is tik la l Matialyah
Erınmniler
A h m e t B a y d a r
m r O k ./
%
Hasta yatağında hilebet Ayvat madalyasını (solda), dişeğinde bile Kara gdğslinden çıkarmıyor. Karabet (üstte), İkin ci askerliğini yaptığı sırada.Ata’ya ve İsmet Paşa’ya
saz çalan Karabet
■ I M illi M ü c a d e le 'y e i s t i h k â m a o la ra k k a tıla n K a r a b e t A y v a t,
iP “ İ c a b ın d a sila h la n ıp d ü ş m a n a k u rşu n d a s ı k t ı k ” d iy o r
B
ABA, seni Garp Cephesi’nden nereye gönderdiler? — Ankara’ya gönderdiler!— Kimin taburuna? — Şube’ye!
Böyle birkaç soru daha sorabildi Yılmaz Ay vat, babası Karabet Ayvat’a.
Karabet Ayvat, bugün 90 yaşında. Geçtiğimiz aylarda sağ taralına felç gelmiş. Hastanede yat mış. Doktorlar artık yapacak bir şey yok deyince de, Karabet Ayvat’ı, kızı ABs’in evine getirmiş ler. Şimdi yatalak ve bakıma muhtaç. Eşi Man ve kızı bakıyorlar ona. oğlu Yılmaz Ayvat da işin den firsat buldukça, babasına yardımcı olmaya ça lışıyor. Karabet Ayvat’uı oğlu ve kızından üç er kek torunu var.
* HASTA YATAĞINDA BİLE
Kızı ve oğlu, Karabet’i yatağında doğrultma ya çalıştılar. Fakat neresini tutsalar bağırıyor. Bu arada üzerine örtülü pike, biraz açılıyor. Göğsünde İstiklal Madalyası!.
"Hasta yatağında bile madalyasını takıyor mu?” diye soruyorum.
Kızı Alis yanıtlıyor: ‘‘Madalyam diye tuttur du... Mecbur kaldım, gittim, evinden madalya sını getirdim. Hep göğsünde takılı duruyor.”
Karabet Ayvat 1980’de almış İstiklal Madal yasını. 85 yaşında kavuşmuş madalyasına, ama kavuştuktan sonra da, anlaşılan hiç göğsünden ek sik etmemiş...
Q SAVAŞÇININ ÖYKÜSÜ
Yılmaz Ayvat, Karebet’in yaşam öyküsü nü şöyle özetliyor:
— Pederim Karabet, 1312 Sivrihisar doğum ludur. Kendisi, pederi, kardeşi ve annesi, Sivrihi sar’da ikamet etmişler. Marangoz çıraklığı ile işe başlamış. Ağabeyi, babama göre biraz daha tah sil görmüş. Babam, marangoz ustası olarak kal mış. Yunan savaşı başlamış, ve Yunan, Afyon’a kadar gelmiş. Yunan yaklaşınca, Eskişehir ilinde ki gayrimüslimler boşaltılmış. İşte bu sırada, Hay mana'da Ayıcı Arif adıyla maruf bir Yüzbaşı, (Doğrusu Albay’dır) babamı askere ayırmış. Ba bamın ağabeyi ise trenlerde kondüktör olarak ça lışıyormuş. Yataklı vagonlarda çalıştığı için, Fran sa’ya gitmiş ve orada kalarak devam etmiş işine. Babamsa Haymana’da asker olmasını müteakip, önce Gökçekısık Tren istasyonu’na gönderilmiş. Oradan da Gam Cephesi’ne, ve Yunanlılarla sa vaşıyor. Cepheden, Eskişehir’e geliyor. Eskişehir’de bulunduğu sırada. İsmet Paşa’ya saz çaldığım an latırdı. Sonra yine Ayıcı Arifin maiyetinde An
kara’ya, 21. Amele Taburu 3. Bölük’e geliyor. Tahkimat taburlarında gayrimüslim olarak çalışı yor, ama artık müslimi, gayrimüslimi kalmamış... İcabında silahla çatışmaya girmiş, silah taşımış. O zamanki Ankara’da eski Meclis’in karşısında, bir bahçe varmış. Burası askeri gazinoymuş. Ba bam da, kendi arkadaşları arasında bir saz takı mı tertip ederek, geceleri burada zabitana moral verilmesi için saz çalmış. Hem madden, hem ma nen pederim İstiklal Harbi’nde çalışmış, ‘Sabah lara kadar sazı divan edip zabitana moral verdi ğimiz çok olurdu’ derdi. Atatürk de gelirmiş ora ya. Atatürk’e de saz çalmış orada. Kendisi ifti harla söylerdi. Kendisi ut çalardı. Kemani Dimit de saz heyetlerindeymiş. Hatta bir gece Yunan har binde bacağını kaybeden bir subay, biraz da içki yi fazla kaçınp, Rum olduğu için Dimit’i vurmuş. Atatürk durumu öğrenince derhal gereken ceza nın verilmesini istemiş. Yargılandıktan sonra adamı idam etmişler.
— Babanız teskere aldıktan sonra ailesiyle gö rüşebilmiş mi?
— Şöyle; topraklar Yunan işgali altında ol duğundan, gayrimüslimlerin yerleri değiştiriliyor. Bu olaylar sırasında biz iki şehit vermişiz. Biri pe derimin babası, biri de annemin babası, yolda kay bolmuşlar. Bir daha haber alınamadı nerede ol duklarından.
4 " B E N , İSMET PAŞA YA GİDERİM"
— Madalyayı nasıl aldı?
— Uzun süre ısrar etti. Arkadaşlarının madalya alması kendisinin istiklal Harbi’ne iştirak edip de madalya alamaması sorun olmaya başladı. Mü racaat ettik, ama kayıtları bulunamadı. Babam! ‘Ben İsmet Paşa’ya kendim giderim’ dedi. ‘Ba ba, İsmet Paşa seni nasıl tanır yaşlandı!’ deyin ce, ‘Pekâlâ tanır! Çünkü bir gün Eskişehir’de biz saz heyetinde çalarken geldi, bizi tebrik etti. İs met Paşa’nm şataraban faslını sevdiğini bilirdik; biz onu icra edince, kendisi bizzat benimle muha tap olarak bizi kutladı. Beni hatırlar muhakkak! Asker olduğumu tastik eder kanısındayım!’ der di. Sonunda 1978 yılında yine müracaat ettik.
Ondan sonra da yapılan tahkikat neticesinde duhulü belli, terhisi meçhul olmasına rağmen, ken disine 1980 yılında madalya verdiler. Biz de bi rikmiş olan madalya maaşını Cemiyet’e bağışladık. NOT: Ayın Arif adıyla geçen Yüzbaşı’nın ■‘Anadolu İhtilali” adlı bir kitabı var. Atatürk’ ün yakın çevresinden. Ancak, daha sonra Ata türk’e suikast girişiminden idam edilmiştir.
İs tik la l M adalyalı
A h m e t Bcaydar
Hepsi için övünç kaynağı olduHayatta katan istiklal Madalyalı Ermenilerden Kas tamonulu Artin Güllikyan (solda). Ohannes Erkan, madalyası ile ö v ü n tird ü . (ortada). Oğlu, Karabet’ ln madalyasını yakasından hi( çıkarmadığını söylüyor.
Karabet, İngiliz’i esir
almış, esir de düşmüş
B e y ş e h ir li K a r a b e t K a rg ıc ı, b u g ü n y a ş a m ıy o r ... A m a
™ m a d a ly a s ın ı a y n ı g u ru rla o ğ lu ta ş ıy o r ... STİKLAL Madalyalı Karabet Kargıcı’nın
büyük oğlu Kirkor Kargıcı’mn evindeyiz. Üç katlı, ahşap, tipik bir eski İstanbul evi. Odanın duvarları halılarla kaplı. Kirkor Kargıcı ile tanıştığımızda, gülmeyi ve konuşmayı seven bir insan izlenimi bırakıyor.
Kirkor Kargın, babası Karabet’i şöyle anlatı yor:
—“ 1310’da İsparta’da doğmuş babam. Babası, annesi, iki kız kardeşi, Bağdasar adında bir er kek kardeşi, Kugas adında bir amcası, hep İspar ta’da doğup, büyümüşler. Amcası pehlivanmış. Babamlar da hayvan alım satımı, sığır ve koç be siciliği ve ticaretle uğraşmış.
“ 18 ile 22 yaşlan arasında, babasıyla birlikte askere gitmişler. Babasının adı da Kirkor, ondan benim adımı da Kirkor koymuş. Zaten bana ‘ba bam benim’ derdi.
“ Babam, Ankara’dan Halep, Şam, Beyrut, Kudüs, Süveyş Kanalı’na kadar, asker olarak git miş. Oralarda çok savunma yapmış, çarpışmış. As ker hacısıydı babam, kollarında işleme vardı.
“ Cephede savaşırken bir gün bir İngiliz askeri yaralanmış, yardım istiyormuş. ‘Aman beni knrtar’ diye adam babama doğru sürünüyormuş. babam, şuna bir iyilik yapayım, kurtarayım di yor. Çok yalvanyormuş adam da. Peki gel diyor babam. Sakat tarafına giriyor, sağlam tarafını sü rüye sürüye götürüyor Alman kamplanna. Esir kampında tedavi oluyor bu İngiliz.
“ Daha sonra babam esir düştüğünde, bir gün esir kampında babamın adı okunup çağrılmış. Ba bam ne olduğunu anlamıyor, önce bir çekiniyor. O babamın kurtardığı İngiliz vardı ya, işte o ge lip babamı esir kampında buluyor. İngilizin ailesi de gelmiş. Bu İngiliz ve ailesi, babama bir ay izin alıyorlar ve esir kampından çıkartıyorlar. Bir ay babamı gezdiriyorlar. Bir ay sonra da babamı ge tirip yine esir kampına bırakıyorlar.’’
^ " B E N KUVA-YI «İLLİYE DE ASKERDİM"
Kastamonu’nun İsfendiyar Mahallesi’nde, İs tiklal Madalyası sahibi Artin Gülükyan’ı arıyo ruz. Dik sokaklardan, kiliseye benzer bir yere doğ ru yürüyoruz. Bir ara çan sesi duyuluyor.
Sonunda Artin'in oğlunu buluyoruz. “Babam yaşlıdır, evde oturmaz. Hükümet Konağı'mn önündeki parka gider ber gün. Ben sizi götüreyim” diyor.
Artin Gülükyan’ı parkta yaşıtlarıyla sohbet ederken buluyoruz.
86 yaşında olan ve çok zor işiten Artin Gü- lükyan anlatıyor:
—“ Askere, Kuva-yı Milliye’ye gittim. Kuva- yı Milliye’de yaptım askerliğimi. Kuva-yı Milliye hangi sene patladı efendi, benim ona aklım ermez, o zaman askerdirm. Diyarbakır’dan aldım tezke remi. Bir kere de, seferberlikte, İstanbul’un Seli miye’sinde asker oldum. Çankırı’da eğitim gör düm. Beni Diyarbakır’a şevkettiler. Diyarbakır’ da üç buçuk sene durdum. Sonra efendime söyle yeyim, tezkereyi oradan aldım.”
—“Askerde neler yaptın?”
.—“ Ben cepheye gitmedim efendi, yalan ko nuşmam. Orada, efendime söyleyeyim, 18. İnşa at Taburu’nda çalıştım. İlkin askere gittiğimde, padişah vardı. Sonra Atatürk’ümüz başa geçti. Hangi yıllar oluyorsa...”
4 OHANNES ERKAN, MUTLU ÖLDÜ
İstiklal Madalyası sahibi Ohannes Erkan bu gün hayatta değil. İlk eşinden bir kız ve bir oğlu olmuş. Eşi öldükten sonra evlendiği ikinci eşin den de bir oğlu olmuş. Çocuklarından olan sekiz torununu da görmüş Ohannes...
Öldükten sonra madalya, Arşen Erkan adlı küçük oğluna kalmış. Ancak eve giren bir hırsız, karısının ziynet eşyalarıyla birlikte, madalyayı da almış, götürmüş. Arşen Erkan'da şimdi sadece madalyanın beratı kalmış.
Arşen Erkan, “ Babamın söylemiş olduğu şek liyle aklımda kalanları anlatayım” diyor ve şun ları söylüyor:
—“ Babam 1316 Zir doğumlu. Askere 20 ve ya 22 yaşında gitmiş herhalde, Zir’den asker ol muş. Kurtuluş Savaşı sırasında, Eskişehir’de, ga liba üç yıl kadar, inşaatlarda çalışarak yapmış as kerliğini.”
—“Madalyayı ne zaman aldı?”
—“ Madalyanın beratında 8 Eylül 1971 yazı lı. 1980’de de vefat etti. Madalyayı aldığında da emekli olmuştu. Çok uğraşmıştı madalyayı almak için. Annemle beraber kalkıp İstanbul’dan Zir’e gitmişler, günlerce kalmışlardı. Orada Hırant Efen di kalmış bir tek. (Arşen Erkan’ın Hırant Efendi dediği Hırant Kiremitçi’yi sonraki bölümlerde oku yacaksınız.) O çok ilgilenmiş. Evrakları çıkartmış lar, birlikte çok uğraşmışlar. Zir’den Ankara’ya, sonra yine Zir’e, bir daha Ankara’ya... Resmi yer lere.”
s
ErmeniKer
A h m e t B a y d a r
İkinci defa askerPetir Sevinç (en ünde, uzanmış yatan), ikinci Dünya Savaşı sırasın
da birliğindeki asker arkadaşlarıyla görülüyor (solda). Sağda da, son yıllarında çekilmiş bir fotoğrafı..
^ Ermeni yurttaşlar içinde ilk madalya alan Petir Sevinç, Birinci Dünya Savaşı’na ve Kurtuluş Savaşı'na katılmış...
M adalyasının resmi,
mezar taşm da...
m itep a n Talaslıoğlu'nun cenazesinde, madalyası nı bir asker taşıdı, bir manga asker de saygı duruşunda bulundu...
Örnek İnsanStepan Talaşiıoğlu (solda), ölümünden önce mezar taşının yapılmasını istemişti. İsteğine uygun ola rak yapılan mezar taşında (üstte), madalyasının da resmi v a r...
' NSANLARIN zorla askere götürüldükleri t ileri sürülebilir. Ama bir insana zorla ---- madalya verilebilir mi?
Stepan Talaşiıoğlu da, İstiklal Madalyası’na sahip bir Ermeni yurttaşımız. 1981’de ölmüş. Ölü münden önce de çocuklarına, “Ben ne kadar an latsam, siz dünya telaşesinde benim istediğim gi bisini yaptıramazsınız. İyisi mi ben hayatta iken kendi istediğim gibi yaptırayım” diyerek, kendi sine bir mezar almış ve mezar taşını da yaptırmış.
Şişli’deki Ermeni Mezarlığı’nın 28 ada A-7 par selinde bir mezartaşı. Üzerinde şöyle bir yazı var: “TiiHdye Muharip Gazi İstiklal Madalyonu'na sa hip”. Yanında da bir fotoğraf: İstiklal Madalya sının fotoğrafı! Bir de kendi fotoğrafı ve bir de henüz hayatta olan eşinin fotoğrafı. Bunların da yanında kendi dini inançlarının gereği bir haç.
KAYSERİLİ BİR ERMENİ
Stepan Talaslıoğlu’nu, oğlu Garbis şöyle an lattı:
"Babam, dedem Manik’in tek oğluydu. 1316’da Sungurlu’da doğmuştu. 14 yaşında ök süz kalmış. 16 yaşında annemle evlenmiş. Annem ler, ilk kızlarıyla Samsun’a göçmüş. Bu sırada ba bam, harpteymiş. Ablam 2-3 yaşında burada, İspanyol gribinden ölmüş. Annemler de İstanbul’a geçmişler. Kızını bir kerecik görebilen babam, as kerliğini nakliye taburunda yapmış. Kurtuluş Sa vaşı başladığında, orduya katılmış. Hep silah ve cephane taşıdığını anlatırdı. Ayakta yok, başta yok, at pisliklerinin içindeki arpaları ayıklayıp yi yerek geçirmişler savaş yıllarını...
"ASLAN CARBİS ADININ ÖYKÜSÜ..."
“ Babam terhis olduktan sonra İstanbul’a, önce Ortaköy’e, sonra Florya’ya yerleşmiş. Atatürk’ ün Köşkü’nün yakınlarında bir barakaya. Bir ara lık yıkmak istemişler barakayı, ama Atatürk kal sın demiş. Ben dünyaya geldiğimde de ‘Adını As
lan koyun’ diye Atatürk söylemiş. Böylece adı mız Aslan Garbis kaldı.”
1976’da madalyasını aldığı zaman, Stepan çok sevinmiş. Öldüğü zaman da Beyoğlu Üçhoron Ki- lisesi’ndeki törene bir manga asker gelmiş. Başla rında bir subayla. Bir asker de madalyasını taşı mış...
Aslan Garbis, babasımn, teröristlerin marifet lerini duydukça öfkeden kızardığını, “serserilik bu!” dediğini hâlâ anımsıyor.
İLK MADALYA ALAN ERMENİ PETİR
Petir Sevinç 9 Aralık 1%9’da İstiklal Madal yası alarak, bu onura layık görülen ilk Ermeni ol muş. 31 Mayıs’ta da akciğer kanserinden ölmüş. Oğlu Jozef Sevinç, babasını şöyle anlattı:
“ Dedem Kirkor’un tek çocuğuydu babam. 1900 doğumluydu. Ankara’da dünyaya gelmiş, orada büyümüş. Büyükleri gibi o da sıvacıydı. He saplanma göre 18 yaşlannda ilk kez askere gitti. Ankara’dan Pozantı’ya yürümüşler. Yanılmıyor sam oradan Halep’e geçmişler. Durmadan savaş anılanndan söz ederdi. Araplarla çarpıştıklarını anlatırdı. Birinci Dünya Savaşı sırasmda olmalı...”
Jozef, babasının daha sonra Garp Cephesi’n- de de çarpıştığını anlattığını anımsıyor, ama ay- nntılar onun da pek aklında kalmamış. İkinci Dün ya Savaşı’nda yeniden silah altına alınan Petir, yedek askerliğini de Kandıra’da yapmış.
Gazetelerde madalya verildiği haberini ailece okuduktan sonra Petir Sevinç de başvuruda bu lunmuş. Bu arada Fikret Paşa adlı bir tanıdıkla rı, onlara yol-yöntem göstermiş. 1969’da madal yasını almış. Önu hayatta çok az şey, bu kadar mutlu etmiş. Madalyasını sürekli takmış. Onun ruh halini, yine oğlu şu cümleyle özetledi: “Madal yasını hem taşımak ister, hem de gösteriş yapı yormuş havasına girmemek için, ceket yakasının altından bir parçasını çıkartarak takardı”. YARIN: UÇ SAVAŞA DA KAYHAN «IR A N I
-İstiM a ! M adalyalı
Ermemle* wm ,
■ .ı....
A h m e t B a y d a r
mmim
Üç k a rd e ş b ird en a s k e r olm uş Solda, Kiremitçller'ir en küçüğü Ohannes. ortada ağa beyleri Mihran ve sağda da Hırant. Mihran, Garp Cephesrnde Yunan kurşunuyla ölmüş. Fotoğraf, Balkan Savaşı ndan sonra çekilmiş. Sağda, Sirpohi Kiremitçi’ nin ölümünden bir gün önce Milliyet'e verdiği poz.
Üç cephede
çarpışan Ermeni...
| Hırant Kiremitçi, Balkan Harbi'ne, Birinci Cihan Harbi'ne ve Kurtuluş
Savaşı 'na katılmış. En çok, inzibat eri olarak İstanbul-Ankara arasında gidip gelişlerini yakınlarına anlatmayı severmiş
K
İREMİTÇİ ailesi toplanmış, İstiklal Ma dalyalı babalan Hırant’ı bize tanıtmayı bekliyordu. Bütün aile... Eşi Sirpohi, oğ lu, Ankara Tıp Fakültesi mezunlanndan Dr. Mib- ran, onun eşi Hermine, küçük kızlan Yeksapat...Hırant Kiremitçi, 1977’de 84 yaşında ölmüş. Yaşam öyküsünü onlardan dinliyoruz. Eşi Sirpo hi söze başlıyor:
“19 yaşında askere gitmiş: Balkan Harbi... Dünya Savaşı... Yunan Savaşı...”
Oğla Mihran giriyor söze:
“Balkan Haiti’nde kolundan yaralandı... Sonra, savaşa devam...”
Hırant, Balkan Savaşı’ndan sonra o acılı “Ci han Harbi”nde de Türklerle aynı safta savaşıyor. Kastamonu’da başlıyor askerliğe. Bu sırada bü yük amcamı da Yunanlılara karşı savaşırken ölü yor. Kendisi ise Kurtuluş Savaşı sırasında Anka ra’da ve inzibat onbaşısı... İstanbul’a asker götü rüyor. asker getiriyor. Çalışkan. Kumandanları, Hırant’ı seviyor, takdir ediyorlar...
4 ANKARA’DA BİR İNZİBAT
Hırant’ın ailesinin, babalarının anlattıklarının ardından kalan tek şey, Ankara - İstanbul sefer leri...
Hırant Kiremitçi, 1969'da madalya için baş vurmuş, I972’de de madalyasını almış. Madalya yı taktıktan beş yıl sonra da; 1977’de ölmüş.
Hırant’m küçük kızının eşi Gımez, “Kayınpe der ne zaman yolculuğa çıksa, yanında oturana hemen savaş anılarını anlatmaya başlardı” diyor. “Önce Ermeni olduğunu söylerdi. Çünkü Ermeni de olsa, bu vatanın çocuğu bellemişti ken&sini.” Hırant'ın oğlu Mihran, “Babamı herkes severdi” diyor. "O da herkesin işine koşardı. Köy de bir bayram olsa, mubtan, din adamı, gelir ba bamın elini öperdi.”
Bu konuşmanın yapıldığı gecenin ertesi sabahı Sirpohi Kiremitçi evinde banyo yaparken fenalaştı. Kaldırıldığı hastanede de bir gün sonra hayata göz lerini yumdu.
4 MADALYASINI GÖREMEDEN ÖLDÜ
Ohannes Özçtnar. İstiklal Madalyası sahibi ol duğunu öğrenemeden, madalyasını alamadan gö çüp gitti bu dünyadan. Madalyası, tek evladı olan kızı Hopsi Şenberber’e verildi. Bayan Şenberber bugün 57 yaşında, üç çocuk, iki torun sahibi...
Bayan Hopsi Şenberber bizi çok sıcak karşı ladı ve Ohannes Özçmar’ı anlatması için sözji an nesi Sofi Özçınar’a bıraktı:
“Eşim askere gittiğinde, bekârdı. Yozgat'ta askerlik yaptıktan sonra, kendisini bir nakliye
ta-M a d a ly a s ım g ö r e m e d i Ohannes Özçınar, madalyasını göremeyeceğini söylemiş ti. Resimde, torunu Çan’ la hasta döşeğinde (üst te). Altta da, eşi Sofi Özçınar ve kızı Hopsi.
buruna vermişler. Kağnılarla erzak taşıdıklarını anlatırdı. Daha da sonra develi bir adamın yanı na vermişler. Onun develeriyle de cephane ve er zak taşımışlar cepheye. Rahmetli kocam, en çok develerle Yozgat’tan Kayseri'ye gidişlerini anlat maya bayılırdı.”
Kızı Sofi, bu sırada lafa karışıp, babasının as kerlik anılarını anlatırken hep ağladığını ekledi. Bu arada deve tarafından çiğnendiğini, Yozgat Hastanesi’nde üç ay yattığını, hava tebdili verdik lerini, ama memlekete göndermedikleri için, ko mutanı binbaşının kazlarım güttüğünü ekledi.
Kurtuluş Savaşı sona erince, tezkere alan Ohan nes Özçınar, ölümünden önce madalya için baş vurmuş. Ancak 1973’te ölünce, kendisine madal ya verildiğini öğrenememiş. Hopsi Şenberber, ma dalyayı aldıktan günü şöyle anlattı:
“Hiç unutmam, 1976 yıhnın Mart ayıydı. Kar vardı. Fırbnah, soğuk bir güıtdü. Yenimahalle As kerlik Şubesi'nden bir Albay verdi madalyayı. Ba bam hep ‘bu madalya gelecek, ama siz alacaksı nız, ben göremeyeceğim’ derdi. Nitekim göreme di de. Üzüldük çok. Ama madalyayı aldığımıza da çok sevindik.”
YARİN: MAOAIYAU VAKAN KELEŞOĞUİ ile AGOR AYIK i, ÖÖUUARI ANLATIYOR
/ . / / •