7 H-n w
Gevat Şakir’in mezan “Yatır,,haline geldi
¡ / -57
Î 3 9 JYazı ve Fotoğraf:
Aykut POTUROĞLU
15. Ekim. 1973.. Günlerden Pazartesi..
O zamanlar çalıştığım gaze tede, gece nöbetinden çık mış. insanın içine - içine iş leyen, sinsi - sinsi caddelere düşen yağmurlu bir güz sa bahının alacakaranlığını ku caklamıştık arkadaşlarla. Sa atin hızla ilerlemesini nasıl da tedirginlikle, sabırsızlıkla bek lemiştim. Dile kolay, 2 gün önce yurdumuzun gelmiş geç miş en ulu kültür mimarların dan Halikarnas Balıkçısı göz lerini yaşama kapamıştı. Tabu tunu o gün herşeylyle yaratı cısı olduğu kadar, evrene tanı tıcısı da olduğu Bodrum'a gö türüp toprağa verecektik. Yol cok kötüydü ve uzundu. Ge- cikmemeliydik..
Cevat Şakir'in son günlerini geçirdiği «MERHABA APART MANI», Hatay semtinin gidişte sağına düşen dar bir sokağın boşlarındadır. Hlc unutamam, saat 7.30 sularında apartmana
Bodrum’u Bodrum yapan Ha
likarnas Balıkçısı Cevat
Şa-
kir’i şimdi Bodrumlular bile
[
tanımıyor. 5 yıl
önce
Bod
rum ’da toprağa verilen
Cevat
Şakir’in mezarı hâlâ yapılmadı.
Mezarı konusunda şu bilgiyi ve-
! ^
riyorlar: «İşin aslını bilmeyen
ler Balıkçımın yattığı bu yeri
kutsal (yatır)lardan biri olarak
biliyorlar ve yılın belirli gün
lerinde bir çomağa bezler bağ
layarak evliya niyetine dilek
diliyorlar.»
MEZARININ BAŞUCUNDA, ÜSTÜNDE SİLİKÇE «HA LİKARNAS BALIKÇISI» YAZILI YÜKSEKÇE BİR TAŞ. AYAKUCUNDA, ÇAPUTLARIN SALLANDIĞI UZUNCA BİR ÇOMAK İŞTE CEVAT ŞAKİR’lh MEZARI ÖLÜMÜNDEN ÖNCE BİZE «DOĞA, EN CAN ALICI NOKTADA ELİMİ KİLİTLEDİ. SON SÖYLEMEK I İSTEDİKLERİMİ I YAZAMADIM. I SANIRIM Ki YOLCUYUM. i DÜNYAYA BİR I I MERHABA DEYİP GİDECEĞİM» DİYORDU. Azro Erhat. Şadan Gökovalı,
oğlu, yakınları, adlarını şimdi sağlıklı bir biçimde teker-teker anımsayamadığım bazı sanat çılarla birkaç gazeteci arkada şımız vardı Bir de «Acep ne oluyor.» diye çevrede biriken küçük bir kalabalık ve evlerin camlarından uzanan başlar..
Saatin 9 00’u bulmasıyla kon voyun yola çıkabilmesi İçin her şeyin hazır olduğu belirtilmiş ti. Ancak, en önemli birşey ek sikti Bolıkcı’nın son yolculu ğunda rahat edebilmesi İçin, Belediyenin göndereceği ambu lans saatlerce beklenmesine karşın hâlâ gelmemişti. Yapı lan plân şuydu: Ambulanso, ya kınlarından bazıları do bine cek, bizler de onları diğer araçlarla yakından İzleyecek tik.. Neden sonra, yerel yöne timden gelen haberde, bu ko- nudo yardımcı olunamayacağı ve araç verilemeyeceği bildiri liyordu. 1973’ün Eklmi’nde ün lü AP’ll Belediye Başkanı Os man Kibar, nedense bu kutsal ölüyü «Sokıncolt» görmüş, gö revini yerine getirmekten ka çınmıştı. En azından yurttaş olarak kendisine, bunun öte sinde de ulusumuz adına utanç verici davranış içine girmişti..
KOMŞULARDAN
ÇAMAŞIR İPİ
BULUNUYOR
Çaresiz kalınınca, bir mini büs kiralanmasında karar kı lınmıştı. Araç kapıya yanaştı- rılmıştı. Tabut omuziarımızdo blnbir zorlukla üst baga|a ya tırılmıştı. Bozuk yollarda, sal lantıdan düşmemesi için de tabut, komşulardan bulunan upuzun bir çamaşır İpiyle mi nibüsün gövdesine sarılmış tı. Üstüne konması düşünülen birkaç cicek demeti ise yer bu lunamadığı İçin öylece yol or tasında kalmıştı. Özellikle Azra Erhat. hiçbir sözcükle onlatıla mayacak kadar oerişondı. Bü zülmüş ıslak dudaklarından şu tümceler akıyordu:
«Olamaz, olmamalı. O, Tür kiye’yi öiürceslne. kendini tü- ketircesine severdi, Hakkı de ğildi kendisine yapılan bu akıl almaz saygısızlık. N’olur bir- şeyler yapalım elblrliğlyle. He pimlzin onuruna indirilmiş bir şamardır bu..»
Ama oıan olmuş, biten bitmiş ti... Giden İse. zaten çoktan gi deceği yere gitmişti..
Cok değil, daha 2 gün öncey di. Takvim yaprakları 13 Ekim 1973 ü göstermekteydi. Saat 15. 00'e doğru ilerlemekteydi. Gün ferden Cumartesiydi. «Merhaba Apartmanının kaldığı katında I- liştlğim iskemleyi başucuno cek miş, mırıl • mırıl konuşuyorduk 87 yaşındaki Cevot Şaklr'le Bir sigara istemişti. Hemen yakıp vermiştim 8üyük bir mutluluk la dudaklarına götürüp, dumon lonnı uzun . uzun içine çekmiş ti! Neden bilmiyorum duygulan mış, gözleri nemlenmişti. Akan
yaşların bağrına İnmesini kuru elleriyle engellemişti, «iyi dinle beni» demişti:
«Ah!... Ne acı... Doğa, en can alıcı noktada elimi kilitledi. San söylemek İstediklerimi ya zamadım.. Sanırım ki yolcu yum.. Dünyaya bir merhaba de yip gideceğim... Burnuma çiçek kokuları geliyor... Açın, açın pencereleri. Son defa görmek istiyorum güneşi. Son defa gör mek istiyorum özgürlüğü. Mer haba çocuklar, merhaba dünya. Merhabaaaa..»
Bu sözlerinin ardından başını yastığa koymuş ve gözlerini yummuştu. Çevremdekllere:
«Çok yoruldu. Uyudu sanı rım. Dinlensin biraz..» demiş ve izin istiyerek gazeteye gitmek için yola çıkmıştım. Gazetenin kapısından henüz girmiştim ki, telefonla arandığımı söylemiş lerdi. Ahizeyi kulağıma dayar dayamaz, karşıdakinln kim oldu ğunu tanımıştım. Cevat Şakir’in oğlunun sesiydi:
«Meğerse uyumamış babam. Ölmüş... Hepimizin başı sağol- sun..»
Eve gerisin geriye döndüğüm de, gerçeğin katı yüzü karşım da upuzun yatıyordu. Üstüne so lük mavi bir örtü sermişlerdi. Bi raz önce açtığımız pencereden, üstüne yağmur dcmlacıkları dü şüyordu. Son olarak haykırdığı «merhûbaooa» sının yankıları kulaklarımda çınlıyordu..
5 YIL SONRA
Cevat Şakir’in, minibüsün gövdesine comaşır ipiyle sa rılı tabutunun. Bodrum’o gö türüldükten sonra çözülüp
Gümbet sırtlarındaki mezar lıkta toprağa verilişinin ardın dan tam 5 yıl geçti..
Cenazeden sonra, kendisine ne övgüler düzülmemiştl ki.. Sanat dergilerinin hemen tü mü, onun anısına düzenledik leri özel sayılarında kimlere Bal ıkcı’y ■ anlattırmamışlardı kİ...
Bunları söyleyenlerin, ya zanların adlarını vermeye ne gerek var? Ancak bazılarının başlıklarını vermeye zorunlu yum. Çünkü, toplumumuzun gerçek hamurunu yoğuran bü yüklerin kısa bir süre sonra kolayca nasıl unutulduklarının en somut örneğini yansıtacak tır da ondan... işte:
«Yaşayan canlı bir heykeldi o...», «İlk çağla günümüz, Ha- iikarnas’la özdeşleşmiştir», «Gün geçtikçe önemi daha iyi anlaşılacak», «Hey koca Balık çı hey...», «Tüm İnsanlığa a- çık kişiydi» vs. vs..
5 yılın ardından, İlk kez ine ceğiz 8odrum’a..
3 eylül pazar. 1978 yılının Şeker Bayramının arifesi..
Sabahın erken saatlerinde yola koyuluyoruz tıngır - mın gır.. Gidişimiz, 6 saat süre cek.
6 saatin ardından, cok uzun bir süre geçmiyor. Sislerin giz ledlği Bodrum beliriyor. Gide rek yaklaşıyoruz. Bize mi yıl lar öncesinden değişik geli yor, yoksa gerçekten mi eski den yeşillikler içinde yüzen bel denin yapı özelliklerine hançer çekilmiş.,
Fakat açık, apaçık görünü yor. Halikarnas Balıkçısının kendi elleriyle diktiği ağaçlar, kaktüsler ve diğer bitkiler bir bir sökülmüş. Bunların yerleri ne İse, İrili ufaklı turist barı nakları İnşa edilmiş. Doğa al mış başını gitmiş..
BALIKÇIYI KİMSE
ANIMSÂMIYOR
Kış aylarında, bir avuçtuk yerel halkıyla kabuğuna çeki len, havalar ısınınca nüfusu zaman - zaman 100 bine eri şen Bodrum, susuzluğuna, pis liğine, pahalılığına karşın ne den ülkemizin en çok akın e- diien dinlenme yerlerinin başın da gelir, buna akılcı yoldan hlc bir yaklaşım getiremiyorum kendimce.
5. Eylül. 1978 Salı..
Şeker Bayramının, 2’incl gü nü..
ilçenin teindeki taksi durak larından birinde bekleyen şo förlerden önümüze çıkana so ruyoruz:
«Halikornos Baiıkcısı’nı zi yaret etmek istiyoruz. Gö türür müsünüz?»
«Abl, anlamadım. Benim bil diğlm (Balıkçının Pansiyonu) denen yer karsıda. Arabaya binmeniz qerekmez kİ..»
«Hayır-hayır.. Hani, yazar Ce«at Bakir vardı tüm Rpdrum luların tanıdığı. 5 yıl önce öl müştü ve buraya gömülmüş tü. Dileğimiz, Onun mezarına gidahilmek.. Herkes bilirmiş..»
«Kusura bakmayın. Ben bil miyorum..»
istemimizi onlotoook sürücü yü. cok zor pullıyoruz..
Bindiğimiz cip. tozlu bayır dan tırmonıvor ve sert bir fren le duruvor
«Geldik.,» dlvor. iniyoruz aşağı..
Mezarın basurunda, üstün de silikçe «Halikarnas Balıkçı sı» vazıh vüksekre bir ta«. Ayakucundo. caputların sallan dığı uzunca bir ooınak. Orta
sında, kırık dökük testilerle çömlekler. Arada ise. Cevat Şakir’in çerçeveli küçük boyda bir fotoğrafı..
TANIMIYORLAR
EVLİYA BİLİYORLAR
«Peki, bu çomakla çaputlar neyin nesi?
Sürücümüz, İçten mİ ¡eten, beldenin yerlisi.. Yönelttiğim soruyu geciktirmeksizin yanıtlı yor:
«Beyefendi. İşin aslını bilme yenler, aydınlatılmadıkları İçin Balıkçının yattığı bu yeri kutsal (yatır) lardan biri olarak biliyor lar ve yılın belirli günlerinde bu çomağa bezler bağlayarak evli ya niyetine dilek diliyorlar.»
Ölmeden önceki son konuş mamızda, «Ahhl... Ne acı... Doğa, en can alıcı noktada e-limi kilitledi. Son söylemek iste diklerimi yazamadım..» sözleriy le kesik - kesik çaresizliğini ö- zetlerken. üzüncünün en büyük nedeninin son ynyınlonan yapı tı «HEY KOCA YURT»un eksik liklerle dolu olduğunu, yeni ek lemelere ise olanağı bulunma dığını bildirmişti..
Ey koca Balıkçı ey!... 1925 yılında, kaleme aldığın yazılarından birinde asker ka caklarının yargılanmadan idam edilmelerini eleştirdiğin için Bodrum’a sürülmüş, burada yer leşmiş, 1945’de de bir «fcki» sofrasında «voliye küfretti» ge rekçesiyle son kez hapishane lerin karanlık dehlizlerine sokul muştun.
Ancak: bağnaz, çağdışı dü şünceye hiçbir şekilde boyun eğmemiş, sonunda felsefenin ne denli haklı olduğunu toplu- mumuzo benlmsettirmiştln..
Elimizde yanılmıyorsam: 5 öy kü, 4 romon «e birçok onı ki tapların var inr> < dalların daki ürünlerinle yu>>nlanan sa yısız yazıların bunların dışında dır..
Gel gör kİ, ardında bıraktı ğın acı özet şu:
Bodrum’u Bodrum eden şen sin. Akdeniz’i Türkiye’yi evrene tanıtan yine şendin. Nankörlük lerimlze ne dersin?
Yıllarca yaşadığın ev, sen ya şama gözlerini yumduktan son ra «müze» yapılacaktı. Yetkili lerin verdikleri bu söz gerçek leşmedi. «Balıkçının Pansiyonu» diye 3’üncü sınıf bir konaklama yeri olarak kullanılıyor. Bura da seni anımsatan, çerçevesini sinek pisliklerinin kirlettiği ko ridora asılmış fotoğrafından başkaca bir şey yok..
23 ekim 1973'dü 1978’ln Ekim'lne geldik dayandık..
Bize «merhobaaca» deyip çe kip gittiğinde, üstüne mavi bir örtü sermişlerdi. Upuzun yat tığın pencerenin önündeki kar yolaya «açın, ardına kadar a- çın camlan» dediğin yerden yağmur damlaları düşüyordu..
Şimdi ise. taş yığınına dönen Bodrum’daki mezarında gecele rl baykuşlar tünüyor.. Hem de, Bodrumsuz edemeyen, her ta tili burado değerlendirmeyi 'ir şat bilen gazetecilere, ozanla ra, ressamlara, romanlara ve de tüm sanatçı geçinenlere kar şm...
Resmi
kuruluşların
gıda maddesi
ihtiyaçlarını
Toprak Mahsulleri
Ofisi karşılayacak
ANKARA, (ANKA) — Ordu, O- kullor ve diğer resmi daireler le kuruluşların gıda maddeleri ihtiyaçlarını karşılamak üzere Toprak Mahsulleri Ofisi gö revlendirilmiştir.
Bakanlar Kurulunun dünkü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren kararında, «Or du, okullar ve öteki resmi dai re ve kuruluşların ekmeklik, yemeklik ve yemlik ihtiyaçları nın Toprak Mahsûlleri Ofisi ta rafından» karşılanacağı, bunun için TMO’nin göstereceği işyer lerinde «peşin bedelle» hubu bat ve stokları bulunan bak liyat ve benzeri toprak mah sûllerinin satışının yapılacağı belirtilmiştir.
Yabancı
sermaye kodu
hazırlanıyor
ANKARA, (Cumhuriyet Bürosu) Yürürlükte bulunan Yabancı Sermaye Yasasının İşleyişini
kolaylaştırıcı önlemleri içeren bir yabancı sermaye kodu ha zırlığına başlanmıştır. Özellik le yasanın uygulanmasında bü rokratlk engelleri ayıklayan ve yabancı sermaye girişimlerin deki kuşkuları bertaraf ede cek önlemleri de beraberinde getirecek olan yeni kod ha zırlandıktan sonra başta OECD olmak üzere diğer dış kuruluş lara da gönderilecektir.
DÜZELTME
8.10.1978 tarihinde 4. sayfamızda neşredilen İstan bul S.S. İlk Evim Sosyal Sigortalar Konut Yopı Koopera tifi Başkanlığından İlanında 4. Maddede 26,10.1978 olan tarih sehven 20.10 1978 olarak neşredilmiştir.
Doğru tarih 26 10 1978’dlr. Düzeltiriz..
Taha Toros Arşivi