• Sonuç bulunamadı

Osmanlı Mebusan Meclisi'nin son döneminden TBMM I. dönemine katılan Bolu milletvekili Tunalı Hilmi

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Osmanlı Mebusan Meclisi'nin son döneminden TBMM I. dönemine katılan Bolu milletvekili Tunalı Hilmi"

Copied!
116
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

TARİH ANABİLİM DALI

ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILÂP TARİHİ BİLİM DALI

OSMANLI MEBUSAN MECLİSİ’NİN SON DÖNEMİNDEN

TBMM I. DÖNEMİNE KATILAN

BOLU MİLLETVEKİLİ TUNALI HİLMİ

Rümeysa TUNCER

YÜKSEK LİSANS TEZİ

DANIŞMAN

Yrd. Doç. Dr. Dursun GÖK

(2)

İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ ... v GİRİŞ ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM TUNALI HİLMİ’NİN HAYATI 1.1. Ailesi ve Çocukluğu ... 4

1.2. Eğitimi ve İlk Politik Faaliyetleri ... 4

1.3. İttihat ve Terakki Dönemi Çalışmaları ... 5

1.3.1. Cenevre’deki Faaliyetleri ... ..5

1.3.2. Kahire’deki Faaliyetleri ... 7

1.4. İstanbul’a Gelişi ve İdari Görevleri ... 8

1.5. Osmanlı Mebusan Meclisi’nden TBMM’ye Doğru ... 9

1.5.1. Osmanlı Mebusan Meclisi’nin Toplanması ve Çalışmaları ... 9

1.5.2. Tunalı Hilmi’nin TBMM’ye Milletvekili Seçilmesi ve Faaliyetleri .... .11

1.6. Ölümü ... 13

İKİNCİ BÖLÜM TUNALI HİLMİ’ NİN SİYASİ MESELELERE İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ 2.1. TBMM’nin Yabancı Devletlerle İlişkisi ... 15

2.1.1. Afganistan ile İlişkiler ... 15

2.1.2. Rusya ile İlişkiler ... 18

2.1.3. Yunanistan ile İlişkiler ... 23

2.2. TBMM’nin Bütçe ile İlgili Çalışmaları ... 25

(3)

2.2.2. 1921 Yılı Bütçe Kanunu ... 26

2.2.3. 1922 Yılı Bütçe Kanunu ... 28

2.2.4. Aşar Vergisi ... 36

2.3. Sosyal İçerikli Kanunlar ... 38

2.3.1. Kanunlara Numara Konulması ... 38

2.3.2. İstiklal Marşı’nın Kabulü ... 39

2.3.3. Lâkap ve Aşırı Saygı İfadelerinin Kaldırılması ... 40

2.3.4. İsrafın Önlenmesi ... 42

2.4. TBMM’nin Hukuki Zemindeki Çalışmaları ... 45

2.4.1. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ... 45

2.4.2. Hıyanet-i Vataniye Kanunu ... 51

2.4.3. Saltanatın Kaldırılması ... 55

2.5. Uluslararası İlişkiler ... 58

2.5.1. Londra Konferansı ... 58

2.5.2. Mudanya Ateşkes Antlaşması ... 61

2.5.3. Lozan Barış Antlaşması ... 65

2.6. TBMM’nin Rejimin Güçlenmesi İçin Aldığı Önlemler ... 68

2.6.1. İstiklal Mahkemeleri’nin Konumu ... 68

2.6.2. İstiklâl Mahkemeleri’nin Çalışmaları ... 69

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM TUNALI HİLMİ’NİN MUHTELİF KONULARDAKİ GÖRÜŞLERİ 3.1. Dil Konusundaki Görüşleri ... 73

(4)

3.3. Kadın Haklarıyla İlgili Görüşleri ... 76

3.4. Osmanlılık Anlayışı ... 77

3.5. Türkçülük Konusundaki Görüşleri ... 78

3.6. Propagandanın Önemi ... 80

3.7. Köylülük Üzerine Görüşleri ... 81

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM TUNALI HİLMİ’NİN ESERLERİ 4.1.Hutbeler ... 83 4.1.1. Birinci Hutbe ... 83 4.1.2. İkinci Hutbe ... 84 4.1.3. Üçüncü Hutbe ... 84 4.1.4. Dördüncü Hutbe ... 85 4.1.5. Beşinci Hutbe ... 86 4.1.6. Altıncı Hutbe ... 87 4.1.7. Yedinci Hutbe ... 88 4.1.8. Sekizinci Hutbe ... 88 4.1.9. Dokuzuncu Hutbe ... 89 4.1.10. Onuncu Hutbe ... 90 4.1.11. Onbirinci Hutbe ... 92

4.2. Siyasi ve Sosyal Konulardaki Eserleri ... 92

4.2.1. Murad ... 92

4.2.2. Ahali Hâkimliği ... 93

(5)

4.2.4. Rezalet ... 96

4.2.5. Evvel ve Ahir ... 97

4.2.6. Makedonya ... 98

4.2.7. İlk ve Son Gayret ... 99

4.3. Köylü Memiş Çavuş Serisi ... 100

4.3.1. Mebuslar Meclisi Kapısında Bir Köylü Memiş Çavuş: Bu Meclise Girmeyelim ... 100

4.3.2. Köylü Memiş Çavuş Ankara’da ‘‘Halk Dersleri’’ Kürsüsünde ... 100

4.3.3. Büyük Millet Meclisi Azaları Memiş Çavuş Sayvanı’nda ... 101

SONUÇ ... 102

BİBLİYOGRAFYA ... 105

(6)

ÖNSÖZ

19. yy.’ın başlarında Sened-i İttifakla başlayan, Tanzimat ve Islahat Fermanlarıyla devam eden, I. ve II. Meşrutiyetlerle olgunlaşan siyasal bilinçlenme, 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılmasıyla üst noktaya ulaşmıştır. Bolu Milletvekili Tunalı Hilmi Bey’in meclis konuşmaları incelenerek, millî iradenin tek temsilcisi olan TBMM’nin çalışmalarına katkısını ortaya koymak bu çalışmanın ana amacıdır. Meclisin dikkat çeken simalarından biri olan Tunalı Hilmi Bey, daha o zaman öz Türkçe’si ve milliyetçiliği ile kürsüde en çok konuşan milletvekillerinden biri olduğu için incelenmeye değer bir şahsiyettir.

Araştırma konusu ile ilgili veriler arşiv ve kütüphane malzemelerinin taranması sonucu toplandı. Bu araştırmada, Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey’in meclis konuşmaları 29 ciltlik TBMM Zabıt Ceridelerinden incelenip, hatıralarla sentez oluşturulmaya çalışıldı. Araştırmamızda konu ile ilgili gazete ve dergilerden elde edilen bilgiler fişlenerek konularına göre tasnif edildi, yorumlandı ve bir sonuca ulaşmak üzere bütünleştirildi.

Tezimizin birinci bölümünde, Tunalı Hilmi Bey’in hayatını, ikinci bölümde siyasî faaliyetlerini, üçüncü ve dördüncü bölümlerde ise, fikirleri ve eserleri tanıtılmaya çalışıldı. Sonuç bölümünde, araştırmamızın değerlendirilmesini yaparak düşüncelerimizi belirttik.

Bu araştırmada yardımlarını esirgemeyen danışman hocam Sayın Yrd. Doç. Dursun GÖK’e ve emeği geçen herkese teşekkürler.

Rümeysa TUNCER KONYA - 2010

(7)

GİRİŞ

Osmanlı İmparatorluğu’nda İkinci Viyana Kuşatması’ndan sonra gerileme devrinin başladığı XVIII. yüzyıl içinde askerî yenilgiler karşısında ilk defa Islahat Hareketlerine yöneldiği görülmektedir. XIX. yüzyılda, özellikle 1839 Tanzimat Fermanı ile Islahat Hareketleri daha belirli ve yaygın olmasına rağmen, XX. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı İmparatorluğu’nu batmaktan kurtaramamıştır.1

Meclis-i Mebusan’ın 1878’de dağıtılmasından sonra Padişah II. Abdülhamit, tek egemen güç olmuştur. Saltanat otoritesini güçlendirmeye dönük önlemler almış; başta basın, anlatım ve toplantı hakları olmak üzere özgürlükler kaldırılmış, ya da geniş ölçüde kısıtlanmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü hazırlayan sebepler özellikle XIX. yy.da kendini daha çok göstermiş, buna karşılık aydın kuşağın tesiriyle birtakım devlet idaresi ile ilgili ıslahata yönelinmiş, devleti batmaktan kurtarmak için fikir akımları da belirmiştir.

Bu aydınlardan biri de, Jön Türk hareketi içinde yer alan Tunalı Hilmi Bey’dir. Tunalı Hilmi Bey’in çocukluk ve gençlik yılları İkinci Meşrutiyet’e geçiş sürecine rastlamaktadır. Gülhane Askeri Tıbbiyesi dokuzuncu sınıfta iken İsviçre’ye kaçıp İttihat ve Terakki Cemiyetine katılmasıyla siyasete adımını atmıştır.

Tunalı Hilmi’nin hayatını ve kişiliğini incelemeden önce, onu bu uzun ve mücadeleci hayata hazırlayan döneme ve gelişmelere göz atmakta yarar vardır.

2

II. Abdülhamit yönetiminin baskısına dayanamayarak yurtdışına kaçan aydınların bir kısmı dışarı da, bir kısmı da içeride istibdat yönetimine karşı çok büyük bir faaliyete girişmişlerdir. Meşrutiyeti geri getirmek için gizli cemiyetler

1 Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu, (İngilizce çeviren: Doç. Dr. Metin Kıratlı), Ankara 1970,

s. 21–39.

(8)

kurulmuştur.3 Önce cemiyet daha sonra siyasi bir parti olarak kurulan ve gelişen İttihat ve Terakki Partisi, Türk tarihinde önemli rol oynayan ilk büyük siyasi partidir. İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1889 tarihinde kurulan İttihat-ı Osmanî

Cemiyeti ile 1906’da Selanik’te Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin 1907’de

birleşmesi ile oluşmuştur. İttihat-ı Osmanî Cemiyeti, kısa zamanda yurt içinde ve yurt dışında teşkilatını genişletmiş, Jön Türklerin Paris grubunu içine almıştır. Cemiyet, ilk defa yurt içinde varlığını Ermeni olayları vesilesiyle duyurmuştur. Bundan sonra Cemiyetin Cenevre ve Kahire şubeleri faaliyete geçtiği gibi, Rumeli’de de hızlı bir şekilde örgütlenmiştir.4

İttihat ve Terakki’nin faaliyetlerini hızlandırması karşısında örgüt üzerindeki saray baskısı artmıştır. İbrahim Temo, İshak Sukuti gibi aydınlarla birlikte Tunalı Hilmi de yurtdışına kaçmıştır.5

II. Meşrutiyet’in ilanından aylar sonra İstanbul’a dönen Tunalı Hilmi Bey Anadolu’nun birçok yerinde kaymakamlık yapmıştır. Bu görevleri sırasında Tunalı Hilmi, yönetime karşı başlatmış olduğu mücadeleyi Cenevre’de de sürdürmüştür. Cenevre’de ikamet ettiği sırada “Hutbe” adını verdiği risaleler yayımlamıştır. Dağıtımı İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından yapılan bu eserlerinde Tunalı Hilmi, halkı istibdada karşı harekete geçirmeye çağırmıştır. Daha sonra II. Meşrutiyet’in ilanına kadar Kahire’de yaşayan Tunalı Hilmi, Evvel ve Ahir, Avrupa Tahsili, Ahali Hâkimliği isimli kitapları yazmıştır. Kahire’de yazdığı son eser Meşrutiyetin ilanı üzerine kaleme aldığı “Oh” isimli risaledir. Eserlerini halk tarafından daha iyi anlaşılma kaygısı ile yazan Tunalı Hilmi Bey’in dili oldukça sadedir. Hayatı boyunca halkının menfaatini gözeterek hareket eden Tunalı Hilmi Bey, bunu eserlerinde de göstermiştir. Halkı istibdada karşı harekete çağıran Tunalı Hilmi Bey, eğitimin öneminden, kanunların üstünlüğünden ve halk egemenliğinin yerleştirilmesi için hayatı boyunca mücadele vermiştir.

3Durmuş Yalçın, Türkiye Cumhuriyet Tarihi–1, Ankara 2000,s.10.

4Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler, c. III, İstanbul 1989, s. 65–66.

(9)

edindiği izlenimler hayatında belirgin izler bırakmıştır. Son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ın da üye olarak bulunmuş olan Tunalı Hilmi Bey, meclisin feshedilmesinden sonra Heyet-i Temsiliye’nin talimatıyla Ankara’ya gelerek TBMM’ye katılmıştır. Tunalı Hilmi Bey, Mecliste çok sık ve uzun konuşmalar yapmıştır. Uzunluk, kısmen Tunalı Hilmi Beyin kendi gözlem ve deneyimlerine dayanan, anekdotlarla, atasözleriyle dolu konuşma şeklinden doğmuştur. Kısmen de, Tunalı Hilmi Bey’in öneri ve görüşlerine, TBMM’nin bazı kesimlerinden gelen tepkiler neden olmuştur. Bu tepkilerin altında Tunalı Hilmi Bey’in görüş ve önerilerinin, dönem koşullarının çok ilerisinde yenilikler taşıması önemli bir etken olmuştur.6 Kendi deyişiyle, hatası “kanaatlerinin coşkun olmasından” kaynaklanmıştır. Ne var ki, bu tip “hata”lar (!), kısa dönemde ne şekilde adlandırılırsa adlandırılsın, uzun dönemli fikir hareketlerinin dinamiğini oluşturmuşlardır.7

6 Selim İlkin, Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey’in TBMM’nin İlk Yıllarındaki Görüş ve Önerileri,

Hacettepe Ün, Ed. Fak. Der.(Özel Sayı),Cilt 4, Sayı 1,Ankara,1985.

7

Ahmet Ağaoğlu, “anlaşılmayan adam” diye tanımladığı Tunalı Hilmi Bey ile ilgili şunları yazmıştır: “Bazı insanların kaderi ne garip tecelliler gösterir... En güzel fikirler onun tarafından ileri atılır; saçma olarak karşılanır! Aradan bir kaç zaman geçtikten sonra bir açık göz o fikirleri alır, kendisinin düşünceleri diyerek satarak kazanır!..” Babamın Arkadaşları, 3. Baskı, İstanbul 1969. s. 17.

Tunalı Hilmi Bey’in hayatını incelediğimizde ilk göze çarpan özelliği savunduğu fikirlere olan bağlılığıdır. Yeni arayışlar içinde olan Tunalı Hilmi Bey, sürekli olarak kendini geliştirme çabası içindedir. Hürriyet mücadelesi uğruna her türlü zorluğu göze alarak yaşayan Tunalı Hilmi Bey vazgeçmek yerine her zaman direnmeyi tercih etmiştir. Mücadele adamı olarak tanımlayabileceğimiz Tunalı Hilmi Bey inandığı değerler uğruna ömrünü feda etmiştir.

(10)

BİRİNCİ BÖLÜM

TUNALI HİLMİ’NİN HAYATI 1.1. Ailesi ve Çocukluğu

Tunalı Hilmi, bugün Bulgaristan sınırları içinde kalmış olan Eski Tuna vilayetinin, Eskicuma kasabasında 28 Ağustos 1871 tarihinde dünyaya gelmiştir. Ailesi tütün fabrikası ve Rasatnik denilen çiftliklerin sahibiydi. Babası aynı zamanda tütün reji eksperi de olan Kantarcıoğullarından İsmail Hakkı Bey, annesi Hacı Abdullahlar ailesinden Rukiye Hanımdır.8

Tunalı Hilmi Bey’in Fehmi adında bir ağabeyi Şükrü ve Faik adlarında da iki küçük erkek kardeşinin olduğunu, kendisinin Kahire’de yazdığı eserleri arasında yer alan “Murad”9

1877–78 Türk-Rus savaşı sırasında Rusların hızla ilerlemesinin de etkisiyle, Tunalı Hilmi’nin ailesi İstanbul’a gelip yerleşmişlerdir.

adlı eserinden öğrenmekteyiz.

10

1.2. Eğitimi ve İlk Politik Faaliyetleri

İlköğrenimine doğduğu yer olan Eskicuma’da başlayan Tunalı Hilmi Bey, İstanbul’a geldikten sonra öğrenimine Üsküdar İptidai Mektebi’nde devam etmiştir. Babası İsmail Hakkı Bey ticareti bırakmış, vilayet sertahsildarlığı görevinden dolayı önce Adana’ya, sonra da Kastamonu’ya gitmiştir. Bundan dolayı Tunalı Hilmi Bey orta öğrenimini Adana Mülkiye Rüştiyelerinde ve İdadisi’nde devam ettirmiştir. İstanbul’a döndüğünde Fatih Askeri Rüştiyesi’nde öğrenimini sürdürmüştür. Daha sonra da Kuleli Askeri Tıbbiyesi İdadisi’ne girmiştir. Burada okurken üçüncü senesinde gizli bir gazete çıkarmıştır.11

8Yusuf Akçuraoğlu, Yeni Türk Devleti’nin Öncüleri, 1928 Yılı Yazıları, Ankara 1989, s. 136. 9Hilmi Tunalı, Murad, Kahire 1902, s. 15.

10Yakup Kadri Karaosmanoğlu, “Bir Koca Çocuğun Ölümüne Dair”, Milliyet, 5 Ağustos 1928, Sayı: 890,

s. 2.

(11)

“Teşvik” adlı bu gazetenin beşinci sayısının çıktığı sırada takibe uğrayarak tutuklanan Tunalı Hilmi Bey’in bu olay ile siyasî hayatının başladığını görüyoruz.

Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu siyasî bunalım, Abdülhamit’in gittikçe artan ve dayanılmaz hale gelen istibdadı ve tüm bunların sonucu olarak memleketin içine girdiği durum o sıralar en ileri eğitim kurumlarından biri olan Tıbbiye’de derin etkiler yaratmıştır. Tunalı Hilmi Bey de tıbbiyedeki eğitimi sırasında “Gizli Mektepliler” adı altında bir cemiyet kurmuştur. Bu cemiyet daha sonraları İttihat Terakki Cemiyeti ile birleşerek faaliyetlerine devam etmiştir.12

Tıbbiyenin dördüncü sınıfında iken Genç Türklük fikri akımına kapılarak 1896 yılında İsviçre’ye kaçarak orada siyasi faaliyetlerine başlamıştır. “Hürriyetçiler” olarak tanınan Jön Türklerden Dr. Ali Zühtü ve Mithat Şükrü Beylerle birlikte çalışmış ve Cenevre Üniversitesi’nde Hukuk ve Sosyoloji derslerine de devam etmiştir. Pedagoji bölümünde yüksek öğrenimini tamamlamıştır. Öğrenimini devam ettirirken bir yandan da 21 Aralık 1896 yılında Osmanlı İhtilal Komitesini kurmuştur. Burada Jön Türklerin amaç ve hedeflerini açıklayan “Hutbe” adında on bir broşür de yayımlamıştır.13

1.3. İttihat ve Terakki Dönemi Çalışmaları 1.3.1. Cenevre’deki Faaliyetleri

Sultan II. Abdülhamit’in yönetimine karşı çıkan Osmanlı aydınlarının büyük çoğunluğu mücadelelerine devam edebilmek için yurt dışına gitmeyi uygun görmüşler, bir kısmı da yurt dışına kaçmak zorunda kalmışlardır. İttihatçı aydınların tercih ettikleri yerler Paris ve Cenevre olmuştur. Yurt dışına giden bu

12TBMM Azasının Tercüme Hal Kâğıdı, TBMM Arşivi, No: 65.

13 Ahmet Bedevi Kuran, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki İnkılâp Hareketleri ve Milli Mücadele, Ankara

(12)

aydın sınıfının arasına yukarıda da belirttiğimiz gibi Tunalı Hilmi Bey de katılmıştır.14

Cenevre’ye gelen Tunalı Hilmi Bey Avrupa’daki ve İstanbul’daki arkadaşlarıyla haberleşmeye devam etmiştir. İttihat ve Terakki Cemiyeti de, sesini daha büyük kitlelere duyurabilmek için öncelikle gazete çıkarmak ve risaleler yayınlamakla işe başlamışlardır. Bu vesileyle Jön Türkler istedikleri propagandayı kolaylıkla yapabilmişlerdir.15

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin merkezinin Cenevre’ye taşınmasıyla hareketlilik de artmıştır. Subay ve Askerî Tıbbiyelilerin İttihat ve Terakki Cemiyeti içindeki rolü ağırlık kazanırken ordu içinde de Jön Türklüğe ilgi artmaktaydı. Tunalı Hilmi Bey’in faaliyetleri sarayın da dikkatlerini üzerine çekmesine neden olmuştur. Halkı harekete geçirmeyi amaçlayan “Hutbe”ler yayınlamaya devam etmesi ve bu Hutbelerin yaygın şekilde dağıtılması sarayın kızgınlığının artmasına sebep olmuştur.16 Saray, ailesini hedef alarak önce babasını, sonra da kardeşini kaybetmesine sebep olmuştur. Jön Türklerin bu faaliyetleri karşısında II. Abdülhamit de, yayınlanan gazete ve risaleleri ülkeye sokmamak için yoğun bir çaba sarf etmiştir.17

Tunalı Hilmi’nin, Cenevre’deki faaliyetleri sadece politikayla sınırlı kalmamıştır. 1896 yılında Cenevre’de Tunalı Hilmi Bey’in gayretiyle “Talebe

Cemiyeti” kurulmuştur. İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde çalışmalarını sürdüren

Tunalı Hilmi Bey üniversitedeki hukuk ve sosyoloji derslerine devam ederek pedagoji şubesinde eğitimini tamamlamıştır. Cenevre’de bulunduğu sırada

“Avrupa’da Tahsil” adlı eserini kaleme almıştır. Avrupa’da öğrenim görmek

isteyenler için kılavuz niteliği taşıyan bu eserde, tahsilin niçin batıda yapılması

14İbrahim Temo, İttihat ve Terakki Cemiyetinin Teşekkülü ve Hidemat-ı Vataniye ve İnkılâbı-ı Milliye

Dair Hatıratım, Romanya 1939, s. 6.

15Yuriy Aşatoviç Petrosyon, Sovyet Gözüyle Jön Türkler, (çev. Mozlum Beyhan-Ayşe Hacıhasanoğlu),

İstanbul 1994, s. 193–196.

16M. Şükrü Hanioğlu, Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Jön Türklük, İstanbul 1985, s. 262. 17Hilmi Tunalı, Avrupa’da Tahsil, Cenevre 1902.

(13)

gerektiğini, eğitimin ne kadar programlı yürütüldüğüne dikkat çekmiştir. Tezimizin dördüncü bölümünde bu eseri daha detaylı inceleyeceğimiz için şimdilik bu kadar bilgi vermeyi uygun görüyoruz.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Cenevre şubesi üyeleri diğer şubelerdeki üyeler gibi zaman zaman kendi aralarında anlaşmazlıklara da düşmüşlerdir. Bu anlaşmazlıklarda, Tunalı Hilmi Bey, her zaman ılımlı tavırlarıyla, arkadaşları arasındaki anlaşmazlıkları ortadan kaldırabilmek için çaba sarf etmiştir. Cemiyetin Kahire şubesini idare etmekle görevli olan Abdullah Cevdet Bey’in şahsi işleri nedeniyle Paris’te bulunmayı tercih etmesi, Kahire şubesinde karışıklıklara ve anlaşmazlıklara sebep olmuştur. Tunalı Hilmi Bey, Abdullah Cevdet Bey’in bu tavırları karşısında O’nu ikaz etmeye çalışsa da sonuca ulaşamamıştır. Bunun üzerine Tunalı Hilmi Bey, cemiyetten ayrılmayı uygun görmüştür. Bu kararı tasdik etmeyen arkadaşları, Tunalı Hilmi Bey’in başka bir görevle yine cemiyette kalmasını istemişlerdir. Tunalı Hilmi Bey’e Avrupa dâhilinde seyahat ederek, İttihat ve Terakki Cemiyeti adına maddi yardım temin etmesi görevi verilmiştir.

1.3.2. Kahire’deki Faaliyetleri

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Kahire şubesindeki bazı meseleleri halledebilmek için cemiyet tarafından 1904 yılında Mısır’a görevli olarak gönderilen Tunalı Hilmi Bey beş yıl kadar burada kalmıştır. Kahire şubesinin mensupları arasında anlaşmazlık yaşanması, “Kanun-i Esasî” gazetesinin Osmanlı Hükümetine satılması mevcut karışıklığı biraz daha arttırmıştır.

Resmi müfettiş sıfatıyla görevlendirilen Tunalı Hilmi Bey, matbaa meselesini, Salih Cemal Bey’le18

18 Ahmet Bedevi Kuran, Osmanlı İmparatorluğunda İnkılâp Hareketleri ve Millî Mücadele, İstanbul

1956, s. 128.

görüşmek istemişse de; kendisine gerekli ilgi ve kayıtlar gösterilmemiştir. Bunun üzerine Tunalı Hilmi Bey hadiseyi mahkemeye intikal ettirmiş, bu durumdan cemiyet adına ne gibi faydalar temin

(14)

edeceğini hesaplayarak harekete geçmiştir. Bu da Tunalı Hilmi Bey’in Kahire’de kalış süresini uzatmıştır.19

Bunun yanında, Tunalı Hilmi Bey “Kanun-i Esasi” gazetesinin yerine, yeni bir gazete “Hak”ı çıkarmayı kararlaştırmıştır. Kahire’de bulunduğu sırada “Bitaraf Yeni Osmanlılar Cemiyeti” adı altında yeni bir cemiyet kuran Tunalı Hilmi Bey, bu cemiyetin çalışmalarında aktif bir şekilde bulunmuş, ancak belirli bir müddet sonra kapanmıştır.20

1.4. İstanbul’a Gelişi ve İdari Görevleri

II. Meşrutiyet’in ilanından sonra 31 Mart Vakası ve II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesi üzerine İstanbul’a dönen Tunalı Hilmi Bey kendisine teklif edilen işleri reddederek Anadolu’da çalışmayı tercih etmiştir. 1 Eylül 1909 tarihinde Karadeniz Ereğlisi Kaymakamlığı görevi ile devlet hizmetine girmiştir.

Bunu takiben 1911–1913 yılları arasında Silivri, Bayburt, Ordu Kaymakamlıklarında görevlendirildi. 1913 yılında ikinci sınıf Mülkiye Müfettişliği görevi ile Musul’a gitmiştir. 1914 Temmuz ayında İşkodra Kaymakamlığına atanmış ve daha sonra 1915’de Gemlik Kaymakamlığına nakledilmiştir. 1916’da Muhacirin Umum Müdürlüğü Dış sevkıyatına atanarak savaş nedeniyle Türkiye’ye göç eden ve sığınanların durumlarını düzenleme ve teftişiyle görevlendirilmiştir. Bu nedenle de Anadolu’yu karış karış gezmiştir.21

19 M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Örgüt Olarak İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Jön Türkler, İstanbul

1990, s. 287–298.

20Hilmi Tunalı, Osmanlı’da Ahali Hâkimliği, Kahire, 1908–1910, s. 5–6.

21 Fahri Çoker, Türk Parlamento Tarihi, Milli Mücadele ve TBMM 1.Dönem, Türkiye Büyük Millet

(15)

1.5. Osmanlı Mebusan Meclisi’nden TBMM’ye Doğru

1.5.1. Osmanlı Mebusan Meclisi’nin Toplanması ve Çalışmaları

Büyük Millet Meclisi hakkında değerlendirmeye geçmeden önce, Sivas Kongresi’nden Meclis’in açılışına kadar geçen süre içindeki siyasal gelişmeleri kısaca özetlemek yerinde olur. Bilindiği gibi, Sivas Kongresi’nin hemen ertesinde Anadolu direniş hareketiyle İstanbul Hükümeti’nin ilişkileri iyice gerginleşmiştir. Mustafa Kemal Paşa, Anadolu hareketine karşı artık açıktan açığa karşı çıkan Damat Ferit Paşa hükümetiyle tüm ilişkilerini kesmiş, gücü yalnızca İstanbul ve çevresindeki birkaç il ile sınırlı kalan Damat Ferit Paşa hükümeti Anadolu’nun bu baskısı karşısında istifa etmek zorunda kalmıştır.22 Yerine, Sivas Heyet-i Temsiliyesi ile daha iyi ilişkiler kurabilecek olan Ali Rıza Paşa hükümeti kurmuştur. Ali Rıza Paşa Hükümeti, 9 Ekim 1919’da bir kararname yayınlayarak, Meclis-i Mebusan’ın yeniden açılacağını duyurduktan hemen sonra seçimlerin yapılacağını duyurmuştur.23

Kurulan Ali Rıza Paşa hükümetinin “yeni” bir hükümet olmaktan çok, adeta Padişahın kurdurduğu ve öncekini esas alan “ asgari tadilli ” bir kabine olduğunu söyleyebiliriz. Padişahın Ali Rıza’yı göreve getiren Hatt-ı Hümayununda halkta “ bir müddetten beri ” görülen bölünme ve anlaşmazlığın “sui tefehhüm” yüzünden artmakta olduğu, bunun giderilmesinin, hükümet ve düzenin yerleştirilmesinin, bir de seçimlerin bir an önce yapılıp Mebusan’ın toplantıya çağırılmasının gerekli olduğu belirtiliyordu.24

1919 Seçimleri, Osmanlı Devleti’nde yapılan altıncı ve son genel seçim olmuştur. Seçimi ezici çoğunlukla Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin adayları kazanmıştır. İstanbul Mebusan Meclisi’nin son dönemi

22

Atatürk, M. Kemal, Nutuk, Bugünkü Dille Yayına Hazırlayan Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2000,s 10.

23 Ahmet Demirel, Birinci Mecliste Muhalefet, İstanbul 1995, s. 80.

(16)

için yapılan bu seçimleri kazanan Tunalı Hilmi Bey, Bolu Milletvekili seçilmiştir.25

Son Osmanlı Meclis-i Mebusan-ı ilk toplantısını 12 Ocak 1920’de İstanbul’da yapmıştır. Bu, son meclisin üç aylık kısa ömrü boyunca yaptığı en önemli icraat Misak-ı Millî’yi kabul etmesidir. Ülkenin bütünlüğünü ve milletin bağımsızlığını sağlayacak bir barışa kavuşmada Türk milletinin beklenti ve amaçlarını dile getiren ve Millî Mücadelenin başından sonuna kadar değişmez bir parola olarak uygulanan “Misak-ı Millî ilkeleri Erzurum Kongresi’nde vücut bulmuş ve Sivas Kongresi kararları ile olgunlaşmıştır. Ancak zor koşullar altında toplanan Osmanlı Mebusan Meclisi’nin sonunu hazırlamış, 16 Mart 1920 İstanbul’u askerî işgal altına alan İtilaf Devletleri, Meclisi basarak bir kısım milletvekillerini tutuklamışlar ve Malta adasına sürgüne göndermişlerdir.26

Bu olay üzerine 18 Mart 1920 günü yaptığı oturumda, milletvekillerinden Tunalı Hilmi Bey ve Dr. Rıza Nur’un verdikleri bir önerge ile “Meclis-i Mebusan’ın yeniden hür iradesini ortaya koyacağı güne kadar meclis çalışmalarının talik” edilmesine karar verilmişti. Bir süre sonra Sultan Vahdettin yayınladığı bir irade ile 11 Nisan 1920’de Meclis-i Mebusanı dağıtmıştır.27

İstanbul Mebusan Meclisi’nin kapatılması haberi Ankara’ya ulaşır ulaşmaz Mustafa Kemal Paşa olağanüstü yetkili bir meclisin Ankara’da toplanmasına karar vermiş ve kararın uygulanacağı Kolordu Komutanlarına bir genelge ile bildirmiştir. Bu genelgeyle seçim hazırlıkları başlamıştı. Mustafa Kemal Paşa, bildiri ile Ankara’da olağanüstü yetkiye sahip bir meclisin toplanacağım, bunun için her livadan beşer kişinin seçilmesini, seçimde her parti, zümre ve cemiyetin aday gösterebileceğini, seçimlerin gizli ve mutlak çoğunluk esasına göre yapılacağını belirtmiştir. Bunun yanı sıra Meclis-i Mebusan üyesi iken, Meclisin

25 Fahri Çoker, a.g.e., s. 198. 26 A.g.e., c. 2, s. 30.

(17)

kapatılması üzerine Ankara’ya gelen mebusların da Meclisin üyesi sayılacağı gibi hususlar da açıklanmıştır.

1.5.2. Tunalı Hilmi’nin TBMM’ye Milletvekili Seçilmesi ve Faaliyetleri

23 Nisan 1920’de Ankara’da olağanüstü yetkilerle donatılmış ya da Mustafa Kemal Paşa’nın tanımlamasıyla “salahiyet-i fevkaladeyi haiz”28

Meclis’in açılması, sorunlara rağmen 23 Nisan 1920’de gerçekleşmiştir. TBMM’nin ilk hükümet programı kısa tutulmuştur. Çünkü milletin geleceğinin tehlikeye düştüğü bir sırada karışık, uzun süren muamelelerden kaçınmak gerekmekteydi. Program şöyleydi

Meclis’in toplanmasıyla, yeni Türk Devleti’nin temelleri atılmış, Osmanlı Devleti’ni tüm kurumlarıyla birlikte sürdürmeye çalışan Padişah ve İstanbul Hükümeti’nin yönetimine kısa sürede son verilmiştir. Ankara’da TBMM’nin açılması ve kısa sürede yeni devletin temellerini kurmasıyla, iktidar geri dönülmez bir biçimde İstanbul’dan Ankara’ya geçmiştir.

29

28 Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, c. 1, s. 420.

29Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, İlk Meclis, İstanbul, s. 32–33. :

TEMEL AMAÇ, bağımsızlığı sağlamak,

DIŞ POLİTİKADA, amaç “Misak-ı Millî” uyarınca bağımsızlığımızı saygılı kılmaktır.

İÇ POLİTİKADA, bütün çalışmaların ortak amacı, ulusun birlik ve dayanışmasının korunması ve genel güvenliğin korunmasıdır.

MİLLÎ SAVUNMA, gerek iç gerek dış politikanın gerektirdiği askerî önlemlerin sağlam bir yoldan yürütülmesi için “Kuvay-ı Millîye” düzenli ordu kuruluşlarına katılarak resmî bir şekle konmak üzere, gerekli önlemlerin alınmasına girişilmiştir.

(18)

MALÎ POLİTİKADA, amaç, ulusal savaşta ülkenin iktisadî durumunu, halkın refah ve mutluluğuna uygun, düşmanların kötü niyet ve saldırılarına karşı dayanıklı kılmaktır.

BAYINDIRLIK İŞLERİNDE, Ülkenin iktisat bakımından çok gerekli olup da şimdiye değin yapımına başlanmamış olan ana ulaşım yollarının, bilinen bunalım yüzünden, yapımının sürdürülmemesi zorunluluğu vardır.

SAĞLIK, SOSYAL YARDIM konusunda bütçe durumunun elverdiği ölçüde ve olabildiğince tutumlulukla, sağlık ve sosyal yardımın gerçekleştirilmesine çalışılacaktır.

MİLLÎ EĞİTİM’DEKİ amaç, çocuklarımıza verilecek eğitimi her anlamıyla dinsel ve milli bir duruma koymak ve onları, hayat mücadelesinde başarılı kılacak, dayanaklarını kendi kendilerinde bulunduracak girişim gücü ve kendine güven gibi karakterleri verecek, onlarda üretici bir düşünce ve bilinç uyandıracak yüksek bir düzeye ulaştırmak; resmî öğretimi, bütün okullarımızı en bilimsel, en çağdaş olan bu ilkelerle düzenleyip uygulamaktır.

ADALET kurumlarında durumun iki açıdan incelenmesi gerekir: Biri yargıç ve memurlar, öteki genel işlemler.

1- Pek yüksek yetkilere sahip olan yargıçların ekonomik durumlarının iyileştirilmesi bir ilkedir.

2- Ceza işlerinde suçlama gibi işlemleri uzatan ve yiyicilik ve rüşvete büyük kapılar açan kuruluşları ortadan kaldırmak; gezici barış yargıçları eliyle tek yargıç usulünü kabul etmek, sorgu ve adaleti halkın ayağına götürmek en iyi yoldur.

3- Tartışmalar: Bu kısa hükümet programı okunur okunmaz tartışmalar yaşanmıştır. Bunlardan en dikkate değer olanı Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey’in

(19)

konuşmasıdır. İlk Meclis’in devrimci ve açık yürekli milletvekilinin konuşması şöyledir:

“Söz eyleme dönüşmedikçe benden hiçbir övgü, hiçbir eleştiri beklemeyiniz. Eğer biz ayrıntılarla uğraşacak olursak korkarım ki bir gün vatan çan seslerinin çınladığı bir yer olur arkadaşlar. Hükümet programı, ulusun birliğine, Meclis’in azim ve dayanışmasına güveniyor. Bu programın “Kuvay-ı Millîye kuruluşlarının düzenli askerî kuvvetlere katılması için gerekli önlemler alınacaktır” sözüne

kadar olan bölümünün bütün köylere kadar duyurulmasını öneririm.”30

Daha önce de belirttiğimiz gibi Tunalı Hilmi Bey, Heyet-i Temsiliye’nin talimatına uyarak 27 Nisan 1920’de TBMM’ye katılmıştır. Çalışmamızın kalan kısmında Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey’in bu tarihsel süreç içinde Meclisteki faaliyetlerini, düşüncelerini, eserlerini bütünlük içinde ayrıntılarıyla inceleyeceğiz.31

1.6. Ölümü

Üçüncü dönem TBMM’de Zonguldak milletvekili olarak görev yaptığı sırada sık sık rahatsızlığından dolayı sözünü yarıda bırakmak zorunda kalan Tunalı Hilmi Bey, tedavi görmek için masrafları meclis tarafından karşılanmak üzere Avrupa’ya gönderilmiştir. Uygulanan tedavilerden olumlu sonuç alınamadığı için İstanbul’a dönen Tunalı Hilmi Bey, karaciğer kanserinden Şişli Etfal Hastanesi’nde 26 Temmuz 1928’de vefat etmiştir.32 Tunalı Hilmi son yurt saydığı Ankara Cebeci Asri Mezarlığında defnedilmiştir. Cumhuriyet gazetesi Tunalı’nın ölüm haberini şu şekilde vermiştir: ‘‘Tunalı Hilmi öldü! ‘‘33

Bir mücadele adamı olarak ömrünü devletinin hizmetinde geçiren Tunalı Hilmi Bey’in zamansız ölümü tüm ülkeyi yasa boğmuştur. Bu acı haber ertesi

30

a.g.e., s. 37.

31 Fahri Çoker, Türk Parlamento Tarihi, s. 3. 32TBMM Zabıt Ceridesi, c. 9, s. 255, 292. 33 Cumhuriyet,27 Temmuz 1928,s.1.

(20)

günkü Vakit gazetesinde, “Zonguldak Mebusu Hastalıktan Kurtulamadı

Memleket Kendisini Çok Seven Bir Evlattan Ayrıldı” manşetiyle yer vermiştir.34

Milliyet gazetesi de Cumhuriyet Halk Fırkası Müfettişliğinden yapılan bir duyuru da fırkamızın bilumum mutemed ve heyeti idareleriyle azalarının cenazede hazır bulunmalarının ehemmiyetle rica edildiğini belirtmektedir.35

Milliyet gazetesinin 5 Ağustos 1928 günlü sayısında Yakup Kadri ‘‘Koca

Çocuğun Ölümüne’’

Aynı gazetenin bir gün sonraki sayısında ‘‘Tunalı Hilmi Bey’in Cenaze Merasimi‘‘ başlığıyla verilen haberde Darülfünun ve Türk ocağı gençliğinin merasime iştirak etmemesi Yusuf Akçura tarafından ‘‘teessüfle karşılandı’’ denilmektedir.

36 dair başlıklı bir yazı yazmıştır. Yazısında dünyaya çocuk olarak geldiğini ve çocuk olarak gittiğini belirttiği Tunalıyı Kahire’de tanıdığını belirten Yakup Kadri onun özellikle Türkçülük ve dilciliğinden bahsedip ‘‘…yalnız merhumun bütün o zahiri dağınıklığına ve perişanlığına rağmen ve derin hayhuyu içinde ne kadar ciddi ve sistematik mesaiyi hasrı vakit ettiğini’’ belirtmiştir.

34

Vakit, 27 Temmuz 1928, s.1.

35 Milliyet, 27 Temmuz 1928, sayı 881,s.1.

36Yakup Kadri Karaosmanoğlu, ‘’Bir Koca Çocuğun Ölümüne Dair’’, Milliyet, 5 Ağustos1928, sayı 890,

(21)

İKİNCİ BÖLÜM

TUNALI HİLMİ’NİN SİYASİ MESELELERE İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ 2.1. TBMM’nin Yabancı Devletlerle İlişkisi

2.1.1. Afganistan ile İlişkiler

Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının, işgal ordularını ülke genelinde yenilgiye uğratmasının hemen ardından siyasî durumun netleşmesini sağlayacak gelişmeler gündeme gelmiştir. Kurtuluş Savaşı’nın başarıyla neticelenip, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla Afganistan’dan ve yurdun çeşitli yerlerinden tebrik telgrafları gelmiştir. Yeni Türkiye Misak-ı Millî ile ulusal hedef sınırlarını açıklamakla kalmamış, o sırada Batılıların yönetimindeki Arap ülkeleri halklarının kaderlerine de yön vermiştir. Nitekim Atatürk daha 7 Temmuz 1922’de verdiği bir demeçte, “Türkiye’nin giriştiği Kurtuluş Savaşıyla Doğu’da ezilen ulusların Afganistan Kralı Amenullah Han’la eşi Kraliçe Süreyya onuruna düzenlenen resepsiyonda davasını desteklemiş olduğunu” söylemiştir.37

Lozan Barış Konferansında İsmet Paşa da, Türkiye’nin Osmanlı Devletinden ayrılmış ülkelere dayatılmış olan manda rejimlerini tanımadığını açıklamıştır. Bu bağlamda, Afganistan’la daha önce yapılan 1 Mart 1921 tarihli Dostluk Antlaşmasından sonra, 25 Mayıs 1928’de Dostluk ve İşbirliği Antlaşması imza edilmiştir. Afgan Kralı’nın Türkiye’yi ziyareti sırasında yapılan bu antlaşma iki ülke ilişkilerinin gelişmesi bakımından bir aşama olmuş ve işbirliğinin somut biçimde gerçekleşmesine yol açmıştır.38

Afganistan’la ilişkilerimiz Afgan müstakil Hükümeti’nin Ankara sefiri Sultan Ahmet Han Hazretleri tarafından Büyük Millet Meclisinin üçüncü senesini tebrik için gönderilen tahrirat mecliste okunmuştur:

37İsmail Soysal, Türk-Arap İlişkileri (1918–1927), Çağdaş Türk Diplomasisi, 2000 Yıllık Süreç, Ankara

1999, s. 515.

(22)

Büyük Millet Meclisi Reisi Mücahidi ve Başkumandanı Âlisi Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine ve Büyük Millet Meclisi Âlisine

Ecdadına lâyık bir surette Anadolu’nun gösterdiği büyüklüklere hakkı istiklâl için pek coşkuluyum. Dün burada bir nutuk kıraat edilmiştir. İçinde sene-i cedidenin idraki dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Gazi Reisini, kahraman Ordu ile Millî Hükümetini, hak ve hürriyet yolunda can veren Anadolu’nun fedakâr ve muhterem ahalisini en samimî ve kardeş hisleriyle Afgan Hükümeti İslâmiyesi ve şahsını namına tebrik ederim. (Alkışlar) Afgan Hükümeti ve bütün Afganlılar İslâmiyet’in kutsi rabıtasıyla daima Türkiye’ye ve onun fedakâr halkına pek derin muhabbetlerle alâkadar oldukları açıktır. (Alkışlar) Zalim devletlerin Türkiye’ye karşı takip ettikleri zalimane hareket ve siyasetten Afgan ahali-i İslâmiyesiyle Hükümeti, Türkler kadar müteessirdir

Paşa Hazretleri! Sizin en samimi ve en hakiki kardeşleriniz olan biz Afgan Müslümanları daima sizin sevinçlerinizle mutlu, kederlerinizle üzgünüz.(Yaşasınlar, sedaları, alkışlar) sizin zaferiniz bizim zaferimizdir. Sizin saadetiniz bizim saadetimizdir. Hakkın yükselmesi için cihat meydanlarında İslâm mücahitlerini Cenabı Hak mutlaka zafere ulaştıracaktır. (İnşallah sesleri) Hakka ulaşanların en büyük zahiri hallâkı kerimdir. Siz Türkiye Müslümanları ki bütün İslâm âleminin kurtarıcısınız, sizler inşallah ilelebet İslâmiyenin merkezi olacaksınız. (Alkışlar) Siz nasıl isterseniz bakınız, lâkin bütün Müslüman milletleri ve bilhassa Afgan milleti daima sizi kurtarıcı telâkki ediyor. (Alkışlar) Cenabı Hak bu büyük şerefi bu muazzam milletin fedakârlığına ihsan buyurmuştur. Siz kurtulacak, zafer ve saa-dete nail olacaksınız ve sizinle beraber bütün Müslüman milletleri, bütün mazlum milletler halâs bulacaktır. Davamız haktır. Binaenaleyh

(23)

zaferde hakkımızdır. Hürriyetlerini kılıçlarını kabzasına bağlıyan milletler onu hiçbir zaman zayi etmezler. Hürriyet ve istiklâl sizin ve bizim şiarımızdır ve bundan sonra bütün İslâm âleminin, bütün Şark âleminin bütün mazlumlar dünyasının da şiarı bu olacaktır. (İnşallah sedaları)

Ey büyük milletin büyük mümessilleri! Kalplerimizi kalplerinize rapteden azamete yemin ederim ki; İslâm için, mazlumlar için zafer yakındır. (İnşallah sedaları) İnşallah bu sene mazlumların saadet senesidir. Size samimî hürmetlerimizi, samimî muhabbetlerimizi gözyaşlarımızla beraber takdim ediyoruz. (Alkışlar).

1 Mart 1922 Sefir Sultan Ahmed39 Tahriratın okunmasından sonra ilk olarak Erzurum milletvekili Hüseyin Avni Bey söz alarak yüksek bir medeniyete sahip olan Afganistan Hükümetinin de asırlardan beri istiklali için uğraştığını, böyle mesut günlerin daima anılması gerektiğini dile getirmiştir. Daha sonra söz alan Bolu mebusu Tunalı Hilmi, Hüseyin Avni’nin düşüncelerine katıldığını belirttikten sonra teklifini meclise sunmuştur: “Divan-ı riyasetten derhal iki arkadaş seçilerek Afgan Sefarethanesine gönderilsin ve kendilerine bu istiklal günü tebrik edilsin” demiştir.

Meclis bu hususta verilen takrirler doğrultusunda Afganistan’a gidecek heyet için seçim yapılmasını uygun görmüş ve bunun hangi şube tarafından yapılması gerektiğini daha sonraya bırakmıştır.

(24)

2.1.2. Rusya ile İlişkiler

TBMM’nin açılmasından sonra Mustafa Kemal, Lenin’e gönderdiği bir mektupla, Ankara ve Moskova arasında askerî ve siyasî bir ittifak ile Batı emperyalizmine karşı, birlikte mücadele edilmesini istemiş ve Ankara Hükümeti’nin Misak-ı Millî’ye dayanan politikasını açıklamıştır.40 Mustafa Kemal’in Lenin’e yazdığı mektuba cevap veren Sovyet Rusya, Ankara Hükümeti’ni resmen tanımış ve iki hükümet arasında diplomatik ilişkiler kurulmuştur. Ancak tam anlamıyla Türk-Sovyet ittifakından bahsedilmemekteydi. Sovyetlerin ittifaktan çekinme sebepleri; Sovyet-İngiliz ticaret anlaşmasının yapılacağı bir sırada İngiltere’nin tepkisi ile Komünist olmayan devletlere yardım yapılmaması konusundaki olumsuz tavır ve Mustafa Kemal’in giriştiği mücadelede başarılı olup olmayacağı tereddüdü idi. Bu sırada müttefik devletler ile İstanbul Hükümeti arasında Sevr Antlaşması için41

Sovyetler Birliği ile bir dostluk anlaşması imzalamak ve ihtiyaç duyulan para ve savaş malzemesini temin için Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey başkanlığında bir heyet, 11 Mayıs 1920’de Moskova’ya hareket etmiştir. Dostluk antlaşmasının şartları hazır olmasına rağmen, Sovyetler Birliği’nin Bitlis, Van, Muş illerinin Ermenilere terk edilmesi ve Ermeni haklarını koruyan talepte bulunması nedeniyle anlaşma imzalamamıştır. Fakat Sovyet Rusya ile diplomatik ilişki kesilmemiş, Sovyetler 1920 Ekim ayında Ankara’ya elçi göndermiş ve Ankara Hükümeti de 14 Aralık 1920’de Ali Fuat Cebesoy başkanlığında Türk heyetini Moskova’ya yollamıştır. Türk elçilik heyeti ile Sovyet Rusya arasında yapılan görüşmeler sonucunda 16 Mart 1921’de Türkiye Sovyetler Birliği Dostluk Antlaşması imzalanmıştır.

görüşmeler başlamıştı. Ankara Hükümeti’nin Sevr Antlaşmasını reddetmesi ve işgale karşı koyabilmesi için Sovyet Rusya’nın desteğine ihtiyacı vardı.

42

40Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1914–1980), Ankara 1992, s. 34. 41 Ali Fuat Cebesoy, Moskova Hatıraları, İstanbul 1995, s. 138.

(25)

16 Mart 1921 tarihli Türk-Sovyet Dostluk Antlaşması, TBMM’nin Batıya karşı durumunu kuvvetlendirmiştir. Moskova Antlaşması ile Sovyetler, Sevr Antlaşmasını geçersiz sayıyor, Misak-ı Millî’de belirtilen sınırlar içinde Türkiye’yi tanıyordu. Kars, Ardahan, Artvin Türkiye’ye, Batum Gürcistan’a, Nahçıvan Azerbaycan’a bırakılıyordu. Ayrıca, Sovyet Rusya Büyük Millet Meclisi’nin tanımayacağı hiçbir antlaşmayı tanımayacaktı. Bu antlaşmayla Türk-Rus sınırı çizilmiş ve kapitülasyonların kaldırılması Sovyet Türk-Rusya tarafından kabul edilmişti. Moskova Antlaşması Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin dış politikada kazandığı bir zaferdir. Bu antlaşmayla Türkiye’nin doğu sınırı çizilmiştir. Türkiye ve Rusya birbirleri ile anlaşarak aralarındaki bütün sorunları değilse bile, sınır meselesini çözerek, iki devlet arasındaki geleneksel düşmanlığı dostluğa çevirmiştiler.43

Moskova Antlaşmasından sonra Sakarya Savaşını izleyen günlerde 13 Ekim 1921’de Kars’ta Türkiye, Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri ile Kars Antlaşmasını imzalamıştı. Kars Antlaşması ile adı geçen devletler Moskova Antlaşması’nda belirlenen sınırları onaylamıştır.44

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sosyalist Şûralar Hükümetleri arasında imza olunan antlaşmanın Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul ve tasdiki hakkında olup İcra Vekilleri Heyetinin 22 Kânunusani 1922 Kars’ta akit ve imza edilmiş olan Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Muahedenamesi’nin tasdikine dair kanun tasarısı 16 Mart 1921’de Meclis’te görüşülmeye başlanmıştır. Görüşmelere antlaşma şartlarının okunmasıyla başlanmıştır.

TBMM Meclisi Riyaseti Celilesine

43 Selahattin Tansal, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, II, Ankara 1977, s. 71.

(26)

tarihindeki içtimaında kabul edilen kanun tasarısı rapten takdim kılındı. İfası gerekli olan belgenin bildirilmesine müsaade buyrulmasını istirham eylerim, efendim.

İcra Vekilleri Heyeti Reisi ve

Erkânı Harbiye Umumiye Vekili Fevzi

2.- Aded: 1922

Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Antlaşması hakkındaki kanun tasarısı.

MADDE 1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetiyle Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan, Sosyalist Şûralar Cumhuriyetleri Hükümetleri arasında bin üç yüz otuz yedi senesi Kars’ta imza olunan antlaşma, Büyük Millet Mecli-since kabul ve tasdik edilmiştir.

MADDE 2.- İşbu kanunun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur. 22 Aralık 1922

İcra Vekilleri Heyeti Şer’iye Vekili

Reisi ve Erkânı Hasan Fehmi

Harbiye Umumiye V. Fevzi

Müdafaai Millîye Vekili Adliye Vekili

Kazım Refik Şevket

Dâhiliye Vekili Hariciye Vekili

Fethi Yusuf Kemal

Maliye Vekili Maarif Vekili

(27)

Nafıa Vekili İktisat Vekili

Feyzi Sırrı

Sıhhiye ve Muaveneti İçtimaiye Vekili Henüz Ankara’ya vasıl olmamıştır

Büyük Millet Meclisi Riyaseti Celilesine

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sosyalist Şûralar Cumhuriyetleri Hükümetleri arasında imza olunan antlaşma encümenimizce tetkik olunarak İcra Vekilleri Heyeti tarafından bu bapta teklif olunan kanun tasarısı uygun görülmüş ve tasdiki Heyeti Umumiyeye arz ve takdim kılınmıştır.

13 Mart 1922 Hariciye Encümeni Reisi Mazbata Muharriri

Isparta Burdur

Cemal _____

Kâtip Aza

Menteşe Saruhan

Doktor Tevfik Rüşdü İbrahim Süreyya

Bey rahatsızdır

Aza Aza

Trabzon Gelibolu

Recai Celal Nuri

Aza Aza

____ ____

____ ____

Aza Aza

(28)

Yunus Nadi Derviş

Aza Aza

Kara hisarı Sahib ____

Mehmet Şükrü ____

Aza ____ ____

Antlaşma şartlarının okunmasından sonra söz alan Bolu milletvekili Tunalı Hilmi; bunu büyük bir bayram olarak değerlendirmiş ve Batılıların kalbine hançer gibi bir antlaşma saplandığını belirttikten sonra sözlerine şöyle devam etmiştir:

“Bugün ufacık bir itilaf neticesinde Garp’ın beynine, kalbine hançer gibi bir antlaşma saplamakla bir bayram geçirmiş oluyoruz. Bir ikincisi 16 Mart şerefine bugün bir antlaşma imza edilecek diye bağıran hatibin karşısında hepimiz eğildik. Şimdi onu imza etmekle ikinci bir bayram yapıyoruz. Fakat arkadaşlar bayramın en büyüğü benim için nedir bilir misiniz? Kalbimde bütün milletçe hissettiğim pişmanlıktır. Pişmanlık sayesinde -ki ben intikam alıyorum. Ecdadımızın hataları, ecdatların hataları yüzünden Ruslarla daima pençeleşmiş olduğumuzu bugün göz önüne alırsak, bugün görülür ki arkadaşlar biz elele vermiş, yekdiğerimizle kardeş gibi yek-vücut haline gelen bir kardeş halini almışızdır. Çünkü mazinin pişmanlığını hissettikçe daima düşmanlarımızdan intikam alacağız. Zira ruhu şad olsun büyük Kemal’in dediği gibi,’’Felekten intikam almak demektir ehli idrake, edip tezyidi gayret; müstefit olmak nedametten.”45

(29)

2.1.3. Yunanistan ile İlişkiler

Yunanistan mütarekeyi müteakip, İtilaf Devletlerinin kendisine vaat ettiği “Batı Anadolu” iddiasını ortaya sürerek harbe yeniden başlamıştır. Türk Ordusu terhis edilmiş, silahlarına el konulmuş bir durumdayken, tahriklerle işgale ve mezalime başlayan Yunanistan ilk olarak İzmir’i işgal etmiştir.

Yunanlıların Batı Trakya’daki mezalimi üzerine bu konu mecliste gündeme getirilmiştir. İlk olarak Cebelibereket Mebusu Faik Bey takririni meclise sunarak dile getirmiştir.46

Takririn okunmasından sonra söz alan Bolu milletvekili Tunalı Hilmi Bey, Garbi Trakya’da Yunanlıların yaptığı mezalimlerde İngiltere’nin de payı olduğunu, medeni olarak gösterilen Avrupa’dan medet umulmaması gerektiğini söylemiştir. Asıl meselenin şu anda Garbi-Trakya’daki Yunan mezalimine karşı ne yapılması gerektiğinin üzerinde durulmasına dikkat çeken Tunalı Hilmi Bey,

Ankara Büyük Millet Meclisi Riyaseti Celilesine

Garb-Trakya’dan kaçıp gelen dindaşlarımızdan alınan malumata göre Yunanlıların; Anadolu’dan giden Rumları Garbi-Trakya’da Müslüman hanelerine zorla yerleştirerek on beş yaşından elli yaşına kadar erkekleri toplatıp meçhule sevk ve belki şehit ettikleri ve kadınlarla çocuklara her türlü tecavüzü icra ettikleri tahakkuk ediyor. Garbi Trakya’nın bedbaht Müslümanlarının maruz kaldıkları mezalimi son verdirecek tedbirin acilen ve ehemmiyetle istirham ederim efendim.

18 Kasım 1922

Keşan’da: Cebelibereket Mebusu Faik

(30)

bunun bir zihniyet meselesi, tarafgirlik meselesi olduğunu söylemiş ve sözlerine devam etmiştir:

“Sana senden gelir bir işte imdat lazımsa.’’

İcra Vekilleri Reis ve Hariciye Vekâleti Vekili Hamidiye Kahramanı Rauf Bey acaba burada mı? Hamidiye Kahramanının galeyana gelmesi icabeden yeni bir kahramanlığının tecelli etmesini isteyiniz arkadaşlar. (Alkışlar) Arkadaşlar! Bugün İzmit’te bulunduğunu haber aldığım Alemdar Kahramanı İsmail Hakkı Kaptan ve yaranı acaba bir-iki Alemdar daha vücuda getirerek Selanik’e İroz’lara ve daha saireye binlerce kahraman dökemeyecek midir? İşte yegâne çare budur.” Garbi Trakya’da cereyan etmekte olan mezalimin Meclis namına Heyeti Murahhas vasıtasıyla Lozan Konferansı’nda şiddetle protesto edilmesini meclise teklif etmiştir.47

“Efendiler, İngiliz aleyhinde bir sermaye bizim elimizde mevcuttur. O sermayeyi tezyit etmek cihetine hasrı kuvvet edelim. Propagandacılık itibariyle Garp’ta yapacağımız protesto kabilinden her ne olursa olsun birtakım vesaiti İngilizler aleyhinde şiddetle kullanmalıyız. Bilhassa Hariciye Vekâletinden, propagandacılık etmek isteyen arkadaşlardan istirhamım şudur ki, bitaraf Tunalı Hilmi Bey, “Garp, Türk’ün Müslüman’ın düşmanı ise o Garp’ın da en azılı, en kudurgan düşmanı ve cehennemlerde boğulması lazım gelen düşmanının İngiltere” olduğunu belirttikten sonra, bir asırdan beri İngilizperestliğinin var olduğunu, Türklerin mutlaka İngilizlerle beraber olmak ve onlara itimat etmek siyasetinin uzun zamandan beri devam etmekte olduğunu bilmeyenin olmadığını söylemiştir. Tunalı Hilmi Bey, Garp’ta İngiltere aleyhine propaganda yapılmamasının gerektiğine, böylece varolan hissiyatın kazanılmasıyla İngilizlerin pençesinden kurtulabileceğini belirterek sözlerine şöyle devam etmiştir:

(31)

milletlere müracaat etmeliyiz. Hemen ve daima müracaat etmeliyiz. Ve bilhassa

Meclis riyasetinden parlamentolara daima telgraflar çekilmelidir. Bunların son

derece tesiri olacağını katiyen iddia etmiyorum. Çünkü arkadaşlar bu aczi iyi bilirler. Arkadaşların meyanında Hamdi Bey bir hafta müddetle bir teklifte bulundu. Fakat bu şartın sonunda bizim ne yapacağımız katiyetle takarrür etmelidir.”48

2.2. TBMM’nin Bütçe ile İlgili Çalışmaları 2.2.1. 1920 Yılı Bütçe Kanunu

Mecliste bütçe görüşmelerinin başlamasıyla gerekli tetkiklere başlanmıştır. Bütçe ile ilgili olarak ilk söz alan Tunalı Hilmi, teklifini Meclise sunmuştur:

Riyaseti Celileye

Sene iptidasından beri Meclis hali içtimada olmasına rağmen bütçe müzakeresine başlanılamayarak hep avans verilme yoluna gidilmekte ve bu gidişle bundan sonraki aylarda ancak 1920 senesi bütçesiyle meşgul olunacağı ve bundan dolayı 1921 senesi Martı iptidasında 1921 bütçesi görüşülemeyerek yeni sene içinde muvakkat

bütçe kabulüne ihtiyaç olacağı anlaşılıyor. Bu sebepten dolayı evvelce

kanunu evvel nihayetine kadar kabul edilmiş olan muvakkat bütçesinin Şubat sonuna kadar görüşülmesinin zaruret olarak kabul edilmesini

ve 1921 senesi bütçesinin hazır bulundurabilmek üzere şimdiden

müzakeresine başlanmasına karar verilmesini teklif ederim.

16 Temmuz 1920 Tunalı Hilmi

Bolu milletvekili Tunalı Hilmi, 1920 senesi bütçesinin tetkik edilerek 1921 senesinin bütçesini de buna göre, maliyenin hesabını yapabilmesi için gerekli

(32)

görmüştür. 1920 bütçesinin bir emri vaki teşkil ettiği için birçok kadronun kabul edileceğini, 1920 bütçesi tetkik edilirken sen< enin biteceğini böylece hem emri vakilerin kabul, hem de kadroları tetkike zaman kalmayacağına dikkat çekmiştir. Tunalı Hilmi Bey, 1920 senesi bütçesinin harfiyen kabul edilmesi gerektiğini belirterek “vakit nakittir, hayır vakit hayattır, beyhude yere vaktimizi berhava edeceğimize sathi surette bu senenin bütçesini tetkik ederiz. Diğerini ariz amik bir surette tetkik etmeğe vakit buluruz” diyerek sözlerini tamamlamıştır.49

2.2.2. 1921 Yılı Bütçe Kanunu

1921 yılının bütçesinin görüşülmesine Kastamonu Mebusu Suad Bey’in takririnin okunmasıyla başlamıştır.

Riyaseti Celileye

Sene başından beri Meclis hali içtimada olmasına rağmen bütçe müzakeresine başlanılamayarak hep avans verilmesi yoluna gidilmekte ve bu gidişle bundan sonraki aylarda ancak 1920 senesi bütçesiyle meşgul olunacağı ve bu sebepten dolayı 1921 senesi Martı iptidasında 1921 bütçesi görüşülemeyerek yeni sene içinde muvakkat bütçe kabulüne ihtiyaç olacağı anlaşılıyor. Bu sebepten dolayı önce kânunuevvel nihayetine kadar kabul edilmiş olan muvakkat bütçenin Şubat sonuna kadar görüşülmesini zaruret olarak kabul edilmesini ve 1921 senesi bütçesini hazır bulundurabilmek üzere şimdiden celbine ve müzakeresine başlanmasına karar verilmesini teklif ederim.50

Kastamonu Mebusu Suad Bey’in takririnin okunmasından sonra söz alan Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey 1920 bütçesinin aynen kabul edilmesi 16 Aralık 1920

49TBMM Zabıt Ceridesi, c. 6, s. 386. 50TBMM Zabıt Ceridesi, c. 6, s. 384.

(33)

gerektiğini, bazı hataların sevaptan daha hafif olacağına dikkat çekmiştir. Zamanın iyi değerlendirilerek bütçenin tetkik edilmesinin mümkün olacağını söylemiştir.

1921 bütçesi için meclise iki teklif sunulmuştur. Birisi; çıkmış olan bütçelerin bir taraftan müzakeresine başlansın, 1920 bütçesi bittikten sonra da 1921 bütçesine başlansın. Diğer bir teklif de biraz önce bahsettiğimiz Kastamonu Mebusu Suad Bey’in teklifidir. Suad Bey, kısa zaman içerisinde 1920 bütçesinin çıkarılamayacağını, yerine iki aylık bir avans verilmesini teklif etmiştir. Meclis oy çoğunluğuyla, daha önce çıkmış olan bütçelerin müzakeresine başlanılmasını kabul etmiştir.51

Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey, 1921 yılının mali durumunu yani gelir ve gider cetvelini gösteren bir kanunun olması halinde gerçek bir bütçenin ortaya çıkacağını, ancak 1921 senesine ait bütçenin Şubat içerisinde verildiğini; 1920 bütçesinin yedi ayda tasdik edildiğine dikkat çekmiştir.52

Van vilayeti Celilesine tabi Muradiye kazasının Görsun karyesinde bulunan petrol kuyuları Ruslar tarafından tanzim olunarak gerekli makineler vazedilmiş ve üretime başlanmış idi. Maatteessüf istirdad-ı sair tesisatı fenniye ve sanayi misilli metruk ve ümitsiz

Tunalı Hilmi Bey, 1921 bütçesinin takdir edilecek bir yönünün de petrollerin işletilmesine dair meclise verilen takrir olduğunu belirtmiştir. Van Mebusu Hasan Sıddık Bey’in, Van vilâyet dâhilinde metruk bulunan petrol madeninin işletilmesine dair takriri şöyledir:

Büyük Millet Meclisi Riyaseti Celilesine

51A.g.e., s. 385.

(34)

kaldı. Senevî yüz bin lira temin etmekle beraber gelişen iktisadımızı da yükselteceğinden kullanılamaz bırakılan madenlerin işletilmesi için fenne aşina bir mühendis ve makinist gönderilmesini Heyeti Aliye’nize arz ve teklif eylerim.

15 Aralık 1920 Van Mebusu Hasan Sıddık

Takririn Heyeti Vekile’ye havale olunması üzerine Tunalı Hilmi Bey takrir sahibini tebrik etmiştir.53

2.2.3. 1922 Yılı Bütçe Kanunu

1922 yılı bütçesinin görüşülmesine Nisan ayında başlanmıştır. Dâhiliye bütçesinin müzakeresine daha önce Dâhiliye Vekâletine gönderilmiş olan sual takrirlerinin okunmasıyla başlanmıştır. Bütçe müzakerelerin görüşülmeye başlanmasıyla söz alan Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey, bütçe meselesinde sürekli olarak memurların adedini, maaşlarının yüksekliğinin ele alındığına dikkat çekerek sözlerine şöyle devam etmiştir54

“Bütçe meselesinde, memurların iş görmediklerini velhasıl memurların zihniyetlerini ele alıyoruz. Geçen sene takdim etmiş olduğum ve derin bir hüzünle beyan etmek mecburiyetinde bulunduğum takririmin birisi de usullerden bahsetmemizin gereğini ileri sürmüştüm. Efendim bir iki kelimeyle usulden bahsedeceğim, daha doğrusu biraz açıklamalarla bahsedeceğim. Çünkü bir buçuk seneden beri Ashabı Kehf’i andıracak surette o takririm hâlâ uyumaktadır; çıkacağı yoktur. Şu halde açıklamaya mecburum. Memurlar Bütçe Komisyonunuzun yaptığı gelişigüzel ıslahat neticesinde hayli azalmışlar.

:

53TBMM Zabıt Ceridesi, c. 6, s. 387. 54TBMM Zabıt Ceridesi, c.18,s.443.

(35)

Zavallıların elindeki defterler yıllardan beri, Tanzimat’tan beri tesis edilmiş olan usullerdir. Birtakım basit usullere doğru gidileceğine eski hamam eski tastır. Bir iş düşünelim ki, Dâhiliyenin bütün bölümlerini dolaşmak itibariyle on muameleden geçecek. Bu on muamelenin hepsi lazım mıdır? Hepsi faydalı mıdır? Yoksa bunların içinde fazla olanlar ve eksik olanlar var mıdır? Yok mudur? Sualini anlamak, ondan sonra esası tespit etmek ve buna göre memurlarımızın adedini tespit etmek lazımdır. İşte bir jurnal defterinin bulunmaması yüzündendir ki efendiler beş, altı memur bir kâğıdın gelip gelmediğini anlamak için üç, dört saat uğraşmak mecburiyetinde kalıyorlar. Şu halde Dâhiliye Vekâletimizden istirhamım, bu esası ele alarak memurlarına emretsin, usulleri tetkik ettirsin. Hatta takririmde şartlarım vardı. Meselâ: Bir dairenin üç memurundan birisini kazandırırsa üç aylık maaş ve usulü keşfedip daire-i iadesine bildirme mükâfat verilir demiştim.”

Dâhiliye Vekâletinin bütçesi görüşüldükten sonra Rüsumat Bütçesinin müzakeresine geçilmesiyle bir önceki sene bütçenin noksan olmasına üç sebep gösterilmiştir. Encümenin gösterdiği üç sebepten birisi: Ziynet eşyasının men-i duhulü hakkındaki Kanunun tatbiki, ikincisi: Muhafaza teşkilâtındaki noksan, üçüncüsü: Tarife usulünün tatbikatında görülen müşkülat. Bu üç ana sebebin yanında, harp dolayısıyla ticaret kanallarının sık sık değişmesi ve İstanbul’un durumunu da belirtmek gerekir. Gümrüğün kendi kendine azalması yani ithalatın durma noktasına gelmesi de mecliste gündeme gelmiştir. Tevfik Rüştü Bey’in de belirttiği gibi Ziynet eşyası kanunu hem kaçakçılığı çoğaltmış, hem de geliri azalttığı söylenmiştir.

Rüsumat bütçesi mecliste tartışılırken Kütahya Mebusu Cemil Bey, ziynet eşyası hakkındaki kanun üzerinde bir teklif sunmuştur:

MADDE 1.- Ziynet eşyalarından bazılarının serbestîsi hakkında resm veya tadilen diğer bir kanun kabulüne değin ziynet eşyaları hakkındaki kanunun men’i duhule ait olan madde hükmü geçerli olmuştur.

(36)

MADDE 2.- Evvelce bahsi geçmiş olan kanunun madde ve faslı mahsusiyle duhulü menedilen eşya fima ait iki kat Gümrük Resmine tâbi ve işbu Gümrük Resmi stok mallar ile mağaza ve dükkânlardaki perakende eşyayı da içine almıştır.

MADDE 3.- İşbu kanun tarihi neşrinden itibaren muteberdir. MADDE 4.- İşbu kanunun icrasına Maliye Vekili memurdur.

Teklifin okunmasından sonra söz alan Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey, Rüsumatta usulün ancak gümrüklerde serbest değişimin olması halinde gerçekleşeceğini savunmuş ve usul hakkındaki konuşmalarına devam etmiştir:

TUNALI HİLMİ BEY (Bolu) — Efendim, burada Tevfik Rüşdü Beyin sözlerini tekrar etmek istemem. Ancak onun söylediklerini kısaltmak lazım geliyorsa Maliye Vekili Hasan Bey bu kürsüden (dünya bilsin) tabirini kullandıklarına göre biz dehşetli bir meseleyi netice itibariyle ortaya atmış oluyoruz. Yani Vekil Bey buyurdular ki; prensip olarak tarife usulünü mü? Yoksa kıymet, fiyat usulünü mü kabul ediyoruz. Usul, prensip olamaz. Usul usuldür. Rüsumatta, gümrüklerde usul ancak mübadele-i serbesti ve himaye esasıdır. Bu cüret bertaraf, umumiyetle görüyorum ki, bir hisse, bir hissi hamiyete, bir hissi millîye kapılarak geçen sene meşgul oldukları iki kanunun aleyhinde bulunmakla bugün içlerinden birinin dehşetli surette aleyhinde bulunmakla içlerini boşaltmış oluyorlar. O iki kanundan biri Memurinin yerli kumaş giymesi Kanunu idi. Eğer o kanun kabul edilmiş olsaydı bütün mutasavver mazeretlere rağmen her halde memleket kâr edecekti. Fakat kârı pek muhtemel olan öyle bir kanun bertaraf edildi. Fakat kârı değil yüzde yüz zararı olan bir kanun, Ziynet eşyası Kanunu, belki ben de taraftar olduğum halde, kabul olundu. Ve tatbik edildi. Tatbik edildi mi? Adaşları Hasan Beyin Maliye Vekâletinden çekilip de kendilerinin Vekâlete geçtiği zamanda ben Maliye Vekili hazırı Hasan Fehmi Beyden en evvel beklerdim ki bu Meclise kabul ettirdikleri

(37)

kanunun ilk esasını ele alsınlar, o da ne idi? Kanunun bir maddesine göre memlekette mevcudolan ziynet eşyasına damga vurmak ve saire bunlar katiyen yapılmamıştı. Bu yapılmamakla kanunun katiyen kabili tatbik olmadığı hükümetçe itiraf edilmişti. Bu Hükümetçe itiraf edilmesine rağmen kanunu tertibeden, sahibi lâyiha olan ve bugün, o kanunu tatbiki, icraya memur olan Maliye Vekili sandalyesine oturur oturmaz bir kere bütün istişaresini bu nokta üzerinde yapacak ve bütün kararını buraya teksif edecekti. Fakat maatteessüf bunu kendilerinden göremedim. (Bravo salaları) Yazıklar olsun ki, arkadaşlar kanunun sahibi olan zat milletin icra mevkiine geçtiği zaman onu tatbik edememiştir. O halde Cemil Bey arkadaşımızın bildirdikleri veçhile tasavvur edin bir kere, bilhassa ahlâken bu kanun bize ne kadar suitesir icra etmiştir. Efendiler ben işitmişimdir ki yahut şöyle diyelim, aklıma gelmiştir ki, acaba bir seyahat icra edersem ziynet eşyası kaçakçılığı yapabilir miyim? Benim hiç aklıma gelmeyen bir şeyi burada Maliye Encümeni zikrediyor.

Maliye Vekili Bey buyurdular ki; her şeyde kaçakçılık oluyor. Evet olabilir. Meselâ benim zavallı Zonguldak’ım bekliyor ki, ocaklara getirilecek olan makine alet ve edevatı Gümrük Resminden muaf olsun. Fakat bilmem ki, o koskoca makineleri ceplerine koyup aşırabilirler mi? Fakat benim de düşünemediğim bir şeyi Maliye Encümeni düşünmüş. Diyor ki, on arşınlık ipek bir kumaşı kuşak gibi beline sarıyor... Ve hatta 50 arşınlık bir kumaşı koynuna koyuveriyor, bir de bakıyorsunuz ki, bu suretle 40 – 50 arşınlık eşya memlekete giriyor. Ben Cemil Beyden daha ileri gidiyorum. Prensip meselesidir, usuldür, nizamdır demeyelim. İstirham ederim. Bu Rüsumat bütçesini usulden biraz tefrik edelim. Yani bunun varidatıyla beraber maarifat kısmını birleştirelim. İkisini birden müzakere edelim.

Eğer biz bunu tehir edecek olursak, Tevfik Rüşdü Beyin güzel bir ifadesi vardır ki; Rüsumat Dairesi bir varidat dairesi olmak itibariyle onun en evvel varidat kısmı müzakere etmek gerekir. Fakat mademki usule tebaan böyle

(38)

yapılmak gerekiyor, o usul haricinde biz bunun ikisini birleştirelim, ikisini birden müzakere edelim ki, hem bir an evvel o özürlü kanunun ortadan kaldırtması lüzumu anlaşılsın, hem de bir müstakil dairenin işi elden çıkmış olsun, zaten de çıkacaktır.

TUNALI HİLMİ BEY (Devamla)- Kanun özürlü değildir, sözümü geri aldım. Fakat arkadaşlar hata etmişiz. Son sözüm arkadaşlar, bundan sekiz ay evvel nasılsa düşünmeyerek bir takrir vermiştim. O da Ziynet eşyasının men’i ithaline dair olan Kanunun kaldırılmasına yönelik idi. Arkadaşlardan beşi onu imzaladı. Fakat düşünüldü ki, kanunun kaldırılması ancak bir teklifi kanuni ile olabilir, bu sırada bazı ufak tefek mâniler çıktı, o tekliften vazgeçtim. Yani dün veya bugün bu kanunun mazarratına kanaat edinmiş değilim. Belki çoktan beri 8 – 10 aydan beri kanaatim bakidir.

Muvazenei Maliye Encümeninin 1922 senesinin bütçesi incelenirken valilerin Maaş cetveline bakacak olursak;

Rev’i Muhassasat 1920 senesi

Meclisçe kabul edilen 1921 senesi Hükümetçe teklif edilen Muhassasatı Encümence kabul edilen

1. Vilâyat memurin maşatı 50000 39932 71720

Liva memurin maşatı 66000 68200 24726

(39)

3. Nahiye memurin inşaatı 56729 54360 54360

Yekûn 278798 294093 279476

Valiler, kadroda birinci sınıf (80), ikinci (70), üçüncü (60), dördüncü (50), beşinci (40) lira olmak üzere beş sınıf üzerine taksim edilmişti. Dâhiliye Encümeninin kararı ile bu üç sınıf olarak kabule edilmiştir. Böylece; altı tanesi birinci sınıf 100 lira, sekiz ikinci sınıf (70) lira, üç tanesi üçüncü sınıf (50) liraya inmiş ve bu üç sınıfın kadrosunu tespit ve tanzim etmek üzere encümenle vekâlet uzlaşmıştır. Kazalarda iki sınıf üzerine tanzim edilmiştir.

Bu hususta söz alan Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey, sınıf üzerine verilen maaşa karşı olduğunu belirterek, bu durumun memleketi için de faydalı olmayacağına dikkat çekerek sözlerine şöyle devam etmiştir:

Efendim, bizde öyle zannederim ki, en çok esaslardan bir esas vardır ki, onu temizlemek zamanı gelmiş ve geçmiştir. Efendiler sınıf üzerine verilen maaşatın aleyhtarıyım. Ele bir mutasarrıf alalım. Kendisi üçüncü sınıftadır. Bu zat ikinci sınıfa terfi etsin diye bekliyor. Gözü başka tarafta veyahut gayetle vazifeşinas olmasına binaen terfisine karar veriliyor. Memleketine tam hizmet edeceği zamanda bulunduğu livadan başka bir livaya gönderiliyor. Hâlbuki efendiler o zat iki üç seneden beri bulunduğu o mevkii, gerek memleket itibariyle, gerek halk itibariyle tetkik ederek tamamıyla ahvali ruhiyesine vâkıf olmuş, tam hizmetinin en semere dar zamanı hulul etmiş iken kaldırılıyor. Hatta diyebilirim ki, bizde mevcut olan bir zihniyet dolayısıyla bir memurun bir yerde eskimesini katiyen kabul etmiyoruz. Hâlâ bu zihniyet var. “Efendim, bu memur eskimiş yerli yerine gelmiştir. Ahali ile yüz göz olmuştur.” derler. Allah muvaffak etse de bugün memurlarımıza yıllarca, daima bir yerde kalmak nasip olsa ve onlardan beklenen hizmet husule gelse. Bu özürlü olan usule karsı arkadaşlar teklif ediyorum ki, her iki senede bir memurlarımızın maaşı arttırılsın. Yine bir mutasarrıf ele alıyorum. Mutasarrıf maaşı dört binden bağlıyor. Farzedelim ki,

(40)

altı binde bitiyor. Vali maaşı da farzedelim ki, yedi binde başlıyor. Mutasarrıf ilk tayin edildiği mahalle muvasalatından itibaren dört bin kuruş maaş alacak. İki sene sonra ahaliyi memnun etmiş, işte o zaman dört bin iki yüz kuruş alacak. İki sene sonra dört bin dört yüz ve mütevaliyen maaşı bu veçhile terfi edecek, o derecedeki altı bini olur olmaz kendisine teklif edilecek, valilik mi istiyorsun? Yoksa ölünceye kadar o mahalde kalmak ve mutasarrıf olarak hizmet etmek mi istiyorsun? Binaenaleyh mutasarrıflığı tercih eder ve yine orada kalır, memlekete hizmet eder. Bununla beraber gerek tahrirat müdürleri, kâtipleri ve gerek nüfus memurları ve saire bu teklifimde dâhildir. Yalnız arkadaşlar bunun tertibi oldukça güç bulunması dolayısıyla bu teklifimi 1923 senesi için veriyorum. Şu halde Dâhiliye Vekâleti Heyeti Celile’nizce kabul buyrulduğu takdirde, 1923 senesinde bu esas dairesinde bütçesini tanzim eder.55

Bununla birlikte Tunalı Hilmi Bey önemsiz gibi gözüken bir konuya daha değinmiştir. Bu da nüfuz tezkerelerinden alınmakta olan harçtır. Alınan bu harcın çok gereksiz olduğunu ve böyle bir uygulamanın dünyanın hiçbir yerinde olmadığına dikkat çekmiştir. Bunun için nüfus tezkerelerinden alınmakta olan Konuşmasından sonra Meclise takrir sunan Tunalı Hilmi’nin önergesi Dâhiliye Encümenince nazarı dikkate alınarak havale edilmiştir.

Riyasete

Maaşlarda sınıf esasının terkiyle 1923 senesi için her iki senede bir arttırılması esasının kabulünü teklif ederim.

6 Mayıs 1922 Bolu Mebusu Tunalı Hilmi

Referanslar

Benzer Belgeler

- Çerçeve 1 inci maddesi; tescil edilmiş araçların satış ve devirlerinin yapılabilmesi için gereken şartlara açıklık kazandırılması; noterlere, satış ve devir

Bu tümel anlamında, bir Marksist bilgi teorisinden, bir Marksist varlık anlayışından, bir Marksist bilim anlayışından, bir Marksist etik ve estetikten söz

Bağımsızlığını ilan etti- ğinden beri Avrupa Birli- ği (AB) ve NATO’ya üye olmayı stratejik bir hedef olarak belirleyen Kuzey Makedonya, 2005 yılı Kasım ayında

Umut Oran: Anayasa Mahkemesi’nin CHP’nin 2007, 2008 ve 2009 dönemlerine ilişkin mali dene�mi sonucunda toplam 6 milyon 63 bin TL’yi Hazine’ye gelir kaydetmiş�?. Bu ceza

ve TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa, Burdur Mebusu İsmail Suphi Soysallıoğlu, İçel Mebusu Ali Sabri, Bolu Mebusu Tunalı Hilmi, Kütahya Mebusu Ragıp, Antalya

Harisiyos Vamvakas’ın Meclisi Mebusân’da milletvekili olarak bulunduğu dönemi anlayabilmek için, Meşrutiyet’i fırsat bilerek İstanbul Rumlarına ait gizli bir örgüt

‘Azmî” baþlýklý teziyle yüksek lisans derecesini alan Sibel Kocaer, 2007-2009 yýllarý arasýnda TOBB - ETÜ (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliði Ekonomi ve

1992-2005: KKTC Cumhurbaşkanı Halkla İlişkiler ve Sanat Danışmanı 2002-2006:Üniversitelerde Diksiyon Drama Dersleri (G.A.ÜU.K.ÜY.D.Ü) 1973 : Londra’da British Council