8. PROJEYİ DESTEKLEYİCİ EK ÇALIŞMALAR
Vivaldi’nin “Mevsimler”inden sonra iklim ve mevsimlerden yaşamları etkilenen göçmen kuşlar konu olarak alınıp resimler üretilmiştir. Bu resimler bu kez Yansımalar müzik grubunun “Zerzeniş” adlı ney ve gitarın oluşturduğu müziğin etkisiyle oluşturulmuştur. Çalışmanın bu bölümünde müziğin ne anlatmak istediğiyle ilgilenilmemiştir. Burada amaçlanan müziğin ruhsal etkisini de kullanarak seçilen konunun görsel ifadesine ulaşmaktır. “Vivaldi’den Esintiler”
çalışmasında konuyu müzik eseri belirlerken bu çalışmada konu aynıdır. Müzik sadece tinsel etki yaratmak ve duygu yoğunluğunu artırmak amacıyla kullanılmıştır. Ney sesinin tinsellik üzerine genel kabul gören etkisi, müziğin tinsel yanının resme aktarılmasında yardımcı olmuştur. Ayrıca ney, Dünya’nın en eski müzik aleti olması nedeniyle kuşların ezelden ebede var olan göçlerini temsil etmesi açısından uygun bir enstrüman olarak düşünülmüştür.
Mevsim değişikliklerine bağlı olarak yolculuklarını sürdüren göçmen kuşların göç serüvenleri, insanoğlunun bir ömür boyunca yaşamın sonuna doğru yaptığı yolculuğa da benzetilebilir. Dijital ortamda yapılan bu çalışmalarda, dört mevsimi temsilen her mevsimin genel özelliklerine karşılık gelen renklerle, birer resim yapılmıştır. Göçmen kuş figürü değişmeyerek her mevsimde baş enstrüman olarak yerini almış ve her mevsim farklı bir renge bürünerek doğanın şaşmaz ritmine uygun olarak rutin yolculuğuna devam etmiştir. Ney enstrümanının derinden gelen ve insanın ruhuna dokunan sesi, resimdeki hakim renkle örtüşmektedir. İnişli çıkışlı değil yumuşak, sakin ve okşayıcı, ancak o denli soğuk ve renksizdir. Gitar ise soğuk rengin hakim olduğu bu kompozisyon içerisinde gözalıcı, sıcak ve esprili renklere dönüşür.
Bahar yeni doğumu anlatır. Göçmen kuşlar baharda bir yere adeta hayata doğar gibi gelirken, aynı zamanda da bir yeri ölümle eşdeğer bir şekilde terk ederler. Bu ironik bir durumdur. İnsan yaşamında da aynı şey söz konusudur. Biri doğar biri ölür ve hayat devam eder. Bir mevsim biter diğer mevsim başlar, göçmen
Resim 24: M. Hastürk, Kuşlar I dijital baskı, 100x100 cm.
kuşlar bir yerden gider, bir başka yere tekrar gelirler. Tıpkı dünyanın rutin dönüşü gibi bu devridaim sürer gider. Bu yaşanan sürecin ne bilindik bir başlangıcı ne de bilinebilecek bir sonu vardır. Başlamıştır ve sürmektedir. Ne zaman sona ereceği kestirilemez. Başlama ve bitme hem umuttur hem de umutsuzluk.
Ney, düz ve büyüleyici tınısıyla bu görsel yolculuğa mistik bir hava katar. (Resim
24)’de kış gelmiştir. Sonbaharın fırtınalı toprak renkli kurak görüntüsü, yerini
soğuk yağmurlu ve yer yer yeşeren doğa görünümüne bırakırken, göçmen kuşlar
Resim 25: M. Hastürk, Kuşlar II dijital baskı, 100x100 cm.
da bir yerden bir başka yere gitmek üzere, yine rutin yolculuklarından birine çıkarlar. Belki de bu anda bir insan ömrü tamamlanmış ve bir bebek de aynı anda gözlerini dünyaya açmıştır. Evrenin temel kuralı olan ritim ve döngü, resimde renklerin yüzey üzerindeki akışı ile bu temel yasaya uyumlanmış görünüyor. Baş roldeki göçmen kuş, iki yanındaki sadece kanat uçlarının göründüğü ekip arkadaşlarıyla koordineli bir şekilde aynı kural gereği yolculuğunu sonsuza dek sürdürecek gibi gökyüzünde süzülüyor.
Kuş motifi yaşayan her tür varlığı temsil etmektedir ve her canlı varlığın hayat
serüvenine gönderme yapmaktadır. “Vivaldi’den Esintiler” serisinde batının klasik
müziğinin etkisi belirgindir. Solist konumundaki kemandan gelen tınılar sevinç ve
coşkunun görselleşmesini sağlıyor. “Kuşlar” serisinde ise neyden gelen tınılar
hüznün yanında hoş bir içsel huzuru da beraberinde insana hissettirirler. Burada
doğu müziğinin mistik ve büyüleyici etkisi kendini gösterir.
Resim 26: M. Hastürk, Kuşlar III dijital baskı, 100x100 cm.
Kışın ardından ilkbahar daha sonra yaz ve onu takiben de sonbahar rutin olarak bir film şeridi gibi dönüp duracaklar. Müzikte nasıl ki ney sesi baskın ve belirleyici ise resimlerde de aynı konu her karede tekrarlanacak ve müzikteki gitarın müdahalesine benzer bir şekilde her mevsime özgü renkler ortaya çıkacak (Resim 24, 25, 26, 27). Bütün karelerde yumuşak bir örtü gibi resim yüzeyine hakim olan -neyin sesine karşılık gelen- bir renk var. Resmin üst kısmında ve bu renk örtüsünün arkasından fırlayan geometrik şekiller hayatın nasıl şekilleneceğini imlerken alttaki kayaları andıran şekiller de yaşanmış olanı, geride bırakılanı ve kat edilmiş yolu veya ömrü anlatıyorlar. Aşık Veyselin şiirinden yapılan aşağıdaki alıntı, bu müzikal görselliğe edebi bir dil ve referans oluşturuyor.
“Uzun ince bir yoldayım Dünyaya geldiğim anda Gidiyorum gündüz gece Yürüdüm aynı zamanda Bilmiyorum ne haldeyim İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece Gidiyorum gündüz gece” (Aşık Veysel) ( http://www.turkceciler.com/sairler/asikveysel.html)
Resim 27: M.Hastürk, Kuşlar IV dijital baskı, 100x100 cm.
Bu çalışmaya örnek oluşturan ve müziğin kulağa gelen melodik etkisi dışında hiçbir amaç ve kaygı güdülmeden yapılmış resimlerden bahsettikten sonra bunu destekler nitelikte müzikle ilgili resimler yapmış olan Juan Miro’yla çalışmanın sonlanması uygun olacaktır. Miro Bach’ı ve Mozart’ı dinleyerek resimler yaptığından bahseder. O Klee’den farklı olarak müziği bilmiyor, ancak müziği seviyor ve dinliyordu. Müziğin yapısı onu hiç ilgilendirmiyor, sadece müziğin kendinde bıraktığı etki onun resim yapmasına yetiyordu.
Miro’nun ilk dönem resimlerinden başlayarak bütün resimlerinde ritim vardır.
Gençlik yıllarında yaptığı peyzajlarda doğa nesneleri ritmik bir şekilde yer
almıştır. Daha sonra tamamıyla soyuta ulaşan resimlerinde de aynı ritim ögesi
belirgindir. Büyük olasılıkla Miro, doğanın temel yasası olan ritmi resimlerine de
uyguluyordu. Kainat cisimleriyle ilgili oldukça çok miktarda resim yapmış olması
da bununla ilgili olabilir. Doğadaki ritim ve müzikle ilgisini Miro şöyle dile getiriyordu; “Gece, müzik ve yıldızlar resimlerimde etkileyici bir rol oynamaya başlamıştı. Müzik beni her zaman çekmişti, ama şimdi 20’li yıllarda şiirin sanatımda oynadığı rolü müzik oynamaya başlamıştı, özellikle Bach ve Mozart.”
(İpşiroğlu, 2000,130).
Uzun yaşamı boyunca vatandaşı Picasso gibi sanatında farklı dönemler yaşamayan
Miro, özel yaşamında da kendi halinde ve içine kapanıktır. Doğaya karşı mistik bir
ilgi ve bakışı olan sanatçının felsefesini büyük bir ihtimalle kainat ve kainat
olayları oluşturuyordu. Gökyüzü cisimlerini ve doğa ögelerini –insan ve diğer
canlılar da dahil- resimlerinde vereceği mesaja uygun olarak tıpkı yazıdaki harfler
gibi sembolleştirip kullanmıştır. Miro’nun gençlik yıllarındaki gerçek doğa
resimleriyle, son dönem resimleri karşılaştırıldığı zaman sanatçının kolay anlaşılır
fakat, oldukça kısır bir dilden daha karmaşık ancak, daha güçlü ve zengin
enstrümanları olan bir dile geçmiş olduğu söylenebilir. Bu değişim ve gelişim
içerisinde şüphesiz kendisinin de bir önceki alıntıda işaret ettiği gibi müziğin rolü
önemli bir unsurdur.
Resim 28: Joan Miro, Dünya’nın doğuşu, 1925.
Miro’nun resimlerinde erkek, kadın figürleri ile cinsel organlar kullanılmıştır. Bu resimleri okumaya çalışırken onun dünya görüşünden veya hayat felsefesinden hareket edersek, özellikle kadın figürünün doğurganlıkla, cinsel organların da üremeyle -genel olarak evrenin, dünyanın oluşumuyla- ilgili olduğu düşünülebilir.
Sanatçının “Dünya’nın Doğuşu” adını verdiği resminde (Resim 28) benzer bir konu işlenmiş olup resmin bütünü sanki rahim içi röntgeni gibi -soluk ve belli belirsiz aynı zamanda da saydam ve bulanık- bir görüntü veriyor. Bu görüntüye kontrast oluşturacak şekilde duran kırmızı bir balon ve ucundaki sarı sicim, aynı zamanda yumurtayı döllemeye hazır bir spermi andırıyor. Dünyayı simgelediği düşünülen bu sperm, üreme ve doğmayla ilgili olarak da istenilen mesajı veriyor.
Resmin sol altındaki beyaz yuvarlağın cansız bir başka sperm mi yoksa döllenmeye hazır yumurta mı olduğu meçhul. Sol üst köşedeki siyah üçgenin bu olaya müdahalesi söz konusu. Alttaki siyah kapı gibi duran şekilden de spermin dölyatağına girdiği ve artık doğumun kaçınılmaz olduğu izlenimi veriliyor.
Aynı zamanda bu resim su dolu bir kap görüntüsü sunuyor. Resimde kullanılan semboller, akvaryumdaki balıklar gibi evrendeki ritmik akışa uygun bir şekilde huzur ve sükunet içerisinde dolanıp duruyorlar. Sanatçı resmine bu ismi vermese belki daha farklı yorumda da bulunulabilirdi, ancak kullanılan sembollerden konunun üreme ve doğurganlıkla ilgili olduğu yine de anlaşılabirdi.
SONUÇ
Her sanat alanının kendine has yapısı ve uygulanış yöntemleri vardır. Yaratı ancak bunun üzerinde bir anlam ifade eder. Sanat dalları arasında kuralların ve disiplinlerin bağlayıcılığı her sanat alanına göre değişir. Müzik bu bakımdan resim sanatına nazaran daha katı disiplinlere sahiptir. Görsel sanatlar özellikle resim, daha özgür ve yaratıcılığa daha çok fırsat tanıyan bir alandır. Tüm sanat alanlarında olduğu gibi görsel sanatlarda da dış dünyadan etkileşim sözkonusudur.
Bu etkileşimin azlığı veya çokluğu sanat alanlarına, ortama ve sanatçıya kıyasla değişebilir.
Müziğin resim üzerindeki 19. yüzyıl sonlarından başlayan ve günümüzde de devam eden etkileri üzerine çok konuşuldu. Bu etkinin biçimi hakkında yapılan tez çalışmasında bir çok sanatçı üzerinde duruldu. Kimi sanatçı müziğin biçimlendirme ögelerini resim diline aktarırken, kimi müzikten sadece esinleniyor, kiminde ise müzikle hiçbir ilgilenme yokken buna karşın resimlerinde müziksellik olabiliyor. Bu çıkarsamadan hareketle yapılan çalışmada ilk olarak resimlerini müziğin yapısal formundan hareketle oluşturan sanatçılar ele alındı. Müziği çok iyi bilen bu sanatçılar müziğin birebir resmini yaparken müzik bilgilerini kullandılar. Bu yaklaşıma her ne kadar saygı duysak da resim sanatının ufukunu nereye kadar genişletebileceği konusunda kuşkuya düşmemek elde değil.
Müziğin biçimlendirilmesinde ikinci yöntem olan müziği dinleyerek yapılan
çalışmalar örnek olarak verilmiş ve bu örneklere destek olarak düşünülen bazı
sanatçılar üzerinde durulmuştur. Sanatçı sanatını üretirken dıştan gelen etkiye her
zaman maruz kalır. Dolayısıyla yaratıcılığını en üst noktaya taşıyabilmesi için
bilinçli olarak müziğin ruhsal etkisini kullanması oldukça mantıklıdır. Bu iki yöntem farklı amaçlara yöneliktir ve birbiriyle kıyaslanamaz. Her birinin kendi içerisinde avantajları ve çeliştiği yönler vardır. Müziğin resmini yapmaya kalkışmak başlı başına zor ve resim sanatının amacını da aşan bir uğraşa dönüşebilir. Bu uygulama iki alanda da yeterince birikimli olmayı gerektirir. Yine de yapılan çalışma sanatsal bir çalışmadan çok bilimsel bir çalışmaya yakın olacağı için sonuçları her zaman tartışılabilir. Ayrıca bu uğraşın hangi sanat dalının amacı ve disiplinlerini içerdiği konusunda da belirsizlikleri en aza indirgeyip belli bir kararlılığı ortaya çıkarmak gereklidir.
Bu konu günümüzde de tartışıldığına göre bu tartışmanın daha uzun yıllar devam edeceği anlaşılmaktadır. Ancak şöyle bir değerlendirme yapmak mümkündür; bu şekilde matemetiksel hesaplarla yapılan resimlerde yaratıcılık en alt düzeyde kalmak durumundadır. Böyle bir çalışmanın duygudan ve yaratıdan yoksun, kısır ve katı bir üretimi ortaya çıkarabileceği de gözardı edilmemelidir.
Bu tartışmaya bir nebze de olsa katkı koyabilmesi için İpşiroğlu’nun bir kitabından, müziğin yapısallığıyla ilgilenen Klee ile müziği sadece seven ve dinleyen Miro arasındaki kıyaslamadan yapılan şu alıntıyla konuyu noktalamak yerinde olacaktır;
“İki sanatçının müziğe bu farklı yaklaşımlarının, resimlerinin müzik bağlamında alımlanmasında etkili olduğunu düşünüyorum. Öyle ki Miro’nun resimleri alımlayana Klee’ninkilere oranla çok daha geniş bir yelpazede müzik çağrışımları sunabiliyor.” (İpşiroğlu, 2000, 132).