SAYFA
! $ \ l c , 3t\
11
BU AŞAMADA
ŞÜKRAN KURDAKUL
Nâzım Hikmet'in Kuvayı
Milliye Destanı Sahnede
Müziğin ve hareketin sözcüklerle yarattığı birlik telik yeni anlamlar kazandırıyor gerçeğe.
Bir dalında biz varız bu gerçeğin, öteki dalında tarih.
Algılarımız “yaşamışız g ib i”ye götürüyor bizi. Şoför Ahmet’iz, Kartallı Kâzım’ız, Kanbur Ke- rim’iz, Nurettin Eşfak’ız. Erzurum, Sivas kongre lerine nasılsa katılmış mandacıların suratlarına bo şaltıyoruz inancımızın öfkesini.
“ Ya istiklal ya ölüm... ”
Devlet Tiyatrosu’nun Ergin Orbey yönetiminde sahneye getirdiği Kuvayı Milliye Destanı’nın yarat tığı etkiden söz ediyorum.
İnsanı ölümsüzleştiren değerlerin bütünselliği var sahnede.
Savaşlar kî, erdemleri hiçe sayma pisliğinin son aşamasıdır, öldürmeyi ister insandan.
Kuvayı Milliye kimliğini savunan bir halkın ölü me karşı koyma istencinden (iradesinden) doğdu ğu için yitirilen değerlerin kazanılmasını amaçlıyor du.
Destan estetiğini yaratmıştır bu haklılık savaşı mının.
Yasakları, gizli açık engelleri, yok sayma oyun larını aşarak 50 yıl sonra da etki gücünü koruma sı bundandır.
Edebiyat yapıtlarında kimi sözcükler eskiyebilir, ama oluşturdukları güzellikler zamanaşımına uğ ramaz. Kalan, yapıdır çünkü.
Kuvayı Milliye Destam’nı eskitmeyen önemli özellik, yapısındaki çokboyutluluktur bence.
Olayları sergilerken öyküden kaçınmak. Tekilde insanın değişmeyen ortak özelliklerini aramak.
Hareketliliği sağlayan öğelerin ustaca kullanımı. Şoför Ahmet şiirinde de gördüğümüz gibi bilin çaltı gerçeğinin açığa çıkarılması.
Ve usumuzun duyarlılığını etkileyen lirizm. Okurken de algıladığımız bu çokboyutluluk, sah nede değişik olanaklar kazandığı için yapıt kopar mıyor kendisinden bizi. Bir an olsun dışında kal mıyoruz.
Sürekli devinim, sürekli tepki.
Düşünsel olandan duygusallığa, tarihsel olan dan güncel olana kesintisiz bir süreç yaşadığımız. Düşünsel olan dediğimiz haklılık savaşımı, Ku- vayı Milliye bilinci. Duygusal olan kendilerini sava şıma cömertçe ve hesapsız veren insanların var lığı. Zamanın buharlaştıramadığı insanların varlığı.
Gençler için yazıyorum:
İlk kez 1946’da Yığın dergisiyle, Naci Sadul-
lah’ın İzmir’de yayımladığı Havadis gazetesinde
okuma olanağı bulduğum Şoför Ahmet, Karayılan, Kartallı Kâzım, Kanbur Kerim vb. parçalar alışkan lığımızın dişlilerinde ufalanıp gitmediği için çağdaş klasiklerimizden biri olma niteliği kazanır Kuvayı Milliye.
Tiyatro da dışında kalamazdı bu düzeyde bir yapıtın.
Ergin Orbey, Destan’ı Ankara’dan sonra İstan bul’da da sahneye getirmekle Nâzım Hikmet’imi- zin geleceğe güvenini bir kez daha doğrulamış ol du.
I P A l I f 1____■____- - w---M---
---Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi