69
PROF. DR.
NEJAT GÖYÜNÇ ARMAĞANI
Prof. Dr. Nejat Göyünç:
Hayatını Yalnız Tarihçiliğe Değil Tarihçi Yetiştirmeğe de
Adamış Bir Gönül Adamı
Prof. Dr. Ahmet Yaşar OCAK
Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü
Muhterem hocamın ruhunu ta’ziz için
Türkiye üniversitelerinin tarih bölümleri kuruluşlarından bugüne kadar birçok tarihçi akademisyen, tarih araştırmacısı, ama mesleğini hem bilimsel anlamda, hem de etik açıdan hakkıyla icra edebilen, uluslararası planda adından saygıyla söz ettiren pek az tarihçi yetiştirmiştir. Bu, üzerinde ayrıca ciddiyetle düşünülmesi ve tartışılması gereken bir konudur. İşte Prof. Dr. Nejat Göyünç bu son gruptaki pek az tarihçiden biridir. Bu satırların yazarı onu tanıma şansına, onunla birlikte çalışma imkânına ve onun teşvik- lerine mazhar olmuş öğrencilerinden biridir.
Nejat Göyünç Hoca ve İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü’ndeki Öğrencilik Yıllarım
Nejat Göyünç Hoca’yı 1967-68 ders yılında İstanbul Üniver- sitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’ne öğrenci olduğumun ertesinde, 1969’da tanıdım. O bölümün öğrencisi olmuş olan herkesin bildiği gibi, o zamanlar birinci sınıfta Tarih Metodu ve malum çağlara dair Bibliyoğrafya dersleri alıp sınavlarında başarı- lı olduktan sonra, ikinci sınıfta çağlara ayrılmış kürsülerden biri tercih ediliyor ve dört yıl sonra o kürsüden mezun olunuyordu.
Çağ kürsülerinin dışında Umumi Türk Tarihi ve Osmanlı Mede- niyeti ve Müesseseleri Tarihi kürsüsü gibi başka kürsüler de vardı.
Öğrenci, hangi kürsüyü seçerse seçsin, diğer kürsülerden, hatta yakın bölümlerden de ders alabiliyordu.
İkinci sınıfa geçtiğimde, Yeniçağ Kürsüsü’ne kaydolmayı dü- şünüyordum. Çünkü orada merhum Cengiz Orhonlu’dan çok bahsedildiğini duymuştum. Zaten Ortaokul ve Lise öğrencisiyken F. Fazıl Tülbentçi’nin romanları bende Osmanlı siyasî tarihine karşı büyük bir merak uyandırmıştı, ama, daha sonra bu tarihin
70
TARİHÇİLİĞE ADANMIŞ BİR ÖMÜR
beni pek sarmadığını hissetmekte ve tereddüt içindeydim. İşte bu açmazdan beni ilahiyat tahsilim esnasında da yakın arkadaşım olup, Tarih Bölümünde benden bir sınıf önde bulunan Mehmet İpşirli kurtardı. Bana Prof. M. Tayyip Gökbilgin’in başkanı ve o sıralar yeni doçent olmuş olan Nejat Göyünç’ün de hocalık yaptı- ğı Osmanlı Medeniyeti ve Müesseseleri Tarihi Kürsüsü’nü tercih etmemi ısrarla telkin etti. Lakin öğrenciler arasında Tayyip Gök- bilgin Hoca’nın zor ve titiz biri olduğuna dair dolaşan rivayetler sebebiyle bu kürsünün pek tercih edilmediğini biliyordum. Zaten kürsünün üç sınıfında bu yüzden topu topu 9 kişi olduğunu duy- muştum. Oysa diğer kürsülerde öğrenci sayısı bundan dört beş misli fazlaydı. Sonuçta adı geçen kürsüye kaydolmak için müra- caat etmeye karar verdim.
Çekinerek Kürsü başkanlığı odasına girdiğimde genç bir hoca beni güler yüzle karşıladı ve kayıt yaptırma konusunda ciddi olup olmadığımı, iyi düşünüp düşünmediğimi sordu. Kararlı ol- duğumu söyledim. Sonra bana kürsüdeki dersler hakkında bilgi verdi. O gün, sempatik, güler yüzlü, insana güven veren sakin bir sesle konuşan bu genç hocanın henüz doçent olmuş Nejat Gö- yünç olduğunu öğrendim.
Kısacası, daha ilk derslerde Nejat Hoca’nın esprili ve sıcak, güven veren havası beni sarmış, Tayyip Hoca’nın hiç de söylendiği gibi sert olmadığını, sempatik ve babacan tavırları, ders anlatış tar- zı ve derin müktesebatıyla etkileyici biri olduğunu fark etmiştim.
Onun özellikle Osmanlı kurumları ve diplomatiği konusundaki dersleri çok öğretici, düşündürücü ve faydalıydı. Böylece ilerleyen zaman, bu kadar az sayıdaki öğrenci ile kürsü hocaları arasında ne kadar hoş ve samimi, ama ciddi ve semereli bir ortamda ders yapıldığını gösterdiği gibi, arkadaşım Mehmet İpşirli’yi dinleyip bu kürsüyü seçmekle ne kadar isabetli bir karar verdiğimi de teyit etmiş oldu.
Nejat Göyünç Hoca, Amerika ve Avrupa üniversitelerinde ol- duğu gibi, zaman zaman bizi evine davet ediyor, bir yandan sem- patik ve hamarat bir hanım olan muhterem eşinin demlediği çay refakatinde, hazırladığı pasta ve çörekleri zevkle midelerimize in- dirirken, bir yandan da hoca ile sıcak ve samimi sohbetler ediyor- duk. Hocanın bu sohbetlerinin, aynı zamanda çok yararlı dersler olduğunu fark etmekte gecikmedim. Onun fakültedeki dersleri de nitelikli idi. Özellikle arşiv belgelerini okuma konusunda yaptır- dığı seminerler çok yararlı oluyordu. Hoca klasik dönem Osmanlı
71
PROF. DR.
NEJAT GÖYÜNÇ ARMAĞANI
siyasi, toplumsal ve ekonomik tarihi çalışacaklar için olmazsa ol- maz Divani, Divani kırması ve Siyakat yazılarını yaptığı seminer- lerde sıkmadan, usandırmadan, sabırla ve başarıyla bize öğretti.
Bu seminerlere Amerika ve Avrupa’dan, hatta Japonya’dan gelen genç doktora öğrencileri de katılıyorlardı. Nitekim şimdi ünlü bir Japon Osmanlı tarihçisi olan Prof. Yuzo Nagata’yı bu seminerler- de tanımıştım. Bir diğeri ile 1992 yılında Ann Arbor’daki bir ulus- lararası sempozyumda karşılaşmam, benim için hoş bir sürpriz oldu. Bu, bugün yine ünlü bir Osmanlı tarihçisi olan Amerikalı Prof. Rudi Paul Lindner’den başkası değildi. Prof. Lindner bana hoca ile olan hatıralarından bahsetmiş, onun öğrenci yetiştirme konusunda ne kadar feragat sahibi ve benzeri az bulunan bir hoca olduğunu müşahede ettiğini takdir ve hürmet duygularıyla anlat- mıştı.
Üç yıl süren Kürsüdeki öğrenciliğim boyunca gerek Tayyip Gökbilgin Hoca’nın, gerekse Nejat Göyünç Hoca’nın sıcak ilgisi hep devam etti. Tayyip Hoca bana meşhur Edirne ve Paşa Liva- sı kitabını, Nejat Hoca ise XVI. Yüzyılda Mardin Sancağı kitabını hediye ettiler. Bu beni çok sevindirmişti. Hatta elimde kitapları gören asistanlar Tayyip Hoca’nın kitabı kendilerine bile hediye etmediğini, benim nasıl aldığımı sorduklarında hem çok şaşırmış, hem de çok gururlanmıştım. O kitapları hala özenle saklarım. İki- sinin de ruhu şad olsun.
Nejat Hoca’nın bir özelliği, bölüm öğrencilerini her yıl yurt içi tarih gezilerine götürmesiydi. Bu çerçevede bir defa Bursa, Yenişehir, İnegöl, Bilecik ve İznik başta olmak üzere, Osmanlı Beyliği’nin kurulduğu topraklara, bir defa Edirne ve havalisine birer haftalık inceleme gezileri yaptık. Fakat bunlardan en etki- leyicisi, 1970 yazında yaptığımız Doğu Anadolu gezisiydi. Bir ay boyunca Malatya’dan başlayarak, Elazığ, Bingöl, Bitlis, Arapkir, Van, Ahlat, Erzurum şehirlerini, buralardaki tarihi mekânları gez- dik. Bunun benim için çok öğretici, zevkli ve semereli bir seyahat olduğunu söylemeliyim.
Bütün bunların ötesinde belki ufkumun açılması ve bugün çalıştığım alana girmemi sağlaması bakımından Nejat Göyünç Hoca’nın derslerinin ötesinde bana en büyük katkısı, mezuniyet tezi olarak Osmanlı İmparatorluğu’nda tekke ve zaviyeler konu- sunu vermiş olmasıdır diyebilirim. Bu konu vasıtasıyla önce Prof.
Semavi Eyice’nin İ.Ü. İktisat Fakültesi Mecmuası’ndaki “Zaviyeler ve Zaviyeli Camiler” makalesi ile Prof. Ömer Lutfi Barkan’ın Va-
72
TARİHÇİLİĞE ADANMIŞ BİR ÖMÜR
kıflar Dergisi’ndeki meşhur “Kolonizatör Türk Dervişleri” isimli makalesini okudum. Bunlar beni Köprülü ve Gölpınarlı’nın eser- lerine sevketti. Böylece aradığım yolu bulduğumu anladım.
Son sınıfta iken, Nejat Göyünç Hoca kürsüye iki yurt dışı doktora bursu tahsis edildiğini, bunun sınavı için hazırlanmamın iyi olacağını söylediğinde çok sevinmiştim. Fakat sonra ne oldu ise bunlardan birinin Arkeoloji Bölümü’ne aktarıldığını öğren- dim. Bu beni üzmüştü. Diğer bursu ise benden bir yıl önce mezun olan arkadaşım Mehmet İpşirli kazandı ve İngiltere’ye gönderildi.
İkinci bursun iptaline çok üzülmüştüm. Ben bu üzüntü içinde öğretmenliğe müracaat ederek Osmaniye (Adana) İmam-Hatip Okulu’na tayin edildim. Tabiatıyla kaderin bana ileride akademik hayatım için ne hoş bir sürpriz hazırladığından haberim yoktu.
Burada 1971 yılındaki mezuniyet sınavım ile ilgili unuta- mayacağım bir hatıramı nakletmek istiyorum: Bahar sömestri sonları idi ve ben bütün gücümle mezuniyet sınavlarına hazırla- nıyordum. Günlerce ders notlarımı tekrar tekrar gözden geçirip hazırlandım. Sınavlar sözlü olacaktı. Sınav günü fakülteye gittim.
Sıram geldiğinde odaya girdim ve gösterilen sandalyeye oturdum.
Nejat Hoca da orada idi. Sınavı Tayyip Hoca ile birlikte yapıyor- lardı. Ben büyük bir heyecan içinde soruları beklerken, Tayyip ve Nejat Hocalar “Ahmet biz seni çok iyi tanıyoruz. Sana soru sormayacağız. Ama sen bize kendini ve ileride ne yapmak iste- diğini anlat!” deyince ne olduğumu şaşırdım. Böyle bir durumu hiç beklemiyordum. Ama son derece de mutlu olmuştum. Çünkü hem sınav korkumu atlatmış, üstelik daha da önemlisi, hocaların iltifatına mazhar olmuştum.
Kısacası, 1971 Ekim’inde formaliteleri tamamlayıp Osmani- ye’deki öğretmenliğime başladım. O sene Nejat Göyünç Hoca’nın da Ankara’da Hacettepe Üniversitesinde, Prof. Ercüment Kuran başkanlığındaki yeni açılan Tarih Bölümü’ne geçtiğini duymuş- tum. Osmaniye’deki öğretmenlik günlerim çok güzel geçiyor- du. Öğretmenliği sevmiştim. Derken 1972 Nisan’ında Nejat Göyünç Hoca’dan bir mektup aldım. Ay içinde Hacettepe Tarih Bölümü’nde asistanlık sınavı açılacağını ve benim de müracaat etmemi bildiriyordu. Çok sevinmiştim. Çünkü tarihte akademik kariyer yapmayı çok istiyordum.
Sınava girdim ve benimle beraber müracaat eden toplam beş aday arasından kazananın ben olduğumu öğrenmek beni çok mutlu etmişti. Çünkü hem istediğim bir mesleğe ilk adımımı atı-
73
PROF. DR.
NEJAT GÖYÜNÇ ARMAĞANI
yor, hem de tekrar Nejat Hoca ile çalışma imkânını elde ediyor- dum.
1972 Haziran’ına kadar Osmaniye’deki öğretmenliğime de- vam ettim. Temmuz’da istifa edip muamelelerimi tamamlayarak Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü’ndeki asistanlık görevine başladım. Benim bu bölümde çalışmaya başlamış olmam, şunu çok iyi biliyorum ki, daha İstanbul’dayken beni yanlarına asistan almak isteyen, ama kadrosuzluk sebebiyle bunu gerçekleştireme- yen Tayyip Gökbilgin Hoca ile Nejat Göyünç Hoca’yı çok mem- nun etmişti.
Nejat Göyünç Hoca ve Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölü- mü’ndeki Asistanlık Yıllarım
Hacettepe Tarih Bölümü’nde mastere başladığımda, bana en çok yardımcı olan Nejat Göyünç Hoca’ydı. Çalışma alanı olarak Osmanlı dini-sosyal tarihine karşı ilgimi görmüş ve bu yolda ça- lışıp uzmanlaşmamın yararlı olacağını hep söylemişti. “Osmanlı İmparatorluğu’nda Zaviyeler (XIV.-XVII. Yüzyıllar)” isimli mas- ter tezimi onun yanında 1972-1974 yılları arasında hazırladım. Bu arada 1973 yılında ilk bilimsel makalemi de yine onun teşvikiyle yayınladım. O sene bilindiği gibi Cumhuriyet’in 50. Yıldönümü idi. Nejat Göyünç Hoca Yozgatlı olmam hasebebiyle, Milli Müca- dele döneminde Çapanoğlu İsyanı ile ilgili bir makale hazırlama- mı bana teklif ettti. Hatta bu makale için, isyan olayını görmüş ve yaşamış olup o yıllarda henüz hayatta olanlarla mülakatlar yap- mamı ve böylece elde edeceğim görgü şahitliklerini makalemde kullanmamı özellikle tavsiye ettiğini hatırlıyorum.
Bunu yaptım ve olaya şahitlik edenlerle gerçekleştirdiğim mülakat metinleri ile bana verdikleri bizzat kendi yazılı hatırala- rını kullandım. Farkına varmadan bu yaptığım, bugün “sözlü ta- rih” denilen şeyden başkası değildi. Nitekim makale başta bölüm başkanı Prof. Ercüment Kuran olmak üzere, bizzat Nejat Göyünç Hoca tarafından çok beğenildi.
O sene her iki hocam da benim Fransız Hükûmeti’nin açtığı bir yıllık araştırma bursuna başvurmamı ısrarla istemişlerdi. Çün- kü benim hiç olmazsa bir yıl bir Avrupa üniversitesinde tecrübe sahibi olmamı ve dil öğrenmemi arzu ediyorlardı. Bunun için beni çok teşvik ettiler. Dediklerini yaptım ve bir burs kazandım.
İşte tam bu noktada Nejat Göyünç Hoca bana bir yol gösteri- cilik daha yaptı. Benim Strasbourg’ta dünyaca ünlü bir Türkolog
74
TARİHÇİLİĞE ADANMIŞ BİR ÖMÜR
olan Prof. Irene Mélikoff’un yanına gitmemin çalışmak istediğim alan açısından çok yararlı olacağını söyleyerek ona mektup yaz- dı. Gelen cevap müspetti. Hoca beni yanında çalıştırmayı kabul etmişti. Bu beni inanılmaz derecede sevindirmişti, ama diğer yan- dan da yabancı bir ülkeye ve üniversitesine gidecek olmanın ver- diği bir korkuya da sevk etmişti.
Kısacası, ondan sonra her şey peş peşe gelişti. 1974 Hazira- nında Strasbourg’a gittim ve doktora programına kaydolarak Prof.
Mélikoff’la çalışmağa başladım. Ama beni burada da bir sürprizin beklediğini bilmiyordum. 1975 yılı bahar sömestr sonunda Prof.
Mélikoff bana bursumu her sene uzattırarak doktoramı yanında tamamlamamı sağlayacağını bildirince ne kadar sevindiğimi an- latamam. Prof Mélikoff dediğini yaptı. Her yıl bursumu uzattırdı.
Sonuçta 1974 yılında gittiğim Fransa’dan 1978 yılında Doktoramı tamamlayıp Türkiye’ye döndüm.
İşte Nejat Göyünç Hoca’nın benim akademik hayatımdaki çok önemli yerinin ve emeğinin hikâyesi kısaca bundan ibaret.
Onunla dostluğumuz hem bir hoca-öğrenci, hem bir ağabey-kü- çük kardeş, hem de bir meslektaş olarak vefatına kadar sürdü.
Onu ölünceye kadar minnetle anmak benim boynumun borcu- dur. Bu günlerimi, meslek hayatımı önce Allah’a, sonra ona borç- lu olduğumu hiçbir zaman unutamam.
Bu vesileyle akademik hayatımın ilerleyen yıllardaki safhala- rında bana aynı sıcaklığı ve yakınlığı gösteren Ercümend Kuran ve Irene Mélikoff Hocalar’ı hayırla yad ve minnet hislerimi ifade ediyorum.