• Sonuç bulunamadı

O yumuşak huylu, anlatıcı dedemiz:Türk öyküsünün ustalarından Memduh Şevket Esendal'ı 50 yıl önce bügün yitirmiştik

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "O yumuşak huylu, anlatıcı dedemiz:Türk öyküsünün ustalarından Memduh Şevket Esendal'ı 50 yıl önce bügün yitirmiştik"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Türk öyküsünün ustalarından Memduh Şevket Esendal ı 50 yıl önce bugün yitirmiştik

O yumuşak huylu, anlatıcı dedemiz

► Onun anlatımındaki

yumuşaklık, duruluk,

öykü kişilerinden

yansıyan yaşama

sevinci ve direnci,

okurda yarattığı iç

genişliğinde yeniden

yaşam bulur.

HÜRRİYET YAŞAR ___________________ Memduh Şevket EsendaTm, sayısı hiç de az

olmayan ilk öyküleri, geride bıraktığımız yüz­ yılın ilk on beş yılının tarihlerini taşır. Bu öykü­ lerin, yayımlanışlanndan yaklaşık yüz yıl sonra yeni yüz yıllara doğru uzanışları, EsendaTm, ok­ larını, yazdığı günden, yaşadığı yüzyıldan çok daha ötelere attığını da gösteriyor.

“Türk klasikleri var mıdır” sorusuna, göğsü­

müzü kabarta kabarta, güven içinde, “Vardır,

Türk klasiklerinden biri, bir öykücümüzdür” di­

yebilme onurunu toplumuna kazandırmış, ken­ di yaşamını da bu onurun yaratıcısı olmakla an­ lamlandırmayı başarmış bir sanatçımızdır Esen- dal, hem de o inanılmaz büyüklükteki alçakgö­ nüllülüğüyle...

Esendal’ın, öykü kişilerinin duygularını yan­ sıtmada çok başarılı olduğu, çeşitli yazılarla tes­ lim edilmiştir. Ancak o, öykü kişilerinin duygu­ larını, iç durumlarını, bunalımlarını da dışarı­ dan, onların gündelik yaşamlarından yansıtır. Öykülerinin bu özelliğinin, onun yüzeysel bir öykücü sanılmasına yol açtığı da olmuştur. Oy­ sa bu büyük anlatıcının öykülerindeki o yüzey­ sel katmanlar, uzak derinlikleri de gösterebilen duru, saydam katmanlardır. Onun yüzeyden, gö­ rünenden yola çıkan anlatımı, yaşamı algılayış ve yansıtma biçiminin getirdiği bilinçli bir se­ çimdir; öykülerinin kapladığı yorumlama alanı­ nın, insanı anlama-anlamlandırma alanının dar­ lığı ya da sığlığı değil.

Sevgiyle yaklaşamadığı öykü kişilerinin sayı­ sı çok azdır. Onları da çok yaşatmaz öykülerin­ de, bir biçimde öykünün dışına gönderir. Esen­ dal öykü kişilerinin birey olma sorunlarını alla­ yıp pullamaz, abartmaz, olanca yalınlıklarıyla

verir. Öykünün içinde felsefeye düşmez. Onun olumlu kişileri, yaşadıklarından, başlarına gelen­ lerden, kendilerinden önce toplumu sorumlu tut­ mazlar. Onun anlatımındaki yumuşaklık, duru­ luk, öykü kişilerinden yansıyan yaşama sevinci ve direnci, okurda yarattığı iç genişliğinde yeni­ den yaşam bulur.

Esendal gözlemde, yorumda bulanıklığı sev­ mez. Onun anlatı sulan, duru sulardır. Bulanık su gördüğünde, onu da durultmadan, içini önce kendisi anlamadan okuruna göstermez. Okurla- nm dolaştırdığı o duru yüzey sulannda, uzak de­

rinlikleri de kendisiyle birlikte duyup anlamamı­ za yarayacak ipuçlannı arayıp bulmayı, bunlan okuruna da göstermeyi hiç unutmayacak olgun­ lukta bir öykü ustasıdır. En büyüklerin yanına adını yazdırmayı başanrken bu olgunluğuyla da okuruna karşı en kibirsiz öykücülerden olmayı seçmiştir.

Çok sayıda öykü yazmış bir yazann tüm yaz- dıklan için ortak bir özellikten söz edilebilir mi? Esendal söz konusu olduğunda bu sorunun ya­ nıtı ‘evet’ olacaktır. Onun tüm yapıtları, okuyan­ larına yaşamı, insanları, doğayı, canlılığı sevdi­

ren yapıtlardır. Su gibi akıp giden öykülerinden birkaçını arka arkaya okuduğunuzda, -varsa- iç sıkıntılarınızın azaldığını, yaşama sevincinizin arttığını, dünyanın yaşanır ve yaşanası olduğu­ nu duyumsarsınız. Çünkü yalnızca Türk yazını­ nın değil, tüm dünya yazınının, içi en temiz, en ak, apak anlatıcılarından biri olan bu yumuşak huylu anlatıcı dedemizin içi sürekli olarak yaşa­ ma da, öykü kişilerine de, biz okurlarına da bil­ gece gülümser. Kendisine tüm insanlığı sevdiren engin hoşgörüsü ve insan sevgisi, öykülerinden okura da geçer. Yazdıklarının hepsini, ‘HavatNe

Tatlı’ adlı öyküsündeki Hafız Nuri Efendi’nin şu

duyumsadıklarını herkese duyumsatmak için yazmıştır sanki: “Hayat ne tatlı şey, diye düşün­

dü, insanın ömrü olmalı da yaşamak..

Evinizde mutlaka birkaç Esendal kitabı bu­ lunsun. Ne olur ne olmaz. Bakarsınız bir gün, so­ runlarınız dağ gibi görünür gözünüze. Yaşamı içinizde değil de ağırlığıyla omuzlarınızda du­ yumsadığınız olur belki, işte o zaman, açar bir- iki Esendal öyküsü okursunuz. Daralmış yüre­ ğiniz genişler. Derin derin, canlı canlı solursu­ nuz. Böylesine güçlü ve sevgili bir bilgedir o.

Ulusal yazınımızda, yalnızca öykü değil, an­ latıya dayalı tüm yazı birikimimizde, o güzelim insan öyküleriyle en saygın yaratıcıların ulaştı­ ğı saygınlığa şimdiden ulaşmış olan Memduh Şevket Esendal’ın bize armağan ettiği öyküler toplamının, çeşitli yaklaşımlarla değişik yazılar ve yazarlarca incelenmesi, ona karşı değerbilir­ lik borcumuz olduğu gibi, okur ya da yazar ola­ rak yazının içinde olanlara da bir ışıldak olacak­ tır. (*)

(*) Adam Öykii dergisinin Ocak/Şubat 2002 ta­ rihli 38. sayısındaki yazımdan kısaltılmıştır.

Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

İkinci zevci Mahmut Celalettin Paşa ile oğlu Prens Sa- | bahattinin Mutlakıyetle mücadele iciıı Avrııpaya firar etmiş ol- | maları Seniha Sultanın İkinci

Eğer Güzel Nazuğum’un ekolojisini bilmezsek, bu türü ve yaşam alanını korumak için harekete geçemeyece- ğinizin de farkındaydık.. Türün yaşam döngüsünde en kritik

Önceleri Vanlı E- fendi ismine izafeten Vanhköyü diye adlandırılan mahalle- niha­ yet değişe değişe «Vaniköyü» şek lıne girmiştir.. Bize bu izahatı veren

Yuvarlak bir kaide üzerin­ de dört köşe olarak inşa edilen çeşmenin köşeleri yuvarlatı­ larak birer sebil yerleştirildiği gibi, ortalarındaki düz kısımlara

The present study reveals that before CRT higher Cp, CRP, FER and lower Alb, Prealb, Trf levels were observed in both patient groups compared to control group.. In

Silah seksiyonunda üstün kaliteli 400 dolaylarındaki Türk silahlarının yanısı- ra Memlûk, Arap ve İran silahları da bu­ lunmaktadır.. Bazı Avrupa ve Asya devletlerine

Bu nedenle nem oranı yüksek hava -kışın hava sıcaklığı genellikle vücut sıcaklığından daha düşük olduğu için- ısının vücudumuzdan çevreye daha kolay

«— Anadan doğma âmâ oldu­ ğum için renk diye bir şey bil­ mem.. Fakat domatesin evvelâ ye­ şil, sonra da olgunlaşarak kırmı­ zılaştığını