• Sonuç bulunamadı

Edebiyat Bilimine Teorik Katkı: Kubilay Tahir’in “Sağırdere” ve “Körduman” İkilemesi Üzerine Oluşumsal-Yapısalcı Bir İnceleme

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Edebiyat Bilimine Teorik Katkı: Kubilay Tahir’in “Sağırdere” ve “Körduman” İkilemesi Üzerine Oluşumsal-Yapısalcı Bir İnceleme"

Copied!
27
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Cafer Gariper

*

Yasemin Küçükcoşkun

**

CONTRIBUTIONS TO THE LITERATURE:

A GENERAL OVERVIEW TO THE STUDIES OF KUBİLAY AKTULUM ÖZ: Bu makalede edebiyat araştırmacısı Kubilay Aktulum’un 1999’dan 2013 yılına kadar yayımlanan kitapları tanıtılmakta, çözümlenmekte ve eleştirel bir dikkatle edebiyat araştırmacılığındaki yeri belirlenmeye çalışılmaktadır. Yazarın metinlerarasılık düzleminde ortaya koyduğu ilk eseri Metinlerarası İlişkiler’den başlayarak son kitabı Folklor ve Metinlerarasılık’a kadar beş kitabının edebiyat bilimine katkıları tartışmaya açılmaktadır. Son kitabı olması bakımından Folklor

ve Metinlerarasılık üzerinde daha geniş çerçevede durulmaktadır. Söz konusu

kitapların eleştirel anlamda getirdiği yeniliğe ve özgünlüğe vurgu yapılmaktadır. Özellikle genç araştırmacıların ufkunu yeni alanlara yönlendirmede bu teorik çalışmaların nasıl bir işlev üstlenebileceği anlatılmak istenmektedir. Teorik alanda sınırlı bilgiye sahip olan Türk edebiyatı araştırmacılığı için bu tür çalışmaların ne anlam taşıdığı ifade edilmektedir. Böylece son yıllarda dikkate değer ürünler ortaya koyan bir araştırmacının edebiyat bilimine katkılarının topluca değerlen-dirilmesi yoluna gidilmektedir.

Anahtar Kelimeler: Kubilay Aktulum, metinlerarasılık, göstergelerarasılık, edebiyat, anlatı, roman, folklor, Folklor ve Metinlerarasılık.

Yeni Türk Edebiyatı Dergisi, Sayı 9, Nisan 2014, s. 81-107

* Yrd. Doç. Dr., SDÜ Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü. ** Arş. Gör., SDÜ Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü.

(2)

ABSTRACT: In this article the books broadcasted from 1999 to 2013 of literature researcher Kubilay Aktulum are presented, analyzed and with a critical attention their place in the literature research area is tried to defined. Beginning with the author’s first work Metinlerarası İlişkiler (Intertextual Relations) to his last book

Folklor ve Metinlerarasılık (Folklore and Intertextuality) his five book and their

contributions to the literature will be opened to discussion. In point of being his last book it will be harped on Folklor ve Metinlerarasılık (Folklore and Intertex-tuality) in a wider frame. The innovations and individual sides of these works will be emphasized. It will be interpreted what kind of function these theoretical works have to canalize especially young researchers to new horizons. It will find voice what these kinds of works for the Turkish literature theoretical area, which contains limited knowledge, mean. In this way it will be appreciated as a whole to display a researcher’s considerable works that contribute to the literature science in the last years.

Keywords: Kubilay Aktulum, intertextuality, intersemiotics, literature, narration, novel, folklore, Folklor ve Metinlerarasılık (Folklore and Intertextuality).

...

Giriş

Son yıllarda edebiyat biliminin, araştırma ve incelemelerinin teorik bir arka plana dayanması ve teorik çerçeve içerisinde yürütülmesi gerektiği düşüncesi gittikçe yay-gınlık kazanmaktadır. Batı’da, özellikle 20. yüzyıl içerisinde, edebiyat teorisi alanında dikkate değer çalışmalar yapılmış, bu çerçevede edebiyat eserlerinin okunması/yorum-lanması konusunda önerilerde bulunulmuştur. Türk edebiyatı alanında ise 20. yüzyılın ortalarından itibaren edebiyat tarihi çalışmalarının yanında yavaş yavaş metin merkezli araştırma ve incelemelere yönelme eğilimi belirmiş, edebiyat teorisi çalışmaları önem kazanmaya başlamıştır. Bunun en önemli nedeni de incelenecek metinlerin edebiyat araştırmacıları tarafından gittikçe artan düzeyde ortaya konulmasıdır. Fakat edebiyat teorisi alanında gerekli donanıma sahip olmamanın getirdiği boşluk, araştırmacıların ve edebiyat bilimcilerinin önünde önemli bir engel oluşturmuştur. Önceleri çeviriler daha sonra telif eserlerle son otuz yılda bu alanda belirli bir mesafe alınmaya başlanmıştır. İşte bu yolda edebiyat eserlerinin incelenmesinde/yorumlanmasında ihtiyaç du-yulan teorik arka planı dolduran çalışmalar arasında Kubilay Aktulum’un yayımlamış olduğu makale ve kitapların dikkate değer bir yeri bulunmaktadır. Bu yazıda edebiyat teorisine duyulan ihtiyacı işaretten sonra Aktulum’un kitaplaşmış çalışmaları üzerinde durulacak, özellikle de son kitabı Folklor ve Metinlerarasılık adlı çalışmasının tanıtım ve tahlili yapılacak, Türk edebiyatı araştırmacılığında, metin çözümlemede, folklor malzemesinin değerlendirilmesinde yeri ve önemi belirlenmeye çalışılacaktır.

(3)

Türk edebiyatı üzerine yapılan çalışmalarda araştırmacıların daha çok tespit nok-tasında kalarak inceleme ve analitik çözümlemeye gidemedikleri söylenebilir. Bunun nedeni Türk edebiyatçısının edebiyat teorisi konusunda dikkate değer bir eksikliği yaşamasıdır. Oysa edebiyat eserlerinin üzerinde yapılan bir çalışmanın araştırma, inceleme ve yorumunun edebiyat teorisine dayanması gereği vardır. Günümüzde bu ihtiyacı karşılamak için Batı edebiyatının verili malzemesine bağlı olarak ortaya konan edebiyat teorisinden yararlanma yoluna gidilmektedir. Bu da yeniliğin yanında bazı aksamaları da getirmektedir. Böyle durumlarda kimi zaman teoriyle uygulama arasında uyumsuzluklar ortaya çıkmakta, metin üzerinde varılan yargılar pek de isa-betli olmamaktadır. Her ne kadar edebiyat teorisinin farklı edebiyatlar için geçerli ve kapsayıcı yanı bulunsa da asıl olan teorinin o edebiyatın malzemesinden çıkmış olması durumudur. Fakat Türk edebiyatı araştırmacılığı, teori ve yöntem oluşturmada gerekli çalışmayı gösterme konusunda yeterli çabayı gösterebilmiş değildir. Hiç kuşkusuz bunun en önemli nedeni Türk edebiyatçısının üzerindeki değer ve anlam baskısından dolayı bir metinde yeni anlamlara ulaşma yeteneğinin kısıtlı olasıdır. Durum böyle olunca da Batı’nın birikimine yaslanmaktan başka çare kalmamaktadır.

Türk edebiyatı araştırmacıları, Batı edebiyatı teorileriyle ya doğrudan ya da çeviri, tanıtma ve tahlil yazılarıyla ilgi kurmaktadırlar. Çeviri, tanıtma ve tahlil yoluyla Batı edebiyatı teorileriyle ilgi kurulmasında, Berna Moran, Tahsin Yücel, Jale Parla, Gürsel Aytaç, Yıldız Ecevit gibi aynı zamanda Türk edebiyatı üzerinde de çalışma yapan Batı edebiyatı uzmanlarının dikkate değer payı vardır. Türkiye’de önemli bir tarafıyla Batı edebiyatı teorilerine yaslanmakla birlikte Türk edebiyatının sunduğu malzemeyi gözden kaçırmayan, kimi zaman bu malzemeye de dayanan bir yaklaşımla edebiyat teorisi alanında eser veren kişilerle de karşılaşılmaktadır. Son yıllarda bu isimler arasında öne çıkanlardan biri Kubilay Aktulum’dur.

Onun, özellikle metinlerarasılık düzleminde ortaya koyduğu kalem ürünleri, bir boşluğu doldurması, edebiyat metinlerine yeni ve farklı bir yaklaşım getirmesi bakımından önem taşır. Türk edebiyatı araştırmacılığı ve eleştiriciliği açısından bakıl-dığında Aktulum’un çalışmalarıyla, bir bakıma etki, intihal, benzerlik gibi problemler çerçevesinde kısır bir döngüye dönüşen metinlerin birbiriyle olan ilişkiler ağının yeni bir ufuk kazandığı, daha teorik ve bilimsel bir zemine otur(tul)duğu görülür. Böylece Batı edebiyatlarında Mihail Bahtin’den başlayarak, Julia Kristeva, Roland Barthes, Michael Riffaterre ve özellikle de Gérard Genette’in çalışmalarıyla 1960’lardan bu yana sistemleşerek yaygınlık kazanmaya başlayan teori, Türk edebiyatı araştırmacılığının önünde yeni bir alan olarak açılmış olur.

Kubilay Aktulum’un kalem ürünlerinin vurgulanması gereken yanlarından biri de ağırlıklı olarak Türkçe yazmasıdır. Çalışmaları incelendiğinde onun Türkiye’de akademik çalışma yapan bir Fransız edebiyatı uzmanı olarak Fransızlar için Fransızca

(4)

kalem ürünleri vermek gibi bir yola gitmediği görülür. Akademik çalışmanın gereği olarak kaleme alınmış birkaç makalesinin dışında Fransızca yazısına rastlanmaz. Aktulum, çeviriler yoluyla Batı edebiyatının teorik birikimini ham malzeme şeklinde Türk okuyucusuna sunma yoluna da gitmez. Fransız edebiyatını Fransızlara öğretmek gibi bir iddia taşımak yerine, uzmanlık alanı Fransız edebiyatıyla ilgili Türkçe bilgi üretme yolunu seçtiğini, bundan da önemlisi Fransız edebiyatının teorik arka planına yaslanarak Türk edebiyatı araştırmacılığına edebiyat metinlerini okuma yöntemleri önermeye yöneldiğini söylemek doğru olur. Böylelikle o, hem Türk okurlarına Batı edebiyatının teorik birikimi hakkında bilgi vermiş hem de Türk edebiyatı araştırma-cılarına yeni gelişen yöntemleri tanıtmış, yeni okuma yöntemleri önermiş olur.

Onun Türk edebiyatı araştırmacılığına katkı sağlamaya yönelik bu tavrı, Türk ede-biyatı uzmanlarınca karşılığını bulmakta fazla gecikmez. Metinlerarasılık bağlamında kimi kitapların, –burada Gonca Gökalp-Alpaslan’ın Metinlerarası İlişkiler ve Gılgameş

Destanının Çağdaş Yorumları1 ile Muhlise Coşkun Ögeyik’in Metinlerarasılık ve Yazın

Eğitimi2 adlı çalışmalarını anmalıyız– yayımlanması yanında yüksek lisans ve doktora tezlerine, yüzlerce makaleye esin kaynağı olması, teorik arka planını kurmada birinci dereceden rol oynaması; kitaplarının ve makalelerinin hemen hemen son on beş yılın en çok referans alan yayınları durumuna gelmesi bunu gösterir.

Yazının bu bölümünden sonra Kubilay Aktulum’un kitaplaşan çalışmaları kısaca tanıtılacak, kimi belirlemelerde bulunulacak, edebiyat araştırmacılığı açısından bazı kavramlar ve bölümler taşıdığı öneme bağlı olarak öne çıkarılacaktır. Yazarın tanıt-ma ve tahlilinin yapılacağı, yer yer eleştirel bakış getirilecek kitapları arasında son kitabı olması bakımından Folklor ve Metinlerarasılık üzerinde daha geniş çerçevede durulacaktır.

Metinlerarası İlişkiler

Julia Kristeva’nın çalışmalarından yaklaşık otuz yıl sonra Türk edebiyatı araştır-macılığında yer bulan metinlerarasılık, Aktulum’un 1999’da yayımlanan Metinlerarası

İlişkiler3 kitabıyla Türk edebiyatı araştırmacılarının önünü açar. Üç ana bölümden oluşan bu çalışmada “Tanım-Kuram-Köken” başlığı altında Rus Biçimcileri, Mihail Bahtin, Julia Kristeva, Roland Barthes, Michael Riffaterre, Laurent Jenny ve Gérard Genette’in metinlerarasılık hakkında teorik görüşler kronolojik çizgide aktarılır. Her bir araştırmacının metinlerarasılığa katkıları anlatılarak konunun teorik çerçevesi ortaya

1 Gonca Gökalp-Alpaslan, Metinlerarası İlişkiler ve Gılgameş Destanının Çağdaş Yorumları, Multilingual, İstanbul, 2007.

2 Muhlise Coşkun Ögeyik, Metinlerarasılık ve Yazın Eğitimi, Anı Yayıncılık, Ankara, 2008. 3 Kubilay Aktulum, Metinlerarası İlişkiler, Öteki Yayınevi, Ankara, 1999.

(5)

konulur. Daha sonra “Metinlerarası Yöntemler” başlığı altında “Alıntı ve Gönderge”, “Gizli alıntı-Aşırma”, “Anıştırma”, “Yansılama”, “Alaycı (Gülünç) Dönüştürüm”, “Öykünme”, “Ana Metinlerin Ciddi Düzende Dönüşümleri”, “Klişe-Basmakalıp Söz”, “Anlatı İçinde Anlatı (İçanlatı)” alt başlıklarına yer verilir. Üçüncü ana bölümün konusu “Metinlerarası Anlam-Metinlerarası Okur-Metinlerarası İmgeler”dir. Bu bölümde ayrıca “Palempsest”, “Kolaj-Brikolaj”, “Yeniden-yazmak” alt başlıkları bulunur. Ele alınan kavramlar, teorik çerçevede anlamlandırılır, terimler teklif edilir. Kimi örneklemelerle konuya açıklık kazandırılır.

Yazar, bu kitabıyla metinlerarasılık ve yenidenyazmada başvurulan yöntem ve teknikleri tanıtma yoluna gider. Metinlerarasılık bağlamında Türkçede bir temel/ana çalışma olan kitap, kavram açıklamaları, terimler önermesi, tanımlamaları, metinle-rarasılık yöntemini ve alt dallarını tanıtmasıyla başvuru kaynağı özelliği taşır. Kitabın önerdiği okuma yönteminin dönem, eser ve kişi ayrımı yapmadan bütün edebiyat ürünlerini kapsayıcı teorik çerçeveye sahip olduğu söylenebilir. Yazar, “[b]ir metin hep daha önce yazılmış metinlerden aldığı kesitleri yeni bir birleşim düzeni içerisinde bir araya getirmekten başka bir şey olmadığına göre, metinlerarası da hep önceki yazarların metinlerine, eski yazınsal geleneğe bir tür öykünme işleminden başka bir şey değildir. Kısaca, bu bağlamda her yapıt bir metinlerarasıdır.”4 dedikten sonra “(...) ister çağdaş ister eski, ister klasik metinler söz konusu olsun, metinlerarasılığın her yazı kılgısına özgü değişmez bir özellik olduğunu, hiçbir metnin daha önce yazılmış başka metinler-den bağımsız olarak yazılamayacağını, açık ya da kapalı bir biçimde her metnin daha önce yazılmış metinlerden izler taşıdığını, önceki metinleri anımsattığını”5 ifade eder.

Metinlerarası İlişkiler’in edebiyat araştırması ve metin okuma açısından belki de

asıl önemli yanı, edebiyat metinleri arasındaki ilişkiler ağına yaklaşırken teorik arka plan önermesidir. İçinde bulunduğumuz modern çağın gelişimi içerisinde artık yetersiz kalan intihal, esinlenme, benzerlik gibi kavramları aşan bir bakış açısıyla metinlere yaklaşmak gerektiği düşüncesini getirmesi, edebiyat ürünlerinin birbiriyle olan her türlü ilişkiyi anlamlandırma çabasına girişmesi, bunun teorik zeminini kurmuş olması, söz konusu çalışmayı dikkate değer kılar.

Aktulum, 1999’da yayımlanan bu ilk kitabından sonra ortaya koyacağı diğer çalışmalarını önemli bir tarafıyla Metinlerarası İlişkiler’in üzerinde temellendirir. Bundan sonraki makale ve kitap çalışmalarında yöntemin verilerini genişletip, zengin-leştirerek edebiyatın yanında başka sanat dallarına ve alanlara doğru yayar. Böylece metinlerarasılıktan hareketle disiplinlerarası okuma yöntemi önermiş olur.

4 a.g.e., s. 18. 5 a.g.e., s. 19.

(6)

Kopuk Yapıt-Kopuk Yazı

Aktulum’un ikinci kitabı Kopuk Yapıt-Kopuk Yazı6 adını taşır. Bu eserde yazar, belirli bir plan çerçevesinde “Kopuk Yapıt-Kopuk Yazı”, “Théâtre/Roman”, “La Défense de L’infini”, “Blanche Ou L’oubli’de Metinlerarası İlişkiler”, “Blanche Ou L’oubli’de Dilbilimin İzleri ve Romanın Tanımı”, “Telemakhos’un Serüvenleri”, “La Mise à Mort’da Metinlerarası İlişkiler” ve “Sonuç Yerine” alt başlıklarına yer verir. Kitapta yer alan bölümler, Louis Aragon’un çoğulcu özellik taşıyan son dönem romanlarıyla daha önceki dönemine ait metinlerarasılığa elverişli diğer romanlarından yola çıkılarak yapılmış okumalardan oluşur.7

“Kopuk Yapıt-Kopuk Yazı” bölümünde yazar, bir yazma yöntemi olan kopuk

ya-zının izini Louis Aragon’un son dönem romanları üzerinden sürmeye girişir. Kopukluk, ayrışıklık, uzatısal yazı gibi Türk edebiyatı araştırmacılığı için yeni kavramlar getirir,

yeni terimler önerir. İkinci bölüm olan “Théâtre/Roman”da da yazar, Aragon’un aynı adlı romanında kopuk yazı konusunu ele alır. Söz konusu romanı, kopuk yazı kavramı çerçevesinde okumaya girişir. “La Défense de L’infini” adını taşıyan üçüncü bölümde de Aragon’un aynı adlı romanı kopukluk, ayrışıklık, süreksizlik, parçalılık, çoğulculuk çerçevesinde değerlendirir. Adı geçen yazma biçimlerinin izi sürülür. Dördüncü bölüm “Blanche Ou L’oubli’de Metinlerarası İlişkiler” başlığını taşımaktadır. Bu bölümde “kırık yazı” kavramı çerçevesinde Aragon’un Ou L’oubli adlı eserinde metinlerarası ilişkiler üzerinde yoğunlaşılır. “Blanche Ou L’oubli’de Dilbilimin İzleri ve Romanın Tanımı” başlıklı beşinci bölümde dilbilim ve yapısalcılık başta olmak üzere kimi disiplinlerle Ou L’oubli romanı arasında metinlerarasılık kurulur. Altıncı bölüm olan “Telemakhos’un Serüvenleri”, yenidenyazma kavramı doğrultusunda ele alınır. Yedinci ve son bölüm olan “La Mise à Mort’da Metinlerarası İlişkiler”de ise adı geçen roman metinlerarasılık yöntemiyle çözümlenir.

Böylece Metinlerarası İlişkiler kitabından itibaren temellendirilmeye çalışılan teori, çeşitli metinler üzerinde uygulama alanı bulur. Yazar, Aragon’un romanlarını her bölümde yeni kavram ve yazma yöntemi üzerinden okumaya girişir. Aragon’un yazma yöntemi ve edimi üzerinde yoğunlaşan kitap, Türk edebiyatı araştırmacılığı/eleştiriciliği açısından belki de okunan romanlardan çok, söz konusu kavramları edebiyat araştırmacılığına sunması, terimler önermesi, yazma biçimlerine belirginlik kazandırması ve yeni okuma yöntemi teklif etmesiyle önem taşır. Yapısalcı anlayışa bağlı olarak yaklaşık otuz yıldır kullanılmaya çalışılan bakış açısı, anlatıcı, olay örgüsü, zaman, mekân, kişiler dünyası gibi romanın teknik ögeleri dışında kalan kimi yazma biçimlerinden hareketle de anlatı eserlerinin okunabileceğini örneklendirmesi bakımından bu kitap ufuk açıcı niteliktedir.

6 Kubilay Aktulum, Kopuk Yazı-Kopuk Yapıt, Öteki Yayınevi, Ankara, 2002. 7 a.g.e., s. 9-11.

(7)

Parçalılık Metinlerarasılık

Kubilay Aktulum’un üçüncü kitabı Parçalılık Metinlerarasılık’tır.8 Yazar, ilk kitabındaki metinlerarasılık izleğini bu kitabında çeşitlendirip genişleterek sürdürür. On beş yazıdan (bölüm) oluşan kitapta şu başlıklar yer almaktadır: “Parça Yazı”, “Par-çalılık-Süreksizlik-Kopukluk”, “Anlatıda Uzatı”, “Örgü Metin”, “Yolculuk Anlatısı Nedir?”, “Parça Yazı ve Yolculuk Anlatısı”, “Roland Barthes’ın Japonyası”, “Roland Barthes’ın Ara Olayları”, “Aile Fotoğrafları”, “Roland Barthes ve Fotoğraf”, “Parodi (Yansılama) Nedir”, “Yeniden Yazılmış Bir Robinson Crusoe”, “Metinlerarası Bir Okuma”, “Louis Aragon’un Direniş Şiirleri”, “Louis Aragon’un Kutsal Hafta Adlı Romanında Tarihin İzleri”.

Yazarın ön sözünde belirttiği gibi, “[i]lk anda birbirinden ayrı görünmelerine, her birinin kendi içlerinde başlayıp sonlanmalarına karşın burada bir araya getirilen yazıların (kimileri belli bir ayrışıklık yaratsa da ) çoğunlukla metinlerarasılık ve parçalılık etra-fında toplandıkları ilk okumanın ardından kolaylıkla görülecektir.”9 Araştırmacı, daha önce yayımlanan iki kitabındaki izlekleri bu çalışmasında genişleterek sürdürür. Diğer yandan da izini daha sonraki çalışmalarında süreceği ve genişleteceği yeni konular ve alt başlıklar ekler. Bunlar arasında “Parça Yazı”, “Örgü Metin” ve yolculuk anlatısını konu alan bölümler dikkat çeker. Parça ve parçalılık konusunda yazar, şu bilgileri verir: “Parça, parçalılık, ve onunla eşdeğerde kullanılan, ve böyle bir yazı yönteminin sonucu olan süreksizlik ve kopukluk, bilindiği gibi, modern olduğu kadar postmodern yazı ve anlatıların da öne çıkan temel bir özelliğidir. İster modern, ister postmodern, isterse daha eski dönemlere ait metinler söz konusu olsun, parça yazının, parçalılığın, süreksizliğin, kopukluğun pek çok yazarca egemen yazı yöntemlerinden birisi olarak benimsendiği; çok sayıda yazarın mantıklı, düzenli, tutarlı bir yol izleyen geleneksel yazma yöntemlerinden bilerek saptıkları, bir yazı yöntemi olarak parçalılığı, süreksizliği, kopukluğu isteyerek savunduklarını baştan anımsamak gerekir.”10

“Parçalılık yazınsal bir yöntemdir”11 yargısında bulunan Aktulum, parça yazının/ parçalılığın işleyiş biçimi, temsilcileri ve onların kalem ürünleri üzerinde durur. Parça yazı için örnek gösterdiği yazarlar ve kalem ürünleri arasında Nietzsche’nin aforiz-malarıyla Montaigne’in denemeleri sayılabilir. Parça yazıya sıklıkla başvuran Roland Barthes’ın görüşlerini şöyle aktarır: “Ona göre parça yazı kullanımına başvurmak[,] türleri birbirine karıştırmak, beklentileri sarsmaktır. Parça yazı metnin bütünlüğüyle belirlenmez, özerktir, hiçbir parça kendinden önce gelen ya da kendisinden sonra

8 Kubilay Aktulum, Parçalılık Metinlerarasılık, Öteki Yayınevi, Ankara, 2004. 9 a.g.e., s. 7.

10 a.g.e., s. 10. 11 a.g.e., s. 16.

(8)

gelecek olan parçaya bağımlı değildir. Parça yazı içerik olarak bir beklenmediklik, öngörülmemişlik düşüncesini öne çıkarır. Dolayısıyla parçada çokbiçimli bir yazı biçimiyle yüz yüze buluruz kendimizi. Türler iç içe girer, sınırlar ortadan kalkar.”12 Yazar, parça yazı çerçevesinde parça yazıyla ilişkileri bakımından kısa biçim, sü-reksizlik, kopukluk gibi kavramları tanımlanır, yazma biçimleri üzerinde durur. Söz konusu kavramlara ve yazma biçimlerine bağlı olarak dünya edebiyatında öne çıkan yazarları ve eserlerini anar.

“Parçalılık-Süreksizlik-Kopukluk” adını taşıyan ikinci bölümde parçalılığın, süreksizliğin ve kopukluğun daha geniş çerçeve üzerine oturtularak tanımlamalarda bulunulduğunu, parça yazı kullanımının ortaya çıkışından başlayarak özelliklerinin belirlendiğine tanık olunur. Bu yazı biçimlerinin Batı edebiyatındaki izleri sürülür.

“Anlatıda Uzatı” bölümünde “uzatı çoğunlukla bir metinde yer almaması gereken, metnin düzenini bozan, onu dönüşüme uğratan bir parça; ana söylemin dışında bir söylem, ana söylemden saptıran, metnin çizgiselliğini kesen parazit bir kesit olarak görülür ve tanımlanır.”13

“Örgü Metin” bölümünde terimin, kumaş dokumadan geldiği ifade edilerek örgü metnin ne olduğu anlatılır: “Dokuma ve metin malzemenin (iplik ve sözcükler) dikey ve yatay düzlemde bir çizgi, dolayısıyla bir bütünlük oluşturabilecek biçimde uç uca getirilmesidir. ‘Çoğul’ ve ‘ayrışık’ unsurlar ipliklerle/temel bir öyküyle bağlanır, böylelikle tek biçimli, çizgisellik sunan bir bütün (kumaş/metin) ortaya çıkarılır.”14 Roland Barthes başta olmak üzere çeşitli yazarlardan örnekler verilerek örgü metnin işleyişi gösterilir.

“Yolculuk Anlatısı Nedir?” adlı bölümde yolculuk anlatısı tanımlanır. “Parça Yazı ve Yolculuk Anlatısı”nda ise parça yazının yolculuk anlatısında nasıl kullanıldığı üzerinde durulur. Ele alınan konuların kitabın temel izleği durumundaki metinlerarası-lıkla bağı kurulur. Kitabın takip eden diğer bölümleri, teorik görüşlerin çeşitli eserler üzerinde uygulanması, çözümlemelerin yapılması şeklinde karşımıza çıkar.

Metinlerarasılık/Göstergelerarasılık

Aktulum’un imzasını taşıyan dördüncü kitap

Metinlerarasılık/Göstergelerara-sılık’tır.15 Bu çalışmasında yazar, önceki kitaplarında temel problem alanına dönüş-türdüğü metinlerarasılık izleğini genişleterek ele alır. Edebiyatın dışında kalan sanat

12 a.g.e., s. 40. 13 a.g.e., s. 90. 14 a.g.e., s. 121.

(9)

dalları ve disiplinlerini de çalışmasının konusu yapar. Böylece metinlerarasılığın yanında

göstergelerarasılık da yerini alır. Göstergelerarasılığa bağlı olarak sanatlararasılık

teorik çerçevede açıklığa kavuşturulan konulardan biri olur. Numaralandırılmış on bir bölüm ve bir “Ek”ten kurulu kitapta şu alt başlıklar bulunmaktadır: “Metinlerarasılık/ Göstergelerarasılık”, “Alıntı ve Resim”, “Resimlerarasılık”, “Yenidenyazmak”, “Yazın ve Bilim ya da Bilimsel Metinleri Yeniden Yazmak”, “Metinlerarasılık Bağlamında Yazın ve Felsefe İlişkisi”, “Yazın Öğretiminde Metinlerarasılık ve Karşılaştırma Yönteminin Kullanımı”, “Yazınsal Aşırma”, “Benzerini Yapma-Benzerini Yazma”, “Videoklip ve Alıntılama: Hold Your Horses Adlı Müzik Grubunun 70 Million’u”, “Metinlerarası Bir Yapıt: Roberto Gac’ın La Société des Hommés Celéstes’i”, “Ek: Temel Metinlerarası Kavramlar.”

Bölüm adlarından da anlaşılacağı üzere bu kitap, kimi zaman dilbilimin verilerinden de yararlanılarak edebiyatı ve diğer sanatları konu edinmekte, sanatlararası ilişkiler ağı üzerinde yoğunlaşmaktadır. Ele alınan konulardan hemen her birinin metinlerara-sılıkla ilişkisi kurulmaktadır. Ayrıca bu kitap, edebiyatla felsefe ilişkisinin kurulması, “yazınsal aşırma” üzerinde durulması, “benzerini yapma, benzerini yazma” problemine eğilinmesiyle de dikkat çeker. Aktulum’un kalemiyle bu konu ve problemler, Türkçede ilk defa kapsamlı olarak ele alınmış olur.

“Metinlerarasılık/Göstergelerarasılık” bölümünde yazar, metin kavramını tartış-maya açar. Roland Barthes’ın getirdiği “[b]ütün anlamlı kılgılar metin doğurabilirler: Resim, müzik film vb.”16 görüşünü aktardıktan sonra Oswald Ducrot, Jean-Marie Schaeffer, François Rastier gibi metinbilimcilerin görüşleriyle kavramı belirgin kılma yoluna gider. Daha sonra göstergelerarasılık kavramı açıklığa kavuşturulur. Kavrama yazılarında ilk defa yer veren Roman Jakobson’dan başlayarak çeşitli teorisyenlerin görüşleri üzerinde durulur. Göstergelerarasılık “iki farklı gösterge dizgesi arasındaki (örneğin yazının resimle, resmin müzikle vb.) alışveriş işlemini, değişik gösterge dizgelerine ait yapıtlar arasındaki açık ya da kapalı ilişkileri belirtir.”17 şeklinde tanım-lanır. Böylece farklı sanat dalları arasındaki ilişkiler ağı göstergelerarasılık kavramıyla karşılanmış olur.

Kitabın, resim sanatında alıntılamanın ne olduğunu ele alan bölümü “Alıntı ve Resim” ile “Resimlerarasılık” bölümü resim sanatı çerçevesinde teorik bilgiler sunar. Teorik bilgiler çeşitli örnek metinlere göndermelerle desteklenir.

“Yenidenyazmak” bölümünde ise Aktulum’un önceki kitaplarında yer verilen yenidenyazmak konusuna açıklık getirilir, teorik çerçeve genişletilir. Kimi örnekle-melerle ortaya konan bilgiler desteklenir. Yenidenyazma “bir yazarın başka bir yazara ait bir metni, bir gönderge metnini, bir alt-metni (hypotexte) yenidenyazması, onu

16 a.g.e., s. 13. 17 a.g.e., s. 17.

(10)

yeni bir durumda, yeni bir bağlamda, yeni bir okur kitlesi için, yeni işlevlerle, yeni ereklerle dönüştürmesi işlemi olarak tanımlanır. “Yenidenyazma genel olarak, hangi türden olursa olsun, önceki bir metnin, onu taklit eden, dönüştüren, açık ya da kapalı bir biçimde ona gönderen bir başka metinde yinelenmesi olarak tanımlanır.”18 daha sonra yenidenyazma örneklerle desteklenerek açıklığa kavuşturulur.

“Yazın ve Bilim ya da Bilimsel Metinleri Yeniden Yazmak” bölümü, birçok konu ve problem gibi, Türkçede ilk defa gündeme getirilen bölüm olma özelliğine sahiptir. Yazar, önceki bölümde ele aldığı yenidenyazmayı edebiyat ürünleriyle bilimsel çalış-malar üzerinde kimi örneklerle birlikte açıklığa kavuşturur.

“Metinlerarasılık Bağlamında Yazın ve Felsefe İlişkisi” de orijinal bir bölüm olma özelliğine sahiptir. Yazar, öncelikle “yazın ve felsefe arasındaki olası ilişkilere genelleyici değil; sınırlayıcı bir bakış açısıyla, özel bir ilişki biçimi olarak, bir karşı-laştırmalı yazın çerçevesinde değineceği”ni belirtir.19 İki disiplin arasındaki ilişkiler konusunda “kabaca üç tür ilişkiden söz edilebileceğini”20 söyler. Bunları “[b]irincisi bir alılmama; ikincisi bir etki, etkilenme; üçüncüsü de yalın bir karşılaştırma sorununa ilişkindir.”21 belirlemesinde bulunur. Söz konusu belirlemeler çerçevesinde “yazın-felsefe” ilişkisini ele alır.

“Yazın Öğretiminde Metinlerarasılık ve Karşılaştırma Yönteminin Kullanımı” başlıklı bölümde öncelikle Fransa’da edebiyat öğretimi alanında yapılan çalışmalar, çıkarılan yasalar belirtilir. Karşılaştırmalı edebiyat öğretimine ve metinlerarasılığa du-yulan ihtiyaç vurgulanır. Türkiye’de karşılaştırmalı ve metinlerarası edebiyat öğretimi yönteminin uygulanması gerektiği düşüncesi üzerinde durulur.

Edebiyat eserleri çevresinde her dönemde konu edinilen problemlerden biri

aşır-madır. Kubilay Aktulum, “Yazınsal Aşırma” başlıklı bölümü bu konuya ayırmıştır.

Uzun bir bölüm olan “Yazınsal Aşırma”da antik Yunan’dan bugüne kadar aşırmaya başvurulduğu belirtilerek problemin kısaca tarihçesi verilir [üzerinde durulur]. Kimi tanımlamalar ve belirlemelerde bulunulur. Batı edebiyatlarından aşırma konusunda örnekler verilir. Fakat kimin kimden neyi aşırdığı şeklinde bir doküman verme yoluna gidilmez. Daha çok aşırmanın ne olduğu, özgün eserin nasıl belirleneceği konusunda ölçü getirilmek istenir. Bu da problemi teorik çerçevede ele almak anlamına gelir.

“Benzerini Yapma-Benzerini Yazma” bölümü, bir önceki bölüm olan “Yazınsal Aşırma” ile ilintilidir. Bu bölümde yazar, öykünme, taklit, yansılama kavramlarına açıklık getirir. Bir sanat eserinin benzerini yapmanın, benzerini yazmanın ne anlama

18 a.g.e., s. 149. 19 a.g.e., s. 195. 20 a.g.e., a. y. 21 a.g.e., a. y.

(11)

geldiğini anlatır. Antik Yunan’dan başlayarak modern döneme kadar kimi örneklerle görüş ve tespitlerini destekler.

“Metinlerarasılık/Göstergelerarasılık” kitabının son iki bölümü “Videoklip ve Alıntılama: Hold Your Horses Adlı Müzik Grubunun 70 Million’u” ile “Metinlerarası Bir Yapıt: Roberto Gac’ın La Société des Hommes Célestes”i başlıklarını taşımaktadır. Söz konusu bölümlerin her biri başlık adlarına uygun tanımlamalarla ve teorik bilgiyle donatılmıştır. “Videoklip ve Alıntılama: Hold Your Horses Adlı Müzik Grubunun 70

Million’u” ile Aktulum, teorik alandaki çalışmalarını müzik üzerinde uygulama yoluna

gider. “Metinlerarası Bir Yapıt: Roberto Gac’ın La Société des Hommes Célestes” bölümü ise resim sanatının ve resimlerarasılığın konu edinildiği ilginç bir görünüme sahiptir.

Kitapta dikkat çeken bölümlerden biri de “Ek: Temel Metinlerarası Kavramlar” başlıklı olandır. Alfabetik sıraya göre düzenlenmiş olan yetmiş iki sayfalık bu bölümde yazar, “temel metinlerarası kavramlar”a terimler önermenin yanında onlara açıklık getirir, tanımlamalar yapar. Söz konusu kavramlar, metinlerarasılık çerçevesinde ça-lışma yapacak araştırmacılara yol gösterecek genişlikte ve kapsamda açıklanmış ve gerekli tanımlar yapılmıştır. Bu tanımlamaların bir kısmının Türkçede ilk defa ve geniş oylumlu bir şekilde yapıldığının altını çizmek gerekir. Terimlerin parantez içerisinde Fransızca karşılıkları da gösterilmiştir.

Folklor ve Metinlerarasılık

Kubilay Aktulum’un beşinci kitabı Folklor ve Metinlerarasılık22 adını taşımakta-dır. Yazar, bu kitabıyla halk kültürüne yönelir. Bunu yaparken de ele aldığı konulara ağırlıklı olarak çalışmalarının temel izleği durumundaki metinlerarasılık çerçevesinde yaklaşır. Kitapta “Giriş”ten sonra “Folklor-Metinlerarasılık-Söylemlerarasılık”, “Folk-lor-Metinlerarasılık-Göstergelerarasılık”, “Bir Ana-Metin Olarak Nasreddin Hoca Hikâyeleri Üzerine Kimi Dönüştürmeler”, “Folklorun Evrenselleri Sorunsalı Üzerine Bir Deneme”, “Nasreddin Hoca Hikâyelerinin Kimi Evrenselleri Üzerine”, “Halk Kültürünün Posta Pullarında Yansıtılma Biçimleri”, “İstanbul’un Folkloru (Folklore

De Constantinople)” bölümleri ve “Sonuç Yerine” ile “Kaynaklar” bulunmaktadır.

Aktulum’un “Giriş”te Patrick Charaudeau-Dominique Maingueneau’den aktarmak suretiyle epigraf olarak kullandığı “[h]er söylem bir söylemlerarasılığın içerisinden geçer, her söylemin yapıcı iyesi başka söylemlerle çok biçimli ilişkiler kurması, söylemlerara-sılık ilişkisine girmesidir. Söylemlerarası söylem için neyse metinlerarası da metin için odur” sözü, kitabın konusunu ve özünü yansıtır niteliktedir. “Giriş”te yazar, problemi,

(12)

“Folklorik ürünlerde sözlü kültür belli bir bağlama gönderme yapan bir ben/sen ilişkisine göre kullanıma sokulduğundan, önce söylemin alanında yer alır. Zaman içerisinde sözceleme özneleri değişse bile belli bir süre olduğu gibi yinelenir. Ancak folklorik bir ürünün değiş-meden, değiştirilmeden bir dönemden ötekine aktarılması klişeleşme, basmakalıplaşma, müzeleşme tehlikesini doğuracaktır. Oysa kültürel unsurlar durağan değil, devingen bir özelliğe sahip oldukları sürece varlıklarını sürdürebilecektir. Bu nedenle tutucu bakışın, düşünyapısal (ideolojik) duruşun baskın çıktığı folklor alanında yapıtların yalnızca kendi bağlamlarında değerlendirilmeleri arayışı yetersiz kalacaktır (kültürel değiş tokuşların bu denli yoğun olduğu günümüz koşullarında bu görüş daha da haklılık kazanmaktadır). Bir ulusun kültürünün temel unsurlarını canlı tutmanın yolu onların sürekli olarak başka dönemlerde güncellenmelerine bağlıdır. En etkili güncellenme yolu ise başka yapıtlarda yeniden kullanıma sokulmaları, bir başka deyişle söylemlerarası/metinlerarası bir sürece katılmalarıdır.”23

şeklinde ortaya koyar.

“Postmodern olarak nitelendirilen günümüz koşullarında folklorik bir yapıtı sırf benzeşiklik düzleminde sorgulamaya kalkışmanın son derece yanıltıcı olacağını belirtmeliyiz.”24 düşüncesini ileri süren Aktulum’un çalışması, postmodern çağın koşul-larına uygun bir bakışın ürünü olarak anlam kazanır. Aktulum, folklorik ürünlere klasik ve donmuş bir yaklaşımın yerine açık ve canlı bir bakış açısı sunar. Bu da yenilikçi ve sorgulayıcı bir yöntem doğurur. Klasik eleştiri yöntemlerinden çok farklı olan bu bakış, söylemlerarası/metinlerarası ve göstergelerarası okuma yöntemini araştırmacı-lara sunar. Türkiye’de folklor ürünlerine yapılan sübjektif metin tahlillerinden farklı olan bu metinlerarası okuma biçimi, söylem ve gösterge merkezli bir bakış açısıyla folklor ürünlerini anlamlandırmayı teklif eder. Folklorun önce bir söylem olduğunu, “ancak aynı zamanda söylemlerarası bir sürece gereksinim duyduğu”nu25 ifade eden araştırmacı, metinleşen folklorik ürünlerin, dar anlam katmanlarından kurtulmaları ve yeni açılımlara kavuşmaları için metinlerarası yöntemlerle okunmak zorunda olduğunu ifade eder. Durağanlaşan folklorik ürünler, ancak bu yolla yeniden işlerlik kazanacak, yeni üretim süreçlerine girecek ve yeni anlamlara kavuşacaktır. Aktulum’un da ifade ettiği üzere “folklorun önde gelen kuramcılarınca metin yanında metinlerarasılık sürecine vurgu yapılması boşuna değildir.”26 Folklor ve Metinlerarasılık çalışması, folklorik ürünleri kendi başlarına, kapalı ve bitmiş bir metin olarak kabul eden genel anlayışın dışında, onların göstergeleştikten sonra varlıklarını hangi anlam bağlamla-rında sürdürdüklerini gösterir.

Yazar, Mihail Bahtin’den hareketle folklorik ürünlerin “benzeşiklik” yönüyle

23 a.g.e., s. 9. 24 a.g.e., s. 10. 25 a.g.e., a. y. 26 a.g.e., s. 11.

(13)

karşılaştırılmalarının yeterli olamayacağı, çünkü onların “içerisinden başka söylemlerin geçtiği ayrışık bir yapı olarak” tanımlandığını, “[p]ostmodern olarak nitelendirilen günümüz koşullarında folklorik bir yapıtı sırf benzeşiklik düzleminde sorgulamaya kalkışmanın son derece yanıltıcı olacağını”27 ifade eder. Aktulum’un Folklor ve

Metin-lerarasılık kitabına yön veren temel izlek de bu yargı olur. O, dilbilimin verilerinden

yola çıkarak folkloru, dil-söz ayrımı bağlamında konu edinir. Yapısalcı bakışın metni tamamlanmış kapalı bir dizge şeklinde değerlendirmesinin artık yetersiz kaldığını, sıradanlaştığını, “ele alınan yapıtı matematiksel indirgemelere zorlaması[nın] anlamı da dar bir alana sıkıştırma sonucunu”28 doğurduğunu, yapısalcı bakışın yerini artık metinlerarası bir bakışın aldığını belirtir. “Metinlerarasılık sorunsalı metinleşen de-ğerlerin, alışkanlıkların, yaşama biçimlerinin, göreneklerin vb. kurgulaştırılarak yeni bağlamlarda yeniden kullanıma sokulmalarının, dolayısıyla da yeni anlamlarla dona-tılmalarının önünü aralamıştır. Böylelikle durağanlaşan folklorik değerlere devingenlik kazandırılmasının önü aralanmıştır.”29

Yazar, göstergeler, göstergeleşme süreci ve kavramı üzerinde dururken daha çok Charles Sanders Peirce’ün teorisinden yararlanır. Peirce’ün durağan olmayan, kesin sınırları çizilmemiş ve devingen gösterge anlayışı, folklorik unsurların yeni bağlam-larda kullanıma sokulması açısından araştırmacı tarafından tercih edilerek yorumlanır. Aktulum’un ifadesiyle “metinlerarası/söylemlerarası bakış folklorik göstergeleri dura-ğanlıktan devingenliğe çevirerek onların güncelde tutulabilmelerine olanak sağlar.”30 Göstergeye dönüşen folklorik ürünler böylelikle metinlerarası/söylemlerarası ilişkiler ağına da katılmış olur. Folklorik malzemenin kullanıma sokulabilmesini, onun devingen hâle gelmesi, bunun için de öncelikle göstergeye dönüşmesi gereğine bağlar.

Kubilay Aktulum, baştan sona yenilikçi olan çalışmasında metinleraraslıkla ilgili folklor alanında yurt içinde ve yurt dışında yapılan çalışmaları tanıttıktan sonra söylem çözümlemelerinde disiplinlerarası yollar izleyen önemli birkaç güncel yabancı çalış-mayı kısaca tanıtır. Bunlar, Susan A. Steward’ın Nonsense: Aspects of Intertextuality

in Folklore and Literature (Saçma: Folklor ve Edebiyatta Metinlerarasılığın

Görünüm-leri, 1989); Eli Yassif’in hazırlamış olduğu Intertextuality in Folklore: Pagan Themes

in Jewish Folktales from the Early Modern Era (Folklorda Metinlerarasılık: Erken

Modern Dönem Yahudi Halk Hikâyelerinde Dindışı İzlekler, 2009); Ute Heidmann ve Jean-Michel Adam’ın ortak çalışmaları Textualité et Intertextualité des Contes (Masalların Metinselliği ve Metinlerarasılığı, 2010)’dır. Fatima İbrahim, “Le Conte entre écriture et réécriture: tradition ou innovation?” (Yazma ve yenidenyazma arasında masal: gelenek mi yoksa yenilik mi? 2010) adlı çalışmasında Perrault’un masallarını

27 a.g.e., s. 10. 28 a.g.e., s. 11. 29 a.g.e., a. y. 30 a.g.e., s. 12.

(14)

ele alır. Aktulum, Perrault’nun masallarını inceleyen Fatima İbrahim’in çalışmasının önsözünde aktardığı cümleler üzerinde durur:

“Kırmızı Başlıklı Kız tek başına yüzden fazla metnin yazılmasına yol açmıştır, yeniden-yazılan bu metinlerde küçük kız artık zorunlu olarak bir kurban; kurt ise düşman değildir. Eski metinlerin çağdaş olaylara aktarılarak dönüştürülmesi yeni bir içerik yaratmıştır, böylelikle bilinen metinlere farklı açılardan bakılmıştır. Bağlamları değiştirilen ve ye-nidenyazılan metinlerin sayılarının çokluğu eski masalların yenileştirilmelerinin olası olduğunu kanıtlamaktadır.”31

Neticede folklorik metinler de geleneğin ürünü, dolayısıyla eski metinler olarak karşımızda dururlar. “Gelenek” ve “yenilik” kavramları üzerinde Fatima İbrahim’in de teklif ettiği görüşler ışığında duran Aktulum, anlaşılacağı üzere bu metinlere yak-laşımda klasik anlayışın dışına çıkar. Gelenek, çoğunlukla çizgisel tarihin içerisinde geçmişte kalan şey şeklinde düşünülmüştür. Fakat metinlerarası bakışta, çizgisel za-man algısının ötesinde gelenekselleşen ve/veya klasikleşen kültürel unsurlar yeniden üretilerek yaratılır. Buna göre geleneğin ürünleri dönüştürülerek yeniden yaratılır. Böylece “gelenek geçmişin şimdide durağan bir yinelemesi olmaktan çıkar, yeni bir bağlamda devingen bir unsuru durumuna gelir.”32

Halk bilimcilerin yaygın ve kabul görmüş tanımlamalarının dışında geleneksel olanın kültürel anlamda önemli bir bildirisi olan, içerisinde etken bir güç barındıran, bu yönüyle yeniden üretilebilirliğe açık duruma geleni bir kavram olarak kabul eden bu çalışmanın özgünlüğü burada saklıdır. Bu anlayışla geleneğin ürünlerini her devirde canlı duruma getiren bu bakış açısı, kalıplaşmış değerlendirmelerin dışında geleneksel ürünleri değerli hâle getirir.

Aktulum, “folklorik bir yapıtın sınırlı da olsa söylemsel olarak işleyişini bir metin-lerarasılık görüngüsünde konumlandırmak uğraşında”33 olur. Araştırmacı, “[f]olklorik bir yapıtın tarihsel, toplumsal, düşünsel, içerikle ilgili yanı konusunda bu alanda yeterince uzmanlaşmış araştırmacıların yaptıklarını yinelemekten kaçınarak”34 metinlerarasılık konusunda bu sahada daha çok Batı kökenli kuramcıların çalışmalarını çeviri yoluyla aktaran, yineleyen araştırmacılardan farklı olarak, Türk folklorunun ürünlerine yü-zeysel bir bakıştan ayrılmak tavrı olan Türk folklorunu içten kavramayı önerir. Onun çalışmasının özgünlüğü Batı kökenli metinlerarasılık/göstergelerarasılık kuramlarına Türk folkloruna ait unsurlardan yola çıkarak “biz”e ait olana yeni katkılarda bulun-masında saklıdır. Katı kuralları kıran, metin çözümlemesine daha esnek fakat tutarlı bir yapı kazandıran bu bakış, folklor konusunda daha önce yapılan çalışmalardan ayrı,

31 a.g.e., s. 14. 32 a.g.e., s. 15. 33 a.g.e., s. 18. 34 a.g.e., s. 18-19.

(15)

folkloru ve folklorik unsurlarını yeniden yorumlamayı ve tanımlamayı teklif eder. Metinlerarasılığın merkeze konulduğu söz konusu çalışma bu sebeple “kapalı değil, açık uçlu”dur.35

Her bir bölümün kendi içinde başlatılıp sonlandırıldığı çalışmada, bölümler ilk bakışta birbirinden bağımsız gibi görünse de bunlar arasında da akademik anlamda metinlerarası bir bağ söz konusudur. Araştırmacısının alçakgönüllülükle “deneme” niteliğinde tanımladığı bu çalışma, şüphesiz alanında çok yeni ve aykırı bir çalışma-dır. Türkiye’de folklor alanında çalışanların bildik dil kullanımlarının karşısında ayrı bir dil kullanımı da öneren çalışma, ona kadar metinlerarasılık konusunda yapılmış önceki çalışmaların kendi içine “kapalı” yapılarını da kıracak, dönüştürecek güce ve yapıya sahiptir. Bu çalışma ayrıca “dünyada egemen konuma gelen Ute Heidmann ve Jean-Michel Adam’ınkine koşut, aynı içeriğin değişik yönlerini değişik alanların verileriyle açıklamaya dönük olan disiplinlerarası bir işbirliğinin ilk koşulunu yerine getirebilecek”36 özgün ve zamanında anlaşılması ve değerlendirilmesi gereken öncü bir çalışma olarak anlam kazanır.

Yazar, ana hatlarıyla konuyu ya da bir başka söyleyişle problemi ortaya koyduğu “Giriş”ten sonra “Folklor-Metinlerarasılık-Söylemlerarasılık” bölümüne yer verir. Bu bölümden itibaren “Giriş”te ortaya koyduğu konuyu ve buna bağlı olarak kavramları daha geniş çerçevede çözümlemeye girişir. “Yazınsal alandan ayrı olarak folklorda metinlerarası alışverişleri sorgulamanın iki aşamada gerçekleştirilmesi gerektiğini”37 düşünen yazar, sözlü ürünlerin söylemlerarasılık, yazılı ürünlerin ise metinlerarasılık çerçevesinde ele alınabileceğini ifade eder. Buna göre, “[s]özlü ürünler konusunda bir alıcı ve verici arasında sözel bir alışveriş gerçekleştiğine göre sözcenin ana indirgenen ve belli bir süreyi kapsayan üretim süreci bir söylemlerarasılık (Fr. interdiscursivité); sözlü ürünler metinleştirildikleri anda ise söylemlerarasılık sürecinin bir sonucu olan metinlerarasılık (Fr. intertextualité) işlemeye başlar. Dilbilimdeki karşılıklarıyla söy-lersek, söylemlerarasılık bir söylemin üretilme aşamasına gönderen bir sözceleme ve söylem sürecine; metinlerarasılık ise bu sürecin sonunda elde edilen, somut bir kategori olan yazılı bir sözceye ilişkindir.”38 Bölümün “birinci aşamasında” yazılı olan folklor ürünleri bir yana bırakılarak Jean Derive’in “yenidenbiçimlendirme” adını verdiği kavram çerçevesinde sözlü ürünler üzerinde durulur.

Söylemin ne olduğundan başlayarak tanımlamalar yapan araştırmacı, sözceleme ve söylem sürecinin nasıl işlediği, yazılı sözcelere ilişkin kategorilerin nasıl anlam-landırılması gerektiği üzerinde durur. Folklorik olarak sınıflandırılan ürünlerin değişik

35 a.g.e., s. 19. 36 a.g.e., s. 20. 37 a.g.e., s. 21. 38 a.g.e., a. y.

(16)

bağlamlarda sürekli bir yineleme nesnesi durumuna geldiğini vurgulayan Aktulum, yazının aracılığıyla metnin alanına katılan ürünlerin dönüştürme sürecine dikkat çeker. Söylemlerarasılıkla metinlerarasılığın aynı şeyi belirtmediğini ifade eden yazar, ayrın-tılı olarak söylem ve söylemlerarasılıkla ilgili farklı tanımlamalar üzerinde durur. Ele aldığı kavramlar çerçevesinde ayrıntılar üzerinde yoğunlaşan araştırmacı, kuşatıcı bir kuramsal zemin kurma uğraşına girişir. Ona göre söylemlerarasılık kuramının ortaya çıkışı metinlerarasılığın “yazınsal olsun ya da olmasın, biçimlenmiş metinler arasında kesin bir ilişkiye indirgenmesinden doğar.”39 Biçimlenen ve kesin çizgilerle belirlenen metinlerin ötesine geçebilen söylemlerarasılık, böylece edebiyat araştırmacılarına daha geniş bir imkân sunarak kesin sınırlarla biçimlenmemiş metinlerin ve yapıların sanat ve edebiyat eleştirisinde yerini bulmasına imkân tanır.

Aktulum, halkbilimciler için “metin”in bir sorunsal hâline geldiğini, metinlerara-sılığın folklor alanında kullanılmaya başlandığını ifade eder. Fakat metinlerarametinlerara-sılığın yaygın olarak kullanılan yöntemlerinden birisine göre: “yeniden değerlendirmeye alı-nan folklorik ürünler, sözlü ve yazılı geleneği kuran değişik türdeki ürünler arasındaki alışverişleri, etki ve etkilenmeleri vb. belirleyerek geleneksel bir sürerlilik düşüncesini sürdürmeye yararlar, bu açıdan biraz da kaynak araştırmasıyla ilintilidir.”40 Aktulum’un çalışması, Türkiye’deki halkbilimcilerin yaygın olarak yaptığı kaynak araştırmasına ilişkin metinlerarasılık uygulamalarından daha derin ve kapsamlı bir çalışmadır. Bu çalışmada kaynak araştırmasıyla yetinmeyen araştırmacı, folklorik metinlerin farklı açılımlarını ve göndergelerini ele alarak, “metne aktarıldıktan sonra bir okuma nesnesi durumuna” gelen halk düşüncesinin “yeni bağlamında aldığı anlamlar”ı sorgular.41 Böylece “bağlam” ve “dönüştürüm” kavramları anahtar kavramlar konumuna gelir. Araştırmacının ifadesiyle “müzeleşen” folklorik ürünler unutulma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Folklorik ürünler yeniden başka yapıtlarda kullanıma sokularak gündeme gelirler: metinlerarasılık, söylemlerarasılık (bir başka düzlemde ise göstergelerarasılık) doğasında unutulmaya yüz tutan eski ürünleri canlı tutmak adına bir girişim olarak görülmelidir. 42 Folklorik ürünlere modern folklor sorunsalından yaklaşan Aktulum, Jakobson’un bir saptaması üzerinde durur: “Modern folklor artık köken sorunlarıyla uğraşmaktan çok alıntılama, alıntılanan malzemeyi dönüştürme işiyle uğraşmaktadır. Alıntılama edilgen bir edim değil, bir yeniden yaratma işidir.”43 Jakobson’un saptama-larını yorumlayan araştırmacı, böyle bir işleyişin bir uygarlığı belirleyen bireysellikle (söz) uyuşmazlık yaratmayacağını, çünkü masalların, hikâyelerin, toplumsal

alışkan-39 a.g.e., s. 26. 40 a.g.e., s. 27. 41 a.g.e., a. y. 42 a.g.e., s. 30. 43 a.g.e., a. y.

(17)

lıkların, batıl inançların, mitlerin en etkili olarak bu biçimde yayıldığını ifade eder. 44 Kitapta yer alan ikinci bölüm “Folklor-Metinlerarasılık-Göstergelerarasılık” başlığını taşımaktadır. Bu bölümde, bir önceki bölümde ele alınan, sözlü bir yapı-tın söylemlerarasılık bağlamında yeniden kullanımı yerine folklorik tanımına uyan, metinleşen bir yapıtın yazınsal ya da yazındışı bir bağlamda kullanılma süreci kısaca tanımlanır. 45 Folklorik yapıtların güncellenmesi meselesinin önemi üzerinde durulur. Nitekim “bir ülkeyi temsil eden, ulusal kültürün klasikleşmiş temel yapıcı unsurlarını ölü birer yapıt olma durumundan kurtarmanın en etkili yolu onları sürekli olarak yeniden kullanmak, bir başka deyişle güncellemektir.” 46 Diego Carpitella’nın bir yazısından örnek veren araştırmacı, bir folklordan kısaca, “yeniden kurgulanan folklor” olarak söz eder.47 Carpitella, “sözlü ve yazılı geleneğin ‘sürerliliğini’ ve dizgesel özelliğini ortaya çıkaran çalışmaların folkloru sürekli olarak mitolojik bir kökene bağlama zo-runluluğundan kurtardığını belirtir.”48

Aktulum, çağdaş metin kuramcılarının uğraş alanlarına değindikten sonra top-lumsal söylemi, söylemlerarası bir görüngüde ve “söyleşimcilik” kuramını oluşturan Mikhail Bakhtin’den ve onun görüşlerinden yola çıkarak tanımlar, “metinlerarasılık” kuramının öncüsü Julia Kristeva’nın yaklaşımları üzerinde durur. Çünkü metinlera-rasılık “metnin içsel işleyişini aynı zamanda evrensel düzlemde kullanılabilir düzeye çekmeyi amaçlamakta”dır. 49 Metinlerarasılık kuramı bağlamında alıntılanmanın folklorik yapıtlarda yeri üzerinde duran yazar, yapıtların dönüşümleri üzerinde dikkate değer fikirler ortaya koyar: “Metinlerarası bir bakış üzerinden gidildiğinde, folklorik olsun ya da olmasın, kurgusuyla oynanan her yapıt bir bağlam değiştirme sürecin-den geçirilir; dolayısıyla da bir alıntı nesnesi durumuna getirilir. Alıntılandığı andan başlayarak yapıtın sözceleme öznesi de değişir. Alıntılanan yapıtın ben’i alıntılayan yapıtta bir sen durumuna gelir, bir başka deyişle her folklorik ürün özne ve bağlam değiştirme sırasında biçim ve biçimsel dönüşüme bağlı olarak anlamsal dönüşüme uğrar.”50 Metinlerarası bakışın metni güncellediği görüşünü taşıyan araştırmacı, gün-cele taşınan bir ana-metnin (Fr. hypertexte) yeni alt-metinlerin (Fr. hypotexte) ya da gönderge metinlerin oluşmasına olanak sağladığını, folklorik bir ürünün sürerliliğini sağlamanın en etkili yolunun bu olduğunu belirtir.51 Yazar, folklorik ürünlerin metin dışındaki alanlarda kullanıma dâhil edilmesiyle geleneksel verilerin kullanım

alanla-44 a.g.e., a. y. 45 a.g.e., s. 53-54. 46 a.g.e., s. 54. 47 a.g.e., s. 54. 48 a.g.e., a. y. 49 a.g.e., s. 55. 50 a.g.e., s. 55-56. 51 a.g.e., s. 57.

(18)

rının göstergelerarasılık kuramıyla anlamlandırılmaya ihtiyacının olduğunu vurgular. “Bir Ana-Metin Olarak Nasreddin Hoca Hikâyeleri Üzerine Kimi Dönüştürmeler” başlığını taşıyan üçüncü bölümde yazarın değişik ülkelerde, değişik isimlerle anılan Nasreddin Hoca hikâyelerinin yineleme ve yeniden yazılmaya açık olmaları, dolayı-sıyla evrensel oluşları üzerinde durur: “Nasreddin Hoca’nın kişiliği yanında hikâyeleri metinlerarası ilişkiler bağlamındaki anlamıyla bir ana-metin durumuna gelmişlerdir.”52 Yazarın, Nasreddin Hocanın evrensel değerini gün yüzüne çıkaran tespitleri sürekli bir gönderge durumuna gelip alıntılanan Nasreddin Hoca hikâyelerinin içerik ve biçimsel olarak dönüştürüldüklerini ortaya koyar. Bizde önemli bir folklorik değer olarak görülen Nasreddin Hoca’nın kişiliği ve hikâyeleri ile ilgili bu bakış dikkate değerdir ve modern dönemde Nasreddin Hoca hikâyelerine yeni bir bilimsel yakla-şımdır. Kubilay Aktulum’un Folklor ve Metinlerarasılık adını taşıyan çalışmasının kapağında Nasreddin Hoca figürünü kullandığı da görülür. Bunun bilinçli bir tercih olduğu yargısına varmak mümkündür. Nitekim kapakta modernize edilerek, ağırlıklı olarak siyah-beyaz çizilen Nasreddin Hoca figürü, eşeğine ters binen (ana-metinde de Nasreddin Hoca’nın bu özelliği yaygın olarak bilinir), yüzü görünmeyen (sivri burun muzip ve zeki bir kişiliğin göstergesi olarak belirir; sakalı, hoca olmasının doğal bir gereği ve ana-metindeki kişiliğinin sonucudur). Yaşadığı yüzyıla ait izler (çarıkları, eşeğinin üzerine atılan örtü, başlığı gibi göstergeler) bu bilimsel çalışmanın alt fonun-da önemli bir değer olarak karşımıza çıkar. Yine kapakta sağ altta beliren üçgenlerin anlamı üzerinde durmak gerekir. Üçgenler büyükten küçüğe, belirgin olandan flulaşan üçgene doğru ilerlemekte, zamanı temsil eden bir gidiş ve kavisle anlam kazanmaktadır. Bir ana-metin olarak karşımıza çıkan Nasreddin Hoca figürünün geçmişten geleceğe uzanan varlığı, metinlerarasılık bağlamında belirginlik kazanır. Göstergelerarası bir okumaya örnek teşkil eden bu bilinçli tutum folklorik bir malzemenin nasıl modernize edilebileceğini gözler önüne serer.

Aktulum, Nasreddin Hoca hikâyelerinin ülkemiz dışında pek çok ülkede anla-tıldığını, her ülkenin “kendi koşullarına uygun benzer tiplemeler yarattığını”53 ifade ederek, üçüncü bölümde “bir karşılaştırmacı tutumuyla Nasreddin Hoca Hikâyelerinin kimi ülkelerde, kimi yazarlarca yazılan kimi versiyonlarına ilişkin birkaç belirleme yapacağı”nı dile getirir.54 Amacının Nasreddin Hoca hikâyelerinin tüm olası kaynaklarını ortaya çıkararak bir kaynak eleştiri araştırması yapmak olmadığını vurgulayan yazar, “daha çok bitmiş, kapalı birer dizge durumuna gelmiş, kendi içlerinde belli bir isleyişi olan, böylelikle bir tür olarak belirlenmiş Nasreddin Hoca Hikâyelerin[in] metinsel düzlemde yapısal kimi özelliklerini belirleyerek, onların biçimsel olarak sahip oldukları

52 a.g.e., s. 79. 53 a.g.e., s. 80. 54 a.g.e., a. y.

(19)

tipik [diyebileceğimiz] özelliklerinin hangi bakımlardan benzerleriyle örtüştüğünü or-taya koymak” olduğunu ifade eder.55 Hikâyeleri, işleyiş bakımından Batı kültüründeki kimi türlerle (örneğin karnaval) ilişkilendireceğini ifade eden Aktulum, artsüremsel değil, daha çok eşsüremsel bir bakış açısıyla (ancak artsüremselliği tümüyle dışarıda bırakmadan) hikâyelerin uğradıkları kimi dönüşümlerin neler oldukları üzerinde du-racağını söyler. Ona göre “dönüşümün sorgulanması Nasreddin Hoca Hikâyelerinin bir ana-metinsellik özelliğine sahip olduklarını gösterecektir.”56

Nareddin Hoca hikâyelerinin belirgin temel yapılarını merkezine alan araştırma-cı, “Makedonya’da Stradin Hoca; Polonya’da Hodża ya da Chodża; Özbekistan’da Khodja Nasreddin; Azerbaycan’da Molla Nasreddin; Pakistan’da Molla Nesirud-din; Kafkaslarda Moullah NasredNesirud-din; İngiltere’de ve Orta Doğu’da Mulla Nasru-din; Afganistan’da Mullah NasrudNasru-din; Fransa’da Nasr Eddin Hodja; Romanya’da Nastratin Hogea; Arnavutluk’ta Nasredin Hoxha; Kırgızistan’da Nasreddin Afandi; Türkmenistan’da Nasreddin Ependi; Kazakistan’da Nasreddin Hoja; Sırbistan ve Hırvatistan’da Nasruddin Hodza; Bosna’da Nasruddin Khoja; Bulgaristan’da Nastradin Hoca; Yunanistan’da Nastradhin Chotzas” 57 olarak bilinen ve adlandırılan Nasreddin Hoca’nın metinlerarasılık ve göstergelerarasılık bağlamlarında kimi örnekleri üzerinde durur. Yahudi ve Arap kültürlerindeki Nasreddin Hoca hikâyeleri üzerinde de duran Aktulum, karşılaştırmacı bir tavırla daha çok metinsel düzlemde göze çarpan dönü-şümlerin anlamını ortaya çıkaran bir okuma gerçekleştirir.

Kitabın dördüncü bölümü “Folklorun Evrenselleri Sorunsalı Üzerine Bir Deneme” başlığını taşır. Adından da anlaşılacağı üzere araştırmacı, bu bölümde folklorun alanına giren ve yerelin, ulusa bağlılık kavramının karşısında yer alan evrensellik kavramı üze-rinde durur. Yeni bir yöntem önerme arayışında olmayacağını, var olanlardan hareket edeceğini ifade eder. Yazarın da belirttiği üzere folklor bağlamında “evrensellik –Fr. universel– bir durumu niteler, evrenseller –Fr. universaux– bir yapıtın, türün evrensel nitelikli değişmezlerine ilişkin yapısal unsurlardır.”58 Yapısalcı yaklaşımdan söz açan araştırmacı, onların yaklaşımının “yapıtları ölü birer dizge olmaktan kurtarmak, canlı, devingen birer nesne durumuna getirmek, bir çağdan ötekine varlıklarını sürdürmele-rine olanak sağlamak”59 olduğunu ifade eder. Başlığında deneme kelimesi yer alan bu bölümde yazar, çözümsel bir yol izlemeden, kimi kuramsal tanımlamalar üzerinden giderek folklorik olanın evrensellerini belirlemeye, “bir halkın imge evrenine gönderen bir ürünün başka bir halkın benzer ürünleriyle yan yana konduğunda devingenliğini

55 a.g.e., s. 80-81. 56 a.g.e., s. 81. 57 a.g.e., s. 88. 58 a.g.e., s. 101. 59 a.g.e., s. 102.

(20)

sürdürebileceği”ne vurguda bulunur.60 Objektif bir yönü de içinde barındıran bu yak-laşımda Saussure’ün anlatımıyla kendi etnik ortamında, kendi dilinde, kendi kültürel ve toplumsal bağlamında ortaya çıkan dizgeler üzerinde durulur. Folklor çalışanlarının genel kanıyla milli saydıkları folklorik ürünleri yüceltme çabalarının dışında, yapıtların evrensel özelliklerini öne çıkarma teklifinde bulunur. Nitekim bize özgü olarak belir-lenmeye çalışılan folklorik ürünlerin çözümlenmesinde kullanılan yöntemler “ilkelerini bizim belirlediğimiz yöntemler değildir.”61 Evrensellik sorunsalını yöntem sorunsalı ile ilişkilendiren Aktulum, her bilimsel bakışın sonuçta evrensel bir bakış önerdiğini ifade eder. Artsüremsel bakışın ortaya koyduklarını ifade alanına döken araştırmacı, Saussure’ün dil/söz ayrımından evrensellik/yerellik ayrıştırmasını gündeme getirir. Bu ayırım üzerinden kültürel özgüllükleri, kültürel eş metinleri ele alır.

Önceki bölümün devamı durumundaki “Nasreddin Hoca Hikâyelerinin Kimi Evrenselleri Üzerine” başlıklı beşinci bölüm, Folklor ve Metinlerarasılık kitabının belki de en ilgi çekici kısmıdır. Folklor alanında yapılan yerel çözümlemelerin yanında evrensel çözümlemelerin de yapıldığına dikkat çeken araştırmacı, tavır olarak genelde yerel olanın evrenselin önüne çıkarılmaya çalışıldığını söyler. Yazılı olan folklorik bir yapıtın bildirisinin yerele dönük olması gerektiğini vurgulayan Kubilay Aktulum, bu yapıtın folklorik olarak tanımlanması ve sınıflandırılması aşamasında “sıradanlaşması-nın, zaman içinde gözden kaybolmasının önüne geçilmesinin koşullarından birisi, onun aynı zamanda evrensel düzlemde tanımlanmasıyla olasıdır” der.62 Karşılaştırılabilirlik koşulunu sağlayan bir yapıtın böylece yapısal açıdan değerlendirilmesi gerektiğini söyler. Nasreddin Hoca hikâyelerini metin olarak merkeze alan araştırmacı, bu bölümde söz konusu hikâyelerin evrensellerini ortaya koyma çabası içine girer. Daha önce de ifade edildiği üzere yerele dönük olarak kabul edilen Nasreddin Hoca hikâyelerinin evrensel değerleriyle nasıl kullanıma sokulduğu (klasik, özlü söz, karakter, belirsiz kişi, yer ve zaman kullanımları gibi) üzerinde durur. “Folklorik bir yapıtın türselliğine ilişkin biçimsel değişmezleri yanında izleksel değişmelerini belirlemenin evrensellik arayışının bir parçası olduğunu”63 anımsatan araştırmacı, göstergebilimsel ve yapısalcı anlayışların ışığında evrenselin bilinen tanımlarına değindikten sonra hikâyelerin ev-renselliklerini, “bilinen özelliklerinin dışında, arkalarında saklı bulunan kimi yapısal, biçemsel, türsel ve izleksel özelliklerle daha açıklıkla belli ettiklerini”64 ileri sürer. Genelden özele doğru giden bir bakış açısı ve yeni metin anlayışıyla bağlantılı olarak evrensellerin tanımı ve yeri üzerinde duran Aktulum, Nasreddin Hoca hikâyelerini La Fontaine masallarıyla kimi koşutluklar kurarak yaptığı ve alıntıladığı tanımlamalara

60 a.g.e., a. y. 61 a.g.e., s. 108. 62 a.g.e., s. 127. 63 a.g.e., s. 128. 64 a.g.e., a. y.

(21)

göre değerlendirme yoluna gider. Metinlerarasılıktan yola çıkan araştırmacı, evrensel-lerin sanki birer basmakalıp gösterge görünümünde karşımıza çıktığını, basmakalıp görünümü alan yapıların yeni bağlamlarda kullanıma sokulduğunu ifade eder. Farklı bilim insanlarının tanımlarına başvuran araştırmacı, Nasreddin Hoca hikâyeleri ile La Fontaine masallarını evrenseller bakımından karşılaştırır, dönüştürüm ve yenidenyazma kavramlarına vurgu yapar. Bu bölümün esas meselesi, Nasreddin Hoca hikâyelerinin “bir ana-metin durumuna gelmesini sağlayan, onları evrenselin alanına taşıyarak me-tinlerarasılaştıran kimi değişmezlerin neler olduğunu” belirlemektir.65

Kitabın “Halk Kültürünün Posta Pullarında Yansıtılma Biçimleri” adlı altıncı bölümü, halk kültürüyle pullar arasındaki ilişkiler ağını daha çok göstergebilimin verileriyle değerlendiren bir bölüm olma özelliğine sahiptir. Bölüm, yalnızca halk kültürüyle pullar arasındaki ilişkiler ağını göstermekle sınırlı kalmaz, aynı zamanda benzer başka konularda ne tür yazılar yazılabileceğini ve araştırmalar yapılabileceğini de göstermesi bakımından ufuk açıcı olma özelliğine sahiptir. Türkiye’de pek rastlan-mayan böylesi yenilikçi ve ilginç bir konu göstergebilimsel açıdan kültürel bir unsurun posta pullarındaki görünümlerini ortaya koyar. Toplumsal kimliğin imge evrenindeki görünümü olan bu çalışmada PTT’nin pul arşivinden faydalanılmıştır. Claude Lévi- Strauss’un Yaban Düşünce adlı eserinde “küçültülmüş örnekçeler”66 olarak tanımladığı yapı, posta pullarında minimalist yapılar olarak anlam kazanır. Ele alınan pullar daha çok anma pulları şeklinde karşımıza çıkar. Araştırmacının ifadesiyle,

“‘İndirgenmiş örnekçe’ kullanımına uygun olarak her pul üzerinde aynı zamanda gör-selleştirilen bir öykü anlatılır: Nasreddin Hoca Hikâyeleri, Keloğlan, Karaoğlan, Dede Korkut Hikâyelerine ayrılmış pullarda olduğu gibi, söz konusu olan yoğunlaştırılmış, en öze indirgenerek alıntılanmış bir öyküdür ya da çoğunlukla öyküden bir kesit sunulur. Bir ulus düşüncesi, halk kültürünün en belirtkesel bir unsuru böylelikle pul üzerinden en kestirme yoldan anlık sunumlarla (anlık sunumun postmodern estetiğin de temel bir özelliği olduğunu anımsatalım) birer görsel alıntı biçiminde yansıtılır. Mihail Bahtin ‘her düşünyapısal göstergenin yalnızca gerçekliğin bir yansısı, bir gölgesi değil, aynı zaman-da bu gerçekliğin somut bir parçası olduğunu’ söyler (Bahtin, 1977: 27). Posta pulları toplumsal değerlerin yansıtıldığı temel unsurlardır; halk kültürünün yansıları en fazla bu alanda gündeme gelir.”67

Kitabın yedinci bölümünü oluşturan “İstanbul’un Folkloru (Folklore De

Constantinople)”nda Henry Carnoy ve Jean Nicolaïdès’in ortak çalışmaları olan Folklore de Constantinople konu edinilir. Fransız seyyahların gezi yazılarına da

de-ğinilen bölümde, öncelikle gezi yazıları konusunda tanımlamalar yapılır, gezi yazıları

65 a.g.e., s. 148. 66 a.g.e., s. 149. 67 a.g.e., s. 151.

(22)

için teorik çerçeve çizilir. Daha sonra Henry Carnoy ve Jean Nicolaïdès’in İstanbul’un Folkloru (Folklore De Constantinople) kitabıyla daha önce yazılmış olan gezi yazıları üzerinde metinlerarası ilişkiler ağı belirlenir. Böyle bir yönteme başvurmasını ise Aktulum şu şekilde açıklar:

“Folklorik tanımlamasına uyan sözlü ya da yazılı yapıtlar bir ülkenin kültürel değerleri konusunda bilgilendirmek adına başka yapıtlarda (daha çok turistik amaçlı olanlarda) sıklıkla alıntılanırlar. XIX. yüzyılda moda olan Doğu’ya, özellikle Türkiye’ye yapılan gezilerin sonunda yazılan gezi anlatılarında bu uygulamanın örneklerine sıklıkla rastlan-maktadır. Gidilen ülkenin düşünce biçimi, gelenekleri, görenekleri, yaşama alışkanlıkları vb. konularda önceden yazılmış yapıtları okuyan, ansiklopedileri karıştıran, resimleri ya da gravürleri gören yolcu-yazarlar ister istemez bilinen, kalıplaşmış imgeleri yinelemekten geri durmazlar. İkinci elden bilgilerin yoğun olarak kullanıldığı bu türden anlatılarda gerçeklik bizim dışımızda başkalarının gözüyle aktarılırken hem görülen yerler konusunda tarihsel, coğrafi bilgiler aktarılır, hem de o yerlerin kökenleri konusunda anlatılan, oralara ilişkin efsaneler yinelenirler. Yazarlar kendi kültürlerine ait bilinen özellikleri görülen yerin ben-zer özellikleriyle karşılaştırır, kültürel coğrafyalarını belirleyen temel kalıtların arayışına çıkarlar. Kimi düşünyapısal eğilimlerin kendini belli ettiği bu türden uygulamalarda ortak kültürel göndergeler yanında, özel göndergeler gezi söylemine karıştırılır. Henry Carnoy ve Jean Nicolaïdès, ortak çalışmaları olan Folklore de Constantinople’da batılı gözüyle İstanbul’un folklorunu yenidenyazarlarken hem bilinen özellikleri yinelerler hem de bir dizi dönüştürüm işlemiyle gezi anlatılarının bilinen yapısal özelliklerine uygun davranırlar.”68 İstanbul Folkloru’na nasıl bir yöntemle hangi amaçla yaklaşacağını yazar,

“[b]içemsel bir sorgulamayla bir gezi anlatısı bağlamında kullanıma sokulan folklorik unsurların, oldukça sınırlı da olsa, hangi yapılarda kullanıldığına, bir başka deyişle me-tinselliğine (Jean-Michel Adam ve Ute Heidmann’ın önerdikleri tanımlamaya göre metin-sellik ‘bir metnin bütünlüğünü ve özgüllüğünü sağlayan merkezcil güçleri’dir) (2010:19) ilişkin kimi saptamalar yapacağız. Ancak bir adım daha ileri atarak yapıtın metinselliğini ağırlıklı olarak bir metinlerarasılık/söylemlerarasılık (yine Adam ve Heidmann’a göre, metinlerarasılık ‘her metni çok sayıda başka metne açan merkezkaç güçleri’ belirtir) çer-çevesinde tanımlayacağız. (...) bizde ve yurt dışında üzerinde hiçbir çalışma yapılmamış, folklorik kategorisinde sınıflandırılan bir yapıtın içsel işleyişine ilişkin kimi belirlemeler yanında metinlerarasılık bağlamında özgüllüğüne ilişkin bir dizi saptama yapmaktır.”69

şeklinde açıklar. Evliya Çelebi’den başlayarak Batılı birçok gezi yazarının yazısıyla metinlerarasılık kurar. “Alphonse de Lamartine, François René de Chateaubriand, Gustave Flaubert, Théophile Gautier, Gérard de Nerval, Pierre Loti, Claude Farrère gibi çok sayıda yolcu-yazarın kaleme aldıkları ve ‘Doğuya Yolculuk’ başlığı altında yayımladıkları yapıtlarında izledikleri yöntemle Henry Carnoy ve Jean Nicolaïdès’in

68 a.g.e., s. 171-172. 69 a.g.e., s. 172-173.

(23)

izledikleri yöntem oldukça benzeşmektedir.”70 yargısında bulunur. Aktulum, ilk aşa-mada öz biçimde gezi anlatılarının metinsel özellikleri üzerinde durur. Böylece ele alınan gezi yazılarının metinlerarası boyutunun daha iyi anlaşılmasını sağlamak ister. Arkasından gezi anlatılarında kullanıma sokulan metinlerarasılık boyutunu derleme işlemiyle bağıntılı olarak ele alma yoluna gider. Gezi yazılarının gerçeklik ilkesin-den hareket edilerek yazıldığını belirtir. Buna rağmen Batılı gezginlerin gerçeklik ilkesine fazla bağlı kalmadıkları, daha çok kafalarında tasarladıkları Doğu imgesiyle gezi yazılarını kaleme aldığını ifade eder. Folklorik malzeme bakımından daha önce yazılan gezi yazılarıyla İstanbul Folkloru arasındaki benzerliklere dikkat çeker. Kimi örneklemelerde bulunarak folklorik bağlamda söz konusu gezi kitabıyla öncekiler arasındaki metinsel ilişkiler ağını ortaya koyar. Şüphesiz böyle bir okuma biçimi amaç-sız değildir. Bu tavır, gezi yazısı kaleme alan yazarların daha önce yazıya geçirilmiş gezi yazılarından yararlanma yöntemlerini, gözlemlerden ve kalıp sözlerden yapılan alıntılamaları göstermeye yönelik bir okumadır. Bu okuma biçimi, günümüzde bazı araştırmacıların tarih içerisinde Doğuyla ilgili kalem ürünleri veren oryantalistlere yönelik tuzak kurma, kasıtlı kötücül Doğu imgesi oluşturma bilincinden ayrı ve yeni bir yöntem sunar, bilimsel kıstaslar içerisinden elde bulunan malzemeyi değerlendir-me uğraşı olarak anlam kazanır. Evliya Çelebi’nin Seyahatnâdeğerlendir-me’si ile Folklore de

Constantinople’u zaman zaman karşılaştırma yoluna giden araştırmacı ana-metin,

gönderge metin sorunsalları çerçevesinde yenidenyazma kavramı üzerinde durur, araştırma doğal seyrinde Seyahatnâme’nin özgünlüğünü ortaya çıkarır.

Kitabın son kısmını “Sonuç Yerine” başlığıyla kaleme alınan bölüm oluşturur. Bu kısımda yazar, Ovidiu Varga’nın görüşlerinden hareketle öncelikle folklorik ürünlerin yaşama gücüne ve canlılığına dikkat çeker:

“Ovidiu Varga, ‘les Variantes folkloriques et les Conditions de leur survivance’ (Folklorik varyantlar ve yaşarlıklarının koşulları) adlı yazısında folklorcuları en fazla uğraştıran konu-lardan birisinin çağdaş folklorik ürünlerin eş metinleri (varyantları) olduğunu bildirir. Her eş metin (ve benzer metin) metinlerarası/söylemlerarası bir sürecin başlangıcı olduğundan, genel olarak folklor katmanlaşmış bir ürün olmaktan çıkar, durağanlaşmış bir nesne, donuklaşmış bir kaya yerine sürekli dönüşüm halinde olan toplumsal ve tarihsel bir olgu durumuna gelir. Kuşkusuz dönüşüm halinde olan folklorun alanında konumlanan sözlü ve yazılı yapıtlardır. Toplumsal bilincin biçimlendirilmiş bir yapısını temsil eden folklor yine toplumsal bir gereksinime bağlı olarak, her dönemde belli bir işlev yerine getirir. Özünde öyleyse bir dönüşüm düşüncesini barındırmaktadır. Her halk, her yeni nesil kendi folklo-runu toplumsal ve tarihsel koşullara, kendi ahlaki görünüşüne ve tinsel gereksinimlerine göre yeniden yaratır, biçimlendirir, onu dönüştürerek yeniden üretir. Constantin Brailoiu ‘Esquisse d’une méthode de folklore musical’ (Müziksel folklorun yöntemi üzerine bir taslak) adlı çalışmasında ‘halk melodisinin kendinde somut hiçbir gerçekliği bulunmadı-70 a.g.e., s. 173.

Referanslar

Benzer Belgeler

tilerinden, Ruşen Eşref: Boğaziçi, Aynlddar’ ında yol üstü birkaç çeşme adlı nesirinde Paşalimanı’ndan - Çen gelköyü’ne kadar uzanan bir

Bu çerçevede oluşan bellekten gelecekte de yararlanmaya devam edecek olan Millî Folklor, Türk sosyal ve insani bilim çalışmalarının uluslararası ve küresel

Milletle- rarası Türk Halk Kültürü Kongresi / Halk Edebiyatı Seksiyonu Bildirileri / II1. Dergi Ve Armağan Yazıları Ve

30 sayfa olan bu bölümde 76 fıkra yer almak­ tadır. Bu bölümde Nasreddin Hoca fıkraları ola­ rak anlatılan fıkraların az bir kısmı uydurma ol­ mayan, herkesin

Gagauzlara komşu bir Türk halkı olan Dobruca Tatarlarının Nasreddin Hoca fıkraları da 1983'te yayımlanmıştır.. Yukarıda anılan yayınlarda, Boratav, Koz ve

Bazı Nasreddin Hoca fıkralarının bütünü bir deyim veya atasözü ile ilgili iken bazen de deyimler ve/veya atasözleri, anlatı içinde dolaylı olarak ve yeri

Genetik çalışmalarda yaygın olarak kul- lanılan hardalgiller ailesinden küçük bir bitki olan Arabidopsis bitkisi, yapılan yeni bir çalışmada da model bitki olarak

K aliforniya Teknoloji Enstitüsü’nden (Caltech) Paul Rothemund ve bu alanda çalışan diğer bilim insanları nano ölçekte (metrenin milyarda biri) yapıla- rın nasıl