mmmmrnıSmm
Ü in ıtıü ttü n
İ S
met
yıl
A lin in IIÁNtMK »A IH
Goethe ölürken biraz nur, biraz hâyâ demişti. Rimbaud, ölümü sar
hoş bekliyorum, diye haykırdı. Haşini, ölümün yaklaştığı günlerde:
Şu perdeleri indir! Ah her şey bitti, bu gelen ölümdür, büyük ölüm
dür! diye söylendi. Taşkın zekâsı, merhametsiz hassasiyeti/ onu tam
bir iç huzursuzluğu içinde
yaşattı-O
nu 16 yıl önce bugünKaybettik. Ömrünün
yazındaydı. Bir altın çağa gir mişti, en güzel eserlerini vere
bilirdi. «Firaz-ı zirve-i sinâ-yi
kahre» itaat bilmiyen ihtirasla- rile yükseldi ve orada uçuru mun «haydi!» dediğini işitti. O Haşini ki hastalıktan, ölümden en çok korkandı. Yaşamak isti yordu. Bütün iç huzursuzluk larını, biit-ün gönül kırıklıkları nı zaman zaman istihza silâhile
mukabele ederek yenmek ve
yaşamak istiyordu. «Hayatın şa killerini havz-ı hayâlin suların da seyreden ve arzın bütün a-
ğaç ve nebatlarını «bir aks-i
mülevven» gibi gören Hâşimde türlü ihtiraslarını tatmin etmek arzusu galipti. Bütün bu arzu ya rağmen topu topu kırk altı yaşın izlerini; uzak, yakın dost larının, sanat ve edebiyat mün- tesiplerinin hatiıasına emanet edip göçmek hazin bir tecelli dir. Hem de edebî ömrün en olgun çağında ve en güzel eser lerini yaratabilecek yaşta!.
Onsuz geçen yıllar nankör ol madı. Kendisinden lehte ve a- leyhte en çok bu yıllarda bah sedildi. Hakiki bir sanatkâr için mazhariyet sayılabilecek neti - ce... O, az dostla veya dostsuz
yaşadı. Istırabın sivri ok -
lan, onun iç âlemini yaraladık ça kendisi de dışından intikam almak istedi.
Haşimde tezatlar toplanmıştı. Zaten onu gerçek şair yapan da
6u tezatlarıydı. Öyle ki onun
nefs grafiği bütün hayatınca bü yük zikzaklar göstermiştir. Za man zaman kıskanç, septik, sa
mimî, bencil, elci, isyankâr,
merhametli zalim, insaflı, bir çocuk gibi sal, bir Uş gibi kutı, merhametsiz, biraz sonra haya tın tek tesellisini sıcak göz yaş larında bulan insan!.. İşte Hâ- şim budur. Sanatkâr, çok köşeli bir mizaç sahibidir derler. Bize göre Hâşim, en çok köşeli mizaç sahibidir. Bütün hayatınca asıl ıstırabı, başile gönlünü arkadaş yapamamasıdır. Taşkın ve hattâ korkunç bir zekâ, aşırı hassasi yeti kendisine râmetmek iste di. Hassasiyet, bütün âsâp cüm lesile zekânın karşısında daima ve dimdik ayakta durdu. Bu de vamlı mücadele, derin iç huzur suzluğunun başlıca kaynağıdır. O, «Başım» adlı şiirinde bunu şöyle itiraf ediyor:
Bu cehennemde yetişmiş ka fama, Kanlı bir lokmadır ancak mi-
he.nim; Ah Yarabbi, nasıl birleşti, Bu çetin başla bu suçsuz be
denim?! Hâşimde Verlaine’nin hassa siyeti ile Rimbaud'nun zekâsı
birleşmiş ve bu iki sembolist
şairin mizacından Hâşim doğ muştur dersek mübalâğalı bir hüküm karşısında bulunmadı ğımızı sanırız. Bir sanatkârın ferdiyetçiliğini Hâşimde bütün
vuzuhile görürüz. Hâşim ka
dar kendi sanatkârlığının tak dir edilmediği vehmi ile muz- tarip olan ve böyle musallat fik rin arkasından koşan sanatkâr azdır. Bu marazî hassasiyeti de ğil midir ki onu, zaman zaman bütün muhitine küskün yaşattı ve isyanlarile başbaşa bıraktı. Bakın kendisi de ne diyor:
O kadar nâtuvan ki sesim, Kendi derdinle kendin ağlar
sın, Sana derdin senin kifayet e-
der! Kendini itham etme, cemiye tin takdir etmemesi vehminden doğan isyan, arkadaşlarının il
gisizliği zannından hâsıl olan
küskünlük ve bütün bunlara i- ÎSveten ifrat derecede ferdiyet çiliği, Hâşimin içinde bir hercü
merç yaptı. Zaafı da burada
dır. Bir şiirinde:
U j h ' aray-i samt-ü gururum da münferit,
Yalnız sada-yi kalbime ınün-
kat ve mutekit,
Zulmetlerin kudûmunu ben
şimdi isterim.
( YAZAN:
Rifat Necdet Evrimer
kin bulması ve kadınların on dan nefret ettiği zannını taşı masıydı. Kim bilir, belki onun için evlenmedi ve yine kim bilir belki de zaman zaman Hüseyin Siretin «Kendim için» adlı şii rindeki şu mısraları, bütün sır larını tevdi ettiği odasında yal nız başına tekrar etti:
Kadınlar, ah kadınlar diken li güllerdir; Sakın dokunmayınız, onlar incitir, kanatır, Batar dikenleri m ecruh o- lur nevazişiniz (1) Yahut Hugo gibi: «Kadın - lar semanın bedduasıdır!» de di.
Haşimir. edebi hayatını üç
devreye ayırm ak m üm kün
dür: Otuz yaşına kadar birin ci devre, k ırk yaşma kadar i- kinci devre, krr-k yaşından iti baren üçüncü ve son devre.
Birinci devrede onu «Göl
saatleri» ile, ikinci ve en kuv
vetli devrede «Piyâle» si ve
«Bize göre» si ile, üçüncü dev rede birkaç tam ve natamam şiiri ve «Frankfurt seyahatna
mesi» ile görüyoruz. «Guraba- hane-i laklakan» bu üç devre den her birinin rengini alabi lir.
Hâşim ir. son devresi, kendi
sinden en ço k çık tığı veya
kendi içine en ço k çekildiği devredir. Yaşasaydı v e k ırk tan k ırk altıya kadar devam eden bu ıstıraplı devreyi ye
ni b ir verim , haz ve huzur
devresi takip etseydi, o asrı nın ayakta duran en k u vvet li şairi olurdu. Haşime, Fecri-
âti şâiri diyorlar. Onun Fec-
riâtiye intisap müddeti bir sa atten fazla sürmemiştir. T ak dir edilmediği vehmi içinde bu aile ile alâkasını hemen kes miştir. Haşini; bütün efradı, yalnız kendisinden ibaret olan bir ailenin ele, avuca 6iğmaz, ihtiras ve ıstırabı payansız bir çocuğudur. Rim baud kendisi için: O ne Tanrıdır, ne şeytan dır, o, Rimbaud’dur. diyor. Biz de Haşim için o ; kendi iç â- lem inde ıstırap yum aklarını sarıp açm akla , tükenen ve baş kası olmadığı ve hiç kimseye
benzem ediği için daha çok
kendisine benziyen ve kendisi olan bir şairdir diyebiliriz.
Haşim, şiirlerinde ne mâna ya, ne de vuzuha ehemmiyet vermiştir. Onun aradığı renk,
âhenktir. D iy or ki: «Ketime
tahavvülâtı ve âhenk endişe leri arasında mâna, küsufa uğ rarsa ruh onu âhengin lezzeti
le telâfi eder. Esasen mâna,
âhengin telkinatından başka
nedir? Şiirde mevzu, şair için ancak terennüm ve tahayyüle bir vesiledir. Sıkı bir defne or maninin ortasına bırakılan bal dolu b ir fa ğ fu r kavanoz gibi mâna, şiirin yaprakları içinde gizlenerek her göze görünmez ve yalnız hayalât ve kelim e
kafilelerini, vızıltılı arılar gi
bi haricen etrafında uçuştu
rur. Fağfur kavanozu görme
yen kari, bu muhayyiril’ukul a- rıların kanat m usikisini işit mekle zevk alır. Zira kırm ızı çiçekli siyah defne orm anının bütün sırrı bu gümüş kanatla rın sesindedir. Bu tarifin hari cinde hiç bir şiir yoktur.» «Şa fakta» adlı ve sevdiği b ir İtal yan kızı için yazdığı şu şiirde Haşimın şiir telâkkisini mısra lar halinde görü yoruz:
Dönsek mi bu aşkın şafağın flan?
Gitsek mi ekalim-i leyâleî
Bizden daha evvel erişenleı A ğla r bugün evvelk i hayâ
le. — Dönsek mi? Ne miimkür geri dönmek, Düştüyse gönüller b u me
lale? — Bir eldir ufuklardan uzan mış — Zulm et bizi çekm ekte visa le.. Haşimin en k u vvetli tarafı; kelim eleri ruhunun musiki lâ- boratuvarmdan geçirm esi ve tıpkı Rim baud gib i harflere renk verm esidir: A siyah, E beyaz, Î kırm ızı, O m avi, U yeşildir!
Ne y azık k i sevm ediği «Si yah» b ir türlü adının başın dan ayrılm adı. Ömrünün ak şamı çabu k geldi ve bu acele
mukadderi önceden biliyor
muş gibi ölüm ünden bir kaç y ıl önce şu mısralarında tek rarladı:
Sular sarardı.. Yüzün per de perde solmakta. Kızıl b. .a la n :-eyref ki ak
sam oiırutii..
Değerli Edip Yatsup } i ?
«Horatius meydanı intişara
nı şu cüm lelerle bitiriyor:
«Horatius meydanı intişara
çıkan eserine: H aydi git, sen artık benim değilsin! diye hi tap eder. M uasır Frenk şair lerinden b iri de kendisi için: Ben, suya taş atan adamım* d iyor; buradaki sudan m ak sat, âmmenin ruhu değil m i dir? Şair bir havuz kenarın da eğlenen b ir çocu k g ib i su
ya taşlar atıyor v e her taş,
kendi sıklet ve cesametine gö re bir takım halkalar açarak ve sesler çıkararak suyun di bine dalıyor.
Ey Türk şairi! Senin taş at tığın yer ise, hiç dalgalanmı- yan ve hiç ses verm iyen karan lık ve ıssız bir boşluktur.»
Y aku p K adrinin bu hük
m ündeki isabet derecesini za man tayin edecektir. Bize g ö
re Ahm et Haşim, devrinden
sonra da ayakta duran büyük şairdir v e taşını karanlık ve sessiz bir boşluğa atmamıştır. A radan 16 y ıl geçmesine m u
kabil Haşimi .dünden daha
ço k bugün sevenler var. Bu da taşın suda yaptığı halkalaı değil m i?!..
(1 ) Leyâl-i girizan s: 48
dedikten sonra:
K m k -ı gaye-ii kîn ile mesti- dedir serim. diye haykırmaktan nefsini a k madı.
Hâşimin bir ıstırabı da yine bir vehim olarak kendisini çir
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi