Osman Gündüz
**A NOVEL WHICH BRINGS TOGETHER ITS AUTHOR AND HERO: THE TIME REGULATION INSTITUTE
ÖZ: Sanatçı ne kadar kendisini eserinden uzaklaştırmaya çalışırsa çalışsın yine de kişiliğine ve yaşam öyküsüne özgü bazı hususları eserinden takip etmek, ya-zara yönelik eser incelemesinin önemli unsurlarından birini oluşturmaktadır. Kişiliğini ve yaşam öyküsünü eserlerine yansıtan yazarlardan biri de Ahmet Hamdi Tanpınar’dır. Nitekim günümüze gelinceye kadar Tanpınar ve eserleri hakkında görüş bildiren başta Mehmet Kaplan olmak üzere pek çok araştırmacı, onun yaşam öyküsü ile eserleri arasında yakın bir ilişki olduğunu iddia ettiler. Buna göre Huzur romanının kahramanlarından Mümtaz, düşünceleri ve kişili-ği bakımından Tanpınar’ı; öteki kahramanları ise yazarın akademik çevresini sembolize etmektedir. Ne ki bu eleştirmenlerin dikkati Günlükler’in yayımlan-masından sonra Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanı üzerine odaklaştı. Kaldı ki
Günlükler’de karşımıza çıkan Tanpınar portresi ile Saatleri Ayarlama Enstitüsü
romanının asli kişisi Hayri İrdal karşılaştırıldığında yaşam öyküleri, aile çevre-leri, kişilikleri ve düşünceleri bakımından pek çok ortak noktanın olduğu görüle-cektir. Bu yazı, söz konusu romanda yazarın kimliğini ve düşüncelerinin izlerini sürmeye çalışacaktır.
Anahtar Kelimeler: Tanpınar, Tanpınar’ın Günlükleri, Saatleri Ayarlama Ens-titüsü, Yahya Kemal.
Yeni Türk Edebiyatı Dergisi, Sayı 7, Nisan 2013, s. 45-58
* Bu yazı, 25 Mayıs 2012 tarihinde Yıldız Üniversitesi’nin hazırladığı Tanpınar Sempozyumu’nda
bil-diri olarak sunulmuştur.
ABSTRACT: Autobiographical analysis can provide the reader with valuable insights into the works. Ahmet Hamdi Tanpınar is one of the examples, who reflected his personality and biography on his works. Most of the scholars, for example Mehmet Kaplan, a significant Tanpınar expert, claims that there is a close relationship between Tanpınar’s biography and his works. Mümtaz, for example, a character in “Huzur” (A Mind at Peace), is said to stand for Tanpınar himself while other characters stand for his actual academic circle. However, the critics focused on “The Time Regulation Institute” after the publication of his “Diaries.” It is evident that there are many similarities between Hayri İrdal, the protagonist of “The Time Regulation Institute” and Tanpınar, whose life, family circle, personality and thoughts are shown in his “Diaries.” This paper will examine the reflections of Tanpınar’s identity and thoughts in his “The Time Regulation Institute.”
Keywords: Tanpınar, Tanpınar’s “Diaries”, Saatleri Ayarlama Enstitüsü (The Time Regulation Institute), Yahya Kemal.
...
Giriş
Tanpınar, 1930’lu yıllarda kaleme aldığı ve Türk romanını sorguladığı, “Bizde Roman” başlıklı yazılarından birinde millî bir romanımızın henüz olmayışının sebep-lerini sayarken, Tanzimat’tan bu yana roman yazarlarımızın insanımıza dışarıdan ya-bancı gözüyle baktıklarını, bireyi anlatmak yerine “umumi hayat”ı anlatmayı benim-sediklerini, dolayısıyla millî bir romanın oluşmadığını söyler. Ona göre roman yazarı, kendini tanımakla ve kendini anlatmakla başka insanları da anlatmış olacaktır.1
Bugüne kadar Tanpınar ve eserleri hakkında görüş bildiren pek çok araştırmacı, onun kişiliği ile eserleri arasında kurulabilecek ilişkiden söz ettiler. Özellikle Huzur romanının asli kişisi Mümtaz’ın, kimi zaman onu aşan ama daha çok kişiliği ve dü-şünceleri bakımından Tanpınar’ın dışa yansıyan şair ve sanatçı kimliğini sembolize ettiği iddia edildi. Ancak bu yargılar, günlüklerin yayımlanmasından sonra büyük ölçüde değişti ve dikkatler Huzur’dan çok Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı romanda yoğunlaştı. Nitekim iki eser karşılaştırmalı olarak okunduğunda kurmaca metnin asli kişisi Hayri İrdal ile günlüklerin yazarı arasında, yaşam öyküsü ve kişilik bakımından birtakım benzerlikler olduğu görülecektir.
Esasında kurmaca bir metinde yazarın yaşam öyküsünün ve kişiliğinin izlerini sürmek biz okurları çoğu kez yanıltabilirse de metnin çözümüne dair birtakım
ipuçla-1 Tanpınar, Ahmet Hamdi, “Bizde Roman II”, Edebiyat Üzerine Makaleler, İstanbul: Dergâh Yayınları,
rı verdiği de inkâr edilemez. Zira kurmaca her eser –yazarın metnini kendinden uzak-laştırma çabalarına rağmen– yine de yaratıcısının yaşam öyküsünden ve ruhundan izler taşır. Ne var ki metinde yazarını aramak için iz sürmek, çoğu zaman, meraklısını hiç beklemediği ve içinde kaybolacağı tuzaklarla dolu labirentlere çekebilmektedir. Ayrıca yazara yönelik bir incelemenin metnin kimi simgelerinin, imgelerinin çözü-müne katkı sağladığı da gözden uzak tutulmamalıdır. İşte bu yazı günlüklerin ışığın-da söz konusu ilişkiyi ele alacaktır.
Bir norm karakter olarak Hayri İrdal
Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanı, Tanzimat’tan itibaren iki uygarlık arasında
bocalayan aydınımızın çelişkilerini, yanılgılarını ve yozlaşma hâlini alan yanlış tu-tumlarını parodik bir üslupla ele alan bir roman olarak karşımıza çıkar. Anı defteri tarzında düzenlenen romanda yazar adına düşünen, konuşan, yargılayan kişi Hayri İrdal’dır ve romanın bakış açısı; onun düşünceleri, kimliği ve yaşam felsefesi ile yakından ilgilidir. Buna göre romanı doğru yorumlayabilmek için bir norm karakter olarak onun yerinin belirlenmesi gerekir.
Bilindiği gibi her romancı yaşadığı dönemi/toplumu eleştirirken sağduyuyu temsil eden bir kişiyi aracı olarak kullanır. Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanında bu kişi aynı zamanda kendi sözcülüğünü de yapacak olan Hayri İrdal’dır ve Hayri İrdal, farklı özellikleri kişiliğinde birleştirmiş bir kimlikle çıkar okurun karşısına. Bu yüzden Tanpınar, İrdal’ı 1940’lı yıllarda Avrupa’da Kafka’nın, Sartre’ın, Camus’nün işledikleri bunalımlı insanın örnek-modeli, birtakım sorunları olan sıradan bir insan, ya da hızlı değişimin yol açtığı yozlaşmayı ve bozulan kurumların iç yüzünü vermek için bir araç olarak kullanır. Ancak İrdal’ı sözcü konumuna yükseltirken bazı kusur-larını, zaaflarını ustalıkla gizlemeyi ihmal etmez. Öte yandan toplumun sağduyusunu yansıtan görüşlerini de yine onun aracılığıyla aktarır.
Farklı bir dikkatle bakıldığında Tanpınar’ın sözünü emanet ettiği İrdal’ı yozlaş-manın ya da yanlış Batılılaşyozlaş-manın temsilcisi olarak değerlendirmek de mümkün. An-cak onu norm karakter yapan özellikleri yazarı tarafından özenle belirlenmiş, okuru kuşkuya düşüren kimi hataları da, içimizden biri olarak okurun gözünde aklanmıştır. Nitekim romandaki işlevi bir bütün olarak değerlendirildiğinde bugüne kadar söyle-nenlerin aksine Hayri İrdal, meczup ya da akli dengesi bozuk bir adam değildir. Onu romanda böylesi sıfatlarla anan iki kişi vardır: Takıntılı (obsessive) tavırları ve anor-mal davranışlarıyla kendisi de tedaviye muhtaç olan Doktor Ramiz ve İrdal’ın ikinci karısı Pakize. Kaldı ki onlar da ilk zamanlar bir hasta ya da “biçare”, “meczup”, “sünepe”, “pısırık”, “kabiliyetsiz”, “hayatın dışına düşmüş” gibi sıfatlarla tanıttıkları
İrdal’ı, ikbal dönemlerinde Türkiye’nin Faust’u “üstad” gibi nitelemelerle yücelte-ceklerdir. Yine İrdal’a dönelim.
İrdal’ın, zaafları, sakarlığı, metodik bilgiden yoksunluğu, saldırılar karşısında çabucak dağılıvermesi, inancının ve mücadele gücünün zayıflığı, gündelik hayatın gerçekleriyle uyum sağlayamaması, olaylara müdahale etmek yerine çoğu zaman kendi kabuğuna çekilip edilgen bir konumda kalması, ikinci adam olmayı doğuştan kabullenmesi, ihtirassız olduğu için bir ülküden yoksun oluşu ve bu yüzden dış dünyayla iyi bir iletişim kuramayışı gibi insani zayıflıklarını ortaya koyan birta-kım eksiklikleri olduğunu biliyoruz. Bu eksikliklerini/kusurlarını kendisi de inkâr etmez. Hatta bu kusurlarını sık sık dile getirmekten de çekinmez. Ama çocuksu saflığı ve iyi niyetli oluşuyla, en azından kendi iç dünyasını samimi olarak biz okurlara açmasıyla, sistematik olmamakla birlikte geleneksel kültür birikimi ile, toplumun sağduyusunu temsil etmesiyle, çıkarları zedelense de, yeri geldiğinde doğru bildiğini söylemesiyle ya da içsel tepkisini paylaşmasıyla, zekâsı ve zekâsı-nı yönlendiren geniş hayal gücü ile, yaptıklarızekâsı-nı doğrulayacak ölçüde iyimserliği ile, yenilgilerini kabullenmekle birlikte hayata bağlılığı ile, sağlam muhakemesi ile, kimi zaman tutarsız ama çoğu kez mantıklı davranışları, zamansız da olsa be-nimsemediği konulardaki tepkileriyle; kendine ve diğer insanlara dışarıdan baktığı için insanların zaaflarını, kusurlarını, köksüz değişimin neden olduğu yozlaşmayı hatta soysuzlaşmayı görebilmesiyle; dinsel kaynaklı olmamakla birlikte kendisini kolaylıkla ikna ederek kaderine boyun eğmesi ve olayları olduğu gibi kabullenme-siyle; hepsinden önemlisi kendisine farklı cephelerden bakabilmesi ve kendisini acımasızca eleştirmesi ile biz okurların sevgisini kazanır ve yazarın sözcülüğünü hak eder.
Romanda onun hakkında verilen en doğru yargı, “mütevazı yaratılışlı” ve “iyi bir dinleyici” olduğunu, ama “hayata ve etrafa karşı yeter derecede” direnemediğini2
söyleyen muvakkit Nuri Efendi’ye aittir.
Hayri İrdal’ı ilginç ve ayrıcalıklı kılan, belki de pek çok insanın birleşimi olma-sıdır. Onun bu bölünmüş, parçalara ayrılmış farklı kişilikleri romanda “Herkes beni farklı bir Hayri olarak çağırıyor: “Hayri Beyefendi, bizim Hayri, sizin Hayri, dalgın Hayri... Ne kadar çok Hayri var. N’olur birkaçını yolda eksek. Herkes gibi ben de bir tek insan, kendim olsam.”3 cümleleriyle ifade edilir.
İrdal’ın romandaki işlevini ve yazarın onunla ilgili kullanımlarını daha iyi anlayabilmek için Törenek’in Alptekin’den aktardığı4 şu anekdotu da vermemin
2 Tanpınar, Ahmet Hamdi, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, İstanbul: Dergâh Yayınları, 16. b., 2011, s. 37.
3 a.g.e., s. 211.
yararlı olacağını düşünüyorum. Tanpınar, hayatının her safhasında yaşadığı karar-sızlığı, buna mükemmeliyete ulaşma çabası da denebilir, Hayri İrdal’ın kimliğini ve işlevini belirleme konusunda da yaşar. Asistanı Turan Alptekin’e romanın başına ya da sonuna eklenmek üzere Hayri İrdal ile ilgili birtakım değişiklikler öneren bir mektup yazar. Uygulamaya konmamış mektup, roman kahramanlarından Halit Ayarcı’nın ağzından Doktor Ramiz’e yazılmıştır. Söz konusu mektupta Hayri İr-dal paranoya hastası olarak tanıtılmaktadır. Tanpınar’ın bu değişikliği Moran gibi kimileri eleştirilerinden dolayı yönetimden gelebilecek zararların önüne geçmek için,5 günlükleri yayımlayan Enginün-Kerman gibi kimileri ise dostlarından bir
çe-şit özür dilemek için yaptığı6 yargısında bulunsalar da kanımca gerçek sebep kendi
ruhsal dünyasının bir çeşit yansıması olan İrdal’ı olabildiğince kendisinden uzak-laştırmaktır. Zira mektubun bir yerinde kullandığı “Hem kitap, zannettiğin kadar manasız değil; daha doğrusu hezeyanında müthiş şekilde içtimaî. İkimiz de öteden beri Türk insanının içtimaî bir devir yaşadığını ve meselelerinin içinde boğuldu-ğunu düşündük.”7 cümleleri kahramanı İrdal’ı ne ölçüde kendileştirdiğini
göster-mektedir.
Günlüklerin ışığında Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü okumak
Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün derin yapısında birey-toplum değerleri
çatış-ması vardır. Bu çatışma, yoksulluk/sefalet ve iletişimsizlikten kaynaklanan güvensiz-lik gibi izleklerle sürekli beslenir. Birey düşsel dünyası ile dış dünya arasında gidip gelir, kendi iç dünyasında huzursuzdur. Ya da şöyle söyleyeyim: Yetenekleri konu-sunda kendisini ikna edecek düzeyde özgüven sahibidir. Bu yüzden sürekli toplum tarafından değerinin bilinmediğinden yakınır.
Günlüklerden yansıdığı kadarıyla Tanpınar, layık olduğu değeri ve itibarı göre-memekten, ciddiye alınmamaktan dolayı çevresine ve genel anlamda tüm insanlara kırgındır. Arkadaşlarının nezdinde o “kötü kumar oynayan, kötü rakı içen, sıkıntılı ve sıkıcı” bir adamdır. Hakkında söylenenler inciticidir. Sanatı ile ilgili olarak başka-larıyla kendisini karşılaştırdığında –buna çok sevdiği, saygı duyduğu hocası Yahya Kemal de dahildir– yeteneklerinin ve bir sanatçı olarak farklılığının bilincindedir.
5 Moran, Berna, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, İstanbul, İletişim
Yayınları, 1983, s. 273 dipnot.
6 Enginün, İnci-Kerman, Zeynep, Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Başbaşa, İstanbul: Dergâh
Yayınla-rı, 2007, s. 269.
7 Törenek, Mehmet, Başka Hayatlar Peşinde, Tanpınar’ın Romanları Üzerine Bir İnceleme, Erzurum:
Çevresinden beklediği ilgiyi görmemesi, eserlerinin/şiirlerinin yeteri kadar önem-senmemesi onu gittikçe artan ve zihnini kuşatan derin bir üzüntüye ve yetersizlik düşüncesine sürükler. Sık sık “Neyim? Kimim? Nelere muvaffak oldum? Hiçbir şey yapmadım mı? Ah, bir kere olsun kendi dışıma çıkıp kendimi görebilsem! Neye yarar?”8 diye kendini sorgular. Öte yandan en yakın arkadaşları dahi onu yalnızlığa
terk ederler. Tek başına geçirdiği bir yılbaşı gecesinin hüznü günlüklere şöyle yansır: “Bu sene yılbaşım kutlanmıyor. Evimde tek başıma oturacağım. Halbuki şiir kitabımın çıktığı senedir, şudur budur... Çapaçul Yahya Kemal bile bir muhit sahibi idi. Geçelim...”9 Pek çok hesabın ve uzun süren iç çatışmalarının sonucunda netlik kazanan bu açıklamalar kimi zaman acımasız özeleştiriye dönüşür:
“Bazen kendimi düşündükçe korkuyorum. Fena adamım gibime geliyor, hodbin ve sev-giden mahrum bir insan. N’olur biraz kendimle meşgul olabilsem. Aslında fena adam değilim; fakat çok hırpalandım, çok sarsıldım, çok ihmal edildim, hor görüldüm. Ve bü-tün bunlar mizacımın tahammuruna, ekşimesine sebep oldu. Yavaş yavaş her konuşulana benim içimden ‘Ya ben? Ya benim çektiklerim?’ diyen bir ses refakat etmeğe başladı.
Yavaş yavaş bir kısım insana tahammül edememeğe başladım.”10
Günlüklerle örtüşen ortak özelliklerden biri de yalnızlık ve sebepsiz korkulardır. Tanpınar, günlüklerde kendisini çabuk kaybettiği, çabuk unuttuğu, birkaç saniyede dolup boşaldığı ve dağıldığı için11 eleştirir. Sebepsiz korkular yaşar; yalnızlıktan,
unutulmuşluktan, ölümden korkar ve tüm bu korkular hayatının sonlarına doğru gi-derek benliğini esir alır.
İrdal da Tanpınar gibi benzer duyguları yaşar. Kalabalıklar içinde yalnızdır. İn-sanlar tarafından anlaşılmamaktan yakınır. Bu değersizleşme işlerinin bozulduğu ve parasız kaldığı anlarda en üst sınıra ulaşır. Şu cümleler ona ait:
“...İşlerim büsbütün bozulduktan sonra Doktor Ramiz, birdenbire peydahladığı huyla, omuzuma vurmalar, çenemi, yanağımı okşamalar ve bu esnada baştan aşağıya kıyafetimi süzmek gibi mukaddemelere başlamak üzere iken son zamanlarda herkes benimle bu
tarzda meşguldü, tam fihristimi yapmadan kimse yanımdan ayrılmıyordu.”12
Çevresinde saygınlık kazanma çabaları onu gereksiz ilişkilere, gururunu
ayak-8 Enginün, İnci-Kerman, Zeynep, Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Başbaşa, İstanbul: Dergâh
Yayınla-rı, 2007, s. 70.
9 a.g.e., s. 308. 10 a.g.e., s. 236. 11 a.g.e., s. 253.
lar altına almaya, aşağılanmaya kadar götürür. İçinde bulunduğu onur kırıcı durumu “İnsanlar arasına karışmak, biraz müsavi muamele görmek için nelere kadar tenezzül ettiğimi biliyordum.”13 cümleleriyle ifade edecektir.
Hayri İrdal’ın ezikliği ve güvensizliği İspirtizma Cemiyeti’nde Cemal Bey’le olan ilişkisi sırasında en uç noktalara kadar ulaşır. Cemal Bey buradaki görevinde ona adeta uşak muamelesi yapar. İşinin hatırı için Cemal Bey’in tüm kaprislerine, aşağılamalarına katlanır. Kendini Cemal Bey’in karısı Selma’yı sevdiği için katlan-dığı yalanıyla avutur. Esprilerine kimse değer vermez, hatta konuşmaları ve davranış-ları dikkati çekmeyecek kadar silik ve güvensizdir:
“Benim biçare, ürkek tebessümümün, yan bakışlarımın kim farkında idi? Orada, karşı-larında Cemal Beyefendi, kendinden emin, kudretli, zalim, kırıcı hüviyetiyle her şeyi yangın kulesinin tepesinden seyreden otoritesi ve sevimsizliğiyle parlarken benim
yü-zümdeki değişikliği fener tutsam bile kimse göremezdi.”14
Yetersizlik duygusu hayatının her anını doldurur ve giderek aşağılık kompleksi-ne (Complex d’infériorité) dönüşür:
“Ve ben kendime geliyordum. Kararlar, yeminler, ahitler, karanlıkta dökülen gözyaş-ları birbirini kovalıyordu. Fakat ne faydası vardı? Ne yaşadığım hayatı beğeniyor, ne yenisine gidebilecek kudreti kendimde buluyordum. Her şeyden düpedüz kopmuştum.
Çocuklarıma karşı beslediğim acıma hissinden başka etrafımla hiçbir bağım yoktu.”15
Tüm bu ezilmeler ve yaşam deneyimleri ona yeni bir kurtuluş yolu açar: Yalan söylemek. “Kalp akçe” olarak nitelediği hayatını ancak yalan söyleyerek, başkalarına rol yaparak sürdürebileceğine inanır.16
İkiyüzlülüğün ve yalanın egemen olduğu toplumda kişiler arası ilişkileri birta-kım çıkarlar yönlendirir. Yokluk dönemlerinde İrdal’ı görünce yolunu değiştirenler; “sünepe, pısırık, tembel, budala, beceriksiz” gibi nitelemeleriyle aşağılayanlar, ikbal dönemlerinde “Voltaire’miz” ya da “Faust’umuz” sıfatlarıyla yüceltme ve dostlukla-rını gösterme yarışına girerler.
Ne ki İrdal’ın hayatının her safhasında “karmakarışık” olarak varlıklarını sür-dürenlerden, başta romanın en güçlü kişisi olduğu hâlde küçük bir darbede yıkılan ve hayata küsen Halit Ayarcı, yalnız yaşamaktan korktuğu için geniş ailesiyle bir arada yaşayan geçmişten nasılsa günümüze kadar gelmiş Abdüsselam Bey, kendisi tedaviye muhtaç olduğu hâlde Freud hayranı ama rüya yorum kitaplarından medet
13 a.g.e., s. 339. 14 a.g.e., s. 164-165. 15 a.g.e., s. 151. 16 a.g.e., s. 196.
uman psikiyatr Doktor Ramiz, evlilik konusunda sürekli yanılan ve zamanının ço-ğunu boşanma davaları içinde geçiren kıraathane işletmecisi kahveci Yangeldi Asaf Bey, yalan üzerine kurulu İspirtizma Cemiyeti çevresi, bu cemiyetin üretmeden tü-keten ve karışık-dolaşık kadın erkek ilişkileri içinde hayatlarını sürdüren üyeleri, ya da eski konak hayatının varlıklarını satıp savarak yeni ve alafranga hayat yolunda tüketen geçmişin kalıntısı kadınlar; olağanüstü sezgileriyle gelecekten haberler veren medyum kadınlar, kimyasal yollarla altın üretmeye çalışan eczacılar, yaptığı üç katlı eve merdiven koymayı unutan Doktor Mussak gibi mimarlar; önce aşırı dindar, sonra esrar bağımlısı ve yarı deli ama halkın gözünde gizemli güçleri ile bir ermiş olarak kabul edilen Seyit Lütfullah Efendi, Seyit Lütfullah’ın tılsımlarıyla Kayzer Andro-nikos’un hazinelerini arayan İrdal’ın babası; dünya görüşünü ve yaşam felsefesini Amerikan filmlerinin düşsel dünyasına göre biçimlendiren İrdal’in ikinci karısı Pa-kize, yeteneksiz olmasına rağmen gözünü sahne sanatçısı olmaya dikmiş ve evlenme yaşını kaçırmış baldız, ortam bulunca bir anda değerlerini yitiren ve açılıp saçılan aile çevresi.. bir yanları ile eksik ve kusurludurlar.
Tanpınar, İrdal’ın ilişki içinde olduğu kişilerden, yakın çevresinden yola çıka-rak eleştirilerini hemen tüm kurumlara ve bu kurumların temsilcilerine yöneltir. Söz gelişi İspirtizma Cemiyeti, psikanaliz cemiyeti, tiyatro çevresi, Şehzadebaşı’ndaki Darüttalim Kıraathanesi çevresi, hatta romana adını veren Saatleri Ayarlama Enstitü-sü çalışanlarının birbirleriyle ilişkileri; çıkar, ikiyüzlülük, aldatma ve yalan üzerine kuruludur. Romanda Avrupa’da okumuş ama bilgilerini hayata geçirememiş, kendi değerlerinden kopuk yarı aydını Doktor Ramiz temsil eder. Okuduklarıyla dış dün-yayı uzlaştıramadığı için sürekli bocalar ve hedef belirleyemez, etse de yanılır. Bilim çevresi, İrdal’ın yayımladığı düşsel bir kişi olan “Şeyh Ahmet Zamani Hayatı ve Eserleri” adlı biyografik yayını münasebetiyle gündeme gelir. Tamamen asılsız ve düzmece belgelere dayanan bu eser, birkaç cılız eleştiri dışında tüm bilim çevrele-rince ilgi görür. Basın ise ikiyüzlüdür. Bir zamanlar kurumun her yaptığını beğenen ve dünyaya örnek gösteren gazeteler, çıkarları elden gidince anında ağız değiştirerek aynı kurumu yerden yere vururlar.17
Toplumsal ve sosyal kurumlara yönelik en büyük eleştiri romana adını veren Saatleri Ayarlama Enstitüsü aracılığıyla yapılır. Neye yaradığı, ne iş göreceği belli olmadan kurulmuş bu kurum, kuruluş aşamasından, çalıştırdığı personele, bürokrasi-nin işleyişine, personel alımı sırasındaki nüfuz kullanmaya, yaptığı abuk sabuk işlere kadar saçmalıklarla doludur. Saat bir kez yanlış kurulursa sürekli yanlışı gösterir. Bu yanlışlık yeniden doğru saate göre ayarlanıp düzeltilinceye kadar artarak ve hayatı kuşatarak devam edecektir. Bu tıpkı ilk düğmenin yanlış iliklenmesine benzer. Bu yanlışlığı öteki düğmeler izleyecektir. Tanpınar, bu kurum aracılığıyla halkla
leşememiş, üst yapıda yapılan köksüz devrimlerle alay eder. Zira Tanpınar, “kendi köklerimizden beslenen bir yenileşmekten” yanadır.18 Tanpınar’ın sözcüsü sıfatıyla
bu kurumdaki uygulamaları kimi zaman benimser görünen ama çoğu zaman kar-şı çıkarak acımasızca eleştiren Hayri İrdal’dır. Ne var ki İrdal, bu akar-şırı değişimden huzursuz olmakla birlikte karşı koyma iradesini gösteremez. Kurumun sağladığı im-kânlar aynı zamanda insanların içindeki yozlaşmış duyguları ve eğilimleri de ortaya çıkarmıştır.
İnsanların çıkarcılığı ve ikiyüzlülüğü Saat Evleri projesinin yapımı sırasında bir kez daha açığa çıkar. Kurumun çalışanları çıkarları söz konusu olunca her şeylerini borçlu oldukları Halit Ayarcı’ya isyan ederler. İrdal bu insanların yenilik anlayışlarını “Yeniliği kendilerine ucu dokunmamak şartıyla seviyorlardı.”19 cümlesiyle
eleştire-cektir.
Günlüklere ve romana egemen olan ana izlek yoksulluktur. Yokluk, imkânsızlık her ikisine âdeta kalıtım yoluyla gelir ve babadan çocuklarına geçer. İrdal da Tanpı-nar gibi babasını erken yaşlarda kaybeder. İrdal’ın babası “hayalperest”, tüm hayatı yokluk içinde ve define bulma hayaliyle geçirmiş bir kayyum, Tanpınar’ınki ise son yıllarında yetersiz olan maaşının bir kısmını da 1908 tensikatında kaybetmiş dürüst bir Osmanlı memurudur.20
Parasızlık ve parasızlığın neden olduğu ruhsal çöküntü, günlüklerin hemen her sahifesinde sessiz bir çığlık hâlinde kulaklarımızda yankılanır. Birbirine eklenerek artan borçlar, bu borçları ödeyememenin utancı ve suçluluk duygusu, çözümsüzlü-ğün neden olduğu çöküntü Tanpınar’ı âdeta bitirir. Çevresinin ilgisizliği, ima yol-lu aşağılayıcı davranışları onu giderek bir yıkıma götürür. Hayatının son yılları bu ruhsal çöküntüyü yaşayarak geçer. Kendi ifadesiyle o artık “tahammür etmiş” yani ekşimiştir. Ardı arkası kesilmeyen bu yakınmalardan iki alıntı yapacağım:
“26 TS 1958 Bugün karaciğer muayenesi için hastahaneye gidiyorum. İçimde her şey altüst. Bittabii hastalığımda, ziyade parasızlıkla meşgulüm. Cebimde yalnız bir lira var. Kendimi dün akşamdan beri küçülmüş, biçare buluyorum. Parasızlığım bazı hastalıklar gibi hemen hemen hiçten başladı, büyüdü, çoğaldı, beni altına aldı. Etrafım alacaklı ile dolu. Cebimde borç senetleri var. Şu anda yalnız borçla ve atıfetle yaşıyorum ve borç beni çıldırtacak.”21
18 Moran, Berna, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, İstanbul: İletişim
Yayınları, 1983, s. 259.
19 Tanpınar, Ahmet Hamdi, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, İstanbul: Dergâh Yayınları, 16. b., 2011, s. 387.
20 Okay, Orhan, Bir Hülya Adamının Romanı: Ahmet Hamdi Tanpınar, İstanbul: Dergâh Yayınları, 2010,
s. 27-28.
21 Enginün, İnci-Kerman, Zeynep, Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Başbaşa, İstanbul: Dergâh
Tanpınar’ın günlüklerden yansıyan sessiz çığlıkları artarak devam eder ve sonu-na doğru tüm hayatını kuşatır:
“8 [Ocak 1959] sabah... Bugün 150 lira tediye etmem lazım. Hizmetçi gelmiyor. 150 lira. Maaş mehcuz (hacizli).. Hiçbir yerden imkân ve ümidim yok. On birde Takiyettin’e se-net imzalatacağım. Remzi’den 150 istedim, 50 aldım. Şerif’ten hiç ümit yok. Çatalca’ya bizim eşeği göndermek lazım. Elektrik, havagazı, su, ablam, Kenan [Tanpınar], ev kirası, hiçbirini veremedim.
Hiçbir zaman bu kadar sefil olmadım, bu kadar biçare, haysiyetsiz ve acınacak. Yarabbim bana bir 5000 lira lütfet.”22
Bireysel sorunlar ister istemez akademik ve sanat çalışmalarına da yansır. Soru-nun kaynağı yine aynı: Parasızlık.
“Gece saat on iki. Bütün gün Fakülte’de oğundum. Kemal’den para istemedim. Fazıl beni azarladı. Herkes beni azarlıyor. Korkunç şey.”23
Hayri İrdal da Tanpınar gibi yoksulluk içinde yaşar. Zamanının büyük bir bö-lümünü bu çemberi kırmak için geçirir. Halit Ayarcı ile tanışıncaya kadar yokluklar onu küçük ve küçültücü işler peşinde koşturur. Saat tamirciliğinden ispirtizma ve psikanaliz cemiyetindeki hizmete yönelik görevlerine, tiyatro oyunculuğuna kadar yapılmadık iş bırakmaz. Burada Tanpınar’ın da bir zamanlar belki sırf para için
Züm-rüt filminin bir kumarhane sahnesinde figüranlık yaptığını anımsayalım.
Günlüklerden yansıyan ortak hususlardan biri de Tanpınar’ın ve İrdal’ın yakın çevrelerine karşı duydukları sorumluluktur. İrdal, evlenme çağındaki kızına, modern ve varlıklı bir hayatın özlemini çeken karısına, koca bulmakta zorlanan baldızlarına yardım edememenin sıkıntılarını yaşarken; Tanpınar, günlüklerinde sık sık zavallı ablam, işsiz eniştem, Kenan, Mualla gibi yakın akrabaların büyük ölçüde parasızlık-tan kaynaklanan sorunlarıyla boğuşur. Bu yakınmalardan birini okuyalım:
“Aksaray’da bir ev var, o evde üç kişi var. Benden para bekliyorlar. (...) Nasıl bu insanları bırakabilirim. Allahım sen bana yardım et.”24
İrdal’ı sefaletin kuyusundan, “mezbeleden çekip çıkaran” rahatı için her şeyi ve herkesi kendisine dost yapan velinimet olarak nitelediği Halit Ayarcı’dır.25 Halit
Ayarcı ile tanışmadan önceki hayatını, “her şeyden mahrum olmak”, “ıstırap çek-mek”, “her an küçülmek ve bunu nefsinde her lahza duymak”26 sözcükleriyle
özetle-22 a.g.e., s. 146. 23 a.g.e., s. 148.
24 Tanpınar, Ahmet Hamdi, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, İstanbul: Dergâh Yayınları, 16. b., 2011, s. 134.
25 a.g.e., s. 12. 26 a.g.e., s. 12.
yen Hayri İrdal, bölünmüş ikinci kimliğinde, yani Halit Ayarcı’nın desteği ile geldiği Enstitü Müdür Yardımcılığı döneminde artık günün adamıdır. Onun Enstitü hayatı, kişiliğinin farklı bir cephesini açığa çıkarır. Yaşamak istediği her şey orada gerçek olur. “Sıraya girmiş” olmanın keyfini çıkarır. Hizmetine verilmiş bir telefon, özel bir oda ve zile bastığında gelen görevliler vardır. İrdal, para, ün ve nüfuzla elde edi-len her çeşit imkândan yararlanırken iki farklı duyguyu; özlemini çektiği bir hayatın hazzını ve bu hayat ile birlikte yitip giden ilkelerinin ayaklar altına alınışının buruk-luğunu bir arada yaşar.
Tanpınar, günlüklerde dile getirdiği pek çok düşüncesini yeri geldiğinde Hayri İrdal’a söyletir. Hürriyet konusundaki şu iki örneğe bakalım.
Bizim Türk toplumu olarak özgürlüğe hiçbir zaman istekli olmadığımız için hürriyetin kendiliğinden geldiği ve yine bize sormadan elimizden alındığı yargısı, günlüklerde “Şark memleketlerinin hakikaten garplı olabilmeleri için birtakım meb-delere inanması lazım: Bunların başında her çeşit hürriyetin zaruri olduğuna, nefes almak gibi bir hak olduğuna inanması lazım.”27 cümleleriyle ifade edilirken romanda,
İrdal’ın ağzından “hakikaten muhtaç olsaydık, hakikaten sevseydik, o sık sık gelişle-rinden birinde adamakıllı yakalar, bir daha gözümüzün önünden, dizimizin dibinden ayırmazdık.”28 cümlesiyle dile getirilir.
Tanpınar’ın, aydının yaşadığı Doğu-Batı ikilemi ile ilgili olarak sürekli kullandığı bir benzetmesi vardır: Eşikte olmak. Bizdeki yarı aydını eşikte, eşiği atlayamamış ikisi arasında bocalayan bir kişi olarak görür. Benzer değerlendirme romanda değişimin ve yeniliğin temsilcisi Halit Ayarcı tarafından Şehzadebaşı’ndaki kıraathane sakinleri için yapılır. Ayarcı, bu insanları, tembel ve asalak bir hayat sürdüren, yaşanılan zamanın içi-ne girememiş olmanın coşkunluğunu yaşayan aymaz bir sürü kalabalık olarak niteler. Hayri İrdal, zaman zaman bulunduğu toplumdan, mekândan ve insanlardan ka-çarak ya kendi iç dünyasına kapanır ya da başka ülkelere gitmenin özlemini duyar. Postaneden gelen her mektup, başka ülkelere ait her kartpostal, onun dış ülkelere kaçma düşüncesini kamçılar.29
Kaçış düşüncesi, çoğu zaman dışarıya kapalı olan kendi iç dünyasında gerçekle-şir. Yenildiği, çözüm bulamadığı zamanlarda içine kapanır. Sevgilisi Selma Hanım’ın umursamazlığı karşısında aynı duyguları yaşar:
“En iyisi düşünmemekti. Kaçmaktı. Kendi içime kaçmak. Fakat bir içim var mıydı? Hat-ta ben var mıydım? Ben dediğim şey, bir yığın ihtiyaç, azap ve korku idi.”30
27 Enginün, İnci-Kerman, Zeynep, Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Başbaşa, İstanbul: Dergâh
Yayınla-rı, 2007, s. 186.
28 Tanpınar, Ahmet Hamdi, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, İstanbul: Dergâh Yayınları, 16. b., 2011, s. 22.
29 a.g.e., s. 151. 30 a.g.e., s. 187.
İrdal’ın anı defteri gibi Günlükler de Tanpınar’ın tek sığınak yeridir. Onun Avru-pa’ya gitme özleminin arka planında da içinde bulunduğu toplumdan kaçış düşünce-sinin etkili olduğunu söylemek mümkün. 1932 yılından itibaren başlayan Avrupa’ya gitme özlemini ancak 21 yıl sonra 1953 yılında gerçekleştirecektir. Bu yüzden dış dünyaya kapalı olan iç dünyasını tüm içtenliğiyle günlüklerine açmaktan çekinmez. “İradesizliğe çok benzeyen bir iradem, tembelliğe çok benzeyen bir çalışkanlığım, cehaletin bazen ta kendisi olan kültürüm var. Belki en büyük kuvvetim boşluklarımı, zaaflarımı bilmekliğim.”31 Onun Paris’le ilgili izlenimlerini ve hayranlık dolu
yargı-larını da bu bağlamda değerlendirmek gerekir.
Tanpınar’ın düşsel ya da farklı bir kimliği: Halit Ayarcı
Romanın önemli kişilerinden ve belki de Tanpınar’ın bölünmüş kişiliğinin farklı ve abartılı bir yansıması olan Halit Ayarcı üzerinde de kısaca durmak istiyorum.
İrdal’ın “üstad”, “velinimet” sıfatlarıyla nitelediği Halit Ayarcı dengesiz, kimi zaman çok akıllı, kimi zaman sıradışı, kimi zaman kuralları alt üst eden, ama absür-dün sınırlarını zorlayan uçuk düşünceleriyle dikkati çeker. Bir yandan zamanın ve hesabın önemini vurgular, öte yandan hesaba dayalı işlerden nefret eder. Rahat in-sandır. Canlı hayatın ve güncelin peşindedir. Kolay kolay paniğe kapılmaz, en umul-madık ve çaresiz anlarda beklenmedik çözümler üreterek durumu lehine çevirmeyi başarır. Diyalektik yöntemini çok iyi kullanır. “Karşısındakinin fikrini daima doğru bula bula” onu kendi düşüncesine çeker ve sonunda kendi düşüncesini benimsetir.32
Halit Ayarcı ayrıca insanları motive etmede, onların zayıf noktalarını yakalamakta da ustadır. Söz gelişi İrdal, Halit Ayarcı’nın üzerlerindeki nüfuzunu düşünürken kendini bir “kukla” olarak hisseder. Herkes onun belirlediği ve önceden ezberledikleri bir rolü oynamaktadır.33
Hayri İrdal’ın aile ve yakın çevresinin ve genel anlamda insanların Enstitü’nün sunduğu imkânlarla çok kısa bir zamanda değişim geçirmelerinde Halit Ayarcı aracı olur. Tanpınar, aynı zamanda Halit Ayarcı aracılığıyla insanların özünde var olan yoz-laşma ve kötülüğe yönelik eğilimlerini de açığa çıkarmış olur.
Ne var ki İrdal ile Ayarcı’nın normları her zaman birbiriyle örtüşmez. Ayarcı, İrdal’ın “inançsız”, “çürümüş” ve “eski ruh” olduğunu söylerken;34 İrdal, Ayarcı’yı
31 Enginün, İnci-Kerman, Zeynep, Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Başbaşa, İstanbul: Dergâh
Yayınla-rı, 2007, s. 333.
32 Tanpınar, Ahmet Hamdi, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, İstanbul: Dergâh Yayınları, 16. b., 2011, s. 277.
33 a.g.e., s. 344-345. 34 a.g.e., s. 296.
uçuk ve tutarsız hayaller peşinde koşmakla suçlar. Kimi zaman da İrdal ile Ayarcı dü-şünce bakımından birbirleriyle bütünleşirler. Ayarcı’nın İrdal’a söylediği “siz benim en güzel aynamsınız” sözü, İrdal ile Ayarcı arasındaki çatışma ve buluşma noktalarını göstermesi bakımından oldukça anlamlıdır.35 Eş bir söyleyişle çatışır gibi görünen
bu iki kişi, Tanpınar’ın birbiriyle çatışan iki farklı kişiliğini sembolize ederler. Hayri İrdal’ın zaman zaman Muvakkit Nuri Efendi’den aktardığı görüşleri ise toplumun sağduyusunu yansıtmaktadır.
Tanpınar, romanda Halit Ayarcı tipinden iki farklı amaç için yararlanır: İlki im-kâna kavuşan insanların içsel bozukluklarını ve değişimlerini göstermek, diğeri ise Ayarcı’nın düşünceleri ve eylemleri aracılığıyla Türk toplumunun geçen yüzyılın başından beri yaşadığı köksüz değişimi ve bu değişimin yol açtığı yıkımları ver-mek. Sanırım Ayarcı’nın açıkça ortaya konmayan, dillendirilmeyen üçüncü bir işlevi daha var romanda. Ayarcı belki de Tanpınar’ın bunalımlı anlarının bir çıkış kapısı, bir rahatlama aracıdır; ya da Tanpınar’ın olmak istediği, düşlediği ikinci bir kimliğini sembolize etmektedir.
Tanpınar’ın zaman zaman bölünen bu iki farklı kimliğini onu yakından tanıyan Hilmi Ziya Ülken’in saptamalarından aktarayım.
Ülken’e göre;
“İki Hamdi vardı. İfade edilemezi yaşayan ve gerçeği bir mühendis gibi gören. Birinde şair ötekinde muhakemeci idi... Bazan bu iki insan yan yana gelir ve boğuşurdu.... Bazan da üçüncü bir Hamdi beliriverir: Hadiselerin katılığından rahatsız olan şair kendi günde-lik varlığına ve dünyaya istihzasına acı neşterini bastırır, yumuşak latifeden hicve kadar bunun her çeşidini kullanırdı. Ama ayrıca sosyal hayatta da iki Hamdi vardı: Biri kılıksız öteki şık, biri perişan öteki muntazam, biri kanaatkâr öteki haris, biri rahatına düşkün öteki son derece çalışkan, biri zayıf ve dermansız öteki kudretli ve iradeli. Bu iki Hamdi sanki ruhla beden gibi yan yana yaşar, birbiriyle dövüşür, bir türlü âhenge giremezdi.”36 Sonuç olarak Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanının kişileri, özellikle burada dikkatleri üzerine çektiğim Hayri İrdal, yaşadığı sorunları, yaşam öyküsü, kişiliği ba-kımından yaratıcısı Tanpınar ile kimi özellikleri baba-kımından benzerlik göstermekte-dir. Romanda velinimet olarak nitelenen ve düşünceleriyle, pratik çözümleriyle Hayri İrdal’ın tüm sorunlarını çözen Halit Ayarcı ise Tanpınar’ın sıkıntılı anlarında sığın-dığı düş dünyasını yansıtan bir sığınak ya da içinde saklı duran muzip ve çocuksu ikinci bir Tanpınar olarak kabul edilmelidir. Romanda yer alan öteki kişiler, ihtimal ki Tanpınar’ın bazı isim değişiklikleri ve gerçek kimliklerini aşan abartılı özellikleriyle çeşitli zamanlarda tanıdığı, ilişki içinde olduğu ya da hayatına bir şekilde katılmış
35 a.g.e., s. 280.
36 Okay, Orhan, Bir Hülya Adamının Romanı: Ahmet Hamdi Tanpınar, İstanbul: Dergâh Yayınları, 2010,
tiplerdir. Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanı, vermeye çalıştığım günlüklerin ışığın-da okunduğunışığın-da ışığın-daha iyi anlaşılacaktır.
KAYNAKLAR
Alangu, Tahir, Cumhuriyetten Sonra Hikâye ve Roman 3, İstanbul: İstanbul Matbaası, 1965. Alptekin, Turan, Ahmet Hamdi Tanpınar, Bir Kültür Bir İnsan, İstanbul: İletişim Yayınları,
2001.
Enginün, İnci-Kerman, Zeynep, Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Başbaşa, İstanbul: Dergâh Yayınları, 2007.
Işın, Ekrem, A’dan Z’ye Ahmet Hamdi Tanpınar, İstanbul: YKY, 2003.
Moran, Berna, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, İstanbul: İle-tişim Yayınları, 1983.
Okay, Orhan, Bir Hülya Adamının Romanı Ahmet Hamdi Tanpınar, İstanbul: Dergâh Yayın-ları, 2010.
Tanpınar, Ahmet Hamdi, Bizde Roman II, Edebiyat Üzerine Makaleler, İstanbul: Dergâh Ya-yınları, 2.bs., 1977.
, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, 16. bs. İstanbul: Dergâh Yayınları, 2011.
Törenek, Mehmet, Başka Hayatlar Peşinde, Tanpınar’ın Romanları Üzerine Bir İnceleme, Erzurum: Eser Ofset, 2006.