s
_______________________________________________________________________ ___________________
+
4
Pazar 1 Şubat 1998
Milliyet
Demirel - İpekçi
Erbakan - İpekçi
B izleri
yıllardır, bir sırrın ya da
bazı sırların korunması adına
katillerimizle bir arada, yanyana
yaşamaya mahkum edenlerin yargı
önüne getirilecekleri günlerin uzak
olmamasını bekliyoruz.
İpekçi ailesi
Tam 19 yıldır yanıt bekleyen
A y ça A T İK O Ğ L U __
________
BDl İpekçi, Doğan Öz, Cavit Orhan Tütengil ve diğerleri... Çok tanınanlar, daha az tanınanlar, ölülerimiz...
Ölülerimizin aileleri önce duygularım, hüzünlerini, öfkelerini paylaştüar. Am a aradan geçen yıllara, açıklanan isimlere rağmen hiçbir ciddi bulgu, hiçbir ciddi yaklaşım
görmeyince, asıl konuşması gerekenler sustukça onlar da konuşmamaya, beklemeye başladılar. Sorulara artık soruyla yanıt veriyorlar. “Bazı cinayetlerin gerçek nedenleri neden ortaya çıkarılmıyor?" diye soruyorlar. “Niye tetikçilerden öteye ulaşılmıyor?” diye soruyorlar. “Bizler olayların takipçisi olduğumuzu göstermek için televizyon kanallarında mı
gezinmeliyiz?” diye soruyorlar. Artık acılarım, anılarını kamuoyuyla paylaşmak istemiyor, ciddiye alınmayı bekliyorlar.
Oral Çelik’in kendini bu kadar keyifli ve huzurlu hissetmesini sağlayan “güç”ün kaynağım merak ediyorlar. En çok da yükselen değerlerden dolayı babalanılın, dedelerinin neden öldüğünü soran “kötü bir adam mıydı?" diye kaygılanan çocuklara ne cevap vereceklerini soruyorlar. Banş ve demokrasi adına deseler, banş ve demokrasi sözcüklerinin
yaşamımızdan silindiği bugünlerde çocuklar bunu anlayabilir,
anlamlandırabilirler mi? Bugün Abdi Bey’in 19. ölüm yüdönümü. Kızı Nükhet İpekçi İzet ise, 19 yıl sonra artık yeni bir söz söylemek, acılannı,
anılarım paylaşmak istemiyor. Biz de size şimdiye dek söylediklerini ve sorularını iletiyoruz:
• “Olayın olduğu gün öldürülmesinin nedenini arayıp düşünmek şöyle dursun, onun öldürüldüğünü, yani artık bir ölü olduğunu, yaşamadığını bile kavramakta zorluk çekmiştim. Ölüm ve ofıun yanyana geldiğini aklımın içine sokamadım uzun süre...
Sonra, bence bizim bir yanıt bulmamız beklenemezdi. Yıllardan
1979’du yani biz eski çağların kabile düzeninde değil, bir tür hukuk devletinde yaşıyorduk. Bu yanıtı bulmak: soruşturmayı yürüten kişilerin, kurumlann göreviydi...
Biz de soruşturmayı yürütenlerin, gazetecilerin bulgularını dinlemeye, okumaya başladık. Hala da dinleyip, okuyup bilgilenmeye çalışıyoruz. Siz de biliyorsunuz ki bu sorunun yanıtı açık ve net olarak bulunmadı, suçlular
(çoğul olduğuna eminim) tam olarak ortaya çıkartılamadı, çıkmamaları için önlemler alındı.
•• •
Bizler sırları çözülmemiş cinayetlerde yakınlarını kaybeden aileler. Hukuk devleti adına hemen şimdi birtakım somut adımlar atılmasını talep ediyoruz. Amacımız tek tek aileler olarak duygusal bir görüntü yaratmak değil. Kamuoyuyla paylaşmak
istediğimiz acılarımız değil. Bir gövde gösterisine de girişme niyetinde değiliz. Yurttaşlık sorumluluğumuzu yerine getirmeye çalıştığımız söylenebilir.
Şimdiye dek yapılan paneller, kültür etkinlikleri, konferanslar, sanat
gösterileri, ödül törenleri, gazetelerde çıkan manşetler ve hatta duruşmalar bu sorularımızın yanıtını veremediler.
İçimizden çok azımıza kısmet olan anma toplantılarında biz birbirini bilen insanlar bir araya gelip bildiğimiz düşünceleri tekrarlayıp birbirimize sözler verip belli bir rahatlamaya ulaştık. Onların demokrasi ve banş uğruna ölümsüzlüğe kavuştuklarını söylemek anlamlı bir açıklama olabilir
sorular...
ama evine giderken ya da evinden yola çıkarken en alçak, en vahşi
yöntemlerle katledilen kişilerin
uğradıklan bu saldırıların daha somut açıklamalan da olmalı. Önemli olan katillerin bulunması değil, onların yapacaklan açıklamalar.
Nükhet İpekçi İzet geçen yıl Cumhurbaşkanı Demirel’e şöyle seslenmişti: (Şimdiye dek hiçbir yanıt alamadığım söylüyor.)
Sayın Demirel,
Yakınlarının katledilmesini çok uzun süredir “faili meçhul” tanımıyla taşımak zorunda bırakılmış kişilerden biriyim.
Can güvenliğini korumakla yükümlü olanlan ciddiyete davet etmenin sorumluluğuyla hitap ediyorum size, gelecek kuşaklar adma soruyorum:
Bazı, cinayetlerin gerçek nedenleri, neden ortaya çıkanlamıyor?
Açık açık bazı engellemeler, tıkanmalarla karşı karşıya kalındığı söyleniyor. Bu sözleri söyleyenler, “devletin aczini" kendi ağızlarıyla ifade etmiş olmuyorlar mı?
Nasıl olur da bu kadar çok cinayet dosyası kaybedilir, yok edilir?
Sizce, bu tür olgular, katledilenlerin tabutları üstündeki bayraklann, “basın şehidi", “demokrasi şehidi" gibi unvanların, tüm kutsallıklarına rağmen, yıllar içinde
anlamlarını yitirmesine neden olmaz mı? Devletin, can güvenliğini koruyamadığı kişilere dağıttığı birer teselli armağanı haline gelmez mi?
Yakınlarımızın ölüleri üstünde çok kişinin ismi var ama kimsenin izi gözükmüyor! Onların izini sürmek, cinayetlerin gerçek nedenlerini araştırmak aileler olarak bize
mi düşmeli sizce? Örneğin benim şimdi babamın yokedilişinin ondokuzuncu yılında
size bu sorulan sormak durumunda kalmam biraz tuhaf bir durum arzetmiyor mu? Olayların takipçisi olduğumuzu göstermek için televizyon kanallannda mı gezinmeliyiz?
Çok iyi bildiğimiz acıyı başkalan da yaşamasm diye üzerimize giyindiğimiz sorumluluk duygusunu nasıl yönlendirebiliriz sizce?
Devletimiz, hukuk devleti kimliğine tam olarak kavuştuğu zaman omuzlanmdaki bu yükün hafifleyeceğine inanıyoruz.
Bizler sonu gelmez bir işkence gibi yaşadığımız araştırmaların ve bulunduktan makamların sorumluluğunu taşımaktan uzak olan kimi resmi görevlilerin kimi zaman bile isteye kimi zamanda gaf diye sarfettikleri sözlerin ağırlığını ailelerimizin
gelecekteki kuşaklarına miras olarak bırakmak istemiyoruz.
Hukuk devleti adma hemen şimdi birtakım somut adımlar atılmasmı talep ediyoruz.
1929-1979
Sevgiyle anıyoruz
O n a y Y IL M A Z
“ALIN bu çocuğu buradan. Bunda bir gazetecide olması gereken yırtıcılık yok. Siz bunu tüccar yapın”
Abdi İpekçi’nin gazeteci olamayacağı dönemin Türk basının önde gelen kalem sahibi Ahmet Emin Yalman tarafından bu şekilde tescil edilmişti. Am a İpekçi, ünlü gazeteciyi haksız çıkartmış, Türk basm tarihine damgasını vurmuş, adım altın harflerle yazdırmayı başarmıştı. Tarafsızlığıyla, dürüstlüğüyle, uzlaşmacı tavnyla, yaratıcılığıyla, akılcı ve yapıcı kişiliğiyle gönüllerde taht kurmuştu. Aynı zamanda Türk basınında “ahlakı” bir mesleki ilke olarak inşa etmişti.
İpekçi, sıcak bir Ağustos günü dünyaya geldiği Maçka’da, soğuk bir
Gazetecilikte
İpekçi damgası
• Güvenilir kaynaklara dayandırılan, kaynağı belirsiz haberleri kaldırıp, yerine kaynağı mutlaka belirtilmiş ve iki taraflı doğrulatılmış haber ilkesini getirdi.
• Gazeteciliğin temel kuralı sayılan ve bütün haberlerde mutlaka cevabı veril miş olması gereken, “ 5N+K” (Kim, ne, nerede, ne zaman, nasıl, neden) kuralını muhabirlerin haber yazmak için kullandığı kağıtların üzerine bastırmıştı. • Gazetelerde yayınlanan Pazar
Sohbetleri’nin yaratmışıydı. • Gazete içindeki çalışmaların,
değişikliklerin duyurulduğu köşenin yaratıcısı da Abdi ipekçi’ydi.
“ Durum’ün dışında pazartesi günleri “ Milliyetten Mektup” köşesinde gazeteyle ilgili gelişmeleri okuyuculara duyururdu.
• Galatasaray taraftarı olan İpekçi, ilk olarak spora tam sayfa ayırıp arka sayfaya yerleştirdi. Sporu gazetenin ikinci vitrini haline getirdi.
• Türk basınında AH Gevgillli’nin editör lüğünde ekonomiye bir sayfa ayıran yine Abdi Ipekçi’ydi.
• Milliyet onun zamanında düzenli olarak ekler yayınlamaya başladı. Milliyet Sanat Dergisi de o dönemin eklerinden biriydi.
• “ Düşünenlerin Düşüncesi” başlığı altında gazete dışındaki kişilerden uzmanlık alanına giren konularda yazı almaya İlk o başladı.
• Milliyet Gazetesi’nde “Söz Sırası” isimli bir köşe açarak, gazetede çalışan muhabir, sayfa sekreteri, karikatürist gibi herkese yazı yazma imkanı tanıdı.
Şubat günü sinsice pusu kuran karanlık kişiler tarafından hunharca katledilerek yaşama veda etti.
İpekçi niçin öldürülmüştü? Türkiye'yi doğruya, barışa, iyiye götürmeye çalışan yazılan bazılannı rahatsız mı etmişti? Yoksa İpekçi, günümüzün moda deyimiyle bilmemesi gereken bir “devlet sırrım" mı biliyordu? Bu nedenle öldürülmesi, susturulması mı
gerekiyordu? Am a ne gariptir ki bugün Türkiye’de devlet sırlan artık bir bir ortaya çıkanlıyor, tartışılıyor, sorgulanıyor. Aslında belki resmi olmasa da halkın vicdanında İpekçi cinayetinin üzerindeki sis perdesi ortadan kalkıyor. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkam Nail Güreli de geçen yıl tpekçi’nin mezan başmda yaptığı
konuşmada “Her yıl sorduk ve talep ettik. Bugün sormuyor ve talep etmiyoruz. Artık itham ediyor ve suçluyoruz. Çünkü Abdi tpekçi’yi öldürtenler artık belli olmuştur. Orta yerdedirler” demişti.
Evet, bugün sis perdesi giderek aralanıyor ama Türk halkı hala Abdi ipekçi, Uğur Mumcu, Çetin Emeç gibi birçok aydınımızın gerçek katillerinin yakalanıp, cezalandınlmasını, öfkeyle yanan yüreklere su serpilmesini bekliyor. Çünkü bu katiller yakalanıp cezalandırılmadıkça devlete olan güvenlerinin, inançlarının
sağlanamayacağım biliyorlar.
B!
İpekçi - Ecevit
|Ugün 1 Şubat 1998. O’nun .katledilişinin üzerinden tam 19 "yıl geçti. Bu kadar yıl
geçmesine rağmen ne tetikçiler ne bu suikastı planlayanlar ne de bu olaya adı karışanlar gerçek cezalarım buldu.
Cinayetin faili olarak Mehmet Ali Ağca yakalandı. Ancak ne gariptir ki özenle korunan Maltepe’deki askeri cezaevinden kaçmlmış ve yurtdışma çıkabilmişti. Papa’yı vuran Ağca, şimdi İtalya’da cezasını çekiyor. Suç ortaklan olduğu iddia edilen Oral Çelik,
Abdullah Çatlı, Mehmet Şener, Yavuz Çaylan, Yalçın Özbey ve daha bir sürü kişinin adı ortaya atıldı. Ama onlardan da bir sonuç alınamadı. Oral Çelik, bir süre sonra ortaya çıktı ve elini kolunu sallaya sallaya Türkiye’ye geldi. Yargılandığı mahkemede beraat etti. Şimdi serbestçe ortalıkta dolaşıyor. Abdullah Çatlı, Susurluk kazasında öldü. Cinayette adı geçen diğerlerinin ise izine bile rastlanmadı.
Bakın ipekçi gibi hunharca katledilen ünlü Gazeteci Uğur Mumcu, “Papa - Mafya - Ağca” adlı kitabında bugün daha iyi anlayacağımız kirli ilişkiler zincirini “Ağca'nm Kaçmlması” bölümünde nasıl anlatıyor:
“Kaçış planı Oral Çelik tarafından yapılmış ve karar cezaevinde görevli bir er aracılığıyla Ağca’ya iletilmiştir. Kaçış plam bundan sonra daha kolay işlemiştir. Bütün iş o geceki nöbetçilerdedir. O gece için koğuş nöbetini Er Yılmaz devralır. Yılmaz, yanında bir er elbisesi de getirmiştir. Bu er elbisesi Ağca’ya giydirilir. Nöbetçiler, kaçış planından haberli olduğundan Ağca, cezaevinden çıkıp dış kapıya ulaşmcaya kadar birçok kilitli kapıdan geçer. Herbiri nöbetçi er ve subaylar tarafından korunan kapılardan geçirilirken en küçük bir engel ile karşılaşılmaz. Kaçış 23 Kasım günü gerçekleştirilir. Ağca, cezaevinden kaçırıldıktan soma doğru Oral Çelik’in bulunduğu bir eve getirilir. Ağca, daha soma ÜGD Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Çatk’nm evinde saklanır...”
Taha Toros Arşivi