T.C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
İLKÖĞRETİM ANA BİLİM DALI
SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETMENLİĞİ BİLİM DALI
HURUFÂT DEFTERLERİ’NE GÖRE
SEFERİHİSÂR-I GÜNYÜZÜ KAZASI
Zehra ÇINAR
YÜKSEK LİSANS TEZİ
Danışman
Prof. Dr. Yusuf KÜÇÜKDAĞ
ÖNSÖZ
Osmanlı Devleti’nin uzun yıllar varlığını devam ettirmesi sosyal ve ekonomik yönden güçlü olmasıyla doğru orantılıdır. Sosyal yönden baktığımızda gerek şehirlerin yapısı, gerek eğitim öğretim faaliyetleri, gerekse insana verdiği değer ve kültür öğeleri Osmanlıyı farklı kılmaktadır.
İlk kuruluşundan en güçlü olduğu dönemlere kadar Osmanlı Devleti temel kültür unsurlarını korumaya çalışmış, hatta kültür, yaşantının ana temasını oluşturmuştur. Sosyal yapının geliştirilmesi, kültürün aktarılması da vakıflar, eğitim kurumları ve ibadethaneler yoluyla olmuştur.
Cami, mescit, han, hamam, çeşme gibi sosyal tesisler ve mektep, medrese, zâviye gibi eğitim kurumlarıyla Osmanlı bir bütün teşkil etmiştir. Ben de bir bütünün parçası olan Sivrihisar’ı Osmanlı dönemindeki ismiyle Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’nı Yüksek Lisans tez konum olarak seçtim. Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’nı sosyal, kültür, eğitim, ekonomik ve tarihi yönleriyle tanıtmaya çalıştım.
Araştırma, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’ndeki Hurufât Defterleri temel alındığından çalışmaya “Hurufât Defterleri’ne Göre Seferihisar-ı Günyüz Kazası” adını verdim. Ancak konunun daha kapsamlı olması için Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’ndeki bazı vakfiyeler ve Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki bir kısım vakıf kayıtlarından da yararlandım.
Çalışma, önsöz, içindekiler, giriş, dört bölüm, sonuç, bibliyografya ve eklerden oluşmaktadır. Girişte genel durum ortaya konmuştur. Birinci bölümde Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’nın coğrafî durumu ve tarihçesi; ikinci bölümde Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’ndaki vakıf görevlileri; üçüncü bölümde ibadethaneler; dördüncü bölümde eğitim kurumları ele alınmıştır.
Sonuç bölümünde genel değerlendirme yapılmış, bibliyografya kısmında kaynaklar verilmiştir. Ekler kısmında Seferihisar-ı Günyüzü Kazası ile ilgili bazı belge ve fotoğraflar yer almıştır.
Bu Yüksek Lisans tezini hazırlamam sırasında desteğini esirgemeyen, sabırla bana yol gösteren ve rehber olan danışman hocam Sayın Prof. Dr. Yusuf KÜÇÜKDAĞ’a teşekkürlerimi sunarım. Ayrıca Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi ve Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki personele teşekkürü borç bilirim.
KISALTMALAR
BOA. :Başbakanlık Osmanlı Arşivi bk. :bakınız
Çev. :Çeviren
DİA. :Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi
Ed. :Editör
GN :Gömlek No
H :Hicrî
Haz. :Hazırlayan
Hz. :Hazreti
İA. :İslâm Ansiklopedisi, MEB Yayını
İSAM :Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Araştırmaları Merkezi
M :Milâdî
m :Metre
MEB :Milli Eğitim Bakanlığı MÖ. :Milâttan Önce
R. :Rumî
s. :Sayfa
S. :Sayı
SÜ :Selçuk Üniversitesi
SÜSBE : Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü TTK :Türk Tarih Kurumu Yayınları
VAD. :Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi Defteri VGM :Vakıflar Genel Müdürlüğü
vr. :Varak
İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ...I-II KISALTMALAR……….…….III GİRİŞ……….…...1-4
BİRİNCİ BÖLÜM
COĞRAFİ DURUM VE TARİHÇE COĞRAFİ DURUM
I. Coğrafi Konumu ve Sınırları………...………..5 I. I. Sınırları………..………...6 I. II. İklimi ve Bitki Örtüsü………7 MAHALLE VE KÖYLER I. Sivrihisar Mahalleleri……….…………...8-10 II. Köyler………..10-13 TARİHÇESİ I. Adının Kaynağı……….……….14 II. Tarihçesi……….…….……….14 III. Osmanlı Döneminde Sivrihisar………15-16
İKİNCİ BÖLÜM
SEFERİHİSAR-I GÜNYÜZÜ KAZASI’NDAKİ VAKIF GÖREVLİLERİ
I. Vakıf Yöneticileri………...………...19 I. I. Kadı………..…………19-21 I.II. Naip………...21
I. III. Mütevelli………...…21-22 I. IV. Nazır………..……22-23
I. V. Kâtip………...……….23
I. VI. Câbi………...…23-24 II. Din Hizmetlerinde Çalışanlar………...…24
II. I. İmam………..24-25 II. II. Hatip………...………25
II. III. Şeyh……….…25-26 II. IV. Vâiz………...26
II. V. Müezzin………..………...26-27 II. VI. Sermahfil………..27
II. VII.Cüzhân………..……...28
II. VIII. Aşırhân………..28
II. IX. Yasinhân………...…………28
II. X. Duâgû………..……...29
II. XI. Temcidhân………29
II. XII. Kayyum………..29-30 II. XIII. Ferraş……….…30
II. XIV. Noktacı………...31
II. XV. Kandilci………...31
II. XVI. Devirhân………31
II. XVII. Zâviyedâr……….32
II. XVIII. Tekkenişîn………..32
III. Su İşleri ile İlgili Vakıf Görevlileri………...33
III.I. Sebilci………..33
IV. Eğitimle İlgili Görevliler………33
IV.I. Müderris………33-34 IV.II. Muallim-i Sıbyan………..34
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
SEFERİHİSAR-I GÜNYÜZÜ KAZASI’NDAKİ EĞİTİM KURUMLARI
MEKTEPLER VE MEDRESELER
I. Mektepler………..35-36
I.I. Hafizüddin Muallimhanesi……….….36
II. Medreseler………....37
II.I. Sivrihisar Merkezindeki Medreseler……….…37
II.I.I. Hoşkadem Medresesi……….….37
II.I.II. Melik Alemşah Medresesi………..38
II.I.III. Soğa Bey Medresesi………..38
II.II. Köylerdeki Medreseler………..38
II.II.I. Hatuncuk Köyü Medresesi………..….38-39 TEKKE VE ZÂVİYELER IV. Tekkeler………...40
IV. I. Sivrihisar Merkezindeki Tekkeler………...40
IV. I. I. Şeyh Baba Yusuf Tekkesi………....40
IV.I.II. Yeşil İmam Tekkesi………..41
IV.II. Köylerdeki Tekkeler………...41
IV.II.I. Arslandoğmuş Tekkesi……….42
IV.II.II. Tuğrul Baba Tekkesi………...42
IV.II.III. Şeyh Hasan-ı Basri Tekkesi………..42
IV.II.IV. İbrahim Çiftliği Tekkesi………43
IV.II.V. Musa Dede Tekkesi……….43
IV.II.VI. Kara Baba Tekkesi………43
V. Zaviyeler………..43-44 V. I. Sivrihisar Merkezindeki Zâviyeler………...44
V.I.II. Ahî Rüstem Zâviyesi……….44-45
V.I.III. Ali Bey Zâviyesi……….45
V.I.IV. Aydoğan Baba/Doğan Baba Zâviyesi………..45
V.I.V. Sarâc Ali Dede Zâviyesi……….45
V.I.VI. Seyyid Mahmud Suzanî Zâviyesi………...45-46 V.I.VII. Seyyid Nureddin/Şeyh Nureddin Zâviyesi………...46-47 V.I.VIII. Şah Ahmet Zâviyesi………...47
V.I.IX. Şeyh İbrahim Zâviyesi………..47
V.II. Köylerdeki Zâviyeler……….48
V.II.I. Abdülkerim Zâviyesi………..48
V.II.II. Ahî Evran Zâviyesi………..48-49 V.II.III. Âşık Paşa Zâviyesi……….49-50 V.II.IV. Bostancı Zâviyesi……….50
V.II.V. Dibek Dede Zâviyesi……….50
V.II.VI. Hafız Efendi Zâviyesi………..51
V.II.VII. Hırka Dede Zâviyesi………..51
V.II.VIII. Hatuncuk Zâviyesi………..51-52 V.II.IX. Hasan Şeyh Zâviyesi………52
V.II.X. Hasan Şeyh Türbe ve Zâviyesi………...…52-53 V.II.XI. Hasırcı Baba Zâviyesi……….53
V.II.XII. İbik Seydi Zâviyesi……….53
V.II.XIII. İbrahim Karındaş Zâviyesi……….53
V.II.XIV. İlyas Paşa Zâviyesi………..53-54 V.II.XV. Karagedikli Zâviyesi……….….54
V.II.XVI. Karaca Ahmet Türbe ve Zâviyesi………..55-56 V.II.XVII. Kara Abdal Sultan/Kara Abdal Zâviyesi………….56
V.II.XVIII. Kurt Şeyh Zâviyesi………....56
V.II.XIX. Musa Dede Zâviyesi………..57
V.II.XX. Musa Fakîh Zâviyesi………..57
V.II.XXI. Seyyid Ömer Zâviyesi/Ömer Hacı Zâviyesi……..57-58 V.II.XXII. Selbiye Zâviyesi………...58
V.II.XXIV. Şeyh Yusuf Dede/Dede Yusuf Sultan Zâviyesi……58
V.II.XXV. Şeyh Ahmet Paşa Zâviyesi………...59
V.II.XXVI. Şaban Baba Zâviyesi………...…..59
V.II.XXVII. Yunus Emre Türbe ve Zâviyesi………...59-60 SEFERİHİSAR-I GÜNYÜZÜ KAZASI’NDAKİ SOSYAL HİZMET YAPILARI HAMAM, ÇEŞME VE KÜTÜPHANELER I. Hamamlar………..61
I.I. Kumacık Hamamı……….61
I.II. Seydi Hamamı………..62
I.III. Çardak Hamamı………....62
I.IV. Çorum Hamamı……….62
II. Çeşmeler………..62-63 II.I. Daire-i Orta Çeşme……….63
II.II. Çapaklı Çeşmesi……….63
II.III. Fatıma Hatun Çeşmesi……….63
II.IV. Sirkecizade Çeşmeleri………..64
III. Sebiller……….64
III.I. Mustafa Kızı Ayşe Hatun Sebili………...…64
IV. Kütüphaneler………...64-65 IV.I. Eminüddin Mikail Camii Kütüphanesi………...……65
IV.II. Abdülvehhab Efendi Kütüphanesi………....65-66 IV.III. Hoşkadem Camii ve Medresesi Kütüphanesi………...66
SEFERİHİSAR-I GÜNYÜZÜ KAZASI’NDAKİ HANLAR, ÇARŞILAR, PAZARLAR VE DEĞİRMENLER
I. Hanlar……….67
I.I. Abdurrahman Hanı………...……..67-68 II. Araste………...….68
II.I. Dikici Arastesi……….….68
III. Pazarlar………..68-69 III.I. Araba Pazarı………..69
IV. Çarşılar………..69-70 V. Debbağhâne………...……...70 VI. Değirmenler……….70 VI.I. Mülk Değirmeni……….71 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM İBADETHANELER I. Camiler………..72-73 I.I. Sivrihisar Merkezindeki Camiler………....73
I.I.I. Camii Kebir/Eminüddin Mikail Camii………..73-75 I.I.II. Şeyh Baba Yusuf Camii/Kurşunlu Camii…………....75-76 I.I.III. Hacı Ahmed Ağa Camii………...76
I.I.IV. Karabaşlı Camii………..77
I.I.V. Hoşkadem Camii………...……...77
I.I.VI. Kadı Mahmud Efendi Camii……….78
I.I.VII. Hacı Mustafa Camii………78-79 I.I.VIII. Hacı Ahmed Camii………..79
I.I.IX. Şeyh Receb Camii………...79
I.I.XI. Çinikli Gayretullah Camii………...80
I.II. Köylerdeki Camiler……….80
I.II.I. Mehmed Ağa Camii……….80
I.II.II. Abdullah Camii………..80
I.II.III. Mülk Camii………...80
I.II.IV. Ballıhisar Camii………81
I.II.V. Karacaviran Camii……….81
I.II.VI. Kızılcaviran Camii………81
I.II.VII. Kurt Şeyh Camii………..81
I.II.VIII. Ahiler Camii………...82
I.II.IX. Atlas Camii………82
I.II.X. Hacı Ali Camii………....82
I.II.XI. Şeyh Şami Camii………...82
I.II.XII. Hasan oğlu Hasan Camii………83
I.II.XIII. Koçaş Camii………...83
I.II.XIV. Hatuncuk Camii……….83
I.II.XV. İğdecik Camii………..83-84 I.II.XVI. Kara Mustafa Paşa Camii……….84
I.II.XVII. Dinek Camii………..84
I. II. XVIII. İbik Seydi Camii………...85
I. II. XIX. Hortu Camii………..85
I. II. XX. Sadıkbağı Camii………...….85
I. II. XXI. Davud Camii………85
I. II. XXII. Yalnız Çam Camii……….….86
I. II. XXIII. Çaykoz Camii………86
I. II.XXIV. İlyas Paşa Köyü Camii………...86
I. II.XXV. Saz Köyü Camii………...………86
I. II. XXVI. Bostancıbaşı Camii………87
I. II. XXVII. Koca Hatip Camii………87
I. II. XXVIII. Oğlakçı Köyü Camii………..87
I. II. XXIX. Hacı İdris Camii………87
I. II. XXXI. Karkın Köyü Camii………..88
I. II. XXXII. Kara Burhan Camii……….88
I. II. XXXIII. Kapulu Camii……….88
I. II. XXXIV. Kozağaç Camii………89
I. II. XXXV. Zeytinli Köyü Camii………89
I. II. XXXVI. İstiklalbağı Köyü Camii………...89
I. II. XXXVII. Ilıca Köyü Camii………...89
I. II. XXXVIII. Körsukut Köyü Camii………...89-90 I. II. XXXIX. Hacı Osman Camii……….90
I. II. XXXX. Çerçi Köyü Camii………90
I. II. XXXXI. Güllüoğlu Mehmed Camii……….90
I. II. XXXXII. Yörme Köyü Camii………..90
I. II. XXXXIII. Selçuk Bey Camii………....91
I. II. XXXXIV. İsayı Atik Köyü Camii………91
I. II. XXXXV. Mebni Camii………..91
I. II. XXXXVI. Alıçra Köyü Camii………..91
I. II. XXXXVII. Malaba Köyü Camii……….91-92 I. II. XXXXVIII. Atabek Camii………92
I. II. XXXXIX. Tuğralı Köyü Camii………92
I. II.L. Hacı Mehmed Hanefi Camii……….92
I. II. LI. Elcik Köyü Camii………92
I. II. LII. Mehmed Ağa Camii………...93
I. II. LIII. Yılak Camii………...…93
I. II. LIV. Berk Köyü Camii……….93
II.Mescitler………...93-94 II.I. Sivrihisar Merkezindeki Mescitler………94
II.I.I. Hazinedar Mescidi………..94
II. I. II. Hoşkadem Mescidi………..94
II. I. III. Kayalı Mescidi………...95
II. I. IV. Kethüda Mescidi………95
II. I. V. Akdoğan Mescidi………..95 II. I. VI. Kılıç Mescidi………..…95-96
II. I. VII. Kubbeli Mescit……….….96
II. I. VIII. Kutbeddin Mescidi……….96-97 II. I. IX. Hacı Veyis Mescidi……….97
II. I. X. Çapaklı Mescidi………...97
II. I. XI. Yenice Mahallesi Mescidi……….97-98 II. I. XII. Daire-i Orta Çeşme Mescidi………...………..98
II. I. XIII. Lütfullah Çavuş Mescidi……….98
II. I. XIV. Karabaşlı Mahallesi Mescidi………...99
II. I. XV. Karıklar Mahallesi Mescidi………..99
II. I. XVI. Hacı Ashab Mahallesi Mescidi………99
II. I. XVII. Demirci Mahallesi Mescidi………....99
II. I. XVIII. Hacı Hasan Mahallesi Mescidi………..100
II. I. XIX. Eskici Hacı Mahallesi Mescidi………..100
II. I. XX. Gedik Mahallesi Mescidi……….100
II. I. XXI. Gelemezade İbrahim Çelebi Mescidi………...100
II. I. XXII. Habib Halife Mahallesi Mescidi………..101
II.II. Köylerdeki Mescitler………...101
II. II. I. Berk Köyü Mescidi……….101
II. II. II. Mahmud Efendi Mescidi………..101
II. II. III. Zeki Köyü Mescidi………..101
II. II. IV. Çerçi Köyü Mescidi……….102
II. II. V. Körsukut Köyü Mescidi………...…102
II. II. VI. Dutlu Köyü Yukarı Mahalle Mescidi………102
II. II. VII. Kızılcaeşme Köyü Mescidi………102
II. II. VIII. Kapulu Köyü Mescidi………..102 SONUÇ……….103-104 BİBLİYOGRAFYA……….105-113 EKLER……….114-116
GİRİŞ
Osmanlı döneminde Seferihisâr-ı Günyüzü Kazası’nın tarihi ve coğrafi özelliklerinin yanı sıra o dönemde hizmet veren vakıflar ve eğitim kurumları çalışmanın özünü oluşturmaktadır. Bu çalışma, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Başbakanlık Osmanlı Arşiv belgeleri ışığında hazırlanmıştır. Tarihi çok eskiye dayanan Seferihisâr-ı Günyüzü Kazası, Osmanlı Devleti’nden önce Selçuklu Devleti’nden sonra Karamanoğulları Beyliği’nin sınırları içinde yer almıştır.
Eski kayıtlarda Seferihisar-ı Günyüzü Kazası şeklinde geçen bölge günümüzde Sivrihisar ilçesinin sınırları içinde bulunmaktadır. Hurufat Defterleri sayesinde Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’nda bulunan cami, mescit, tekke, zâviye, medrese, mektep gibi vakıf kurumlarını ve burada çalışan görevlileri tespit etmek mümkün olmuştur. Ayrıca bu görevlilerin nasıl atandıkları, ne kadar ücret aldıkları ve çalışma şartları da tespit edilmiştir.
İlk Çağ’dan itibaren önemli bir yerleşim birimi durumundaki Sivrihisar, 1864’ten önce “Seferihisar” olarak geçmekte olup önemli bir kasaba idi. Sivrihisar, günümüzde de önemini korumaktadır. Yol güzergâhında bulunması sebebiyle ticaret hayatı canlı olan Sivrihisar, Ankara’ya yakın bulunmasından dolayı da son yıllarda gelişme göstermiştir.
I. Araştırmanın Amacı ve Kapsamı
Osmanlı Devleti, araştırmacılar için eşsiz kaynaklar sunduğu ve bu topraklarda yüzyıllarca hüküm sürdüğü için hep merak konusu olmuştur. Araştırmalar daha önceleri siyasi ve askeri yapıya yönelikken günümüzde daha çok sosyal yapı ve kültür üzerinde yoğunlaşmıştır. Nasıl oluyordu da farklı ırklar, farklı dine mensup kesimler hiçbir problem yaşamadan bir arada yüzlerce yıl yaşamayı başarıyordu? İşte bu ve benzeri sorulara cevap aramak, Osmanlı Devleti’ni daha iyi tanımak, anlamak için pek çok araştırma yapılmıştır. Devletin sosyal yapısını iyi
tespit etmek için öncelikle sancak ve kazaların yapısal durumunu iyi tanımak gerekliliği ortaya çıkmıştır.
Çalışmanın konusunu oluşturan Seferihisar-ı Günyüzü Kazası, İlk Çağ’dan itibaren önemli bir yerleşim bölgesi olmuştur. İstanbul-Ankara ve Ankara-İzmir yolu üzerinde yer alması, kazanın gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Bu konunun seçilmesindeki amaç, adı fazla duyulmamış bu kazayı daha iyi tanımak, Osmanlı döneminden kalan eserleri tespit etmek, toplumun yaşayış biçimini belgeler ışığında aydınlatmaktır.
II. Araştırmanın Yöntemi
Bu çalışma, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde mevcut olan Hurufât
Defterleri’nde bulunan vakıf kayıtları ışığında yapılmıştır. Ayrıca Vakıflar Genel
Müdürlüğü Arşivi ile Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki bazı vakıf belgeleri de tespit edilerek ilgili bölümlerde kullanılmıştır. Daha sonra Seferihisar-ı Günyüzü Kazası/Sivrihisar ile ilgili telif eserler incelenmiştir.
Özellikle Hurufât Defterleri’nde Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’nda bulunan ancak birçoğu günümüze kadar ulaşamayan mektep, medrese, cami ve mescit gibi vakıf eserler ve buralarda çalışan görevlileri ile ilgili bilgilere ulaşılmıştır. Ayrıca mahalle ve köy isimlerinin birçoğunun Türkçe olduğundan dolayı değişmeden günümüze kadar geldiği tespit edilmiştir.
III. Araştırmanın Kaynakları
III. I. Seferihisar-ı Günyüzü Kazası Hurufât Defterleri
Hurufât, harf kelimesinden türemiş bir sözcüktür. Kazaların defterlere isimlerinin baş harflerinin alfabedeki sırasına göre yerleştirildiğini göstermektedir. Bu işlem Arap Alfabesine göre yapılmıştır.
Atanan görevliler, görevinden feragat ederse, görevinden azledilirse ya da ölürse yerlerine yeni atama yapılır, bunların berat özetleri Hurufât Defterleri’ne kaydedilirdi. Ayrıca her padişah değişikliğinde görevlilerin beratları yenilenir bu defterlere özetleri yazılırdı. Hurufât Defterleri’nde atama veya vakıf problemleri anlatılırken kazaya ait hemen tüm vakıf eserleri, bunların banileri ile tamir ettirenleri, nelerin tamir veya ilâve edildiği de kayıt altına alınmıştır.
Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde “Sin Harfi Anadolu” defterlerinin 20 tanesinde Seferihisar-ı Günyüzü Hurufâtları bulunmaktadır. Bu kayıtlar, H.1114– 1249/ M.1702–1833 tarihleri arasında tutulmuştur. 544 nolu defterden başlanarak 1128 nolu deftere kadar 20 defter incelenmiştir.
III. II. Vakfiyeler
Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde bulunan Seferihisar-ı Günyüzü Kazası vakıf kayıtlarından bazıları değerlendirilmiştir. Sivrihisar’da 76 adet vakıf bulunmaktadır.
III. III. Başbakanlık Osmanlı Arşivi
Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde, Muallim Cevdet Evkaf, Muallim Cevdet Maarif, Muallim Cevdet Tımar belgeleri, Dâhiliye Nezareti Mektubî Kalemi, Dâhiliye Nezareti Muhasebe Kalemi ve Sadaret Mektubî Kalemi belgeleri incelenmiştir.
Muallim Cevdet (C.): Muallim Cevdet’in başkanlığında 8 Ekim 1932 tarihli
İcra Vekilleri heyeti kararıyla yeni bir tasnif heyeti oluşturulmuştur. Muallim Cevdet 1935’te istifa ederek ayrıldığı halde tasnif 1937 yılına kadar sürmüştür. “Cevdet
Tasnifi” adı verilen bu çalışmada belgeler Evkaf, Maarif ve Tımar gibi konulara
tarihleri arasındaki kayıtları ihtiva eden 216.572 adet belgeden oluşmaktadır (Komisyon, Başbakanlık Osmanlı Arşivi Rehberi: 411–412).
Dâhiliye Nezareti (DH.): Dâhiliye işleri sadrazamlar tarafından takip edilirdi.
Sadrazamın maiyetinde “vezir kethüdâsı” adıyla bir kişi bulunurdu. Bu şahıs Sadaret’in dâhiliyeye ait görevleri yapar, sadrazamın yokluğunda sadrazama vekâlet ederdi. Mülkiye Nezareti’nin adı 1253/1837’de Dâhiliye Nezareti olarak değiştirilmiş ve Akif Paşa Dâhiliye Nazırı tayin olunmuştur. 1839’da bu birim lağvedilerek Sadaret Müsteşarlığına bağlı bir birim haline gelmiştir.
Tanzimat döneminde Dâhiliye Nezareti tekrar kurulmuş, sonra başka birime bağlanmıştır.1294/1877’de Dâhiliye Nezareti üçüncü kez teşekkül edilmiştir. Böylece müstakil bir nezaret olarak varlığını sürdürmüştür.1306/1888 tarihine kadar Dâhiliye Nezareti’nde müstakil halde bulunmayan Mektubî Kalemi ve Muhasebe Kalemi bu tarihten itibaren müstakil hale gelmiştir (Komisyon, Başbakanlık Osmanlı Arşivi Rehberi: 238).
Sadaret Mektubî Kalemi belgeleri: Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde (A.MKT.)
kısaltması ile yer almaktadır. Sadrazam tarafından çeşitli makam ve kişilere yazılan resmî mektuplar ve önemli işlere ait emirler, buyruldular bu kalem tarafından yazılır ve kalemi, “Mektubî Efendi” adı verilen sadrazam mektupçusu yönetirdi (Komisyon, Başbakanlık Osmanlı Arşivi Rehberi: 288).
BİRİNCİ BÖLÜM
COĞRAFİ DURUM VE TARİHÇE
COĞRAFİ DURUM
I.
Coğrafi Konumu ve SınırlarıKaza idaresi, Osmanlı idari yapılanmasında, kadının yetki alanını ifade eden, ticari ve kültürel üstünlüğü ile çevrenin merkezi olmuş bir kasaba veya şehir ile böyle bir topluluk merkezini çevrelemiş köylerin teşkil ettiği kazai-idari bir birliktir. Özellikle XVII. yüzyıldan itibaren kazaların coğrafi bir bütünlüğe sahip idari bölge haline gelişi belirginleşmiştir. Osmanlı öncesinde Selçuklularda bu ad altında idari bir birim bulunmamaktadır. Bu nedenle kazanın tamamen Osmanlılara has bir yapılanma biçimi olduğu kabul edilebilir (Baykara, 2002: 119).
Kazalar, ticari, coğrafi ve sosyal şartların etkisiyle zamanla teşekkül etmiştir (Akgündüz, Öztürk, Baş, 2002: 128). Kaza merkezi olan şehirlerin büyük çoğunluğu, Osmanlı öncesi devirlerde de bulundukları bölgenin siyasi, iktisadi ve kültürel bakımdan merkezi durumunda olan yerlerdir (Fendoğlu, 1999: 118). Birçok Osmanlı belgesinde kazalar, doğrudan merkeze bağlı bağımsız birimler olduğu için eyâlet veya sancak adı zikredilmeden belgelerde yer almaktadır. Nitekim Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’ndeki “Hurûfât Defterleri”nde kazaların vilâyet zikredilmeden müstakil olarak kaydedilmeleri buna güzel bir örnektir.
Kaza idaresi, eyalet bölünmesinden farklı olarak, ayrı ayrı ve birbirine bağlı olmayan Divan-ı Hümayun’a karşı sorumlu, başında kadıların bulunduğu yönetim şekli olduklarından dolayı içinde bulunduğu eyaletin veya sancağın adı ve niteliği önem arz etmezdi (Akdağ, 1979: 82). Bu nedenle hep kendi isimleriyle zikredilmiş; hatta şöhretli olmayan kazaların nerede olduğunu bulmak bazen güçleşmiştir (Baykara, 1990: 5). Kazanın, 1864 idari yapılanması sonucu bugünkü idari teşkilâtta
ilçenin karşılığı olarak kabul edildiği söylenebilir. Ancak işlev olarak tamamen farklı bir özelliğe sahiptir.
Kaza idaresi incelemelerinde, Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’nın bulunduğu yerin coğrafi konumu, çevresindeki kentlerle sınır durumu, iklimi, kapladığı alan ve bitki örtüsü önem arz etmektedir. Bu sebeple aşağıda kazanın coğrafi konumunu ilgilendiren durumlar ayrı başlıklar altında değerlendirilecektir.
I.I. Sınırları
Seferihisar-ı Günyüzü, Ankara’nın 135 km güneybatısında bir kaza merkezi olup bir yaylanın üzerinde kurulmuştur. Kuzeyinde Mihalıççık; doğusunda Haymana; batısında Hüdavendigâr; güneyinde ise Konya bulunmaktadır (Şemseddin Sâmi, 1996: 2582).
Osmanlı döneminde, Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’nın XVI. yüzyılda Hüdavendigâr Sancağı sınırları içinde olduğu görülmektedir (BOA. C.TZ. 84/4168). XVI. yüzyılda yer alan ve bugün hâlâ orijinal isimlerini koruyan köyler göz önüne alınarak Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’nın oldukça geniş bir sahayı kaplamakta olduğu söylenebilir. Güney ve güneydoğusu Sakarya nehri ile doğal olarak sınırlanmış olmakla beraber bugün bazı köyler Polatlı’nın sınırları içinde yer almaktadır. Güneybatı da böyle doğal bir sınır bulunmamaktadır (Doğru, 1997: 14– 15). Kuzeyde Porsuk çayı yer almış, Mihalıççık alanları dışında kalan köyler Sakarya nehrine kadar Seferihisar-ı Günyüzü Kazası içinde gösterilmiştir (Şemseddin Sâmi, 1996: 2582). Ancak Osmanlı Devleti, Islahat Fermanı’ndan sonra 1864’te kabul edilen yeni vilâyet kanununa göre yapılan uygulamada Seferihisar-ı Günyüzü Kazası Ankara vilâyetinin merkez sancağına bağlı Sivrihisar Kazası durumuna getirilmiştir (Doğru, 1997: 14–15).
I. II. İklimi ve Bitki Örtüsü
Seferihisar-ı Günyüzü diğer adıyla Sivrihisar Kazası’nın kışları genellikle yağışlı ve soğuk, yaz ayları kurak ve sıcak geçer. Yağışlar ilkbahar aylarında görülür. Rüzgârlar kışın kuzey ve güneydoğudan, diğer mevsimlerde güneybatıdan eser. Kasaba merkezinde lodos, karayel, Kaymaz’da poyraz ve Günyüzü’nde doğu rüzgârları hâkimdir (Özalp, 1960: 33). Kazayı geniş bozkırlar kaplar. Su boylarında söğüt ve kavak ağaçları boy gösterir. Dağların tepelerinde eski orman bakiyeleri vardır, ayrıca çam ve meşelere rastlanır ( Keskin, 2001: 13).
Osmanlı Devleti’nin ekonomisinde tarım önemli bir yer tutmaktaydı. Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’nda da bu durum değişmemiş; tarım, ekonominin vazgeçilmez unsuru olmuştur. Bu yörede yetiştirilen tarım ürünleri buğday, arpa gibi hububat ile pamuk, haşhaş meyve ve sebze olarak sıralanmıştır (Şemseddin Sâmi, 1996: 2582).
MAHALLE VE KÖYLER
Osmanlı yerleşim birimleri mahallelerden oluşmakta olup, devamlı veya geçici olarak ikamet etmek için kurulan küçük yerleşim birimlerini ifade etmektedir. Mahallelerin oluşmasında dinin önemli bir etken olduğu görülmektedir (Yel, Küçükaşçı, 2003: 323–324). Nitekim Osmanlı şehirlerindeki mahallelerin genellikle mescit ve cami etrafında oluştuğu bilinmektedir (VAD. No:546, vr.55). Sivrihisar’da Kılıç Mahallesi’nde Kılıç Mescidi (VAD. No:1117, vr.58b), Hacı Veyis Mahallesi’nde Hacı Veyis Mescidi (VAD. No:549. vr.42a), Kutbeddin Mahallesi’nde Kutbeddin Mescidi (VAD. No.1123, vr.11) ve Kubbeli Mahallesi’nde Kubbeli Mescit’in (BOA. C.EV. 114/5654) bulunması bu duruma örnek olarak gösterilebilir.
Osmanlı döneminde mahallenin en önemli özelliği şehirlerin temel yönetim birimini oluşturmasıdır. Osmanlı’da klasik dönemden itibaren mahalle ve köyün, iktisadi, mali ve idari yönden kendi içine kapalı olması ortak özelliktir. Mahallenin idari yapıyla bağlantısını sağlayan mahalle görevlilerinin en önemli yardımcıları,
mahalle mescitlerinde görev yapan imamlar olmuştur. Osmanlılarda XIX. yüzyılın ilk yarısına kadar Müslüman mahallelerinin sorumlu yöneticisi imam, gayrimüslim mahallelerinin yöneticisi haham veya papaz olarak bilinmektedir (Yel, Küçükaşçı, 2003: 323–326). Aşağıda Sivrihisar mahalleleri incelenecektir:
I. Sivrihisar Mahalleleri
Sivrihisar XVI. yüzyılda kale, han, kervansaray, hamam, pazaryeri, çarşı, kapan, medrese ve camileriyle fiziki ve sosyal olarak tam bir Türk kenti niteliği göstermektedir. Yöneticilerin ve halkın oturduğu mahalleler genellikle mescit ve camiler etrafında oluşmuştur (Doğru, 1997: 29).
Eski kasabaların mahallelerini tespit etmek için öncelikle belgelere başvurulması gerekir. Nitekim 1486 yılında Sivrihisar’da 24 Müslüman, bir Ermeni mahallesi mevcuttur. Kanuni devrinde de mahallelerin durumlarında değişiklik olmamıştır. Hurufat Defterleri’nden Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’nda yani Sivrihisar’da birçok mahallenin bulunduğu anlaşılmaktadır. Sivrihisar’da bulunan mahalleleri inceleme kolaylığı açısından dörde ayırmak mümkündür:
a)Eski mahalleler
b)Kişi ismi verilen mahalleler c)Mesleklerle ilgili mahalleler d)Gayrimüslim mahalleleri
a) Eski Mahalleler
Sivrihisar’da eski mahalleler, kasabanın merkezinde kale ve kalenin çevresinde toplanmış bulunuyordu. Kılıç (VAD. No:548, vr.80b), Araklu (VAD. No:547, vr. 21), Kayalu (VAD. No:548, vr.80b), Çubuk (VAD. No:1090, vr.90b), Karabaşlı (VAD. No: 544, vr.9b), Elmalu (VAD. No:546, vr.55), Demirci (VAD. No:1091, vr.32b) Çapaklu (VAD. No:1090, vr.92), Tatlar mahallelerinin kale ve çevresinde yer aldığı belgelerden anlaşılmaktadır. Klasik Osmanlı kentlerinde olduğu
gibi mahallelerin bir mescit etrafında geliştiği görülmektedir (VAD. No:1091, vr.32b;
VAD. No: 546, vr.55).
Sivrihisar’da bazı mahalleler Türk boy adlarını taşımaktadır. Mahallelerde iskân edilen boyların isimleri günümüze kadar gelmiştir (Doğru, 1997: 21–22). Kılıç Mahallesi bu isimdeki aşiretin adı, Tatlar Mahallesi’nin ise İlhanlılar zamanında kurulmuş olduğu tahmin edilmektedir (Özalp, 1960: 16). Tat’ın Türklerin çoğunlukta yaşadığı bölgede Acemlere verilen ad olduğuna (Komisyon, 1988, II. 1427) bakılırsa bu mahallenin çoğunluğunu Acemlerin oluşturduğu söylenebilir.
b) Kişi İsmi Verilen Mahalleler
Sivrihisar’da bazı mahallelerin bir kısmı kişi adlarını taşımaktadır. Bunların bazısı muhtemelen Bizans mahallelerinin üzerine kurulmuştur. Bazısı da Türk dönemi yerleşim bölgelerindedir. Mahallere adını veren kimseler, oraya mescit yaptıranlar olduğu gibi mahallerde türbesi bulunanların adının oraya verildiği görülmektedir (Doğru, 1997: 22). XVII-XVIII. yüzyıl kayıtlarında buna dair bilgiler mevcuttur. Sivrihisar’da Hacı Veys (VAD. No:548, vr.80b), Hacı Hasan (VAD. No:1088, vr. 68), Hacı Ashâb (VAD. No:1091, vr.32b), Seyyid Mahmud/Yenice (VAD. No:1117, vr.58b), Hacı Kudbettin (VAD. No:1118, vr.85b) mahalleleri kişi ismi taşımaktadır.
c) Mesleklerle İlgili Mahalleler
Sivrihisar Kasaba’sında meslekle ilgili olan mahalleler de mevcut idi. Bunlar, Ahi Fahreddin, Kethüda Mahallesi (VAD. No:545, vr. 34) ve Gedük Mahallesi’dir (VAD. No:1122, vr. 36). Ahi Fahreddin Mahallesi bugün bilinmemektedir. Kethüda Mahallesi kale yakınında olup muhtemelen kale kethüdasından ismini almıştır (Keskin, 2001: 59).
d) Gayrimüslim Mahalleleri
Osmanlı şehir ve kasabaların birçoğunda Müslümanlarla gayrimüslimler beraber oturuyorlardı. Genellikle gayrimüslimler, etnik kökenine göre aynı mahallede toplanıyorlardı (Doğru, 1997: 28). Sivrihisar’da Orta, Yeni, Benli, Tahtalı’nın Ermeni mahalleleri olduğu bilinmektedir (Özalp, 1960: 17). Bu ismi taşıyan mahallelerden, Yeni Mahallesi XVII-XVIII. yüzyıllarda bile mevcut idi (VAD. No:547, vr.22a; No:567, vr.53b).
II. Köyler
Anadolu’ya XI. yüzyıldan itibaren gelmeye başlayan Türkmenler, Moğol tehlikesinden uzakta olabilmek için Doğu ve Orta Anadolu’yu terk ederek Batı Anadolu ve uclarda yerleşmişlerdir. Bu göç dalgası sırasında Batı Anadolu ve İç Batı Anadolu’da birçok yeni Türk köyü kurulmuştur.
Bir uc vilayeti olan Eskişehir’de özellikle XIII. yüzyılda Türk nüfusunun yerleşmesi önemli boyutlara ulaşmıştır. Coğrafi olarak Konya’ya yakınlığı sebebiyle Sivrihisar da kalabalık bir nüfusun yerleşmesine sahne olmuştur. Anadolu’ya gelen Türkmen boyları kondukları topraklarla bütünleşebilmek için yaşadıkları yerlere boylarının isimlerini vermişlerdir. Kurdukları köylerin Kayı, Bayındır, Danişment, Cumaklu, Parsi Bey gibi isimleri bunu göstermektedir (Doğru, 1997: 55–56). Sivrihisar’a bağlı Kınık, Ayvalı (VAD. No:547, vr. 21), Avşar (VAD. No:1088, vr. 65), Karkın (VAD. No:549, vr.42b), Döğerek (VAD. No:1122, vr.39a), Bozanlu, Alayund gibi köy isimleri Türkmen aşiretlerinden esinlenerek verilmiş olmalıdır (Türk aşiret adları için bk. Sümer, 1992; Türkay, 2005). Hurufat Defterleri’nde Sivrihisar’a bağlı köyler:
1-İstiklalbağı Köyü: Hurufat Defterleri’nde geçen Sadıkbağı’na (VAD. No:1088, vr.67) halk İstiklalbağı da demektedir. Günümüzde iki isim de kullanılmaktadır.
2-İlikviran Köyü (VAD. No:1117, vr. 58; V.A.D. No:1122, vr. 38): İlören de denir. Bu köyde birçok antik kent harabesi bulunduğu için bu adı almış olmalıdır.
3-İğdecik Köyü (VAD. No:1090, vr. 91): İğdeli denilen Türkmen aşireti (Türkay, 2005: 366) oturmuş olduğu için İğdecik ismini almış olduğu söylenebilir. Hızır Bey’in yaptırdığı Kubbeli Mescidi’ne (VAD. No:1117, vr. 58) bu köyle Sadıkbağı köyü gelirleri vakfedilmiştir (Özalp, 1960: 17).
4- İlyaspaşa Köyü (BOA. C.EV. 25/1213): İlyas Paşa’ya ait bir türbe bulunduğundan bu ismi aldığı tahmin edilmektedir.
5-Biçer Köyü (BOA. DH. MKT. 879/29): Biçer köyü, Ankara-İstanbul demiryolu hattında durak yeridir. Günümüzde de aynı isimle varlığını sürdürmektedir.
6-Babadat Köyü (VAD. No:1088, vr. 68): Şeyh Baba Yusuf’a (VAD. No:1117, vr. 58) ait vakıf köy idi. Şeyh Baba Yusuf’a halk tarafından Babazat da denmekte, türbesinin burada bulunduğu söylenmektedir.
7- Ballıhisar (BOA. DH. MKT. No:442/48): Sivrihisar’a 15 km uzaklıkta bulunan Ballıhisar bazı belgelerde Ballı olarak da geçmektedir (VAD. No:546, vr.55). Burada bulunan Pessinus şehrinin Romalılar ve Frikyalılar devrinin en muhteşem şehirlerinden biri olduğu bilinmektedir. Buradan geçen Hükümdar Caddesi veya Altın Cadde’nin izleri halen mevcuttur (Özalp, 1960: 18).
8-Dinek Köyü (VAD. No:1118, vr.87): Günümüzde de Dinek olarak bilinmektedir. Bu yerleşim yeri ismini Türkmen aşiretlerinden Dinek’ten almış olmalıdır.
9-Demirci Köyü: Arşiv kayıtlarında “Temürci karyesi” olarak geçmektedir (VAD. No:546, vr.57–58). Günümüzdeki ismi Demirci’dir.
10-Dümrek Köyü: Sivrihisar’ın en kalabalık köylerindendir. Dükrek adlı bir zatın ailesinden biri tarafından kurulduğu tahmin edilmektedir. Nitekim köy çeşmesinin kitabesinde köyün adı Dükrek yazılmıştır (Özalp, 1960: 19). Hurufat
Defterleri’nde ise Düğrek olarak geçmektedir (VAD. No:546, vr.54).
11-Dumluca Köyü: Dumlu Baba adında Türkmen aşiretlerinden bir zat tarafından kurulmuştur. Bu köyde Dumlu Baba ve Musa Baba Türbesi bulunmaktadır (Özalp, 1960: 19). Hurufat Defterleri’nde Tumluca olarak da geçmektedir (VAD. No:545, vr.34b).
12- Çaykoz Köyü: Çaykoz küçük bir köydür. Hurufat Defterleri’nde de aynı isimle yer almaktadır (VAD. No:1117, vr.59).
13-Hortu Köyü: Ünlü Türk düşünürü Nasrettin Hoca’nın doğup büyüdüğü köy olarak bilinmektedir (Özalp, 1960: 20). Köyde halen Nasrettin Hoca’nın neslinden olduklarını iddia edenler yaşamaktadırlar. Burada Âşık Paşa Zaviyesi (VAD. No:546, vr.54), Maşatlık ve At Mezarlığı adı verilen meydanlar bulunmaktadır. Hortu ismi son olarak Nasrettin Hoca şeklinde değiştirilmiştir. Halk dilinde Hortu ismi hâlâ kullanılmaktadır.
14-Mülk Köyü: Mülk köyünde Selçuklu tarzında yapılmış bir kümbet bulunmakta olup (Özalp, 1960: 20) varlığını günümüzde de korumaktadır. Hurufat
Defterleri’nde de aynı isimle yer almaktadır (VAD. No:547, vr.21).
15-Oğlakçı Köyü (BOA. DH. MKT. 879/29): Bu köyde Asar denilen bir kale harabesi ile Romalılardan kalma büyük bir köprü vardır (Özalp, 1960: 20). Hurufat
Defterleri’nde de Oğlakçı olarak yer almaktadır (VAD. No:1088, vr.67).
16-Koçaş Köyü: Türkmen aşiret adını taşıyan (Türkay, 2005: 455) Koçaş köyünde Mevlânâ Necmettin, Sultan Alaettin, Mahmut Suzâni ve İskender Bey vakıfları vardır (Özalp, 1960: 21). Hurufat Defterleri’nde de Koçaş olarak yer almaktadır (VAD. No:1090, vr.91; VAD. No: 545, vr.35a).
17-Kurtşeyh Köyü (VAD. No:544, vr.9b): Türkmen aşiret adı olan Kurtşeyh (Türkay, 2005: 472), Sakarya nehri kenarındadır. Bu köyde Karaca Ahmet vakfı arazileri bulunmaktadır (Özalp, 1960: 21).
18-Karacaören Köyü: Türkmen aşireti adından geldiği anlaşılan Karacaören’e (Türkay, 2005: 398) aynı adı taşıyan aşiret yerleşmiştir. Türkiye’de bu isimle pek çok köy bulunmaktadır. Hurufat Defterleri’nde köyün ismi Karacaviran olarak geçmektedir (VAD. No:547, vr.21).
19-Sadıkbağı Köyü (VAD. No:546, vr.57–58): Dinek köyüne çok yakındır. Bu köyün Sadıkbaba adında bir zat tarafından kurulduğu tahmin edilmektedir.
20-Sarı Köy (VAD. No:1119, vr.51): Yunus Emre’ye ait olduğu sanılan mezar Sarı köyde bulunmaktadır. Bu köy daha sonradan Mihalıççık’a bağlanmıştır.
21-Sarıkavak Köyü: Adını Sarıkavak aşiretinden (Türkay, 2005: 559) almış olmalıdır. Hurufat Defterleri’nde de Sarıkavak olarak geçmektedir (VAD. No:567, vr.54).
22-Ahiler Köyü: Günümüzde de Ahiler olarak bilinen bu köyün Ahi Fettah tarafından kurulduğu tahmin edilmektedir (Özalp, 1960: 23). Hurufat Defterleri’nde Ahiler olarak yer almaktadır (VAD. No:546, vr.54; VAD. No:544, vr.10b).
23-Memik Köyü (VAD. No:549, vr.42): Şeyhülislâm Memik-Zade Mustafa Efendi namına kurulduğu tahmin edilmektedir.
TARİHÇESİ
I. Adının Kaynağı
Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’nın merkezi konumundaki Seferihisar/Sivrihisar Firikyalılar devrinde, M.Ö. 6. ve 7. yüzyılda kurulmuş eski bir kasabadır (Sarar, 1976: 42). Sivrihisar, Hititler devrinde Salpa, Yunan ve Roma devrinde Spâlya, klasik devirde Abrustula, Bizans devrinde Jüstinyanus, Kazvini tarihinde Sibrihisar, daha sonra Seferihisar son olarak Sivrihisar olmuştur. Amuriye tahrip edildikten sonra Amuriye/Mamuriye adlarını da almıştır (Özalp, 1960: 7). Sivrihisar, Osmanlı döneminde tutulan Hurufat Defterleri’nde sürekli Seferihisar-ı Günyüzü Kazası olarak yer almıştır (VAD. No: 544, vr. 9b).
II. Tarihçesi
Türklerin Anadolu’ya ayak basmaları ile birlikte Anadolu’da Türk-İslam kültürünün de temelleri atılmaya başlandı. 1071 yılında Alparslan’ın Malazgirt Zaferi ile Türklere Anadolu’nun kapıları resmen açılmış oldu. Kısa süre sonra I. Süleyman Şah’ın orduları, Sivrihisar’ı zapt etti.
Özellikle II. Kılıçarslan zamanında (1156–1192) Bizans sınırında hızla gelişen Türkmen yerleşmesi sırasında Türk nüfusunda artış görülmüş; yerleşim birimlerinde ibadethaneler yaptırılmıştır. Örneğin Sivrihisar’ın Gecek köyünde bulunan caminin Selçuklu dönemine ait olduğu düşünülmektedir. Yine Sivrihisar ve dolaylarında Selçuklu sanatının özgün yapıtları bulunmaktadır. Sivrihisar Ulucami sadece bu yörede değil, Anadolu Selçuklu sanatının en seçkin örnekleri arasında sayılmaktadır. Alemşah Kümbeti ise Selçuklu türbe mimarisinin bütün özelliklerini göstermektedir (Eyice, 1989: 368).
III. Osmanlı Döneminde Sivrihisar
Osmanlı Devleti ile Karamanoğlu Beyliği Anadolu’ya hâkim olmak için uzun yıllar mücadele etmişlerdir. Sivrihisar sınırda bulunan bir kent olduğu için çok sık el değiştirme durumu ile karşı karşıya kalmıştır.
Orhan Bey’in oğlu Süleyman Paşa 1354’te Ankara’yı aldığı zaman coğrafi bağlantısı sebebiyle Sivrihisar’ı da Osmanlı Beyliği’ne dâhil etmiştir. Osmanlı Devleti’nde Orhan Bey zamanında (1324–1359) başlayan genişleme siyaseti, Yıldırım Bayezid zamanında (1389–1402) hız kazanmıştır. Ancak Ankara savaşından sonra Anadolu’da toprak kaybına uğramış; beyler Doğu’da devlet kurmuş olan Timur’un (1370–1405) hizmetine girerek daha önce Osmanlıların eline geçen yerleri geri alma çabasına girmişlerdir. Yıldırım Bayezid Ankara Savaşı’nda (1402) yenilince Timur, Anadolu Beylerine verdiği sözü yerine getirmek için hepsini kendi eski topraklarına göndermiştir (Doğru, 1997: 10). O sırada Bursa’da nezaret altında bulunan Karamanoğlu Alaettin Bey’in oğulları Mehmed ve Ali beyler de beylik merkezine gönderilmişlerdir. Timur, babalarının mülklerinden olduğu kabul edilen yerlerden başka Beypazarı, Sivrihisar ve Akşehir’i de onlara vermiştir (Uzunçarşılı, 1982: 315).
Sivrihisar halkı Karamanoğlu topraklarına dâhil edildikten sonra yeni durumdan memnun olmayarak Yıldırım Bayezid’in oğlu Emir Süleyman’a başvurup kaleyi teslim edeceklerini haber vermişlerdir. Bunun üzerine Emir Süleyman o tarafa gitmiş ise de kaleyi alamamıştır. Karamanoğlu Mehmed Bey Emir Süleyman’ın az bir kuvvetle Sivrihisar kuşatmasında bulunduğunu haber alarak onu zor durumda bırakmak istemiş; Emir Süleyman geri çekilmek zorunda kalmıştır (Uzunçarşılı, 1982: 334).
Sivrihisar I. Mehmed (1413–1421) tahta geçtiği zaman hâlâ Karamaoğlu’nun elinde bulunmakta idi. Kendilerini Konya Selçuklu Sultanı’nın varisi ilan eden Karamanoğulları burayı terk etmek niyetinde değillerdi. Hatta Mehmed Çelebi’nin
kardeşleri ile olan mücadelesini fırsat bilen Karamanoğlu Sivrihisar’ı üs olarak kullanıp Bursa’ya akın yapmış; kenti kuşatarak ulaşabildiği mahalleleri ateşe vererek önemli hasar meydana getirmiştir (Doğru, 1997: 11). 1415’te Konya’ya yönelen Mehmed Çelebi Karamanoğlu Mehmed Bey’i yenerek Mehmed Bey ve oğlu Mustafa’yı esir almıştır. Yapılan anlaşma ile Karaman Beyliği Akşehir, Seydişehir, Kırşehir, Niğde, Sivrihisar gibi doğu ve kuzey taraflarında bulunan önemli kentleri Osmanlılara terk etmeye mecbur olmuştur (Akdağ, 1979: 358).
Seferihisar-ı Günyüzü Kazası XVII. yüzyılda Osmanlı taşra teşkilâtında bir kazâ merkezi idi. 1864 vilayet teşkilâtı kurulurken, Ankara vilâyetine bağlanmıştır (BOA. DH. MKT. 2491/94). XIX. yüzyıl başlarında Eskişehir, Kütahya sancağından ayrılıp müstakil bir sancak haline gelince Sivrihisar da 22 Mart 331 (1915–1916) tarihinde irade-i seniyye ile Ankara vilâyetinin merkez sancağından ayrılıp, Eskişehir sancağına bağlanmıştır (BOA. DH. EUM. MH. No:101/1). Cumhuriyet devrinde ise Eskişehir iline bağlı ilçe olmuştur (Darkot, 1966: 727).
İKİNCİ BÖLÜM
SEFERİHİSAR-I GÜNYÜZÜ KAZASI’NDAKİ
VAKIF GÖRVLİLERİ
Vakıf, İslâm toplumlarında yüzlerce yıl sosyal ve iktisadi hayat üzerinde derin etkiler bırakmış dinî-hukukî bir müessesedir. Anadolu’da hem Selçuklular hem de Osmanlılar döneminde Türk kültür hayatı içerisinde vakıflar son derece önemli rol oynamıştır (Sak, 2005: 6). Vakıf müessesesinin şehircilik hizmeti sadece belirli büyük kentlerle sınırlı kalmamıştır. Fethedilen şehirler vakıf sisteminden yararlanılarak yeni bir anlayışla imar edildiği gibi, ıssız kervan yolları geçitlerinde ve önemli tutunma merkezlerinde yeni yerleşim birimleri kurulmuştur. Var olan merkezler ise vakıflar sayesinde daha da gelişmiştir (Öztürk, 2002: 436).
Osmanlı Devleti’nde günün şartlarına ve ihtiyaçlarına göre her alanda vakıfların kurulduğu görülmektedir. Devletin sosyal yönünü oluşturan vakıflar, toplumun zaruri ihtiyaçlarının karşılanmasında önemli rol oynamıştır. Memleketin ekonomik ve sosyal yapısının gelişiminde işlevleri düşünülürse vakıf kurumları daha iyi anlaşılacaktır.
Vakıf kelime anlamı olarak sahibi bulunduğu bir mülkü ammenin menfaatine ebedi olarak tahsis etmek şeklinde ifade edilmektedir (Pakalın, 1983: 577). Vakıf kelimesi mevkûf yani vakıf akdinin mevzuunu teşkil eden menkûl ve gayrimenkul malları ifade etmek için de kullanılmıştır. Bu anlamda vakıflar iki kısma ayrılmaktadır. Bunlardan ilki bizzat kendisinden yararlanılan vakıflardır ki, bunlara “müessesât-ı hayriye” adı verilmektedir. Mabetler, mektepler, medreseler, imaretler, zaviyeler, kütüphaneler, misafirhaneler, köprüler, hastaneler, çeşmeler ve sebiller bunlardandır. Diğeri ise birinci kısımda ifade edilenlerin sürekli ve düzenli bir şekilde işlemesini sağlayan bina, arazi, para ve bunların benzeri gelir kaynaklarını teşkil eden vakıflardır. Bunlara Osmanlıda “asl-ı vakf” denilmekte idi (Sak, 2005: 2).
Toplumların temelinde yardımlaşma, dayanışma ve paylaşım yer almaktadır. Bu unsurlar devletleri güçlü kılmaktadır. Osmanlı Devleti’nde yardımlaşma büyük öneme sahipti. Bu nedenle vakfın devletin kuruluşu ile birlikte gelişme gösterdiğini görmekteyiz. Daha kuruluş döneminde vakıflara yer verilmiş, devletin gücü oranında vakıfların sayısı artmıştır. Yardımlaşmanın ve sosyal devlet olmanın gereği olarak vakıfların Osmanlının en güçlü olduğu dönemde zirve yaptığı tespit edilmiştir (Yediyıldız, 1986:153–172).
Osmanlı Devleti’nde vakıfların daha çok maddi yönden güçlü olan kişilerce kurulduğu, bunların başında da sultanların ve devlet adamlarının geldiği görülmektedir. Devlet kudret ve selahiyetlerinin mutlak sahip ve temsilcisi olan sultanların özel bağış ve müsaadeleriyle bazı büyük devlet adamları tarafından kurulmuş vakıflar da bulunmaktadır (Barkan, Meriçli, 1988: 122).
Vakıfların en iyi şekilde hizmet verebilmesi ve varlığını uzun süre koruyabilmesi için de tedbirler almışlardır. Gerekli şartlar ve vakfa tahsis edilen mallar vakfiyelerde belirtilmiştir. Ayrıca vakıflarda kimlerin çalışacaklarını, özelliklerini, sayılarını, yapacakları işleri ve bunlara ödenecek ücretleri bizzat vakfı kuranlar tespit etmiştir. Vakıfta çalışacak olanlar bu şartlara göre atanır ve vakfiyede belirtilen şartlara göre hizmet verirlerdi. Vakıf kurucuları tesis ettikleri vakıfların iyi yönetilmesi için işin niteliğine göre görevlendirdikleri kimselerde belirli vasıflar ve toplumsal normlar aramışlardır (Yüksel, 2002: 466- 467).
Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’nda Ahmed Ağa bin Mehmed Ağa Vakfı (VAD. No:589, vr.0067) başta olmak üzere diğer vakıfların şartları vakıf kurulduktan hemen sonra belirtilmiştir. Bu şartları taşıyan kişiler kadı ve mütevellinin arzıyla ilgili oldukları makamlara atanmışlardır.
Bu vakfiyenin şartları hangi kurallar çerçevesinde hareket edeceğini ve hangi göreve ne kadar ücret ödeneceğini göstermesi açısından örnek teşkil etmektedir. Buna göre kurulan bu vakıfların Seferihisar-ı Günyüzü’nde istihdam ortamı oluşturduğunu ve pek çok kişiye iş imkânını sağladığını söyleyebiliriz.
Osmanlı Devleti’nde resmi görevlilerin memuriyeti, çalıştığı devrin padişahının ömrü ile sınırlı olması, padişah değişikliklerinde atamaların yeniden yapılmasını gündeme getirmiştir. Hurufat Defterleri’ndeki yapılan atamalarla ilgili kayıtlar incelendiğinde genellikle cülus zamanlarında bütün atamaların yeniden yapıldığı görülmektedir (Kütükoğlu, 1998:136).
Osmanlı şehirlerinde yönetici sınıf “ehl-i örf” ve “ehl-i şer” adı verilen iki guruptan oluşuyordu. Bunlar ehl-i örften sayılan beylerbeyi, sancakbeyi ve maiyetinde çalışanlar; ehl-i şer’ kabul edilen kadı, nakip, müderris, müftü, vaiz, vakıf mütevellisi, imam ve hatiptir. Bunların dışında vakıf kurumunda çalışan ve sayıları oldukça fazla olan görevliler de vardı. Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’nda bulunan vakıflara atamalar Hurufat Defterleri’nde belirtilmiştir.
I. Vakıf Yöneticileri
Vakıf hizmetlerinin düzenli yürütülmesi için iyi yönetilmesi gerekir. Bu bakımdan daha işin başında bu konuda sıkı tedbirlere başvurulduğu görülmektedir. Nitekim her vakfın bir vakfiyesinin bulunması, vakfiyelerin kadı mahkemelerinde tescil ettirilmesi ve bu vakıfları idare için birer nazırın tayin edilmesi (Kazıcı, 2003: 103) bunu göstermektedir.
Vakfın yöneticileri arasında vakfın işleyişinden birinci derecede sorumlu olan o kazanın kadısıdır. Ancak vakıfta fiilen çalışmayan kadı; vakfın işleyişinde etkin rol oynayan görevlilerin atamaları için merkezle yazışırdı. Bu nedenle Seferihisar-ı Günyüzü Kazsı’nda vakıf görevlilerinden öncelikle kadı konusu burada incelenecektir.
I.I. Kadı
Kadı, fıkıh terimi olarak insanlar arasında meydana gelen çekişme ve davaları şeri hükümlere göre çözümlemek için yetkili makamca tayin edilen kişiyi ifade eder
(Atar, 2001: 66). Kadı, yapan, yerine getiren, ifa ve eda eden, hâkim, şeriat hükümlerine göre davalara bakan kimse anlamlarını da taşımaktadır. Osmanlı hukuk düzenine göre her türlü davalara bakan kişidir.
Tanzimat sonrasında ise yalnızca evlilik hukuku ile ilgili davalara bakan mahkemelerin başkanı, mahkeme-i şer’iyye reisi olarak tanımlanabilir (Parlatır, 2006: 814). 1869–1876 yılları arsında yasallaştırılan Osmanlı Devleti’nin medeni yasası sayılan Mecelle’nin kabul edilmesinden sonra kadının yerine hâkim kelimesi kullanılmaya başlamıştır (Fendoğlu, 1999: 453).
Osmanlı kadısı, tarihi gelişimi ve hukuki yapısı içinde birçok araştırmacı tarafından etraflıca ele alınan bir konudur. Buna sebep Osmanlı kadısının kendine özgü durumudur. Osmanlı kadısının statüsü; doğrudan merkeze bağlı olup mahalli otoritelerden ve yöneticilerden bağımsız olması, yargı yanında mülki ve mali konularda da aynı derecede sorumlu bir yönetici olması, aynı hiyerarşi ve eğitimden geçmiş olması şeklinde sıralanabilir (Ortaylı, 1976: 95). Bu kriterlerden anlaşıldığı üzere kadı ilmiye teşkilatının gerçek beyni ve yöneticisidir. Aynı zamanda kadı yargı organının omurgasıdır (Fendoğlu, 1999: 453).
Osmanlı idaresinde kadı hâkim ve merkezi bir unsurdur. Gelir ve itibar bakımından farklı ise de hukuki açıdan kadılar arasında hiçbir ayrım yoktur. Osmanlı’da kadı, doğrudan merkeze karşı sorumlu ve ona muhataptır. Kadı atanmasının nedeni, ülkede zulmü önlemektir (Göyünç, 1999: 86). Osmanlı geleneğindeki “Adaletname”lerden bu durum açıkça anlaşılmaktadır. Osmanlı Devleti’nde yargı kuvvetinin en önemli birimi kadıdır. Halk ile devlet arasındaki münasebeti sağlayan görevlidir (Baykara, 1990: 6–7).
Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’nın başında, her kazada olduğu gibi kadı vardı. Kadı sadece yargı işine bakmıyordu. Atama ve azillerle de ilgileniyordu. Seferihisar-ı Günyüzü KazasSeferihisar-ı mahallelerinden Kethüda Mahallesi mescidinde imam ve vakfSeferihisar-ınSeferihisar-ın mütevellisi olan İbrahim ölünce yerine oğlu es-Seyyid Mustafa kadı es-Seyyid
Abdullah Haşim arzıyla bu göreve atanmıştır (VAD. No:545, vr.34b). Bu ve benzeri örnekler belgelerde sıkça yer almaktadır.
Kadılar da diğer bürokratlar gibi hayır eserleri vücuda getirip bunlar için vakıf kurabiliyorlardı. Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’nda Hoşkadem Camii Edirne Kadısı Abdülvehhâb Efendi’nin vakıf eseri idi. Abdülvehhâb Efendi Hoşkadem Camii’nin giderlerini kurduğu vakfın gelirleriyle karşılamakta idi (VAD. No:544, vr.10a).
I.II. Naip
Naip, Osmanlı teşkilatında kadıların yargı görevini yaparken gerektiğinde yerine tayin ettiği kişidir (Aydın, 1994: 399). Bunlar ilmiye mensuplarından seçilirdi (Pakalın, 1983: 644; Baysun, 1960: 50). Naibin sözlük anlamı vekil, kaymakam, kadı vekili ve yardımcı anlamında da kullanılmaktadır (Baykara, 1988: 40).
Naipler, kadının görevlerini aynen yürütür, tayin ve azli gereken vakıf görevlisini merkeze bir arzla bildirirdi (VAD. No:547, vr.21a). Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’nda Kılıç Mahallesi’nde mescidin vakıf dükkânlarının mütevellisi olmayıp lazım ve mühim olduğundan bu göreve Şeyh Osman, naip Mustafa’nın arzı üzerine atanmıştır (VAD. No:1087, vr.36a).
I.III. Mütevelli
Mütevelli, vakıf işlerini vakfiye şartları doğrultusunda yürütmesi için kadının arzı ile merkezce atanan görevlidir. Vakıfta tasarruf hakkı mütevelliye aitti.
Bir mütevellinin vâkıfın şartlarını iyi yapmadığı ihbar ve şikâyet edilirse kadı mütevelliyi sorguya çekerdi. Mütevelli vakıf gelirlerinin toplanması ve harcanması işi ile uğraşırdı (Pakalın, 1983: 640). Bütün İslam hukukçuları vâkıfın kurmuş olduğu
vakfın idaresini yürütmek üzere bir mütevelli tayin yetkisinin bulunduğunu ve bu yetkinin mutlak bir yetki olduğunu kabul etmişlerdir (Sak, 2005: 6).
Bir kimsenin mütevelli olabilmesi için akıl ve baliğ, adil ve güvenilir olması gerekirdi (Akgündüz, 1996:314–315). Mütevelli görevini terk eder veya istifa ederse görevi sona ererdi. Hıyanet, ihmal ve sefahat gibi sebeplerden dolayı mütevelli azledilebilirdi (Akgündüz, 1996: 337–340).
Mütevellilik daha çok babadan oğla geçerdi. Eğer mütevellinin yerine tayin edilecek çocuğu bulunmuyorsa kadı veya naip, onun ölümünden dolayı boşalan mütevelliliğe güvenilir birini atardı. Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’nda Kayabaşı Mahallesi’ndeki camiye vakfedilen dükkânların günlüğü bir akçe ile mütevellisi olan Mehmed Ali oğlu Ebubekr öldüğünden ve yerine geçecek bir çocuğu olmadığından mahallenin muhtarı Süleyman oğlu Mehmed naip Arslanzade İbrahim arzıyla atanmıştır (VAD. No:546, vr.55).
I.IV. Nazır
Nazır, mütevellinin vakıf işlerini nasıl idare ettiğine nezaret eden kişidir (Devellioğlu, 1984: 972). Vakfın şartları ve vakfın menfaatleri noktasında mütevellinin usulsüzlüklerini gördüğünde merkeze şikâyet eden gereğinde mütevellinin azline karar veren mercidir. Nazırların geniş yetkilere sahip olduğu ve güvenilir kişilerden seçildiği görülmektedir (Pakalın, 1983: 666).
Devletin vakıflar üzerindeki denetimini sağlayan vakıf nazırı, mütevellinin vakıfla ilgili olarak yaptığı işleri kontrol ve vakıf senedine göre idare edilip edilmediğini tespit ederdi. Vakıf kurucuları, genellikle nazırı vakfiyelerde belirtmişlerdir.
Nazırlar, vakfın işleyişini kontrol yanında, vakıf personelinin tayin ve azlinde söz sahibiydiler. Kendilerine bağlı vakıfların muhasebelerini de her sene incelettirmekteydiler. Nazırlar yaptıkları görev karşılığında ücret alıyorlardı (Erünsal,
1994: 288). Seferihisar-ı Günyüzü’nde bulunan Eminüddin Mikail Camii’nde Şeyh Süleyman günlüğü altı akçe ile nazırlık yapmakta idi (VAD. No:544, vr.10b). Şeyh Baba Yusuf Camii’nde Mehmed bin Abdullah ise üç akçe yevmiye ile nazırlık görevini üstlenmişti (VAD. No:548, vr. 83b). Anlaşıldığı üzere nazırlık ücretleri caminin büyüklüğüne göre değişmekteydi.
I.V. Kâtip
Kâtip, yazı işleriyle uğraşan kimse, yazıcı demektir (Küçükaşçı, 2002: 49). Vakıf gelirlerini ve giderlerini kayıt altına alan kâtipler mütevellilerin en önemli yardımcılarındandır. Kâtiplerin güvenilir ve dürüst kimseler olması bu bakımdan önemlidir.
Vakıfta görevli kâtibin ölümü üzerine göreve oğlu geçerdi. Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’nda Debbağhane Mescidi vakfının iki akçe ile kâtibi olan Süleyman öldüğünden yerine oğlu Ali Halife naip es-Seyyid Mehmed arzıyla atanmıştır (VAD. No:1088, vr. 65b).
Kâtiplik, vakfın büyüklüğüne göre birden fazla olabilirdi. Seferihisar’da Eminüddin Mikail Camii’nin kâtibi olan Mehmed ve Ali ve Süleyman görevliyken, Mehmed ölünce hissesi Musa Halife’ye kadı Abdülaziz arzıyla verilmiştir (VAD. No:1088, vr.68a).
I.VI. Câbi
Câbi, Arapça bir kelime olup tahsildar demektir. Vakıf gelirlerini toplar, defterlerini vakıf mütevellisine gösterir ve hesap verirdi. Mütevelliler de hesaplarını kadılara verip onaylatmaya mecburdular. Tanzimat’tan sonra tahsildar unvanını almışlardır (Pakalın, 1983: 253). Vakfın büyüklüğüne göre sayıları değişebilirdi (Küçükdağ, 1996: 116).
Câbilik de, diğer vakıf görevlileri gibi babadan oğla geçerdi. Seferihisar-ı Günyüzü’nde Eminüddin Mikail Camii vakfına altı akçe ile câbi olan Mehmed ölünce yerine oğlu Abdurrahim atanmıştır (VAD. No:1118, vr. 86b). Câbiliğe birden fazla görevlinin atandığı da olurdu. Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’nda Soğa Bey Medresesi’nin mütevellisi ve câbisi olmadığından günlüğü ikişer akçe ile Abdullah oğlu Şeyh Hacı Mehmed ve Şeyh Hacı Süleyman oğlu Yunus naip Mustafa arzıyla atanmışlardır (VAD. No:1087, vr. 36a).
II. Din Hizmetlerinde Çalışanlar II. I. İmam
İmam, namazda kendisine uyulan başka bir ifadeyle cemaate namaz kıldıran görevliye denir. Bu göreve atanabilmek için medrese tahsili görmek ve imamet vazifesini yerine getirebilecek özellikleri üzerinde bulundurmak gerekirdi. Cami veya mescidin imamı olmak isteyen kişinin arzı ile kadı ilâmı üzerine padişahtan berat alındıktan sonra bu işi yapmaya hak kazanırdı (Küçükdağ, 1996: 124–125).
İmam, ilmi ve ahlakı ile halk arasında saygı gördüğü için devlet, namaz kıldırması dışında ona mahalle ve köylere ait resmî işleri yaptırmış, bu sebeple önemli bazı yetkiler vermiştir. Muhtarlıklar resmen kurulmadan önce, muhtarların yaptığı işleri imamlar yürütmüştür. Muhtarlık müessesinin kurulmasından sonra da mahalle veya köyle ilgili işleri muhtarla birlikte yürütmüştür. Halkın birbiriyle olan küçük anlaşmazlıkları mahkemeye gitmeden imam tarafından çözüme kavuşturulmuştur. Görevli bulunduğu mahalle veya köyde kanun dışı iş yapanları ilgili makamlara bildirmiştir. Ayrıca nişan ve evliliklerin şeri’ata uygun yapılmasını sağlamış; vergilerin toplanmasında görevlilere yardımcı olmuştur (Küçükdağ, 1989: 139). Ayrıca mahallenin temizliğinden, düzeninden imamlar sorumlu tutulmuşlardır (Çadırcı, 1991: 40).
İmamlar görevli oldukları cami veya mescidin vakfından beratta belirtilen şekilde ücretlerini alırlardı (VAD. No: 1087, vr. 36). Seferihisar-ı Günyüzü
Kazası’nda Şeyh Baba Yusuf Camii’nde imam olan Osman oğlu Şeyh Mehmed günlük sekiz akçe ücret almakta idi (VAD: No:549, vr.42b).
II. II. Hatip
Cuma ve Bayram namazlarını kıldıran ve hutbe okuyan cami görevlisine hatip denir. Hatip genellikle imamlık görevini de yürüten şahıstır. Bazı büyük camilerde imamdan ayrı bir, bazen de birkaç hatip görev yapmaktaydı. Hutbe siyasi bir önem kazanmış, bu sebeple çok defa kadılar hatiplik görevini bizzat üstlenmişlerdir (Pedersen, 1971: 81–86; Önkal, Bozkurt, 1993: 54).
Hatipler medrese okumuş kişiler arasından seçilirlerdi. Anadolu yakasında bir camide hatip olmak isteyen kişinin arzuhali ve o köyden “ehl-i vukuf” olanların şahadetinden sonra Anadolu Kazaskeri’nin ilâmı üzerine padişah tarafından tevcih beratı verilir ve bu işlemden sonra göreve başlayabilirdi. Sebepsiz yere görevden alınıp yerlerine başkası verilemez, ancak kendi isteği ile feragat eder veya ölürse, yerine yeni bir hatibin atanması mümkün olurdu. Seferihisar-ı Günyüzü’nde Mülk Köyü Camii’nin hatibi olan İvaz kırk elli sene bu görevi yapmış ancak ölmüştür. Bunun üzerine oğlunun oğlu İvaz hatipliğe atanmıştır (VAD. No:1117, vr.60a). Zamanla hatiplik görevi de babadan oğla geçen bir meslek haline gelmiştir (Küçükdağ, 1996: 128). Seferihisar-ı Günyüzü’nde Hortu köyünde bulunan caminin hatibi Ahmed ölünce oğlu Seyyid Süleyman babasının yerine hatip olarak atanmıştır (VAD. No:1122, vr.37a).
Hatiplik görevi kardeşe de geçerdi. Dümrek köyündeki camide günlüğü bir akçe ile hatiplik yapan Ahmed oğlu Mehmed ölünce yerine kardeşi Ahmed geçmiştir (VAD. No: 546, vr.23b).
II. III. Şeyh
Tekke ve zâviyelerinkinden ayrı olarak bazı büyük camilerde de şeyh unvanı taşıyan bir görevli bulunuyordu (Küçükdağ, 1997:119). Şeyh Baba Yusuf Camii’nde
şeyh olan Mehmet Sadık ölünce yerine Veli Efendi oğlu İbrahim 14 Rebiyülevvel 1213/26 Ağustos 1798 tarihinde göreve atanmıştır (VAD. No:544, vr. 10a).
II. IV. Vâiz
Vâiz, cami ve mescitlerde cemaate vaaz ve nasihatte bulunan görevlidir (Küçükdağ, 1997: 119). Vâizler daha çok büyük camilerde görev almışlardır. Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’ndaki en büyük camilerden olan Eminüddin Mikail Camii’nde günlüğü beş akçe ile Seyyid Muslihüddin’in vazilik yapması (VAD. No:544, vr.10a) bu durumu göstermektedir.
Vâizlik görevi genellikle babadan oğla geçerdi. Bununla birlikte, ölüm halinde yerine atanacak oğlu olmadığında ölen vâizin görevinin babasına devredildiği de olurdu. Seferihisar-ı Günyüzü’nde Eminüddin Mikail Camii’nde günlüğü altı akçe ile yarı vaizlik görevi yapan Seyyid Abdullah oğlu Seyyid Yusuf oğlu olmadan öldüğünden yerine babası Seyyid Abdullah 1207/1792 tarihinde vaiz olarak atanmıştır (VAD. No:546, vr. 23b).
II. V. Müezzin
Müezzin, çağrıda bulunan, ezan okuyan, kamet getiren kimse anlamlarına gelmektedir (Küçükaşçı, 2006: 491). Camide namaz vakitlerinin geldiğini bildirmek için ezan okuyan ve camiye cemaatin toplanmasından sonra kamet getirip namazın kılınmasını sağlayan görevlidir ( Küçükdağ, 1997: 120).
Osmanlı Devleti’nde din hizmetlerinin yürütülmesinde önemli bir yer işgal eden müezzinler özel ve resmî kimlikleriyle geniş bir kitle oluşturmuşlardır. Osmanlı şehir örgütlenmesi içinde, önemli görevler üstlenen mahalle imamlarının yardımcısı müezzinlerdir. Müezzinler padişah beratı ile göreve başladıklarından Osmanlı devlet sisteminde şahsî vergi yükümlülüğünden muaf olan guruplar içinde sayılır ve görevlerinin sona ermesiyle yeniden sivil statüsüne dönerlerdi (Küçükaşçı, 2006: 493).
Müezzinlik de babadan oğla geçen bir görevdi. Seferihisar-ı Günyüzü’nde Eminüddin Mikail Camii’nde dört akçe ile müezzin olan Seyyid Salih oğlu Seyyid İbrahim ölünce yerine oğlu Seyyid İbrahim oğlu Seyyid Ahmed müezzinlik görevine atanmıştır (VAD: No:545, vr.35a). Oğlu olmadan ölenin yerine başka biri atanırdı. Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’na tâbi Kızılcaköy’de el-Hâc İdris Camii’nde bir akçe ile müezzin olan Mustafa çocuğu olmadan ölmüş ve yerine Hüseyin oğlu Mehmed naip Mustafa arzıyla müezzinliğe atanmıştır (VAD. No:546, vr.58).
Müezzinler, bazen ikinci bir görevi de yürütebilirlerdi. Seferihisar-ı Günyüzü’nde Eminüddin Mikail Camii’nde iki akçe ile kayyum ve dört akçe ile müezzin olan Seyyid Süleyman görevden ayrılınca yerine Seyyid Halil oğlu Seyyid İbrahim bu görevlere atanmıştır (VAD: No:548, vr.80b).
II. VI. Sermahfil
Müezzin başının yardıcısına sermahfil denirdi. Bu görev için sesi güzel ve bilgili kişiler seçilirdi (Pakalın, 1972:187). Sermahfillik görevi de diğer görevlerde olduğu gibi babadan oğla geçerdi. Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’nda Eminüddin Mikail Camii Kebri’nde yarı imam ve iki akçe ile yarı sermahfil olan Seyyid Ahmed ölünce yerine oğulları Seyyid Şeyh Ali ve Seyyid Mehmed Safer 1203/Kasım 1788’de atanmışlardır (VAD. No:547, vr.22a). Sermahfillik görevinden feragat etme ve görevin kardeşe geçmesi de görülmekteydi. Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’nda Eminüddin Mikail Camii Kebri’nde yarı imam ve dört akçe ile yarı sermahfilik görevine sahip olan Ahmed kendi rızasıyla yarı imamet ve yarı sermahfillik görevinden feragat etmiş, yerine Müftizade Seyyid Ahmed ile kardeşi Seyyid Mehmed Zilkade 1173/Haziran 1759’da tayin edilmişlerdir (VAD. No:1090, vr.92b).
II. VII. Cüzhân
Namazlardan önce Kur’an’dan birer cüz okumak vazifesiyle mükellef olan cami görevlileri hakkında kullanılan bir tabirdir. Han, Farsça okumak, çağırmak anlamına gelen handen mastarından ism-i faildir. Cüzhân cüz okuyan anlamına gelmektedir (Pakalın, 1983: 318). Diğer din görevlilerinde olduğu gibi cüzhânlığın da babadan oğla geçtiğine dair Hurufat Defterleri’nde çok sayıda örnek bulunmaktadır. Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’nda Eminüddin Mikail Camii’nde iki akçe vazife ile cüzhân olan Şeyh Ebubekr bin Hacı Mehmed ölünce yerine oğlu Şeyh Mehmed bin Şeyh Ebubekir naip Ali arzıyla cüzhanlığa atanmıştır (VAD. No:549, vr.41).
II. VIII. Aşırhân
Namazdan sonra Kur’an’dan en az 10 âyet okuyan cami görevlisine aşırhân adı verilmiştir (Küçükdağ, 1997: 123). Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’nda bulunan camilere atanmış aşırhânlar vardı. Eminüddin Mikail Camii’ne bir buçuk akçe ile aşırhân olan Ali oğlu Mustafa Halife yeniden aşırhân olarak atanmıştır (VAD. No:1088, vr. 67).
II. IX. Yasinhân
Cami ve mescitlerde Kur’an’daki Yâsin Sûresi’ni okumakla görevli kişiye Yasinhân denilmiştir (Küçükdağ, 1997: 122). Yasinhânlık da babadan oğla geçerdi. Seferihisar-ı Günyüzü’nde Mahmud-ı Kadı Camii’nde Perşembe günü Yasin Sûresi’ni okumak için görevli olup mütevellisi ve yasinhânı olan Seyyid Mahmud görevinden feragat edince yerine günlüğü bir buçuk akçe ile oğlu Ömer yasinhân olarak atanmıştır (VAD. No:1089, vr. 8).
II. X. Duâgû
Bazı toplantılarda dua okuyan, hiçbir vazife ile mükellef olmadığı halde edeceği dualar karşılığında ücret alan kimseler hakkında kullanılan bir tabirdir. Duacı demektir. Bu makam için” duahân” tabiri de kullanılmıştır. Duahân, daha çok dinî merasim münasebetiyle dua edenler için kullanılırken, resmi işlere ait toplantılarda dua edenler hakkında duâgû tabiri kullanılmıştır. Duâgûluk maaşı şahsa göre farklılık göstermiştir (Pakalın, 1983: 179). Duâgû, vakfın kurucusu için Allah’a dua ve niyazda bulunan görevlidir. Duâgûluk, vakıflarda bir çeşit ücret almak için oluşturulmuştur. Bu sebeple merkezden gönderilen emirlerle, yeni ortaya çıkan duâgûluklara itibar edilmemesi vakfın mütevellisinden istenmiştir (Küçükdağ, 1997: 122).
Seferihisar-ı Günyüzü’nde vakıf görevlileri arasında duâgûlar da mevcuttu. Duâgûlar bu görev dışında başka görevlerde üstlenmişlerdi. Seferihisar-ı Günyüzü’nde Abdülvehhab Efendi Han-ı Cedid vakfından almak üzere bir akçe ile cüzhan ve bir akçe ile noktacılık ve bir akçe ile duâgû olan Zekeriyya Efendi’ye yeniden berat verilmiştir (VAD. No:1128, vr.14b).
II. XI. Temcidhân
Temcid okuyan yani Hz. Peygamber’i ululayan duayı sabah ezanından önce minarede söyleyen görevliye temcidhân denirdi (Küçükdağ, 1997, 121).
Seferihisar-ı Günyüzü Kazası’ndakivakıf görevlileri arasında temcidhân da bulunuyordu. Eminüddin Mikail Camii’nde günlüğü bir akçe ile Ramazan-ı Şerifde Seyyid Mustafa bin Seyyid Eyyüb temcidhânlık yapmakta idi (VAD. No: 545, vr. 35a).
II. XII. Kayyum
Cami ve imaretlerin bakım ve temizliğini üstlenen görevliye kayyum denilmektedir. Kayyum mütevellinin emrinde görev yapardı (Pakalın, 1983: 223;