Yukankj resimlerde İdil B iret’i oyuncakları arasında, Türkçe bir' roman okurken, taş bebeğini kucağında tutarken, hocası Mile Boulanger ile piyano çalışırken görüyorsunuz. ^
H
 R İK A ÇOCUĞUMUZ İdil Biret önümüzdeki günlerde meşhur piyanist Wilhelm Kempff’le birlikte Champs. E- lysees tiyatrosunda ilk büyük konserini verecek.Fakat bu haberi okuyunca sa kın İdil’in büyüyüp koca kız ol duğunu zannetmeyin, o hâlâ ço cuk.
İdillerin apartmanmdayız. Bü yük piyanistimiz piyanoda Mo- zartm bir konçertosunu çaldık tan sonra dersini bitirmenin se vinci ile yanımıza geldi. Bir köşede İdil’in bebekleri du ruyor.
— İdil gel de şu oyuncakları nın arasında bir resmini çeke yim, dedim.
«— Resim mi çekeceksiniz? Öyleyse tabancamı alayım» diye sıçraya sıçraya yandaki odaya koştu. Fakat anlaşılan bir tür lü tabancasını bulamıyordu. Bir kaç dakika sonra öfkeli öfkeli yanımıza döndü.
«— Biliyor musunuz dedi, ta bancamı mutlaka annem kaldır mıştır. Çünkü (Elle est capable de faire ça) «Ondan böyle şey ler beklenir», Tabancayla yüzü ne su sıkıyorum diye bana kızı yor. Kimbilir yine onu nerelere sakladı? Halbuki ben. şimdi ne
güzel, tabancamla resim çekti recektim.»
Bu esnada annesi de dâhi- sa natkârı teskine çalışıyordu:
«— İdilciğim bırak şimdi ta bancanı da yeni elbiselerini giy- Bu kılıkta mı resim çektirecek sin. Artık biraz ağır başlı ol ca nım. Efendim, İdil hâlâ çocuk.» Fakat İdil hiç oralarda değil, harıl harıl tabancasını arıyor.
İdil:
« — Tabiî partisyon istedim, diyor. Hani matmazel partisyo nu seçtiğime öyle bir sevindi ki. Bebek de iyi ama o zaman mat mazel çok sevinmiyecekti.»
Annesinin anlattığına göre Mile Boulanger Idil’den ders ücreti de almıyormuş. Dersini 40 liradan aşağı vermeyen bu Profesör İdille uğraşmayı kendi
Millet Meclisinin kabul ettiği fevkalâde bir kanunla
tahsil için Paris’e gönderilen hârika çocuklarımızdan İdil Biret henüz 12 yaşına basmadığı için Konservatu ara misafir talebe olarak devam ediyor. Böyle olduğu halde geçen sene Paris Konservatuarının «Solfej mü
kâfatını» kazanmış ve şeref levhasında Türkiyeye
yeni bir mevki sağlamıştır.
Nihayet tabanca bulundu. Sanat kârımızın da artık keyfi yerinde. İdilin odasında bir yığın da bebek var. Boy boy bebekler. Hattâ piyanonun üstü bile bebek dolu. İdilin piyanodan başka bebeğe de çok meraklı olduğu anlaşılıyor.
Geçen sene doğum gününde ho cası Mile Nadia Boulanger ken disine hediye alacakmış. Fakat daha evvel Idil’e «Bebek mi is tersin, partisyon mu?» diye sor muş.
si için büyük bir zevk addederek dört seneye yakın bir zamandan beri beş para almadan İdile haf tada üç ders vermeğe devam e- diyormuş.
İdile Türkiyeyi özleyip özle mediğini soruyorum. Annesine dönerek:
— Kuzum diyor, biz, buraya geleli dört sene oldu değil mi? Tabiî göreceğim geldi. Bir kere gitmek isterim ama tekrar geri dönmek şartiyle. Bir kere gidip gele-'im kâfi. Konservatuar bitin
ce nasıl olsa tekrar döneceğim.
* **
— Konservatuarı bitirince ne yapacaksın?
— Konser vereceğim tabiî. Turnelere çıkacağım. Ama daha vakit var bunlara.
İdil henüz konservatuar tale besi de değil. Konservatuara gi rebilmek için 12 yaşında olmak lâzımmış. Hâlbuki henüz 11 ya şında. Önün için şimdilik kon servatuara dinleyici talebe ola rak devam ediyor. Ama öyle ol-,, duğu halde geçen sene Konser vatuarın solfej madalyasını bi zim küçük İdil kazanmış.
Hem darılmayın amma beye fendi, sualinizi biraz yersiz bul dum...
Bu son cümle beni birdenbire" şaşırtmıştı:
— Sualimi niçin yersiz buldun bakayım?., diye sormaktan ken dimi alamadım.
Dudaklarında ve gözlerinde, yaşının küçüklüğüne rağmen bü yük mânalar ifade eden olgun bir tebessüm ürperdi:
— İnsan anavatandan dört se ne uzak kalır da orasını özlemez mi hiç?.. Türkiyeyi düşündük çe çok seyrek görülen, fakat gö rüldükten sonra asla unutulma yan müstesna rüyaları hatırlar gibi oluyorum. Parbten Yaz * : HIFtt TOP JZ -
18
-Yukarıki resimlerde Suna Kan annesi Saziment ve babası Nuri Kan ile birlikte, kemanı ile başbaşa, kitap okurken ve 20. Asır objektifine tebessüm ederken görülüyor.
F
A KAT Paris Konservatua rında yüzümüzü ağartan ye gâne talebe^ İdil değil- Pa- risteki diğer hârika çocuğumuz Suna Kan da geçen sene Konser- yatuarm birinci keman mükâfatı ile Oda müziği birinci madal yasını kazanarak şeref levha sında Türkiyeye yeni bir mevki sağlamış oluyor. Binaenaleyh Paristeki hârika çocuklarımızla ne kadar öviinsek yeridir. Her halde sanat sahasında kazandığı mız zaferler güreşte elde ettiği mizden daha az ehemmiyetli ol masa gerek.12
yaşında İstanbuldan ayrı lan Suna Kan 16 yaşma basmış bulunuyor. Suna artık koca kız olmuş. Boyu da 1.72 şimdi Gab- riel Bouillon’dan hususî ders a- larak tahsiline devam ediyor.Önümüzdeki Mayısta da İs tanbul ve Ankarada hocası Bou- illon’la birer konser vermek için Millî Eğitim Bakanlığına müra caat etmiş. Hem Suna bu kon serlerden maddî bir menfaat da beklemiyor. Elde edilecek hası latın bir yardım derneğine veril mesini istemiş. Bakanlık teklifi kabul edecek olursa İstanbul ve Ankaranın geniş sanat çevreleri nin ^her halde eşsiz bir müzik hâdisesine şahit olacaklarını tah min ediyoruz.
Sunanın annesi Saziment Kan
kızının kemana başlamasını şöy le anlatıyor:
-«— Suna doğduğu zaman Ada- nada bulunuyorduk. Sonra An- karaya geldik. Sunanın kemana başlaması babasının teşvikiyle ol du. Cumhurbaşkanlığı Orkestra sında çalışan kocam Suna’nın da kemana heves etmesini istiyordu. Sunaya ilk kemanı beş yaşında iken aldık. Kızımızın kemandan
zevk aldığını görmek bizim de hoşumuza gitti. Hulusî Karsev’- den Sunaya keman dersi aldır maya başladık Sunanın kemana karşı gösterdiği anormal alâka ve elde ettiği başarı üzerine Walter Gerhardt kendisine ders vermeğe başladı. Gerhardt iki yıl Suna ile meşgul oldu. Sonra Back ve Liko Amar Sunanın ge lişmesine yardım ettiler. Bu suretle Sunanın müzik kabiliye ti meydana çıkmış oluyordu.
Surta. ilk konserini 18 Nisan
1946 da Devlet Konservatua rında verdi. Bu konserde elde ettiği başarıdan sonra da 27 Ha ziran 946 da Ferit Alnar idare sindeki Radyo Senfoni Orkes trası ile ikinci konserini Ankara radyosunda vermek imkânını kazanmış oluyordu.
Bundan sonra biliyorsunuz. Meclis İdille Sunanın tahsille rini sağlamak için fevkalâde bir
kanun kabul etti. Sunayı evvelâ Romaya yolladılar. Fakat .oraya geldiğimiz zaman beraber çalı şacağı profesörün ölmüş olduğu nu öğrendik. Altı ay sonra da bizi Parise gönderdiler.»
Bundan sonrasını da Sunadan dinleyelim:
«— Burada Konservatuarın yüksek kısmına kaydoldum. Pa riste takip ettiğim dersler benim için fevkalâde istifadeli oldu. Mem’ ekette bunları öğrenmeme imkân olmayacaktı. Geçen sene
w "konservatuaıaan mezun oldum. Fakat daha iki sene Pariste hu susî derslere devam etmek ni yetindeyim. Sonra da bir sene Amerikada çalışmayı düşünüyo rum. Ondan sonra da yurda dö neceğim.»
Sunanın sakladığı konser programları, okul karneleri, mek. tuplar ve gazete parçaları ara sında Vasa Prihoda ve Mesut Cemilin de Suna hakkında birkaç satır yazıları var.
Bakın Prihoda daha Suna Pa rise gelmeden evvel bu genç ka biliyet hakkında ne demiş: «Su- .ıa Kan büyük bir istidattır. Şöhret kendisini bekliyor di yebilirim.»
Mesut Cemil de 1946 da Suna hakkında şunları söylüyor: «Bu tatlı kızcağız emin olun ki M o zart’ın hamurundandır. İyi şart larla çalıştırılırsa milletlerarası ölçüde bir kıymet olarak bizim gururumuza pek çok ağırlık ka tacaktır.»
Suna artık bu ağırlıkları kat mağa başladı bile- Bugün Paris çapında şöhret sağlayan bu genç sanatkârlarımızın isimleri yarın bütün dünyaya yayılacak.
İdille Suna Türk müziğinin yalnız Dede efendi, Itrî ve Mus- ta(a Çavuş olmadığını ne kadar güzel isbat etmiş oluyorlar. Var olun hârika çocuklar!..
Pariste bulunan diğer hârika çocuklarımızdan biri de Suna Kan’dır. O şimdi on altı yaşındadır. Konserva
tuarı bitirmiş. İki sene daha hususî ders almak için
Paris’te kaldıktan sonra yurda dönecekmiş. Suna Kan
geçen sene Paris Konservatuarının «Birinci Keman
mükâfatı ile Oda müziği birinci mükâfatı» m kazanmıştır.
19
-İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi