T - t s m
x
m
Bflf f» üçüncü yüzyılda İ 7 İ . U . DoSu Roma'nın kal bine birer konuk gibi giren ve şehri üç gün ya kıp yıkarak yağmalayan ilk Haçlıların elindeki kazmayı, şimdi biz tam bir asırdan be ri millî kültürden yoksun ba zı kişilerin eline tutuşturmuş sorumsuzca «vur yıkılsın» ediyoruz.
"Kırk Mimarî Tarihi’nin kö küne indirilen bu kazmayı ba kıyorsunuz bir amele, bakı yorsunuz bir Başbakan almış eline. Biri, yerine apartman yapacağı bir yalıya sallıyor kazmasını, diğeri, koymuş önüne şehir plânım, anıtsal bir yoğunluğun içinde cetvel le bulvar açmak için çiziyor da çiziyor. Sonra, her biri bir tarihî oluşun dokusunu yan sıtan güzelim mescidler, son ra medreseler, hamamlar, köşkler ve çeşmeler, sonra ta rihî Türk evleri, eli kazmalı- larm ve homurdanan greyder lerin hışmına uğruyor. Yıkı lıyor, yok oluyorlar. Bir de bakıyorsunuz, o anlamlı tari hî çevrenin anıtsal yapıları yerine Batının kötü taklidi, soğuk yüzlü beton kalıplar yükselmiş.
1507’den başlayarak tam üç asır boyunca dünyanın en ka labalık şehri olan İstanbul’da bina sayısı şaşırtıcı değişik likler göstermiştir. 18. yüzyıl da İstanbul’un 83 bin önem li yapıtından 13 bine yakım cami ve mescid gibi anıtsal değerlerdi. Oysa 1904 sayınım da bina sayısının 140 bine yükseldiği, cami ve mescid sayısının ise 940’a düştüğü görülmüştür. Kaldı ki bunlar dan da 216’sımn harabe ha linde olduğu anlaşılmıştır.
İmar hareketleri, son elli yılda, İstanbul’un tarihî anıt sal yapıları için —Yahya Ke mal’in dediği gibi— «KÖR KAZMA» olmuştur.
Falih Rıfkı «Zavallı
tstan-imar
hareketleri
• #
İstanbul’u!
tarihi
amtsal
yapılan
için
“Kör Kazma
olmuştu...
tste lıarap olan ■arihi çeşnililerden birisi.. Yerle bir edilen hamamlar, mescitler, köşkler ve medreselerin ya nında bir çeşme nin sözü mü olur!...
A*
GONULTAŞ
İSTANBUL
SON 50
YILDA GRAYDERLERİN
HÜCUMUNA
UĞRADI...
* * S * • iEvliya Çelebi'nin 168 hamam adı say
dığı İstanbul'da bugün Vakıfların elin
de tarihî ve mimarî değeri olan bir tek
hamam kalmıştır.
bul», Muallim Mimar Kemi- lettin «İstanbul ve İmarı-Bel- de Belâsı» başlıklı yazılan ile boş yere eski eser kıyımı na karşı koymaya çalışmamış lardır.
ÖRNEKLER
• Fatih’in şehre girerken ilk namazı kıldığı söylenen Ya vaşça Mehmet Ağa Camii 1950’de yıkılmıştır.• Denizabtal Camii, Millet Caddesindeki Sinan’ın eseri
olan Kazasker Camii, Kızılel- ma Caddesindeki Nuri Dede Camii 1956’da yol yapımı ne deniyle yıkılmışlardır.
• 1504'te yapılan Millet Caddesindeki Şirment Çavuş Camü yine yol yapımı için yıkılmıştır.
• 1479’da yapılmış olup 1958’e kadar ayakta kalan Ça kır Ağa Camii, bu imar ha reketleri sırasında yıkılmış tır. Şimdi ise yerinde çay bahçesi bulunmaktadır.
• Üstü ahşap çatı ile örtülü kısmen kagir orijinal bir vapı
Türk mimarisinin nadir endüstri abidelerinden biri önceki hali görülüyor..
de Simkeşhane’dir. Resimde binanın yıkılmadan
olan İsmail Ağa Camii 1958 de sebepsiz yere yokedilmiş- tir. Haziresinde (1) çok kıy metli mezar taşlan olan selvi ağaçlan ile İstanbul’un tarihî ve pitoresk bir köşesi idi.
• Fatih devri yadigârı bir mescid olan Baba Haşan Â- lemi Camii de 1956 yılında boş yere yıkıldı gitti.
• Saraçhane’den Bozdoğan kemerine giderken soldaki
Fi-Kuruçeşme’de bu gün kömür depo larının olduğu yer de bulunan Hati ce Sultan Sarayın dan bir görünüş
ruz Ağa mescidi de bulvar a- çılırken yıkılmıştır.
• Haziresinde İstanbul'un ilk kadısı ve şehremini gö mülü olan Fatih yapısı Ara bacılar Camü de Manifatura cılar Çarşısı yapımı nedeniyle vilâyet emriyle yıktırılmıştır.
• Solnıllu’nun İstanbul’a yaptırdığı iki camiden biri olan Sinan’m eseri Galata Yenieamiinin arsasında ise hıı gün sekiz katlı bir iş ham yükselmektedir. (Kuthan)
• Kara Mustafa Paşa dev rinden kalma Karaköy Mes cidi son devrin eşsiz mimarî eserlerinden biri idi. 1958 de meydan açılırken yıktırıldı. Bıtğün yerinde dolmuş dura ğı bulunan bu eser dıştan mermer kaplamalı bir anıtsal yapı idi.
Bu eserlere daha sayısız ör neklerle devam etmek müm kündür.
TARİHÎ HAMAMLAR
Tarihî hamamların acı sonu ise cami ve mescitlerden da ha da kötüdür. Evliya Çele- bi’nin 168 hamam adı saydığı İstanbul’da 1928 sayımma gö re elde ancak bir kısmı ha rabe halinde olan 98’inin kal dığı anlaşılmaktadır. Bu sayı mın giderek çok daha aşağıya düştüğü ve hupün Vakıflarınelinde tarihi ve mimarî de ğeri olan bir tek hamam kal dığı saptanmaktadır.
Bazı özel şahısların elindeki tarihî ve mimari değeri olan hamamların sayısı ise birkaçı geçmemektedir. Bunlardan bi ri de Cağaloğlu hamamıdır. Ortadan kaybolan tarihî ha mamların en ünlülerinden biri kuşkusuz Bebek hamamıdır. Lâle Devri mimarisinin en önemli amtsal yapısı olan bu hamam yol yapımı nedeniyle yıktırılmıştır.
BÂZI ÖRNEKLER
• 1465’te Murat Paşa’mn yaptırdığı tarihi Horhor ha mamı 1957’de yıktırılmıştır.• Plân ve yapı tarihi bakı mından önemli bir eser ola rak kabul edilen Saraçhane deki İkinci Beyazıt devrinden kalma İbrahim Paşa Hamamı da İstanbul Eski Eserleri Ko ruma Encümeninin «muhafa za» kararına rağmen Lütfü Kırdar devrinde bir gece giz lice yıktırılmış, ortadan kal dırılmıştır.
• Kemeraltı Caddesinde belediyenin yeşil saha haline getirdiği alanda ünlü bir ha mam vardı. Tarihî adıyla Mol la Çelebi Hamamı (Yamab Baba Hamamı) 1957’de cadde açılırken hiç kimseye haber verilmeksizin yıktırıldı. Ese rin önemini bilen E. H. Ay- verdi hiç değilse bir kısım malzemesini kurtarmak için yıkıcıları gezip bazı kitabe ve elemanlarını toplayarak bah çesinde sakladı.
«OLANLAR
TEKKESİ» VE
«VALİDE TÜRBESİ»
«Olanlar Tekkesi» Aksaray karakolunun arkasında ve Cerrahpaşa Caddesinin başın da sağ tarafta idi. Fatih dev ri yapıtı olup mermerden ori jinal bir çeşmesi, yine mer mer kaplamalı ampir stilinin güzel bir örneği olan sebüi vardır. 1957 yılında kaçak ola rak yıkıldı.
Tamamen mermerden yapıl mış bir sanat eseri de Aksa ray Valide Türbesi idi. Şâhâ- ne bir köşebaşı binası olan Türbe, mimar Montani Efen dinin eseri olup 1958 yılında yerinden söküldü ve bir daha kurulamadı.
SİMKEŞHANE
Türk mimarisinin nadir endüstri âbidelerinden biri de Simkeşhane’dir. Bu, 250 yıl lık Türk medeniyet ve mimar lık eseri, han mimarimize ye ni bir plân getirmiş karakte ristik yapılardandı. Avlusun da birbiri üstüne İki mescidi ile köşesinde bir okulu ve Türk demir işçiliğinin bir hâ rikası sayılan parmaklıklarıy la bir sebili vardı. 1956—57’de sorumsuzca feda edildi.Eski eser kıyımı bunlar dan başka Azapkapı’daki Vali de Mektebi, Müşirlik Dairesi, Sanayi Kışlası, Dolmabahçe Tiyatrosu gibi nice eserlerin de yok olmasına yol açtı.
(1) Hazire: Duvarla çevrilmiş kabristan
YARIN :
BOĞAZİÇİ VE YALILAR
( S a y f a 5 ) ^
Yazan:
[I]
H
ENÜZ daha 100 yıl kadar önce, İmparatorluğun
en büyük caddesi Boğazın iki yakasında, sıcacık
görünümleri ile beyaz güvercinler gibi sıralı
kü-çüklü büyüklü 245 yalı vaıdı.
Eli böğründelerle de nize taşmış cumbalı ve kafesli bu tarihsel mima ri değerlerimizden ancak 30 kadarı günümüze ka dar ayakta kalabildi.
BOĞAZ
YERLEŞMELERİ
Y ü z yıllık y alı
k ıy ım ın ın
b ilâ n ç o s u :
Türk mimarî tarihinde özel ve önemli bir yeri olan bu yapılar, toplumun sosyal depremlerle altüst olan sos yoekonomik yapısı içinde te ker teker kayboldular. Bugün birkaç zenginin ya da konso loslukların malı olanların dışında kalanlar ya tabiat olaylarının kahredici hışmı na uğradı veya sahipleri ta rafından bile bile yıkılmaya, çürümeye terkedildi. Bir kıs mı kanladıkları arsaların de ğerleri uğruna kundaklandı lar, bir kısmı ise sahiplerin ce oda oda kiraya verildiler. Yalı uygarlığının en güzel ör neklerinden olan Bebek’deki Köçoğlu Yalısı. Enverpaşa Yalısı, Şerifler Yalısı ve Yı lanlı Yalı gibi niceleri teker teker yok olup gittiler.Melling’in gravürlerinden biri.. Büyükdere’dekl yalıların 1810 yıllarındaki durumu..
BELGELERDEN
Türklerin Boğaz yerleşmele ri 15. yüzyılın ikinci yansında önceleri askeri amaçla baş lar ve giderek sivil halka dönüşür. Bu yerleşme ancak 1718 1830 Lâle Devri padi şahlarından 111. Ahmet ve Damad İbrahim Paşa ile da ha bilinçli ve etkili olmaya başlar. 1718 Pasarofça Ant laşmasıyla OsmanlI toplumu sulh devrine girer. Bu dö nemde özellikle saraya vakm soylu ailelerle, İmparatorlu ğun geniş ekonomik kaynak larından beslenen zenginleri Boğaz yerleşmelerinin gelişi mi içinde yerlerini almaya başiariar. 1730’daki Patrona olaylarına rağmen 18. yüzyılın ikinci yarısından sonra tek rar başlayan imar hareketle ri 19. yüzyılda giderek geli şir, en güzel örneklerini ve rir ve Boğaz, tarihinin bir bakıma altın çağım yaşar.
Üçüncü Selim ve İkinci Mahmut devirlerinde zamanın mülki âmirlerinden Bostan- cıbaşı tarafından düzenlenen «Bostancıbaşı Defterlerin den Boğazın her iki yakasın daki yalıların sarayca tesbit edildiğini öğreniyoruz. Bu defterlerin Edebiyat Fakülte si Sanat Tarihi Kütüphane sindeki Türkçe kopyasındaki kayıtlarına göre, şehrin Ru meli vakasında Tophane’den Fındıklı’ya kadar 21 yalı is mine rastlarız. Bunlardan bu gün sadece Güzel Sanatlar Akademisi ve Atatürk Kız Li sesi olarak kullanılan, eski adı ile Sultan Çifte Sarayları ayakta durmaktadır. Bunlar dan Güzel Sanatlar Akademi si de yangından sonra esas karakterini kaybetmiştir.
Fındıklı - Beşiktaş arasın da ise 22 vali adı geçmekte dir.
215 m i m SADECE
30
'u A YASTA SALDI
3eşiktaş ■ Ortaköy arasın da 34 yalı kaydedilmektedir. Yanan Çırağan Sarayı ile bu gün okul olarak kullanılan 3’lü Ferive Saravlan bu ku şaktadırlar.
Ortaköy • Kuruçeşme ara sında ise 21*1 azınlığa ait ol mak üzere 33 yalı olduğu be lirtilmektedir. Bugün kömür depolarının bulunduğu saha da eskiden meşhur Enver Paşa Yalısı’nm olduğu bu kayıtlardan anlaşılmaktadır.
Kuruçeşme - Arnavutköy arasında 29 yalı vardır. B ul lardan 28'sı Rum ve Musevi bankerlere aittir. Bu arada Arnavutköy Kız Koleji ve Mütevelli Heyetine satılan Stefanaki Bey Yalısı bilâha re idare tarafından yıktırıl mıştır.
Arnavutköy - Bebek Kasrı arasmda, 24’ü azınlıklara ait, 39 yalının adı geçmektedir. Bu sahil şeridindeki Feride Sultan Yalısı 1956’da, ünlü Köçoğlu yalısı 1943’de yıkıl mışlardır.
Bebek - Rumelihisarı ara sındaki meşhur Bebek Kasrı ise 3. Ahmet zamanında ya pılmış ve yedi padişah tara- fmdan onarılıp kullanıldığı halde Abdülmecit tarafından yıktırılmıştır. Buradaki 39 yalıdan yakın zamana kadar korunabilen Yılanlı Yalı ise 1965’de bir kısmı yanarak ayakta kalabilmiştir.
Bostancıbaşı Defterlerimde, Rumelihisarı - Emirgân sa hil kesiminde 44 yalıdan söz edilmektedir. Bu yalılardan günümüze kadar kalabilen maalesef bir veya İki kadarı dır. Bunlardan biri Mediha Sultan Sahil Saravı’dır ve hâ len Balta Limanı Hastahanesi olarak kullanılmaktadır.
Emirgân - tstinye arasın da 22 yalıdan söz edilmekte, ancak bugiin bunlardan Ha- bib bey, Zülüflü İsmail' Pa şa Yalısı ile Şerifler Yalısı’- nın sadece selâmlığı kalmış tır. O da uzun süre bakım sızlıktan harap olmuş ve ni hayet kısa bir süre önce ona rmama başlanmıştır.
~3’.-■!
Anadoluhlsan’nda bir geminin bindirmesi üzerine yıkılan tarihî bir yalının acıklı sonu..
İstinye ■ Yeniköy iskelesi arasındaki 15 yalıdan ise bu gün sadece Recaizade Ekrem Paşa Yalısı ayakta kalabil miştir.
Yeniköy • Tarabya arasın daki 50 yalının sonlan İse daha da hazindir. Çoğu Rum ve Ermenilere ait olan bu yalılar yokolmuştur. Ayakta kalan bir ikisinin ise karak terleri değiştirilmiştir. Bu şe ritte adı geçen Matos Yalısı
arazisi ile birlikte İkinci Ab- dülhamit tarafından Alman Hükümetine, Cezayirliyan Yalısı da yine arazisi ile bir likte Avusturya hükümetine verilmiştir.
Tarabya - Klreçburnu ara sındaki 22 yalıdan bugün or tada bir teki kalmamıştır.
Kireçburnu - Büyükdere arasındaki Fransız, Danimar ka ve Rus Sefarethaneleri memurlan ile yine azınlık bankerler arasmda paylaşılan 62 yalıdan günümüze geleni pek azdır. Yazlık Rus Sefa rethanesi bunlardan biridir.
Sarıyer - Kavaklar arasın daki 25 yalının İse mimarî değerleri olmadığı bilinmek tedir. Gerçekte zaten bunlar dan da hiç biri bugün mev cut değildir.
ANADOLU YAKASI
sayede klâsik tipte 15 ka dar yalı günümüze kadar yaşayabilmişlerdir.
Bunlar sırasıyla Kuzguncuk tâki Fethi Paşa Yalısı (Şev ket Mocan yalısı diye bilin mektedir), Beylerbeyindeki tsmail Paşa Yalısı, Çengel köy’deki Hasip Paşa, Sadul- lah Paşa, Aptullah Ağa yalı ları, daha sonra Salih Bey, Nafiz Paşa, Gazale Hanım, Recai Efendi yalıları, Kan dillide Edip Efendi, Akıntı Burnu Yalısı, Kıbnslı Mus tafa Paşa Yalısı, Kont Ostro- rag Yalısı, Anadoluhisarmda İse Tevfik Bey, Server Bey yalıları ile iç tezyinatı çok de ğerli olan meşhur Köprülü Yalısı’dır. Kanlıca’da ise He kimbaşı, Yağlıkçı, Ethem Pertev, Nasır Paşa, Saffet Paşa, Yağcı Şefik Bey ve Ra- sim Paşa Yalıları, Çubuklu da Halil Ethem Eldem
Yalı-Anadolu yakası şehrin mer kezinden Boğaz nedeniyle uzak kalması ve topoğrafik yapısı bakımından daha geç imar görmüş fakat o oranda da az tahrip edilmiştir. Bu
YARIN
Eski Türk evleri ve değişen doku
ESKİ EVİN Mİ VAR,
DERDİN
VAR!..
riyet dönemine kadar olan sosyo - ekonomik yapısı ken dine özgü yerleşme tiplerini doğurmaktaydı. Kısır ekono mik yapıdaki ailelerle orta sınıf, daha çok camiler çev resindeki ahşap Türk evle rinde barınmaktaydı, özel likle politik ve saraya yakın çevrelerle, İmparatorluğun geniş ekonomik imkânların dan yararlanan onlann iş birlikçileri; azınlığı teşkil eden bankerler, tefeciler ve ticaret yapan azınlık ise da ha büyük ve gösterişli yapı lara yerleşmişti. Bir bakıma yalı ve konaklarımızın köke ni bu ekonomik rahatlığa ek lenen dünya görüşü, değer yargıları ve düşünce dünya sının ruhsal bileşimidir. El bette ki bu yapılar bu neden le daha ferah, daha ölçülü, tabiata yakın ve panorama lara açılmış olarak biçimle niyor ve dış görünümleri aristokrat hafif zevkli renk lerle boyanıyor, klâsik mi marinin en güzel örneklerini taşıyordu.
Sosyal depremler ve yan gınlarla imparatorluğun Uç kıtadan akan gelirleri yavaş yavaş kesilmeye başlayınca, sosyo ekonomik yapı da bir denbire altüst oldu. Bu ge lirlerle beslenen aileler çözül meye, dağılmaya başladılar. Kökeni bu sosyal yapıda olan bu güzel yapılar da sa hiplerine ekonomik bir yük olmaya başladılar. Ve niha yet Batı kapitalizminin im paratorluk başkentindeki iş birlikçileri de etkisini artı ran Avrupa tarzlarına dön meye başladılar. Şehrin ön celikle Beyoğlu kesimi Paris ve Viyana farzı kârgir, asık suratlı, fakat heybetli yapı larla dolmaya başladı.
Ve nihayet yeni Türkiyenin sosyo-ekonomik yapısı için de yalı sahipleri benzin ve lâstik parası olmayan eski model araba sahiplerine dön düler. Bunlar, ellerinde piya sada alıcısı olmayan mal sa hibi tüccarlara veya serma yesi olmayan işletmecilere benziyorlardı artık.
Kendilerine yük olan de deden babadan kalma bu ya pıların güzelliğinden ve mi mari değerinden çok ekono mik yönleriyle ilgili idiler. Sadece arsası yüzbinlerce li ra eden yalılar devlete vergi ödemekten başka neye yarı yorlardı. Kendilerini «milyo ner züğürtler» olarak görü yor, şartlarım değiştirmek ve ekonomik bir rahatlık için ellerinde alıcısı olmayan bu malı piyasaya nasıl sürecek lerini araştırıyorlardı.
Ve büyük çoğunluğu buldu lar da. Açık bıraktıkları pen cereler, kapılar, akan
damla-Mt-Ulllg’In Defterdar Surnu’ndakl eski Hatice Sultan sahil sarayını is teren gravürü.. Bu tarihî eserin yerinde bugün verinde k ilmüı- depoları bulunmaktadır..
Atsan
atamazsın
satsan
satamazsın
rıyla çürüdü, eridi gitti çoğu ve bunlara «mal! inhidam» dedirtip yıktırdılar. Değerli arsalarını müteahhitlerle pay laşıp pek çok kat sahibi ol dular. Pek çoğu kasıtlı ola rak kundaklandığı halde itfaiye yangın kayıtlarına, «elektrik kontağı sonunda yandı» diye geçti. Ve işte ka tı ve gerçek olan sonuç ya kıla yıkıla pek azı kaldı eli mizde. Rumeli yakasında mevcut 547 ve Anadolu ya kasındaki 276 binadan 30 ka darı.
YARIN :
ÖNERİLER Süleymanlye Kirazlı Mescit sokağındaki ahşap Türk evlerinden birkaçı.. Her soba borusunun çıktığı oda. bir aile tarafından kullanıl maktadır. Bu fotoğraf, bu yapıların bugün birer şehir içi gecekon
dusuna dönüştüğünün açık örneğidir. İşte sorumsuzca yıkılan son yüzyılın eklektik mimarî örneği. Bakır
köy Çaçaron sokaktaki bu güzel ahşap yapı, bir ay kadar önce or tadan kaldırılmıştır.
0
S STANBUL'da Türk mt- j | malisinin yaratıcı dev rinden kalan önemli a- nıtsal konut yapılan, son dev rin sarayları dışında, Top- kapı Sarayı’ndan ve Ay nalı Kavak kasrından ibaret tir. 16 -17. yüzyılın şehirici kâgir saraylarının örneği kal mamış sayılabilir. Ahşap ya lı ve saray uygarlığının ise en önemli örnekleri yok olmuş tur.
Günümüzde ayakta kalabl len yalılar bu uygarlığın za yıf akisleridir. Bu eşsiz ko nut dünyasının en güzel bel geleri Melling ve Allom gibi ressamların bıraktıkları re simlerdir.
ANITSAL BİR
KALINTI
O devirden günümüze kalan
eıı önemli anıtsa! kalıntı Kan lıca ile Anadoluhisan arasın daki Anıucazade Hüseyin Pa şa yalısının divanhanesidir.
Turing Kliibü şimdi hiç ol mazsa bunu kurtarmak üzere faaliyete geçmiştir. Bu ve Beylerbeyindeki Hasip Paşa yalısı dışındakiler ise tarih leri yüz yılı geçmeyen örnek lerdir. Ancak gene de büyük bir oturma kültürünün geç örnekleri olarak her ne pa hasına olursa olsun korunma ları önerilmektedir.
AHŞAP EVLER
Bir araştırmaya göre, sur içinde ve diğer yerleşme bol lerinde kalan eski ahşap Türk evleri arasmda da ya pılan tarihî yüz yılı geçenler çok azdır.Fakat estetik ve stilistik (üslûp) değerleri üstün olan ları da önemli bir sayıdadır. İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Doğan Ka ban bu konuda. «Eğer İstan bul’un geçmişde orijinal bir uygarlık merkezi olduğu unu tulmak istenmiyorsa ahşap evlerin geleceği biiviik bir ti tizlikle tesbit edilmelidir.» demektedir.
Gerçekten de bugün tüken mek üzere olan bu gelenek sel yapılar, yakın bir geçmi şe. daha 1931’lere kadar şe hirdeki 2 - 3 katlı evlerden yüzde 56.3’ünü teşkil ediyor du.
Bu mimari, malzeme özelli ği sonucu olarak çok zor ko- runabilmiş. birçok önemli ör nekleri yok olmuştur. Ancak elimizde kalan örnekleri ar
tistik değeri çok yüksek bir mimari geleneği tanımak için önemli tarihî belgeler olarak korunmalıdır.
«İstanbul'un Tarihi Yapısı nın Genel Özellikleri» adlı yazı dizisinde, Prof. Doğan Kuban, dokunun değişmeye başlamasmı Abdülaziz devri ne kadar götürmekte. AbdUl- hamit devrinde kurulmaya başlanan mahallelerin Batılı bir yol sistemine göre düzen lendiğini söylemektedir. Prof. Kuban 1914’de Eyüp. Zevrek. Kocamnstafapasa, Samatya, Üsküdar ve Boğaz’da eski do kunun yaşadığını, bugün ise hemen hemen yok olmak üze re olduğunu belirtmektedir.
Konuyu çok yönlü ve bü tün genel özellikleriyle ince leyen Prof. Kuban. «İstan bul’un tarih! karakterinin ko runması demek, bütün kök lü değişmelerin içinde değiş meyen oluşları tesbit ederek, bugünün fiziksel çevresi için de yaşamalarım sağlamak de mektir.» diyor.
GECEKONDULAR
ŞEHRİN İÇİNDEDİR
Daha çok İçine dönük yer leşme hücreleri olan eski Türk evleri, değişen sosyo - ekonomik koşullar nedeniyle sürekli bir değişime uğra maktadırlar. Yapı tekniğinin dışındaki bu değişimin ba riz örneklerinden birisi de kullanılış biçimidir. Eskiden tek ailenin oturduğu 2-3 kat lı bir Türk evi şimdi her odası bir aileye kiraya veri lerek kullanılmaktadır. Parası olan bu tip yapı sahiplerinin büyük çoğunluğu ise anlaştık ları müteahhitlere kat karşı lığı vermekte ya da bizzat kendileri yıkarak yerine a- partmanlar çıkmaktadırlar.
Bu ahşap eski Türk evleri bugün bir bakıma şehir için deki gerçek gecekondulardır.
Daha çok anıtsal din! ya pıların çevresinde oluşan es ki Türk evlerinden çoğunda şimdi ilk sahipleri yerine kırsal bölgelerden göçeden kısır ekonomik yapıdaki aile ler oturmaktadırlar. Bu aile ler eiektrik, su. kanal, çatı akması gibi harcamaları or tak ödedikleri gibi banyosu, mutfağı olmayan, çoğu tek hplâsı bulunan bu evleri oda oda kiralayarak barınmakta dırlar. Bu evlerin şehrin mer kezlerine yakın ve kiralarının ucuz olması onları günümü zün gerçek gecekonduları olup çıkartmıştır
DFĞ'SEN YA?!
Türk toplumununCumhu-i s a yf«
~rI _
E
T
ARİHÇİ «Mili! kültür bilincimizin köklerinden bir! yok ediliyor», sosyolog «Toplum doku değiştiriyor», iktisatçı «Sorun, sosyo-ekonomik’tir.» diyor. Hukuk çuya göre; «Acele bir Eski Eserler Kanunu», mimara ve şe- hirciye göre; «Tarihî anıtsal yapıların devletçe kamulaştı rılması» gereklidir. İktisatçı«Vergi muafiyeti ve İndirimi» politikacı ise «ön adım atıl mıştır» diyor.
İstanbul Teknik Üniversite si Mimarlık Fakültesinden Prof. Doğan Kuban konuya şöyle giriyor:
«Ekonomik, politik, gelenek sel birçok neden her gün ta rihî çevreyi bütün elemanları ile kemirmektedir.
Türkiye’yi bir tarih mezar lığı yapmak istemiyorsak, res mî örgütlerin, kamuoyunun, bu alanda çalışan teknisyen, mimar, şehirci, belediyeci ve turizm kuruluşlarının artık soruna eğilmesi gereklidir.»
Devlet
konuya
ele
almazsa
¡ â H M iv* ' m - s h
^Rİ f iil i
Mısır’lı İhsan bey yalısının görünüşü...
TÜRKIYFde “TÜRK ETİ
KALMAYACAK
»
■
m
smammM
KANUN - ÖRGÜT
- PARA
ÎTÜ Mimari Tarihi ve Rö löve Kürsüsü Profesörü Do- ”an Kuban önerisini şöyle sürdürüyor;«Sorunun önemli yanı, ge lişme kontrolüdür. Nüfus yo ğunluğunu arttırmamak, yeni fonksiyonları mümkün oldu ğunca az geliştirmek, eski şe hir dokusunu korumak ve bu dokudaki boyutsal özelliklere dikkat etmek gereklidir. Bun lar için de kanun, örgüt ve para gerekli oluyor.
Kanun, kamu yararı gözeti lerek eski eserlerin korunma sını, mülkiyet bakkından da ha önemli tutmalıdır. Devlet, ekonomik kolaylıklar sağla mak, tamir için yardımda bu lunmalı veya kredi vermeli dir.
Kültürel değer fikri, örgüt lerle işbirliği yapılarak kamu oyuna mâledilmeli, bunu ya parken kültürel değerin aynı zamanda ekonomik değer ol duğu halka öğretilmelidir. Ko rumanın tek ana koşulu, kül türel değer fikrinin milli ta rih bilinci içinde onu yoğu ran elemanlardan oluşmasıdır. Türkiye’de bina ve çevresi birlikte oluştuğu için tek ta rihî eser değil, hem doğal, hem tarihî yönüyle bir fizikî çevre koruması kavramının benimsenmesi ve kanunlarda yerini alması gereklidir.
Örgüt, gerek imar gelişme sini mahallî belediyeler nez- dinde, gerek plânlama karar larını veren Bakanlık seviye sindeki kuruluşlardan ve ni hayet kültürel değerlerin ko runması fikrini kamu oyuna mâledecek, Millî Eğitim Ba kanlığı ve ona bağlı bilimsel istişarî kuruluşlar içinden oluşmalıdır.»
BİR ÖNSÖZ'DEN
Devlet Güzel Sanatlar Aka demisi öğretim üyesi Prof. Sedat Eldem,~ Rölöve dergisi nin önsözünde öğrencilerine şöyle sesleniyor:«Rölöve çalışmalarının bir gayesi de, öğrenci ve gelece ğin mimarlarına eskiden kal ma eserlerimize karşı ilgi ve sevgi aşılamaktır. Zira öteden beri modern olmak hevesiyle eskiden kalma eserlerimizden hicap duymuş, bunları biran evvel şehirlerimizin panora masından silmeye gayret etmi şiz. Bu faaliyete önderlik şe refi mimarlardan evvel işgü zar bazı idare memurlarımıza aittir. Bizden daha modern
YETKİLİLER, TARİHÎ AHŞAP TÜRK EVLERİNİN, YALILA
RININ VE BENZERİ YAPILARIN MUTLAKA DEVLETÇE
KORUNMASINI ÖNERMEKTE, BUNLARDAN
VERGİ
ALINMAMASINI İLERİ SÜRMEKTE, AKSİ HALDE YAKIN
BİR GELECEKTE BİR TEKİNİN
BİLE KALMAYACAĞINA
İŞARET ETMEKTEDİRLER.
Anıtlar yüksek Kurulu nca bir çivisi bile değiştirilemez kararı olan ve İç tezyinatı İle bir mimari şaheseri olan Hasip Paşa Yalısı bugün bu durumdadır...
olduklarını iddia edebileceği miz memleketler (İsviçre, Amerika gibi) eski evleri üze rinde titizlikle durmuşlar, bunları teker teker değil bü tün sokak boyunca mahalle olarak muhafaza etmesini bil miş ve İftihar etmişlerdir. Bizde bunun aksi tezahürleri daha yakışık addedilmekte dir. Eski eseri, sözüm ona imar hareketlerine bir engel telâkki etmek nice idarecimi zin ikinci bir tabiatı haline gelmiştir. Bu yüzden, yakın da «Türk Evi» kalmayacağını, bunları Yunanistan. Bulgaris tan ve Yııgoslavyada aramak gerekeceğini, sözü geçen zat lara şimdiden müjdeleyebili rim.»
KAMUŞLAŞTİRMALİ
Büyük İstanbul Nâzım Plân Bürosu Başuzman Vekili Yük. Mimar Sahih Özden sorunla Ugili önerisinde şunları söyle mektedir:«Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu, Bü yük İstanbul Nazım Plân Bü rosu ve Belediye Eski Eserler Bürosunun ortak çalışması so nucu, tarihî, mimarî ve çevre sel doku bakımından değerle ri yüksek olan ve günümüze kadar intikal eden «Boğaziçi Yalıları» teker teker tesbit edilerek gerek Anıtlar Yük sek Kurulu karan ve gerekse fizikî plânlama açısından bo- runmalan önerilmiş bulun maktadır.
Kurul kararlarına göre, ko
runmalarında öncelik taşıyan bu yalılardan bilhassa sahiple rince korunmayanlar, devlet tarafından kamulaştırılmak- dır. Bunlar restore edilerek turizme dönük faaliyetlerde kullanılmalıdır. Eski eser tes cili yapılan ve korunması öne rilen yapıların sahiplerince korunmalarında ve restoras yonlarında teşvik edici tedbir ler yaratılmalıdır. Vergilen dirme sisteminde dikkate alın maları, vergi muafiyeti, ya da indiriminden faydalanmaları sağlanmalıdır.
Boğaziçi karakteristiğini de vam ettiregelen yalıların ko runmasında sadece tescil ve fizikî plânlama kararlan ola rak Millî Eğitim Bakanlığı ile İmar ve İskân Bakanlığının değil,
0 Fizikî plânın işletilmesi ve tarihî dokunun muhafaza sı İle şehrin turizm kıymet lerinin korunması bakımından Turizm ve Tanıtma Bakanlı ğının.
Q Finansman ve malî kay naklar yaratılması bakı mından Maliye Bakanlığının katkıları lüzumludur.»
YAKILACAK,
YIKILACAK
Ord. Prof. Süheyl Ünver de, tarih! ahşap Türk evlerinin yalıların ve benzeri yapıların mutlaka devletçe korunmasıve onarılmasını önermekte, vergi muafiyetinin gerektiğine işaret etmekte, buna rağmen gene de pek çoğunun yaküa- cağını, yıkılacağını belirtmek tedir.
Süheyl Ünver soruna başka yönde bir açıklık getiren öne risinin bir bölümünde şöyle diyor,
«Ancak çok önemli bazı ah- şap yapılar sürekli onanmla bir süre daha ayakta tutula bilir. Ahşap dışındaki eserle rin ise devletçe istimlâki ha- yırb olur. Bir zamanlar, Sul tanahmet Camiinin ahşap av lu kapısını bile satmışız. Ayasofya minarelerinden biri nin altındaki depoyu şekerci ye kiralamaşız, Süleymanive Tiryakiler Çarşısındaki dük kânları satmışız, işte daha pek çok örneği verilebilecek bu anlayışı da tasfiye etmek ge rekli.»
Ord. Prof. Süheyl Ünver, Boğazdaki ünlü Yılanlı yalının yandığı zaman olay yerine gittiğini ve bekçiye yangını sorduğunda şu cevabı aldığını da konuşmasına ekliyor.
«Şaşırdım beyim, hayatım- da böyle yangın görmedim. Yalı 20 yerinden birden yan maya başladı.»
Konuyla ilgili bilimsel araş tırmalar yapan Yüksek Mimar Koksal Anadol da şu öneride bulunuyor:
«Mevcut kanunlar yetersiz dir. Boğaza has bir kanun ha zırlanarak yablar devlet, ya da mahallî belediyeler eliyle sa tın alınıp, korunmalı, müze haline getirilmelidir. Boğazda yeni yapılacak yapılarda Türk stili aranmalıdır.»
ifrıii
¡ p i ı
t a r i f i *
—3İşte kötü bir son daha. Rumelihisarı’nda vapur çarptıktan sonra yıkılan ve kendi kaderine terkedilen bir yalı ve yanında Boğaziçi
peysajmı bozan soğuk yüzlü yapıtlar.
lan dışında olan bu tip ya pılardan vergi almamalıdır.»
ESKİ ESERLER
KANUNU
Konunun araştırmacıların dan biri olan Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Direk törü Çelik Gülersoy da, «Bo ğaz yahlarınm kurtulması için Eski Eserler Koruma Kanununa ihtiyaç vardır. Ön ce bunların yanması ve yıkıl masını önlemek, sonra da ko runmasını sağlamak gerekir. Korunması için de vergi mu- afhğı ve turistik krediler ön çaredir» demektedir.tm ar ve İskan Bakanı Ser- bülent Bingöl de bu konuda ki çalışmaları ve görüşünü şöyle özetliyor:
«Siluet ve yalıların korun- ması temel görüşü Bakanlığı mızca benimsenmiştir. Ayrı ayrı hepsi kodlanmıştır. An cak hergün bir eserin daha elden çıkacağı endişesindeviz. Bakanlık olarak İngiltere’den bâzı dokümanlar getirdik. İl gili arkadaşlarımız bunların üzerinde çalışmaktadır. Bu arada Maliye Bakanlığı da bir çalışma içindedir. Vergi muafiyeti ya da indirimi söz konusudur. Bunlar şünbesiz ki birinci adımdır ve önemli dir.»
nmız bir Boğaziçi Kanun Ta sarısı hazırlamaktadırlar. Tu rizm Bakanlığı eski eserleri mizin kendi açısmdan nasıl değerlendirilebileceği üzerin de durmakta, Maliye Bakanlı ğı bu tip eserler için bâzı vergi kolaylıklarım düşün mekte, İmar ve İskan Bakan- hğı bu eserlerin Batı ülkele rindeki kullanılış şekillerini incelemektedir. Profesörleri miz, öğrencilerine bu soru nun üzerine eğilmelerini sa lık vermekte, mili! kültür bi lincini almaları için çalış maktadırlar. Gayrimenkul Es ki Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu Boğazdaki 82 yalının kurul kararı alınmaksızın bir çivisinin bile değiştirilemeye ceğini karar altına almıştır. Bâzı kuruluşlar ve kişiler kendi imkânları ile tarihî ko- nutsal yapılara eğilmektedir ler. Kuşkusuz bunlar 1854’den buyana aralarında önemli ko- tıutsal ahşap yapılar da bu lunan 35 bin binası sadece yanarak yokolmuş şu talihsiz şehir için ön adımlardır.
Ve nihayet, yüzyıllarca bir milletin yarattığı en büyük politik örgütün gözdesi ve başkenti olan İstanbul’un, dünü, bugünü ve yarım bir likte yaşaması, tarihinin ve kültürel oluşumunun doğal bir gereği ve önünde saygı duyulması gereken bir hakkı dır.
— SON —
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi