SAYFA CUMHURİYET 5 TEM M UZ 1998 PAZAR
10
PAZAR K O N U Ğ U
Kültür Girişimi hareketinin öncülerinden Hıfzı Topuz, Anadolu 'mm zengin mirasından globalleşmeye uzanan etkileri değerlendirdi
Bilgi toplumunda kültürü geliştirmek
C1T J A J J J O Dünyada bugün yaygın olarak tartışılan konulardan birisi
d V KJi ş) ülkelerin kültür politikaları. Çeşitli uluslararası toplantılar
yapılıyor, kültür politikalarının devletler tarafından mı, yoksa sivil toplum
kuruluşlarının katılımlarıyla mı oluşturulması gerektiği tartışılıyor. Hele Türkiye
gibi bazı ülkelerde kültür politikası görünümü altında kültür politikasızlıkları
yürütülüyor. Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı’na toplam bütçeden yüzde 1 ’lik
bile bütçe ayrılmıyor. Öte yandan dünyada bir globalleşme furyası almış başını
gidiyor. Bu globalleşme furyasına kapılanlar ülkelerinin egemenlik haklarını bir
yana bırakıp kurtuluşu sadece uluslararası cepçilikte arıyorlar. Pek çok kişiye göre
globalleşmenin getirdiği çokuluslu şirketlerin, çokuluslu sermayenin
denetlenememesi kapitülasyonlardan da daha beter bir durum doğuruyor. Bütün bu
konu başlıklarını, yılların gazetecisi, kültür adamı ve son olarak da Kültür Girişimi
adlı bir hareketin öncülerinden olan sevgili ağabeyimiz Hıfzı Topuz’la konuştuk.
SÖYLEŞİ LEYLATAVŞANOĞLU
Sizin bir kültür girişiminiz var. Bu na sıl başladı?
- Yaklaşık bir yıl kadar önce Şakir Eezacıbaşı
böyle bir işe girişti ve 15 kişi onunla bir araya geldik.
■ ■ ■ M Bu girişimin içinde kimler var?
- Şakir Eezacıbaşı, İsmail Cem, Prof. Emre
Kongar, Prof. Metin Sözen, Talat Halman, Nilü fer Göle, llfuk Esin, Bozkurt Güvenç, Prof. Hüs- rev Matemi. Doğan Hızlan, Ekmelettiıı İhsanoğ- lu, İnamın Kuçuradi, Stefanos Yerasimos, Prof. Tahsin Yücel. Amacımız, kültürün korunması
için savaş vermek.
■ ■ ■ ■ Hasıl bir savaş vereceksiniz?
- Kültür varlıklarına saldırı olduğu zaman bil diriler yayımlayıp bir eylem yaratmaya çalıştık. O sırada daha REFAHYOL hükümeti işbaşın- daydı. O zaman bu konu çok önemliydi. “Yeral
tından çıkan parçalara bUe kültür diyorlar” gibi
birtakım sözler söyleniyordu. O zamanki Adalet Bakanı Şevket Kazan, Kültür Bakanı İsmail Kah
raman buna benzer sözler dile getirmişlerdi.
Biz, bunlara bir tepki olarak ortaya çıktık. Bi liyorsunuz, Anadolu’dan 200’den fazla uygarlık geçmiş. Bunların geride bıraktığı yüz binlerce yapıt var. Bunları korumamız, bunlara sahip çık mamız gerekiyor. Her biri birer belge. Dünyanın dört bir yanından herkesin saygıyla, ilgiyle ziya ret edeceği yerler, anıtlar. Bunları değerlendir mek, ortaya çıkarmak lazım. Biz kültürden so rumlu olan kişilere, Kültür Bakanlığı’na, vakıf lara yardımcı olmaya kalktık. Ondan sonra bu Kültür Girişimi’nin desteğiyle İzmir’de Birinci Kültür Kongresi’ni topladık. Bunu düzenleyen İzmir’deki Kültür Vakfi’ydı. Biz, girişimin bütün üyeleri olarak bu kongreye katıldık. Otuzdan faz la bildiri yayımladık. Bu, büyük ilgi gördü; ga zetelerde bununla ilgili uzun yazılar çıktı. Şim di, çalışmalarımızı sürdürürken kültür politika sına el attık.
■ ■ ■ ■ ■ Kültür politikası derken neyi kastedi
yorsunuz?
- Burada şunu anlatmam gerekecek: Kültür politikası kavramı sanıyorum ilk olarak Fran sa’da çıktı. De Gaulle hükümeti kurulmuştu.
André Malraux De Gaulle hükümetinin Kültür
İşleri Bakanı olmuştu. Böylece kültüre büyük bir önem vermeye başladı. Ondan sonra daFran- sa’da bu gelenek devam etti. Bunun yanı sıra UNESCO’da (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim, Kültür Örgütü) Genel Müdür Rene Mario idi. O da Fransız kültürü içinde yetişmiş ve Ecole Nor male Superieur’dan mezun olmuş bir kişi, büyük bir kültür adamıydı. Kültür konusunda daha bi limsel çalışmalar yapmak için birkaç hazırlık toplantısı düzenledi. İlk toplantı 1967’de yapıl dı. Sonra 1970'te Venedik Konferansı toplandı. Oraya Avrupa ülkelerinin Kültür Bakanlıkları temsilcileri ve kültürle ilgili öbür insanlar da ka tıldı. Orada bir politikanın genel çizgilerini sap tadılar. Ondan sonra 1970’ten 1983’e kadar böl gesel toplantılar yapıldı. En son toplantı 1983’te Meksika’da oldu. Bu toplantı büyük yankılar uyandırdı. O toplantıya Jacques Lang, Mélina
Mercouri gibi kişiler geldi. Bunlar Avrupa’daki
kültür varlıklarının korunması için Amerika’ya karşı tepki gösterdiler. Tabii ki Amerikalılar bu nu hiç hoş karşılamadılar.
Yani Amerika, kendi kültür politikala rına karşı çıkılmasına fen a halde kızdı öyle mi?
- Evet, öyle. Ondan sonra UNESCO bu konu yu bir daha ele almadı. Yani 1983’ten 1995’e ka dar bir daha kültür politikalan UNESCO’da yer al madı. Kültürün 10 Yılı diye bir program saptan mıştı. Bunun çerçevesi içinde UNESCO’da “Ge
lişme İçin Kültür” programı hazırlandı. Bunun
için uluslararası bir komisyon kuruldu. Bunun ba şına BM ’nin eski Genel Sekreteri Javier Perezde Cuellargetirildi. Bu komisyon bir yıl çalışarak bir rapor hazırladı. Bu rapor büyük ilgi uyandırdı. ■ ■ ■ ■ ■ Raporun içeriğinde ne vardı?
- Raporda kültür varlıklarının korunması ve kültürün kamu hizmetinde olması için neler ya pılması gerektiği yer alıyordu. Yani burada amaç kültürel kimliği, kültürel çeşitliliği korumaktı.
Kültürel çeşitlilik ve kültürel özgürlük çok önemli bir konuydu.
■ ■ ■ ■ ■ Kültürel özgürlükten ne anlıyorsunuz?
- Kültürel özgürlük mutlaka kültürün devletin
yönetiminde olması gerektiği demek değil. Ak sine... Yani vakıflar, dernekler, sivil toplum ku ruluşları (STK) bu işi gerçckleştirebiliyorlar. Bu durumda eski kiiltürpolitikalannın anlamı değiş ti. Bir, sivil toplum kuruluşları geldi, bir de işin içine kültür hakkı girdi. Zaten kültür politikala rı başladığı zaman hep kültür hakkının altı çizi liyor, bu vurgulanıyordu. Bu yeni bir kavramdı. İnsan haklan bildirgesinde de yer alıyordu.
Ayrıca, bir ülkedeki kültür çeşitliliğinin sağ lanıp sürdürülmesi çok önem kazandı. UNESCO toplantılarında hep söylenenler şuydu:
“Bütün ayrı kültür görüşlerinin yaşatılması, sürdürülmesi bir ülkede kültür çoğulluğunu
sağ-lıyor; kültür çeşitliliğini sağlıyor. Kültürün zen ginliği de kültürün çoğulluğuna dayanır. Bunla rı geliştirmek lazım.”
Bu rapor dağıtıldı, yankılar uyandırdı ve bu ra por çerçevesinde dünyada birkaç toplantı yapıl
dı. Konuşulan konu ise “Bu rapor nasıl uygula maya geçirilebilirdi. Bunun üzerine UNESCO
Genel Konferansı'nda kültür politikaları konu sunda bir konferans düzenlenmesi kararlaştırıl dı. Ve bu konferans, yaklaşık 180 devletin katı lımıyla 30 Mart-2 Nisan 1998 tarihleri arasında Stockholm’de toplandı. Biz de oraya 20 kişilik bir heyetle gittik.
■ ■ ■ ■ ■ Bu heyette kimler vardı?
- Öncelikle Kültür Bakanı İstemihan Talay,
Kültür Müsteşarı Tekin Arbas, Büyükelçi Pulat
Tacer, UNESCO’daki daimi delegemiz, bizden
ise sivil delege olarak Refik Erdııran ve ben ka tıldım.
- Çünkü biz başka şeylerle ilgileniyoruz. Her neyse... Biz bu alınan kararlar ışığında bir top lantı düzenlemeye karar verdik.
Bildiğim kadarıyla kiiltiir girişimi ola rak hu konuda ekim ayında İstanbul’da bir top lan 11 düzen Uyorsunu z...
- Ön çalışmalarımıza göre açılış Atatürk Kül tür Merkezi’nde, konferansın oturumları da The Marmara Oteli'nde yapılacak.
lecek?
Dış dünyadan bu toplantıya kimler
ge-dı?
I Stockholm toplantısında neler ele
alın-Demin anlattığım kararların yaşama
geçiri-HIFZI T O P U Z
İstanbul, 1923 doğumlu. Ortaöğrenimini Galatasaray Lisesi, yükseköğrenimini İstanbul Üniversitesi nde tamamladı. Strasbourg Hukuk Fakültesi ve Yüksek Gazetecilik Merkezi 'nde
eğitim ve doktora yaptı. 1947de Akşam gazetesinde muhabir olarak mesleğe başladı.
TRT’de, BRT'de görev yaptı. Paris’le iletişim merkezi bölümlerinde, UNESCO iletişim Dairesi 'ndeyöneticilik görevleri aldı. Pek çok yayımlanmış makalesi, inceleme, roman ve aııı
dallarında da kitapları var.
- Öncelikle Çek Cumhurbaşkanı Vaclav Havel
gelecek. PerezdeCuellar'ı çağırdık. Ayrıca, Prof.
Bernard Lewis, UNESCO Genel Direktörü Fe derico Mayor, Jacques Lang var. Ama Jacques
Lang, bana birkaç ay sonra yeniden hatırlatın, bi çiminde bir mektup gönderdi.
Jacques Lang bugün Fransız Parlamento- su'nda Uluslararası İlişkiler Komisyonu Başka nı. “Ben bu konferansta konuşursam herhalde
demokrasi konusunda sözler söyleyeceğim. Bu gün Türkiye'de demokrasiye, insan haklarına saygı gösterildiği inancında değilim. Ama bunla rı söylediğim zaman da tepkiyle karşılaşırım.”
Biz onun gelmesini istiyoruz. İnsanlar düşün düklerini söylesinler. Onu davet ettiğimize göre biz artık geri dönemeyiz. Zaten görüşlerini çe şitli yerlerde dile getiriyor.
Bunların dışında Gunther Grass, UNES- CO’nun eski Genel Müdür Yardımcısı Jacques
Rigeaud, Ingiltere Sanat Konseyi Başkanı, Gü
ney Afrika Kültür Bakanı NadineGordiıner, Av rupa Konseyi Kültür İşleri Müdürü Raymond
Weber, Mısır Kültür Bakanı Faruk Hüsnü davet
li. Türkiye’den bildirisini sunacak kişilerde şun lar: Emre Kongar, Ercan Karakaş, Nevzat İlhan,
Tahsin Yücel, Necat Erder, Doğan Hızlan, toaıı- ııa Kuçuradi, Pulat Tacer, Hiisrev Halemi. Ekıııe- leddiıı İlısanoğlu, Bozkurt Güvenç, Niyazi Ök- tem, Selalıattin Yıldırım, Nilüfer Göle, Hakan
A ra la rın d a şair; yazar, gazeteci,
müzisyen, mühendis, mimar, öğretim
üyelerinin de bulunduğu Kültür
Girişimi’nin çıkış noktası: “Ayrı
kültür görüşlerinin yaşatılması,
sürdürülmesi bir ülkede kültür
çoğunluğunu sağlıyor; kültür
çeşitliliğini sağlıyor. Kültürün
zenginliği de kültürün çoğulluğuna
dayanır. Bunları geliştirmek lazım.”
lebilmesi için neleryapılması gerektiği konuşul du. Bizim yaklaşımımız pek bu doğrultuda olma dı. Dışişleri Bakanlığı ve Kültür Bakanlığımız bu toplantıya hazırlanırken “Bize azınlık hakla
rı dolayısıyla bir saldırı geür mi?” konusu üzerin
de durdular.
Lozan Antlaşması, BM İnsan Haklan Bildir gesi gibi belgeler üzerinde çalışmışlar. Öyle an laşılıyor. Oysa azınlık haklan nedeniyle Türki ye’ye bir eleştiri yöneltilmesi hiç gündeme gel medi.
Yani konferansta geçmişten örnekler alınma dı; geleceğe yönelik de “Neyapınaklazım?” ko nusu gündeme geldi. Yani neler yapılması gerek tiği konusunda öneriler oluştu. O zaman da bi zim diyecek bir şeyimiz kalmadı.
Konferansta 36 komisyon kuruldu, çalışmalar yapıldı, büyük bir rapor hazırlandı. Bu bir “Ey
lem Planı”ydı. (Action Plan).
Burada birtakım konubaşlıklan var. Devletle re yönelik, sivil toplum örgütlerine yönelik öne riler var.
Bunların içeriğinde neler var?
- Kültür politikalarının kalkınma stratejisinde yer alması... Birinci ağırlık bu. Yani kalkınma olurken mutlaka kültürle birlikte kalkınma olsun, görüşü savunuluyor. Kalkınma kültüre, kültür kalkınmaya yardım etsin. Bu. yeni bir yaklaşım.
İkinci konu, yaratıcılığı ve kültürel yaşama ka tılımı kolaylaştırmak... Yaratıcılığın üzerinde çok duruluyor. Yani burada amaç, yaratıcı nitelikle ri olan insanların nasıl desteklenebileceği.
Üçüncüsü, kültür varlığını koruyacak ve de ğerlendirecek politika ve uygulamalar. Daha ön ce de dediğim gibi kültür varlıklarını korumak devletlerin işi değil. Bunu zaten devlete bıraktı ğımız zaman işler yürümüyor. Devletin kültür işlerine ayırdığı bütçe, toplam bütçenin yüzde 1 ’i bile değiI. Bu parayla bunun kalkınmasına im kân yok.
O zaman da bütün sivil toplum kuruluşları gö reve çağrılıyor. Dolayısıyla kültür politikalarına devletin yön vermesi söz konusu değil. Sivil top lum kuruluşlarının da o alanda yetkili olmaları lazım.
Sonra, bilgi toplumu içinde kültür ve dil çeşit
liliğini geliştirmek... Bilgi toplumu dediğimiz zaman, bugün televizyonun ne kadar önemli ol duğunu biliyoruz, Interııet’in büyük önemi var.
Bütün bunların içinde kültür ve dil çeşitliliği ne ağırlık vermeli ve bunda devlet yardımcı ol malı, deniyor. Devlet, azınlık kültürlerinin, ye rel kültürlerin geliştirilmesine yardım etmeli, gö rüşü ağırlıkta. Yani, devlet Kürtçe televizyon kur mak zorunda değil. Ama Kürtçe televizyon ku rulursa da ona yardımcı olmalı, desteklemeli, bi çiminde bir görüş. Kürtçe gazete çıkarılır, Kürt çe eğitim veren okul açılırsa devlet buna engel olmamalı, deniyor.
Yani, iiniter devlet kavramıyla kültür çeşitliliği birbirine karıştırılmamalı, deniyor öy le mi?
- Tam olarak öyle. Bir başka konu da,
kültürel gelişmeye daha çok insan ve finans kay nağı bulmak. Bütün bunlar devletlere öneri ola rak getiriliyor. Bunların hiçbir yaptırım gücü yok. Bu rapor konferansta oybirliğiyle kabul edil di. Bizim Kültür
ve
Dışişleri Bakanlıklarının ba zı maddeler üzerinde değişiklik önerileri vardı. Bunlar genelde kabul edildi. Sadece Türkiye için değil, azınlık kültürleri birçok ülke için, örneğin Hindistan için çok önemli. O ülkede o kadar dil. o kadar kültür var. Latin Amerika ülkelerinde de öyle... Bütün ülkeler bu konuda çok dikkatli. Ya sak koymuyorlar, açık bırakıyorlar. Kendi siya sal sistemleri içinde birtakım önlemler alıyorlar, ama kültürlerin geliştirilmesini engellemiyorlar.Bu toplantı kararları devlete verilen bazı yet kilerin sınırlanması bakımından önemli. Çünkü birtakım çalışmalar devletten değil, sivil toplum kuruluşlarından bekleniyor.
Konferans ayrıca kültür hakkı bakımından, bir de ırkçı olmayan kültür, din farklılıkları nedeniy le ortaya çıkan azınlık kültürleri bakımından önemli. Bu Eylem Planı daha bizde pek duyul madı. Herhalde uygulamaya geçirilmesi de pek kolay olmayacak. Şimdiye kadar bu konuda hiç bir şey yazılmadı, ilk kez kamuoyuna siz duyu racaksınız.
H H H B Sizce bu konferansın kararlarıyla ne
den hiç kimse ilgilenmedi?
Karaca, Metili Sözen, Mehmet Kesim, Haluk Şa hin, Ufuk Esin, Oktay Ekinci, ben, Ataol Behra- moğlu. Hüsamettin Koçan. Zülfü Livaneli, Talat Halman, Şakir Eezacıbaşı.
konferansın gündeminde neler
- Öncelikle Stockholm Konferansının karar
larının değerlendirilmesi ele alınacak.
Sonra, gündemde Avrupa Konseyi ülkelerin de kültür politikalan var. Bunun ardından dev letlerin, kültür politikalarının yeniden oluşturul ması ele alınacak. Kültürel haklar, Türkiye’nin çağdaşlaşmasında kültürel yaklaşımlar, siyasal İslamın yükselişinin kültürel etkileri, yerel yö netimlerin kültürel etkileri, kadınların kültür hak lan, gençlerin kültür haklan, yeni teknolojilerin -bilişim ve Internet’in- kültürel etkileri, kitle ile tişim araçlarının kültürel etkileri, arkeolojik SİT’lerin sorunları ve korunması, kültürel ve do ğal varlıkların yağmalanması, globalleşme için de kültür, sanatçıların kültüre katkıları, 2000’li yıllarda dünyada ve Türkiye’de kültürel yakla şımlar konuşulacak.
Siz globalleşme konusunda konuşa caksınız. Sizin globalleşmeyle ilgili ilginç dü şünceleriniz var. Bunları anlatabilir misiniz?
- Biliyorsunuz, globalleşme lafı yeni çıktı. Hat
ta buna bazı arkadaşlarımız “küreselleşme” di yorlar. Ben “küreselleşme” lafını sevmiyorum. Küre, Arapça. Arapçadaıı Türkçe bir kelime oluşturmanın hiç gereği yok. Global ise bütün Batı ülkelerinde kullanılıyor. O zaman ondan kaynaklanan bir sözcük yapalım ve globalleşme diyelim.
MHMHB Peki, globalleşmeden ne anlıyoruz? - Bazı insanlar diyorlar ki her şey açılacak, herkes her şeyden yararlanacak. Oh, ne âlâ ne âlâ. Bütün gelişmelerden yararlanacağız, her şeyi du yacak. öğreneceğiz... Birde globalleşmenin alt yapısı var. Bu altyapı çokuluslu ortaklıkların bü tün dünyada bütün ülkelere egemen olmasına da yanıyor. Devletin yetkileri kaldırılıyor. Devletin
yatırım, sağlık, kültür, çevre korunması alanla rındaki yetkileri bitiyor. Sonuçta da devlet gülünç bir duruma geliyor.
Belediyeler aynı durumda. Ulusal pazarlar uluslararası pazarlara açılıyor. Artık ulusal pazar ların korunması diye bir anlayış kalmıyor. Fi nans bakımından bütün bankalar dışarıya bağlı oluyor. O anlamda devletlerin hiçbir egemenliği kalmıyor.
Devletler ne pazara karşı gelebiliyorlar, ne bankalara, ne para değerlerine... Bunların hepsi dışardan empoze ediliyor. Ve bu arada devletin kamusal hizmetleri ortadan kalkıyor.
Devlet eskiden koruyucu devletti^ Bu işlevi de yok oluyor. Devlet bu durumda güvenlikten bi le biraz arınıyor. Artık bankaların, büyük şirket lerin kapısında polis, asker yok. Oraları özel ko rumalar bekliyor.
Sağlık hizmetleri paralı oldu. Bunlar artık bü yük masraflarla karşılanabiliyor. Devlet hastane leri hem pahalı, hem de bazı güçlükler çıktığı için durumu biraz elverişli olanlar özel hastanelere gidiyorlar.
Eğitim de artık paralı. Bunlar eskiden hep dev let hizmetleriydi. Bu işleri düzenleyenler artık kâr amacıyla bakıyorlar. Bu alanda da devletin müdahale hakkı kalmıyor. İşte, şimdi dünyada global bir pazar yeri demokrasisi kuruluyor. Hu kukta da bunun yanı sıra, birtakım değişiklikler oluyor. Etikte de aynı şeyler oluyor.
Biliyorsunuz, bu globalleşme öyle bir hızla gelişti ki... Bir M Al anlaşması tasarısı ortaya çık tı. Yani Multilateral Agreementon Invenstments (Çok Taraflı Yatırımlar Anlaşması). Cumhuriyet gazetesi bu konuyu çok iyi işledi.
Bu tasarı öyle bir hazırlanmış ki devletin hiç bir yetkisi kalmıyor, büyük yatırımlar, çokulus lu ortaklıklar her şeye egemen ve devletin bun lara karşı hiçbir müdahale hakkı bulunmuyor. Ulusal Mahkemelerde bunların işlerine bakamı yorlar. Kapitülasyonlar bunun yanında hiç kalır. Bunları gizli gizli yapıyorlardı. Ama Fransa bir denbire bunu patlattı. Bunun ardından gösteriler, yürüyüşler, televizyon yayınları oldu. Şimdilik bunu durdurdular...
Çok şükür artık sivil toplum kuruluşlarından, kitlelerden büyük tepkiler geliyor. Bunlar bütün dünyaya egemen değil; bunların karşısında in sanlar, halklar, aydınlar var. Yani her şey satılmış değil. Bütün dünyada buna karşı bir tepki, bir di reniş var. Bu tepkiyi, direnişi güçlendirmek la zım. Bu da sivil toplum kuruluşlarının yapacağı bir şey.
■ ■ ■ ■ ■ Globalleşmenin iletişimdeki uzantıla
rı nedir?
- Bunun iletişimde de korkunç tepkileri var. Stockholm Konferansı’nda da gündeme geldi, sonuç bildirisinde de yer aldı. Dünyada medya mülkiyetinde bir yoğunlaşma (concentratıon) var. Zaten yoğunlaşma olunca ister istemez glo balleşmeye gidiyor.
Yani on gazete sahibi, ya da on televizyon sa hibi üçe inince yoğunlaşma oluyor. Tekel demi yorum. Çünkü o alanda tek bir kuruluş egemen olursa tekel oluyor.
■ ■ ■ H Türkiye ’deki olay tam anlamıyla yo
ğunlaşma, değil mi?
- Evet, öyle, en hızlı biçimde yoğunlaşma da
galiba Türkiye’de oldu. Fransa’da böyle bir şey görülmedi. Biraz İngiltere’de, İtalya’da oldu.
Demek ki hem medya mülkiyetinde, hem de medyanın içeriğinde yoğunlaşma var. Aslında içeriğinde yoğunlaşma değil de tekdüzelik var. Bunu televizyon, gazete, dergi haberlerinde he men görüyorsunuz.
Açıyorsunuz televizyonları, bütün yayınlarda aynı şeyleri izliyorsunuz. Bunun dışında kalan larda marjinal kabul ediliyor. Cumhuriyet gaze tesi gibi... Şimdi marjinaller azaldı.
Asıl büyük medya tekdüzeliğe doğru gidiyor. Bunun karşısında demek ki kafalar da medyanın verdiği tekdüze kültüre göre oluşuyor. Burada bir kültür yönlendirmesi meydana geliyor.
■ ■ ■ ■ ■ Peki, buna karşı medyalarda ne yap
mak lazım?
- Basında dediğim gibi az olmasına rağmen
marjinal gazeteler var. Orada televizyonlar daha güçlü. Bir yanda kamusal, bir yanda özel yayın organları var. Özel yayın organlarının güçleri çok fazla. Onlar büyük reklamlar alıyorlar, büyük şov programları yapıyorlar. Onların “rating”le- ri daha fazla oluyor. Rating topladığı için de ka liteyi istediği gibi düşürebiliyor, istediğini yapa biliyor. Kamusal radyo televizyonlar da bunlar la boy ölçüşmeye kalkıyorlar. Bu, bütün dünya da yaşanan bir olgu.
O zaman da kamusal radyo televizyonlar da kaliteyi düşürüyorlar, ama özel radyo televiz yonların düzeyine gelemiyorlar. Kamusal radyo televizyonlara hem kalitesizlik egemen oluyor, hem de özel radyo televizyonlarla aynı etkiyi ya ratamıyorlar. Bu olguya karşı da bazı görüşler var. Bu Stockholm Konferansı’nda gündeme gel di. Deniyor ki:Frekanslar ulusun malıdır. Fre kansları devlet birtakım organlara veriyorsa bu nun karşılığı olmalı. Bunlar reklamlardan büyük gelir elde ediyorlar. Bu reklam gelirlerinin bir bö lümünü özel radyo televizyonlar kamusal radyo televizyonlara vermelidirler. Kaliteyi sürdüren yayın kurumlan öbürlerinin gelirlerinin bir kıs mından yararlanmalılar.
Bu, çok tutan bir görüş oldu.
Televizyon dışında bugün bir de İnternet çık tı. 60 milyon abonesi var. İnternet yarın daha da büyük bir örgüt halinde dünyaya yayılacak. Bun dan yararlanmak, abone olabilmek herkes için kolay bir iş değil.Bunun birtakım programları var. Ama bunlar bütün ülkedeki sorunları, azın lıkların sorunlarını kapsayacak mı? Ülkedeki ya ratıcı kişilerin görüşlerini, düşüncelerini yansı tacak mı? Onlar egemen olursa öbürleri hiç ge- lişemeyecek, kaybolacak.
Bir tarafta İnternet aboneleri arasında görün meyen bir örgüt var. Cybeı space var. Bu Cybers- pace gittikçe genişliyor. Bunun dışında kalanlar da Cyber Glıetto oluyor.
Şimdi deniyor ki: “Bu Cyber ghettolar nasıl
yok edilebilir? Nasıl bunlar dışarıya açılabilir?”
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi