Araştırma Merkezi TÜRK:.c HAM~R.~
2. ULUSLARARASI
T.ÜRK KÜLTÜR EVRENİNDE ALEVİLİK ve
BEKTAŞİLİK BiLGİ ŞÖLENİ BİLDİRİ KİTABI
1. CİLT
Editörler
Dr. Filiz KILIÇ Tuncay BÜLBÜL
17-18-19 Ekim 2007
ANKARA
Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi Yayınlan
ISBN: 978-975-507-220-3
Araştırma Dizisi: 5
2. Uluslararası Türk Kültür Evreninde Alevilik ve Bektaşilik Bilgi Şöleni
Bildiri Kitabı 17-18-19 Ekim 2007
•
Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli
Araştırma Merkezi Adına Yayın Sahibinin Adı / Owner Prof. Dr. Kadri YAMAÇ (Gazi Üniversitesi Rektörü)
•
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü / General Manager Prof. Dr. Filiz KILIÇ
o
Yayın İdare Merkezi Adresi/ The Address of Publishment Centre Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi Gazi Üniversitesi Rektörlük Kampüsü, Araştırma Merkezleri Binası, Nu: 11 06502 Teknikokullar /ANKARA
•
Yayın İdare Merkezi Telefonu / The Telephone of Publishment Centre
o
312. 222 70 16•
Belge Geçer / Fax
o
312. 222 70 16•
Elektronik Posta/ E-mail [email protected] Web: www.hbektas.gazi.edu.tr
•
Basımcının Adı/ The Name of the Publisher Grafiker
Grafik-Ofset Matbaacılık Reklamcılık Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti .
•
Basımcının İşyeri Adresi/ Office Address of Publisher l. Cadde 33. Sokak No: 606520 (Oğuzlar Mahallesi) Balgat /ANKARA
•
Basımcının Telefon Numarası/ The Phone Number rıf The Publisher O 312. 284 16 39 (pbx)
•
Basım Tarihi ve Basım Yeri/ The Publishment Date 2::d P1:oce 15.10.2007
Grafiker Ofset: O 3 12. 384 00 18
ÖZET
The Tradition of
Hıdrellezin Avut Village, Samsun as an Alive Cult
Ali
Osman AKTAŞ*Deniz, yeşillikler, gül ağacı ve ateş.
Bu dört uygulama alanı içerisinde karadan.giden ve denizden gelen bu kutsala ait uygu- lamala.r, Alevi-Bektaşi canların gönlünde Hıdrellez kültünün temel pratik alanlarının içe- riğini ve yapısını oluşturmuştur.
Aslında bilinmesi ya da anlaşılması gereken temel yapı içerisinde ana motif olan Hızır
İlyas veya Hızır - Ellez ya da Hıdrellez'in ne olduğu kim olduğu belki de kimler veya nasıl bir kavram olduğudur. Bu külte ait varlığın bir veliye mi, iki kardeşe mi, yoksa gelmiş-geç
miş bütün peygamberlerden daha ulu olan bir yüce kişiliğe mi sahip olduğu bugün dahi hala muğlaktır.
Anahtar Kelimeler: Avut Köyü, Hıdrellez, inançlar, gelenek, şenlik
ABSTRACT
The sea, greenery, rosewood and fire.
Applications within these four areas of practice regarding holiness going from the land and coming from the sea constitute the structure and content of the cult of Hidrellez in the hearts of Alawite Bektashis.
Actually what needs to be known or understood in the main motive within the basic structure is what, who or maybe who they are or what type of concept Hızır-İlyas or Hızır
Ellez or Hidrellez is. it is stili ambiguous whether the substance of this cult belongs to a wali, two brothers or to a mighty personality greater than all the past prophets or not.
Key words: Avut Village, Hıdrellez, beliefs. tradition. festival
• Ondokuzmayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Öğrencisi.
2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLENi 2007 643
ALİ O S M A N AKTAŞ
GİRİŞ
Karalarda ve denizlerde olmak üzere kendinde, iki ayrı pratik ve uygulama edim- lerini barındıran HIZIR-İLYAS'ın, her yıl mayıs ayının altıncı gününde, birinin ka- radan diğerinin ise denizden gelerek birbirlerine kavuşacaklarına olan inanç doğrultusunda halk arasında HIDRELLEZ GELENEGİ oluşmuş ve bu külte özgü olarak bir takım işlemler ve pratikler ile anlatılar da ortaya çıkmıştır.
Deniz, yeşillikler, gül ağacı ve ateş.
Bu dört uygulafl]a alanı içerisinde karadan giden ve denizden gelen bu kutsala ait uygulamalar, Alevi-Bektaşi canların gönlünde Hıdrellez kültünün temel pra- tik alanlarının içeriğini ve yapısını da oluşturmuştur.
Aslında bilinmesi ya da anlaşılması gereken temel yapı içerisinde ana motif 'olan Hızır-İlyas veya Hızır - Ellez ya da Hıdrellez' in, ne olduğu, kim olduğu, bel-
ki de kimler veya nasıl bir kavram olduğudur. Bu külte ait varlığın; bir veliye mi, iki kardeşe mi, yoksa gelmiş-geçmiş bütün peygamberlerden daha ulu olan bir yüce kişiliğe mi sahip olduğu bugün dahi hala muğlaktır.
Özellikle eski Arap kaynakları ve Türk yazmalarında ve hatta diğer kavimlerin ka- dim metinlerinde bu konunun ne kadar çok birbirine karışmış ve bir o kadar da çok kültür coğrafyasından etkilenmiş olduğu görülse dahi, arkaik anlamda hiç- bir kültüre tam olarak yaftalanamayacak kadar karmaşık, bir o kadar da yüklen-
diği misyon gereğince de dinler üstü bir kavram olduğu da görülmektedir.
Bu amaçla. inceleme alanı olarak belirlediğimiz Samsun ili Avut Köyü'nde ve hatta Samsun yöresinin bu dar bölgesinde yaşatıla gelen Hıdrellez Geleneği, sa- dece bu tür pratiklerle sınırlı kalmamakta; bu inanca bağlı kült ile efsaneler, dünden bugüne, kuşaktan kuşağa anlatılması ve yaşatılması suretiyle aktarıla gelmiştir. Amacımız; Avut Köyü Hıdrellez geleneklerini incelemek, araştırmak ve derlemek olduğu gibi yüzyıllar ötesine dayanan bu kültün, bu coğrafya üzerinde
geçmişten gelen bir süreç içerisinde ne derecede etkin bir şekilde kutlandığını
incelemek olmuştur.
Milletleri var eden ve onu yaşatan kültürüdür. Kültür; birtoplumun gelişme sü- reci içerisinde yarattığı bütün maddi unsurlar olduğu gibi manevi unsurları da ihtiva edebilmektedir. Bu manevi unsurları; gelenek, görenek, töreler ile inanç- lar oluşturmaktadır.
Gelenekler, tarihi varlığı içerisinde toplumsal dokuyu ve birlikteliği oluşturan en önemli manevi unsur olarak görülmektedir. Özellikle yasaların ve yasakların ya-
zılı olarak belirlenmediği dönemlerde, toplum sürekliliğinin ve birlikteliğinin sağlanması, ancak geleneklerin ve onun en önemli destekçisi olan göreneklerin kuşaktan kuşağa aktarımı ile mümkündür. Gelenekler, neden ve niçin sorularına hala tam olarak açıklayıcı bilgi getiremediği halde, toplum bağını gerçekleştiren
en önemli unsur olarak kabul edilmektedir.
644 2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLİK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLENi 2007
Türk Kültürü içerisinde, geleneğini büyük bir canlılıkla sürdüren ender kültler- den biri de HIDRELLEZ kültüdür. Hıdrellez bir bayram olarak bütün Türk toplu-
luklarında, bölgesel farklılıklara sahip olsa dahi özde, aynı anlam ve birlikteliği
taşıyan ritüellerle kutlanmaktadır. ·
Hıdırellez, güneşin Ülker Burcuna girdiği en eski takvime göre 23 Nisan; miladi takvime göre 6 Mayıs günü olup Ruz-i Hızır döneminden Ruz-i Kasım'ın başlan
gıcı olan 9 Kasıma kadar süren günlerin başlangıcıdır. 6 Mayıs, Ülker Burcuna göre yılı ikiye bölen dönemin başı ve en eski takvimlere göre bahar günlerinin ilk günüdür. Bu niteliği ile Hıdrellez. bütün Türk topluluklarında bir bahar bay-
ramı (Emiroğlu. 2003: 376) olarak kutlanmaktadır.
Bazı yörelerde, 5 Mayıs günü bayram, 6 Mayıs günü ise Hıdrellez Günü olarak
adlandırılan Ruz-i Hızır Gününün başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Hıdrellez
Günü, halk takviminde yazın başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Türkler. halk tak- vimine göre yılı ikiye böldüklerinden Hıdrellez Günü'nden (6 Mayıs). 8 Kasım'a
kadar olan. 186 günlük zamana. Hızır Günleri adıyla anılan Yaz Mevsimi demiş
lerdir. 8 Kasım'dan 6 Mayıs'a kadar tjevam eden. dönem ise Kış Devresi olup,
Kasım Günleri diye adlandırılır ve bu da 179 gündür.
Oldukça eski dönemlere kadar uzanan bu kült. özünde; kıştan kurtulup gelen ba-
harı kutlama ve kutsama olmakla birlikte,. kelimenin asıl anlamı olarak daha sonraki açıklamalarımızda da göreceğimiz gibi yeşili ve onunla birlikte gelen
canlılığı; daha doğrusu bu canlılığı sağlayan ve onun oluşmasında bir vesile olan kişi I zat ya da kişilerle buluşmayı sağlayan, esrimeleri yaşamaktır.
Denizin ve karanın bekçilerinin birleşmesi günü olarak atfedilen bu günde. yeşil kopartılmamış, çiğnenmemiş ve hatta ezilmemiştir. Eğer Yeşil, bilerek ya da bil- meyerek kopartılır ise. bütün olumsuzluklarla birlikte, doğacak çocuğun bile özürlü doğabileceğine büyük bir korku ve onun getirisi olan saygıyla inanılmış
tır (Ki. K23).
Bu inanmalar ve anlatılar içerisinde Avut Köyü'nde, genellikle herkesin bildiği
ve bu özel günde birbirlerine anlattığı bir olay vardır. Bu olayın temsilcisi ise köyde Heyran Kadın olarak tanınan kişidir.
Heyran Kadın. yıllar önce yine böyle bir Hıdrellez Gününün sabahında tarlaya gider. Giderken onu görenler; nereye gidiyorsun, diye sorduklarında o da: "Tar- laya gidiyorum. Hem tarlama bakim; hem de gelirken çoluğuma - çocuğuma
pancar getirim." der. Komşuları da: "Gitme!. Bugün, hıdrellezdir, iyi olmaz. Tar- ladan pancarı koparma!" dedilerse de. Heyran Kadın: "Ben gidiim. Ne olacak ki.
hem bakim. tarlama koyun falan atmışlar mı?" diyerek kalkar gider tarlasına.
Komşuları. ona, "tarladan pancar kopartma" derken günün önemine ait olarak o günde "yeşilin", kopartılamayacağını. kopartılırsa uğursuzluk gelebileceğini ima
etmişlerdir. Pancar. yeşil bir bitki olduğundan ve canlı bir nesne olduğundan bi-
2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLENi 2007 645
A L I O S M A N AKTAŞ
rinci anlamı, yeşilliğin kopartılamayacağı, ikinci anlamında ise yeşilliğin ancak bir canlı madde olduğundan, canlı bir varlığın o gün asla katledilemeyeceği im:a
edildiğinden, Hıdrellez Günü'nde, yeşilin kopartılması ve pişirilip yenmesinin
doğru bir hareket olarqk görülmediğini belirtmek istemişlerdir.
Fakat Heyran Kadın, bütün söylenenlere ve denilenlere rağmen tarlasına gider.
Tarladan gelirken, yeşil olan pancarı, koparıp, toplar. Evine dönerken tarladaki geçekten' geçtiği anda, o geçeğin dalı kırılır ve dalın bir tarafı da Heyran Kadı
nın bacağına saplanır. Yetişen köylüler, Heyran Kadını hemen hastaneye götü- rürler ve hastanede ise gerekli bakım yapıldıktan sonra bacağına geniş çapta bir dikiş atılır (Kl2).
Şimdi sorulması gereken ya da anlatılması gereken şu: Yıllardır o tarlaya gidip
; gelirken geçtiği geçekte, hiçbir şey olmayan; sadece kendisi değil aile bireyleri- nin .dahi başına en küçük bir aksaklığın ya da kazanın meydana gelmediği böyle bir yerde gerçekleşen bu olay; anlatılanların, söylenilenlerin ya da korkulan
inançların bir garip gerçekleşebilme ihtimali mi yoksa sadece ilginç bir tesadüf mü? Bunu anlamak mümkün değil. Ama anlatılması gerekenden daha ziyade, bilinmesi gerekenin bu günde; yeşil, yeşil dal ya da yeşilliği çok olarak adlandı
rılan ve Eski Türk inançlarına göre; Hızır'ın; Arapça deyimiyle, el-Hadr'ın (Ocak, 2006: 4 7); şahsında." İslamileştirilmiş eski bir ilkçağ bitki tanrısı olarak tanımla
nan; kupkuru otlara dahi oturduğu anda bile onların yemyeşil olmasına ve dal-
galanmasına neden olan; bütün tanımlamalara göre, kutsal atfedilen yeşile, kı
yabilmek ona karşı yapılan bir eylem olarak düşünülebilinir mi?
Köy halkının büyük bir çoğunluğu, istanbul'da gurbetçilik yaptığı için diğer böl- ge ve yerleşim yerlerinden gelen değişik toplumların kültür ve gelenekleriyle de
karşılaşmışlardır. Bu karşılaşmalar neticesinde birtakım anlatılar ve olaylar böl- geler arasında yayılmakta ve böylece diğer bir bölgede yaşanan bir olayın dinle- yen kişilerce sahiplenmesiyle başka ortamlarda ve yörelerde anlatılabilinmesi
ne rastlanılmaktadır. Bu anlatılardan birinde de Hızır ilginç bir kişilik olarak or- taya çıkmaktadır:
"Karlı bir günde, ava giden üç arkadaş, bir dağın eteklerinde avlanmaktaymışlar.
Avcılardan ikisi, üçüncü arkadaşını daha ileride bırakarak; ondan bir hayli uzak- laşmışlar. O anda, birdenbire nasıl olduğu dahi anlaşılamayan bir çığın, dağdan koparak; ileride yalnız başına kalan avcının, üzerine doğru yuvarlandığını gör-
müşler. Eyvah demişler, çığ arkadaşımızı yuttu; ne yapacağız, ne edeceğiz, diye- rek aramalarına karşın onu bir türlü bulamayınca, hemen köye varıp yardım is-
l Geçek: Belli bir seviye verilerek dikilen ağaç kazıkların etrafından geçirtilen tel örgülerden geçebilmek amacıyla yine ağaçtan YiJpılan bir köprü.
646 2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLENi 2007
temişler. İki gün boyunca arkadaşını o çığın altında aramış. durmuşlar. Fakat ikinci gün de bitip onu çığın altında bulamayınca hep beraber umutsuzca onun evine gelmişler. Üzgün ve yorgun eve girmek üzereyken, bir de bakmışlar ki çığın altında, iki gündür aradıkları kişi, evin yanındaki ahırın arkasından, peyda olrnuş
geliyor. Gören şaşırmış, sen ölmedin mi demişler? Biz, seni karın altında iki gün- dür aradık durduk, nerelerdeydin nasıl geldin, diye sorarlar. Nasıl kurtuldun da, iki gün sonra birdenbire karşımıza çıktın diye merakla etrafını sarmışlar. O da;
ben, o anda karşıdan gelen çığırı gördüm. Baktım. kaçacak bir yer yok; çığır be- ni yutacak, o anda aklıma ilk gelen Alevilerin Hızır'ı oldu. Alevilerin Hızır'ı vardi- yorlar dedim ben de. Eğer o Hızır gerçekten varsa buradan da beni kurtarırsa iki
ineğim var. Onlardan ala ineğimi Hızır'a kurban edecem dedim. Yeter ki gelsin
kurtarsın beni buradan. O anda gözüm karardı, heralda çığır beni yuttu diye dü-
şünürken, daha ne olduğunu anlayamadan kendimi, burada, evimin arkasında
buldum" der. Millet de bunu duyunca kimi inanır, kimi inanmaz. Çoğu da inan-
mıyor. Yaşlılar; "olum sen Hızır'a niyet etmişsin ala ineğini kes" der. Kimi inan- mayan da; "Yaa! Ona mı inandın. seni Allah kurtardı. .. O oldu, bu oldu demek ki senin içecek suyun varmış ki kurtuldun. ne kesiyorsun malını. günahı ne hay-
vanın?" deyince zavallı da onlara inanıp; başlıyor artık: "- Yaa, keseceğimden de-
ğil de işte, ben o anda. Alevilerin Hızır'ını kandırdım! Napim .. " demeye. Birden de içine bir şeyler doğmuş olacak ki: .. _ Bari gidip, şu ala ineğime bakim, nasıl
mış .. " diyerek hep beraber ahıra giderler. Bakarlar ki, dam yapılırken. orayı kuv- vetle tutsun. damı iyice örtsün; birbirlerinden ayrılmasın diye atılan ağaçlardan
birinin ucu; hem de hiç kurtulması mümkün olamayacak bir şekilde birbirleriy- le tutturulmasına rağmen, yerinden koparak ala ineğin kafasına düşüp, onu ora-
cıkta öldürmüş. Ala inek, başından akan kanının oluşturduğu gölde öylece yer- de yatmakta. O anda oradaki yaşlılardan biri:"- Gördün mü şimdi Alevilerin Hı
zır'ını!. .. " der." (Kl4)
İki farklı olayda iki farklı anlatı olmasına rağmen; amaç ve sonuçlarına göre öz- de aynı temayı izleyen olaylardır bunlar. Birinci nedenimizde anlatılan olayda;
Heyran Kadın'ın Hıdrellez'de yeşili kopartıp, cana kıymasıyla başından geçen kötü olay, ikinci anlatıda ise gerçekleşen olay; araştırma sınırlarımızın çok uza-
ğında olmasına rağmen yine de bu sınırlar içerisinde derlediğimiz için, bu köye ait bir anlatı sayabileceğimiz bu örnek olayda. Hızır inancı ve bu inanca adanı
lan ya da niyet edilenin gerçekleştirilme isteği ve karşı duruşta oluşabilecek ne- denlerin neler olabileceğinin göstergesidir.
Hızır olarak adlandırılan tarihi varlığın, takdir sırlarının asla çözülemeyeceği, bu- na rağmen insanoğlunun bu sırlara vakıf olmak ya da bu sırları anlamak amacıy
la, ne kadar uğraşsa dahi asla başarılı olamayacağı ve Hızır'ın, Hz. Musa' dan bi- le ki; Hz. Musa; döneminin en önemli bilge peygamberi olmasına rağmen ona manevi kılavuz olamayacak seviyede bile olması ve üstün niteliklerle donanma-
2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLENi 2007 647
A L I O S M A N AKTAŞ
sı, onun; ne kadar da farklı ve doğaüstü bir manayla yüklenmiş olduğunu bütün kutsal kitaplar kabul etmiştir. Kuran- Kerim'in 60. ve 82. Ayetleri olan El- Kefıf
Suresi'nde belirtilen (Ocak, 2006: 43) ve aynı coğrafyada yüzlerce yıl önce yaşa
mış Yahudilerin Tevratmda, Elijah olarak adlandırılan İlya'nın, İlyas olabileceği gibi; Kitab-ı Mukaddes' de de, Zekeriya Vl: 12 Bab'da da bahşedilen Yeşil. yani
"Filiz"in (Ocak, 2005: 59). gerek Arapların söylediği El-Hadr, gerek Türklerin Hı
zır'ı, gerekse de Yahudilerin Elijah'ı; işte bütün bu yüklendikleri sosyo-kültürel amaçlar, gereğince hep aynı benzer niteledikleri taşıdıkları tespit edilmiştir.
Yine 'Avut Köyü'nden derlenen bir olay vardır ki gerçek olduğu söylenilen bu olay daha da ilginçtir:
Olay Korgan' dan Bodurların Osmanı dedikleri bir kişiyle ilgilidir. Osman, kam- yon şoförüdür ve Korgan'da yaşayan Alevi bir kıza aşık olur. Bu evliliği gerçek- 'leştirebilmek için Osman'ın da Alevi olması istenir. O da, Alevi olur. Tanıdıkla
rı, Osman'la, her ortamda her durumda; "ne o Alevi mi oldun?" diyerek alay eder, dalga geçerler, onunla eğlenirler. Günlerden bir gün, Osman, artık dayana- maz olur, içindekiler, öyle bir birikmiştir ki, diğer şoför arkadaşlarıyla birlikte mola verdikleri bir yerde dayanamaz, yanındakilere dönerek: "- Evet Alevi ol- dum. Eğer ben Alevi olduysam, Ali sevgisiyle de dolmuşsam ve Ali gerçek sev- gililerine yardım elini uzatıyorsa, hemen şuracıkta kendisini beyan etsin. Eğer ki beyan edemez ise ben de tekrar içinize geri dönerim!.." der. Osman, arkadaşla
rıyla o şekilde orada tartışırken, o anda yolun karşısına park ettikleri kamyonlar- dan biri, freninden kurtularak hemen karşıdaki evlerden birine girip, evi darma-
dağın eder. Herkes korkuyla ayağa kalktığı bir anda Osman'a bakarlar. Osman da: "-Ya, gördünüz mü Ali Hızır'ı!. ... :· der (Ki 7).
Alevi-Bektaşilik inancında, Anadolu Aleviliğinin kurucusu olan Piri Hacı Bektaş
i Veli'nin söylence zemininde, birinci dereceden en büyük yardımcısı olan Hızır;
insan için ulaşılması olanaksız olan bütün zeminlere, "özlem" denen "ata" bine- rek yaptığı gezintilerinde dondan dona girerek, yeri geldiğinde insanı sorgula- yan, yeri geldiğinde ise onurlandıran, ödüllendiren, kimi kez ipuçları vererek araştırmaya dahi özendiren bir şahsiyet olarak kabul edilmektedir. Kısaca insa-
noğlunun özlemle yarattığı, özlemle devindirdiği, iyilikle, saflıkla, donattığı;
'kendi isteğiyle güdümüne girdiği, yönlendiriciliğinden hoşlandığı, zaman za- man birlikte eğlenip, birlikte güldüğü, ağladığı, tümüyle kendi yaşantısı olan
düşsel bir varlığın adıdır Hızır (Korkmaz, 2005: 322).
Halk bilgeliği ürünleri içerisindeki bütün kimliklerin kutsandığı Alevi-Bektaşi
Kültürü'nde, Hz. Ali, Hızır'ın don değiştirmiş yeni bir bedeni olarak tasavvur
edildiğinden, Alevi-Bektaşi toplulukları için Hıdrellez Geleneklerinin yaşatılma
sı ve ağırlanması da.ha dikkatli, istekli ve heyecanlı olmuştur. Bu nedenle, Alevi-
Bektaşilikte, üç günlük Hızır orucu tutulmaktadır. Bu, Hızır Orucu; Hıdır-Nebi Bayramı olarak da adlandırılan bir oruç olup, Nevruzdan altı hafta önce, şubat
648 2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLENi 2007
ayı ortalarında tutulan oruçtur (Korkmaz, 2005: 319). Eski Rumi takvime göre 31 Ocak ile 1 ve 2 Şubat günlerinde tutulan Hızır Orucu, daha sonraki dönemlerde Miladi Takvimin kullanılmasıyla, 13-14-15 Şubat günlerine tekabül ettiğinden, artık bu tarihlerde, Hızır Orucu olarak tutulmaktadır (Korkmaz, 2005: 323) Avut Köyü Dedelerinden birinin, Ordu'nun Korgan Yaylası'na koyun otlatmaya gittikleri senesinde başından geçen bir olay vardır. Dedenin yanında dört arka-
daşı varmış. Hepsi de koyunlarını yaylada otlatmaktaymışlar. Bir ara yaylanın di-
ğer tarafında bulunan arkadaşlarının evine gitmeye karar verirler. Dede yanına
birisini alıp; "biz gerinizden geliriz!" diyerek, diğerlerini önden yollamış. Dede,
arkadaşıyla Korgan Ovası'na çıktıklarında etrafı birdenbire bir sis bürümüş. Du- mandan göz gözü görmez olmuş. Yön bulabilmek umuduyla Dede, yanındakine
"Kürtün Ovası'na geçelim, bir keleği2 bulup sesine göre yön alalım" der. Her tür- lü sese kulak verip, içlerinden kelek sesini ayırt etmeye çalışarak yürürler. Dede bir müddet sonra yanındaki arkadaşını da sisin içinde yitirir. Dede yalnız başına kalır. Yönünü de iyice şaşırmıştır. Önünü görmek onun için imkansızdır artık.
Uçurum çıksa göremez, yuvarlanır; öylesine yoğun bir sis içinde yürümektedir.
Çünkü karanlık da iyice bastırmıştır. Dede iyice korkar. Öte koşar, beri koşar, ne arkadaşını bulur ne de koyunlardan gelebilecek bir kelek sesi. Islık çalar. Kendi- si bile ıslığını zor duyar. Sis yüzünden ağaçlar adam boyu korkutucudur. "Alla-
hım ! .. "der, "bir ev bulsam, bir çadır bulsam!" diye dua ederken bir yandan da
başına bir şey gelse: ölse, kimsenin kendi ölüsünü bile burada bulamayacağını düşünerek hayıflanır. Ne olcam; ne edecem diye bir yandan Allah'a dua ederken diğer bir yandan elinde de girebisi3 çayıra doğru yürür. İçinden, "Ya Hızır, nolur
yardım et" diye dua ederken, birden gideceği evin sahibi arkadaşını, karşısında
öylece kendisine bakarken görür. Dede hem şaşırır hem korkar. Neden sonra ar-
kadaşı: "Dede nereye gidiyordun bu siste, napıyorsun, buralarda deyince?" o za- man anlar ki bu kanlı canlı onun arkadaşıdır. Dede ona neden böyle bir havada buralara geldin, ne işin vardı burada diye sorunca arkadaşı da birden içinden buraya gelmek gibi bir isteğin doğduğunu söyler. Dede, iyice şaşırır ve sevinir.
Çünkü kendisini kurtaran kişi arkadaşını buraya gönderendir."
Hızır, suda İlyas, karada İsmail bıçakta denir köyde.( Kl2, K20). Bugün Hızır oru- cunun son günü, yani tutulan üç günlük orucun da son günü olarak kabul edil- mektedir. Bu günlerde oruç tutmanın büyük sevap olacağına inanılır (Kl8, K23).
Bugün, aynı zamanda Hızır ile ilyas'ın birleşme günü olarak da kabul edilmekte- dir. Bunların görevleri vardır. Görevleri, insanoğluna yardım etmek, darda olan- lara yetişmektir. Bütün yıl boyunca görevlerini yerine getiren bu iki kardeş, 6
Mayıs günü buluşmak üzere, biri karadan, diğeri de denizden gelir ve bu günde
2 Kelek: Hayvanlann boyunlarına bağlanan çan gibi ses veren aletler.
3 Girebi: Küçük balta.
2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENİNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLENi 2007 649
A L I O S M A N AKTAŞ
yani 6 Mayıs gününde bir araya gelirler. Birbirleriyle hasretlik giderirler. Ama ay-
rılık vakti geldiğinde, görev yerlerine dönmek zorunda kaldıklarında birbirlerin- den ayrıldıkları için yasa düşerler (Ki 1 ).
Hattap Devri'nde (Ömer Bin Hattap -il. Halife). bir zatın evlatları vardı. Adları Hızır ve İlyas idi. Babaları bunlara bir vasiyet bıraktı. Demiştir ki: "Allah tarafın
dan bir su vardır. Ab-ı Hayat derler. Bundan içen hiç ölmez. Sonsuza kadar be- raber yaşar, birbirinizden ayrılmazsınız." der. "Eğer, bu suyu içerseniz, karanın ve denizlerin yardımcısı olacaksınız. Fakat bu su, yalnız şu zamanda, şuradan akar, ama bir kez akar. ·Bir aktığında içen içer. içemeyen bir daha onu bulamaz. O yüz- den onu, iyi kollayın." der. İki kardeş, bu suyu aramaya koyulur. Bu kardeşlere
suyu içirmemek için peşlerine firavunun askerleri takılmıştır. Hızır ile İlyas kar-
deşler, suyun geçeceği yerde beklemeye başlarlar. Askerler de saklanır; onlar da belder. Allah o anda firavunun adamlarına gaflet verir, onları uyutur. Su, güm- bürdeyerek bir kıyamet halinde çağlayan gibi akarken, Hızır ve İlyas kardeşler, bu sudan içerler: Firavunun askerleri sesi duyar, uyanırlar ama geç kalmışlardır. He- men de kardeşlerin peşine düşerler. Kardeşler de ellerindeki unu arkalarından
gelen askerlere fırlatır. Çünkü anneleri, mısırı un ederken eğer peşinizden kavim gelirse bunu, onların gözlerine serpin demiştir. Onlar da, unu, firavunun adam-
larının, gözlerine serperek onlardan kurtulurlar." (Kl2)
Bu yüzden bugün bile, Hızır ilyas'ın anısına Hıdrellez' den bir gece ewel birçok evde yatılmadan, mutfak tereği ne, ocağın üstü ya da yemek pişirilen bir yere mı
sır unu dökülür. Hızır'ın geldiği ve o evi bolluk ve bereketinden nasiplendirdiği,
o gece dökülen mısır ununun üstünde oluşan ayak izinden anlarlar. Çünkü Hı
zır, aynı zamanda bolluk ve bereketin de temsilcisidir. (K4, Ki 5, Ki 7)
Hıdrellez Günü'nde, tarlada neden çalışmıyorsun diye soranları anlamakta zor- luk çeker köy halkı. Kendilerine, beş gün tarlada çalış ama Hıdrellez Günü'nde ibadetini et diye nasihatte bulunurlar (Ki 2). Bugün boş durma, tarlanı sür, eki- nini ek diye söyleyenlerin dahi var olduğu bilinerek; sakın bugünde boş durma, çalış, diyenlere aldanma derler. Bugünün ibadet günü olduğunu bilmeyen biri- si, bugün ibadet edenler için; acaba bu köylüler neden çalışmıyor diye düşüne-
. bilir. Hıdrellez Bayramı'nda tarlada çalışanın, öküzünün kör olacağına, boyun-
duruğun altında dahi kalabileceğine inanırlar., O yüzden bu tür inançlar nede- niyle bu bayramda asla çalışmazlar (Ki 2).
HIDRELLEZ GELENEKLERİ
Hıdrellez Günü, Köy halkı güneş doğduktan bir müddet sonra kafileler halinde ya da tek tek mezarlığa gider. Ölülerine dua okutabilmek ve bayram günü olarak kabul ettikleri bu günde, sevdiklerini ziyaret edebilmek için erkenden mezarlığa
gelirler. Mezarlıkta herkes ölülerinin üstüne kuran okur, hatim indirir. Bu dualar içerisinde herkes ne dileği varsa onu diler; ne isteği varsa onu ister.
650 2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLENi 2007
Mezar sahipleri ölülerinin ruhlarına dualar okur, onlar için şefaat diler (Kl, K7).
Mezarlıklar, aynı zamanda köy halkı için de, bir buluşma yeridir. Herkes birbiriy- le buluşur, görüşür; hasretlik giderir. Ölüler sahipleriyle; gelenler ise birbirleriy-
le buluşurlar (K7). ·
Köyün en büyük dedesi olarak kabul edilen ve sağlığında büyük yararlar sağla
dığı ve birçok yardımlarda bulunduğu bugün bile hala dilden dile dolaşan Zey- nelabidin Ocağı'ndan Dede Cemal KINALIKAYA'nın mezarı; bir yatır mezarı, bir evliya mezarı olmuş durumdadır. Hemen yanı başında uzayıp giden akasya ağa
cı, bir adak ağacıdır. Bu ağaca derdine derman bulamamış genç kızlar, delikan-
lılar, genç -yaşlı hemen herkes, dilek diler, adaklar adar. Bugün dahi, adakların adandığı, dileklerin dilendiğini belirten çaput, bez ve yazmalar ile iplikler halen ağaçta durmaktadır. ilk olarak, adak ağacına zamanında sadece ihtiyarların te- nezzül ettiğini, bugün artık pek kimsenin itibar etmediğini söylemişlerse de ha- la pek çok insanın gelip de bu mezarda dua ettiklerini ve ağaca çaput, yazma
bağladıklarını belirten objeler asılı durmaktadır (K4, K6, K23).
Özellikle bu mezarda bir gelenek halini alan, "parmağı mezar toprağına değdirip dudaklarına sürme" ritüeli, bütün köyün kabul ettiği ve genellikle herkesin uygu-
ladığı bir pratiktir. Herhangi bir sorunu, derdi veya ihtiyacı olup da derdine pek çare bulamamış olanlar gelip, bu mezarda, önce Cemal Kınalıkaya'nın ruhuna üç ihlas ve bir de Fatiha duasını okuduktan, sonra, önce parmağını mezar top-
rağına değdirip; sonra da o parmağa bulaşmış toprağı yer ya da emer. Bu uygu-
lamanın hemen peşisıra, kişi duasını tekrar içinden okuyup, istediği dileğini ye- niden yakarır (Kl 1, Kl2, K23).
Köy halkı, bu mezar sahibinin, zamanında köyün ilk dedesi olduğunu ve sağlı
ğında pek çok hastalığı tedavi edebilen bir otacı olduğunu söyleyerek, aynı za- manda nefesi ve okumasının da güçlü olduğunu belirtmişler, vefatıyla da topra-
ğa karışan, özün hala yaşayabileceğine olan inançlarından dolayı da toprağı öp- menin ya da yemenin herhangi bir şekilde kendilerine tesirli olabileceğine inan-
dıklarını belirtmişlerdir (K4, K6, K7, K23).
Eski Türklerin Atalar Kültünde, çok yaşayan, bilgili, yönetici olan insanların öl-
düğünde, onların ruhlarının, ailesine ve toplumuna yardımcı olacağına inanıl
maktadır. Bu yüzden bu tür kişilerin yatırları, türbeleri ve mezarları, kutsal kabul
edildiğinden ziyaret edilir; hastalıktan kurtulmak ve her türlü istekler için de yar-
dımları istenir (Ocak:2000, 113). Kutsal kabul edilen bu kişilerin mezarlarından taş, toprak, su gibi maddeleri almak, dokunmak, üzerinde taşımak, içmek ve üze- rine dökmek şeklinde görülen bu pratiklerin arkasında bütün dertlere karşı bu objeleri bir aracı olarak kullanmak vardır (Kalafat, 1997: 36).
Atalar Kültüne göre, ata ruhların, geride bıraktıklarının, bayramlarını nasıl kut-
ladıklarını kontrol ettiklerine olan inanç gereğince, bayramlarda mezarların ziya-
2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLENi 2007 65J
A L I O S M A N AKTAŞ
ret edilmesi bir gereklilik olarak görülmüştür. Ataların öldükten sonra; ruhları
nın, birtakım üstün güçierle donanacağı ve bunun da geride kalanlara yardım edeceği inancıyla, ataların eşyaları ve mezarları kutsal kabul edilir ve ruhlarına
kurban sunulurdu. islamiyet'in kabulünden sonra geçmişte var olan Atalar Kül- tü, Anadolu'da, Türkler arasında, Veli Kültü'nün oluşumunda etkili rol oynamış,
böylece üstün ruhlarla donanmış insan tipi de oluşmuştur (Ocak: 1984, 3). Bu- rada gördüğümüz "toprağı emme figürü", üstün niteliklere sahip bu ataların, ha- la var olduğuna inandıkları özün, geride kalanlara yardımcı olabileceği inancı ve
alışkanlığıdır.
Meza'rlığa gelenlerin en yeni giysilerini giymeleri ve çeşitli yiyecek ile içecekleri- ni getirip burada yemeleri, bu inanca ait bir ritüeldir. Köy halkı geceden hazırla
dıkları yiyeceklerini mezarlığa getirirler. Orada ölülerinin ruhlarına dualarını
, okuyup şefaatlerini diledikten sonra getirdikleri yiyecekleri hep birlikte yerler.
Çünkü onlar için bugün, özel bir gündür ve bu günde gelen ziyaretçilere yemek vererek hem ölülerinin ruhlarına sevap olarak göndermeleri sağlanır; hem de birbirlerine ikram ederek, atalarının kendilerine bıraktıkları bu bayramı layıkıyla kutladıklarını gösterirler (Ki. K4, K6, K7, K20, K23).
Bu yemeklerden, sadece mezarlığa gelen ziyaretçiler istifade etmezler. Bütün
canlıların da nasiplenmesi için bu kutsal günde, geride kalan yemekler, mezar sahiplerince mezarın bir kenarına konur ve böylelikle böceklerin, kuşların ve di- ğer hayvanların da bu yemeklerden yemeleri sağlanır. İşte mezar baŞlarına bıra
kılan börek, pasta gibi her çeşit yemekler, ihtiyacı olanlar varsa gelsin alsın ki bu sevaptan ölen kişinin de ruhu nasiplensin diye bırakılır (K4, Kl2, K20).
Avut Köyü'nde, Hıdrellez. yılda iki defa kutlanılmaktadır. Özellikle son sekiz se- nedir köy muhtarının katkılarıyla Hıdrellez. köyde iki kere kutlanır olmuştur. Bi- ri köy halkının kendi aralarında kutladıkları 6 Mayıs, "Hıdrellez Günü", diğeri ise
artık bir festival niteliğinde kutlanan, mayıs ayının ilk pazar günü, artık hangi ta- rihe denk düşerse. o gün kutlanan "Hıdrellez Şenliği"dir.
Avut Köyü, "Hıdrellez Şenlikleri"nin bu yıl, sekizincisini kutladı. Bu seneki şenli
ğin diğer Hıdrellez Şenliklerinden farkı, mayıs ayının ilk pazar gününün, 6 Ma-
yıs'a yani özgün olarak kutlanan Hıdrellez Gününe. denk düşmesiydi. Yani halk, hem özgün olarak Hıdrellezini kutladı; hem de festival niteliğinde kutlayacakla-
rı "Hıdrellez Şenliği"ne ev sahipliği yaptı.
Hıdrellez kutlamalarında. köy şenlik alanı, bir tür mesire yerine döner. Sadece çevre köylerden değil bütün çevre ilçe ve illerden gelen ziyaretçilere de ev sahip- liği yapılmaktadır. Özellikle bu sene köy halkınca. sekizincisi kutlanan Avut Kö- yü "Hıdrellez Şenliği", ününü sadece bütün çevre illerde duyurmakla kalmamış
hangi değer ve geleneğe sahip olunursa olunsun. buralarda buluşulup, eskiler- den kalma bir geleneği ve kültürü yaşatma emelini bütün çevre halkına benim-
setmiştir.
652 2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLENi 2007
Bugün bu şenlik alanına aileleriyle, arkadaşlarıyla birlikte, piknik yapmak, eğlen
mek için gelenler; bu tür organizasyonların, toplumları birbirine kaynaştıracak
en önemli kültür etkileşimi olarak gördüklerini ve her zaman buraya gelmeyeni- yetli olduklarını belirtmişlerdir. Ayrıca kendi geçmişlerinde Hıdrellez Günü'nde
salıncakta sallanmanın ve yatır ile evliya ziyaretine gitmenin önemli bir uygula- ma alanı olarak da kabul edildiğini belirtmişlerdir (K2, K5, Ki 3).
Son yıllarda Hıdrellez gününün, artık bir şenlik havasında kutlanması nedeniyle çevre ilçelerden gelen halkın bütün ihtiyaçlarının karşılanması ve beslenmesi
amacıyla, birçok esnaf ve dükkan sahibi, köy heyetiyle daha önceden yapmış ol-
duğu anlaşma gereğince, köy meydanına açılan uygun yerlerde çadırlar kurmuş,
sergiler açmıştır.
Bugünün, baharın başlangıcı olarak kabul edildiğinden, bugüne ait bir takım
adetlerin hala yaşatıldığını belirtilmiştir. Özellikle yeşilin kopartılmaması en
başta gelen bir uygulama adımı olarak görülmesinden hareketle pancar ve diğer yeşil sayılan ot gibi bitkilerin bu gün dahi kopartılamayacağı gibi çiğnenemeye
ceği de ifade edilmiştir (Ki 9).
Yine aynı gelenekte, bu güne özgü olarak evlerde; hiçbir şekilde iş yapılmadığı, değirmene dahi gidilmediği, un çekilmediği (el değirmeni) belirtilerek, kısaca
her tür işten el çekildiği ve fidenin dahi bugünde dikilmediği belirtilmiştir (Kl6, K22). Eğer bugünde bu tür yasaklara uyulmaz ise yumurtadan çıkacak civcivin
başının dönük olacağına, dikilen fasulyenin kıvrık olacağına hatta bitmeyeceği
ne inanıldığı söylenerek, bu günde kesinlikle ağaç bile kesilmeyeceğinden bah-
sedilmiştir. Bu kişilerce, Hıdır ile Ellez'in buluştuğu bu günde ve saatte yaş ağaç
kesenin mutlaka bir yerinde sakatlık olacağına ya da kaza geçireceğine inanıl
maktadır (Kl6, K22).
Bugün, şenlik alanına gelen kimi ziyaretçiler, sadece piknik yapmak için gelmiş
olsa dahi bu tür öZel günler sayesinde her türlü inanç ve mezheplere karşı say-
gı ve hoşgörünün gelişeceğini belirterek bu günler sayesinde her tür inanç fark-
lılıklarına saygının ve anlayışın da gelişebileceğini belirtmişlerdir (Ki O).
Aynı şekilde, bu günde, ağaç kesilmeyeceği, yeşil yenilmeyeceği ve bunların eve dahi sokulmayacağı (dışarıdan) ve ancak bugüne özgü olarak sadece soğan, ye-
nilebileceğini, yumurtanın ise ancak rafadan yenilmesi gerektiğine inananlar ol-
maktadır (Ki 3).
Bugün, iki ayrı yerde bulunan Hıdır ile İlyas kardeşlerin, birleştiği gün olarak ka- bul edilmiştir. Yetim olduklarına inanılan Hıdır ile İlyas'ın, birbirlerinden ayrıl
madan önce bir duvarın dibinde uyudukları ve yaslandıkları duvarın çökmesiyle de dibinde buldukları parayı alıp, fakir ve gariplere dağıttıklarını anlatılmaktadır
(Kl3).
2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLENi 2007 653
A L I O S M A N AKTAŞ
Duvar çökme motifini daha önce Hz. Musa'nın kutsal kişiyle, ilahi takdirin sırla
rını öğrenmek maksadıyla yaptıkları seyahatte öğrenmiştik. Bu bilgiye göre yol-
ları bir memlekete düşen, Hz. Musa'yla o, kutsal kişi, yıkılmak üzere olan bir du-
varı görürler. Kutsal kişi, derhal duvarı doğrulttuğunda, Hz. Musa, bütün seya- hatleri boyunca daha önceki olaylarda da olduğu gibi yine dayanamayıp, "iste- seydin bu yaptığın işin ücretini alırdın" demesi üzerine, o zat / kutsal kişi, Hz.
Musa'ya, "artık dünyanın sırlarına vakıf olamayacağını" ve bu yüzden de "kendi- siyle yollarını ayıracağını" söylemiştir. Ama ayrılmadan önce o duvarın altında
bir define olduğunu ve bunun da şehirde bulunan iki yetim çocuğun hakkı oldu-
ğunu söyleyerek; eğer şimdiki gibi zamansız bir şekilde bu duvarın yıkılıp da al-
tından Çıkacak definenin başkalarının eline geçmemesi için ancak vakti ve zama-
nı geldiğinde bu iki yetimin alabileceği şekilde olması amacıyla duvarı doğrult
tuğunu söylemiştir (Ocak, 2007: 46).
Salıpazarı'ndan ailesiyle şenlik alanına piknik yapmaya gelen bir ziyaretçi (K6).
Hıdrellez'de ilçede bulunan Samsamı Tekkesi'ne gidildiğini ve dua edildiğini
söyleyerek kendisine adak ve dilekte bulunulduğunu belirterek bir yandan da
"diriye faydası olmayanın ölüye faydası olur mu?" diyerek herkesin bugünde sa- dece ölülerine dua okuyarak değil; yaşayan bütün fakir ve garibanlc:ıra da yardım
etmesi gerektiğini ima ederek dünyevi bir hayattan da soyutlanmamanın gerek-
liliğini ifade etmeye çalışmıştır.
Samsun Merkez'den buraya piknik yapmaya gelenler, bugün; Hıdir ile İlyas'ın buluştuğu bir günde, yeşilliğin yenilmediğini, çimene basılmadığını, sadece ye-
şil soğanın ve yumurtanın ancak onun da haşlanarak yenilebileceğini belirtmiş
lerdir. Hıdrellez Gününün sabahında, daha güneş doğmadan, deniz kenarına
gittiklerini ve çocukları için dilek dilediklerini, bunun gerçekleşmesi için de, ku- mun üzerine, çubuk gibi vasıtalarla artık diledikleri ne ise onu yazdıklarını ya da çizdiklerini belirtmişlerdir. Ancak gelecek olan dalgaların o yazılan ve çizilenleri silmesiyle bu dilenen dileklerin kabul olunacağına inandıklarından heyecanla
dalgaların gelip, o yazılan ve çizilenleri silmesini beklediklerini ifade etmişler
dir. Ayrıca şekil çizmek yazı yazmak için gerekli olan kumun olmadığı yerlerde ise istenen dilek ve beklenen taleplerin, bir kağıt parçası üzerine şekli yapı1arak ya da çizilerek o da olmadı yazılarak doldurulduğu ve o kağıdın da bir taş parçası-
. na sarılarak denizin en uzak kısmına fırlatıldığı anlatılmıştır (Ki 8, K2 I ).
Bu gelenekte, ayrıca herhangi bir dileğin bir gece ewelinden, kağıt parçasına ya-
zılarak, bir gül ağacının dibine bırakılması yoluyla dilek tutulduğu ve gerçekleş
tirilmesi için de Hıdrellez sabahının beklendiği belirtilmiştir (Kl6, Ki 9). inanca göre Hızır ile İlyas, gül ağacının dibindeki o dilekleri görecek ve dilek sahipleri- ne de dileklerinin gerçekleşmeleri için yardımda bulunulacaklardır. Gül, güzel bir çiçek olduğundan ve aşıkların buluşma yerinin ancak bir gül bahçesinde ola-
bileceği inancı ile birbirlerini çok seven bu iki kardeşin, Hızır ile ilyas'ın, ancak bir gül ağacının yanında buluşacakları inancıyla bu çiçek tercih edilmektedir.
654 2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLENi 2007
Bu inanca sahip bir başka anlatıda ise şenliğe gelenlerden birinin anlatımıyla (Kl5). kız kardeşi Hıdrellez gününde deniz kenarına ev yaptığını ve onun hiçbir birikimi olmadığı halde bir yıl geçmeden ev sahibi olduğunu söylemiştir.
Bir diğer uygulama ise, denizden alınmış bir miktar suyun. evin değişik bölüm- lerine ve odalarına serpiştirilmesi pratiğidir ki bu inancın temelinde ise evin ve ev halkının bütün kötülüklerden korunup evin hastalıklardan ve her türlü kötü olaylardan sakınılması amacı vardır. Su, kutsal kabul edildiğinden temizleyici, koruyucu özelliğinden yararlanılmıştır (Ki 5).
Bu güne özgü olarak ayrıca, deniz kenarına gidenler ya da gidemeyenler; herhan- gi bir yerde ateş yakıp üstünden atlama geleneğini hala sürdürmektedirler. Bu gelenekte amaç, bütün kötülüklerden kurtulmak ve o kötülüklerin ateş içerisin- de yakılıp, yok edilmesini sağlamak ve bununla birlikte temizlenip, bir çeşit arın
mayı da yaşamaktır (K3, K9, KIO). Burada temizlenmek, ruhun ve düşüncelerin saflaştırılması ve iyileştirilmesi anlamındadır.
Ayrıca Hıdrellez'de diğer tüm bölgelerde görülebilen ortak bir pratik daha var-
dır: Evin süpürülmemesi ve yeşilin kopartılmaması. Ev kesinlikle süpürülmez ve temizlenilmez. Temizlik bir gün ewelden yapılır ve Hıdrellez gününde hiçbir şe
kilde ev temizlenmez. Eğer bu geleneğe uymayıp da o gün evini temizleyen, sü- püren olursa hemen onun evini her çeşit haşere ve hayvanın doluşacağına ina-
nılmaktadır. Ayrıca bu günde, yeşil ve kuru soğan sadece haşlanarak yenilir (Ki.
K4, K6, K7, K23).
Bir başka inanca göre; Hıdır ile Eli ez' in bu üç günlük süre içerisinde birleşip ka-
vuştukları ve bir şekilde ayrılmaları geciksin, birbirlerinden hemen ayrılmasınlar
diye oyunlar oynandığı ve bu suretle de kavuşma vakitlerinin uzatıldığını belir- tilmektedir (Ki. K6). Yine bugünde yeşilin kopartılamayacağı ve ağaç dahi kesi- lip odun edilemeyeceğini belirtilerek, bu geleneğe uymayanların evine, yılan,
sülük, çıyan gibi hayvanların dolacağı anlatılmaktadır (Kl5, Kl8, K23).
Şenliğe sadece çevre ilçelerden değil, Ordu' dan. Sivas'tan, Tokat'tan ve hatta bu gün için Avrupa'dan dahi gelenler olmuştur. Özellikle yabancı ülkelerde çalışan gurbetçiler, çalıştıkları işyerlerinden bu gün için özel olarak izin alarak şenliğe
ve eğlencelere katılırlar.
Şenlik, gün boyunca süren aktiviteler ve eğlencelerle devam eder. Günün sonun- da çevre ilçelerden ve illerden gelenler, yavaş yavaş şenlik alanını terk ederken, geride kalanlar günün tadını doyasıya eğlenerek kutlarlar. Belki de, bu kadar çok
eğlenmedeki amaç, bir önceki kaynak kişiden elde edilen bilgi gereğince; Hızır
ve İlyas kardeşlerin daha çok birlikte olabilmelerini sağlamak ve daha çok birbir- leriyle özlem gidermek için yapılan bir geciktirme eylemini gerçekleştirme iste-
ğidir.
2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLEN[ 2007 655
A L I O S M A N AKTAŞ
SONUÇ
Bu şenliklerde, elde edilen en önemli sonucun, çevre köylerde yaşayan Sünni
halkın bu şenlikler nedeniyle Alevi-Bektaşi kültürüne sahip olanları daha yakın
dan tanıma fırsatı bulduklarını söylemeleridir. Diğer mezhep ve kültürlere sahip
yakın köy muhtarları, Avut Köyü muhtarıyla birlikte bu şenlikler için hiçbir şekil
de ayrım yapmadan çalıştıklarını ve bu şenliklerin oluşmasında birlikte ter dök- tüklerini belirterek; bunun sonucunda bu iki kültürün birbirini daha iyi tanıdığı
nı ifade etmişlerdir. Eski dönemlerde böyle bir imkan yokken, Alevi-Bektaşi kül- türüne mensup olanlar için farklı düşünüldüğünü, bu kültüre sahip olanlara, farklı davranıldıgını belirterek; bunun, ancak bu tür etkinliklerin çoğalmasıyla
değiştiğinin ve her iki kültürün de birbirini daha iyi anladıklarını ve tanıdıkları
nı ima ederek artık birlik ve beraberliğin daha iyi bir şekilde gelişeceğini belirt-
; mişlerdir.
Avut Köyü'ne ait öznelse! bir anlayışla gelişen bu eylem birliği, belki de kendi
değerleri arasında yayılan ve gerçekleştirilen bir anlayışın ötesinde olmamakla birlikte çok daha ötelere kadar gidebilen bir birliktelik ve gelişmenin belki de en önemli göstergesi olarak kabul edilmektedir. Sadece bu köye değil, bu köyün dı
şında olan bütün insanların dahi bu etkileşime katılmasının en önemli sonucu kültürlerin kaynaşıp birbirlerini daha iyi anlamalarıdır. Bu artık mahall1 değil, ulusallıktan evrenselliğe de geçişin ilk adımını oluşturmuştur.
Bugün, artık coğrafi sınırlarını zorlamaya başlayan "Avut Köyü Hıdrellez Şenlik
leri"ne katılım, günden güne artmaktadır. Katılımcıların içerisinde yer alanlar ar-
tık sadece Alevi-Bektaşi inancına bağlı köy ile akraba köyler olmayıp ziyaretçile- rin büyük bir çoğunluğunu ise Sünni inancına bağlı kişiler de oluşturmaktadır.
Birliktelik ve beraberliğin daimi olması için her iki inanca bağlı halkların her za- man birlikte anılması belki de en anlamlı başarı olarak kabul edilmektedir.
Günün ilk ışıklarında köyün mezarlığında en acılı ağıtları yakarak, gönülleri sız
latan bu yöre insanları için Hıdrellez; öğle vaktinde hep beraber neşeli türküler- le halay çekip de eğlenmeleri, en değişik biçimde tabiat ve yaşam ile doğayı ve hatta bunların başında gelen ilkbaharı, mutlulukla karşılamanın bir başka teza- hürüdür. Onların gönlünde belki de yok oluş ve birleşmenin ve hatta var olma-
nın iki zıt halidir bugün. Onlarca, Hıdrellez; coşkuyu, bereketi, verimliliği sağla
yan Dionysos'un bir çılgınlık hali mi; yok.sa ateşler yakılıp, şarkılar söylenilip ilk-
baharın gelişinin kutlandığı, Walpurgis eğlencelerinin bir başka yönü müdür? Ya da bu günün, kutsal bir gün olarak kabul edildiğinden, o günün hiçbir şekilde çalışılmadığı, dinlenildiği ve sadece eldeki imkan!2:!;1 ku!laraldığı bir şabaLgü
nü müdür sadece Hıdrellez? Bütün bunlara karşın a'.;hnd.:ı hangi pencereden ba-
kılırsa bakılsın, bir dünyevi hayatın sıfırlandığı ve sadece maneviyatın, en yük- sek dereceye eriştiği bir gün olarak bütün toplumların gönlünde hiçbir şekilde anlamını yitirmeden yaşatılacağı bir külttür Hıdrellez.
656 2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLENi 2007