'T * .
e le rim izd e G a r b e d e b iy a tı
Bundan birkaç yıl önce An- karada toplanan bir edebiyat ve türkçe hocaları kurultayı, edebi yat derslerinde garp edebiyatına daha fazla y er ayırmak, eski ede biyatı öğretm iye ayrılan yeri de azaltmak ve daraltm ak m esele leri üzerinde uzun m ünakaşalara girmiş ve kararlar vermişti. Bu gün Maarif Vekâletinde bir ko misyon aynı davayi daha k at’î fikirlerle bir neticeye götürm ek
için toplanm aktadır. Vereceği
k ararlar ikinci bir tetkikten g eç- tikten sonra edebiyat dersleri için yeni bir program yapılacak, eski OsmanlI edebiyatının ve bin bir oyunlve ustalığının m ekteplerdeki saltanatı tamamen yıkılmak üze re bulunuyor.
Evvela şuna inanmalı ki, bu eski edebiyatı mekteplerden ko van şey sade arab ve îars söz lerinin gittikçe artan bir süratle dilden atılışları ve yerlerine tü rk çe köklerden yeni sözler alın masına karar verilmesi değildir. Fakat biz Osmanlı edebiyatının dilini bütün sözleriyle kullanm akta
devam etmiş olsaydık bile, onun diliyle yazılmış eski eserlerden babalarım ızın aldığı hazzı alamı- yacaktık. Bizi eski edebiyattan ayıran şey, sözlerinin bir çoğunu hala bildiğimiz fazla ağır dil de ğil, belki o dilde bütün bu keli melerle yapılan terkipler, söze
dayanan ve sade sözle yapılan ustalıklar, tuhaflıklar ve hikm et lerdir. Bu kadar karışmış, bu kadar mihnet çekmiş bir dünya nın h er sahasına dalan Türk
milleti, fabrikaları işleyen,
tayyareleri uçan, trenleri
koşan, kadınları mahpus yaşamak söyle dursun bilgi ve siyaset kürsülerine çıkan bir Türk mil leti, bu eski edebiyatın çok dar sahasında zevklerini, düşüncele rini ve isteklerini nasıl bulabir- di ? A sırlarca aynı zevkleri, ay nı kederleri anlatmış, aynı şeyle ri medh veya zemmetmiş ve hep aynı hikm etleri söylemiş olan bu edebiyatın dili bizim yapmak istediğimiz öz dil de olsaydı bizi sıkacak, bize yetm iyecekti. İçin de edebiyat nevilerinin pek çoğu bulunmayan ve garb edebiyatla rının asırlardanberi bildikleri ve mükemmel örneklerini verdikleri roman gibi, tiyatro gibi, felsefe gibi, mektub gibi bir çok nev ve kısımlarını son aşıra kadar verem eyen, hem en sade bir kaç mevzulu şiirlerden ibaret ede biyatın ihmale lâyık görünüşü ve ancak en mühim ve muvaffak çehrelerinin okunulmasiyle iktifa olunuşu, sade dil değişmesinin değil, lâkin m edeniyet değişm e sinin ve bu asır medeniyetine girilmenin bir gerekliğidir.
Bu sözlerden sonra, Tanzi- mata kadarki Osmanlı edebiya tının ancak bir hulâsasının öğ renilebileceği üstünde tereddüd edilemez sanırım. Fakat bundan sonraki kısım da bütün bir lise edebiyat programım dolduracak kadar zengin değildir. Edebiyatı cedidenin asıl büyük üstadlarının kendilerinden evvel gelenlerden daha az türkçe bir dille yazmış olmaları bunun bir sebebi, sade dil kullanmış bir çok kimselerin de değerce yüksek olmayışları bunun bir başka sebebidir. Eski dille yazmış olsaydılar kendileri ne Fikretle Cenabın ve Halid Zi yanın yerlerinden çok aşağı yer
ler göstereceğimiz kimselerin
yazılarını sırf açık dille yazdılar diye gençlerimize birer sanat örneği olarak gösterirsek, ede biyat dersleri okunmaktan bek lediğimiz faideleri elde etmemiş, yani gençlere sanat eserlerimin en güzellerin vererek onlarda
sanat ve edebiyat zevkini
yaratamamış oluruz. Mehmed
Eminin dilin özleşmesi ve mil liyet hissinin kökleşmesi dava sındaki yerini hürmetle söyli- yebilir, fakat edebiyat antoloji lerine kendisinden alsak alsak bH<$" Şiir alabiliriz. Yani, bun- dvao ''a ra hocalar asıl edebiyat örneklerini garb edebiyatlarından alacak, edebiyat ve sanat sevgi sini bu örneklerden aşılayacak lardır. Edebiyatların nasıl gelişip büyüyerek geniş ve engin sahalar
j
■
kapladıklarını da bu edebiyatların tarihlerini anlatıp tanıyarak bil direceklerdir. Bu da ancak bü yük garb edebiyatlarının Türk- çede birer tarihlerinin bulunması ve ayrıca, geniş antolojilerden başlıyarak, bu edebiyatların en büyük adamlarının en değerli eserlerinin Türkçeye çevrilme siyle mümkündür. Yani, tam ke mal derecesine erişmek için pek çok zaman, emek, para ve adam isteyen bir dava karşısındayız. Hele tercüme işi gerçekten çetin ve büyüktür. Çünkü, büyük adam lar derken hatırımıza hemen ge len edebiyatlarda, Fransız, İngi liz, Alman edebiyatlarının her birinde, ( en büyük adamların en değerli eserleri ) beş yüzden altı yüzden aşağı olmaz. Sonra da, artık her milletçe bellenen edebiyatlaı, İngiliz, Fransız ve Alman edebiyatlarından ibaret te değildir. Çok gelişip zenginleş miş ve ötekilere kadar bi ün dünyaca tanınmış bir İtalyan ıde- biyatı, bir Rus edebiyatı, bir İs panyol edebiyatı karşısındayız. Yüzlerce yıl çok geri sayılmış ve bazıları yeni istiklâl bulmuş milletlerin bile tanınmas şimdi gerek olan bir edebiyat tarih
leri, mutlaka bilinip okuna
cak kitabları var. Mickiewicz
Lehli, Ibsen Norveçli, Selma La- gerlöf İsveçlidir. Yani, Antoloji lerden sonra aşağı yukarı üç
dört bin cild büyük bir dikkatle seçilecek ve dilimize çevrilecek demektir. Kendi edebiyatları pek
zengin olan milletler bile böyle yaparlarken biz böyle yapmama ğı bir drkika bile düşünemeyiz.
Türkçeye garb edebiyatla rından bir çok şey çevrilmiş olduğu söylenebilir ve bu doğru bir söz olur. Ancak, dikkatle çi zilmiş bir plan üstünden hiç yü rünmemiş, iş rastgele, çevirici nin zevkine göre olmuş, ilk ön ce daha değerli yazıcı onun da en değerli kitabı alınacak yerde, çok daha az değerlinin en değer siz kitabı seçilivermiş, çarçabuk tercüme olunuvermiştir. Bundan başka, dili özleştirmek ve öz Türkçe yazmak çağına artık ta- mamiyle ve bir daha geri dönme mek üzere girdiğimiz için, şim diye kadar tercüme olunmuş ki- tabların bir çoğu yarının geçle rine eski Osmanlı edebiyatının yazıları kadar yabancı ve anla şılmaz görünecektir.
Kaybedilecek zaman yok tur. Bir kaç antoloji hazırlanmalı ve bu lıaz’rlana dursun, hemen
çevrilmesi gerek olan kitablarla ileriye bırakılabilen lâkin mutla ka bir gün tercümeleri gerek olan büti'n yeni ve eski edebi yat kiti ilarmın listesi Maarif Vekilliğinin salâhiyetti makam larınca tayin edilmeli, ve bütün bu tercüme işlerini hakkıyla ya pacağından şüphe edilmeyen kim seler en yakın günde çalışmağa başlatılmalıdır. Memlekette kilab satışı da, kitab basanların para
ve bilgileri de bu ülkünün hususî
çalışmalarla elde edilmesine
yetmiyeceği için, bütün bunlar ancak devlet bütçesi ve devlet çalışmasiyle yapılacak işlerdir.
Edebiyat tarihlerini üe Maa rif Vekilliği hazırlayıp bastıra caktır. Evvela, bu tarihleri doğ rudan doğruya kendimizin yaza- bileceğimizi ummamalıyız. Bir çok edebiyatların hemen hiç bir şeyini bilmiyoruz. En fazla bildi ğimiz, Fransız edebiyatı tarihidir. Ona adeta ömrünü veren Gusta ve Lanson ise meşhur kitabının önsözünde bu edebiyatı kusur suz yazmak için bir insan ömrü nün yetmiyeceğini söyler. Bizim yapabileceğimiz şey, şimdiki hal de, Fransız edebiyatı için evvela René Doumic’ın bilhassa ana çiz gileri ayırış ve anlatılabilecek şeylerin en mühimlerini seçip
bildiriş bakımından hakikaten
ötekilere üstün olan tarihini ter cümedir. Bundan sonra, G. Lan- son’un kalın cildi, Joseph Bédier
ile Paul Hazard’ın reislikleri
altında kalabalık bir heyetçe ya zılmış iki büyük ciltlik tarih ve nihayet Daniel Mornet’in 1870 den beriki edebiyat için yazdığı kitab birer birer tercüme olunabilir.
Diğer edebiyatların tarihleri için yapılacak ilk iş de, Armand - Col lin kütüphanesinin bütün öteki garp ve hatta Arab ve Japon gi bi şark edebiyatları için en mü tehassıslara yazdırdığı edebiyat tarihlerinin tercümesidir.
Şunu da söylemeliki, bu iş lerde mütercimin yapacağı şey sade ter« ümeden ibaret kalma malı, müterecim, elindeki kitab- ta anlatılan kimselerin ve yazı ların memleketimizle uzak veya yakın bir münasebeti varsa, bun lara aid bazı etraîlı malûmatı not halinde tercümesine ilâve edebilecek iktidarda olmalıdır.
İşte, liselerde edebiyat ders lerinden eski edebiyatı hemen hemen tamamen çıkarmağa ha zırlanırken, bu hazırlanışla be
raber bütün bu kitabları da
hazırlamak ve mekteb kütüpha nelerinde bunları hocaların ve talebelerin eli altında bulundur mak lâzımdır.
Ancak, bir çok türkçe ve edebiyat hocalarımızın gençleri mizde ve şimdiki bilgilerde garb edebiyatlarını tanıtıp sevdirebi leceklerini ummak yanlış bir zandır. Çünkü bu hocaların bir kısmı Arab ve acem hocalık larından türkçe ve edebiyat ho calıklarına gelmiş, bir çoğu cid den değerli, fakat ihtisasları es ki Osmanlı edebiyatına münhasır zatlardır. Edebiyat fakültesinden yetişerek ortamekteblere ve lise lere türkçe edebiyat hocası ola rak dağnınış hocalarımızın çoğu için de aynı şeyi söylemek mec buriyetindeyiz. Edebiyat fakülte sinin uzun yıllardanberi dekanı ve daha uzun yıllardanberi Türk
edebiyatı profesörü olan Bay Fuad, Köprülü ilminin ve şahsi yetinin prestijiyle bütün talebe yi okuttuğu derse aid araştır malara çekmiş, onun karşısında garb edebiyatı tarihi okutan zat sönük kalarak etrafında kendi dersini derinleştirmiye karar ver miş bir gençlik toplayamamıştı. Bugün edebiyat fakültesindeki or dinaryüs profesör Leo Spitzer dün yaca tanınmış ve iktidarını isbat etmiş bir büyük kiymet ve şöh rettir. Lâkin sade Latin millet leri edebiyatını okutuyor. Yani yine biricik edebiyat fakültemize garb edebiyatlarının büyük bir kısmı, İngiliz. Alman, Rus ve İs kandinavya Edebiyatları tamamen ihmal edilmiş demektir ve bu fa kültede, hiç değilse bir ikinci kürsü, ordinaryüs değilse profesör
kürsüsü yapılarak istikbaldeki
edebiyat hocalarını daha iyi
yetiştirmiye başlamak gerektir. Hemen bomboş bir kütüpha ne bir taraftan doldurulınıya baş lanır ve bir taraftan da edebiyat fakültesinde garb edebiyatlarını daha esaslı ve tam bir surette okutmak üzere lâzım gelen ted birler alınırken, orta tedrisat hoca
kadrolarında yapılacak başka
iş te vardır ki o da garb edebiyat larını bilen, fakat başka dersler okutan hocaları hemen edebiyat
hocalıklarına geçirerek mevcud edebiyat hocaları seviyesini garb edebiyatlarını bilmek ve bunları öğretebilmek bakımından kuv vetlendirmek ve yükseltmektir. Diğer taraftan da, yerlerinde bı rakılacak öbür edebiyat hocala rını hemen bu yazdan başlıya- cak yaz kurslarında toplamak ve kendilerine garb edebiyatları hakkında kabil olduğu kadar et raflı malûmat vermek icabeder. Edebiyat programlarından eski edebiyatı çıkarıp attıktan sonra bir kısmı garb dili bilmeyen ve bir kısmı sade saray ve bir kıs mı sade tekke edebiyatından zevk alan hocalara: “ Buyurun, bundan sonra derslerinizde Sha-
kespeare’den, Goethe’den ve
Hugo’den bahsedecek, bunların
eserleriyle talebenizde san’at
zevkini yaratıp besleyeceksiniz!,, dersek, edebiyat ve sanat zevki
yarınki nesilde bugünkü ve
dünkü nesilden de çok zaiî ola caktır. Iş ciddi ve ağırdır. Yarım tedbirlerle başarılmasına imkân yoktur. Bir az evvel dediğimiz gibi, tam kemal devresine erişmek için zaman, emek, para ve adam isteyen bir dava karşısındayız.
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi