EDEBİYAT SOHBETLERİ
Yahya Kemaî ve Üsküdaı
Yazan; İsmail Habib Sevtik
Büyük ve gerçek şair Yahya Kemal zaten milletçe kazandığı sanat payesini ilk defa kendisine resmen verilen «İnönü şiir mükâ fatı» ile devlete de tasdik ettirmiş olda,. Şairimiz ortalama yüz elliyi kullu-, şiirlerini henüz kitab halin de bastırmamakla beraber -k i o kita blar üç veya dördü bulacaktır - şiirleri arasında o mükâfatı kazan mak mazhariyetinin «Hayal Şehir »e nasib oluşu şüphesiz onun «en güzel» oluşundan değil neşir tari hinden ileri geliyor. Kanun icabı şiir kitabı o yıl neşredilen esere verilecektir. Şairler kitabla değil yarattıkları «şiir atmosferi» le, ö l çülür. »Hayal Şeh'.r» şah deki zirve yi göstermedi sadece şiir mükâfa tına vesile oldu. Şairin en büyük değil, fakat en mesud şiiri.
Bununla beraber «Hayal Şehir» sairin bütün şiirleri arasında ken dine mahsus iki esaslı meziyete sa- hibdir. «Ses». «Deniz», «Itrî», «Açık deniz», «Vuslat gibi hep bugü nün canlı türkçcsile yarattığı bil- !ûr çehreli manzumelerin kimi da ha ulvî, kimi daha heybetli, kimi daha derin, kimi daha dalgalı o l makla beraber «Hayal Şehir» «renkli», olmakta onların hepsin den ayrılıyor. Evet renkli, mısrala rı şafakla ve alevle yazılmış gibi renkli.
O mesud şiirin ikinci mazhariye ti Üskiidara aid olmasıdır. Kadı- köye şiir yazılmadı, ve yazılamaz. Fakat Üsküdar öyle değil, onda şiir için derin bir ilham zenginliği kaynaşıp duruyor. Siz tesadüfe ba kınız, «şiir mükâfatı» m Üsküdaı-a
aid manzumesile kazanan Yahya Kemalin Türk matbuatında ilk neş redilen şiiri de gene Üsküdara aid- • dir. «Yeni Mecmua» mn 1918 mar- j tında çıkan üç gazelinden biri,
«Şerefâbad», Üsküdarjn Salacakla Harem arasındaki sahiJindeydi ve «Lâle Devri» nde yapılan kasrın güzelliğile bahçesinin dilberliği dillere destandı:
O şuh ağlar bugün kasr-ı Ş crefâ- bâde geldikçe O mîsânûş günler hâtır-ı nâşâdc geldikçe Zaten aruzun en endamlı vezni- le yazılan o şiirde şairin kelimelere veı diği ses hamlesi sayesinde mıs ralar bir boy daha uzamışlardır: Ne cûşân-t şerâb ü lâle bir devr-i
behârfydi Dururdu rindlev rlembestc-ney
drnıbeste vecdindcıı Üsküdara aid manzumesile şiir mükâfatı alan şair onun bedelini daha otuz bir yıl önceden ödemeğe başlamıştı demek. Otuz bir yılın basile sonundaki iki Üsküdar man zumesinin ortasında da «Üsküdar vasfında gazel» var:
Kirdevs bu şehrin şeh ü riiztında «yandır Diye başlıyan ve bütün çeşme lerinden hep «Şerefâbad» suyunun aktığını anlatan gazel:
Her çeşmeden âb-ı Şcref’âbâd revanda-Üsküdardaki büyünün ne oldu ğunu gazelin şu çok güzel beyti söyler:
Bir cûy-i bekarın nağâmâtiy dolar gt Dil farkına varmaz bir akan cûy zamanı! Evet Üşküdaı-da kulakları biı bahar ırmağının nağmelerde dol duran bir ses var, meğer bu seı zaman ırmağının, akışından geliyor muş. İçinde zamanın ırmağı akar belde; yani mazinin ezeline doğrı derinliği olan yer, yani tarihin en» ginliğile uğuldayıp sanat abidele rinin asaletile ruhları doldurar füsunlu diyar.
Yahya Kemal bir şiirinde Üskü- dan «Feth-i Mübini gören tek bel de» diye vasıflandı’, dı. İstanbulun Türkler tarafından zaptına tarih düşen «Feth-i Mübin», o kutsiyet ler kutsiyeti fetih. Evet beş asır önce yeryüzündeki o en büyük fe tihler fethini gören Üsküdaıdı. Fa kat Üsküdar ki İstanbuldan daha dört asır önce Tüı-klerin eline geç mişti, Malazgirddeki zaferler zafe rinden bir kaç yıl soııiîı Selçuk Türkleri Yahya Kemalin «Alpas lan» gazelinde dediği gibi «Sahil-i Kostantaniye» ye geldiler. Evet Üsküdarda akan «Zaman ırmağı» nm dokuz asırlık bir heybeti var. Be; yüz yıllık Türk İstanbuldan dört yüz yıl daha kıdemli olan Türk Üsküdar İstanbul fethini yal nız tekbaşına gören belde değil istanbulun «küfür» den kurtulup «hidayet» e kavuşması için dört asırlık mazhariyetile dua eden bir hidayetti.
Hidayetli Üsküdar bu mazhari yetinden biraz sonra Haçlılar çen ginin ilk gazisi oldu. Piyerlermit'in tuğyan ettirdiği bir milyonluk taassub kalabalığını Bizans impa ratoru İstanbula uğralmıyarak A - nadoluya gönderdiği zaman hepsi kıhcdan geçirilmişti. Bu gaza Üs- küdarla başlar. Evliya Celebi anla tır ki Battal Gazi, o bir nârasiie binierce kâfirin ödünü patlatan destanı kahraman, Üsküdarda iki rekât namaz kılıp «Yâı-ab, bu şehri mamur et» diye dua eder. Duası müstecab olduğundan Üsküdar ma mur bir şehir oldu.
Evliya Çelebinin yaşadığı 17 nci asır bizim imparatorluk tarihinin yayla devridir. Üç asırlık bir çıkış ve iki buçuk asırlık bir iniş arasın da üç çeyrek asırlık bir yayla. O zaman dokuz bin evli Üsküdarda Evliya’nın saydığına göre 10 kadar saray, 11 tane kervansaray, kapıla rına zincir çekilen 500 han ve 300 gülistan vaı-dı. Anlattığı camileri, hâlâ ayakta olduğu için, saymağa lüzum yok. En baştaki Mihrimah- sultan caırii eteğini geı-miş bir sul tan hanım vskarile gerilip duruyor. Türk Üsküdar Türk imparatorlu ğuna kaderini sımsıkı bağlamış,ol malı ki imparatorluk çöktükçe Üs küdar da çöktü. Nerede Evliya Çe lebi zamanının haşmetli Üsküdarı. nerede şimdiki fakir İstanbul? Yalıya Kemal ki o eski Üsküdaıı yalnız kitabdan bellemekle değil. Şerefâbâd kasırlarında oturup o- nun bahçelerinde gezinmişçesine yaşıyarak biliyordu, giden ihtişamlı mamurluğun tesellisini yaz ve ¿tiz' güruhlarının Üsküdar pencerele rine verdiği şelırâyinde buldu. «Hayal Şehir» bu tesellinin mah sulüdür:
Git bu mevsimde gurub vakti Ci haıtgiidcn ba! Bir zaman kendini karşındaki rü ■
yaya bira'. Güneşin velimi saraylar yaratıl
camlardaı
—
Arkası Sa. 4, Sü. 3 de
-Kişisel Arşivlerde İstanbul BelleğiTaha Toros Arşivi