• Sonuç bulunamadı

SEVGÝLÝ TENGRÝMSEVGÝLÝ TENGRÝM

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "SEVGÝLÝ TENGRÝMSEVGÝLÝ TENGRÝM"

Copied!
52
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

SEVGÝLÝ TENGRÝM SEVGÝLÝ TENGRÝM

STEPHEN TUROFF

STEPHEN TUROFF Ýstanbulda idi Ýstanbulda idi ASLINDA

ASLINDA DÜNY DÜNY A A YI YI

HERGÜN DEÐÝÞTÝRÝRÝZ

HERGÜN DEÐÝÞTÝRÝRÝZ

(2)

Aylýk Kültürel ve Siyasi Dergi

Onur Baþkaný:

Dr. Refet Kayserilioðlu Sevgi Yayýnlarý Tic.Ltd.Þti. adýna

Sahibi ve Genel Yayýn Müdürü:

Ayþegül Kayserilioðlu Yazý Ýþleri Müdürü:

Güngör Özyiðit Yayýn Kurulu:

Güngör Özyiðit Nelda Bayraktar

Hale Ürkmezgil Haberleþme ve Okur/Abone Ýliþkileri:

P.K: 227 Beyoðlu/Ýstanbul Yönetim Yeri:

Ceylan Sk. No: 9/bod.kat Güzelyalý, Pendik/Ýst.

Baský:

Hedef Dijital Baský Taksim Cad. No: 19/A

Taksim/Ýstanbul Fiyatý: 5 TL Yýllýk Abone: 60 TL

Yurt Dýþý: 70 TL Cilt: 43 Sayý:509 Mayýs 2011

ÝÇÝNDEKÝLER

Belâlar Ýçimizdedir ... 2

Dr. Refet Kayserilioðlu

Ýnancýmýz ve Teslimiyetimiz

Yalnýz O’na ... 6

Ahmet Kayserilioðlu

Yaþarken Ölmek ...13

Güngör Özyiðit

Stephen Turoff Ýstanbul’daydý ... 20

Nelda Bayraktar

Sevgili Tengrim ... 29

Nadide Kýlýç

Ölüm Olayýndan Ölüm Ötesine ... 32

(Ölüme Adanmýþ Bir Yaþam - III)

Zuhal Voigt

Kâhin Vanga II ... 38

Özetleyen: Nihal Gürsoy

Aslýnda Dünyayý

Her Gün Deðiþtiririz ... 46

(Eski Günýþýðýnýn Son Saatleri)

Thom Hartman/Arýn Ýnan

Dergimizin internet sitesini www.sevgidunyasidergisi.com

www.dostluk.org

adreslerinden ziyaret edebilirsiniz

(3)

Sevgili Dostlar

Herkesi, her þeyi sevmek sizce doðru bir þey mi? Herkesi, her þeyi, her zaman, her yerde sevmek, sizce faydalý bir þey mi? Herkesi, her þeyi, her zaman, her yerde, ayýrt etmeksizin sevmek sizce gerekli mi? Herkesi, her þeyi, her zaman, her yerde, ayýrt etmeksizin sabrederek fedakârca ve saygýy- la sevmeye devam etmek, buna aslýnda mecbur olduðumuzu bilmek sizce zaruri bir þey mi? Bu sorularýn dördüne de “evet” diye tereddütsüz cevap veriyorsanýz, iþte siz de bizimle ayný frekansta titreþiyorsunuz demektir.

“Bu nasýl olur? Böyle akýl dýþý iddialarda nasýl bulunur, bir de üstelik kendimizi zorunlu hissetmemizi istersiniz?” diye neredeyse kýzarak soru soranlar, verdikleri örneklerle bunun mümkün olamayacaðýný bizlere de ispatlamaya çalýþanlar olacaktýr mutlaka. Ama bizler bu sorularý soranlarý da, bizleri köþeye sýkýþtýrmaya çalýþanlarý da severiz, öyle deðil mi? Onlara her insanýn ve her olayýn kendi içinde bir gerçekliði, kurallarý olduðunu, bunlara karþý hem saygýlý hem dikkatli olarak zamana ve yerine göre her olayý kendi içinde deðerlendirmemiz gerektiðini, sevgi dolu olmanýn ilkesiz olma anlamýna gelmeyeceðini ama peþin hükümden, korkudan ve arkadan konuþmaktan uzak durarak dürüstlüðümüzle ortada olabileceðimizi söyleye- biliriz. Mutlaka metod sorarlarsa, þu iki basit metodu önerebiliriz:

1. En sevimsiz, en kötü ve deðersiz görülen insaný bile seven, düþünen birisi mutlaka olmuþtur ve vardýr. Evcil hayvanlarýmýz bizleri kim olduðu- muza bakmadan severler, özlerler. En berbat gördüðümüz insanýn da onu koruyan ve gözeten, onun hayrý için çýrpýnan bir hami (koruyucu) varlýðý vardýr. Öyleyse tüm insanlar, tüm varlýklar sevilmeye lâyýktýrlar ve yalnýz býrakýlmazlar.

2. Hoþlanmadýðýmýz, sevmediðimiz insanýn yarýn bu dünyada olmaya- caðýný, bunun onu son görüþümüz olduðunu düþünelim. Ona olan bakýþýmýz, duygularýmýz bambaþka bir gerçeklik kazanýr. “Bir an önce geberip gitse bayram ederim, beter olsun inþallah” diyenlere onlarý incitmeden þunu önerebilirsiniz: Önce kendilerini tanýmalarý, sevmeleri, kendilerinden mem- nun olmalarý... Sonra vermenin güzelliðini, tamamlayýcý, bütünleþtirici büyüsünü tada tada gönüllerindeki kini yenmeleri... Bunlarý önerebilirsiniz onlarý kýrmadan.

En Derin Sevgilerimizle SEVGÝ DÜNYASI

(4)

Dr. Refet Kayserilioðlu

Belâlar Ýçimizdedir

ÖZDEN ÝLE ERDEM KONUÞUYOR

Farzediniz ki bir adam

merhametsiz ve gaddar, birçok kimsenin hakkýný yiyor. Bunu da hissettirmeden ve ustalýkla yapýyor. O bu hareketin

kötülüðünü ancak onun acýsýný nefsinde çekerse anlayabilir.

Karþýsýna çýkan hýrsýz onun parasýný ve kýymetli eþyasýný çalýnca elbette onun caný çok yanar ve çok sýzlanýr. Ama o esnada hakký yenen

baþkalarýnýn çektiði acýyý da düþünmek imkânýna kavuþmuþ olur. (...) Hatalarýmýzýn ve noksanlarýmýzýn düzeltilmesinde ve giderilmesinde

karþýlaþtýðýmýz olaylarýn tesiri

büyüktür. Bu olaylarý bizim

ihtiyacýmýza göre tertip edenler

ve karþýmýza çýkartanlar da

bizim yetiþmemizle alâkalý

idareci varlýklardýr.

(5)

Erdem - Tanýdýðým bir zat var. Baþýna gelmedik dert ve belâ kalmadý. Ýki hanýmýndan ayrýldý. Her ikisinden de birer çocuðu oldu. Çocuklarý anneleri ile kaldýlar. Hangi iþe el atmýþsa mutlaka bir aksi- likle karþýlaþtý.

Memuriyet yaptý, oradan da ayaðýný kaydýrdýlar.

Elinden birçok iþ geldiði halde yarý aç, yarý tok dolaþýr. Bu adamýn günahý nedir ki böyle sýkýntý ve belalardan kur- tulamaz?

Özden- Bir insanýn karþýlaþtýðý olaylarýn nedenlerini incelerken derinlemesine bir araþtýr- maya girmek icap eder.

Dýþtan yapýlacak tahmin- lerle doðru bir neticeye ulaþmamýz mümkün deðildir. Ayný þekilde bir toplumun ve meselâ memleketimizin karþýlaþtýðý olaylarýn sebeplerini ve neticeleri- ni derinliðine inceleme- den onlar hakkýnda iyi veya kötü diye bir hüküm vermek doðru olmaz.

Erdem- Adam ýstýrap ve sýkýntý çekip dururken bu iyidir denebilir mi?

Elbette kötüdür. Sonra onun birisinde veya ikisinde suçu var desek, bu hepsinde de mi suçudur? Ortada bir adaletsizlik ve belâlara uðrama aþikar olarak var.

Özden- Çok sathi muhakemelerle, mer- hametinizin galip geldiði yönde hükümlere varý- yorsunuz. Bu þekilde daima yanýlýrsýnýz. Size þöyle bir misal vereyim:

Bir þehirde bir fýrtýna esse, bu her tarafa birden ayný tesiri yapacaktýr.

Ama saðlam kâgir veya betonarme bir evde otu- ranlar fýrtýnadan fazla müteessir (etkili) olma- yacaklardýr. Buna muka- bil tahtalarýnýn arasýndan hava sýzan ahþap bir evde oturanlar fýrtýnadan az çok müteessir olacak- lardýr. Dýþarda, tarlada, açýkta olanlarsa fýrtý- nadan daha çok müteessir olacaklardýr.

Görüyorsunuz ki dýþ þartlar ayný olduðu halde ondan herkesin gördüðü zarar farklý derecededir.

Erdem- Bu biraz da topIumun egoist kimse- lerden teþekkül etmesin- den, yardýmlaþmanýn

istenen derecede olma- masýndan ileri gelmekte- dir. Neden kâgir evde oturan sadece kendi evinin saðlam olmasýný düþünür de, aralarýndan rüzgâr sýzan ahþap evde oturanýn halini düþün- mez! Ayný þekilde arkadaþýnýn çeþitli sýkýn- týlara maruz kalýþýnda toplum þartlarýnýn suçu büyüktür.

Özden- Siz problemin baþka bir yönünü ele alýyorsunuz. Halbuki sor- duðum husus tanýdýðýnýz zatýn neden çeþitli sýkýn- týlara maruz kaldýðý idi.

Ben de diyorum ki toplum þartlarý ayný olsa da kimi insan ayný hadiseden çok, kimi az müteessir olur. Bunun sebebi ise çok müteessir olanýn noksan

taraflarýnýn bulunuþudur.

Bu noksan taraflarýn bulunuþunda kendi kaba- hati ne kadardýr, toplu- mun rolü ne kadardýr, bu ayrý bir tartýþma konusu- dur. Þurasý muhakkaktýr ki toplum içinde yaþadý- ðýmýza göre her hareke- timizin bir veya daha çok kiþiye tesiri var veya baskalarýnýn davranýþla- rýnýn da bize tesiri vardýr.

(6)

Erdem- Tamam, önce toplumu ve toplum düzenini deðiþtirerek biribirimize yaptýðýmýz zararlarý en asgariye indirir, birbirimize yap- týðýmýz faydalarý azamiye çýkarýrýz.

Özden- Toplum teker teker fertlerden teþekkül eder. Fertlerin yüksel- mesini ve kuvvetlen- mesini gaye edinmeyen bir toplum düzeni hiç bir baþarý saðlayamaz.

Mühim olan fertleri sadece korumak deðil, onlarý her þarta karþý koyacak, devamlý kuvvetlenme yolunda koþacak bir güce

uIaþtýmaktýr. Bunun için bir yandan topIum düzeninde mutlaka çalýþanlarýn hakkýný almalarýný temin edecek deðiþiklikler yaparken, bir yandan da fertlerin mücadele azmini, taham- mül ve sabýr kabiliyet- lerini artýrmak için onlara devamlý telkinler yapmak gerekir.

Erdem- Siz de toplum þartlarýrný düzeltmekten bahsettiniz. Fakat þahsa yapacaðýnýz telkin ve

tavsiyelerin ne derece faydasý olur onu pek anlayamadým.

Özden- Þahsa yapýlan iyi, cesaretlendirici, çalýþmaya, gayrete ve mücadeleye sevkedici telkinlerin onun terbiye- si, kuvvetlenmesi ve yükselmesi üzerine tesiri çok büyüktür. Devamlý yapýlan iyi telkinler insanlarý iyiliðe, kötü telkinler kötülüðe sevk eder. Telkin baþlý baþýna bir terbiye ve hatta ayný zamanda bir tedavi meto- dudur. Fakat bugün esas konumuz “kaþýlaþtýðýmýz olaylarda bizim rolümüz var mýdýr?” idi.

Erdem- Tamam, tanýdýðým zatýn

karþýlaþtýðý olaylarda ve belâlarda kendi rolü nedir?

Özden- Bu zat iki kadýndan ayrýlýrken acaba kendi geçimsiz- liðinin, huysuzluðunun ve tahammülsüzlüðünün hiç rolü yok muydu?

Öyle zannediyorum ki o her þeyi bir mesele yapýyor, tatlýlýkla halledilecek birçok iþi,

zorla ve kavgayla hallet- meye kalkýyordu. Tabii bu sert ve tahammülsüz davranýþlarýnýn da reak- siyonunu görüyordu. Bir söz vardýr: "Siz aynaya dilinizi çýkartýrsanýz, ayna da size dilini çýkartýr." Biz bir takým hatalý hareketler yap- týkça, baþkalarýný kýrdýkça onlarýn da bizi ayný tarzda kýrmalarý mukadder olur. Öyleyse belâlarý hazýrlayan, onlarý davet eden biziz. Yani belâlar esasýnda bizim içimizdedir.

Erdem- Yani bir serseri karþýma çýksa da býçaðý karnýma dayasa ve sökül paralarý dese, bunun sebebi ben miyim?

Özden- Sadece dünya þartlarý yönünden

düþünürsek bunun sebebi sen deðilsin, her toplu- lukta bulunabilen, hiç þüphesiz bazýlarýnda daha çok olan serseriler- den birisi senin karþýna çýktý. Yâni þartlarý bir de dünya ötesini ve bizim tekâmül plânýmýzý da hesaba katarak incelersek o zaman derhal bize ait

(7)

noksanlýklarýn yine rol oynadýðýný görürüz.

Erdem- Yani tekamül yönünden noksanlýðýmýz mý bu hýrsýzý karþýmýza çýkardý? Olur mu böyle þey hiç!

Özden- Farzediniz ki bir adam merhametsiz ve gaddar, birçok kims- enin hakkýný yiyor. Bunu da hissettirmeden ve ustalýkla yapýyor. O bu hareketin kötülüðünü ancak onun acýsýný nef- sinde çekerse anlayabilir.

Karþýsýna çýkan hýrsýz onun parasýný ve kýymetli eþyasýný çalýnca elbette onun caný çok yanar ve çok sýzlanýr. Ama o esna- da hakký yenen

baþkalarýnýn çektiði acýyý da düþünmek imkânýna kavuþmuþ olur.

Hatalarýmýzýn ve noksanlarýmýzýn düzeltilmesinde ve giderilmesinde karþýlaþtýðýmýz olay- larýn tesiri büyüktür.

Bu olaylarý bizim ihtiyacýmýza göre ter- tip edenler ve

karþýmýza çýkartanlar

da bizim yetiþmemizle alâkalý idareci varlýk- lardýr.

Erdem- Öyleyse karþýlaþtýðýmýz her olayý ve felâketi bu bizim tekâmülümüz için lâzým- mýþ diye sineye çekelim.

Özden- Hayýr, sineye çekmek diye bir þey yok.

Sineye çekemezzsiniz zaten... Yalnýz "bu olay bana geldi, haksýzlýða uðradým, namussuzlar v.s." demeden, yahut da

"Ben, ne talihsizmiþim?"

diye dövünmeden bu olay neden baþýma geldi?

Acaba benim eksiklerim, noksanlarým, ve hata- larým nelerdir? diye düþünmemiz lâzýmdýr.

Ýnsanlar birbirlerinin ter- biyesinde karþýlýklý vazi- feli ve yardýmcýdýrlar.

Kimisi mizacýna uygun olarak kötülük ve fenalýk yapmak rolünü üzerine alýr, kimisi de iyilik ve hizmet yapmak vazifesine talip olur. Bu talip olunan vazife onun mizacýna ve tekâmül seviyesine baðlý olduðu gibi onun karþýlaþacaðý yeni hâdiselerin

istikametini de gösterir.

Zayýf taraflarýmýzý kuvvetlendirmek için biz gayret gösterirsek dýþar- dan gelecek müda- helelerin miktarý ve onlarýn bizim üzeri- mizdeki üzücü tesirleri azalýr.

Resim: William Sidney Mount, Adil Bir Takas, Soygun Deðil 1865

(8)

Ýnancýmýz ve

Teslimiyetimiz Yalnýz O’na

Ahmet Kayserilioðlu, Psikolog

Ýlahî misyonun delili; ancak ve ancak rengiyle, tonuyla, diliyle ve hepsinden önemlisi bir

cümlede bin bir anlam taþýyan, birbiriyle uyumlu, insana ve insanlýða yücelikler sunan

ilahî mesajlar olabilir. Bunlarý derinliðine iyice inceleyerek, akýl ve mantýðýmýzla iyice tar-

tarak, doðruluðunu deneyimlerimizle yaþayarak, eski kutsal metinlerle iliþkilendirerek

ilâhî misyona karar verebiliriz. Ýnsanlýðýn baþlangýcýndan beri gülyüzlü iyilik habercileri

aracýlýðýyla gelen bilgilerde, o devrin koþullarýna göre deðiþen davranýþ yöntemlerinin

yaný sýra. Yaratan'ýn deðiþmeyen ahlâk kurallarý da tekrarlanýp durmuþtur. Topyekûn ince-

leyince her birinin, birbirini destekleyip tamamlayan, ayný yapýnýn unsurlarý olduklarýný,

biri yýkýlýrken, diðerine temel vazifesi gördüðünü anlarýz.

(9)

ÝNSANIN ÝNSANA

FARKSIZLIÐINI UNUTUNCA 19. yüzyýlýn ikinci yarýsýnda Avrupa ve Amerika'da dünya çapýndaki bilim adamlarý yýllar süren parapsikolojik araþtýrmalar yapmýþlar, ruhsal âlemle iletiþim kurulabileceðine kesin olarak kani olmuþlardý. Onlar için yalnýzca bu sonuca ulaþmak yeterli idi.

Materyalizme, inkârcýlýða karþý elde ettikleri bu kanýtlarla yetinmiþ, orada durmuþlardý. Bilimsel ciddiyetlerine yakýþan da tam tamýna böylesiydi.

Çünkü onlarýn hiçbiri, büyük fizik medyumluk yetenekleriyle yerçekimin- den kurtulan, binanýn üst katýndaki bir açýk pencereden süzülüp, diðer birinden içeriye giren; el dokunmadan çok aðýr eþyalarý yerinden oynatan ve müzik aletlerinde melodiler yaratan süjelerine asla insanüstü biri gözü ile bak- mamýþlardý. Her birimizde nasýl farklý yetenekler mevcutsa, onlarda da böylesinin varolduðunu anlamýþlardý.

Evet, çok az rastlanýlan bir özellikti onlarýnki ama, bunu insanüstü diye sýfatlamamýþlar, doðal karþýlayýp yalnýz- ca inançlarýný pekiþtirecek sonuçlarýyla ilgilenmiþlerdi. Ve doðru olan da, onlara yakýþan da böyle bir tutumdu. Bir medyumun aðzýndan, yakýn akra- balarýyla ilgili dedektiflerin aylar süren araþtýrmalarýyla elde ettikleri bilgilerden pek çoðunu bir çýrpýda duyduklarýnda da davranýþlarý deðiþmemiþti. Ne bu bil- gileri veren ruha, ne de medyuma Tanrýsallýk yakýþtýrmak gibi, akýl ve bil- imdýþý abesliklere hiç kalkýþmamýþlardý.

Ama taklitçiler öyle miydi ya?!..

Olaðandýþý bir olay veya mesajla karþýlaþýr karþýlaþmaz hiç akýl yürütme, tahkik edip doðrulama zahmetlerine girmeden hemencecik son derece yüce, ilâhi bir kisveye sokuvermek onlar için ne kadar kolay oluyordu. Geçmiþten bu güne dünyanýn her tarafýnda yaþanan bu parapsikolojik çarpýtmalarýn, deneyim- im içindeki iki örneðini geçen sayýmýz- da sizlerle paylaþmýþtým. Aldýklarý sýradan bir mesajý Allah'tan geliyor sanan ana- kýzýn ve aklýna girip saçma sapan tekliflerde bulunan obsedör bir ruhun yönlendirmesiyle kendisini iyileþtiren doktoruna saldýran gencin serüveni ancak akýl, mantýk ve bilimden uzak durmalarýyla açýklanabilirdi.

Ne var ki bu tür olaylarýn hepsi bu kadar hafif hasarlarla sonuçlanmýyor ki!.. Özellikle kutsal metinleri çarpý- tarak yorumlayan, kendilerini ilâhi bir görevli ve kayýtsýz þartsýz teslim olun- masý gereken seçilmiþ kiþi diye takdim edenler; nice intiharlara, cinayetlere neden oldular. Hele onlar telepati, durugörü, medyumluk gibi bir takým parapsikolojik yetenekler de sergi- leyiverince; düþünmeden inanmaya hazýr saf kiþileri tuzaða düþürmek ne kadar kolaylaþýyordu. Teslimiyetin yal- nýz Âlemlerin Rabbine, O'nun deðiþmeyen ahlâk kurallarýna olmasý gerektiðinden habersiz kiþilerin kolayca toplu intiharlara sürüklenmesi, cinayetlere yeltenmesi bu modern çaðýn, modern ülkelerinde bile büyük trajediler olarak yaþanmýþtýr.

Þimdi bunlardan birini çok kýsa, diðer ikisini biraz detaylý olarak aktaracak,

(10)

sonra da parapsikolojik olaylarýn, mucizelerin doðru deðerlendirilmesinin kriterleri üzerinde duracaðým.

TOPLU ÝNTÝHARLAR

* 18 Kasým 1978'de Jim Jones, Guyana'da kurduðu "Halkýn Tapýnaðý"

adlý mezhepten 911 kiþiye siyanür içerek intihar etmeleri emrini verdi, onlar da bu emri yerine getirdiler.

* 26 Mart 1997'de "Heaven's Gate"

(Cennetin Kapýsý) tarikatýnýn 39 üyesi siyah spor takýmlarýný ve siyah Nike spor ayakkabýlarýný giyerek topluca inti- har ettiler. Bu grubun oluþmasýna önder- lik edenler, biri erkek biri kadýn iki kiþiydi. 1931 doðumlu Applewhite bir papazýn oðluydu ve kendisi de Hýristiyan Presbiteryan mezhebinden papaz olarak yetiþtirilmiþti. 1972'de eþcinsel eðilimlerinin tedavisi için baþvurduðu hastanede tanýþtýðý hemþire Bonnie Lu ile ayrýlmaz bir ikili olmuþlardý. Bu hemþire haným da bir Baptist papazýnýn kýzý ve ruhlardan mesaj alan bir grubun üyesi idi.

Anlaþýlan ikisi de toplumun epeyce üstünde dinsel bilgiye sahipti. Þimdi sýra kendilerine bir kutsal görev yakýþtýrmaya gelmiþti. Arayan bulur.

Zaten kutsal metinleri de iyi biliyorlar.

Ýþte Ýncil'in vahiy kitabýnda iki tanýktan söz edilmiyor muydu? Onlar bu ikiliden baþkasý olabilir miydiler ki?!.. Artýk ne kadar kendilerini de kandýrdýlar bile- meyiz. Ama bildiðimiz bir þey var.

Büyük gayretlerle tüm Kanada'yý dolaþýp vahiy kitabýnda bildirilen olay-

larýn gerçekleþmekte olduðunu, kitabýn iki tanýðý olarak ballandýra ballandýra anlatýnca saf kiþilerden epeyce taraftar topladýlar. Ýkili, kredi kartý yolsuzluðun- dan tutuklandýklarýnda bu boþ zaman- larýný bile iyi deðerlendirip UFO bilgi- lerini artýrdýlar. Ve onlarý da kullanarak kutsal kitap bilgilerini modernize etmede ustalaþtýlar. Kendilerinin sürekli bir boyuttan üst boyuta yükseldiklerini söylüyorlar ve her boyutta yeni bir isme kavuþuyorlardý. Böylece ABD ve Kanada'da 200 kadar yandaþa ulaþtýlar.

Aslýnda daha da artabilirlerdi ama üyelere uygulanmasý çok zor bir yaþam emrediyorlardý. Onlarý dünya hayatýn- dan uzaklaþmaya zorluyor, kadýnlara mücevherleri yasaklýyor, yiyecek ve içecekleri bile ikili tarafýndan belir- leniyordu. Uzay yolu gibi kurgularla ve bilgisayarlarla aþýrý ilgilenmeleri hem modernliklerine katkýda bulunuyor hem de finans imkânlarýný artýrýyordu.

Bonnie Lu'nun 1985'te ölüvermesi aksiliðinin de üstesinden gelindi. Bir baþka isimle 1992'de yeniden ortaya çýkýlýp, reklâmlarla medya imkânlarý sonuna kadar kullanýldý. Bu reklâmlar- da "Uygarlýk çöküyor, canýný kurtarmak isteyen yanýmýza gelsin" deniyordu. Bu dünyada yaþamanýn anlamý kalmadýðý söyleniyordu. Applewhite ile 7 üye ameliyatla iðdiþ olup cinselliklerinden bile vazgeçtiler. Nihayet aradýklarý son fýrsata 1997'de kavuþtular. Hale- Bopp kuyruklu yýldýzý gökte belirmiþti.

Internet dedikodularý ile kuyruklu yýldýzýn arkasýnda bir cisim bulunduðu düþüncesi yýldýrým hýzý ile etraflarýna

(11)

yayýldý. Bu cisim onlarý daha bir üst düzeye yükseltmek için gelen bir uzay gemisiymiþ hem de. Biz "Allah akýl fikir versin" desek de bu, onlar için bir altýn fýrsattý. Ýncil'deki "Yukarý gel"

hitabýný da böyle deðerlendirdiklerinden 26 Mart 1997'de Kaliforniya'daki çift- liklerinde 39 kiþi topluca intihar ettiler.

Öyle ani bir cinnet geçirerek kendi- lerini öldürmüþ deðillerdi. Önceki gün- lerde yarým kalmýþ tüm iþlerini tamam- lamýþ, vasiyetlerini hazýrlamýþ, vedâ filmlerini kaydetmiþ, resmî Internet sitelerinde demeçler yayýnlamýþlardý.

Aslýnda tüm kutsal kitaplarda intihar kesinlikle yasaklandýðý halde bu açýk, kati Tanrý sözünü dinlemeyip, yoruma muhtaç, sembolik âyetleri kendi nefis- lerine uydurarak uygulamakta bir sakýn- ca görmemiþlerdi. Grubun ismi

"Cennetin Kapýsý" idi ama orada hangi kapý ile karþýlaþtýklarýný Allah bilir.

TOKYO METROSUNDA SARÝN GAZI

20 Mart 1995'de Tokyo metrosuna salýnan sarin gazý ile 12 kiþi ölmüþ, 4000 yolcu da zehirlenmiþti. Cinayetin arkasýnda ne bir etnik grup, ne de ekonomik, siyasi veya doktriner bir ayrýlýkçý hareket vardý. Sadece, toplum tarafýndan kendi güzel fikirleri ve de- ðerleri anlaþýlmamýþ bir grubun intikâm ve öç alma davranýþýndan ibaretti.

Öyküsü gerçekten gönül paralayýcý...

Grubun elebaþýsý kör akupunkturcu Asahara Þoko'ydu. 1980'li yýllarda Japonya'da Budizm'den esinlenen

düþüncelerini yaymaya baþlamýþtý. Bir yoga seansý esnasýnda manevi gücü ile havaya yükselmiþ fotoðraflarýnýn yayýn- lanmasý taraftarlarýný artýrmýþtý.

Budizm'in yanýsýra Hinduizm, Yoga, astroloji, Yahudi - Hýristiyan kýyamet öðretilerini de bir potada eritip "Aum Þinrikyo" ismini verdiði bir cemaat kurdu. Kendisini acýdan kurtulmuþ, kesin mutluluða ermiþ bir üstün insan diye tanýtýyordu.

Parapsikolojik fenomenlerden biraz haberdar olanlar, yoga seansý esnasýnda havaya yüksel- menin kutsallýkla uzaktan yakýn- dan ilgisi olmadýðýný, bir fizik medyumluk gösterisinin ötesinde yorumlanamayacaðýný gayet iyi bilirler. 1850'lerden sonraki yýl- larda nice medyumlar bu teza- hürleri göstermiþ, hiçbiri kutsal- lýk taslamamýþtý. Geçmiþten ha- bersiz kiþiler ise kutsallýk iddi- alarýna çabucak kanýveriyorlar.

Esas deðerin ahlâki davranýþlar- la ölçülmesi gerektiðinin farkýna varmýyorlar.

Neyse ki Japonya'daki bu grup ilk yýl- larda aþýrýlýða kaçmayýp sadece mutlu- luk öðütleriyle yetindiðinden, saygýnlýk- larý arttý. Cesaretlenip 1990'da Doðruluk Partisi adýyla seçimlere katýldýlar. Sonuç hazin. Tek bir sandalye bile kazana- madýlar. Ýþte bardaðý taþýran da bu oldu.

(12)

"Sen bizi tanýmazsan, biz seni hiç taný- mayýz. Sen bizi reddedersen, biz de seni reddederiz" mantýðýydý bu. Þimdi pek çok öðretiden harmanlanmýþ kokteyl'- den cinayetleri güzel göstermeye sýra gelmiþti ve buldular da. "Gurunuz'un size birinin canýný almasýný buyurmasý, bu kiþinin zaten vadesinin dolduðunu gösterir" mantýðýný piyasaya sürmekte gecikmediler. Sanki Allah adýna onlar karar verici idiler yeryüzünde...

Ve o çýlgýn karara sýra geldi sonunda.

Öldürücü sarin gazý üretip en iþlek saatlerde Tokyo metrosunun beþ ayrý hattýnda masum insanlarýn canýný aldýlar ve çoðunu da zehirlediler.

KISSALARDAN ÇIKARILACAK HÝSSELER

Aramýzda yaþayan birilerine veya bir öðretiye, ya da öte âlemden bir varlýða akýl, mantýk, bilgi ve düþünce iþe karýþmadan kayýtsýz þartsýz "kör teslimiyet"le inanmanýn dramatik sonuçlarý dünyamýzda sürekli yaþanýp duruyor.

Ýnsaný sinsi sinsi kiþiliksizleþtirmeye, bireysel karar verme yetisini körelt- meye, emir kulu düzeyinde donmuþ bir hayata götüren bu yanlýþ teslimiyet davranýþlarýnýn kiþisel dramlarý çok aþan nice toplumsal felâketlere de neden ol- duðunu yukarýdaki örneklerde gördük.

Hele bir de adým adým yaklaþmakta olduðumuz topluca yaþayacaðýmýz bir Deccal, bir Anti-Mesih fenomeni var ki,

"kör teslimiyet'in o dönemde dünya çapýnda yapacaðý büyük yýkým ve kýyýmýn yanýnda þimdiye kadar yaþananlar belki hatýrlanmayacak bile!..

O'NUN KATINDAN MI?

Geçen sayýmýzda okuduðunuz Tanrý'yla konuþtuklarýný sanan anne-kýz olayýnda sehpanýn kaldýrýlmasý teklifimi varlýk onaylayýp gerçekten havalandýr- saydý tutumum ne olurdu, belki merak edersiniz. Fizik medyumluklarda benim de tanýk olduðum böyle fenomenler yaþanmýþtýr. Yani mümkün. Sehpa ger- çekten havalansaydý, medyum haným ve gelen varlýðýn böyle fiziksel bir güce sahip olduklarýna kanaat getirirdim.

Ama hepsi o kadar. Ýlâhî bir misyona inanabilmem için böylesi delillerin bin katý gerçekleþse, örneðin daðlar yerin- den oynasa, tepeler dümdüz olsa bile asla bunlarý yeterli bir kanýt olarak kabul etmezdim. Ýlâhî misyonun delili;

ancak ve ancak rengiyle, tonuyla, diliyle ve hepsinden önemlisi bir cümlede bin bir anlam taþýyan, birbiriyle uyumlu, insana ve insanlýða yücelikler sunan ilâhî mesajlar olabilir. Bunlarý derin- liðine iyice inceleyerek, akýl ve man- týðýmýzla iyice tartarak, doðruluðunu deneyimlerimizle yaþayarak, eski kutsal metinlerle iliþkilendirerek ilahî misyona karar verebiliriz. Ýnsanlýðýn baþlangýcýn- dan beri gülyüzlü iyilik habercileri aracýlýðýyla gelen bilgilerde, o devrin

(13)

koþullarýna göre deðiþen davranýþ yön- temlerinin yaný sýra Yaratan'ýn deðiþ- meyen ahlâk kurallarý da tekrarlanýp durmuþtur. Topyekûn inceleyince her birinin, birbirini destekleyip tamam- layan, ayný yapýnýn unsurlarý olduk- larýný, biri yýkýlýrken, diðerine temel vazifesi gördüðünü anlarýz. Delil ve mucizelerle deðil, ancak bunlarý görüp anlayarak O'nun katýndan geldiðine karar verebiliriz. Nitekim Hz. Muham- med döneminde Kur'an ayetlerini duyan gönlü açýk Yahudi ve Hýristiyan bilgin- leri eski bilgileriyle kýyaslayarak:

"Bunlar da Tanrýmýz'ýn Katýndan" diy- erek gözyaþlarý içinde sevince gark olmuþlardý.

MUCÝZELERÝN ÝKÝ TÜR ÝÞLEVÝ VAR

Peki bu durumda delil ve mucizeler inancýmýzýn temelini oluþturmayacaðýna göre peygamberlerin bunlarý insanlara sunmasýnýn anlamý nedir diye sora- bilirsiniz. Kutsal Kitaplarý inceleyince bunlarýn iki tür iþlevi olduðu sonucuna varabiliriz. Örnek yerindeyse bardaða akan ilk damla ve bardaðý silme doldu- ran son damla gibi iþ görüyorlar.

Mucizeler; ilâhi mesajla ilk karþýlaþan kiþilere, sözlere kulak vermeleri, kýymet vermeden çekip gitmemeleri, mesajlar üzerinde durup düþünmeleri için bir ilk ateþleme, ilk damla görevi yapar. Gerisi kiþinin niyetine, gayretine, aklýna, man- týðýna, bilgisine kalýr. Bir de zaten O'nun yoluna baþ koymuþ peygamber ve yardýmcýlarýnýn gönüllerinin yatýþmasý ve dönülmeyen son kararý vermeleri için

gösterilen mucizeler var. Bunlar da kabýn silme dolmasýný saðlayan son damla görevi yaparlar. Ýþte Hz.

Ýbrahim'in, kendisine alýþtýrdýktan sonra öldürüp Yaratan'ýn gücüyle diriltilen 4 güvercin ve Ýsa'nýn Havarilerine gökten indirilen sofra mucizeleri; gönül erlerinin dönülmez yola çýkmalarý için bir start tabancasý görevi görmektedir.

Artýk onlar için tek çare, tek yol;

Yaradan'a teslim olmak ve O'nun çizdiði yolda insan kardeþlerine hizmet için azimle yürümektir.

Sadece delil ve mucizelerle, kerametlerle inanmak isteyen düþünce tembelleri, þimdi bizlere çok yaklaþmýþ olan "Din Günü"

sürecinde büyük tehlikelerle karþý karþýyadýrlar. Namazýn her rekâtýnda sürekli tekrarlanan Fatiha Suresinde "Maliki yev- middin" (Din Gününün Sahibi) denerek o gün aralýksýz hatýrda tutulmaya çalýþýlýr. "Din Günü"

nün kýyametten önceki bir gün olduðu matematik olarak ke- sindir. Çünkü Kuran'da Hicr Suresinde Ýblis, Yaradan'ýn ona insanlarý yoldan çýkarmak için

"Din Günü"ne kadar verdiði süreyi azýmsar ve süreyi uzatmak için sonraki bir gün olan

"Kýyamet Günü"ne kadar izin

verilmesini talep eder.

(14)

Din Günü, Kýyamet'ten epeyce önce dünyada yaþanacak ve sonrasýnda gerçek "Milenyum"a, iyilik dolu uzun dünya cenneti sürecine girecektir insanoðlu. Bu, Yaradan'ýn Tevrat'ta, Zebur'da, Kuran'da (21/105) sürekli yinelediði deðiþtirilemez bir vaattir. Din Günü sorgulamasýndan sonra yaþanacak bu döneme ancak hak edenler ulaþacak- týr. Din Günü sürecinde sürçmemek, kötülük için birleþmiþlerin kervanýna katýlmamak için bugünden çok uyanýk olmamýz; doðruyu yanlýþtan ayýracak bilgilerle donanmamýz, gönlümüzü arýt- mamýz gerekiyor.

Ýncil'de Hz. Ýsa'nýn dünyaya ikinci geliþi sürekli tekrarlanýr. Hattâ onun insanlarýn beklemekten yorulup usandýðý ve ümitsizliðe kapýlýp iþi olu- runa býraktýklarý bir dönemde, "Hýrsýz Gibi" gizlice geleceði söylenir. Hz.

Muhammed'in gerçek sözlerinde ve Kur'an ayetlerinde de ikinci geliþ onay- lanýr. Ancak her zamanki gibi dualite (ikilik) yasasý yine gündemde olacak, tezin karþýsýnda antitezi de bulunacak;

Hz. Ýsa'nýn karþýsýna kötülerin elebaþýsý, kudretlerle donatýlmýþ bir kiþi Deccal (Anti Mesih) dikilecektir. Hz.

Muhammed; insanlarý þaþýrtacak, doðru yoldan çýkartacak olan Deccal'ýn "Ölü- leri Diriltmek" hünerine sahip olacaðýný söylemektedir.

Sýnavýn büyüklüðünü görüyor musunuz? Bir tarafta ilâhî hikmetler, O'nun katýndan sözlerle ortaya çýkan O'nun sözcüsü; diðer tarafta, hiçbir doðru bilgi, doðru davranýþ ortaya koya-

mayan, ancak kudretlerle gözleri kamaþtýran ve yandaþlarýný dünya nimetlerine boðan bir Yalancý, bir Anti Mesih. Ve o Deccal "Ben Allah'ým" diye de iddialar ileri sürecektir. Onun sadece mucizelerine, harikalarýna bakýp, bir insanýn ve hiç kimsenin Allah olamaya- caðýný düþünüp taþýnmadan hemencecik onun peþinden koþanlar, Din Günü sürecinin sonunda, gelmiþ geçmiþ tüm insanlarýn yeryüzünde sorguya çekile- ceði Rahman ve Rahim olan Allah'ýn Gününde, yani Din Günü sorgulamasýn- da, belâlar çukuruna düþecek olanlardýr.

Nitekim Hz. Ýsa Ýncil'de, bu din günü sürecinde Deccal ve ben- zeri birçok yalancý yol gösteri- cinin ortaya çýkarak harika- lar göstereceklerini, mümkünse O'nun yoluna baþ koyanlarý bile saptýrabileceklerini uyararak bildirmektedir. Doðruyu eðriden ayýrmak için içi boþ yaldýzlý sözlere, gösterilen harikalar ve mucizelere deðil, davranýþlara bakýlmasý gerektiðini, "Onlarý meyvelerinden tanýyacaksýnýz"

özsözüyle vurgulamaktadýr. Ger- çek inanç ve teslimiyetin mucize ve keramet sahiplerine deðil;

Hepimizi Sevgisinden Vareden'e,

O'nun deðiþmeyen ahlâk pren-

siplerine olmasý gerektiðini bu

söz açýkça ortaya koymaktadýr.

(15)

Buda ölürken, yanýndakiler, yaþamýný ona baðlamýþ olanlar üzgün bir þekilde aðlaþýrlar. Buda sorar onlara:

- "Niye aðlýyorsunuz?"

- "Az sonra seni kaybedeceðiz. Sen artýk var olmayacaksýn" derler.

Buda gülümseyerek þu açýklamada bulunur:

- "Ama ben kýrk senedir zaten yok- tum. Aydýnlandýðým gün öldüm. Diðer yandan sonsuzluða daldým. Sonsuzluða demirlemiþ olanlar hiç ölmezler. Hep

Yaþarken Ölmek

Güngör Özyiðit, Psikolog

Ölümden ne korkarsýn

Korkma ebedi varsýn.

Yunus Emre

(16)

var olurlar. Sizler gelip geçici zaman içinde yatay düzlemde yaþýyorsunuz.

Dikey boyuta geçtiðinizde, derine daldýðýnýzda sonsuzlukla, gerçek özünüzle karþýlaþýr, öylece ölüm- süzlüðe erersiniz."

Hz. Muhammed de "Ölmeden önce ölünüz" diyerek zihnin yarattýðý sahte benlikten, egodan kurtulup, asýl özü- müzü bulmamýz gerektiðine iþaret eder.

ÖLÜME GÜLEBÝLMEK

Hallac-ý Mansur öldürülürken gülm- eye baþlar. Ona "Deli misin, niye gülüyorsun?" diye sorduklarýnda þu yanýtý verir: "Siz baþka bir þeyi öldürüyorsunuz. Tanrý olduðumu söylediðim için beni cezalandýrmak istiyorsunuz. O zaman varýn beni ceza- landýrýn. Fakat neden bu bedeni ceza- landýrýyorsunuz? Bu zavallý bedenin suçu ne? Bu durum, suç iþlediði için, o insanýn evini cezalandýrmaya benziyor.

Ben iþte buna, buradaki tuhaflýða gülüyorum."

Bilindiði gibi Hallac-ý Mansur, Allah aþkýyla yanýp tutuþarak, içindeki egoyu yok edip, her þey O, yani Allah'týr der.

"En-el Hak" dediði için de iþkence edilerek öldürülür. Oysa Mevlâna "Fih- i Mâfih" eserinde "En-el Hak" hakkýn- da þunu yazar:

"En-el Hak (Ben Hak'kým) demeyi büyük bir iddia sanýyorlar. Halbuki bu büyük bir alçakgönüllülüktür. Bunun yerine 'Ben Hak'kýn kuluyum, kölesi-

yim' diyen, biri kendi varlýðý, diðeri Allah'ýn varlýðý olmak üzere iki varlýk ortaya sürmüþ olur. Ne var ki, 'Ben Hak'kým' diyen, kendi varlýðýný yok ettiði için, En-el Hak diyor. Yani 'Ben yokum, hepsi O'dur, Allah'tan baþka varlýk yoktur. Ben yalnýzca yokluðum, 'Hiç' im'' diyor. Bu sözde alçakgönül- lülük daha fazla mevcut deðil midir?

Ne yazýk ki, halk bunun mânâsýný anlamýyor."

Tasavvufun esasý budur: "Sen yoksun Allah var." En temel yanýlsama ise þudur: "Ben varým; öyleyse Tanrý nerede?" Ego olarak sen varsan, Tanrýyý asla göremezsin. Ego'nun var- lýðý sendeki Tanrý'ya perde olur. Hallac- ý Mansur derinindeki benliði bulduðun- da, orada Tanrý'yý görür de "En-el Hak - Ben Tanrýyým" der. Onu anlamazlar ve öldürürler. Çünkü onlar ego dün- yasýnda yaþýyorlardýr. Ego onlarýn göz- lerini baðlamýþtýr. Gerçeði görmezler.

Ayný hal Beyazýt-ý Bestami'nin de baþýna gelir. O ermiþ kiþiye sorarlar:

"Sen kimsin?" O "Ben, beni yýllar önce kaybettim. Onu ne kadar aradýmsa o kadar az buldum" der. Tekrar "Sen kimsin?" diye sorduklarýnda "Hýrkamýn altýnda Allah'tan baþkasý yok. Benimle birlikte Tanrý'dan baþka kimse yok. O yüzden 'Sen kimsin' sorusu anlamsýz.

Ben yokum, Tanrý var" cevabýný verir.

Sufizm yoðun aþkýn, Tanrý ile var ve bir olmanýn yoludur. Beyazýt'ýn çile hayatý üç dönem sürer. Birincide dünyadan vazgeçer, ikincide öbür

(17)

dünyadan ve üçüncüde kendinden vazgeçer.

DÜÞÜNCE,

DÜÞÜNCEYLE SINANIR

Zerdüþt bir yerde, ateþle tutuþturul- muþ odunlarýn etrafýna toplanmýþ olan bir kalabalýk görür. Aralarýna katýlýr. Ve

"Niye bu ateþi yaktýnýz?" diye yüksek sesle sorar. Kalabalýktan sesler yük- selir: "Kim bu adam?" "Zerdüþt" der garip ve gezgin adam. Bunun üzerine

"Bilge Zerdüþt'e selâm olsun" derler.

Zerdüþt beyazlar giyinmiþ genci göste- rerek "Kim bu genç?" diye sorar. Ve þu cevabý alýr: "Bu gencin günahkâr olduðu söyleniyor. Doðru olup

olmadýðýný sýnamak için ateþ deneyin-

den geçecek!" Zerdüþt "Sizler ateþin yakýcý olduðunu bilmiyor musunuz?"

sorusuyla kalabalýðý uyarmak ister. Ve þöyle bir konuþma geçer Zerdüþt'le ka- labalýk arasýnda:

"- Bilge Zerdüþt, bakýr sýnamasýndan yüzakýyla çýkmadý mý?

- Düþünceyi düþünceyle sýnamak gerek, bedenle deðil. Beni düþüncelerle sýnayacak yerde, bedenle sýnadýlar...

- Evet ama, eritilmiþ bakýr bedenimizi etkilemedi, serin su gibi akýp gitti...

Böylelikle haklý olduðunuzu herkes gördü, þah bile...

- Eritilmiþ bakýr vücuduma su gibi deðil, eritilmiþ bakýr gibi indi,

neredeyse ölecektim. Göðsüme döktük- lerinde nasýl acý çektiðimi ben bilirim...

(18)

- Ama bizler öyle duymadýk...

- Hayýr, o iþ bildiðiniz gibi olmadý.

Ben bilgelikten dem vurdum, onlar bedenimi sýnadýlar.

- Ýnsanlarýn doðru söyleyip söylemediklerini ateþle sýnanmayý bizler atalarýmýzdan öðrendik...

- Ben de iþte bunun için boþ inançlarý deðiþtirme göreviyle gönderildim. Siz hiç ateþ içinden geçen birilerini gördünüz mü?

- Hayýr görmedik.

- Analarýmýz, babalarýmýz gördü mü?

- Hayýr, onlar da görmedi; ama daha eskiler görmüþler..

Ateþin yanýnda durduðu için yüzü ter içinde yaþlý Mobed kalabalýðýn sözcüsü olarak bir ricada bulunur: "Ey bilgeler bilgesi Zerdüþt, izin ver de genç ateþ deneyinden geçerek doðruluðunu kanýt- lasýn!.."

Zerdüþt, kalabalýðýn önyargýsýný kýr- mak için, baþka bir yol dener ve kala- balýða sorar: "Burada iyiliðine, dürüstlüðüne hepinizin kefil olacaðý kim var?" Hep bir aðýzdan "Keyvan"

diye baðýrýrlar. Zerdüþt, Keyvan'ý çaðýr- malarýný söyler. Keyvan gelir, bilge Zerdüþt onun elini ateþe uzatmasýný buyurur. Keyvan'ýn elini uzatmasý ile

"Yandým" diye geri çekmesine herkes tanýk olur. Baþka denemek isteyen olup olmadýðý sorulur. Kalabalýktan çýt çýk- maz. Ve Zerdüþt taþý gediðine koyarak dersini verir: "Gördüðünüz gibi ben ateþ yakar diyorum. Nasýl ki su söndürüyorsa, ateþ de yakar. Demek istediðim sadece bu!"

Ardýndan þunu da ekler: "Bilge veya cahil, masum veya günahkâr güçlü ya da zayýf, zengin ya da fakir farketmez.

Ateþ herkesi yakar, su da söndürür.

Sonra beyazlara bürünmüþ genci göstererek þöyle der: "Bu gencin eðer bir suçu varsa, buna yargýçlar karar verecek. Suçsuzsa aklanacak, suçluysa cezasýný çekecek.

Ateþ yalnýzca aydýnlatýr, ýsýtýr ve yakar, onun doðasý budur. Ýnsanlarýn suçlu ya da suçsuz olduðunu ateþ deðil, yargýç belirler."

KADER VE ÖZGÜRLÜK

Kaderimiz önceden mi belirlenmiþtir;

yoksa kaderimizi kendimiz mi yaratýrýz? Bin yýllardýr tartýþýlan bir konudur bu. Yani geleceðimizi belir- lemede ne derece özgürüz? Sufi Cüneyd'e bir adam, önceden belirleme, kader, kýsmet ve insanýn özgürlüðüne dair bir soru sorar. Öðrenmek istediði þudur: "Ýnsan her istediðini yapmakta tamamen özgür müdür?"

Cüneyd "Bir bacaðýný kaldýr" der adama. Adam sað bacaðýný kaldýrýr.

Sonra ötekini de kaldýrmasýný söyler Cüneyd. Adam þaþkýn ve de kýzgýndýr:

"Benden saçma þeyler istiyorsun. Ýki bacaðýmý birden nasýl kaldýrabilirim?!

Bu yaptýrdýðýnýn benim sorumla ne ilgisi var?"

Sufi Cüneyd cevap verir: "Sorunun cevabýný kendi bedenin üzerinde gös- terdin. Ama anlamadýn. Anlaman

(19)

gereken þu: 'Sana bacaklarýndan birini kaldýr' dediðimde, saðý da solu da ter- cih etmekte özgürdün. Bunu kimse önceden belirlemiyordu. Sen sað bacaðýný kaldýrmayý seçtin. Fakat bir kez saðý seçmiþ olduðundan, artýk solu seçemezdin. Sað bacaðýný kaldýrma özgürlüðü, diðer yandan sol bacaðýný kaldýramama baðýmlýlýðýna dönüþtü.

Yani insan yarý özgür, yarý baðýmlýdýr.

Ama öncelikle özgürdür. Özgürlüðü kullanma biçimi ilk baþta elinde. Ne var ki, onu þu veya bu þekilde kul- landýktan sonra, sonuca baðýmlý olur- sun. Böylece her özgür eylem sorumlu- luðu da beraberinde getirir. Seçim senin özgürlüðün, sonuçlar ise sorum- luluðundur."

''Bizim Celselerimiz''de insanýn hem baðlý, hem de özgür olduðu þu þekilde anlatýlýr:

"Ve siz aklýnýzla hür ve üç yerinizden baðlýsýnýz þimdi. Aklýnýz, O'nun genel emrinin detaylarý için lâzýmdýr size.

Çünkü siz, genelin içindeki detaylarý deðiþtirebilirsiniz. O'nun

genel emri, sadece her þeye

"Ol" deyivermektir. Ve iþte o çizgi, sizin "kader"

dediðiniz þeyin baþlangýcýdýr þüphesiz. Siz üç yerinizden baðlýsýnýz. Birincisi: Ýlk pro- gramda varolmanýzdýr, siz bilmeden. Ýkincisi: Emir vermediðiniz halde çalýþan organlarýnýzdýr, siz bilme- den. Üçüncüsü: Her zaman bir çekime tabi olduðunuz-

dur, siz bilmeden. Ve siz aklýnýzla her detayda hayýrlý iþ yapabilirsiniz. Siz O'nu bilmekte, anmakta devam ediniz."

HZ. HASAN'IN SINANMASI Kûfe Vadisinde bir bedevi, Hz. Mu- hammed'in torunu Hz. Hasan'a, babasý- na ve anasýna hakaret etmeye baþlar.

Hz. Hasan, bedeviye: "Bir ihtiyacýn mý var, sýkýntýn nedir?" diye sorar.

Bedevi onu duymazdan gelerek baðýrýp çaðýrmaya devam eder. Bunun üzerine Hz. Hasan bedeviye bir miktar para verir ve "Baðýþla bizi, elimizdeki bu kadar. Daha çok olsaydý, onu da verir- dik" der. Bunu duyan bedevi, bu yüce gönüllülük karþýsýnda "Tanýklýk ederim ki sen gerçekten bir peygamber torunu- sun. Ben buraya neslin ile senin birbi- rinize uyumlu olup olmadýðýnýzý sýna- maya geldim" diyerek niyetini açýklar.

Hz. Hasan peygamberin yolunu izle- yerek, karþýsýndakinin gönlünü fethe- derek sýnavdan yüz aký ile çýkar.

(20)

SÜLEYMAN PEYGAMBER'ÝN ADALETÝ

Her ikisinin de birer oðlu olan iki kadýndan birinin oðlunu yolda kurt kapar. Evladýný kaybeden kadýn diðerinin çocuðunu alarak sahiplenir.

Peygamber kral Süleyman'ýn huzuruna vardýklarýnda, her iki kadýn da bebeðin kendisine ait olduðunu iddia eder.

Küçük bebek konuþacak, kimin annesi olduðunu söyleyecek durumda

deðildir... Hz. Süleyman kadýnlarý, din- ledikten sonra "Bana bir býçak getirin!

Çocuðu ikiye ayýrýp, iki kadýn arasýnda paylaþtýrayým" der. Bebeði kucaðýnda tutan kadýnýn hiç kýlý kýpýdamaz.

Umursamaz bir halde gülümser. Öteki ise üzüntüden çýlgýna döner ve "Aman yapmayýn! Bebeði bu kadýna verin, yeter ki bebek yaþasýn" der. Kadýnýn bu sözlerinden ve beden dilinden gerçek annenin kim olduðu anlaþýlýr ve bebek ona verilir. Öylece Hz. Süleyman'ýn yaman bir sýnamasýyla adalet yerini bulmuþ olur.

ANNELÝK ÖRNEÐÝ

Annesi, hep almaya alýþmasýn, ver- meyi ve o yolla mutlu olmayý öðrensin diye evladýna evle ilgili ufak tefek sorumluluklar verir. Çocuk bu ödevleri güzelce yerine getirir.. Bir süre sonra annesine üzeri yazýlý bir kaðýt uzatýr.

Anne kaðýtta yazýlanlara göz gezdir- diðinde þunlarý görür:

Çimleri biçtiðim için 10 lira; Bu haf- ta odamý temizlediðim için 5 lira Alýþ- veriþe gittiðim için 2 lira; Küçük kar- deþime baktýðým için 2 lira; Çöpü dök- tüðüm için 1 lira; Bahçeyi temizledi- ðim için 2 lira; Ýyi bir karne getirdiðim için 5 lira; Toplam borç 27 lira

Anne, parayý alma umuduyla kendi- sine bakan oðlunu sevgi ile süzer ve kaðýdýn arka tarafýný çevirip, bir liste de o hazýrlar: Seni dokuz ay karnýmda ta- þýdým, Bedava; Hasta olduðunda baþýn- da bekledim, Bedava; Geceler boyu uykusuz kaldým, Bedava; Sütümle seni emzirdim, Bedava; Altýný temizledim, Bedava; Yemeðini hazýrladým, Bedava;

Giysilerini yýkadým, ütüledim Bedava Oðlu, annesinin listesini okuyunca gözleri yaþla dolar. "Anneciðim seni seviyorum" dedikten sonra, kaðýda büyük harflerle þunu yazar: "HEPSÝ ÖDENMÝÞTÝR." Annelik, içinde koruyuculuðu, vericiliði, fedakârlýðý barýndýran uygulamalý bir sevgi eðitimidir. Rehber varlýðýn dediði gibi, böyle koþulsuz bir sevginin ücreti yok- tur. Ve sevgi iþte onun için güzeldir!..

(21)

Her þey... Hiçbir þey...

Mumum ben, aleviyim ben mumun... Alevi görenim...

Ateþe koþan dumanýyým tütsünün, ve kokusuyum tüm odayý saran... Kokuyu alaným...

Kulaðýma gelen müziðim ben, ve aslýnda kalbimde çalan... Þarkýyý söyleyenim... Dinleyenim... Duyan...

Berrak, dingin, suyum ben... Bardaðýyým ben suyun... Bardaðý kýraným ve içinden akan; yayýlan, durmadan...

Dünyanýn kalbinde büyüyen o taþým... Ve kristal, o taþýn içinde milyarlarca yýldýr oluþan...

Ve o kristalin dilini bilip konuþan...

Ýnciyim ben, denizin en derininde açýlan bir midyenin içinden çýkan... Midyeyim ve o midyeyi açan...

Ýncilerin bir bir dizilerek oluþturduðu kolyeyim ben... Ve o incileri dizenim...

Ve boynuma takýp, bu köprüyü taçlandýran...

Kartalým ben, yükseklerde uçan... Ve o kartalýn yere düþmüþ tüyüyüm, yere inmiþ bir meleðin önünde duran...

Havayým ben, solunan... O havayý soluyan...

Bunlarý yazan elim... Kalemim elin yazýðý... Yazýlan sayfayým... Ve okunan, ve okuyan...

Düþünenim... Hissedenim... Aðlayaným... Gülenim... Kutlayaným yaþamý...

Ben yaþayaným... Þükredenim yaþadýklarýma... Yaþadýkça bilenim...

Sevenim ben ve sevilenim...

Her neysem, sadece sevgidenim aslýnda...

Ben Benim... Ben ben deðilim ama...

Hiçbir þey deðilim ben... Ve her þeyim ayný anda...

Bir olan içimde, Bir olanýn içinde, Bir olana yürüyenim...

Varlýðýmýn varoluþa hediyesiyim...

Aveline

(22)

Stephen Turoff adýnýn psiþik þifayla olan baðlantýsýný ilk kez duyduðu- muzda bundan aylar önceydi.

Taksim'de bulunan Bilgi Paylaþým Merkezi'ne geldiðini ve yüzlerce has- taya þifa daðýtýp, psiþik ameliyatlar yaptýðýný iþittiðimizde, konunun ken- disiyle yýllardan beri yoðun bir þekil- de ilgili ve bilgili kiþiler olmamýza raðmen þaþýrmýþ ve heyecanlanmýþtýk.

Derken Stephen Turoff'un psiþik ameliyatlar konusunda oldukça yetkin bir isim olduðunu öðrendik: Modern bir þifacý, öðretmen, rahip, filozof, hayýrsever ve mistik olan Stephen Turoff'un, 25 yýldýr dünyanýn dört bir yanýndan gelerek þifa almak isteyen- lere kapýlarýný açtýðý, Londra yakýn- larýnda Chelmsford'da ismi Danbury Þifa Kliniði olan bir merkezi vardý.

"Tanrýnýn hakikatiyle konuþtuðunuzda, O'nun ýþýðýyla konuþmuþ olursunuz."

Stephen Turoff Ýstanbul’daydý

Nelda Bayraktar

(23)

Turoff' böyle bir mucizeyi nasýl ortaya koyduðuyla ilgili olarak þun- larý söylüyordu: "Ben sadece

Tanrý'nýn ellerinin aracýsýyým ve bana üst boyutlardan doktor, operatör ve de þifacý olan 18 tane Ruhsal Rehber yardýmcý oluyor. Onlar için fiziksel beden, atom altý parçacýklardan oluþan bir bütündür."

Turoff, yaptýðý operasyonlarda vücudun içinde ileride tümör ya da kan pýhtýsý gibi sorun yaratabilecek olan oluþumlarý çýkarmaktadýr.

Hücrelerin içersindeki atom altý ener- jiyi deðiþtirerek çalýþmakta olduðunu söylemektedir. Biz sadece uzay zaman boyutunu gördüðümüz ve Turoff'un çalýþtýðý boyutlarý göreme- diðimiz için onun çok çabuk çalýþtý- ðýný algýlarýz. Onun þifa seanslarý çok uzun sürmez, hastalarý ile bazen beþ dakika bazen daha fazla çalýþýr.

Turoff çalýþmalarýnýn geleneksel týbbi tedavi yöntemlerinin bir tamam- layýcýsý olduðunu ifade etmekte ve hastalarýna, doktorlarýnýn uyguladýðý tedavi yöntemlerine doktorlarýnýn gerekli gördüðü süre boyunca devam etmelerini tavsiye etmektedir.

Arkadaþlarý en sonunda Stephen Turoff'u, o meditasyon yaparken, bilim adamlarýnýn onun beyin dal- galarýný ölçmelerine izin vermesi konusunda ikna etmiþler. Bizler nor- mal bilinç halindeyken beyin dal-

galarýmýz beta, dinlenirken alfa, derin uykuda iken teta, ölüme yakýn

durumlar ve komada iken ise deltadýr.

Turoff'un beyin dalgalarý ve aurasý ölçüldüðünde ortaya inanýlmaz bir sonuç çýkmýþ. Uzmanlar "Bu mümkün deðil!" demiþler.

"Meditasyon yaparken beyin dal- galarýn delta ve auran bembeyaz, sen bedeninde deðilsin." Turoff büyük bir mutlulukla "Hayýr" demiþ,

"Bedenim benim içimde!"

Turoff'un 2010 tarihinde

Slovakya'da yaptýðý þifa seansýnda hazýr bulunanlar, onun iletiþime geçtiði bu güçlü þifa enerjisiyle, bulunduðu ortamý mucizevi þekilde aydýnlattýðýna tanýk olmuþlardý.

Olaðanüstü þifa seansý esnasýnda hazýr bulunanlar tarafýndan çekilen bazý fotoðraflar, onun þifadan önce ve þifa çalýþmasýna baþladýðý an ilâhi enerji ile nasýl bütünleþtiðini ve etrafýný nasýl ýþýttýðýný gözler önüne seriyordu.

Turoff, büyük bir tanrý sevgisi ile doðduðunu söylemektedir.Tanrýdan sonsuz bir sevgi olarak söz etmekte ve onunla iletiþimde iken mutluluk dolu olduðunu belirtmektedir. Sürekli bu derece sevgi ile dolu olmak son derece güçlü ve iyileþtiricidir.

Aslýnda bizler 1983 yýlýnda Stephen Turoff'la tanýþarak kendisine psiþik operasyon yapýlmýþ ve inanýlmaz

(24)

derecede fayda saðlamýþ birisinin yaþadýklarýný dinlemiþ ve çok etkilen- miþtik. Bu kiþi, arkadaþlarýmýzdan birinin dünürü olan ve Ýngiltere'de yaþayan Nadiye haným idi. Onun, Turoff'dan þifa alýrken yaþadýðý ilginç bir olay hepimizin dikkatini çekmiþ, onun hakkýndaki duygu ve

düþüncelerimizin olumlu biçimde etk- ilenmesine neden olmuþtu. Bu haným, hayatýný aniden kaybeden erkek kardeþine duyduðu acýyla feci þekilde sarsýlmýþtý. Kendini bilmez bir halde merdivenlerden inmeye çalýþýrken ayaðý kaymýþ ve yuvarlanmýþtý.

Barsaklarý birbirine dollanmýþ ve karnýndan bir ameliyat geçirmiþti.

Ameliyat sonrasý dayanýlmaz aðrýlarý vardý ve dizlerinin üzerinde oturarak uyuyordu. Bu aðrýlarýna doktorlar bir çare bulamamýþlardý. Bunun üzerine

Stephen Turoff'tan son bir çare olarak yardým almaya karar vermiþti.

Turoff'un kendisine psiþik operasyon yaptýðý þifa sýrasýnda ona "Odada bir bey var ve size aldýðý kolyeyi neden takmadýðýnýzý sormamý istiyor" diye söylemiþti. Bu haným, Turoff'un daha önce haberinin olmadýðý bir olayý kendisine nakletmesi karþýsýnda þaþýr- mýþ, gelen kiþinin ölen aðabeyi olduðunu hemen anlamýþtý. Ve cevap olarak "Zincirinin kopuk olduðu için takmadýðýný" söylemiþti. Bunun üze- rine aðabeyi o zinciri onarýp tak- masýný istemiþti kendinden. Nadiye haným o gün Turoff'un yaptýðý operasyondan inanýlmaz derecede rahatlamýþ olarak çýkmýþ ve o andan itibaren bütün aðrýlarýndan kurtul- muþtu. Bu olay bizde, Stephen Turoff hakkýnda çok olumlu bir izlenim oluþmasýna neden olmuþtu.

Geçen sene Türkiye'ye geldiðinde ise bel fýtýðýndan dolayý senelerdir ýstýrap çeken ve yürümesi gittikçe zor bir hal alan baþka bir arkadaþýmýz ise Stephen Turoff'un fýtýklarýný tek tek ameliyat etmesinin ardýndan bu soru- nundan tümüyle kurtulmuþ, üstelik bir ay sonra çektirdiði Emar görün- tüsünde fýtýklarýndan eser kalmadýðý doktoruyla da kanýtlanmýþtý.

Ýþte bu düþünce ve izlenimlerle, 2 Nisan 2011 günü pek çok arkadaþý- mýzla birlikte Bilgi Paylaþým Merkezinin yolunu tuttuðumuzda

(25)

neler yaþayacaðýmýzý tahmin etme- mize raðmen, gerçek deneyimin bam- baþka bir þey olacaðýný hissedebili- yorduk.

Stephen Turoff, tamamý turuncu renkten oluþan bir giysi giymiþ, baþý- na da bir bandana takmýþtý. Upuzun bir boyu vardý. Seansýn yapýlacaðý salondan, hoþ bir müzik sesiyle bir- likte mistik çaðrýþýmlar yaptýran tütsü kokusu geliyordu.

Salonda dört adet muayene masasý duruyordu. Bu da her seferinde dört kiþinin içeriye alýnacaðýný iþaret edi- yordu. Turoff'un yaptýðý þifalarý ve psiþik operasyonlarý yakýndan izleme fýrsatýný da bu nedenle elde edebile- cek idik.

Çok kýsa bir zaman sonra, sýra bize geldiðinde Turoff'un el çabukluðuyla iþini bitirdiðine, bazýlarýmýzýn aðzýna, gözüne þifalý bir su döktüðüne, kimi- mize psiþik operasyon yaparken, ki- mimize yalnýzca elleriyle þifa verdiðine tanýk olduk. Seansýn en heyecanlý bölümü elbet ki Turoff'un küçük bir parça havlu üzerine yaydýðý bistüri, makas ve çeþitli aletlerle kan- sýz ameliyat yapmasýný izlemekti.

Ellerini son derece seri hareketlerle kullanýyor, gereken bölgeye giriyor ve içeriden çýkardýðý þeyi (kitle veya baþka bir þey) yanýnda duran çöp kutusuna atýyordu. Sonra da bir parça suyla ameliyat bölgesini sývazlýyor ve

bize kalkmamýzý söylüyordu. Kiþi ilk baþta hafif bir sýzý duyuyor ancak bu hemen geçiyordu. Kiminde operasyo- nun izi kýrmýzý bir çizik ve kabarýk kýrmýzý dikiþ izleri olarak görülebili- yordu. (Kimileri bu izlerin birkaç gün geçtikten sonra tümüyle yok ol- duðunu, kimileri ise ameliyat yerleri- nin bir hafta boyunca aðrýdýðýný söyleyerek, bedenlerinde bir aðýrlýk, yorgunluk hissettiklerini veya baþla- rýnýn aðrýdýðýný bildirdiler daha sonra)

Operasyondan sonra görüþtüðümüz kiþilerin çoðu büyük bir þaþkýnlýkla þifa bulduklarýný ve dertlerinden kur- tulduklarýný söylediler. Kimiyse arzu ettiði biçimde þifa bulamadýðýný belirtti. Ancak kendilerine bu tarz þifalarýn ve operasyonlarýn etkilerinin birkaç ay içinde ortaya çýkacaðý söylenince biraz sabredip, neticeyi görmeyi bekleyeceklerini söylediler.

Turoff, kendisiyle yaptýðýmýz röpor- tajda da söylediði gibi, esas þifa verenin Tanrý'nýn kendisi olduðunu ve iyileþmesine izin verilenlerin

iyileþtiðini, bu nedenle kendisinin yalnýzca bir aracý olduðunu yineliyor.

Bu nedenle, kimin gerçekten iyileþip, kimin iyileþmeyeceðini yalnýzca Tanrýnýn kendisi bilebilirdi. Kiþi þifa almayý yeniden deneyebilirdi ve üste- lik bunu istediði sýklýkta da yapabilir ve belki de beklediði þifaya O'nun izniyle daha sonraki bir seferde kavuþabilirdi.

(26)

Ayný gün Stephen Turoff'tan dergimize bir röportaj vermesini rica ettiðimizde, dileðimizi geri çevirmedi ve bize zaman ayýrdý. Emine

Kayserilioðlu'nun çevirmenliðinde, Nihal Gürsoy'un sorularý sorduðu, Þule Kayserilioðlu ve Nelda

Bayraktar'ýn da katýlýmlarýyla minik

bir röportaj yaptýk onunla. Aþaðýda bu röportajý okuyacaksýnýz.

Stephen Turoff'a, bize bu ilginç deneyimi yaþatmýþ olmasýndan dolayý teþekkür ediyor, onun aracýlýðýyla gelen bu þifanýn tüm insanlar için hayýrlý olmasýný diliyoruz.

“Kendimi bildim bileli Tanrý'ya karþý yoðun bir sevgi ve aþk hissettim. 20'li yaþlarýmda bu iþe baþladým.

Ondan önce de bolca meditasyon yapýyordum.”

“Ben tam bir eylem gerçekleþtirmiyorum. Bunu yapan

ve gerçekleþtiren Allah'týr. Yapýlan þeyin meyvesi Allah

tarafýndan gelir, ben eylemin yalnýzca tanýðý ya da

þahidiyimdir.”

(27)

Nihal Gürsoy:Bizler þifaya inaný- yoruz, siz bu þifayý hangi yolla gerçekleþtiriyorsunuz? Hangi metod- larla þifayý saðlýyorsunuz?

Stephen Turoff: Binlerce kitapta ve dergide bu konuyla ilgili bilgiler yazýlmýþ ve söylenmiþtir. Hep ayný þekilde söylenmiþtir, bunu sizler de biliyorsunuz. Söylenecek yeni bir þey yok bu nedenle. Ancak ben size konu hakkýnda bir röportaj (interview) deðil, içsel bir görüþ, içten gelen bir içerik (innerview) sunacaðým.

NG:Bunu açýklayabilir misiniz?

Emine Kayserilioðlu:"Bu, gelenek- sel þekilde soru sormak ve cevabýný almak gibi deðil. Bunu daha derine inen bir iletiþim olarak görebilirsiniz"

demek istiyor.

NG:Kendisi Ýngiltere'deki evinde ilk önceleri þifalar yapmýþ, daha sonra bir merkez açmak istemiþ ama

sanýrým evi yanmýþ, derken kendisine bir merkez açmýþ, þu anda þifalarýna orada mý devam ediyor? Evinin yan- masýný neye baðlýyor acaba?

Stephen Turoff:Evet 5-6 yýl önce merkezi taþýdým. Bir aþram (ruhsal çalýþmalarýn ve törenlerin yapýldýðý yer) açtým.

NG:Yani Tanrý'nýn kendisinden böyle bir merkez açmasýný istediðine mi inanýyor?

Stephen Turoff:Hayýr, ben zaten 40 yýldýr þifa veriyorum.

NG:Peki nasýl baþlamýþ, kendisinde böyle bir þeyin geliþtiðini nasýl hisset- miþ?

Stephen Turoff:Sanýrým ben çok küçükken baþladý.

NG:Ama ilk nasýl hissetmiþ?

Stephen Turoff:Kendimi bildim bileli Tanrý'ya karþý yoðun bir sevgi ve aþk hissettim. 20'li yaþlarýmda bu iþe baþladým. Ondan önce de bolca meditasyon yapýyordum.

NG: Ama o küçük yaþlarda baþla- dým dediði zamanlarda da þifa veriyor muydu acaba? Þifa yeteneðinin o za- manlar farkýnda mýydý, yoksa ilk kez 20'li yaþlarda mý vermeye baþladý?

Stephen Turoff:Ýçimden emindim ve biliyordum böyle bir yeteneðimin olduðuna ama esas 20 yaþýndayken baþladým þifa vermeye.

NG:Peki ilk þifasýný nasýl vermiþ acaba?

Stephen Turoff:Bir köpeðe þifa ver- miþtim.

NG:Kendi köpeði miymiþ?

Stephen Turoff:Hayýr, bir arkadaþý- mýn köpeðiydi.

(28)

NG:Ooo!, Çok enteresan. Þifa verirken baþka varlýklardan ve melek- lerden de yardým alýyor mu acaba?

Yoksa direkt Tanrý'dan mý alýyor?

Stephen Turoff:Önce size felsefemi anlatmaya çalýþayým. Ben tam bir eylem gerçekleþtirmiyorum. Bunu yapan ve gerçekleþtiren Allah'týr.

Yapýlan þeyin meyvesi Allah tarafýn- dan gelir, ben eylemin yalnýzca tanýðý ya da þahidiyimdir.

NG:Yani yalnýzca aracý olduðunu söylüyor. Peki þifanýn gelip

gelmediðini hissediyor mu hasta üzerinde?

Stephen Turoff:O an benim odak- landýðým sadece Yüce Tanrý olduðu için ben baþka bir þey hissetmiyorum.

Yapýlan eyleme ben müdahale etmi- yorum.

NG:Gelen kiþinin rahatsýzlýðýný, hastalýðýný söyleyip söylememesi onun açýsýndan her hangi bir önem teþkil ediyor mu? Kendisi görüp fark edebiliyor mu? Yoksa hastanýn yön- lendirmesine ihtiyacý oluyor mu?

Stephen Turoff:Hayýr fark etmiyor.

Hastanýn bu iþe inanýp inanmamasý da önemli deðildir. Tanrý hakikatin ken- disidir.

NG: Hastanýn rahatsýzlýðýnýn nerede olduðunu söyleyip söylememesi önemli mi peki? Bu soru tam cevap- lanamadý sanýrým.

Stephen Turoff:Bazýlarý bunu söy- leyerek bir nevi rahatlýyor. Bazýlarý da söylemelerine gerek kalmadan þifayý alýyorlar. Yani hiç fark etmiyor. Bana istedikleri bir þey için deðil, ihtiyaç- larý olan þey için geliyorlar çünkü.

NG: Zaten biz inanan kiþiler olarak, bunun böyle olduðunu biliyoruz. Ay- rýca kendisine teþekkür ediyoruz bu konuda. Neden turuncu renk giyiyor, hep böyle turuncu mu giyiyor?

Stephen Turoff:Enerji rengi olduðu için.

NG: Bugün bu enerjiye ihtiyaç duy- duðu için mi? Bu nedenle olabilir mi?

Stephen Turoff:Ben iki renk kul- lanýrým. Turuncu ve pembe.

(29)

Þule Kayserilioðlu:Konuþmalarýn- da da beyaz giyiyor.

Stephen Turoff:Genelde giydiðim beyaz renk bile pembeye dönüþtüðü için, pembe giymeye baþladým.

NG:Beyazlarý pembeye dönüþüyor, ilginç. Peki Tanrýyý nasýl bir güç ola- rak hayal ediyor? Tanrý imajinasyonu ve baðlantýsý nasýl?

Stephen Turoff:Þu an O'nunla konuþuyorum zaten.

NG:Evli misiniz?

Stephen Turoff:Neden evlenmek istersiniz? Çünkü sizi sevecek birisinin aþkýna yani sevgiye ihtiyaç duyarsýnýz. Yani sizin ihtiyaçlarýnýzý karþýlayacak bir sevgiliye ihtiyaç duyarsýnýz. Ama sevgililerin çoðu daha çok ne istediðinizi karþýlamaya çalýþýrlar, neye ihtiyacýnýz olduðunu deðil. Yüce Tanrý ise size gerçekten ihtiyacýnýz olan þeyleri verir.

NG:Bizde þifa yeteneði yok ama biz de Tanrý'yý çok seviyoruz.

Stephen Turoff:Ben þifacý deðilim.

Þifacý olan Tanrý'dýr.

NG: Bir kiþi istediði sýklýkta þifa alabilir mi?

Stephen Turoff:Tanrýya sýnýrlama veya kýsýtlama getirebilir misiniz ki?

Bu sýnýrsýz bir þeydir.

NG:Yani kiþi istediði sayýda þifa alabilir mi demek istiyor?

Stephen Turoff:Ýstediði kadar þifa alabilir.

ÞK:Bir de ben bir þey sormak isti- yorum. Evvelki hayatlarýný biliyor.

Sanýrým önceki hayatýnda

Slovenya'da yaþamýþ. Orada bir kili- senin gün ýþýðýna çýkmasýna yardýmcý olmuþ gördüðü vizyonlarla. Sanýrým oraya da gidip þifa veriyormuþ.

Bunlardan bahis edebilir mi? Orada da bir kliniði var sanýrým. Çünkü evvelki hayatýyla bir baðlantýsý var- mýþ buranýn.

Stephen Turoff:Evet orada bir mer- kezimiz var. Konferanslar veriyorum.

Yoga ve meditasyon öðretiyorum.

Çok güçlü bir yoga tekniði öðretiyo- rum. Geçmiþ hayatým çok ilginçti.

Slovenya'ya ilk kez gittiðimde orada daha önce yaþamýþ olduðumu derin- den hissettim. Genel anlamda geçmiþ hayatlar eskide kaldýklarý için pek de bir anlam ifade etmezler benim için.

Ancak bu çok güçlüydü. Burada bir evde deðil de bir maðarada, aslýnda bir kilise olan maðarada yaþadýðýmý hissettim. Sonunda benim anlattýðým maðara bulundu orada. Meðerse bir hikaye anlatýlýrmýþ, o maðarada Tanrýyý arayan bir çocuðun yaþamýþ olduðu söylenirmiþ. Bu maðarada iki sene yaþayan çocuða sonunda Tanrý, dýþarýya çýk ve insanlarý iyileþtirmeye baþla demiþ. Çocuk maðaradan dýþa- rýya çýktýðýnda karþýsýna çýkan ilk þey

(30)

bir yýlan olmuþ. Üzerine hemen haç iþareti çizmiþ ve yýlan ölmüþ. Ona Aziz Sub Serb demiþler. Bunu Inter- net üzerinden de araþtýrabilirsiniz. Bir keresinde bir seansta elimde bir kitap vardý. Aniden kitap kayboldu ve yerinde bir alev belirdi, alev ise bir kobra þeklini aldý. Orada Shiva ener- jisi aldým. Ayný seansta elimden bal akmaya baþladý. Ayrýca orada duran su gül suyuna dönüþtü. O maðarada 1800 yýl önce yaþamýþým.

NG:Þifa verirken sanki boyu uzu- yor diye yorumlar alýyor mu hiç?

Stephen Turoff:Bunu tam bilemi- yorum. Bazen öyle olduðunu söylü- yorlar. Bakýn burada (Duvarda asýlý olan fotoðraflarýný gösteriyor) þifa verirken kayboluyorum. Bakýn bura- daki fotoðrafta ben Ýlyas peygam- berin formuna giriyorum. Bu benim bedenim ama yüzüm deðil.

NG:Evet gerçekten doðru.

Benzemiyor. Kaç kiþi þifalandým diye ona geri bildirimde bulunmuþ acaba, Bu konuda bir bilgisi var mý?

Stephen Turoff:Bir milyon kiþiden fazla.

ÞK:Son olarak bir þey sormak isti- yorum. Türkiye için bir imajý, vizyo- nu veya söyleyecek bir þeyi var mý?

Stephen Turoff:(Az önceki soruyla alakalý olarak) Demek ki insanlar þifa buluyorlar. Allah sizin almanýz gereken þeyleri yollar.

NG:2012 yýlý ve Türkiye ile ilgili bir görüþü veya bir vizyonu var mý?

Stephen Turoff:Lütfen biraz oturup bekleyebilir misiniz? Bu hastaya bak- mam gerekiyor.

(Tam bu sýrada bir ambulansýn getirdiði kanser hastasý olan bir bey salona alýndý. Turoff bu kiþiyle epeyce ilgilendi. Onunla iþi bittikten sonra bizimle olan röportajýna devam etmek istediðini söyledi.)

Güneþ, ay, yýldýzlar ve varedilen her þey diþidir. Ama sürücü Tanrý'dýr. Bir arabanýz vardýr, bir gün onu deðiþtir- mek istersiniz, þansýnýz varsa yeni bir araba alýrsýnýz. Araba deðiþtiði halde sürücüsü yine sizsinizdir. Araba kut- sal anadýr. Ama sürücüsü daima Tan- rýdýr. Gerçek budur. Eðer zihniniz ve ruhunuz sadece Tanrý'ya odaklanmýþ- sa, baþka neye ihtiyaç duyarsýnýz ki!

Allah'tan daha önemli bir þey var mýdýr? O halde Türkiye için neden bu kadar merak ediyorsunuz ki? Sadece ego'lar yakýnýr ve ýstýrap çekerler.

NG:2012 için Türkiye'nin de bir katkýsý olacak mý anlamýnda sormuþ- tum ben o soruyu.

Stephen Turoff:Türkiye'nin bin- lerce yýldan beri dünya üzerinde önemli bir etkisi oldu. Allah bir þeyin durmasýný istiyorsa onu zaten durdu- rur. Bedeniniz gelir ve gider ama Türkiye baki kalýr.

NG:Çok teþekkür ederiz.

(31)

Bugüne kadar... belki milyon kere milyon kez dillendirdim dileklerimi...

Hattâ tek dileðimi... düþlerimde süsle- yerek arz ettim... Veya düþlerimin tek süsü oldu, o onmaz dileðim. Hiç býk- madým biliyorsunuz, hiç usanmadým...

bazý akþamlar dilim þiþinceye, göz kapaklarým kurþun gibi aðýrlaþýncaya kadar diledim, istedim sizden.

Bir þeyi beklemek, istemek... iste- mek... olup olmayacaðý hakkýnda hiçbir

ipucu olmadan istemeyi sürdürmek, garipleþtirmiþti beni... çocukluðumdan beri tuhaf bir alýþkanlýk oluþturmuþtum.

Nerede bulunursam bulunayým hiç fark etmiyordu... Ýçime dalýp düþlerime devam ediyordum. Düþüncelerimde bir düþüm vardý. Tengrim, benim için çok zor, sizin içinse çok kolay bir dilekti bu: Zenginlik! Diðer insanlarýn doð- duklarýndan beri bedenlerinde yaþadýk- larý türden, gücün, fiziksel özgürlüðün, kendiliðinden zindeliðin tümünü temsil

Sevgili Tengrim

Nadide Kýlýç

Resim: Agasse Jacques Laurent

(32)

eden zenginlik. Bütün diðer insanlar gibi zengin doðmayý beceremesem de bunu sizden istemeyi dilemeyi düþle- meyi seviyordum. Bu düþte anne ve babama: "Bu halinize þükredin. Ne büyük bir þeyi atlatmýþsýnýz. Kýzýnýz yürüyor. Haline þükredin" diyen dok- torlar yoktu.

O zamanlar, "þükretmek" fiilinin çok çarpýk, kadûk bir etkisi oluþmuþtu bende. Þükretmek: "Baþlamadan bitti, çare yok, çare yoksa düþ de yok, istek, arzu yok, ya da hayatta senin için her þey sadece þükretmek, neþe yok" gibi kavramlara eþ bir anlam taþýyordu.

Oysa ki etrafýmda insanlar öyle yaþý- yorlardý ki onlara þükretmek farz deðil- di. Hattâ doðuþtan çok zengin doðduk- larýndan bile habersizdiler.

Bu kendime dalýþlarda hep sizin dünya için bize sunduðunuz iki nimeti öyle olaðanüstü bulurdum ki! Gündüz bize her þey için pasparlak gülen Güne- þiniz, geceye yol veren yine parlak Ay'- ýnýz vardý Tengrim. Ýþte bu olaðanüstü güzellikleriniz de biz insanlarýn düþle- rine (ya da benim düþlerime) yol verip destek oldular. Ulaþýlmayana giden yolu bir yoldaþ gibi pasparlak ýþýttýlar.

Yaz akþamlarý gittiðimiz açýk hava sinemasýný ne çok severdim... Herkes pür dikkat filmi seyrederken gökyüzün- den kayan yýldýzlarý gözlemlerdim.

Mutlaka bir iki kayan yýldýz gözüme çarpardý. Hemen dilekte bulunurdum:

"Ben de zengin olamaz mýyým bir gün"

diye size niyaz ederdim. Hâlâ kayan

yýldýzlarý gökyüzünde yakalamak bana ziyadesiyle mutluluk ve sevinç verir.

Sizin sevginizin sýcaklýðýnda huzuru yaþarým.

Zaman geçti. Siz sesimi duydunuz.

Karþýma birini çýkarttýnýz. Bir yýldýz gibi yaþamýma kaymýþtý. Ýlk defa, bir doktor bana þükret deyip, kesip atmamýþtý. "Sabretmelisin, zoru baþar- mak için ne lâzýmsa yapmalýsýn. Bunu birlikte yapacaðýz. Kanaatkârlýk yok"

demiþti bana. Sevgili büyüðüm Dr.

Refet Kayserilioðlu'nun verdiði hipnoz tedavisi ve telkinleriyle ruhen güçlen- miþ, aðýlýk çalýþmalarýna baþlamýþtým.

Kaslarýmýn güçlenmesi benim hayatýma yavaþ yavaþ konforu getiriyordu. En azýndan tepsiyle çay götürebiliyordum.

Bir takým iþleri yapabiliyordum. Bir yere giderken on dakikada elbisemi giyerken, yirmi beþ dakikam kolyemin kopçasýný iki elimle takmakta harcýyor- dum. Ne yapayým bu zordu ama yirmi altýncý dakikada: "Ýþte baþardýn, mühim olan bu!" diye kendimi kutlamak güzeldi. Daha güzeli gün be gün kendime fiziksel olarak da güvenim artýyordu. Bütün bu çalýþmalara raðmen tam iyileþme olamayacak diye düþün- meye baþlamýþtým.

Artýk biliyordum. Belli ki bu hâl geçmiþ enkarnasyonlarýmdan kalma bir damga niteliði taþýyordu. Ýþin bu boyu- tunda gerçekten tevekkülle kabulleniþ ve gerçek anlamda þükür içindeydim.

Siz þahitsiniz Tengrim, ben hiç isyan etmedim. Ancak hep istedim, istedim, yýlmadan, býkmadan...

Referanslar

Benzer Belgeler

Normal objektifin odak uzaklığından daha uzun odak uzaklığına sahip objektiflerdir.. 70 mm - 130 mm arasındakilere kısa tele, 130 mm - 200 mm arasındakilere orta tele, 300mm

• Hafif/Orta stenozda tanı zorken, Ağır stenozlarda genellikle tanı konur. • Ağır stenozlarda kalp yetmezliği ve hidrops gelişme

• Fetal stabiliteden sonra cerrahi olarak sağ aortik arkın distal kısmı ayrıldı. • Taburculuk

• Vajinal doğumun forseps ile gerçekleştirilebilme olasılığı vakum uygulamasına göre daha yüksektir ancak forseps uygulaması ile 3.-4. derece perine yırtıkları daha

Lenfanjioma büyük olasılıkla kromozomal anomaliler ile birlikte olmasına ragmen bizim hastamızda kromozomal anomali saptanmamıştır.Yerleşim yerine genellikle boyun

• Reliable first trimester prediction by combined screening possible – aspirin (150 mg at night) reduces risk. • sFlt-1/PlGF useful to rule out PE prior to

Ek olarak “kayan kese bulgusu” da kese ile uterusun bağlantısı olmadığını

79 muayenenin 40’ında dijital muayene baş pozisyonunu tespit etmekte yetersiz kaldı. USG ile tamamına yakınında doğru tespit