• Sonuç bulunamadı

Ömer Seyfettin'in öyküsü...

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Ömer Seyfettin'in öyküsü..."

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

2 MA YIS 1986

PENCERE

Ömer Seyfettin’in

Bir Öyküsü..

Ömer Seyfettin’in Bulgaristan’da en sevdiği yer “Lajina” imiş.

"Tuhaf B ir Zulüm " adlı öyküsünde böyle yazıyor. Lajina’da pek

sevdiği arkadaşı Koştanof’la buluşuyorlar. Koştanof bir akşam yemekten sonra Öm er Seyfettin’e diyor ki:

Seni bu akşam b ir eski diplomatımıza takdim edeceğim ; gayet iy i Türkçe b ilir; gençliğinde İstanbul’da okumuş.

Sözü geçen diplomatın adı Gospodin Kepazef. Bu “antika"

bir adamdır. Avrupa’nın diplomatlarını beğenmez, Bismark’a

“düşüncesiz" diye yüklenir; Rusya’da aklı başında adam olma­

dığına yeminler eder. İstanbulof’un en “a ziz" arkadaşlarından-

mış...

Gospodin Kepazef'in saçı sakalı bembeyaz, yüzü kıpkırmı­ zıdır. Türkçesi anadili gibidir. Koştanof’u görünce bağırmaya başlar oturduğu yerde:

Koştanof sen ne arıyorsun burada be? Köylülen aldatma­ ya mı geldin? Ah, ben hükümette olsam size gık dedirtmem ya...

Koştanof (sosyalisttir) Ömer Seyfettin’i tanıtınca, Kepazef kuş­ kulu kuşkulu bakar.

Koştanof der ki:

Bu nasyonalist (m illiyetçi)...

Kepazef bir kahkaha atar:

Haydi bre oğlum ! Eğleniyor musun? Türk'te ne sosyalist olur ne nasyonalist...

Ömer Seyfettin kızar:

Fakat Gospodin, niçin olmasın? İşte ben nasyonalistim.

Türk değil misin?

Evet.

öyleyse olamazsın be oğlum.

Niçin otamayayım?

Çünkü Türksün be oğlum.

Koştanof:

Ama Gospodin, bunlar genç Türkler...

İhtiyar diplomat direnir:

Türkün genci de ihtiyan da birdir. Ben onları bilirim , benim kadar dünyada kimse Türkleri bilmez.

Tartışma sürer; ama Gospodin diretir: Türkleride yalnız b ir şey vardır. — Ne?

— Taassup (bağnazlık)...

Evet, taassup!.. Ben Türklerin taassubundan Bulgaristan’da çok yararlandım. Eğer bugün hükümette olsam yine yararlanır­ dım. Hatta Istanbulof benim dâhi olduğuma inanır. Devletimiz yeni teşekkül ettiği zaman ben olmasaydım, Bulgaristan olmazdı. Çünkü Türk o kadar çoktu ki, Sobranya’da eşit olacaktık. Kabi­ nenin yansı da bugün onlardan olabilirdi. Fakat ben, fakat ben...

ir

Gospodin öykünün bundan sonraki bölümünde Türklerin bağnazlığından nasıl yararlandığını anlatıyor. O sırada Bulga­ ristan yöneticileri “ Türklerden kurtulmak için" hep bir "katliam "

düşünürler. Gospodin Kepazef der ki: Siz bu iş i bana bırakın.

Gospodin anlatıyor:

Küçükken aralarında büyüdüm, biliyorum ki Türklerin en aziz hisleri taassuplarıdır. Bütün hayatları karanlık taassuptan başka b ir şey değildir. Sözgelimi domuza fena halde garezdir­ ler. Domuz ne? Allahın zavallı hayvanı bel.. Kendi halinde b ir yaratık. Ama Türk, bu zavallı hayvana öyle garezdir ki, görünce tüyleri ürperir, şeytan görmüş g ib i kızar.

Gospodin Deliorman’a kaymakam olarak atandığında Bul­ garları yanına çağırır, domuzlarını ortalığa salar. Türkler gelip yakındığında yanıtı kesindir:

Biz sizin koyunlarınıza b ir şey söylüyor muyuz?

Domuzlar ortalığı sarınca Türkler yavaş yavaş göçe başlıyor­ lar; Gospodin de göçenlerin topraklarını aldıkça alıyor. Evet,

"Türkler ateş önünden kaçmış gibi yerlerinden yurtlanndan uzak­ laşıyorlar."

Ömer Seyfettin abartma (mübalağa) sanatını çok sever; ama, bu öyküsü kimi acı gerçeklere ---——--- değiniyor; hem düne hem bu­

güne dönük düşünceleri çağ­ rıştırıyor; Türk-Bulgar ilişkileri­ nin geçmişine bir kibrit çaktığı gibi bir özeleştiri de getiriyor. Düşünüyorum : G e rç e k te n Ömer Seyfettin’in vurgulamak istediği kadar bağnaz mıyız?

Referanslar

Benzer Belgeler

değişmeler ve gelişmelerdir. Hızlı değişmeler ve gelişmeler sonucunda BT örgütler- de neredeyse tüm işlevlerde, süreçlerde ve uygulamalarda kullanılabilir bir konuma

■ Turkish/Islamic Schools 452 Jewish Schools 11 Armenian Schools 36 Greek Schools 53 French Schools - 29 Italian Schools 10 American Schools 5 1 British Schools 2 1 Austrian

Hafız Zekâi’nin musiki derslerine de devam et­ tiğini duyan Mustafa İzzet Efendi, Zekâi Dede’ye birkaç İlâhi okutmadan yazı dersine başlamazmış.. Mehmed

Kalust Gülbenkyan, servetini koru­ mak için sarfettiği ateşli ve sürekli gayret yüzünden, bu serveti kullan­ mak için ne istek duvar, ne de vakit bulurdu,

Li- sanımızdaki bütün aslen Arapça, Acemce olan kelimeleri çıkarıp atmak, yerlerine manasını bilmediğimiz eski kelimeleri koymak istiyorlar davasıyla meydana

Yeni Lisan anlayışı henüz genel kabul görmediği için bu sıralar kaleme aldığı dil yazıları -“Ne Vakit Doğru Yazacağız?” da dâhil- hep ilk “Yeni Lisan”

“Osmanlı Edebi- yatı” diye Türkçeden uzaklaşarak vücuda getirilmiş eski lisanla, bu yalnız kâğıt üzerinde kullanılan Enderun argosuyla, konuşulan tabii lisan arasında

Daha sonra Ömer Seyfettin Bütün Ne- sirleri: Fıkralar, Makaleler, Mektuplar ve Çeviriler (Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yay., Ankara 2016)