• Sonuç bulunamadı

Aydınlığın ışıldağı:Server Tanilli, "Yüzyılların gerçeği ve mirası"nın altıncı cildi yayımlandı

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Aydınlığın ışıldağı:Server Tanilli, "Yüzyılların gerçeği ve mirası"nın altıncı cildi yayımlandı"

Copied!
2
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Server Tanilli, “Yüzyılların Gerçeği ve Mirası'nırı altıncı cildini yayımladı

Server Tanilli’nin yapıtı, geçmişi yeniden gözden geçirmenin, çağdaş Türk düşüncesinin geçtiği

sıkıntılı, sakıncalı, korkulu yolları yeni bir anlayışla görmenin gereğini gündeme getiriyor.

dönüştüğünü gösteriyor.

İSMET ZEKİ EYUBOLU

Sayın Prof. Dr. Tanilli uzun soluklu bir çabanın, yoğun bir emeğin ürünü olan "Yüzyılların Gerçeği ve Mirası” adlı ça­ lışmasının aluncı bölümünü yayımlaya­ rak bitirdi. İnsan topluma, geleceğe bı­ raktıklarıyla yaşamım yılların ötesine ge-

3, bilinçli bir varlıktır. Bu bilinçli var-

doğanın verdiklerine kattıkları oran­ da başarılı, geleceği ışıklandırdığı nitelik­ te vararlı olur. Yeryüzü yaşamı bilimsel buluşların, aydınlatıcı kuramların, kişisel yaratıların yanşma alanıdır. Bireyler, bu alanda, ereğe basan bayrağım dikerken, çoğaldığı nicelikte toplumun uygarlık ışıkdaklan ortalığı aydınlatır. Düşünen, varatılanyla çevresini varsıllaştıran insan düşünsel emeğin başarı alanında gör­ kemli yapıtım okuyucuya sunarken geç­ mişle günümüzü bir odakta buluşturdu, bilimsel-düşünsel çabanın aydınlığında hangi olanaklarla dolaşmanın örneğini verdi. Bu son bölümde sergilenen uygar­ lık atılımlanm izleyebilmek için, çalışma­ lım başlangıcım binektaşı edinmek, göz­ den ırak tutmamak gerek.

Ondokuzuncu yüzyılın son evresiyle

C

‘ ıci yüzyılın başlarında yaşanan bi- patlamalann kökenlerini besleyen öğeleri onsekizinci yüzyıl ortalarında ara­ mak gerekir. Özellikle doğa bilimlerinde birbirin geliştiren kavramların deneysel ölçüdere göre kamdanması bilimin başa- n doruklarım oluşturur. Artık evren din­ sel inançların tanımladığı bir varlık ala­ nı değildir, insan taşılları, kakıtılan, top­ rak altından çıkarılan doğal bir evrimin ürünüdür, güneş, ay, yddızlar, galaksiler tanrısal giysilerini atmış, doğal icılıklany- la bilimsel alanda yerini almıştır. Kimya, fizik, gökbilim, biyoloji, kazıbilim, tüm dallanyla tıp gibi deneye, gözleme,

kar-sim genişletmiştir. Sayın Prof. Dr. Tanil­ li çalışmasının yirminci yüzyılı kapsayan son bölümüyle bilimsel gelişmenin geçiş aşamalarım gözlerimizin önüne sermiştir. Bu sergi tüm bilimlerin, sanatların, felse­ fe kuramlarının katıldıklan görkemli bir uygarlık şölenidir. Doğa bilimlerinin ya­ rımda toplumsal konuları işleyen, insan varlığının değişik kesiderine yönelen toplumbilim, tarih, felsefe, tüm sanat tür­ leri burada bir gelişim çizgisi izleyerek özel yerlerini almışlar.

Prof. Dr. Tanilli’nin yapıtında insanlık tarihinin tüm bilimsel gelişmelerinin, çağların akışı içinde birbirine düğümlen­ diğini, birbirini gerekrirdiğini, dünkü varsayımın bugün bilimsel kamdarla ke­ sinlik kazandığını görüyoruz. Yazar, bir iççekimle okuyucu sorundan soruna ge­ çirirken, ilerleme sürecinin hızım vurgu­ luyor. Bu bilimsel ilerleme göklerde do­ laşan düşsel insanı yeryüzüne indirerek nesnelleştirmiş, ona bir evren varlığı kim­ liğini kazandırmıştır.

Uygarlığı yaratan insan, boşluklara bilinmeyen bir geleceğe umut gerçeğini bilim- a nesnel olarak görmenin tadına varan, düşünce üreten odaktır. Çalışmanın yirminci yüzyılı ko­ nu edinen bölümünde kuramları birbir- Ieriyle çarpıştığı, aydınlattığı, üretici bir ortama ittiği görülüyor: Yüzyılımız üret-ınanan,

menin soyut ortamından sıyrılmış, nesnel ' süne çıkmıştır. Ancak ı beslendiği bir kayna­ ğın varlığı açıklığa kavuşuyor. Sayın Tanil­ li bu gerçeği çağımızın savaşlarına değine­ rek, çarpıcı örneklerle açıklıyor. Yazara gö­ re geçen yüzyılın ortalarından sonra ba­ ğımsız bir bilim kimliği kazanan ekonomi­ nin insan yaratıcılığındaki etkinliğini yaşa­ nan uluslararası üretim-tüketim girişimle­ ri, ortaklıklar, kazanç çıkar savaşları kaçı­ nılmazdır. Ekonominin yaşamı etkileyen gerçeği toplumsal öğretilerin biçimlenme -

:endini gösteriyor.

sırı

Prof. Dr. Tanilli bu bilimsel gelişmelerin geçmişten geleceğe doğru elele tutuşarak yürüdüğünü vurgularken doğa bilimleri­ nin içsel etkinliğini sorguluyor. Bu konu­ da yaşanmış örnekler veriyor, okuyucuyu yalnız düşünsel oylumda kalan soyut kav­ ramlarla oyalamıyor.

Yirminci yüzyıl bilimsel gelişmelerin ya­ nında toplumsal çelişmelerin de yoğunlaş­ tığı mutsuz diyebileceğimiz bir çağdır. Ya­ zar savaşlara değinirken yıkımların gizli kaynaklanma inen özgün bir biçem uygu­ luyor. Nitekim Çin, Rus devrimferini işler­ ken sorunları besleyen öğelerin tavandan değil, tabanm üretimse) yapısından kay­ naklandığını söylüyor. Öte yandan bu yö­ netimsel devrimlerin insan emeğine yöne­ lik işlevleri de okuyucunun ilgisini çekecek niteliktedir. Ekonomiden kaynaklanan, in­ san emeğinin üretici gücünü bireysel alan­ dan toplumsal sömürü ortamına kaydıran öğretilerin arkasında ikiyüzlü yönetimle­ rin bulunduğunu da bu çalışmadan öğre­ niyoruz. Bir yanda insan değerlerine önem verir görünen sömürü uygulamaları, bir yanda evrensel hukuk ilkelerine dayalı in­ san yetkileri büyük bir çelişki oluşturuyor. Bunun doğal sonucu olarak çağımızda bi­ reyler değil toplumlar sömürülmektedir. Özellikle yüzbinlerce insanı birkaç saniye­ de öldürecek savaş araçları üretmekle uy­ garlığa karşı çıkılmakta, esenlik sağlaması gereken buluşlar sömürüyü kolaylaşman yıkımlar için kullanılmaktadır. İnsan so­ runlarının çoğalmasına karşın, uygarlıktan azar, tilim-yana dünyamız daralmaktadır. Sayın y: uygarlık yarışında insanlık yararına bi

sel gelişmeleri dizelerken, çok becerili bir düşünsel sıçrayışla ekonomi odaklarından üretilen toplumsal sömürü girişimlerini, olayların süresel akışı içinde okuyucunun bilgisel birikimine bırakmaktadır. Onun zım söyleşiye eıı boş gelme üemeKteaır. Bunu kitabının “Yeni Siyasal Yapı” bölü­ münde yönetim biçimlerinin yapısal içe­ riklerini açıklarken daha önceden biraz bi­ rikim edinmenin gereğini üstü kapalı ola­ rak sezdirmektedir. Başta Avrupa olmak üzere, Asya uluslannda başlayan yeni dü­ zenlemelerin, yönetim kurumlannın taba­ nını oluşturan tarihsel süreçler geçmişten günümüze değin oluşumları vurguluyor. Uygarlık alanında yaşanan gelişimsel deği­ şimler gökten inmiyor, geçmişin ilerleme­ ye elverişli izlenimlerine dayanıyor. Dura­ ğan toplumlarda padayıcı bir gelişme gö­ rülmüyor, ileri sıçrayışlar hep arayış içinde olagelen toplumlarda yaşanıyor.

Değişik içerikli yönetim biçimleri uygu­ lama alanına konunca, birtakım toplumsal güçlüklerle karşılaşıldığı biliniyor. Bu güç­ lükler direnişlere dönüşünce tabanda kı­ mıldayan belirtilerin geçmişten kalma alış­ kanlıklara dayandığı görülüyor. Sayın ya­ zar bu özelliği, yirminci yüzyılda uygula­ maya konan ekonomi kökenli yönetimle­ rin geçirdiği sarsıntılarla bağlantılı görüyor. Bu bağlantı ister başta Çin olmak üzere Asya, ister Almanya-Fransa olmak üzere Avrupa uluslannda görülsün geçmiş çağ-

katılaşmış alışkanlıklarına da; özellikle devrimsel atılımı yerleşmiş kimi lann ¡kanlıklarına dayanıyor, aktöre kurallarına karşın yeniden yorum­ lama gereği duyan toplumlarda. Yazarın yorumlarından, örnekti açıklamalarından anlaşıldığına göre çağımız sürekli bir bu­ nalımın sancılarını çekti. Uygarlığın baş­ langıç evrelerinde toprağa ekilen tohum yağımızda evrensel geçerlik taşıyan ürikl­ erini verirken toplumsal yönetim kuram­ larının uygulama alanına konmasıyla öldü­ rücü içerikler de kazanmıştır. Bu,

uygarlı-Í

ğın özüne, insan değerlerine aykırı, olum­ suz bir gelişmedir, ilkçağlarda tanrıların, tanrıçaların kulu sanılan insan, çağımızda madenler, petrol gibi yeraltı kaynaklarının sömürüsü yüzünden güçlü devletlerin

elin-Yüzyılların

Gerçeği ve

Mirası

de değersiz bir araca dönüştürülmüştür. Bi­ rinci Büyük Savaş’la sergilenen sömürü ataklıkları, uygarlığı doruğa ulaştıran Batı uluslarının insanlığı yı­ kıma sürükleyen giri­ şimleri sonucu, bütün değerleri altüst etmişti. Sayın Tanilli’nin ekonomiden kaynaklanan, tarihsel gelişim­ leri tersine çeviren uluslararası uygulama­ larda, Avrupa, Amerika, Asya gibi değişik yapısallıklar taşıyan ülkelerde egemenlik sağlayan büyük devlederin yönetimsel ça­ balarındaki olumsuzluğu sergileyen açık­ lamaları ilginçtir. Çalışma bu toplumsal çevrintiler ağında sanat türlerinden felse­ feye bilim kurallarına değin tüm yaratı ala­ nını kuşbakışı gözetime alıyor. Ancak ta­ bandan tavana yükselen yaşamsal sorunlar­ la yüklü açıklamalar birtakım alışmış anla­ tılara, oyalayıcı varsayımlara dayanmıyor.

Uygarlığın geliştirdiği, insanlığın mudu- luğu için kuramlar üreten, toplumsal yöne­ tim odaklan oluşturan ekonomi bilimleri tn değerlerinin yorumlanmasında yıkı- ı olanaklarım besler duruma çevrilmiş, kaçınılması gereken ataklıklar önlenme olanağı bulunmaz bir özelliğe kavuşturul­ muştur. En üstün bilimsel buluşlar, başa- rdar oylumunda insanın düşünsel yaratıcı gücü sömürü tutkusu, egemenlik çılgınlı­ ğı nedeniyle atom bombası, nükleer savaş araçları üretme odağına dönüştürülmüş, bir damla insan kanı üretemeyen uygarlık dünyamızı kan gölüne çevirmiştir. Bu olumsuz, utanç verici olayları sayın Tanil­ li’nin sergilediği kanıtsal örneklerin aydın­ lığında, insanlık adına üzüntü duyarak öğ­ reniyoruz. Bilimin bir eline muduluk öte­ ki eline yıkım verilmiş.

Yine sayın Tanilli’nin çalışmasında, bi­ limsel ağırlığı ilgiyle okurken duyulan, baş­ ınsan i

mın (

ka bir özellik de olayları yan yana değil içe riksel bağlantılarla dizilmesidir. Toplumsal öğretilerin birbirini izleyen gelişimlerini bilmeden, ekonomi bilimlerinin deneysel etkinliklerini kılı kılına kavramadan bu do­ yurucu çalışmayı anlamak güçtür. Özellik­ le deney bilimlerinin gelişmesiyle kimi sa­ nat, felsefe, toplum bilimlerinde görülen türlenme, çağımızda eskiden olduğu gibi bilimsel yaratıların koşut doğrultuda yürü­ düğünü, birbirinden kopuk bir gelişim çiz­ gisi izlemediğini kanıdıyor, artık gerçek bir düşünür tüm bilgisel üretilerden sorumlu­ dur.

Yirminci yüzyd geçmişte benzeri görül­ meyen bir kuramlar, varsayımlar oylumu­ dur. Bu oylumda dizilenen öğretiler birbi­ rine kılavuzluk ediyor, ışık tutuyor. Yazın türü toplumsal sorunlarla sarmaş dolaş ol­ madan etkinlik kazanamıyor, felsefe in­ sanın soyut kavramlarla süslenen alanın- *

(2)

dan uzaklaşıyor, yaşanan gerçekler içinde tabana oturan insana yöneliyor. “İnsan fel­ sefesi” dediğimiz öğretti Platon’un anladı­ ğı insana, nerdevse yabancıdır. Mantık Aristoteles’in görkemli toplantılarına katı­ lıyor, B. Russefl’ın önerdiği gibi fiziğin, ma­ tematiğin söyleşilerinde gerekli yerini alı­ yor. Başta müzin olmak üzere “sanat” kav­ ramı altında toplanan tüm yaratı türleri toplumda yaşayan gerçek insanla elele yü­ rüyor. Çağımızın sanatı bilimsel içerikler­ le donanmış bir insan varlığını uğraş konu­ su ediniyor. Burada insan, “insan olduğu­ nun” bilincine vanyor.

Burada, konunun çok uzun bir süreci kapsaması nedeniyle, yeniden geriye dö­ nerek birbirini pekiştiren sorunlara yöne­ lelim. Bütün yaratıcı, bilimsel öğretileri besleyen uygarlık, belli bir alanda çelişki­ ye düşmekten kurtulamıyor. Bu çelişki iyi­ nin kötüyü beslemesidir. Uygarlık özünü kemiren asalaklara engel olamıyor, kimi çağdaş, düşünsel, toplumsal kurumlarda bilgi bir süstakısı gibi övünmek, başkala­ rına yakışıklı, alımlı görünmek için kulla­ nılıyor. Oysa bilgi kullanılmak değil aydın­ lanmak, gelişmek içindir. Çağı geçmiş, yıp­ ranmış, insan belleği için anlamsız bir yük durumuna gelmiş bilgi kalıntıları yeterin­ ce aydınlanamamış toplumlarda dinciler için güçlü bir barınak olmuştur. Bu da yüz­ yılların günümüze kalmış bir “mirası” olsa gerek.

Sayın Tanilli bu konuyu “İslam Çağımı-şmasın-

yıldır za Yanıt Verebilir mi?” başlıklı <

da incelemişti. O çalışmada, binlerceyıidır süregiden uygarlık yarışında İslam ülkele­ ri ilerlemenin, düşünsel bağımsızlığın de­ ğil tutsaklığın, sömürülmenin tüm olanak­ larını üretme çabasındadır.

Çağımızın bitiminde geriye dönüşü, ge­ ri kalmış uluslarara ilerleme kılığında gös­ teren sömürgen yönetimler, uygarlık örtü­ sü altında sürünmeyi yaşamsal bir kurama dönüştürmüşler. Dünün (19. yüzyılın) in­ san değerlerini biçimleme odağı diye nite­ lenen emek, çağımızın ilk evrelerinde ser­ gilediği başarıları tersine çevirmiş, kendi yüreğini yapay gereçlerle, başkalarının yı­ kımı için beslemeyi erdem saymıştır.

Çağımız düşünürleri sık sık insan değer­ lerinden söz ederken başka uluslarasa kar­ şı hep uygarca davranmıyor. Henri Poin- care’nin Türk düşmanlığı aşırı bir Grek sevgisinden kaynaklanırken, o sevginin ilk bilgisel, düşünsel ürünlerini Anadolu’da verdiğini görmezden geldi. Onun ardın­ dan gelen Amold Toynbee de uygarlığın kökenini Hıristiyanlığın beslendiği kay­ naklarda arama çabasını sürdürmüştü.

Jolu-Mezof

rikimleri saklaması gereken belleği yapay gereçlerle yozlaştıran da Batı olmuştur. Bu konuda aydınlara ayrıcalık tanıma, onları suçtan a andırma gereği yoktur, öğretilerin başlarmı çeken, bilimsel doğruluğu kuş­ kunun sapağında bırakan yine Avrupa uluslarıdır.

Burada, yeri gelmişken, bir konuya da­ ha değinmek istiyorum. İnsan bilinç ışığın­ da düşünerek yaratan, yürüyen bir varlık olduğunu kavramakla kendi kendini anla­ yabilir. Bilinçli düşünmenin başlıca koşu­ lu güvenilir bir yöntemin kılavuluğunda yürümeyi bilmektir. Yöntemsiz, birbirin-den kopuk düşüncelerle yetinen kişi han­ gi görev aşamasında olursa olsun geleceği aydınlatıcı bir ürün bırakamaz. Yüzyılların Gerçeği ve Mirası’nı okurken tüm uygar­ lık başarılarının yöntemli çalışmalardan kaynaklandığını, çağların birbirine ışıldak tuttuğunu öğreniyoruz. Bu yönlendirici, kılavuz çalışma bize bilinçli düşünme yön­ temiyle ulaşılan başarı doruklarını gösteri­ yor.

Bu çalışmadan öğrendiğimize göre Batı uygarlığı için ortaçağ gerekliydi. Bugün ki­ mi uygulamalarla, özellikle bizi, ürküten bu çağ kendi dünya görüşü içinde tutarlıy­ dı, bilinçliydi. Bir İbn Rüşd, Albertus Mag­ nus, Aquinolo Thomas, Abaelardus, Oc- camli Wilhelm, Duns Scotus gibi gelişigü­ zel anımsadığım bilgeler olmasa

Hümaniz-ma, Rönesans, Reformasyon, Aydınlanma dediğimiz büyük yenileşme atılımları doğ­ mayacaktı kanısındayız. Ortaçağ bu büyük akımlara bilinçli, yöntemli ışıldağın nere­ de aranması gerektiğini öğretmiştir. Orta­ çağ, bütünüyle, dinsel inançların sorunlaş- tımdığı, tektanrıcılığın toplumsal egemen­ lik sağladığı bir evredir. Bu evreyi yaşama­ mış, çoktanrıcılıktan tektanrıcılığa geçme­ miş toplumlarda ortaçağ yoktur. Dinsel inançlarını kendileri üretmiş toplumlarda din değiştirme olayı görülmüyor,, bu ne­ denle Çin ortaçağı görmemiştir. Önemsiz gibi görünen bu olay irdelendiğinde, geli­ şen uygarlık için odak sorun durumuna ol­ duğu anlaşılır.

Sayın Prof. Dr. Tanilli, konu edindiğim alışmasını da, yüzyılları birbiriyle kam ­ aştırarak, tansıklar yaratan bilimsel ilerle­ melerin yürüyüş yolunu sergilemiştir. Hü- manizma düşünsel atılımla, ilkçağ uygarlı­ ğını yaratan insan başarılarına yönelmedir; rönesans bilimsel düşünmenin kesin ölçü­ lerini konu edinmedir. Reformasyon insan elinden çıkan inançların insanı tutsak etme girişimlerini önlemedir Aydınlanma ise in­ san varlığına saygınlık kazandıran ussal il­ kelerin kılavuz edinilmesini, insanı bir us varlığı olarak görmenin önemini vurgula­ madır. Birbirini bütünleyen bu dört akım çağdaş uygarlığın tabanı kuran yapı taşla­ rıdır. Bu taşların hangi yöntemlerle tabana yerleştirildiğini, ne gibi başarıların sağlan­ dığını yazardan öğreniyoruz.

Bu kılavuz çalışmanın en ilginç yanı bi­ limsel, düşünsel gelişmelerle insan üret- genliğinin birbirine koşut bir ilerleme sü­ recinde olduğunu vurgulayan açıklamalar­ dır. Yazar, çağları tarihsel akış içinde verir­ ken sorunları konuşturuyor, bir sorunun karşı sorunun çözümünde buluyor, böyle- ce kişisel yorumun yerini bilimsel gelişme­ nin yöntemsel odağı alıyor.

Yazımı, bitirirken, başka bir konuya de­ ğinmek istiyorum. Benim öğrenim yılla­ rımda, bundan aşağı yukarı elli sekiz yıl önce, bu tür kapsamlı çalışmalar yoktu ül­ kemizde. Özellikle yüksek öğrenim ku­ rulularımızda kılavuz kaynaklardan yok­ sunduk. Hocalarımızın öğrettikleri dışın­ da bilgisel ışıldak bilmiyorduk. Elimizde bulunan çok az, kimi yetersiz çeviriler de bir öğrenim evresini doyuracak nitelikte değildi.

Bilgisel birikimi sağlayacak kaynaklar hep yabancı dillerdeydi, sağlıklı bir yaban­ cı dil öğrenmeden düşünsefaydınlanmanın ışıldağından yararlanmak olanaksızdı. G ü­ nümüzün Türk gençleri, biz eskilere göre daha mudu bir düşünce ortamında yaşı­ t t a '

i

ÜS’

i

...

mmm

en, e I , . ,ik yd

öğrenme evrelerine götürüyor, bilgi susa-yorlar. Sayın Tanilfi’nin birbirini izleyen yapıtlarını okurken, elimde olmadan, bel­ leğim beni gençlik yıllarımın o çok istekli

r, bilgi: mışhğının yarattığı doyumsuzluk içimi ke-miriyor. Burada tanıtmaya çalıştığım yapı- lık düzenli bir bilgi birikimi, sağlıklı

tın yazılması için en azından otuz kiri

!ffc

f

la

yöntem uygulaması, bilimsel bir düşünce tutarlılığı gerekir. Yazarın incelediği kay­ naklar, Benimsediği bilgisel bakış açısı, yöntemi çalışmanm etkinliğini, verimini arttırıyor, okuyucu sorunlarla yüzyüze ge­ lirken gözlerini başka yöne çeviremiyor.

Yine bu yapıttan öğrendiğimize göre ül­ kemizde bunca engellemelere, baskılara

gözdağı vermelere karşın, yönetim kurum­ am ın beceriksizliğine karşın, kapsamlı bir düşünsel gelişme vardır. Artık Türk düşü­ nürü yaratıcı gücünün bilincine varmış, ku­ laktan dolma söylentilerle bilimsel ilerle­ menin olmayacağını kavramıştır. Sayın Ta- nilli’nin yapıtı benim için geçmişi yeniden gözden geçirmenin, çağdaş Türk düşünce­ sinin geçtiği sıkıntılı, sakıncalı, korkulu yol­ ları yeni bir anlayışla görmenin gereğini gündeme getirmiştir. Yine bu çalışma ba­ na, Sayın Tanilli’nin günümüzde, Türk ay­ dınlanmasının bilimsel yöntemle geliştiril­ mesinde öncül bir düşünür olduğunu ya­ rınki okuyucular, araştırıcılar için güveni­ lir bir ışıldağa dönüştüğünü göstermiştir. ELlerine sağlık, emeğine saygılar, sevgiler deyip keselim.

C U M H U R İ Y E T K İ T A P S A Y I 5 1 1

haybeden

gerçeküstü

konuşmalar

— Kadınların sıradan bir evden çıkış hadisesini neden bu kadar ciddiye aldığını anlamıyorum. Sanki bir daha dönmeyeceğiz. Gidip bir evin bahçesinde köfte yiyeceğiz hepsi bu!

— Ona barbekü partisi deniyor canım.

— Öyle mi? Köftelerin bundan haberi var mı? Yoksa bizim salak köfteler aşağılık bir mangalda can vereceklerini mi

düşünüyorlar? Halbuki ne kızarması, parti kuruyor angutlar haberleri yok. — Amma konuştun ha... Geliyorum

tamam.

— Gitmek istemediğim bir yere sayende acele ediyorum ya, ben asıl ona yanıyorum.

— Neden gitmek istemiyormuşsun? — Çünkü köfteleri mangala dizecek olan

kişi senin eski sevgilin. — Yine mi aynı konu? — Evet aynı konu! — Aşkım o yıllar önceydi.

— Ama o yıllarda da sevgililer sevişiyorc — Eee?

— Ne demek eee? Adamın senin memelerine bakıp, siz bir de bunları benim zamanımda görecektiniz, diye düşünmesi beni rahatsız ediyor.

*SEL

Y A Y I N C I L I K

Tel./Faks: 2 12 5 1110 05 http://www.selyayincilik..com E-mail: [email protected]

Taha Toros A rşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

The permeation cient for NA transport through Wistar rat skin studies using SC-stripped and delipidized skins relative to hairless mouse skin demonstrates that the suggested that

dar çok seviyorum ki sana sıralayayım” dedi: “ Hayatta en çok sevdiğini birinci olarak sine­ ma, ikinci Fatoş, üçüncü oğlum Yılmaz.” Yılmaz Güney

[r]

Cavit Orhan Tütengil’in Zincirlikuyu’da mezan başındaki anma törenine Tütengil’in çocukları, arkadaşlan, öğrencileri ve ÖDP Genel Başkanı Ufiık Uras

Hamdullah Suphinin tekzibi Ankara, 30 (T.H.A,) — Hamdullah Suphi Tanrıöver Halkevleri mesele - sinde Başbakanla aralarında bir an­ laşmaya varıldığı yolundaki

Ayaktan tedavi edi- len toplumdan edinilmifl pnömonilerde etkenlerin %30’undan viruslar, %45’inden atipik pnömoni etkeni (Mycoplasma pne- umoniae, Chlamydia pneumoniae ve

1980’li yıllarda başlayan küreselleşme süreci ve çalışma hayatında ortaya çıkan yeni gelişmeler, endüstri ilişkilerinin temel çerçevesini değişime

He- riyo’yu, Yugoslav ve İngiliz kırallarını kabul et­ tiği oda ve o devre ait tarihî vakaların cere­ yan ettiği yerler gayet doğru olarak tesbit