• Sonuç bulunamadı

Sevgili Hocam Prof. Dr. Hasan Nejat Göyünç

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "Sevgili Hocam Prof. Dr. Hasan Nejat Göyünç"

Copied!
10
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

97

PROF. DR.

NEJAT GÖYÜNÇ ARMAĞANI

Sevgili Hocam Prof. Dr.

Hasan Nejat Göyünç

Prof. Dr. Hasan BAHAR SÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü

Öğretmenlerin insan hayatında aileden hemen sonra gelen yakın bir yeri vardır. Okul çağlarında ebeveynlerden daha çok on- ların bilgilerine başvurulur. Onlar, öğrettikleri bir yana yaşantıları ile birer modeldir. Henry Adams’ın “Bir öğretmen ebediyete hük- meden insandır. Tesirlerinin nerede biteceği asla bilinmez” sözü ne kadar da yerindedir.

Öğrencileri üzerinde kalıcı etkileri olan şahsiyetlerden biri de Prof. Dr. H. Nejat Göyünç olmuştur. Ülkemizin birçok üniversi- tesinde görev yapan değerli hocamızın İstanbul, Boğaziçi ve Sel- çuk Üniversitelerinde öğrencisi olmakla iftihar ettiğim rahmetli hocamızla Selçuk Üniversitesinde de 1985-1992 yıllarında Tarih Bölümünde görev yapma şansını buldum.

O, öğrencileri tarafından örnek bir insan olarak kabul gördü- ğü gibi tanındığı farklı çevrelerde de beyefendiliği kişiliği ile öne çıkmıştır.

Hocamız Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihleri üze- rinde araştırmalar yapmış; özellikle çalışmaları Osmanlı Arşiv- leri üzerine tebarüz etmiştir. Bu nedenle de 1979-1980 dönemi Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü görevinde bulun- muştur. Osmanlı arşiv belgeleri üzerine çalışmaları bu konudaki araştırmacılar tarafından referans alınan kaynaklardandır. Nite- kim onun bu akademik yönünün ağırlık kazandığı çalışmaları ile ilgili öğrencileri ve meslektaşları tarafından biri hayatında biri de vefatından hemen sonra iki armağan kitap yayınlanmıştır. Bunlar:

1997 yılında Selçuk Üniversitesi, “Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Ata Dergisi, Prof.Dr. Nejat Göyünç Özel Sayısı” ve Kemal Çiçek’in editörlüğünde Sota & Yeni Türki- ye Yayınları’nın 2001 yılında çıkardığı “Pax Ottomana, Studies in Memoriam Prof. Dr. Nejat Göyünç”tür.

Biz öğrencileri hocamızla ilgili sohbetlerimizde gördük ki;

onun akademik yönünün yanında insani olarak da birçok konuda bize örnek olduğu ve bunların gelecek kuşaklarla da paylaşılma-

(2)

98

TARİHÇİLİĞE ADANMIŞ BİR ÖMÜR

sı gerektiğidir. Bu nedenle hocamızın hayatından farklı kesitlerin ağırlık kazandığı bir armağan sayısını çıkarmayı planladık. Şah- sım olarak da örnek aldığım birçok olaydan sadece bir kaçından söz etmek istiyorum.

Kendisini ilk kez 1979 yılında İstanbul Üniversitsi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü amfilerinde Türkiye Tarihi dersini alır- ken tanımıştım. Kendim Eski Çağ Tarihi Kürsüsü öğrencisi idim ama ikinci sınıftan itibaren üç ayrı kürsüden ders alıyorduk. Bun- lardan biri de Yakınçağ Tarihi Kürsüsü olmuştu. Yakın Çağ Tari- hinden aldığım derslerden biri de sayın hocamızın dersi Türkiye Tarihi idi.

Hocamın ilk derslerde anlattığı Falih Rıfkı Atay’ın “Zeytin Dağı” ve Şevket Süreyya Aydemir’in “Suyu Arayan Adam” kitap- larını daha bugünmüş gibi hatırlarım. Hocamızın ders verdiği o günler 12 Eylül 1980 öncesi öğrenci olaylarının yaşandığı bir dö- nemdi. Okul içindeki kavgadan fırsat bulup derse girebildiğimiz o anlarda derse konsantre olmak ayrı bir mücadele işi idi. Kimi zaman polis ve askerle yan yana oturarak ders dinlerken dersi dinlemek ve anlamak oldukça güçtü. Mide krampları içinde çoğu derslerimiz yarım geçiyordu. Ancak bütün bu olumsuzluklar için- de tatlı tatlı konuşan bize şefkatle yaklaşan baba rolünde birisi vardı. Anlattıkları kitaplar o kadar kafamda yer etmiş ki bazen öğrencilerime tavsiye ediyorum.

Hocamızdan daha sonra üçüncü sınıfta İnkılâp Tarihi ve Ata- türk İlkeleri dersi almıştık. Bu dersi bütün fakülteden öğrencilerin ortak alması nedeniyle daha karışık geçiyordu.

Asıl kürsüm Eski Çağ Tarihindeki hocalarımız Prof. Dr. Veli Sevin, Prof. Dr. M. Taner Tarhan ve Prof. Dr. Mehmet Özsait be- raber kullandıkları bürolarında bana da bir masa göstermişlerdi.

Bana verdikleri bu ayrıcalıkla benim hem kendileri ile çalışmamı ve hem de kavga ortamlarımdan uzak durmamı sağlamışlardı. Kı- şın onların bürosunda yazın kazılarında birlikte çok güzel çalış- malar yaptık. Belki de bu şekilde o dönemin asistanlık alıştırma- larındaydım. Bu nedenle ben de Eski Çağ’da asistan kalmayı dü- şünmeye başlamıştım. Ancak 1982 yılında YÖK kurulunca yeni kurallar gelmişti. Bu geçiş aşamasında yabancı dilimin yetersiz olduğunu düşündüm.

1982 yılının sonları idi, Boğaziçi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâpları Enstitüsünün Yüksek Lisans Programı açtığını öğ- rendim. Akademik çalışmalar için mutlaka iyi bir dil eğitimi şarttı.

(3)

99

PROF. DR.

NEJAT GÖYÜNÇ ARMAĞANI

Boğaziçi Üniversitesinin açtığı sınav benim için çok önemli idi ve bu sınava girerek kazandım. Enstitüsü müdürü Nejat hocamız- dı. Burada şimdi değişik üniversitelerde öğretim üyesi olan Prof.

Dr. Ahmet Haluk Dursun, Prof. Dr. Ahmet Kanlıdere ve Prof. Dr.

Aydın Babuna’nın da bulunduğu on beş yüksek lisans öğrencisi Amerikalı hocamız Rodney Tilley’den İngilizce derslerinin yo- ğunlukta olduğu bir hazırlık yılı geçirdik. Enstitüye Tarih disipli- ninin Eski Çağ, Orta Çağ, Yakın Çağ ve Cumhuriyet Tarihi bilim dallarından ve Sosyal Bilimlerin diğer alanlarından Hukuk, Siya- set, İktisat, Felsefe ve Sosyoloji gibi alanlardan öğrenciler alınmış- tı. Nejat Hocamıza göre bilimde disiplinler arası işbirliği önemli idi. Bu nedenle Cumhuriyet Döneminde kendi alanlarımızla ilgili gelişmeleri konu edinen çalışmalar yapıp, aramızda ortak bir sen- tez oluşturmalıydık.

Hocamızın Tarih Bölümleri dışından yüksek lisans ve dok- tora yaptırması hayatı boyunca genellikle tartışılan bir konu ol- muştur. Hatta bazı farklı maksatlı kişiler onun tarih öğrencilerini sevmediği konusunda eleştiriler yöneltmesine yol açmıştır. Ancak o bu konuda; “ Tabi ki ben tarihçiyim ve de tarih öğrencilerini çok seviyorum; bizim çalışmamızda arşivler çok önemli. Onları arşivler için yetiştiriyorum. Osmanlı arşivleri için bu öğrencilerim çok başa- rılı ancak yurt dışındaki arşivler için de Fransız, Alman ve İngiliz arşivlerinde de araştırma yapacak elemanlara ihtiyaç var. Oralarda araştırma yapabilecek elemanları dil mezunlarından alarak Osman- lıca da öğretip hem ülke içinde hem de ülke dışında çalışabilecek ele- manlar yetiştirmeye çalışıyorum” demekteydi.

Hocamızla Boğaziçi Üniversitesinde bir yıl birlikte çalışmış- tık. Tarih sohbetleri, konferansları dışında çok yönlü sosyal faa- liyetler de yapmaktaydık. Bunlar arasında liselere yönelik resim sergileri ve Alman müzisyenlerden flüt resitalleri gibi değişik sos- yal programlar da düzenlemişti.

Bu dönemde en çok hocamızın Üsküdar’daki Boğaz’a nazır evinin balkonunda hafta sonları yaptığımız tarih sohbetlerinin tadı damağımdadır. Kuşkusuz bu tatta hocamızın sohbetinin ya- nında eşi Ayten Hanım’ın yaptığı pasta ve böreklerin katkısının da olduğunu söylemek gerekir.

1983 yılının bir sonbaharı idi. Enstitünün müdür odasına gittiğimde hocamı göremedim. Onu sorduğumda üniversitenin başka bir yerinde ona geçici bir oda verildiğini öğrendim.

Kenarda kalan bu odasına gittiğimde saatler boyu baş başa

(4)

100

TARİHÇİLİĞE ADANMIŞ BİR ÖMÜR

konuşmuştuk ama kimseler ziyaret etmemişti. Daha önce müdür odasının ziyaret yoğunluğunu düşünerek bu sessizliğin nedenini sorduğumda Malatya İnönü Üniversitesine gönderildiğini ve be- nim de kendisi ile gidip gitmeyeceğimi sordu. Ben de “Hocam biz yedi kardeşiz en büyükleri benim onlar Konya’da, köyden kardeşle- rimi de getirip Konya’da onların eğitimini de düşünüyorum ve ileri- de Selçuk Üniversitesinde çalışmak istiyorum. Siz de oraya gidemez misiniz?” dediğimde, Hocam “Oğlum ben burada çok yoruldum, Konya da büyük bir yer Malatya’ya gidip dinleneceğim” demişti.

O gün hocamla uzun uzadıya konuştuk ve daha sonra kol kola girerek Bebek’e indik, oradan belediye otobüsüyle Sirkeci’ye geç- tik. Sirkeci’den Hacışakir Tatlıcısı önünden Cağaloğlu’na geçer- ken “Şurada bir demirhindi içelim” diyerek Hacibekir’e girdik. Ben

“Hocam Demirhindi de nedir?” diye sorduğumda “Padişah içeceği meşhur, eminim içince beğeneceksin” diye cevap verdi.

İstanbul Üniversitesinde okuduğum sırada dersler dışında Hacışekir önünde beş yıl boyunca cadde üzerinde zaman zaman işportacılık yapmıştım. Buradan en çok limonata ve vişne suyu içmiştim ama demirhindiyi öğrenmeme ilk kez hoca vesile olmuş- tu. Yıllar sonrasında öğrencilerimle Hacışakir’den geçerken onlara birer bardak ben de demirhindi söyledim. Onlar da bilmiyordu.

Onlara “Bu içeceği Nejat Hocamdan öğrendim, onun ruhuna bir Fa- tiha okur musunuz?” diye temennide bulundum.

Hacıbekir’den Büyük PTT önünden Cağaloğlu Yokuşu’na yö- nelerek o sırada basılmakta olan “Osmanlılar ve Ermeniler” kitabı- nın baskısını kontrol ettiğimiz bir yayınevinden Beyazıt’a yönel- dik. Buradan Laleli’deki eski okulumuz Edebiyat Fakültesi’ne uğ- radık. Orada bazı hocalarla görüştük. Boğaziçi Üniversitesi’nden İstanbul Üniversitesi’ne bu uzun yürüyüşümüz bizim için iki yıl- lık bir ayrılık öncesi çok iyi olmuştu.

Birkaç ay sonra hocam Malatya’ya ve ben de askerlik göre- vim için önce Tuzla ve sonra da Bilecik’e gitmiştim. Konya Selçuk Üniversitesi’ne gelen hocam benim askerde olduğumu öğrenmiş ve askerlik sonrasında Konya’da birlikte görev yapmak için davet ediyordu.

Bilecik’teki askerliğim sırasında bir hafta sonu Üsküdar’daki evini ziyaret ettim.

Selçuk Üniversitesinde ortak çalışmalarımız:

Hocamın davetini kırmayarak Selçuk Üniversitesi Fen- Edebiyat Fakültesi Eski Çağ Tarihi araştırma görevliliğine mü-

(5)

101

PROF. DR.

NEJAT GÖYÜNÇ ARMAĞANI

racaat ettim. Eylül 1985 yılında girdiğim sınavı kazandım. 3 Aralık 1985 yılında Bilecik’teki yedek subaylık görevim bitmiş ve Konya’ya dönmüştüm. Fakültemizde hocamı ziyaret ettiğim- de bana boş bir masa gösterdi. “Hoş geldin evladım, bu masa seni bekliyordu, otur ve görevine başla” demişti. Ben de fazla maymun iştahlılık yapmamak için “Estağfurullah hocam, eşyalarım otogarda bekliyor köye geçecektim” dedim. O da “Köye her zaman geçersin evladım, önce görevine bir başla bakalım” diye gülümsedi.

3 Aralık 1985 yılında göreve başladım. Burada Eski Çağ Araştırma Görevliliğine başlamıştım ancak Yüksek Lisans dersim- de hocamdan “Osmanlı Diplomatiği” dersini aldım. O Osmanlı Tarihine olan ilgimi de bildiği için Prof. Dr. W. Dieter Hütteroth ile sürdürdüğü Osmanlı Defteroloji çalışmalarına beni de dahil et- mişti. Mardin, Hit ve Beriyecik Sancakları ile ilgili tahrir defterleri okumalarına katıldım. Yukarıda belirttiğim gibi Osmanlı Defter- lerinin bilgisayar ortamına yazılması programını öğrenmek için Almanya’ya gittim. Konya ve Karaman illerindeki genellikle Eski Çağ Arkeolojisi üzerine yaptığım yüzey araştırmalarını hocamın teşviki ile Osmanlı Arkeolojisine de yönelterek hocam için hazır- lanan ilk armağan kitapta “Akşehir Çevresi XVI. Osmanlı yerleş- melerinin arkeolojik araştırmalarla lokalizasyonu” üzerine çalış- malar yaptık. 1994 yılındaki arazi çalışmalarında hocamızın öğ- rencisi Osmanlı Tarihi üzerine çalışan Arş. Gör. Alpay Bizbirlik’i ortak çalışmalarımıza dahil ettik. Böylelikle Osmanlı Tarih araş- tırmalarında yüzey araştırmalarının ne denli önemli olduğuna bu dönem uzmanlarının dikkatini çekmeye çalıştık.

Hocam bir Osmanlı Tarihi Coğrafyacısı olan Prof. Dr. Hütte- roth ile tanışmamızı sağlamış ve onunla sadece Tahrir Defterleri değil Konya çevresinde ve Almanya Erlangen’de arazi çalışmaları yapmamıza da vesile olmuştur. Bu çalışmalarımı Hütterorth’un öğrencisi Prof. Dr. A. Cleber’le de bilgisayar programı dışında Konya ve Karaman çevresinde jeoloji çalışmalarında gerçekleştir- dik. Bu şahısların Konya ve Karaman Jeolojisi ve Tarihi Coğrafya- sı için bana katkılarına hocamız vesile olmuştur.

Hocamız insanları toplumdaki statülerine göre değerlen- dirmezdi: Sayın hocamız insanları eşit görürdü: Ona göre Profe- sör de temizlik işçisi de eşitti. Asıl onların insani vasıfları önem- liydi. Anlattığına göre yaşadığı bir çok olay onu bu konuda haklı çıkarmıştı. Nitekim bir toplantıda bir üstü tarafından kendisine atılan tokada karşı kendini savunmak için yaptığı hareketi ora-

(6)

102

TARİHÇİLİĞE ADANMIŞ BİR ÖMÜR

daki meslektaşları karşı tarafın lehine yorumlamışlardı. Ancak o sırada kendilerine çay getiren çaycı gerçeği ifade edebildiği için o hocalık görevini sürdürebilmişti.

Yine kendileri ile İstanbul Üniversitesi Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezinde görevli bulunan daha önce İs- tanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde temizlik işlerinde gö- revli şu anda soy isimlerini hatırlamadığım Bekir ve Danyal Beyler bana 1980 yılında şu bilgileri ifade etmişlerdi; “İstanbul Edebiyat Fakültesinde Nejat Hocamızı bütün temizlik işçileri kapıda bek- lerdik. Çünkü o bizim hâlimizi hatırımızı sorardı”.

Onlar bu hikâyeyi anlattıklarında ben de hocamın o yıllar- daki durumunu aklıma getirirdim. Onu ilk tanıdığım günlerde sağında ve solunda koluna girmiş memurlar ve asistanlar arkadaş- ça yemeğe götürdüğü insanlar olurdu. Hocam hiç yalnız yemeğe gitmemiştir. Mutlaka kolunda bir Anadolu’dan gelmiş gariban Anadolu insanı olurdu.

Biz henüz Yüksek Lisans Öğrencisi iken Boğaziçi’nde ve İs- tanbul Üniversitesi’nde ve başka bir yerde Profesörler Evi’nde ye- mek yemeyi onunla öğreniyorduk. Kuşkusuz bu gençler için çok önemli bir özgüven eğitimi oluyordu.

Hocam öğrencilerini ayırt etmeksizin gerçek evlatları gibi severdi: Biz öğrencileri ise hocanın en çok kendimizi sevdiğini sanırdık. 1983 yılında denize nazır Boğaziçi Üniversitesi kafeter- yasında Atatürk İlkeleri ve İnkılâpları Yüksek Lisans öğrencisi bir grup arkadaş beni karşılarken “Hasan gel gel seninle bir sırrımızı paylaşacağız” deyince ben de “Söyleyin bakalım nedir o sırrınız?”

diye sormuştum. Onlar da “Nejat Hoca en çok seni seviyormuş!”

dedi. Ben de “Nerden çıkarıyorsunuz” diye sorunca, “Hoca öyle söylemiyor mu?” dediler. Ben de “Evet öyle söylüyor ama siz ner- den biliyorsunuz?” Onlar “Bize de aynı şeyi söylüyor, sana da mı aynı şeyi söylüyor mu diye merak etmiştik?” Ben de “bunda ne var;

hepimize ayrı ayrı en çok bizi sevdiğini söyleyebilir ama siz ken- dinizi sevdiğini hissetmiyor musunuz?” dediğimde hepsi de, “Evet öyle hissediyoruz” dediler. Bunun üzerine “önemli olan bu değil mi?

Halen ben en çok hocanın sevdiği öğrencisi olduğumu hissediyorum.

Asıl önemli olan bu duyguyu herkese verebilmesi ve sevgisini eşit da- ğıtabilmesi” demiştim.

Hocam bilimsel desteği yanında da maddi olarak da öğrencileri desteklemek isterdi: Göreve yeni başladığım 1985- 90 yılları arasında yanımda kardeşlerimin de kalması nedeniyle

(7)

103

PROF. DR.

NEJAT GÖYÜNÇ ARMAĞANI

“Evladım senin paraya ihtiyacın var; araştırmalar bir yandan bir yandan kardeşlerine bakıyorsun, biliyorum ki maaşın yetmiyor..”

diyerek bana bir miktar para verdiği oluyordu. Ben olarak kabul ediyordum ancak borcumu ödediğimde birkaç gün sonra yeniden bana borç veriyor ve böylelikle bir miktar para aramızda dönüp duruyordu.

Bizi yurt dışına gitmeye teşvik eder ve desteklerdi: Onun desteğiyle yabancı dilimin İngilizce olması ve İngilizce hazırlan- mış olan bir İngilizce Osmanlı Tahrir Defterleri’nin Bilgisayar ka- yıt programı için 2002 yılında Prof. Dr. W. Dieter Hütteroth ve öğrencisi Prof. Dr. Arno Cleber ile çalışmak üzere hocamın des- teğiyle Almanya’daki Erlangen ve Bayreuth Üniversiteleri’ne gön- derilmiştim. Hocamla vedalaşırken bana bir miktar Mark verdi ve yeterli paramın olduğunu söylediğim zaman ısrarla parayı almamı istedi. Benim almadığımı görünce de “evladım ben sana Mark değil Türk parası da verebilirdim ama orada bu işine yarayacak, biliyo- rum sen Mark alırsan buraya üç ay sonra dönünce birkaç misli arta- cak, sen ödeyemem diye korkuyorsun, dönünce ben şimdiki kur neyse Türk Lirasını öyle alacağım” demişti. Hoca üzülmesin diye yardım ettiği parayı aldım ve gerçekten de döndüğüm zaman bana verdiği kurdan parasını aldı.

Burada belirtmem gereken bir husus da 1994 yılında bu programın bir devamı olarak Eski Çağ Tarihçisi olduğum halde ilk kez yurt dışına I. Uluslarası Defteroloji Kongresi için Osmanlı Tahrirlerinin Bilgisayar Ortamında Yazılması bildirimle katılmış- tım. Erlangen Coğrafya Enstitüsü salonlarında bi bu konuda tar- tışmalar yaparken bir kişi arkamdan “Eski Çağcı birisinin Osmanlı Tahrirleri ile ilgili bir kongrede ne işi var?” demesi üzerine hocam o kişiye “Bu kişi Osmanlıca bilen bir kişi ve Osmanlı Tarihinde de bir çoğunuzdan daha iyi bilen bir kişi” diye bana desteğini göster- mişti. Bana göre hocamın bana verdiği destek önemliydi; dönüp de beni tenkit eden kişinin kim olduğunu dahi öğrenmeye gerek duymadım.

Hocam öğrencileri evladı görür ve onlara verilen dersi kendi evlatlarına verilmiş sayardı: Hocamla aramızda bir ders verme konusu görüşülmüştü. Daha önce bir hocamın adına derse girmiştim, O da ücretini almıştı. Sorun değildi, benim için önem- li olan öğrencilerimize ders verebilecek görünmem ve bana ders verme hakkını tanımaları idi. Ancak hocam birkaç yıl sonra bu durumu görerek “Evladım senin verdiğin ders bundan sonra benim

(8)

104

TARİHÇİLİĞE ADANMIŞ BİR ÖMÜR

adıma görünecek ama ücretini sen alacaksın” demişti. Fakat bir ya da iki ay sonra bana gelerek “Oğlum X bölümünde hocası ile asista- nı arasında ders ücreti üzerinden tartışma çıkmış, bundan sonra bu tür ortak derslerin hocaya ve asistana ücreti verilmemesi kararı çıktı.

Ancak sen üzülme ben sana cebimden ücretini ödeyeceğim”. Ben de

“Bu şekilde derse giremem hocam önceden nasıl ücret almadan ben devam ettimse verebilirim” dediğimde “evladım sen benim evlatları- ma ders veriyorsun, ben ücretini ödememde ne var” dediğinde ben de “hocam onlar evladınızsa ben neyinizim?” diye sorduğumda o da “Sen de evladımsın” demişti. Ben de bunun üzerine “O halde ben de kardeşlerimden para almadan derse gireceğim” dedim ve öyle de oldu. Fakat hocam anladım ki bu durumdan biraz müteessir olmuştu ve beni bir şekilde belli bir ücretle desteklemek istiyordu.

Ben de yukarıda belirttiğim gibi borç olarak bu parayı alıyorum ve de bir ay sonra ödüyorum, o da daha sonra bana veriyordu. Ama hocam haklı idi; bazı aylar özellikle yaz dönemi arazi incelemele- rine çıktığım zaman ayın ortasında param bitiyordu. Düşünüyo- rum da hocam beni ne kadar da iyi tahlil etmişti.

Hocam bizi yayına teşvik ederdi; çoğu kez de çalışmala- rımız için her hafta trenle gittiği İstanbul’dan bir valiz kitap- la Konya’ya dönerdi. Elinde getirdiği kitap valizini elinden alıp taşımak istediğimizde “Çanta benim henüz taşıyabilecek durumda- yım” diye bize vermek istemezdi. Ama biz de “Hocam çanta sizin;

ama içinde getirdiğiniz kitaplar bizim için” diyerek ısrar edip elin- den kitap çantasını almaya çalışırdık.

Hoca yayınlarında teşvik olsun diye bize atıflar yapardı.

Son olarak “‘Fırat’ta Ulaşım’ makalene iki yerde atıf yaptım önü- müzdeki ay Türk Tarih Kurumu Belleten’inde çıkacak” demişti. Bi- liyorum çıkınca da o dergiyi getirip bana gösterecekti ama onun makalesi vefat ettikten sonra çıktı. Dediği gibi de benim yayınıma atıflar yapmıştı.

Başarılarımızda yanımızda olmuştur: 2001 yılında Moğolistan’a Bilge Kağan Külliyesi kazıları için gideceğimi öğ- rendiğinde çok sevinmişti. 15 Haziran günü ayrılırken telefonla arayıp vedalaşırken şu son konuşmalarımızı yapmıştık ”Evladım Moğolistan’a gideceğine inanıyordum, senin başarılı olacağına da inanıyorum, zaten şimdiye kadar hep başarmadın mı? İyi şeyler bu- lacaksın ama ilk müjdeyi bana ver olur mu?” demişti.

Moğolistan’a gittik ve Bilge Kağan kazılarına başladık. Kazı- lar sırasında Türkiye’den Devlet Bakanımız Prof. Dr. Abdülhaluk

(9)

105

PROF. DR.

NEJAT GÖYÜNÇ ARMAĞANI

Çay ve Prof. Dr. Akif Akkuş Orhun Koşa-Saydam’daki çalışma kampımızı 15-20 Temmuz tarihlerinde ziyaret etmişlerdi.

Akif Hocamız ile bir çay sohbetinde idik ve bana şu acıklı haberi söyledi; “Nejat Hoca Rahmetli oldu, duydun mu? Başın sağ olsun.” Bu acı haberi alınca çadırıma gidip bir süre üzüntümle baş başa kaldım. Bu acıklı haberden beş gün sonra da Bilge Kağan’ın hazinesini bulmuştuk. İlk olarak hocama müjdelemek istedim an- cak onun öldüğü hemen aklıma geldi. Arkasından bir Fatiha oku- maktan başka bir çaremiz yoktu. Allah rahmet eylesin. Allah her hoca ve öğrencileri arasında hocamız ve bizim aramızdaki bağı nasip etsin.

(10)

106

TARİHÇİLİĞE ADANMIŞ BİR ÖMÜR

Referanslar

Benzer Belgeler

Bu makalede amaç, Adalet Ağaoğlu’nun Ölmeye Yatmak romanını bakış açısı ve anlatıcı düzlemi açısından

İlköğretim sosyal bilgiler dersi tarih konularının öğretiminde resimlendirilmiş öykülerin tarihsel düşünme becerilerinin gelişimine etkisi, Marmara

Nejat Hoca, öğrencilerine çok değer verir, onların her çeşit çalışmalarını üşenmeden en ince ayrıntısına kadar okur, sayfa

O da iç avluya bakan bir gösteriş- siz odayı seçti., Sonra Çaycı, Bölüm Başkanlığına en yakın odayı seçti, Bayram Bodaman bu sırada yoktu, sıradaki oda ayrıldı ve

DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ TARİH BÖLÜMÜ ÖĞRENCİLERİ İÇİN.. ARKEOLOJİ BÖLÜMÜ ÇİFT

Çalışma alanımızı oluşturan Beylikdüzü, ilçe statüsüne yükselmeden önce ana çekirdeklerini oluşturan Gürpınar, Kavaklı ve Yakuplu yerleşim birimleri

asırda ve “Harîmî” mahlasını kullanan Bosnalı Ali bin Mustafa (ö. 1007/ 1598) tarafından meydana getirildiğini tahmin ettiğimiz kırk hadis tercümesini tanıtmadan

Batmanov, değerli çalışmasında eski Yenisey yazıtlarıyla Çağdaş Kırgızca arasında ortak olan ve ayrılan söz varlığını belirlemişti: Onun “Anıt- larda ve