• Sonuç bulunamadı

Prof. Dr. Nejat Göyünç ( )

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "Prof. Dr. Nejat Göyünç ( )"

Copied!
6
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

53

PROF. DR.

NEJAT GÖYÜNÇ ARMAĞANI

Prof. Dr. Nejat Göyünç (1924-2004)

Prof. Dr. Tuncer BAYKARA Emekli Öğretim Üyesi

Bazen bir bilim adamlığının romanı diye kitapçıları biliriz ve okuruz. Keşke birisi de Nejat Göyünç’ün romanını yazsa. Ama bu hayal gücünün işlendiği bir roman olamaz, sadece yalın ger- çeklerin ve bir hayat hikâyesinin metni olabilir. Hocam böyle bir insandı.

Hocam dedim. Her ne kadar rahle-i tedrisinde bulunmadık ise, halka-ı tedrisinde bulunmuşuzdur ve hepsinden önemlisi, 1962 yılından ölünceye kadar devam eden bir tanışıklığın ifade- sidir.

1962 yılında birçok maceradan sonra tarih eğitimine başladı- ğım, 1962 yılının ilk kış günlerinde, ilk sınıfta Osmanlıca dersini birçok hoca verirmiş. Benim köylü ve hemşehrim Cüneyd Ya- tağanbaba dolayısıyla ben de öncelikle onun hocası, Nejat Bey’e gittim. Fakat Nejat Bey, dersi takip etmeme bile izin vermeyerek, Nejat Hoca’nın ders vermemesinden yakınıyor, kendi konten- janının dolduğunu (30 kişi) başka arkadaşlara gitmemi, kapıyı göstererek istedi. Bir başka arkadaş ile dışarı çıktık ve ilk rastla- dığımız Osmanlıca dersine girdik. Uzun ömür dilediğim Mustafa Kafalı’nın sınıfı imiş. Sonradan Konyalı olduğunu öğrendiğimiz Hoca, Mevlana memleketinden olduğundan “Gel, gel kim olursan ol gel” diyerek bizi kabul etti. İçerde ise en az kırk talebe vardı ve onların arasında zaten biraz bildiğim eski yazıyı öğrenmeye ko- yulduk.

Sonraki aylarda ve yıllarda Nejat Hoca ile bir münasebetim olmadı. Ancak muhtemelen benim Zeki Velidi Togan’ın dikkatini çekmem sonrası onun yanında doktora yapmaya başlamamdan dolayısı ile beni bildiğinden ve uzaktan da olsa takip ettiğine emi- nim. O nasıl Tarih Bölümünün koridorlarında ciddî yüz ifadesiyle geçip giderken, yine aynı türden asık suratlı ve ciddî görünüşlü Tuncer Baykara’yı da biliyor, fakat samimi olamıyordu.

Onun doçent oluşu (1967) bir başka Nejat’ın (Kaymaz) ile aynı zamana rastlamıştı sanıyorum. Ankaralı arkadaşlarla “Sizin

(2)

54

TARİHÇİLİĞE ADANMIŞ BİR ÖMÜR

Nejat, bizim Nejat” diye şakalaşırdık. Sonra ben Erzurum’a git- tim, tekrar döndüm. Zeki Velidi Hocamın odasında doktoramı tamamlamaya çalışırken de fazla samimi değildir. Oysa rahmetli Cengiz Orhonlu bizlere daha sıcak idi.

Ben Zeki Velidi Hocamın vefatından sonra(1890-26.07.1970) tezimi İbrahim Kafesoğlu hocamın (1912-1984) danışmanlığında bitirdim ve Erzurum’a dönerek oradan askere gittim. Polatlı ve Burdur’dan sonra, 1973’de Ankara’da devam eden askerliğimin son aylarında Ankara’da, Hacettepe Hastanesinde yatan Aysel Ablamı (1938-2012) ziyaretten sonra, bir de yeni kurulan Ha- cettepe Tarih Bölümünü ziyaret etmek istedim. Genişçe bir oda veya salonda kimleri görmedim ki: İşte orada, baş köşede oturan Nejat Hoca, sanki kırk yıllık tanış gibi beni öylesine sıcak bir ifa- de ile karşıladı ki. Hemen yanındaki 2. derecede önemli masa- da Erzurum’dan tanıdığım Abdurahman Çaycı Bey (1927- ) ve o da sıcak karşıladı. Bir de fakülteden ve arşivden bildiğim Özcan Mert’e merhaba dedim. Ardından da Bayram Kodaman’a, Rifat Önsoy’a ve Ahmet Yaşar Ocak’a merhaba dedim. Zaman muhte- melen Ağustos 1973 ortaları idi.

Askerliğim Eylül sonunda bitiyordu ve ben Erzurum’a dönüş hazırlıkları içinde iken ara sıra yine önce Hastaneye, yani Ablama sonra Tarih Bölümüne de uğruyordum. Bir öğrendim ki doktoralı Öğretim görevlisi kadrosu ilan edilmiş, müracaatın son günü Ab- durahman Bey ile Nejat Bey benim başvurmamı ısrarlı istediler;

hatta Abdurahman Bey, o zamana kadar adını duyduğum fakat tanışmadığım, o sıradaki Dekan ve Bölüm Başkanı Ercümend Ku- ran ile tanıştırdı. Hemen dilekçem yazıldı, işleme kondu; ertesi günü de sınava girecektim. Benden başka kimsenin başvurmadığı bu sınavı da kazanarak artık 28 Eylül 1973’te Hacettepeli olmuş- tum. O günlerde askere giden rahmetli Rifat Önsoy’un (1942- 2004) masasına oturarak oda-salondaki altıncı kişi olarak göre- vime başladım. Nejat Bey beni başarılı bulan (sanki başka sınava giren varmış!)jüride bulunuyordu.

Benim Nejat Göyünç ile meslektaş olmam böyle başladı ve ölünceye kadar, önce yakın sonrasında ise mekânlar uzak olsa da yine de yakın ve samimi olarak devam etti geldi.

Nejat Beyin, anlı-şanlı İstanbul Üniversitesi’nden ayrılıp Hacettepe’ye geldiğini bu vesile ile öğrenmiş, biraz da yadırga- mıştım. Nejat Bey’i, tıpkı Muammer Kemal Özergin (1932-1987) için de ifade ettiğim gibi, İstanbul’dan çıkıp taşraya gelmelerini bir

(3)

55

PROF. DR.

NEJAT GÖYÜNÇ ARMAĞANI

türlü anlayamıyordum. İstanbul’da rahat bir işi, güzel bir evi ve mutlu bir aile ortamı varken kalkıp Ankara’ya gelmesine o zaman- ki aklım yatmıyordu. O zamanlar biz taşralıların gözü İstanbul’da idi. Burada onların bu davranışını, kurulu düzenlerini ve rahatla- rını bırakıp Anadolu içlerine gelmelerinin altında yatan sebepleri ne yazık ki halen de, kendimi doyuracak şekilde çözmüş değilim.

Muhakkak olan bir şey varsa mesleklerini seviyorlardı ve gençle- ri, yeni bir bilim zihniyeti ile yetiştirmek istiyorlardı. Hepsinden önemlisi onlara, yani bu gençlere o ortamı İstanbul’da sağlayama- yacağından yeni geldiği yerde sağlamak istiyordu gibime geliyor.

Hacettepe yıllarında, Tarih Bölümü, ünlü Hastane civarında olduğu zamanlarda birkaç yer değiştirdik. Onların yeni oda, me- kan belirlenmelerinde Hoca, hiç öne çıkmaz, neresi verilirse ka- bul ederdi. Oysa bizler, Ercüment Kuran’ın silsile-i meratibe göre belirlediği odalarımızı kimi zaman beğenmezdik.

Nejat Hoca ile birbirimize yakından tanımamız, 1975 yılı yaz aylarında Milli Eğitim Bakanlığı’nın tertiplediği bir doğu Anado- lu gezisinde oldu. Bu Bakanlığın Hizmet İçi Eğitim Dairesinin tertiplediği bir gezili tarih kursu idi. Kayseride toplanarak Doğu Anadolu’yu ve Karadeniz kıyılarını dolaştık. Onbeş gün kadar bir- likte olduk. Hoca olarak Nejat Bey, Hakkı Ağabey ve Fahraddin Kırzıoğlu da vardı. Nejat Hoca, Giresun’da Erzurum kongresinin muhalif üyelerinden Ali Naci Duyduk ( 1893-1980) Beyefendiye bir konferans verdirmiş, bu vesile ile hatıralarını dinlemiştim.

Hacettepe’deki göçebeliğimizden sonra, yeni kampüse, Beytepe’ye taşındık. Ercümend Bey, bize ayrılan odalardan istedi- ğini seçmesini ilk ondan istedi. O da iç avluya bakan bir gösteriş- siz odayı seçti., Sonra Çaycı, Bölüm Başkanlığına en yakın odayı seçti, Bayram Bodaman bu sırada yoktu, sıradaki oda ayrıldı ve benim ki dışarıya bakan, ama Nejat Bey’in odasının tam karşısın- daki oda idi ve Nejat Bey, oradan ayrılıncaya kadar odalarımızda birkaç sene karşılıklı olarak kaldı.

Nejat Bey, yumuşak görünüşlü olmakla birlikte, hakkını da savunurdu. Hacettepe’de ondan daha hırçın olan Ercümend Bey’le de sonradan sürtüşmeleri oldu. Bayram arkadaşımın nakline göre bir ara ceketlerini çıkarıp tutuşmak üzere imişler. Erçümend Bey Dekanlıktan ayrıldıktan sonra alıngan olmuştu. Nejat Bey ise mü- layim özelliğinden dolayı İsman Doğramacı’nın ve kardeşi Fakül- temiz dekanı Emel Hanım’ın gözdesi gibiydi. Nejat Bey, fakülte- deki herkesle samimi idi. Ankara’da akademik hayatı ve itibarı üst

(4)

56

TARİHÇİLİĞE ADANMIŞ BİR ÖMÜR

düzeye çıkmışken, İstanbul’dan bir davet geldiğini duyduk.

Edebiyat Fakültesinin Yakınçağ Tarihi kürsüsü başkanı, be- nim de hocam olan Ahmet Cevat Eren 1976’da vefat etmişti. Kür- sünün mensupları genç olup (Ali İhsan Bağış, Cevdet Küçük ve Kemal Beydilli) akademik unvanları Kürsünün başına geçebile- cek durumda değildi. Münir Aktepe Bey kanalıyla Nejat Bey’e tek- lif gelmiş. Nejat Beyin karar vermesi mi, yoksa işlemler mi uzun sürdü bilemem ama kayıtlara göre 17.III.1977 günü, Nejat Bey, yeniden İstanbul’a ve Edebiyat Fakültesi bünyesine dönmüş. Be- nim odanın tam karşısında olan odasını boşaltırken, götüremediği ve çöpe atacağı evrak için ben talipli olmuştum. Bunlar arasında bazı talebe ödevleri ile doktora ve doçentlik tezleri de vardı. Bu doçentlik tezleri anlıyorum ki onun hafif bulup saklamaya veya yanında bulundurmaya değer bulmadıkları idi.

Nejat Hoca artık yeniden İstanbul’da, Üsküdar’da Sultante- pesi’ndeki evindedir. Aile yeniden, kendi mülklerinde birleşmiş gibidir. Bizler İstanbul’a arşive çalışmaya gittiğimizde, bir şekilde bizleri evinde de yemeğe çağırırdı. Böylece zarif hanımı ve evladı- nı yeniden görüyorduk.

Nejat Hoca’nın İstanbul’da sonraki yıllar içindeki hayatı iniş çıkışlarla doludur. CHP iktidara geçince, muhtemelen Emre Kongar’ın etkisiyle Arşiv Genel Müdürü olmuştu. Orada hemen bazı önemli girişimlerde bulunmuş, bazı personelle nerede ise mahkemelik olmuştu. Sonrasında ise Boğaziçi, Malatya ve en ve- rimli dönemi diyebileceğim Konya safhaları geliyor. Buralarda- ki hayatı hakkında sadece başka kaynaklardan bilgiler edindim.

Dolayısıyla bunları benim gibi, oralarda bulunanların yazması lazım. Bunlardan Malatya günleri gerçekten acı hatıralar ile dolu imiş. Oradaki hayatından bir ayrıntıyı, doktora talebesi olan A.G.

Baltaoğlu’na anlattığını özetleyerek vereyim. Nejat Hoca vaktiy- le, rahmetli Erol Güngör ile sosyal statülerin itibar ve değerleri üzerinde tartışırlar, anlaşamazlarmış. Erol Güngör bir olmadığı- nı söylerken, Nejat Hoca, “Olur mu hepsi insandır, hepsinin de eşit olması gerekir” dermiş, Malatya’da Rektörle tokat yüzünden mahkemelik olduklarında Rektör yardımcısı Rektör yanlısı ifade vermiş. Oradaki görevli (yani hademe) ise gerçeği, yani Nejat Bey lehine olayı anlatmış. Mahkeme Rektör yardımcısının ifadesine itibar edince, Nejat Bey, Erol Güngör’ün meğerse haklı olduğuna inanmış. Nejat Hoca ile kongre ve sempozyumlarda, özellikle yurt dışında birlikte olurduk. Kudüs’teki CİEPO toplantısında (1990)

(5)

57

PROF. DR.

NEJAT GÖYÜNÇ ARMAĞANI

otellerimiz ayrıydı ama hep birlikte idik. Ben dönüşte Doğu Kudüs’te kaldığım öğrenci yurdundan Hotel Ramada’ya gelmiş, burada kalanlarla birlikte topluca hava alanına gelmiştik. İsrail’e gidenler bilirler, giderken de gelirken de hava alanında çok sıkı bir sorguya çekilirsiniz. Dönüşte muhatabım İngilizce sorularına karşılık verirken, “Buraya nereden geldiniz?” demesiyle irkildim.

Ne demek istiyordu, kem küm ederken, Nejat Hoca imdadıma yetişti. “Hotel Ramada” diyerek beni kurtardı. “Kurtardı” diyo- rum, sonradan Paul Dumont’un başına gelenleri öğrenince Nejat Hoca’ya bir kere daha teşekkür ettim. Fransız Paul Dumont de talebe yurdunda kalıyordu, o bir gün sonra dönecekti ve hava ala- nında, kaldığı yer sebebiyle üç saate yakın sorguya çekilmiş.

Nejat Hoca, Alman W. Hütteroth ile işbirliği yaparak “Defte- roloji Sempozyumları”nı düzenlemişti. Ben de Ankara’daki Tapu Kadastro’nun arşiv bölümünde çalıştığım için defteroolojinin ta- bii mensubu sayılıyordum Hocam’a göre, özellikle yer adları ko- nusunda iyiydim. Böylece onun katkısıyla ve sürüklemesiyle bazı Defteroloji toplantılarına katılmıştım. Mesela Konya’da, mesela Almanya’da Erlangen’dekilere. Nejat Hoca özellikle yurt dışında- ki toplantıya genç meslektaşları da götürerek onların ufuklarını açıyordu.

1990’larda Türk tarih Kurumu toplantılarında da Nejat Hoca ile birlikte oluyorduk. Gerçi kendisini, benim İzmir’de olmam ve arşiv çalışmalarından uzaklaşmam sebebiyle İstanbul’a gidip pek göremiyordum.

Nejat Hoca talihli hocalardandır; gerçi hayatı oldukça inişli çıkışlı olmuştur; fakat yine de pek çoklarının onun hakkındaki düşünceleri olumluydu. Nejat Hoca, herhalde daha çok bir süre birlikte ve ahenk içinde çalışmış olmanın verdiği duygularla be- nim için de mükemmel bir insandı ve o da bana aynı şekilde dav- ranırdı. Ben de evinde hanımının çayını yudumladım ve insan yetiştirmeye çabalayan Nejat Hoca’nın bu davranışını kendime düstur edindim. Hanım’ın da katkısıyla elbette, ben de gençleri evimde ağırlamaktan hiçbir zaman gocunmadım. İmkan oldukça onları, gençleri evimde de misafir ettim.

Nejat Hoca çok büyük bir âlim değildi belki; anıtsal eserler bırakmadı, fakat yetiştirdikleri arasında iyi araştırıcılar vardır. Biz bilim adamları için de bundan güzel bir yadigâr olmaz sanırım.

(6)

58

TARİHÇİLİĞE ADANMIŞ BİR ÖMÜR

Referanslar

Benzer Belgeler

Bireylerin cinsiyetlerine göre aldıkları enerjinin protein, toplam yağ, doymuş yağ ve CHO’dan karşılanma oranlarının dağılımı 4.36. Bireylerin yaş gruplarına

• Eğer tek kişilik oda yoksa aynı mikroorganizma ile enfekte ve başka enfeksiyonu olmayan bir hasta ile aynı odayı paylaşabilir. • Eğer farklı tanılı hastalarla aynı

yakın bir yerde durup ayağını mühürler, baş keser ve ha tt -ı istivaya basmadan sağ ayağını postun önünden öbür yana atar, sol ayağını da anıktap

"The Effects Of International Environments On The Knowledge Diffusion Of MNCs: A Conceptual Examination," Proceedings of the Southern Management

Dönem Oda/Borsa Akreditasyonu Sertifika Töreni’nde ilk sertifikalarını alan oda ve borsalar şöyle: Akhisar Ticaret Borsası, Akşehir Ticaret ve Sanayi Odası,

Nejat Hoca, öğrencilerine çok değer verir, onların her çeşit çalışmalarını üşenmeden en ince ayrıntısına kadar okur, sayfa

Benim bu bölümde çalışmaya başlamış olmam, şunu çok iyi biliyorum ki, daha İstanbul’dayken beni yanlarına asistan almak isteyen, ama kadrosuzluk sebebiyle

Diğer yandan Littre hemisi meckel divertikul komplikasyonu değil daha çok fıtık komplikasyonu gibi değerlendirilmelidir. Soz konusu fıtık