aile hayatına öncelik verince, iş hayatında ikinci sınıf çalışan olma durumunda kalmaktadır (Aytaç, 2001;
Çakır, 2008). Kadınların ev işlerini aksatmayacak şekilde çalışmayı tercih etmeleri yarı zamanlı veya evden çalışma gibi seçenekleri doğurmaktadır (Gökakın, 2000; Kaya, 2009; Uçgunoğlu, 2012).
Kadınlar yönetim kademelerinden, bilim, teknoloji alanlarından dışlanmışlar, yardımcı görevlerde bakım, hizmet işlerinde alt konumlarda düşük ücretle çalışmaktadırlar. Geleneksel rollerini yapmaya vakit ayırabilmek için kısmi süreli çalışma, evden çalışma ve esnek çalışma şekillerini tercih etmektedirler (Çakır, 2008;
Hablemitoğlu, 2005; Karadeniz, 2011).
1980’li yıllarda başlayıp, 1990’lardan sonra yaygınlaşan “girişimcilik” adıyla yeni bir çalışma alanı ev kadınları için üretime katılma fırsatı yaratmıştır. Eğitim almamış, hiyerarşik düzen içinde zamanında çalışma hayatına girmemiş, ev kadını statüsünde olan kadınlar genellikle çocuklarını büyüttükten sonra “kadın girişimci”
olarak çalışma hayatına katılmaktadırlar. Girişimci kadınlar arasında evlilik oranı yüksek olup daha çok hizmet sektöründe yer almaktadırlar (Nayır, 2008; İlter,2008;
Yalman ve Gündoğdu, 2014; Yetim,2005).
Kadının çalışma hayatına girmesi ataerkil düzen etkisinde olduğu gibi çalışma hayatındaki konumu da ataerkil anlayışla gerçekleşmektedir (Kılınç, 2004; Topalan, 1982). Toplumun cinsiyete göre farklı beklenti içinde olması mesleklerin cinsiyete göre sınıflanmasına neden olmaktadır. Bazı mesleklerde kadın, bazı mesleklerde erkeklerin yoğunlaşması cinsiyete göre ayrışmanın olduğunu göstermektedir ve mesleklerin “kadın işi” “erkek işi” olarak kabul edilmesi sonucunu doğurmaktadır (Aslan, 2006). Ülkelerin çoğunda işler kadın ve erkek işleri olarak ayrılmaktadır (Akoğlan, 1997). Bir işin kadın işi olarak kabul edilmesi, o işin önem derecesini düşürmektedir (Kuzuca, 2014). Bakım, anlayış, sabır, dayanışma ve annelik davranışlarını çağrıştıran işler kadın işi olarak kabul edilmekte ve duygusal emek olarak nitelendirilmektedir (Özkaplan, 2009).
Kadınların çoğunlukla yer aldığı geleneksel rollerine uygun işler olan hizmet sektöründe bile üst düzey yönetici pozisyonlarına yükselememektedirler (Örücü, Kılıç ve Kılıç, 2007). Aynı eğitim düzeyinde bulunan kadın ve erkek çalışanlardan, üst yönetim kademelerinde yer alanlar çoğunlukla erkek çalışanlar olmaktadır (Can,2010;
Çelikten, 2004). Cinsiyetçi kalıp yargılar, sosyalleşme sürecinde toplumdan ve aileden alınan eğitimle oluşmaktadır (Arıkan ve Yıldırım, 1993). Kadınlar ve erkekler aynı sosyalleşme sürecinden geçtikleri için, kadınlarda “erkek işi olarak kabul edilen yönetici kadroları hedeflemediklerinden sayıları az olmaktadır (İnandı ve Tunç, 2012). Üst düzey yönetici kadrolarda yer alan kadınların sosyo ekonomik düzeylerinin yüksek ve eğitimli oldukları görülmektedir (Bayer, 2010; Karaca, 2007). Vasıflı işlerde çalışan eğitimli kadınlar geleneksel rolleri için kariyerlerinden vazgeçmemektedirler (Kumaş ve Fidan, 2005; Tükeltürk ve Perçin, 2008). Nitelikli ve eğitimli kadınlar erkek meslekleri olarak bilinen mesleklerde çalışma imkânı bulabilmektedirler.
Kadın mühendisler daha çok gıda, çevre ve kimya mühendislikleri gibi masa başı çalışma gerektiren mühendislik dallarında yoğunlaşmaktadırlar. Şantiyede erkek çalışanlar kadın mühendis ile çalışmaya direnmektedirler (Emre, 2007). Bir erkek doktordan sadece alanında başarılı olması beklenirken, kadın doktorlardan mesleki başarı yanında “iyi eş” ve “iyi anne” olması beklenmektedir (Arslan, 2006). Uzmanlık alanlarında cinsiyetçi ayrımın olduğu, cerrahi gibi bazı uzmanlık alanlarında kadın hekim sayısının oldukça sınırlı olduğu, kadın hekimlerin nöbeti olmayan ya da daha az nöbeti olan alanlarda yer aldıkları görülmektedir (Kuzuca, 2014).
18 Silahlı Kuvvetlerde görev alan kadın subaylar daha çok sağlık alanında görülmektedirler. Hemşirelik başta olmak üzere, sağlık alanında yoğunlaşarak, tüm meslek gruplarına yayılmıştır (İnanç ve Hatipoğlu, 1997). Deniz Kuvvetlerinde görevli kadın subaylar ise, erkek meslektaşlarının çalıştığı görevlere atanmakta ve bu görevlerini başarı ile yerine getirmektedirler (Göltekin ve Özdemir, 1997).
Erkek çalışanların çoğunlukta olduğu eğitim denetmenliği mesleğinde kadın denetmenler eve iş getirdiklerinde aile yaşantıları olumsuz etkilenmekte ve üst düzey görevler için tercih edilmemektedir (Canlı, Demirtaş, Bozok ve Doruk, 2013).
Araştırmaların sonuçları; çalışan kadınların çalışma hayatındaki konumunun en çok ev işleri ve çocuk bakımından etkilendiğini, kadınların çalışma hayatlarını aile yaşantısına göre düzenlediklerini göstermektedir.
2.2. İlgili Araştırmalar
Bu bölümde ülkemizde ve yurtdışında cinsiyet rolleri ve kadının çalışması ile ilgili lise ve üniversite öğrencileri üzerinde yapılmış araştırma bulgularına yer verilmiştir.
Yurtiçinde Yapılan Araştırmalar
Topalan’ın (1982) Ortaöğretimde okuyan kız ve erkek öğrencilerin düşledikleri meslekleri araştırdığı çalışmasında, öğrencilerin düşledikleri meslek alanları ile cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Kız öğrenciler daha az eğitim gerektiren meslek alanlarını tercih ederken, erkek öğrencilerin çoğunluğu yükseköğrenim ve sonrasını gerektiren meslekleri tercih etmişlerdir. Üst sosyo-ekonomik düzeyden gelen ailelerin çocukları yüksek öğrenim ve sonrasını gerektiren meslekleri düşlerken, alt sosyo- ekonomik ailelerden gelen öğrenciler ortaöğretim gerektiren alanları istemişlerdir.
Tanrıöğen’in (1997) çalışmasında, Öğretmenlik bölümünde okuyan öğrencilerin, öğretmenlik mesleğine yönelik tutumlarının cinsiyete göre farklılaştığı sonucu elde edilmiştir. Kız öğrencilerin, erkek öğrencilere oranla öğretmenlik mesleğini daha fazla benimsedikleri, daha olumlu tutuma sahip oldukları belirlenmiştir. Bu durumda öğretmenlik mesleğinin toplumdaki kalıplaşmış cinsiyet rolleri ile ilişkisi görülmektedir.
Üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine bakış açısının incelendiği araştırmalarda, kız öğrencilerin erkek öğrencilerinden daha fazla eşitlikçi tutuma sahip oldukları, erkeklerin ise daha geleneksel cinsiyet rollerine sahip oldukları görülmektedir. Cinsiyete göre cinsiyet rollerine bakış açısı değişmektedir(Aşılı, 2001;
Atış, 2010; Güvenç, 1996; Öngen ve Aytaç, 2013).
Kuzgun ve Sevim (2004) tarafından yapılan araştırmada, eğitim düzeyi arttıkça hem kadın hem erkeklerin kadının çalışmasına yönelik olumlu tutum sahibi oldukları belirlenmiştir. Dini yönelimle, kadının çalışması arasındaki ilişki ise yüksek bulunmamıştır. Bu sonuç, araştırmacı tarafından kadının çalışmasına ilişkin tutumlar üzerinde geleneksel cinsiyet rollerine ilişkin toplumsal değerlerin etkisiyle ilgili olduğu şeklinde yorumlanmıştır.
Fidan, İşçi ve Yılmaz (2006), üniversite öğrencilerinin mesleklere ilişkin tutumlarının, “kadın mesleği” olarak görülen meslekleri ve bunların kadına özgü değerlendirilmesindeki temel değişkenleri sorgulamıştır. Kadın mesleği olgusu en fazla hemşirelik ve öğretmenlik ile tanımlanmakla beraber, öğretmenlik mesleğinin en yüksek değere sahip olduğu görülmüştür. Eğitim içerikli meslekler kadına yakıştırıldığı halde akademisyenlik kadınlara özgülük açısından düşük değer almıştır.
Akademisyenlik bilimsel ve araştırma yanı ile erkeklere özgü olarak değerlendirilmektedir.
Sevim’in (2006), Eğitim Bilimleri ve İlahiyat Fakültesi öğrencileri arasında yaptığı araştırma sonucuna göre, kadınsılık ve dini yönelimin duygusal boyutu kadının çalışmasına yönelik tutumu anlamlı şekilde yordamıştır. Kadınlar kadının çalışmasını daha çok kabul etmektedirler.
Sevim (2007)’nin farklı öğretmenlik alanlarında okuyan son sınıf öğrencilerinin kadının çalışmasına karşı tutumlarının bazı değişkenlere göre farklı olup olmadığını incelediği araştırmasında elde ettiği bulgulara göre; cinsiyet, eğitim ve ailelerin yaşadığı yerleşim yerine göre tutumlar farklılaşmaktadır. Kız öğrenciler erkek öğrencilere göre, ailesi şehirde yaşayan öğrenciler ailesi köyde yaşayanlara göre, annesi çalışan öğrenciler, annesi çalışmayan öğrencilere göre kadının çalışmasına yönelik daha olumlu bakmaktadırlar.
Vefikuluçay, Zeyneloğlu, Taşkın ve Eroğlu (2007)’nun üniversite son sınıf öğrencileriyle yaptıkları araştırmanın bulgularına göre, kız öğrencilerin evlilik yaşamı
20
ile ilgili konularda daha geleneksel tutum gösterdikleri, erkek öğrencilerin ise kadının çalışma hayatına katılması konusunda cinsiyet ayrımcılığını destekledikleri görülmektedir. Benzer bir şekilde yurtta kalan üniversite öğrencileriyle yapılan bir çalışmada, öğrencilerin geleneksel cinsiyet rol kalıplarını benimsedikleri, erkek öğrencilerin kız öğrencilerden daha geleneksel tutuma sahip oldukları görülmektedir (Pınar, Taşkın ve Eroğlu, 2008).
Zeyneloğlu (2008)’nun hemşirelik bölümü öğrencileri ile yaptığı araştırmada, öğrencilerin mezun oldukları lise türünden ve okudukları bölümden etkilendikleri;
Süper Lise, Anadolu Lisesi ve Fen Liselerinden mezun olan öğrencilerin, toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarının düz liseden mezun olan öğrencilere göre daha eşitlikçi olduğu, bu öğrencilerin anne-baba öğrenim düzeyinin yüksek olduğu belirlenmiştir.
Tunç’un (2009) kız çocuklarının okula gitmeme nedenlerini belirlemek amacıyla Van’da yaptığı araştırmanın bulgularına göre, kız çocukları evde annelerine yardım etme, ev işlerini üstlenme, erken evlilikler, annelik rolü gibi etkenler nedeniyle okula gidememektedirler.
Unur ve Ulusan’ın (2010) yaptıkları çalışmada, erkek öğrenciler cinsiyet ayrımını kendileri ile çok az ilgiliymiş gibi algılamışlar ve cinsiyet nedeniyle engellerle karşılaşmayacaklarını belirtmişlerdir. Kız öğrenciler ise çalışma yaşamlarında cinsiyetin bir engel olarak karşılarına çıkacağını düşünmektedirler. Hem kadın hem erkek öğrenciler cinsiyet ayrımcılığının mesleki kariyerlerini olumsuz etkileyeceğine inanmaktadırlar.
Üniversite öğrencilerinin evlilik, aile konusundaki görüşlerini belirlemek amacıyla yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre, üniversite öğrencileri kadınları aile yaşamı açısından ikincil konumda görmekte ve onları ev işleri ile ilgili ilişkilendirmektedirler. Bu tutumlar kız ve erkek öğrenciler açısından fazla farklılık göstermeseler de kız öğrencilerin oranı daha yüksektir (Bener ve Günay, 2012).
Qualiyeva’nın (2012) Azerbaycan ve Türkiye’de kadının çalışmasına yönelik tutumları incelediği araştırmasında iki toplumda da ataerkil değer yargılarının ağırlıkta olduğu, eğitim hakkının önce erkek çocuklara verildiği sosyo-ekonomik düzeyin artması ve eğitim olanaklarının genişlemesi ile kız çocuklarının eğitimden faydalandıkları görülmektedir. Kadının çalışmasına yönelik tutumlarında yumuşama
görülmekle birlikte kadınlar toplumsal yargıları içselleştirdikleri için ev işlerinin kendi sorumluluklarında olduğunu düşünmektedirler.
Öntaş ve Doğru’nun (2012) lisede okuyan erkek çocukların “İdeal Erkek”
algısını belirlemek amacıyla yaptığı bir çalışmada; lisede okuyan erkek çocuklar ataerkil değerleri benimseyerek ideal erkek tanımı yapmış olsalar da, erkeğin ev dışında olduğu kadar, ev içinde de sorumlulukları olduğunu, kadına değer vermesi, çocukları ile ilgilenmesi gerektiğini ifade etmişlerdir. Bu bulgu yeni yetişen erkek çocukların babalarından farklı olacağını düşündürmektedir.
Cangöz’ün (2013), geleceğin medya çalışanları olacağı kabul edilen öğrencilerin toplumsal cinsiyet farkındalığı ve cinsiyetçi şiddetle ilgili görüşlerinin belirlenmesi için farklı iletişim fakültesinden lisans öğrencileri ile yaptığı araştırmada, öğrencilerin azımsanmayacak oranda ataerkil yapının değer yargıları ile düşündüğü görülmektedir.
Cinsiyetçi şiddet konusunda ise gazeteci adayların, bilgilerinin yetersiz olduğu görülmüş ve ataerkil norm ve ilkeleri benimseyen yanıtlar verdikleri saptanmıştır.
Çelik, Pasinlioğlu, Tan ve Koyuncu (2013)’nun, yaptıkları araştırmada, lise öğrencilerinin cinsiyet rolleriyle ilgili görüşlerinin cinsiyet ve okul türüne göre farklılaştığı bulgusuna ulaşılmıştır. Kız öğrenciler erkek öğrencilere göre daha eşitlikçi tutum göstermişlerdir. Lise türüne göre cinsiyet rollerine ilişkin tutumlar incelendiğinde ise Anadolu Lisesi mezunları ile sağlık bölümünde okuyan öğrencilerin eşitlikçi bir tutumu benimsedikleri belirlenmiştir. Benzer şekilde hemşirelik bölümünde okuyan öğrencilerde eşitlikçi bir tutuma sahiptirler (Aydın, Bekar, Gören ve Sungur, 2016).
Ankara Devlet Planlama Teşkilatı ve Dünya Bankası Refah ve Sosyal Politika Analitik Çalışma Programının hazırladığı rapora göre (2010); Türkiye genelinde kız çocuklarının okula gitme oranlarını belirlemek amacı ile yapılan bir araştırmada, cinsiyet okula gitmeyi belirleyen önemli bir etken olarak görülmektedir. Düşük ekonomik düzeye sahip ve çok çocuklu ailelerde okuma hakkı erkek çocuklara verilmektedir. Doğuda ve kırsalda kız çocuklarının okula gitme oranları, diğer bölgelerdeki kız çocuklarına ve genel olarak erkek çocuklara göre daha düşüktür.
Annenin eğitim düzeyinin kız çocuklarının okula gitmesini etkileyen önemli bir faktör olduğu görülmektedir. Fakir, çok çocuklu ve annenin eğitim düzeyi düşük ailelerin kız çocuklarının okula gitme oranı, sosyoekonomik düzeyi daha iyi olan, az çocuklu ve anne eğitim düzeyi yüksek ailelerin kız çocuklarından daha düşüktür.
22
Türkiye’de yapılmış araştırmalara baktığımızda kız öğrencilerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarının erkek öğrencilere göre daha eşitlikçi oldukları, bu tutumların cinsiyet, eğitim ve kültür değişkenlerine göre farklılaştığı bulgusu araştırmaların ortak sonucu olarak görülmektedir.
Yurtdışında Yapılan Araştırmalar
Madill, Brintnell, Macnab, Stewin ve Fitzsimmons (1988) tarafından yapılan
“Hassas Bir Denge: Aile ve İş Yaşamında Roller” isimli çalışmada Kanada’da ve Kuzey Amerika Kıtası’nda çalışan kadınların sayısının çok fazla olmasına rağmen, iş yaşamı ve aile ile ilgili işleri bir arada götürmenin henüz toplum tarafından kabul edilebilir bir durum olmadığı belirtilmiştir. İş yaşamındaki kadınlar için ev işleri ve iş yaşamının gerekliliklerini bir arada yapmak bir sorun olarak görülmemesine karşın, bu durum erkek meslektaşlar ya da amirler için sorun olarak görülmekte ve erkekler kadınların iki alanda birden yeterli olamayacaklarını düşünmektedirler.
Japonya ve Almanya’daki üniversite öğrencilerinin sosyalleşme ve cinsiyet rollerine ilişkin algıları arasındaki farklılaşmayı belirlemek amacıyla yapılan bir araştırmada, Japon üniversite öğrencilerinin Almanlara göre daha geleneksel cinsiyet rollerine yönelimli oldukları bulunmuş aradaki bu farkın iki toplum arasındaki kültürel değerlerden kaynaklandığı tartışılmıştır (Trommsdorff ve Iwawaki, 1989).
Adler ve Brayfield (1997) tarafından Doğu ve Batı Almanya’daki kadınların çalışmaya ilişkin tutumlarını karşılaştırmak amacıyla yapılan araştırma sonuçlarına göre Doğu Alman kadınlarının Batı’ya göre çalışmayı daha önemli gördükleri ve çalışmanın sosyoekonomik ve sosyal getirilerine daha fazla değer atfettikleri görülmüştür. Aradaki bu farkın ise iki farklı devlet ideolojisine sahip olan Doğu ve Batı Almanya kadınlarının yaşam deneyimleri arasındaki farklılaşmadan kaynaklandığı düşünülmektedir.
Araştırmada ayrıca Doğu Almanya’nın kadınların çalışma yaşamına katılmasına ilişkin Batı Almanya’ya göre olumlu tutum geliştirmekte daha başarılı olması da bulgular ışığında tartışılmıştır.
Twenge (1997) tarafından yapılan, 1970 ve 1995 yılları arasında kadına yönelik tutum üzerine yapılmış araştırmaları kapsayan meta analiz çalışmasına göre kadın haklarına yönelik tutumlar 1970’ten 1995’e doğru gittikçe daha liberal ve feminist olma eğilimi göstermektedir. Ancak erkeklerdeki bu ilerlemenin kadınlara göre daha az doğrusal olduğu ve 1980’de az bir artış gösterirken 1990’a doğru artışın daha fazla ivmelendiği belirtilmiştir. Yıllar ilerledikçe kadınların çalışması, ev işlerinin paylaşımı ve kadınların üniversiteye girişte erkeklerle aynı şartlara sahip olması ile ilgili görüşlerin daha az geleneksel olmaya başladığı görülmüştür.
Gowan ve Trevino (1998)’nun Meksika asıllı Amerikalı 76 kadın ve 62 erkek ile yaptığı ve aile ve kariyer rollerine ilişkin tutumu incelediği araştırmasına göre; yaş, medeni durum, çocuk sayısı, kültürel etkileşim gibi değişkenler kontrol altında tutulduğunda, erkeklerin kadınlara göre kadınların çalışmasına yönelik olarak anlamlı bir şekilde daha fazla geleneksel görüşe sahip oldukları belirlenmiştir. Aynı şekilde, çocuk bakımında ana baba sorumluluğuna ilişkin olarak da erkeklerin kadınlara göre daha geleneksel görüşleri benimsedikleri görülmektedir.
Loo ve Thorpe (1998) tarafından yapılan kadının toplumdaki rolüne ilişkin tutumları araştıran çalışmaya göre kadınların erkeklere göre daha özgürlükçü tutuma sahip oldukları görülmektedir. Çalışmada ayrıca; erkeklerin, kadınların tipik olarak erkek mesleği olarak tanımlanan mesleklere girmelerini, meslekteki liderlik rollerinin ve otoritelerinin sarsılacağını düşünmeleri sebebiyle desteklemedikleri ifade edilmektedir.
Tayvan ve Çin’in kıyı bölgelerini kapsayan evli bireylerle yapılmış bir araştırma sonucuna göre erkeklerin kadınlara göre daha gelenekselci cinsiyet rollerine sahip oldukları, politik ve ekonomik sistem farklarından ötürü de Tayvanlıların Çinlilere göre cinsiyet rollerine ilişkin tutum bakımından daha eşitlikçi oldukları ifade edilmiştir.
Sosyo-ekonomik ve demografik bazı faktörler kontrol edildiğinde, çalışıp çalışmamak cinsiyet rollerine ilişkin tutumu kadınlarda erkeklere göre daha fazla etkilemektedir (Tu ve Chang, 2000).
1994-1997 yılları arasını kapsayan boylamsal bir araştırmada Büyük Britanya’daki 602 aileden elde edilen verilerle ergenlerin cinsiyet rolü tutumları ile anababalarının cinsiyet rolü tutumları arasındaki ilişki araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre geleneksel tutumun kadın ergenlerde azaldığı söylenebilir. Erkek
24 ergenlerin babalarına benzer şekilde geleneksel erkek rolünü tehdit eden değişiklikleri desteklemekte gönülsüz oldukları belirtilmiştir (Burt ve Scott, 2002).
Mahaffy ve Ward (2002) tarafından ABD’de 6086 lise öğrencisinden elde edilen veriler üzerinde yapılan araştırmanın sonuçlarına göre kadınlar çocuk bakımına ayıracakları sürenin eğitim yaşamları üzerinde etkisi olacaklarını düşünürken, erkeklerin böyle bir endişesi bulunmamaktadır. Aynı şekilde kadınların eğitime yönelik planlarının da çocuk yetiştirme planları üzerinde etkisi olduğu görülürken, erkeklerde böyle bir etki gözlenmemiştir. Araştırma sonucuna göre cinsiyetin gelecek planları açısından önemli farklılaşmalara neden olduğu ifade edilmiştir
Bryant (2003)’ün kadınlık rolüne ilişkin tutumların değişimi üzerine yaptığı araştırma sonuçlarına göre 4 yıllık bir üniversite eğitimi sonucunda bireylerin geleneksel görüşlerinin azaldığı gözlenmiştir. Bu boylamsal araştırmaya göre ayrıca kadınların eğitim öncesi ve sonrasında da erkeklere göre daha eşitlikçi tutuma sahip oldukları, bu nedenden dolayı her iki cins için de geleneksel görüşlerin azalma oranının yakın olmasına rağmen kadınların eşitlikçi görüşlerinin erkeklerden daha yüksek olma eğilimini sürdürdüğü görülmektedir.
1990, 1995 ve 1999 yıllarında yapılan Dünya Değerler Araştırmasının verileri kullanılarak 25 OECD ülkesindeki kadınların iş piyasası sonuçları üzerindeki toplumsal cinsiyet rolleri ve değerlerin etkisini araştırmak amacıyla yapılan araştırmaya göre kadınların istihdam oranlarında ve cinsiyete göre ücret farkı ile ilgili eşitlikçiliğe aykırı görüşler bulunmaktadır. Ancak bu görüşlerin günümüzdeki topluluklarda eskiye göre yumuşadığı da ifade edilmektedir. Öte yandan kadının rolünün ev hanımlığı olduğuna ilişkin erken yaşlarda oluşan ve dini ideoloji ile de bağlantılı olan görüşlerin ise zamanla değişmediği ve aynı kaldığı da görülmektedir. Aile değerleri ve eşitlikçi görüşler arasındaki çatışmanın, iş piyasasındaki cinsiyet eşitliği yolunda karşılaşılan başka bir engel olduğu belirtilmektedir (Fortin, 2005).
Powell ve Greenhaus (2010) toplumsal çevre ve alınan eğitimin kadın ve erkeklerin cinsiyetlerine uygun roller ve toplumsal cinsiyet kimliği benimsemelerini etkilediğini belirtmişlerdir. Bu doğrultuda erkekler için iş yaşamı aile rollerinden daha önemli hale gelirken, kadınlar için ev ile ilgili işleri yürütme ve çocuk bakımı gibi işler öne çıkmaktadır.