• Sonuç bulunamadı

Halid Fahri

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Halid Fahri"

Copied!
2
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

TÜ R K E D E B İY A T I T A R İH İ

sözleriyle överken, her hangi bir Türk yurdunu “ san'atm nankör vîrânesi,, diye sıfatlandırması,

hele : \ I

Heyhat... Ey zavallı san’atkâr, yarın t Bembeyaz olunca güzel saçların 1 > Hiç kimse alnına bir çelenk örmez!

Ne kadar yalnızsın bu yerde bilseıı 1 Bir öyle muhite düşmüşsün ki sen % Dinliyenler duymaz, bakanlar görmez!..

'

\

gibi mısralarla, san'attan da, san’atkârdan da çoff, 1 iyi anlayan Türk milletini bir Ermeni san’atkârı kar» K şısında böyle hacil bir duruma düşürmesi, Millî edef M biyat cereyanı ile kolay telif edilir terennümlerden ' değildir (X).

Bu şâir, 1920 gibi, Türk milletinin millî heye­ can ve ıztıraplarla kavrulduğu bir tarihte:

Yıllardır hayatımda bir büyük .heyecan yok İşte şiirlerimin hiç birisinde can yok... Aylarca, senelerce geçen günleri saydım, Ah., eğer aradığım sevgiliyi bıılsaydım Bir kurumuş menbaa dönmezdi böyle gönlüm, Seven bir kalbe artık yaklaşarnazdı ölüm!.. gibi mısralariyle de bu devir şiirinin heyecan ve sa­ adeti yalnız aşkta arayan tarafı için cidden parlak bir örnek vermiştir.

Ayni şairin nihayet 1921 yılında Anadoluya geç. mek lüzumunu duyunca Gurbet yolunda? ismini verdiği bir manzumesinde, vapura binerken - hâlâ - sevgiden, sevgililerden, bilhassa anneden ayrılışın elemini terennüm etmesi, hele:

Fakat anamın gönlü ne hicraıılı, ne-dolu! Senin için, ah, ondan ayrıldım, Anadolu... mısralariyle, Anadoluyu, âdeta minnet altında bira- kacak mısralar sıralaması, bu çağlarda millî îman’ın her şairde tam bir şuur devresine girmediğini gös­ teren deliller arasındadır (2).

Bununla beraber yine ayni şairin Türkün tslan- bulu’nda: “ Burada't'ürkiin nesi var? Eski saltana­ tının vîrânesi var,, diyenlere karşı:

Ey Türkün burada nesi var diyen içinde köpüren gayzı artık yen! İşte, bu kavuklu taşlar bizimdir. Burada .dökülen yaşlar bizimdir!..

şeklindeki içten gelme itirazı, meselâ bütün bir Anadolu toprağı manzumesinden daha vatanperve- râne görünmektedir.

1914 -1921 yıllarındaki hece vezniyle millî ede- biyat cereyanı hareketlerinin en yapıcı şairleri Ziya Gökalp, Fuad Köprülü, Rıza Tevfik, Celâl Sâhir ve Enis Behiç’ten başka Orhan Seyfi, Yusuf Ziya, Hâlid Fahri, Faruk Nafiz, Halide Nusret, Nâzım Hikmet, Necmeddin Halil, A li Mümtaz gibi sîmâ- lardır.

Bunlardan Fâı-uk N âfiz’in, Nâzım Hikmet’in, hattâ Hâlide Nusret ve Necmeddin Halil’in Türk edebiyatındaki hakikî şahsiyetleri daha çok Cumhu­ riyet yıllarında teşekkül etmiştir. Tıpkı Celâl Sâ­ hir gibi her devrin edebî hüviyetine iltihak etmeğe çalışan Hâlid Fahri’nin de Cumhuriyetten sonra de- vam eden bir edebî siması vardır. Bütün bu şâirler içinde 1927 den sonra edebiyatı hemen hemen terk eder bir durum alan Enis Behiç’ten sonra en mühim olarak Orhan Seyfi ile Yusuf Ziya’dır ki, Cumhuri­ yeti müteakip Akbaba mizah mecmuasını çıkara- rak uzun müddet edebiyatın mizahçılığını yapmak suretiyle hakikî san'at kaygusundan uzak durmuş, lar ve Türk edebiyatı tarihindeki en parlak

mevki-1. Bakınız: Altıncı kitap: Sayla: 22. 12. Mayıs-1920. 2. Bakınız: Sekizinci kitap: Sayla: 6.

______ ____________________________________ _______ 371

’ -

r :

,

ı ; .y

-/ , <

lerini evvelce hece cereyamna yapmış oldukları hiz­ mete borçlu kalmışlardır. Ayni şairlerin son za­ manlarda roman, tiyatro, edebî tetkik, biyografi, antoloji, hattâ şiir neşretmek suretiyle giriştikleri çeşitli faaliyetleri ise onların hece vezni cereyanı esnasında teşekkül eden edebî şahsiyetlerine fazla bir şey ilâve edememiştir.

Neşriyat hayatına atıldığı H Â LİD F A H R İ : 1912 yılındanberi Türk edebi­

yatında şiir, tiyatro, edebî tetkik, kom an vesaire gibi çeşitli edebî nevilerde telif ve tercüme bir çok eserler neşreden Hâlid Fah­ ri, edebiyatımızda kâbuslar ve buhranlarla bazan ince ve içli, bazan taşkın ve ihtiraslı aşk ve arzu ^nöbetleriyle sarsılan,

Ijıütenevvi duygulu bir iç âlemini terennüm e- dâp bir şair olarak iz bırakmıştır (1). Şiir­ lerine ve şiir mecmua, larına “ güzel isimler,, seçmekte büyük bir hü­ ner gösteren bu şair, ilk şiirlerini muvaffa­ kiyetli bir aruzla yaz. mış, hattâ ilk şöhretini Ba,ykuş isimli, aruzla söylenilmiş manzum bir tiyatro eseriyle te­ min etmiştir. Baykuş, bir oğlunu kurdlar par­ çalayan, öteki oğlu ve­ remden ölen ve bütün bu uğursuzlukları bir baykuş sesinde bulan ihtiyar bir köylünün, bu devamlı ve ezici iç ve dış faciaları arasın­

daki çıldırışının hazin hikâyesidir. Mısralarına faz­ laca şairânelik karıştırılmış, bu aşırı romantik eser, yazıldığı ve temsil edildiği 1916 da ve onu takip eden yıllarda büyük bir rağbet görmüştür. Şair 1917 de yine aruzla millî ve vatanî şiirlerden mü­ rekkep Cenk duyguları isimli bir şiir mecmuası ya­ yınlamış ve bu tarihlerde - aruzla eser neşrine de- vam-etmekle beraber- hece vezni cereyamna ilti­ hak ederek hecenin çeşitli vezinleriyle yine müte­ nevvi konular ve duygular üzerinde şiirler söyle­ miştir. Onun aruzdan heceye geçerken terennüm ettiği Aruza veda manzumesi, arkada çok sevgili hatıralar bırakan bir insanın ince ve derin hasret duygular! yle örülmüş, güzel bir şiirdir:

İlk hasretiyle gençliğimin ilk elemleri Ey paslı tellerinde gülen, ağlıyan arfız Ey eski dost yâdedelim eski demleri, Mademki son sadânı dağıtmış, yorulmuşuz. Anlat, alevli bir çölün üstünde ansızın Billûr sesinle hıçkırarak doğduğun günü! Bin bir diyarda bin bir İlâhî güzel kızın Anlat nasıl terennümün inletti gönlünü! Akşam gurûba karşı tüten bir buhurdanın Hüzniyle şâhid olma nihayet zevaline! İran yolıyla, - Zühre tacın, nağme kervanın - Şâlıâne geldiğin gibi şâhâne g it yine!.

Hâlid Fahri, aruzla söylediği şiirlerin en güzel­ lerini Gülistanlar ve harabeler isimli bir kitapta top­ lamış, hece ile terennümlerinin bir çoğunu da ilk defa A ylık kitaplar serisinin Bulutlara yakın isimli

1. Hâlid Fahri 1891 de lstanbulda doğmuş, Gala­ tasaray lisesinde okumuş, Türkiyenin, bilhassa lstan- bulun muhtelit liselerinde türkçe ve edebiyat dersleri okutmuş ve okutmaktadır. Soyadı Ozansoydur.

(2)

372

r t R K E D E B İY A T I TARÎHT beşinci kitabında yayınlamıştır. Daha sonra, ser.

best söyleyişle de şiirler terennüm eden şair Para, van gibi, Balkonda saatler gibi daha canlı ve daha realist bir kısım hayat ve aşk şiirlerini ihtiva edeıı kitaplar neşretmiştir. Diğer mühim eserleri ara- sında Sönen kandiller isimli hece ile söylenilmiş, fa­ kat yine romantik duygularla örülmüş bir manzum piyes, Nedim isimli, Lâle devrini ve Nedim’i yaşat- maya çalışan bir manzum tiyatro eseri, Sulara 'da­ lan gözler adında diğer bir şiir kitabı, Sulara giden köprü isimli bir romanı vardır. Hâlid Fahri Türk edebiyatına telif ve tercüme daha bir çok eserle hiz­ met etmiş romantik ruhlu fakat-hakikî bir san’at âşıkıdır.

Orhan Seyfi “ Millî edebi. O RH AN S E Y F İ : yat cereyanı,, devrinde ince

ve duygulu şiirleriyle tanın­ mış bir şair; bilhassa “ yeni hece,, cereyanına bir terennüm lisanı vermeğe muvaffak olan sanatkâr­ lar arasında esaslı bir vazife görmüş, kudretli bir San’atkârdır (1).

Şiir san’atına önce aruzla söylemek, hattâ aruz­ la gerek dil, gerek ses

bakımından başarılı şi­ irler söylemek suretiy­ le başlayan bu şairin bir çok mısralarında aşk ve taiıiat duygula- r-iyle ürperen bir gönül seslenmektedir. Bunun içindir ki onun, şiir ki­ tabını Gönülden sesler diye isimlendirmesi isa­ betli bir buluş sayılma­ lıdır. '

Orhan Seyfi önce Hiyâbân isimli ömür­ süz bir mecmua çıkar­ mış, daha sonra Türk yurdu ve Yeni mec- mua’da şürler yayınla- mıştır. Fakat onun ilk şöhreti, 1916 da yazdı­

ğı ve bir şiirde üç ayrı aruz veznini serbest müste- zâdlar halinde kullanmak suretiyle seslendirdiği Fırtına ve kar isimli muvafakiyetli manzumesiyle teessüs etmiştir. Fırtına ve kar, yine aruzla söyle­ nilmiş bazı serbest sonnet’ler, eski, yeni diğer man­ zumelerle birlikte 1919 da küçük bir şiir kitabı ha­ linde neşrolunmuştur. Bu şiirlerde Hâinid’in, Fikret ve Cenab’ın, hattâ Yahya Kemal’in âşikâr tesirleri vardır. Bununla beraber bu kitapta gerek “ Mahal­ le evleri,, ve “ tereddüt,, gibi manzumeler, gerek bizzat, “ Fırtına ve kar,, isimli şiir, şairin seçme, görme, duyma ve bilhassa ifade etme kabiliyetinin ilk kuvvetli örnekleridir. Bu kitabı teşkil eden manzumelerdeki temiz tiirkçe, bilhassa aruzla elde edilen ileri bir ses ve söz anlaşması, manzumelerin dikkate değer özelliklerindendir.

Ancak Orhan Seyfinin Türk edebiyatı tarihin­ deki daha sağlam yeri hece vezniyle şiirler yazarak, millî edebiyat cereyanına kuvvetle iştirak ettiği za­ man belirmiştir. Yine 1919 da neşrettiği ve mısra­ ları seslendiriş bakımından hece ile söyleyişin ilk zaferlerinden biri olan Peri kızı ile çoban hikâyesi

Orhan Seyfi Orlıon

1. Orhan Seyti, 1890 da İstanbulda doğmuş. Bey­ lerbeyi rüştiyesinde. Mercan idadisinde ve Hukuk Fa­ kültesinde okumuştur. 1914 te Meclis-i mebusan kerva­ nın kâtipliğinde bulunmuş, daha sonra. Harp akade­ misinde. Harbiye mektebinde ve İstanbulun muhtelit liselerinde edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Türk ede­ biyatına. Resimli dünya, Güneş. Edebiyat gazetesi. Ayda bir. Akbaba. Yeni kalem. Çmaraltı gibi ciddi, mizahi muhtelit mecmualar çıkararak hizmet eden sa­ natkâr. 1946 da Halk partisince Milletveki seçilmiştir. Soyadı Orhon'dur.

isimli zarif masal, onun yeni cereyandaki değer v< önemini meydana koyan bir eserdir. Ziya Gökalp’i ithaf edilen ve ;

Çok eski bir zamanda - Oğuz Han hükümdarmış - tşitmi.ştim “ Turan,, da Bir peri kızı varmış.

mısralariyle başlayan bu masal, aslında her hang; bir Şark masalından farksızdır. Fkat onun, gerek / Oğuz Hanın ismiyle, gerek Turan kelimesiyle baş. f ¡ayışındaki millî hava, gerek yedili hece vezniyle zamanına göre kuvvetli bir nazım tekniği ve bil. hassa çok temiz ve tabiî bir Türk dili ile terennüm edilişindeki özellikler bu manzum masalı, millî ede­ biyat cereyanının örpek verimleri arasına yerleştir, tirmiştir. Kısa bir zamanda dillerde dolaşan, mec. 1 islerde okunan Peri kızı ile çoban hikâyesi’nden başka şair, aylık “ Kitaplar,, neşriyatına da iştirak ederek burada yine aruzdan heceye geçen bir baş. langıç devri için muvaffakiyetli sayılması gereken manzumeler yazmıştır. Bu manzumeler arasında Annemle lıasbihal gibi Küçük sultan gibi, Saz şairi gibi yalnız hecenin değil, şiirin de ciddî başarıların­ dan sayılabilecek manzumeler vardır. Orhan Seyfi, bu devir hece şairleri içinde Rıza Tevfikten sonra! saz şiirine en çok yakınlaşmış olan şairdir. Onun :

Sen gül dalında gonca Ben dağ yolunda yonca Sen açılır gülersin Ben sararıp solunca.

gibi zarif mânileri ve daha bazı şiirleri bilhassa kafiye anlayışı bakımından halk şiirinin yarım ka­ fiyelerine uzun müddet bigâne kalmakla beraber, yine bu şiirden ses almış, kuvvetli söyleyişlerdir. O, bir taraftan yeni hece ile halk şiirini birleştir­ meğe gayret ederken bir taraftan da yine hece ile Divan şiirini mezcetmeğe çalışmış ve hece vezniyle gazeller yazarak kendi devrinde iyi karşılanan zarif manzumeler meydana getirmiştir. Bu çeşitten ola­ rak Gözlerde seyahat isimli güzel ve nükteli bir manzumesi o çağlarda yeni hecenin zaferlerinden biri diye karşılanmıştır:

Çıktım bugün güzellerin gözlerinde seyahate Bu yolculuk bilmem nasıl erecekti nihayete? Mâi gözler pek asabi dalgalı bir deniz gibi Yeşil gözler en ziyâde mütemâyil hiyânete. Sarışınlar yorgun bir yaz semâsını andırıyor ilk büsede başlayacak tâliinden şikâyete. Elâ gözler akşam gibi gölge dolu, hicran dolu. Bu gözlerde hiç tesadüf etmedim ben saadete. Gece oldu... En sonunda siyah gözler geldi, durdum; Bu karanlık yolda artık imkân yoktu seyâhate.

An9al{’ onun bu çeşit manzumelerinde görülen, ciddî şiirden ziyade mizahî manzume lisanı ve bıi nükte zevki, az sonra Orhan Seyfide hattâ bütün ciddî edebiyat anlayışına galebe çalmış ve şair 1922 den sonraki edebî hayatına daha ziyade Akbaba ga ­ zetesinde çalışan bir mizah muharriri sıfatiyle de­ vam etmiştir. Onun arada bir hareketlenen ciddî san­ at hevesi, uzun yıllar bir türlü kararını bulamamış ve san’atkâr mizah ve hiciv vâdisinde çalışmakta ısrar etmiştir. Bu arada söylediği bazı manzumeler, -ta- mamiyle popüler bir mâhiyet taşımalarından dolayı, halk arasında bestelenerek terennüm edilmiştir! Ancak 1935 yılında neşrettiği Ayda bir mecmuasın­ da, Münâcât, Biri var, Vasiyet gibi manzumeleri ile yeni bir hamle yapmak istfyen şair, san’at âle­ minde yine eskisi ölçüsünde bir ses uyandırama- mıştır.

Fakat onun 1941 yılında çıkarmaya başladığı Çmaraltı mecmuası, ikinci dünya savaşının ateşlen­ dirdiği millivetei hava ve millivetei muhit icir,^«

Referanslar

Benzer Belgeler

Jinekolojik kanser tanısı ve beraberinde uygulanan tedaviler, kadının cinsel fonksiyonlarını ve cinsel sağlığını olumsuz yönde etkileyen önemli sağlık sorunlarına

Onbeş kişisel sergi açtı ve pek çok karm a sergiye

44 Temsilciler sürekli halka hesap vermek durumunda ve her zaman değiştirilebilir olduklarının farkındadırlar, aksi halde eğer halk, temsilcilerini seçtikten sonra

First, central infusion of specific agonists for the receptors of SP (neurokinin receptor 1, NK1R), NKA (NK2R) and NKB (NK3R) each induced gonadotropin release in adult male

Aynı zamanda, yuva merkezinin denize o|an uzaklığı, yuva merkezinin ıslak alana olan uzaklığı, yuvanın denize bakan istikametinde dalgaların ulaştığı maksimum

alt problemi ile ilgili bulgular incelendiğinde; araştırmaya katılan bağımsız anaokullarında ve ilkokullara bağlı anasınıflarında eğitim görmekte olan 4-6 yaş

Hürriyet gazetesinde : «İstanbulu korumadığımız için Avrupa bizi suçluyor» başlıklı çı­ kan yazıda; Dünyanın en ünlü mimari dergisi olan Architectural

Büyük bir sanatkâr, üstün bir insan, candan bir dost o- lan Süleyman Erguner’in bu elim kaybı; sanat çevrelerin de olduğu kadar halk arasın da da derin