\d
•
00
'İ hDÜNYA BAŞKENTİNİN KAPISI
9Sultanahmet
Bugün İstanbul’un yedi kapısı var: Haydarpaşa, Sirkeci garları;
Harem, Trakya, Anadolu garajları; Tophane limanı ve Atatürk
Havalimanı. Bunlara bir kapı daha eklemeli: Sultanahmet
kapısı. Dünya başkentinin kapısı...
t t
Refik Durbaş
S
ultanahmet Camisi’nin dış avlusu, beyaz kum ile dö şenmiş ve türlü türlü meyve ağaçlarıyla süslenm iştir. Dört tarafından sekiz kapısı vardır. Kuze yinde medrese kapısı ve o tarafta Sultan Ahmet’in nurlar dolu türbesi vardır. At- meydanı tarafı üç kapıdır. Yine o meyda na bakan birçok pencere vardır. Bütün kapılar baştanbaşa kale kapısı gibi yeni ka pılardır. Dışarısı Atmeydam’dır ki bir baş tan bir başa geniştir. Bu meydanın güney tarafı imarettir. Fakirler doyurulur. Bir zi yafet evi, bir hastalar evi, bir de sebil var dır.”Ol hakîr ve de fakır Evliya Çelebi, “ Se- yahatname” sinde böyle tarif eder Atmey- danı’nı. Yani bugünkü adıyla Sultanahmet Meydam’nı...
Aradan kaç yüzyıl geçti? Gerçi adı de ğişti, ama özü pek değişmedi Sultanah met’in. Ziyafet evi “ Tarihi Halk Kebap çısın d an Vitamin”e, simitçisinden döner- ci büfelerine hâlâ yaşıyor.
Hastalar evi, bir baştan bir başa geniş liğiyle parkın bütün kanepeleri. Sebil ise bir yanda “ Sultan Sofrası Cafe-Çay Bah
çesi” , “ Cafe Sebil” ile bir yanda “ Cafe Bodrum Pub” , “ Kare Jazz” ile hükmü
nü sürdürüyor. Elbette sebilullah su yeri ne ya çay içeceksin ya da içine nane yaprağı atılmış cin tonik.
Ben her zaman buzsuz rakıyı tercih et tim.
Evliya Çelebi, “ Derviş Çay Bahçesi” n- de kıtlama çayını yudumlasın, görelim ba kalım nicedir bir hafta sonu Sultanahmet Meydanı’nın ahvali...
Ekim güneşi Alman Çeşmesi’nin saçak larına vuruyor. Çeşmenin gölgede kalan merdivenlerinde iki sarışın turist. Oğlan kolunu kızın boynuna dolamış. Başlarının üzerinde üç-dört güvercin. Güvercinler de öpüşüyor, kızla oğlan da...
Çeşmenin çevresinde bisikletleriyle ya rış eden küçük çocuklar.
Metin Deniz’in “ Adsız” adlı yapıtı kaç
yıldır burada duruyor, Evliya Çelebi’ye bir sormalı.
Bu portatif piknik masa ve sandalyesi de... Çayı kendilerinin demlediği belli.
Gü-F o to û ra fl a r: F R D A I Y A Z IC I
Kışa girerken, sisli bir İstanbul sabahında Sultanahmet Camisi, bir turist ve küçük ayakkabı boyacısı, meydanın son sessiz saatlerini tadıyorlar...
neş neredeyse çay bardağının içine düşe cek.
Üç genç Dikiiitaş’ın önünde durmuş, bi ri iki büklüm resimlerini çekiyor. Bir tu rist ise dördünün birden.
Ve Cankurtaran’ın kadınlan. Hayat pa halılığından ve gelin-kaynana kavgasından başka şey konuştukları görülmüş mü hiç?
“ Sultan Sofrası” ağzına kadar dolu. Bir ayakkabı boyacısı elinde bir çift terlik ma saların arasında dolaşıyor:
— Esküzmi şusay.
Gözleri masaların altındaki ayakkabılar da:
— Var mı ayakkabısını boyatan.
Dikilitaş’ın üzerindeki yazıları okuyamı yorum, ama boyacının sandığının üzerin dekiler hiç de yabancı değil:
“ Sen Servete Yakışırsın” , “ Aşkın Kal bimde Yara.”
Güneşin rengini Sultanahmet’te görme li.
Çocukların ellerindekini ve Ayasofya’- nın önündeki kartpostalları toplasanız da bir renk mutlaka eksik kalacaktır. Binbir türlü yeşilden bir yeşil eksik, binbir türlü beyazdan bir beyaz eksik, binbir türlü kır mızıdan bir kırmızı eksik.
Bu, insan kokusunun rengi...
Bu kokunun rengini yakalamak için mi her adım başında bir fotoğraf filmi satıcı sı?
Bu kartpostallar bunca insan mozayiği- nin bir yankısı değil mi?
Atmeydanı sokağın başında küçük he diyelik eşyalardan alıp herkese dağıtmak
geliyor içimden. Bu güneşli ekim gününün bir anısı olsun diye...
Sultanahmet Camisi’nin önünde sıra sı ra banklarda oturan bunca insanı hangi kartpostalda görebilir bir fotoğrafın ob jektifi? .
Ayasofya turistlere kalsın, biz karşıya,
Şeftali sokağa vuralım.
Sultan Pub’un içi görünmüyor. Ama masalar dolu. Kimse kimseyi görmesin di ye bilerek karartılmış sanki.
Karşıdaki küçük park ayrı bir insan mo- zayiği. Akşamdan kalma bir ihtiyar ban kın üzerine Samsun sigarasıyla kibritini koymuş geçen günlerini düşünüyor.
“ Cafe Bodrum” ve “ Tüıiel Pub” daha
kapalı.
Kokoreççinin kokusu bütün sokağı sar mış. Oysa köfteci daha mangalını yakma mış. Köfteler bir tepsi içinde hazır. Kömür de. Bir kibrite bakıyor her şey.
Avukatlar Yakacık’a gittiklerinden her halde, Divanyolu’nun insan trafiği pek yo ğun görünmüyor.
Evliya Çelebi’nin yazdığına göre İstan bul’un bir sürü kapısı varmış: Ahırkapı,
Kumkapı, Yenikapı, Topkapı, Edirneka- pı, Ayakapı... Daha sayamadığımız kapı
lar...
Bugün İstanbul’un yedi kapısı var:
Haydarpaşa, Sirkeci garları; Harem, Trakya, Anadolu garajları; Tophane lima
nı ve Atatürk Havalimanı. Bunlara bir kapı daha eklemeli: Sultanahmet kapısı. Dünya başkentinin kapısı... □
Bizans’tan bu yana
Bin sekiz yüz yıldır, tarihin belli başlı her kilometre
taşından nasibini alan Sultanahmet Meydanı, yapımına
başlandığı günden bu yana, önem ini yitirmedi...
S
ultanahmet Meydanı, 1800 yıldır önemini yitirmedi. 196 yılında Roma İmparatoruSeptimus Severus tarafından yapımına başlanan, İmparator Konstantinus dönemin
de “ Hipodrom” olarak bitirilen meydan, Bizans döneminde olduğu kadar, OsmanlIlar dö
neminde de önemini korudu, ilk kez, Sultan Abdülaziz’in son yıllarında, Zaptiye Nazırı Hüsnü Paşa tarafından “ park” yapılan meydan, içerdiği yapıtlar ve çevresindeki müzeler nedeniy
le yerli, yabancı herkesin uğrak yeri olmayı sürdürüyor.
Bizans dönemindeki hipodrom, Halûk Y.Şehsuvaroğlu’nun verdiği bilgiye göre “ Yüzbin
kişi alabilen ve yüksek duvarlarla çevrili, 118.5 metre genişliğinde, 370 metre uzunlu ğunda bir meydandı.”
Hipodrom, siyasal yaşamda önemli bir yeri olan at ve araba koşularının yanı sıra devrimle- rin ve ayaklanmaların da değişmez alanıydı.
Haçlıların 1204 yılındaki İstanbul işgalinden “ hipodrom” da nasibini fazlasıyla aldı. Kay nakların verdiği bilgiye göre, Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u aldığında meydan, “ Çoktan
harap olmuştu...”
Sultanahmet Meydanı, OsmanlIlar döneminde de Bizans’taki işlevini gördü. At ve cirit oyun ları, spor yarışmaları ile şenlikler ve düğünler, “ At Meydanı” adını alan hipodromda yapılı yordu. Özellikle imparatorluğun gerileme döneminde, Yeniçeri ve Sipahi ayaklanmalarının mekânı da yine burasıydı. "Sultanahmet Meydanı” adını ise, 17. yüzyıl başında yapılan Sul
tanahmet Camisi nedeniyle 19. yüzyılın başında aldı.
Sultanahmet Meydanı ve çevresinde, Ayasofya'dan Topkapı Sarayı ile Sultanahmet Ca misine, Türk-İslam Eserleri Müzesi’nin bulunduğu İbrahim Paşa Sarayı'ndan Arkeoloji Mü-
zesi’ne dek uzanan pek çok müze bulunuyor.
“ Sultanahmet Meydanı ve çevresinde, görmeye değer neler var?” deyip alt alta sıra
ladığınızda ise, uzun bir liste oluşuyor:
Dikilitaş: Mısır’da 111. Firavun Tutmosis’in (i.Ö.1504-1450) Karnak Tapınağı'nın önüne
diktirdiği, oradan da 1. Theodosius zamanında, 390 yılında Bizans’a getirtilen, üstünde hi yerogliflerin, kaidesinde imparatorun yaşamına ve at yarışlarına ilişkin kabartmaların bulun duğu 30 metre yüksekliğindeki dikilitaş.
Örme Sütun: 10. yüzyılın ilk yarısında VII. Konstantinus’un yaptırdığı söylenen üstünde
ki bronz kaplamaların 4. Haçlı Seferi’ni izleyen Latin İstilası” (1204-61) sırasında söküldü ğü 32 metre yüksekliğindeki sütun.
Burmalı (ya da Yılanlı) Sütun: Yunanlıların İ.Ö.479’da kazandığı “ Plataia Zaferi” nden
sonra Persler’in silahlarından dökülüp Delphoi’deki Apollon Tapınağı’ nın önüne dikilen ve 1. Konstantinus zamanında (4. yy.) Bizans’a getirilmiş olan sütun.
Burmalı (ya da Yılanlı) Sütun: Yunanlıların I Ö.479’da kazandığı “ Plataia Zaferi” nden
sonra Perslerin silahlarından dökülüp Delphoi’deki Apollon Tapınağı’nın önüne dikilen ve
1. Konstantinus zamanında (4. yy.) Bizans’a getirilmiş olan sütun.
Alman Çeşmesi: Alman imparatoru II. Wilhelm’in li. Abdülhamit için yaptırdığı çeşme
(1901).
Sultanahmet Camisi.
Ayasofya Müzesi: Ve avlusunda bulunan II. Selim, III. Murat ile I. Mustafa ve Sultan İbrahim'in türbeleri. I. Ahmet Türbesi. Topkapı Sarayı. Aya İrini. Arkeoloji Müzesi. Türk-İslam Eserleri Müzesi'nin bulunduğu
İbrahim Paşa Sarayı. III. Ahmet Çeşmesi. Mozaik Müzesi: Sul
tanahmet Külliyesi için
de bulunan Arasta’da
sergilenen “ Büyük Sa
ray "a ait mozaikler.
Yerebatan ve Binbir- direk Sarnıçları.
Sinan’ın yaptığı Hase ki Hamamı.
Küçük Ayasofya Ca misi.
Firuz Ağa Camisi. Fatih döneminde ya pılan su terazisinin di binde Roma ve Bizans döneminde, İstanbul’un
“ sıfır noktası” kabul
edilen mermer biok.d
Cem Hamuloğlu
19
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi