• Sonuç bulunamadı

Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli. Araştırma Merkezi TÜRKu. HAlVIER;. ::.-:_r.::j! 2=...,:.?C.

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli. Araştırma Merkezi TÜRKu. HAlVIER;. ::.-:_r.::j! 2=...,:.?C."

Copied!
13
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Gazi Üniversitesi

Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli

Araştırma Merkezi TÜRKu

HAlVIER;.

::.-:_r .::J ·! 2=...,:.?C.

2. ULUSLARARASI

TÜRK KÜLTÜR EVRENİNDE ALEVİLİK ve

BEKTAŞİLİK BİLGİ ŞÖLENİ BİLDİRİ KİTABI

2. CİLT

Editörler

Dr. Filiz KILIÇ Tuncay BÜLBÜL

17-18-19 Ekim 2007

ANKARA

(2)

Seyyid Garip Musa Ocağı ve Asbuğa Kolu

The Association of Seyyid Garip Musa and Branch of

Asbuğa

Kutluay ERDOGAN*

ÖZET

Horasan'da gelişen İslamiyet'e dayalı tasawuf felsefesi, Anadolu'da ocaklaşarak "Kült"

merkezlerini oluşturdu.

Seyyid Garip Musa Sultan da babası Menteş ve Amcası Hacı Bektaş Veli ile birlikte Ana- dolu'ya gelmiş, babası Sivas'ta şehit olduktan sonra amcası tarafından yetiştirilip, nasip

aldıktan sonra Divriği'nin Alan Kariye' sine yerleştirilerek hizmet vermiş bir "Alp Eren" dir.

Seyyid Garip Musa hakkında da çok söyler söylenmiştir. Bu söylentiler doğrultusunda ocağa ait Sandıklarda saklanan belgeler gün ışığına çıkarıldı. Yazılarak ocak sözlü kültür- den kurtarıldı. Soy kütüğüne dayalı elyazması risaleler. Padişah fermanları. icazetler ve hilafetnameler Garip Musa Sultanın Ehl-i Beyt soyundan imam Musa Kazım evladı oldu-

ğU anlaşıldı.

Soydan gelenler Kangal-Dışlıkta Feyzullahoğulları. Divriği Yağbasan'da Pirzadeler, Tek- ke'de Musaşeyhoğulları, Ankara Kalecik ve Eskişehir'in Mahmudiye'de Sarı Zülfikar dede- ler. Doğu'ya göçen Ağagiller ise Sarıkamış'ın Asbuğa köyüne yerleştiler.

Anadolu Alevi-Bektaşiliğine dedelik eden Seyyidlerden Garip Musa'nın Divriği Güneş

Tekke'de ki türbesi önemli ziyaret yerlerindendir. Bu ocaktan gelenlerin, Aleviliğin ve

Bektaşiliğin en üst mertebesi olan Halifeliğe ulaşmaları. Divriği'deki tekkenin bir benze- rini de Sarıkamış'ın Asbuğa köyü'nde kurmaları ilginçtir.

Asbuğa'da ki tekke görünümündeki evler herkese açıktır. Ambarlar ihtiyacı olana arzu et-

tiği miktarda alır, Hayvanının yemi bittiğinde başvurduğu kapıdır. Hasattan sonra iade eder veya ırgat gelirlermiş. Bu günde Köy' de aileden kalan yoktur. Ev ve araziye bakan bir aile vardır. Karşılıksız olarak bu evimizin bakını yapmakta, istediği tarlaları ekmekte ve

çayırları biçmektedir. Hayvanlarını barındırmakta. hatta Dedemin yattığı odalarda kal-

maktadır. Ayrıca, her türlü yardım esirgenmediği gibi bu ailenin mensubu gibi ilgilen- mekteyiz.

Güneş Tekkede olduğu gibi Asbuğa'da Ağagiller veya Paşamgiller diye anılan bu Garip

Musalı aile Balım Sultandan bu yana halifelik yaparak tekke terbiyesi almış bir Seyyid

ocağıdır. Hadilü'l fukara namı ile anılan dedelerimiz, fakirlerin koruyucusu ve onların eğitmeni olmuşlardır.

Anahtar Kelimeler: Seyyid Garip Musa Ocağı, Asbuğa kolu. Sivas, Sarıkamış.

• Emekli MEB. Başmüfettişi, Tarihçi -Yazar.

2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLENi 2007 1189

(3)

ABSTRACT

Philosophy of sufism which developed in Horasan, depending on lslamism. formed "Cult centers" by association system.

Seyyid Garip Musa Sultan alsa settled in Anatolia with his Father Menteş and Uncle Hacı Bektaş Veli. grown up by uncle after his father died for lslam in Sivas. He was a "Dervish"

who served by being settled in Alan Village of Divriği after he had been initiated into the Bektashi order of dervishes. Lots of things have been mentioned about Seyyid Garip Musa. Thanks to these rumours. the documents hidden in chest belonging to associa- tion were came to light. Writing, they recovered the association from verbal culture.

Manuscript treatise based on his genealogical tree, edicts of sultan, certificates and hilafetnames revealed that Garip Musa Sultan is the son of imam Musa Kazım from the family of Prophet Muhammad.

Feyzullahoğulları, Pirzadeler. Musaşeyhoğulları, Sarı Zülfikar Dedeler, Ağagiller. ali of them are from that race. settled respectively in Kangal-Dışlık, Divriği-Yağbasan. Tekke, : K;;ılecik in Ankara and Mahmudiye in Eskişehir. Asbuga Village in Sarıkamış.

Th~ sanctuary of Seyyid Garip Musa who was a Dede of Anatolian Alevism-Bektashism in Divriği Güneş· Tekke is one of the important visiting place. it is amazing that people from this asssociation reached the top level of Alevism and Bektashim called as caliphate and that they established association similar to the one in Sarıkamış into Asbuğa village.

Everybody can visit the houses in Asbuğa that look like tekke. Everybody can take corn how much they want from warehouses. it is the place where you can go when food of your animal exhausts .. After harvest. they give back or help them. Today, there is nobody from that family in the village. There is a family who look after the house and land. They renew the house without expecting anything, plant the fields they want and saw the lawn, shelter the animals, stay even in the rooms where our Dede stayed. We take care of them as if they were our family.

As in Güneş Tekke. Garip Musa's family.called as Ağagiller and Paşamgiller in Asbuğa is an association that was trained and has become caliph since Balım Sultan. Our Dedes who are remembered with the fame of Hadilü'I Fukara have been protecter and educater of the poors.

Key Words: the association of Seyyid Garip Musa. The branch of Asbuğa, Sivas, Sarıkamış.

' SEYİD GARİP MUSA OCAGI VE ASBUGA KOLU

Alevi ocakları, sözlü kültür içinde. babadan oğula aktarılan bilgilere dayalı ola- rak yaşatılmakta idi. Ocakzadelerin, dede ve babalarından birkaç göbek öteye gitmeden veya gidemeden Ehl-i Beyt'e dayalı menkıbeleşen şecereleri vardır.

Seyyid Garip Musa hakkında da çok şeyler söylenmiştir. Bu söylentiler. ocağa ait belgeler doğrultusunda yazıldı ve gün ışığına çıkarıldı. Sandıklarda saklanan Pa-

dışah fermanları, icazetler ve hilafetnameler Garip Musa Sultanın Ehl-i Beyt so- yundan İmam Musa Kazım evladı olduğu anlaşıldı. Ancak sözlü kültür İçinde bu soy kütüğünün bağlantısını Garip Musa' dan geriye götüremediğimiz gibi sonra-

I J9Q 2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLENi 2007

(4)

s E Y Y I D GARİP M U S A O C A G I ve A S B U G A K O L U

içinde arada kopuklukların oluşu ile iki üç göbek ötesini sayabiliyoruz. Sayar- ken de hangisi baba veya oğul olduğunu da karıştırıyoruz. Ocağın tarihini sözlü

anlatımdan yazılı şekle getirmeye çalıştık. Elimizde bulunan Sultan Abdülmecit ve Abdülaziz'e ait fermanlarda Garip Musa'nın sahihü'n meshep olduğu, 1826 yı­

lında Yeniçeriliğin kaldırılarak, Bektaşi tekkelerinin dağıtılması ve mensup Ale- vi ve Bektaşi dedelerin sürülmesi ve kıyama uğraması sırasında, Garip Musa

ocağı mensuplarına bu fermanların verilmesi ilginçtir. Ocağın 13. yy'dan bu ya- na Osmanlı sarayınca bilindiği ve her padişah değiştikçe bu fermanların verildi-

ği anlaşılmış bulunmaktadır.

Anadolu' da Alevi gerçeğini topluma yansıtan, Tahtak.ılıçlı dervişlerden Garip ve- ya halk ağzında "Karip Musa"olarak da bilinir. Toplumu aydınlatarak asırlarca

bu soydan gelenler dedelik yapmışlar ve asla halkı sömürmemişlerdir. Garip Musa sultan Hacı Bektaş Veli'nin kardeşi Menteş'in oğlu olarak Dergah'ta yetiş­

tirilmiş ve on bininci postta yer almış. oniki hizmetlerde de Sofracı olarak görev

yapmıştır. Onu takip eden evlatları, Balım Sultan'ın Hacı Bektaş düşüncesini

edep-erkana dayalı tarikat usulünce, çile doldurarak ve kara kazan kaynatarak halife olmuştur. Verilen yetkiye dayalı olarak torunları, Garip Musa gibi Divri-

ği'nin Alan kariyesinde şimdiki Güneş tekkede hizmet vermişlerdir (Güneş köyü- nün adı, genç yaşta ölen ve babası ile birlikte aynı türbede ebedi uykularındaki Mehmet Güneş'in adından gelmektedir.).

Sahihü'n nesep oldukları (kaynaklarda):

Bu çalışmalar sırasında, araştırıcı yazar Baki Yaşa Altınok'un elinde bulunan ve

şu sıralarda da eski Osmanlıcıdan günümüz Türkçesine sadeleştirilerek çevirdi-

ği; 1605-1667 yılları arasında Hacı Bektaş Dergah'ında postnişinlik yapan Aziz Yu- suf Çelebi oğlu Zülfikar Çelebinin defterine yazmış olduğu el yazması risale'yi 1849-1869 yıllarında Hacı Bektaş Dergah'ında Postnişin el hac Ali Turabi Dede- Baba tarafından istinsah (kopya) edilen Menakıpname'de Seyyid Garip Mu-

sa'nın kimliği şöyle açıklanmaktadır: "Garip Musa Horasani, Horasan diyan Nişa­

bur'un Niş şefırinde doğan, dafıa sonra Nişabur'dan kalkan ibrafıim sani oğlu Mustafa Men-

teş Sivas İli' ne geldi. Haramiler onu orada şefıitlik şerbetini içirdiler. Bir oğlancığı kaldı.. fıan­

dan mada kimnsecikleri yok idi. Hünkarın ulu Dergafıına getirdiler. Nasibini Hünkardan

alıp Sivas'a kaim oldu. Adına Garip Musa derler''. Bu belgeye göre Garip Musa Hacı Bektaş Veli'nin yeğeni oluyor. Kaynaklarda, Hacı Bektaş Veli'nin kardeşi Men-

teş'den çok az bilgiye rastlıyoruz. Babai ayaklanmaları sırasında Mustafa Men- keş'in de Anadolu' da bulunduğu Aşık paşazade Tarihinde; "Hacı Bektaş Rum'a gel- mesinden beyan edeyim, ne sebeptendür. Ve afıir dafıı noldı. beyan edeyüm: Bu Hacı Bektaş

kim Horasandan kalktı, kanndaşıyla bile gelmesine fıeves ettiler. Anlar doğru Sivaza geldiler.

Ve ol zamanda Baba İlyas gelip durur idi. Bu Rumda sakin olmuş idi. Meğer onun fıevesine gelmişler idi. Ve ondan Baba ilyas'a geldiler. Kırşefıir'e vardılar. Kayseri'ye vardılar. Kayse- ri' den kanndaşı Menteş yina Sivaz'a vardı. Anda eceli mukadder imiş. Anı şefıid ettiler. Hacı Bektaş Kayseri' den Karaca fıöyüğe geldi. Şimdiki mezar-ı şerifi andadur" (Atsız, trsz: 237).

Bu bilginin dışında fazla bir bilgiye sahip değilken, elyazması adı geçen risalede

2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLENi 2007 1191

(5)

Menteş'in oğlunun Garip Musa olduğu, garip oluşunun da babadan yetim olu- şu ile Hacı Bektaş dergahında amcasınca himaye gördüğü ve yetiştirildikten sonra da Sivas-Divriği Alan Kariyesi'nde mesken tuttuğu ve burada dünyasını değiştiği bilinmektedir. Bu duruma göre bu soy kütüğünün kaynağı Hünkar Ha- cı Bektaş hazretlerine kadar ki bölümler Sayın Baki Yaşa Altınok'un "Alevilik Ha- cı Bektaş Veli Bektaşilik" adlı telif eserine dayalı olanak soy kütüğü: " İmam Mu-

sa-ı Kazım-seyyid Mükerrem Mücap-seyyid Hasan-seyyid Muhammed sani-seyyid Mehdi- seyyid İbrahim-seyyid Muhammed-seyyid ishak-Seyyid Musa-seyyid İbrahim sani-seyyid Mustafa Menteş-seyyid Garip Musa oğlu seyyid Mehmet Güneş; seyyid İbrahim sani'nin di-

ğer oğlu da seyyid Muhammed Hacı Bektaş oğlu Habib Emircem Sultan oğlu Hızır Lale Cü- van Sultan" dir.

Seyyid Garip Musa Sultan babası Mustafa Menteş'le birlikteTürkistan'dan Ana- dolu'ya gelmiş Selçuklular döneminde yaşamış Hünkar Hacı Bektaş Veli'den na- _sip almış 4. yüzyıl Horasan erenlerindendir. Ancak, Garip Musalılar için rivayet

Çok, belge azdır. Sözlü kültür içinde birikimler menkıbe özelliği taşır. Hora- san'dan gelişleri günümüze kadar anlatılarak yaşatılmıştır. Bu gelişi Aşık paşa­

zade uyarlaması ile günümüze aktaracak olursak;

"Bab. Anı beyan eder-kim Seyyid Garib Musa ve Tahtakılıçlılar nice gaza ettiler.

Türkistan piri namı ile maruf Hoca Ahmet Yesevl'nin doksan dokuz bin müridi var idi. Halifelerin buyruğunda Hicret-i nebevi' den yedi asır sonra Diyar-ı Rum'a göçtüler. Her taife bir beldede yurt edindi. Arab'a ve Acem'e bağlanmayup Türk töresinde kaldılar. İslam ile müşerref oldular. Mürş!dleri Hacı Bektaş Veli idi.

Horasan Erenleri ve Horasan Erleri ve Tahtakılıçlılar ve Abdallar ve Alp-erenler, Yesev! an'anesindengitdiler. Divriği'nin Alan nam kariyesinde metfundur. Sey- yid Garib Musa taifesiyle Rum'a gelirken yol üzerinde bir Ermeni kalaycı, tahta kılıcı ile alay etti. Garib Musa, tahtakılıcın urup merkebin doğradı. Ermeni piş­

man olup zar eyledi. Seyyid haline acıdı, Allah'a dua etti. Merkep sırtında yükü ile dirilip ayağa kalktı. Ol vakitten beri Ermeni kalaycılar hangi köye gitseler Ga- rib Musalu varmu tahkik ederler. Anın bakırların akçe almadan kalaylarlar. Garib Musa'nın (Güneş) tekke nam türbesi ziyaretgahtır. .. "

Sivas şer'iye sicillerinde "Seyyid Garip Musa Sultan soyundan gelenlerin incitil- memesi ve askere alınmamaları" konularında kayıtlara rastlanmıştır. Elimizdeki üç belgeden Garib Musa'nın yaşadığını doğruluyor. Bunların birisi Sultan Ab- dülmecit Han'ın 1839 senesinde Divriği kadısına verdiği irade-i Seniyye de: 1805 ve 1808tarihinde verilen emr-i şeriflere dayafı olarak ta Sultan Gazi Sultan Mah- mut Han-ı Sani hazretleri zamanında 1813 yılında da bir emri şerifin verildiği an- laşılmaktadır. Elimizdeki diğer bir belge de, Abdülaziz Han 22 Temmuz 1862 ta- rihinde Sivas Valisi Zeki Paşaya ve Divriği kadısı Ahmet Efendi'ye göndermiş ol- duğu ferman da; "Sizki mutasarnf (Vali) Paşa ve Muhasebeci vesair yukarda adı geçenle- rimsiniz, yüce şanlı emrimin içeriği malumunuz olduğunda adı geçen yazının şartlan uyann- ca davranış ve hareketle adı geçenin aziz evladının rencide ve haksızlıktan korunma/an husu- sunda özen ve dikkat eyleyesiniz, bu şekilde bilesiniz, tuğrama itimat kılasınız .. . "

1192 2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞILf"K BiLGi ŞÖLENi 2007

(6)

s E Y Y I D G A R i P M U S A O C A G I ve A S B U G A K O L U

Bir belge de Seyyid Garip Musa evlatlarından Asbuğa'da metfun Hadil'ül Fukara

İsmail Hakkı Halife'ye Hacı Bektaş Dergah'ından verilen Hilafetnamedir (1897).

AYrıca elde, diğer akrabalara Dergah tarafından verilen icazetler de mevcuttur.

su belgelere dayalı olarak; Alan adlı köyde Güneş Tekke'de yatan Seyyid Garip Musa Sultan'ın, gerçekten (sahihü'n nesep) şerefli Hz. Hüseyin'e dayanan (sa-

dat-ı kiram) yani ehlibeyt soyundan olduğunu ispat etmektedir. Bu belgeler Sey- yid Garip Musa Ocağının, Anadolu'daki ocaklar içerisinde ne denli saygın yüce bir ocak olduğunu ortaya koymaktadır.

Soydan gelenler, Kangal'ın Dışlık Köyünde Feyzullahoğulları bir bölümü Arda-

han'ın Hanak ilçesine bağlı Piklop köyünden geri döndükleri, Yağbasan köylü Pirzadeler'den bir bölümü de Ardahan'ın Hanak ilçesinin eski ismi Saskara kö- yüne ( yeni ismi Koyunpınar) ve Küçük Nakala köylerine yerleşmişler, bunların

bir kısmı 1878 savaşı sırasında geri dönerek Divriği- Yağbasan Köyüde Karslı­

oğulları adı ile anılmaktadırlar. Alan'ın Güneş Tekkede kalanlar Musaşeyhoğul­

ları'dır. Evlatlarından Sarı veya Büyük Zülfikar dede Ankara Kalecik civarına gel-

miş, Avşar, Sulakyurt ve Hancılı köylerinde yaşarlarken, bir kısmı Ankara Sarıca­

lar' da Kamberağalar kalırken, Bektaş dede de Eskişehir'in, Sarıkavak, Yeşilyurt,

Karatepe, Yahnıkapan, Harmandalı ve Topkaya köylerine yerleşmişler. Tahmini 1813 yıllarında birçok soylu Türkmen aileleri ile birlikte zorunlu olarak doğuya

göçen, Ağagiller yıllarca yeni yerleşim yeri arayıp dururken, sonunda Sarıka­

mış'ın Asbuğa köyüne yerleşirler. Seyyid Garip Musa'lı dervişlerin bir kısmının

Ankara Savaşı sırasında, Kars yöresine olduklarını Bir İspanyol elçinin "Ka- dis'ten Semerkant'a Seyahat" adlı eserinden öğreniyoruz.

Garip Musalı dervişler, Sarıkamış'a bağlı, şimdi ören vaziyette bulunan Kızılçu­

buk mezrası'na yerleşerek, "Deli Musa Köyü" adını vermişlerdir. Ailece, ikinci bir defa gelişleri de, bu yörelere yabacı olmadıklarını göstermektedir.

Clavijo bu konuda aynen şöyle yazmakta:" .. Ertesi gün, Erzurum' dan hareket et- tik. 25 Mayıs 1404'te Deliler Köyü namında bir yere vardık. Buraya Deliler Köyü

adı verilmesinin sebebi, bütün burada ikamet edenlerin ruhbaniyet hayatına girmiş, dünyayı terk etmiş, Müslüman Dervişlerden olmalarıdır. Etraftaki köylü- ler burayı ziyaret ederek dervişlerle görüşüyor, hastalar buraya getiriliyor ve der-

vişlerin nefesi ile şifa buluyorlar. Bu dervişlerin reisi. bütün dervişler tarafından

hürmet görüyor ve evliya tanınıyor. Timur buradan geçiyorken dervişlerin yolla- ra halılar sererek karşıladıkları. kendisinin de misafir olarak reislerinin yanında kalmıştı. Bütün bu havalide yerleşen kimseler dervişlere bol bol adaklar gönde- riyorlar. Dervişlerin reisi de köyün hakimidir. Ahali bütün bu dervişleri evliya ta-

nıyorlar. Dervişler saç ve sakallarını tıraş ediyor; yaz-kış sırtlarında eski bir aba ile yollardan geçiyor, ellerindeki sazları çalarak ilahiler okuyorlar. Bunlara ait tekkenin kapısında bugün de bir püskül ve ay şeklinde bir resim görülüyor. Alt-

larında geyik, keçi, koçboynuzlarından bir sıra dizilmişti. Her dervişin kapısı üze- rinde böyle boynuz vardır. . " Adı geçen seyyah Semerkant'tan döndüğünde bu

2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLENi 2007 j J93

(7)

K U T L U A Y E R D O G A N

yörelerin Karakoyunlu Kara Yusuf tarafından geri alındığı, yakılıp yıkıldığı ve ahalinin batıya göçtüğü, Garip Musalıların da bu göç sırasında Divriği'ye geri

geldiği tahmin edilmektedir.

(Bu gelenek bugün dahi köylerimizde vardır. Kurban edilen hayvanların boynuz- ları ile birlikte baş iskeleti büyük giriş (Dal) kapıları üzerine uğur ve bereket ge- tirsin, kötü gözden ve hastalıktan korusun diye konur. Yine aynı niyetle koyun

ağılları ve komlara, arılıklara ve tarlaların belirli yerlerine at kafaları da asarlar.

Nitekim bugün dahi Asbuğa'da ki evimizin kapı süvesine çakılan kurban edilen koç kafaları vardır.)

M. Fahrettin Kırzıoğlu Kars Tarihi'nde yukarda adı geçen Seyahatname'ye daya-

olarak Sarıkamış-Kağızman Türkmenlerinin Garip Musalı oymağı, pir ocağı'nın

Deliler/Deli Musa köyünde olduğunu belirtir. Kırzıoğlu, şimdiki Sarıkamış kuzey-

doğusunda, Kars çayının baş kollarından Kızılçubuk deresi boyundaki Deli Mu- 'Sa köyünün ( 1878) harbinden sonra terk edilmiş olduğunu yazar (Clavijo, trsz:

103-106).

Asubuğa Köyünün Tarihi Ve Coğrafi Yapısı

Asbuğa köyü Kars'ın Sarıkamış ilçesine bağlı merkez köylerindendir. Güney ba-

tısında Pozat, batısında Y. Alisofu, kuzeybatısında Çatak, kuzeyinde Yenigazi ve

doğusunda Yolgeçmez köyü ile çevrilidir. Köy önünden geçen ve Asbuğa dere- sinde doğan çay, bu adı ile Yolgeçmez altında Sarıkamış suyu ile birleşerek Kars

çayının kollarını oluşturur.

Köyün tarihçesini kısaca özetleyecek olursak, tarih öncesi döneme ait ören yer- leri vardır. Köyün güneybatısında vadiye hakim tepede "Kırankaya" ören yeri es- ki çağlarda önemli bir yerleşim alındır. Çok büyük taşlardan inşa edilmiş kale

duvarları harçsız bir durumda kale olarak kullanıldığı, çevresinde ev kalıntıları,

tesadüfen kazıldığında mezarlar, çanak çömlek parçaları sürülen tarlalarda bol- ca bulunmaktadır. Fahrettin Kırzıoğlu'nun Kars Tarihinde: ı. Argişti'nin Sarıka­

mış kitabesinden edinilen bilgiye göre AKHURİ-ANİ şehrinin kalıntısının burası olduğu, çevresindeki Pisiksuyu, Gökçeharman, Emiralı ve Eğrice ören yerlerinin tarihi de eskidir. Bugüne kadar bu yerlerde arkeolojik bir araştırma yapılmamış­

tır. Köyün kuzey bölümünde 1942 yıllarında okul yapımı sırasında bir kilise ka-

lıntısına rastlanmış ayrıca da mezarlar ve insan kemiklerine rastlanmıştır. Köyün

doğusunda Müslüman Mezarlığı yer alır. 19. yy.'ın ilk yarısında Ağagillerle birlik- te gelenlere ait mezarları bir tarafında daha 'ewel gel ipte yerleşen ve köyü terk edenlere ait çokça mezarlar vardır. Köy mezarlığı tel örgülerle yakın zamanda

çevrilmiştir. Mezarlık içinde 1-2 dönümlük taş duvarla çevrili alan Ağagillere ait mezarlıktır. İçinde Selçuklu stili altı köşeli taş duvarlı ve kubbeli türbede Halife Aziz ağa ile oğlu Halife İsmail Hakkı Halife yatmaktadır. Ağagillere ait evler 4 dö- nüm üzerine çamur harçlı taş duvarlar üzerinea tomruklar atılarak, tomruktan oluşan direkler üzerine oturtulmuştur. Üzeri toprak kaplı olup, birbirine bitişik oda ve ahırların üzerinde rahatlıkla gezildiği gibi üzerinin karının kızak koşularak

J J94 2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLENi 2007

(8)

s E Y Y I D G A R i P M U S A O C A G J ve A S B U G A K O L U

atıldığı zamanlar olmuştur. Avlularına yüklü arabaların girdiği, ahırlarında 100- 150 hayvanın barınacağı bölümler vardır. Her yıl ziyaret edilerek, toprağın geliri her bu dededen kalan yerlerin muhafazası amaçlanmaktadır.

Asbuğa deresi Sarıkamış altından, Y. Alisofu'dan başlayarak derin vadilerle ·akan

alabalıklı suyun beslediği çayırlar ve verimli tarlalar vardı. Köy bu vadinin orta-

sında yer alır. Köylü geçimini hayvancılık ve çiftçilikle sağlardı. Arpa ve buğday

eker. Ziraatı ilkel olarak babadan gördüklerini uygularlardı. Vadinin iki tarafı yay-

lalık bir ortamda hayvanların merası ve açılmış tarlalardan oluşurdu. 25 bin dö- nüm alana sahip 35 haneli köy Ağagil, Çobanhasangil, Gorogil, Hacıkayagil ol- mak üzere dört aileden çoğalmıştı. Daha sonra bazı ailelerde katılmıştır.

Köyümüz bugün İğdır İl'inden gelen yaylacı aşiretlerin istilasına uğramıştır. Kö- yün toprağının büyük bölümü satılmamışsa da sahipte olunmadığı bir dönemi

yaşamaktadır.

Tümü Tükmen soylu olup, Kars yöresinde 28, Ardahan yöresinde 21 pare köy bu ad ile alılırlar. Yörede Türkmen denince alevi akla gelir. Bu yöre Alevileri Rus

istilasında oldukları için (1878-19~1)_ Hamidiye Alaylarının baskı ve zulmünü görmediklerinden asimile olmamış ve soylu geleneklerini bu adla devam ettir-

mişlerdir. Türkçeden başka dil kullanmadıkları gibi Garip Musa ocağının bende- leri idiler. Bugün bu köyler, yok pahasına sattıkları yerlerini bırakarak batı illere

göçmüşlerdir. Asbuğa'da bu kayıplar arasındadır. Batı illerinde dedelerinin ya- şadıkları değerlerin bilincinde olmadıkları için kimliklerini salkıyarak asi mile ol- dular. Doğuda Türkmen dendiği zaman alevi akla geliyordu. Halbuki batı da sün- ni olan Türkmenler' in de varlığının bilincinde olmadıkları için kimliklerini sakla-

dılar. Daha sonra bu değerleri kaybettiklerinin farkında olanlar, köyüne hasretle yönelenler; "ben köyümü özledim (Özkedim) yazdıkları şiirleri ile avunuyor, kay- bettiklerine de yanıyorlar. Bakın Kağızman'ın Kömürlü köylü Öğretmeni Turgut Bozkurt "Kömürlü Köyüme"adlı destanından alınan dizelerde:

Çiçekli çimenli ey güzel köyüm/ Saramış gazele döndüğün duydum Sümbüllü yavşanlı nergizli elin/ Zalimin zül umun olduğun duydum ...

Gülüzara sordum köyüm nicedir /Sorma hocam gündüzümüz gecedir Bu dert bizi öldürmezde kocatır/ Herkesin tarumar olduğun duydum ....

Bu yakarışta öğretmen Turgut yalnız kendi köyünün değil bütün Türkmen köyle- rinin acılı durumunu dile getiriyor.

Divriği'nin Alan yazısından geldikleri ve yalnız olmadıkları, çevredeki köylerin de Türkmen kökenli alevi olduğu ve Divriği yöresindeki Yağbasan, Karaçayır, Döl- bentli, Akpınar, Tiğnis, Ağyar gibi birçok köy adlarını Kars yöresinde ki yerleştik­

leri köylere vermişlerdir. Zaten kendileri de sözlü kültür içinde Sivas yöresinden geldiklerini, asıl geldikleri yerin Horasan olduğunu menkıbeleşen yaşayışları ge- leneğini soyca muhafaza ettiklerine tanık oluyoruz.

2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLENi 2007 1195

(9)

K U T L U A Y E R D O G A N

Ağagillerin soy kütüğü'nü özetlersek:

Mustafa Menteş

1

Seyyid Garib Musa Sultan (Güneş tekke'de) 1

Mehmet Güneş: (Tekke'de)

Ekici Muhtar İsmail (Tekke'de) 1

Uzun Ali (Mezarı Sipkor'da) 1

Hubuu Memik Çelebi (Mezarı Karabayır'da, Erzincan-Erzurum arası)

Qeriye doğru ailenin tarihini yoklarken, 1400 yıllarında Garip Musa evlatlarının

bir kısmının Ankara savaşı sırasında Kars - Sarıkamış'ın Deliler veya Deli Musa Köyünde bulundukları. Savaştan sonra göçerek Divriği Alan yöresine yeniden döndükleri görülür. Alan yöresi Garip Musa sultanın 13 yüzyılda merkez olarak

seçtiği, fikirlerini yayarak mücadelesini verdiği yerdir. Savaşlar ve bazı siyası çal-

kantılar ailenin dağılmasına neden olduğu görülür. Garip Musa'nın sağlığında kayıp ettiği Mehmet Güneş'le birlikte Tekkedeki türbesinde ebedi uykusundadır.

Bu soydan gelen evlatların aile yakınlığı tam olarak bilinmediği ve arada kopuk-

luğun olduğu, sözlü kültür içinde, babadan oğula anlatımların kayıtların tutul-

madığı ve yaşayışlarının menkıbeleştiği görülmektedir.

Bu aileye ait isimlerden Ağagiller kolundan Ekici Muhtar İsmail bilinmektedir.

(Ekicilik Türkler arasında soylu bir lakaptır. Göçerler arasında yerleşik olupta topluma tarım alanında bilgeliği ile önder olanlara verilen bir unvandır)Daha

sonra Hubuu Memik (Memet) Çelebi gelmektedir. Divriği'nin Alan'dan doğuya

göç sırasında ailenin başında bulunmaktadır. Aile'nin tarihi menkıbeleştiği için ancak bazı bulguları biz araştırıcılar deyişlerde veya nefeslerde buluyoruz. Pir Sultan Abdal tapşırmasında:

Karasu' dan aşar oldu yolumuz Gider olduk görünmüyor önümüz Amucam uşağı kaldı yafınız Yetiş Garip Musa sen imdat eyle.

Dizeleri ile aileye yansıyan durumunu dedelerimizden duyduklarımızla sentezle- yerek açıklamaya çalışırken. dedemiz Sivas'ın Divriği 'ye bağiı Alan kariyesinden hangi şartlarla doğuya göçtüğü, eşkiyanın Divriği Eı~alcırı ve cierebeyleri ile işbir­

liği içinde estirdikleri terörden kaçışmı idi yoksa o z:.ırr.a!:;ar değişik ocaklara ait cahil dedelerin birbirleriyle post kavgası yapmalan sonucumu idi veya Osman-

lının doğuda devletin yapısını güçlendirmek için uçlara, yani "Şahlık Bölgesi"ne gönderdikleri aşiretler miydi?

J J96 2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLENi 2007

(10)

s E Y Y I D G A R i P M U S A O C A G I ve A S B U G A K.OLU

Dedem Memik Çelebi kötü şartlar altında o zamanın imkanları ile aileden kop-

tuğu, küserek mi ayrıldığı da bilinmemektedir. Yine de ayrılışında "Amucası uşa­

ğını yalnız bıraktığı"üzüntüsü varken, gidişi ile de önünün görünmemesi ve ge-

leceğin endişesi var. Kağnı arabası, at katır sırtında, Karasu gibi suları ve enge- beli dağları aşarak, değişik yörelerde konaklarken ve hayvanlarına otlak ararken tahmini olarak bu insanlar, 1813 yıllarında Alan'dan çıktıkları ve yerleşik yerler ararlarken, aradan uzun yılların geçtiği, Erzincan ve Erzurum arasında Karaba-

yır'da Memik Çelebinin ömrü yetmediği, yola oğlu Abdülaziz Halifenin devam

ettiği. Babası öldüğünde 17 yaşında idi. Bir türlü yerleşecek yer bulamayan bu insanlar, 1853 yıllarında Horasan'ın Hedik köyünde olduklarını, oğlu İsmail Hak-

kı'nın doğuşu ile bilmekteyiz. Aziz ağa'nın diğer oğlu Seyidali ile Kızı Zeynep'in de Asbuğa'ya gelmeden önce geçici yerleşim yerlerinde doğdukları, Halife'nin küçük oğlu Azizağefendi'nin babasının ölümünden üç ay sonra 1861 yılında As-

buğa'da doğduğu bilinmektedir.

Yerleşecek yer arayan Garipmusalı Ağagiller Kağızman'ın Çilehane Köyüne gelir- ler, arzuları bu yöreye yerleşmektir. Ancak Divriği yöresinde diğer ocaklılardan başta Hıdır Abdallılar olmak üzere mücadeleleri burada da baş gösterir. Bura- dan kalkarak Selim ilçesine bağlı Sipkor (Yamaçlı) köyüne yerleşirler. Bu köyde aile efradından Uzun Ali Dede'yi oğlu Kamberağa'yı torunu Dedo çelebiyi kayıp

ederler. Bu gün Sipkor köyü mezarlığının Emirler adı ile bilinen ziyaretgahta me- zar taşları dahi kayıp olacak bakımsızlıkta olduğuna ziyaret ettiğimde tanık ol-

muştum.

Kamber Çelebi de Sipkor köyünde dünyasını değiştikten sonra aile arasında kır­

gınlıklar olur. Kamberoğulları geri dönerek Erzurum'un Pasinlere bağlı Badıci­

van köyüne yerleşir, o köyde oğlu Zeynel dede'yi de burada kaybederler. Daha sonra Zeynel dedenin oğlu Garip dede, Aşağı Pasinler'in göçerek Horasan'ın Müşki köyüne yerleşirler. Kamberoğulları namı ile yaşamlarını sürdürürlerken,

oğullarından Veys Ruslar tarafından esir oluyor ve haber alınamıyor. Diğer ço-

cukları Safi, Hakkı, Feyzullah ve Seyfullah adında oğulları ve Rabia adlı bir kızı

oluyor. Edindiğimiz bilgiye göre Kamberoğlu namı ile babaları Zeynel ağa sül- bünden Ankara'da İbrahim ve Hasan Beyler, Eskişehir 'de Vergi dairesi müdürü Veli Kamberoğlu yaşamaktadır.

(Bu bilgileri İzmir'den telefon eden ve sonra mektup yazan Seyfullah dede'nin

oğlu Hüseyin Kamberoğlu'ndan alıyoruz.)

Hubuu Memik Çelebi'nin Eşileri Yöreyir'li Budala ağanın bacısı Zöhre anadır.

Değer eşi Mercan anadır.

Çocukları; Güley, Uğur, Hubu, Şehriban Analarla oğulları Abdülaziz (Halife) Ve- la Çelebi, Dedo Çelebi ile Musa Dededir.,

Oğularından Musa Dede, ağabeyi Aziz ağa ile Hacıbektaş'a nezir görürken Orta- köy' de hastalanmış ve burada kalır. Halife geri dönerek kardeşi ile dönmek ister- ken, taliplerden Kaymak köyü halkı bize bir görgü ve sorgu yapacak ocaklı dede

2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLENi 2007 1197

(11)

K U T L U A Y E R D O G A N

lazım diye kalmasını isterler. Musa dede burada kalır. Fındık adlı bir hanımla el- verir. Ev ve tarla verilerek Kaymak köyüne yerleşir. Yıllar sonra torunlarından Hüseyin Türkyılmaz Asbuğa'ya gelerek bu kopukluğu tamamladı.

Vela Çelebi köyden küserek ayrılmış, komşu köyden bir Kürt ağasının kızına gön- lü düşmüş. ağabeyi Aziz ağa karşı çıkmış, o da akşamüzeriymiş, hayvanların ot- laktan dönme sırasında, elbiseleri de yıkanmış halde serili iken yaş yaş alarak köyden o gidiş ayrılmış ve bir daha dönmemiştir. Çelebi İstanbul'a gitmiş saray- da yetkili bir mevkide çalışmış Karalar çiftliği diye bir vakfı varmış, Asbuğa kö- yünden Hacı Kaya adlı şahıs Yemen' de askerlik yapıp İstanbul yolu ile köye ge- lirken Vela çelebiyi ziyaret ederek bu bilgiyi köye getirmiştir. Birinci Cihan har- binden önce mektubu geliyormuş daha sonraları da kesilmiş.

Dedo Çelebi ise gurbette imiş, Sipkor köyünde kalışları sırada köy'e gelmiş. Bir dedi kodu sonucu "Karın kötü yola düştü"diye yayılması üzerine onuruna yedi-

rememiş intihar etmiştir.

Abdülaziz Halife, Aziz Ağa veya Kara Aziz namı ile de bilinir. Memik Çelebiden sonra Hacıbektaş Dergah'ında karakazan kaynatarak halife olmuş ve postnişini olarak görev yapmıştır. (kara lakabı biz Türklerde yiğit kocak ve gözüpek olan li- der insanlara verilen bir Unvandır) 1795-1860 ( 1210-1277) tarihleri arasında ya-

şadığı;

Eşleri: Rahim Ana, Telli Ana ve Meley Anadır. Üç evlilik yapmıştır. Alevi ve Bek- taşi töresinde tek evlilik vardır. Bu evlilikler. bede dededen talipte talipten kız alıp verebilir. Talibin kızı dedenin kızı sayılır. Evlilikler tahminen biri ölmedikçe diğeri ile evlilik mümkün değildir.

Rahim Ana: Ardahan Damal'ın Kirpeşen köyünden Usulgil'dendir. Oğlu Seyitali erken ölmüş Beş kızı olmuştur. Senem (Böyük) ana hiç evlenmemiştir. Otorite- si ve saygınlığı ile evi idare etmiştir. Mezarı Asbuğa köy mezarlığındadır. Tuşu Ana. Molla Hasan istemiş vermemişler, Aziz ağanın çobanı deli Memet Böçüklü köyüne kaçırmış. Bir akşam vakti Haşıl pişirmişler. Yerken bu bizi dağları aşırır sözünün anlamını ancak kaçtıktan sonra anlaşılmış ve kendi gönlü ile gitmiştir.

Zöhre ana Hacıhalil köyünden İsmail ağaya verilmiş, Mercan adında bir kızı ol- muş, Dedem İsmail ağaya nişanlamışlar, 15 yaşında nişanlı iken ölmüş. Hürü ana Tiknis köyünde Garipağagilin Hasan Ağa ile evli. İsmihan ana, Rahim ana- dan doğma, Sivas'tan gelen Çakır dede ile evlendirilmiş, Ardahan köylerinde ömrünü geçirmiş. fakirmiş ve, yaşlıymış"ah bir taş kahve olsa da işsem"dermiş diye aile arasında anlatılır olmuş. Aynı şahs'ın Ardahan' da Hızarın buğazı mez- rasında Sinan adında birisi ile de evli olduğu ve çocuğunun olmadığı rivayet edilir.

Abdülaziz Halife'nin eşi Telli Ana'dan;

İsmail Hakkı Halife (1853-1930) ( Haziran'da vefatı)P.::ıoinl'?rin Hedik'te doğmuş.

Birinci eşi bibisi kizı Mercan. nişanlı iken ölmüş (Hacı Halilden); İkinci eşi Me- lek ana (Cici ana). Kömürlü köyünden Seyyid Resul ocağından Molla Hasa To-

J J98 2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLENi 2007

(12)

sEYY_ID G A R i P M U S A O C A G I ve A S B U G A K O L U

ruriu Kamber ağa kızıdır. Aziz ağanın ölümünden sonra İsmail ağa köyde otori- tesi ile evi dare eden ablası Böyük ana (Senem) tarafından evlendirilmiş. Altı oğ­

lu iki kızı olmuş, üç oğlu 1915savaşları sırasında şehit olmuş, bir oğlu da eceli ile ölmüştür. Sülbü iki oğlu ve kızlarından yürümüştür.

12 Zilhicce 1315 (1897) Hilafetname'de; Hacıbektaş Dergah'ın da hizmet ederek Bektaşi Tarikatı töresince karakazan kaynatıp Halife olduğu, arda hizmet ettik- ten sonra Kars'ın Asboğa köyüne dönmüştür. Kars yöresinin Türkmenlerini irşad eden İsmail Hakkı Halife Dede Asboğa'da vefat etmiştir (Haziran-1930). Halife Aziz Ağa Dede ile. Halife İsmail Ağa Dede aynı türbe içerisinde yatmaktadırlar.

Türbe, 1871 yılında kızı Senem Ana (Böyük ana)yaptırmıştır. Altı köşeli kubbeli- dir. 1995 yılında tamir edilmiştir. Bütün aile efradı, mezarlığının ayrı bir bölü- münde türbe çevresinde bir kompleks içinde bulunmaktadırlar.

Abdülaziz Halife'nin diğer evlatları: SeyitaliAğa-1857-1932, Azizağa Efendi-1861- 1958 Hatice (Öztürk) Ana, Gülüzar Ana, Zeynep Ana, Hürü Ana, Senem (Böyük) Ana. Tuşu Ana, İsmihan Anadır.

Aileden yetişen ve Türkiye Cumhuriyeti. devletini kuruluşunda hizmet ederler;

Fahrettin Bey: Özgeçmişi: 1874 yılında Divriği ilçesi'nin Yağbasan Köy'ünde doğ­

muştur. Garip Musa Ocağının Pirzadelerden Mehmet Ağa'nın oğludur.

Divriği'de idadi tahsilinin yaptıktan sonra İstanbul'da dayısı yanında ticaretle meşgul olmuştur (1885).

Ramazan'da oruç yediği için zaptiye takibinden kurtulmak için Bulgaristan'a, Romanya'ya akrabaları yanına gitmiş. Karadeniz yolu ile Batum'a (1894). oradan Oltu-Penek'ten Asbuğa'ya amcası Halife İsmail Ağa'nın evine gelmiş, daha son- ra da kızı Zehra hanımla evlenmiştir. Kişiliği ile kendini bu aileye kabul ettiren Fahrettin Bey aile içinde ve çevrede "Efendiağa" sanı ile şöhret bulmuştur.

İsmail Ağa'nın faal bir elemanı olarak Kars yöresinde siyasi mücadelenin içinde yer almış ve bu nedenle Sibirya'ya esir gitmiş, dönüşü ile kaldığı yerden devam ederek Cenub-i Garbi Kafkas Cumhuriyetinin kuruluşunda öncülük etmiş, Dışiş­

leri Nazırı olarak etkinlik göstermiş, ŞGra'nın dağıtılması ve Malta'ya sürgünleri ile ŞGra'nın tüm yönetimini ele almış teşkilatçılığı ile mücadelesini bölge ele- manı ile sürdürerek diri tutmuştur. Kars'ın kurtuluşunda mihmandar olarak Ka- zım Karabekir'le birlikte çalışmış, Kars'ın ilk valisi ve ilk Milletvekili olarak TBMM'de görev yapmıştır. Daha sonra da Kars'ta il Genel Meclis üyeliği yapar- ken ticaretle meşgul olmuştur. Sıhhati elvermediği için Ankara'ya iskan etmiş­

tir. Bilge kişiliği ile herkese rehberlik yaparak yasayışının sürdürürken 25 Mayıs 1958 günü 84 yaşında evinde vefat etmiştir. Kabri sağlığında yaptırdığı Cebeci Asri Mezarlığındadır.

Orta Öğretimim üç yıl Amcam Fahrettin Bey' in yanında geçti. O benim öğretme­

nim gibi idi. Her tavrı ve hareketi bana ve ailemize rehber oldu. Atatürk'ü bize sevdiren insandı.

2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLENi 2007 1199

(13)

"Türk Ellerinde Hatıralarım" adlı telif ve "Sebilürreşatcı'lara cevap ve Bektaşilik"

adlı risalesi vardır.

Ağa'nın diğer oğlu son postnişin Feyzullah Efendidir. Hacıbektaş Dergah'ında

Çelebilerin çocukları ile birlikte okuyarak tekke terbiyesi almış ve Hacıbektaşlı

Mürteza Hoca'nın kızı ile evlenmjştir. Asbuğa'ya döndükten sonra Alisofu köyü- ne yerleşerek Asbuğa Köyü tekkesinin bir şubesini oluşturmuştur. Aile içinde

babasından sonra postnişin olarak bilge kişiliği ile bilinirdi. Müşkülü olan çev- re köylere mensup, Sünniler dahi Feyzullah Efendi'ye danışırdı. Eli açıktı istene- ni karşılıksız v_erirdi. İyi cins at besler ve binerdi (1891-1969). Nükteleri de dilden dile anlatılırdı.

İsmail Hakkı Halifenin oğlu Süleyman ağa ile Hamide Hanım'dan olan 1920 do-

ğumlu Hasan Erdoğan 1954-1957; 1957-1960 ve 1961-1965 dönemlerinde Kars Mil- letvekili olarak hizmet etmiştir. Süleyman ağanın diğer çocuklarına da yüksek tahsil yaptırmıştır. Oğullarından Orhangazi Erdoğan avukat, Turgut Erdoğan İs­

tanbul'da .il Genel Meclis azası, Kutluay Erdoğan tarihçi, yazar ve emekli başmü­

fettiş, Gültekin Erdoğan uzman TB. yrb, avukat Ali Haydar Erdoğan 18 Dönem İs­

tanbul Milletvekili olarak hizmet etmişlerdi.

İsmail Hakkı Halife'nin küçük kızı Leyla Araslı 'dan doğma Doğan Araslı da 1974- 1977 ve 1977-1980 dönemlerinde Kars Milletvekili olarak hizmet etmişlerdi. Ayrı­

ca, diğer kardeşlerin de önemli hizmetleri olmuştur.

Sonuç Olarak: Anadolu Alevi-Bektaşiliğine dedelik eden Seyyidlerden Garip Mu-

sa'nın Divriği Güneş Tekke' de ki türbesi önemli ziyaret yerlerindendir. Bu ocak- tan gelenlerin, Aleviliğin ve Bektaşiliğin en üst mertebesi olan Halifeliğe ulaş­

maları. Divriği'deki tekkenin bir benzerini de Sarıkamış'ın Asbuğa köyünde kur-

maları ilginçtir.

Asbuğa'da ki tekke görünümündeki evler herkese açıktır. Ambarlar ihtiyacı ola- na arzu ettiği miktarda alır. Hayvanının yemi bittiğinde başvurduğu kapıydı. Ha- sattan sonra iade eder veya ırgat gelirlermiş. Bu günde Köy'de aileden kalan yoktur. Ev ve araziye bakan bir aile vardır. Karşılıksız olarak bu evimizin bakını

yapmakta, istediği tarlaları ekmekte ve çayırları biçmektedir. Hayvanlarını barın­

dırmakta. hatta Dedemin yattığı odalarda kalmaktadır. Ayrıca, her türlü yardım esirgenmediği gibi bu ailenin mensubu gibi ilgilenmekteyiz.

Güneş Tekkede olduğu gibi Asbuğa'da Ağagiller veya Paşamgiller diye anılan bu Garip Musalı aile Balım Sultandan bu yana halifelik yaparak tekke terbiyesi al-

mış bir Seyyid ocağıdır. Hadilü'l fukara namı ile anılan dedelerimiz, fakirlerin ko- ruyucusu ve onların eğitmeni olmuşlardır.

KAYNAKLAR

CLAVİJO. (Tarihsiz). Kadis'ten Semerkant'a Seyahat. Çeviren: Ömer Rıza Doğrul ATSIZ, Nihal. (Tarihsiz). Aşıkpaşaoğlu Tevarih-i Al-i Osman.

1200 2. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK 5ILGI ŞÖLENi 2007

Referanslar

Benzer Belgeler

AKŞİN. Yayın yönetmeni: Sina Akşin. Çev: Orhan Koloğlu. Top- lumsal Tarih. Uludağ Üniversitesi ilçıhiyat Fakültesi Dergisi. Ulu- dağ Üniversitesi ilahiyat

2. ULUSLARARASJ TÜRK KÜLTÜR EVRENiNDE ALEViLiK ve BEKTAŞiLiK BiLGi ŞÖLENi 2007 527.. Aşık Abdulkadir Kocabey, Şabanözü-Bulgurcu köyünden Aşık.Mu­. zaffer

Peygamber’in hicret sonrasında Medine’de kendi evinin inşası- na kadar evinde misafir olarak kaldığı ve mezarı bugün İstanbul’da kendi adı ile anılan Eyüp

Müze Müdürü Kolay, “Müzede sergilene­ cek koleksiyonu zenginleştirmek amacıyla yurtiçi ve yurtdışmdan çok çeşitli kaynaklar­ dan parçalar toplanmaya başlandı, hatta

Bilhassa talebeden Talât E- fendinin, resmimizde görülen, Gazi tablosu ve gene talebe tarafından vücud'e getirilen mektebin bir mo. deli çok

kelimelerine racidir ki, her ikisi de müfret müzekkerdir. Dolayısıyla zamirler de müfret müzekker olmuştur. Üçüncü ayette ise müennes zamiri, müfret müennes olan ﺪ َی

Ancak al- Favâidu'l- Bahiyya ve Favâtu'l- Vafayât gibi bazı tabakat kitaplarında al- Mutarrizî'nin doğum tarihi H-536 olarak belirtilmektedir 18.. Kaynaklar da belirtildiğine

Hemşirelik öğrencilerinin eleştirel düşünmelerinin düşük düzeyde olduğu; farklı eğitim müfredatı sürdüren okulların öğrencilerinin eleştirel düşünme puan