• Sonuç bulunamadı

Evlenme aşamasındaki bireylerin cinsel yolla bulaşan hastalıklar, aile planlaması yöntemleri ve bebek bakımı hakkındaki bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Evlenme aşamasındaki bireylerin cinsel yolla bulaşan hastalıklar, aile planlaması yöntemleri ve bebek bakımı hakkındaki bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi"

Copied!
89
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T.C.

TRAKYA ÜNĠVERSĠTESĠ

TIP FAKÜLTESĠ

AĠLE HEKĠMLĠĞĠ ANABĠLĠM DALI

Tez Yöneticisi

Doç. Dr. AyĢe ÇAYLAN

EVLENME AġAMASINDAKĠ BĠREYLERĠN CĠNSEL

YOLLA BULAġAN HASTALIKLAR, AĠLE

PLANLAMASI YÖNTEMLERĠ VE BEBEK BAKIMI

HAKKINDAKĠ BĠLGĠ DÜZEYLERĠNĠN

DEĞERLENDĠRĠLMESĠ

(Uzmanlık Tezi)

Dr. Ayhan DEMĠR

(2)

TEġEKKÜR

Uzmanlık eğitimimde ve tezimin hazırlanmasında emeği geçen tez danıĢmanım Doç. Dr. AyĢe ÇAYLAN‟a, yardım ve katkılarını esirgemeyen Anabilim Dalı BaĢkanı Prof. Dr. H. Nezih DAĞDEVĠREN‟e, Doç. Dr. Serdar ÖZTORA‟ya, eğitimimde emeği geçen tüm hocalarıma, katkı ve destekleri ile her zaman yanımda olan çalıĢma arkadaĢlarıma ve aileme teĢekkür ederim.

(3)

ĠÇĠNDEKĠLER

GĠRĠġ VE AMAÇ ... 1

GENEL BĠLGĠLER ... 3

CĠNSEL SAĞLIK ve ÜREME SAĞLIĞI ... 4

CĠNSEL YOLLA BULAġAN HASTALIKLAR ... 5

CĠNSEL YOLLA BULAġAN HASTALIKLARIN BULAġMA YOLLARI VE BULAġMAYI ETKĠLEYEN FAKTÖRLER ... 7

CĠNSEL YOLLA BULAġAN HASTALIKLARIN GEÇĠġĠNĠ ETKĠLEYEN DAVRANIġ FAKTÖRLERĠ VE KORUNMA YÖNTEMLERĠ ... 11

AĠLE PLANLAMASI ... 12

AĠLE PLANLAMASI YÖNTEMLERĠ ... 14

BEBEK BAKIMI ... 15

GEREÇ VE YÖNTEMLER ... 25

BULGULAR ... 27

TARTIġMA ... 49

SONUÇLAR ... 62

ÖZET ... 64

SUMMARY ... 66

KAYNAKLAR ... 68

EKLER

(4)

SĠMGE VE KISALTMALAR

AIDS : Acquired Immune Deficiency Syndrome

AP : Aile planlaması

CYBH : Cinsel yolla bulaĢan hastalıklar

DSÖ : Dünya Sağlık Örgütü

HBV : Hepatitis B Virus HCV : Hepatitis C Virus

HIV : Human Immunodeficiency Virus OKS : Oral Kontraseptif

TNSA : Türkiye Nüfus ve Sağlık AraĢtırması TÜĠK : Türkiye Ġstatistik Kurumu

(5)

GĠRĠġ VE AMAÇ

Aile, bir toplumun en küçük modeli ve yapı taĢını oluĢturmaktadır. Bir toplumun sosyal, ekonomik, kültürel ve psikolojik yapısını tam açıklığı ile anlayabilmek, kavramak ve tahlillerde bulunabilmek için, o toplumun en küçük yapıtaĢı olan ailenin incelenmesi gerekmektedir (1).

Bütün evliliklerin amacı bireylerin mutluluğudur. Evliliklerde karĢılıklı uyum, beklentilerin gerçekleĢmesi ve doyumun sağlanması gerekir (2). Mutlu bir evlilik sağlıklı bir cinsel yaĢamı içerir.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 2006 Küresel Strateji Raporuna göre; her gün yaklaĢık bir milyon kiĢi, Human immunodeficiency virus (HIV)‟de dahil olmak üzere; cinsel yolla bulaĢan bir enfeksiyon ile enfekte olmaktadır. Cinsel yolla bulaĢan hastalıklar (CYBH) küresel sağlık sorunlarına yol açmakta, ekonomik kayıplar meydana getirmektedir. Özellikle geliĢmekte olan ülkeler de bu hastalıklardan kaynaklanan yükün, ülke ekonomilerine %17‟lere varan maliyete neden olduğu bildirilmiĢtir (3).

Cinsel sağlık bilgileri her yaĢta gereklidir ama yetiĢkinliğe hazırlanmada özellikle önem taĢır. Genel sağlık bilgilerinin bir parçası olarak sağlıklı geliĢme sürecinin gereği olarak sunulan cinsel bilgilere yönelik eğitimler bireyleri ve toplumu baĢta CYBH, istenmeyen gebelikler, cinsiyet ayrımcılığı, cinsel istismara uğrama, Ģiddet gibi yaygın ve yönetimi zor durumlarla karĢılaĢmaktan korur. Yapılan araĢtırmalarda erkeklerin cinsellik, üreme ve çocuk yetiĢtirme konularında daha az bilgiye sahip olduğu belirlendiğinden, eğitimde erkek çocuklara ve ergenlere öncelik verilerek üreme sağlığı konusunda bilgilendirilmeleri özellikle önem taĢımaktadır (4).

(6)

Türkiye‟de evlilik, çocuk doğurmak için toplumsal olarak kabul gören dönemin baĢlangıcıdır. Ġlk evlilik yaĢının doğumlar üzerinde önemli bir etkisi vardır; daha erken yaĢlarda evlenen kadınlar ortalama olarak daha uzun süre gebelik riski altına girmekte, bu da genellikle yaĢam boyunca daha fazla sayıda doğuma yol açabilmektedir (5).

Aileye küçük bir üyenin katılımı anne ve baba adaylarının yaĢamında yeni bir dönemi baĢlatır. Bu dönemde aile olmanın mutluluğunun ve heyecanının yanı sıra bu küçük canlının sorumluluğunu taĢımanın getirdiği endiĢe de tüm gücüyle hissedilir. Bebek bakımı konusunda bilgi eksikliği ve çevreden öğrenilen yanlıĢ uygulamalar, bebeğin sağlığını olumsuz etkilemektedir. Bu bilgi eksikliği ve yanlıĢ bilgilenmeler; geliĢme geriliklerine, beslenme ile ilgili hastalıklara, bulaĢıcı hastalıkların sık görülmesine, sakatlıklara ve ölümlere neden olabilmektedir (6,7).

Türkiye Nüfus ve Sağlık AraĢtırması (TNSA) verilerine göre; ülkemizde anne sütü ile beslemeye baĢlamanın oldukça geç olduğunu göstermiĢtir. Emzirilen çocukların sadece yüzde 39‟u doğumdan sonraki ilk bir saat içinde emzirilmeye baĢlanmıĢtır; yüzde 27‟si ise doğumdan sonraki ilk 24 saat içinde hiç emzirilmemiĢtir. Bu yüzdelerin TNSA-2003‟deki sonuçlara göre daha düĢük olması, Türkiye‟de erken emzirmeye baĢlama pratiğinden uzaklaĢmayı göstermektedir (5).

Bu çalıĢmanın planlanmasındaki amaç Aile Hekimliği disiplininin yaklaĢımı çerçevesinde toplumun yapıtaĢını oluĢturacak evlenme aĢamasındaki bireylerin cinsel yolla bulaĢan hastalıklar, aile planlaması yöntemleri ve bebek bakımına iliĢkin bilgi düzeylerini değerlendirmektir. AraĢtırma verilerinden çıkan analizler sonucunda; ihtiyaç duyulan konular belirlenerek, eğitim planlamasına katkı sağlanması amaçlanmaktadır.

(7)

GENEL BĠLGĠLER

Aile, tarihsel olarak en eski sosyolojik kurumlardan biridir. Aile kurumu tarihsel süreç içinde değiĢime uğrasa da varlığını ve iĢlevlerini hala sürdürmektedir. Toplumsal yaĢamın ana unsurlarından olan aile, ana-baba-çocuklar ve tarafların kan akrabalarından meydana gelmiĢ ekonomik ve toplumsal bir kurumdur. Aile toplumsal kurumlar içinde yaĢamsal niteliği gereği birinci sırayı almaktadır. Ailenin temel bir kurum olmasının bir baĢka nedeni de çocuğun toplumsallaĢmasında oynadığı roldür. Böylece aile, çocuğun dünyaya getirilmesinde, yetiĢtirilmesinde, korunmasında ve topluma kabul edilmesinde çok büyük görev üstlenmektedir (8).

Evlilik, iki yetiĢkin insan arasındaki, toplum tarafından tanınan ve onaylanan bir cinsel birlik olarak tanımlanabilir. Evlilik genellikle ailenin çoğalmasını sağlayan bir birlikteliktir. Tarihsel ve toplumsal bir iliĢki biçimi olarak evlilik, biyolojik yeniden üretimin ya da diğer bir deyiĢle soyun devamının sağlanmasında etkili bir kurumdur. Türk Medeni Kanunu evliliği tanımlarken iki ayrı cinsten iki kiĢinin birlikteliği diye tanımlamaktadır. Evlilik aynı zamanda toplum içinde aile ve akrabalık kurumlarının oluĢmasını da sağlar. Yani toplum tarafından tanınan ve onaylanan cinsel birliktelik farklı toplumsal iliĢkilerin ve bağların oluĢmasına hizmet eder. Evlilik, kadın ve erkek açısından karĢılıklı duygu paylaĢımı, birlikte bir yaĢamı beraber geçirme kararı, beraber paylaĢılması arzulanan bu yaĢamın aynı zamanda sorumluluklarının beraber üstlenilmesi anlamına da gelmektedir. Evlilik, kadın ve erkeğin birlikteliğinden oluĢan her türlü yetki ve sorumluluğu paylaĢması ve meĢrulaĢtırmasının toplumsal kurallar çerçevesinde kabul görmesidir (8).

Toplumun sağlığını geliĢtirmek ve korumak ülkelerin vazgeçilmez politikaları arasındadır. Bu anlayıĢ, 1978 yılında yayımlanan ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)‟ne üye

(8)

ülkeler tarafından onaylanmıĢ bir uluslararası sağlık sözleĢmesi olan Alma-Ata Bildirgesi‟nde “Temel Sağlık Hizmetleri” kavramı olarak tanımlanmıĢ; kapsamı içerisinde de “bir toplumda yaygın olarak görülen sağlık sorunları, bunların önlenmesi ve denetimi ile ilgili konularda halkın eğitilmesi” hususu vazgeçilemez hizmetler arasında yer almıĢtır (9).

Sağlık eğitimi; sağlığın geliĢtirilmesi faaliyetleri içerisinde önemli bir yer tutmakta ve temel olarak sağlığı toplumsal bir değer hâline getirmeyi, halkı sağlık sorunlarını çözmek için kullanabileceği bilgi ve becerilerle donatmayı, sağlık hizmetlerinin geliĢmesini sağlamayı amaçlamaktadır. Sağlığın geliĢtirilmesi faaliyetleri bütün olarak bir ağaca benzetildiğinde, halkın sağlık eğitimi bu ağacın gövdesini oluĢturmaktadır (9).

CĠNSEL SAĞLIK ve ÜREME SAĞLIĞI

Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı tanımlarının birbiriyle ortak noktaları bulunmaktadır. KarmaĢayı önlemek ve tüm alanları içerecek Ģekilde tanımlama yapmak için çoğu hizmet sunucu, planlayıcı ve tutum belirleyici Ģu anda, hem cinsel sağlık hem de üreme sağlığıyla ilgili her Ģeyi içeren cinsel sağlık ve üreme sağlığı terimini kullanmaktadır (10).

1994 yılında Kahire‟de düzenlenen BirleĢmiĢ Milletler (BM) Dünya Nüfus ve Kalkınma Konferansında üreme sağlığı; kadın, erkek, genç, yaĢlı herkes için temel insan haklarından biri olarak kabul edilmiĢtir. Üreme sağlığı doyumlu ve güvenli bir cinsel yaĢam, üreme yeteneğinin korunması ve bu yeteneği kullanma hakkı olarak tanımlamıĢtır (4).

Yukarıdaki çerçeve içinde cinsellik, artık üreme sağlığı kapsamında, insan yaĢantısını zenginleĢtiren bir özellik olarak sağlıklı yaĢamda hak ettiği yeri almıĢtır. Oysa tarihsel süreçte çeĢitli nedenlerle cinselliğin sınırlanıp bastırılması, bunu kolay konuĢulmayan bir konu haline getirmiĢtir. Ġnsanlar baĢka memelilerde olmadığı iddia edilen, üreme amacı olmadan cinsel duygular ve eylemlerden zevk alma özelliğine sahiptir ancak, içgüdülerinden çok çevrelerini kuĢatan kültürden etkilenirler (4). Bireyin cinselliği ile tüm kiĢiliği birbiri içine girmiĢtir ve cinselliği tek baĢına ele almak mümkün değildir (11).

Günümüz toplumlarında bedensel, ruhsal ve sosyal sağlığı tehdit eden önemli sorunlar arasında görülen; cinsel yolla bulaĢan hastalıkların yayılması, planlanmamıĢ gebelikler, gebelik sonlandırmaları, cinsel istismar ve Ģiddet sorunlarının altında yatan nedenlerin önemli kısmını, bireylerin cinselliklerini yaĢarken karĢılaĢtıkları sorunlar oluĢturmaktadır (4).

Cinsellik; bir cinsel kimliği benimseme, üreme iĢlevi ve erotik zevk öğelerini ayrı ayrı içerir. Üreme süreci hariç tutulursa, erken çocukluk çağından ölene kadar tüm yaĢam boyu, kimi zaman çok ileri yaĢlara kadar süregelir. Tüm öğeleriyle birlikte bireyi zenginleĢtiren bir

(9)

yaĢam özelliğidir (4,12).

Cinsel yaĢama baĢlama yaĢı, cinsellik ve üreme sağlığını etkileyen önemli etmenlerden biridir. Cinsel olarak etkin olan birçok kiĢi, ilk cinsel iliĢki deneyimlerini ergen yaĢlarda, sıklıkla yetersiz cinsel bilgi ile yaĢamaktadırlar. Cinsel etkinliğin içgüdüye bağlı olduğunun düĢünülmesine karĢın, kadınlarda genellikle psikososyal etkenlerce belirlenmekte ve değiĢik kültürlerin etkisiyle ilk cinsel iliĢki yaĢı ülkeden ülkeye farklılıklar göstermektedir. Türkiye‟de ergenlerin ve gençlerin cinsel/üreme sağlığına yönelik sınırlı sayıdaki çalıĢmada, daha çok üreme sağlığına yönelik bilgileri ölçülmüĢtür. Türkiye‟de yapılan bu çalıĢmalar ergenlerin ya da gençlerin cinsel sağlık ve üreme sağlığı ile ilgili bilgilerinin yetersiz olduğunu göstermektedir. Gençler arasında üreme/cinsel sağlıkla ilgili bilgi düzeyinin düĢük olmasının asıl nedeninin, özellikle aile ve gençler arasında cinselliğin tabu niteliğinin sürmesi olduğu düĢünülmektedir (13).

Ülkemizin de içinde olduğu DSÖ Avrupa Bölgesi‟nin 21. yüzyılda ulaĢmayı amaçladığı "Öncelikli 21 sağlık hedefi" nin ilk sıralarında "YaĢama sağlıklı baĢlangıç" ve "Gençlerin sağlığının geliĢtirilmesi" hedefleri bulunmaktadır. Bu hedeflerin gerçekleĢtirilmesinde cinsel eğitimin etkin ve yaygın olarak sağlanması önemli bir araçtır (14). Cinsel ve üreme sağlığına iliĢkin eğitimlerin verilmesi durumunda cinsel iliĢkiye girme yaĢının düĢeceği sık sık tartıĢma konusu olmaktadır. Ancak DSÖ‟nün AIDS ile ilgili programı kapsamında yapılan çalıĢmalarda, okullarda cinsel eğitim verilmesinin erken cinsel iliĢkiye neden olduğuna iliĢkin sonuçlara rastlanılmamıĢtır. Tersine bu eğitimin ergenleri cinsel iliĢkinin risklerine karĢı koruduğu düĢünülmektedir (13).

Ülkemizdeki kadınlar bedenlerinin nasıl çalıĢtığı, cinsellik, sağlık sorunları, aile planlaması, menopoz, düĢük, gebelik, CYBH ve bunların komplikasyonları gibi birçok konuda bilgiye ihtiyaç duymaktadır (15). Genellikle ergenlik yaĢlarında baĢlayan cinsel bilgilenmenin kaynağını sıklıkla arkadaĢ çevresi, büyük kardeĢler ve gazete, dergi, kitap gibi yayınlar oluĢturmaktadır. Büyük oranda eksik, daha da kötüsü hatalı bilgi aktaran bu kaynaklar cinsellikle ilgili önyargı ve mitlerin genel kabul görmesine katkıda bulunurlar. Pornografik yayınlar da bu mitlerin pekiĢmesini sağlar. Cinsel mitler eğitim düzeyi yüksek gruplarda, hatta doktorlar arasında da yaygındır (16).

CĠNSEL YOLLA BULAġAN HASTALIKLAR

Cinsel yolla bulaĢan hastalıklar batı toplumlarında en sık rapor edilen bakteriyel enfeksiyonlardır. CYBH seksüel aktif gençlerde sık görülmektedir. YaĢlanma ile görülme

(10)

sıklığı azalmaktadır. Genel olarak erkeklerde daha yüksek oranlarda görülmesine rağmen, son yıllarda kadınlarda da görülme sıklığı giderek artmaktadır. Bunun nedeni erken yaĢlarda cinsel iliĢkiye baĢlanması, kadın ya da erkeğin birden fazla sayıda partnere sahip olmaları Ģeklinde açıklanabilir (17).

Cinsel yolla bulaĢan hastalıklar çok eskiden beri bilinmektedir. 19. Yüzyılın sonlarında yapılan önemli arkeolojik keĢiflerle, tıbbi kalıntılar, hiyeroglifler, papiruslar ve mumyalar gün ıĢığına çıkarılarak eski Mısır‟da CYBH‟nin rolü ortaya koymaya çalıĢılmıĢtır. Amerika kıtasında yapılan arkeolojik çalıĢmalarda da Columbus öncesi sifilize ait bazı kalıntılar elde edilmiĢtir. Ġncil‟de sifiliz (frengi) hakkında çok kuĢkulu tarifler bulunmakta ve diğer CYBH‟lerle ilgili bahisler de bulunmaktadır. 1945 yılında görülen sifiliz epidemisi ve enfeksiyonları üzerine bu konuda yıllarca çok Ģeyler yazılmıĢ, sifilizin ve gonorenin farklı hastalıklar mı yoksa aynı hastalığın farklı Ģekilleri mi oldukları uzun yıllar tartıĢılmıĢtır. Abraham Flexner 1914 yılında “Avrupa‟da fahiĢelik” adlı bir kitap yazmıĢtır. Bu eserde konu ile ilgili olarak sadece rakamlar, olaylar, düzenlemeler, kurallar değil aynı zamanda hastalıklardan da bahsedilmiĢtir. Türkiye de CYBH‟nin önemi çok eskiden beri bilinmektedir. Sifilizin Ġspanya‟dan sürülen Musevi kadınların aracılığı ile önce Fas‟a, oradan da doğu limanlarına bulaĢtığı ve bu yolla ülkemize geldiği kabul edilmektedir. Ancak ilk epideminin Kırım harbi ve Rus harbinden sonra özellikle Bolu ve Kastamonu civarında görüldüğüne dair kanıtlar vardır. Bizde bu hastalığa verilen isim Frenk hastalığı anlamına gelen frengiden gelmiĢtir. Türkiye‟de zührevi hastalıklarla mücadelenin 1897 yılında baĢladığı kabul edilmektedir. Bu dönemde bir komisyon kurularak ülke çapında bir frengi mücadele raporu düzenlenmiĢtir. Bu arada Kastamonu ve Bolu bölgelerinde frengililerin çok olması nedeni ile bu bölgeler için özel bir nizamname düzenlenmiĢtir (18).

Halen, her yıl 20 adolesandan birisi cinsel yolla bulaĢan enfeksiyonlara yakalanmaktadır. Cinsel yolla bulaĢan enfeksiyonların (HIV dâhil) en yüksek görüldüğü yaĢ grubu 20-24‟dür. Birçok CYBH ölümcül olmamakla birlikte gebelik komplikasyonlarına, infertiliteye, genel sağlık durumunun bozulmasına ve aynı zamanda HIV bulaĢmasına zemin hazırlamaktadır (19).

Ülkemizde CYBH‟ler konusunda yapılan kapsamlı çalıĢmaların sayısı son 10-15 yıl içerisinde daha detaylandırılmıĢ ve bu konuda yapılan yayınların sayısı hızla artmaya baĢlamıĢtır. Özellikle tanı yöntemlerinin hızla artmıĢ olması ve bu konuda geliĢtirilmiĢ ticari kitlerin sayısına paralel olarak dünyadaki geliĢmelerin Türkiye‟de de paralel izlenmesi sonucu bu konuda epidemiyolojik veriler alınmaya baĢlanmıĢ ve CYBH‟lerin prevalans ve insidansı

(11)

hakkında bilgiler ortaya çıkmaya baĢlamıĢtır. Günümüzde CYBH hakkında bilgiler netlik kazanmıĢ bulunmaktadır. Bu hastalıkların bıraktıkları sekeller, hastaya getirdiği ekonomik yükle bazılarının tedavi edilemez olması, kanserle iliĢkileri ve kronik enfeksiyonların oluĢturduğu sıkıntılar CYBH‟lerde görülen risk faktörlerinin belirlenmesini gündeme getirmiĢtir (18).

CĠNSEL YOLLA BULAġAN HASTALIKLARIN BULAġMA YOLLARI VE BULAġMAYI ETKĠLEYEN FAKTÖRLER

Cinsel yolla bulaĢan hastalıklar, baĢlıca bulaĢma yolunun koruyucu bariyer olmaksızın penisin ağıza, vajinaya ya da anüse penetrasyonu ile gerçekleĢen cinsel iliĢki ile olduğu bir grup bulaĢıcı hastalıktır.Ülkelerin çoğunda sık rastlanır ve çoğunun bildirimi zorunludur. Bu enfeksiyonlar arasında en yaygın olarak bilinenleri gonore, sifiliz, klamidya ve HIV olmasına karĢın cinsel yolla bulaĢma özelliği olan ve bu gruba giren enfeksiyon/hastalık durumlarına neden olabilen 30‟dan fazla mikroorganizma belirlenmiĢtir. Bu mikroorganizmalar virüs, bakteri, protozoon gibi çeĢitli olup, neden oldukları hastalıklar genital, oral, anal, faringeal, oftalmik ya da sistemik belirtilere yol açabilmektedir (20, 21).

Sınıflandırmada bakteriyel, viral ve protozoal enfeksiyonlar dıĢında; sık görülen endojen mantar enfeksiyonları (Candida albicans) ve normal vajinal floranın değiĢmesi ile hidrojen peroksit üreten laktobasillerin kaybı ve anaerobik bakterilerin artarak floraya hakim olmasıyla karakterize bakteriyel vaginozis de görülmektedir ( 22, 23).

Kadınlar CYBH‟ye karĢı daha duyarlıdır. Vajinal mukozanın ve servikal dokunun yapısı, genç kadınların enfeksiyona daha duyarlı olmalarına neden olmaktadır. Penetratif bir cinsel iliĢkide daha geniĢ mukoza yüzeyi ile temas söz konusu olduğundan enfekte bir erkekten kadına CYBH geçme olasılığı, enfekte bir kadından erkeğe bulaĢma olasılığına göre daha fazladır. Ayrıca kadınların erken yaĢta evlendikleri ve doğal olarak da erken yaĢta cinsel iliĢki kurdukları toplumlarda kadınların enfeksiyon alma riski artmaktadır. Erkekler de ise enfeksiyon riski sünnetli olma ya da olmamaya göre değiĢmektedir. Sünnetsiz erkekler, sünnetli erkeklere göre daha fazla CYBH riski altındadır. Prepisyum CYBH etkenleri için bir rezervuar oluĢturur. Keratinize olmayan çok sıralı epitelden yapılı prepisyum fizik travmalara karĢı duyarlıdır. Sünnetle bu yüzeyin azaltılması koruyucu olabilir. Ancak sünnetin etkisi yorumlanırken, sünnetli olanların din, etnik grup ve ekonomik yönden diğerlerinden farklı olabilecekleri ve cinsel davranıĢların da sosyoekonomik durumla iliĢkili olması gibi faktörler de göz önünde tutulmalıdır (20).

(12)

Cinsel yolla bulaĢan hastalıklar kadınlarda vajinal akıntı, genital ülser, karın alt kısmında ağrı; erkeklerde ise skrotumda ĢiĢkinlik, kasıklarda ĢiĢlik, üretral akıntı, genital ülserler Ģeklinde semptomlar vermektedir. Bununla birlikte hepatit B ve HIV virüslerinde olduğu gibi kısa dönemde semptom da vermeyebilirler. Tablo 1‟de sık görülen CYBH ve semptomları özetlenmiĢtir (21).

Tablo 1. Sık görülen cinsel yolla bulaĢan hastalıklar

CYBH/ETKEN BELĠRTĠ VE BULGULAR

Klamidya/Chlamydia trachomatis

Erkekte: Non gonokoksik üretritlerin en sık sebebidir (%50). Üretradan mükopürülan veya pürülan akıntı. Ġdrar yaparken yanma, ağrı

Kadında: Genellikle belirtisiz. Mükopürülan servikal akıntı. Kırmızı et görünümünde kolayca kanayan serviks.

Genital Siğil/Human papilloma virüs

Lezyonlar tek veya çok sayıda, yumuĢak, karnı bahar görünümünde, ağrısız olup, genellikle anüs civarında vulvovajinal bölgede, penis, üretra ve perinede yerleĢir. Tek tek lezyonların birleĢmesi sonucunda oluĢan karnı bahar

görüntüsüne kondiloma aküminata adı verilir.

Gonore(Bel Soğukluğu)/ Neisseria gonorrhoeae

Erkekte: Ġdrar yaparken ağrı, yanma (dizüri). Üretradan krema kıvamında pürülan akıntı. Tedavi edilmezse: Epididimit, üretral apse ve yapıĢıklıklar, infertilite. Nadiren kendi kendine bulaĢtırma ile göz enfeksiyonu.

Kadında: %70 belirtisiz mükopürülan servikal ve vajinal akıntı. Ġdrar yaparken ağrı ve yanma. Nadiren kendi kendine bulaĢtırma ile göz enfeksiyonu. Tedavi edilmezse: Pelvik organlara yayılabilir. Tüplerde tıkanmaya bağlı infertilite, ektopik gebelik riski artar. Doğum sırasında bebeğe bulaĢabilir; bebekte konjunktivit yapabilir

Herpes(Genital uçuk)/Herpes simplex

KaĢıntı, yanma gibi prodromal semptomların eĢlik ettiği lokalize eritemli bir plak üzerinde veziküller ile baĢlar. Daha sonra veziküller açılıp, ülserleĢir ve sonra kabuklanarak iyileĢir. Lezyonlar çok ağrılıdır. Yineleme eğilimi gösterir. Primer enfeksiyon 1-2 hafta sürebilir. Rekürren enfeksiyonun süresi ortalama 10 gündür.

AIDS/HIV

Kilo kaybı, ishal, yorgunluk, lenf nodlarında büyüme ve hassasiyet, sürekli ateĢ ve/veya gece terlemeleri. Birçok kiĢide belirti yoktur. 10 yıl veya daha uzun sürede HIV enfeksiyonu AIDS‟e dönüĢebilir. HIV enfeksiyonu belirtileri diğer enfeksiyonlara göre genellikle belirtisizdir; laboratuar testleri hastalığın varlığı hakkında tanı konmasını sağlar.

AĠDS: Edinsel immün yetmezlik sendromu; CYBH: Cinsel yolla bulaĢan hastalıklar; HAV: Hepatit A virüsü; HBV: Hepatit B virüsü; HCV: Hepatit C virüsü; HIV: Ġnsan immün yetmezlik virüsü.

(13)

Tablo 1. Sık görülen cinsel yolla bulaĢan hastalıklar (devam)

CYBH/ETKEN BELĠRTĠ VE BULGULAR

Nongonokokal Üretritler (Erkeklerde gonore dıĢındaki üretritler)

Ġdrar yaparken ağrı, penisten temiz görünümlü suya benzer akıntı

Pubik Bit Pubik bölgede, uylukta, kaĢ ve kirpiklerde kaĢıntı

Uyuz/Skabies

KaĢıntılı deri lezyonları, özellikle el ve ayak parmak aralarında, dirsekte, koltukaltı, penis ve skrotumda ve daha az olarak da yüz ve kafada

Sifiliz (Frengi)/Treponema pallidum

Özellikle genital bölge, ağız ve anüste yuvarlak ve açık yaralar, bu yaralar çok fazla acımayan ve çok yavaĢ iyileĢme özelliği gösterirler

Hepatit/HAV, HBV, HCV Yorgunluk, halsizlik, iĢtah azalması, karının üst kısmında ağrı, sarılık, idrar renginde koyulaĢma

Trichomoniasis/Trikomonas vajinalis

Erkeklerde: Sulu üretral akıntı, sıklıkla belirtisiz.

Kadınlarda: Kötü kokulu, köpüklü, yeĢilimsi vajinal akıntı

Bakteriyel Vajinozis (tek bir bakteri türü ile oluĢmaz)

Balıksı kokulu, grimsi-beyaz yapıĢkan vajinal akıntı (vajinanın normal florasında yer alan bakteriler neden olduğu için cinsel yolla bulaĢmadığı, ancak enfeksiyonda cinsel yönden aktif olmanın rolü olduğu düĢünülmektedir)

Maya enfeksiyonu/Candida albicans

Sıklıkla cinsel yolla bulaĢmaz. Kadında: Süt kesiği görünümünde veya peynirimsi beyaz vajinal akıntı vulvada ve vajende kızarıklık, yanma ve kaĢıntı.

Erkekte: KaĢıntı, penil irritasyon (balanit)

Pelvik enfeksiyon hastalığı

Vajina ve endoserviksteki

mikroorganizmaların, gebelik veya cerrahi giriĢim söz konusu olmadan endometriyum, tuba uterina ve komĢu organlara ilerlemesiyle oluĢur.

Etkenler: N. gonorrhoeae, Chlamydia trachomatis, anaerobik bakteriler.

Lenfogranuloma venerum/Chlamydia trachomatis (farklı bir suĢ)

Penis veya vulvada küçük ağrısız papüller ve kasıkta bezeler.

Kasıktaki bezeler daha sonra açılarak fistüller oluĢur. Tedavi edilmezse lenfatik sistem blokajı ve sonucunda elefantiyazis geliĢir.

AĠDS: Edinsel immün yetmezlik sendromu; CYBH: Cinsel yolla bulaĢan hastalıklar; HAV: Hepatit A virüsü; HBV: Hepatit B virüsü; HCV: Hepatit C virüsü; HIV: Ġnsan immün yetmezlik virüsü.

(14)

Tedavi edilmeyen CYBH‟ler sonucunda; pelvik inflamatuvar hastalık, sonrasında ektopik gebelik riski 7-10 kez artmaktadır. Gonore, klamidya, genital herpes, sifilis, lenfogranüloma venerum gibi genital yol enfeksiyonları olan kiĢilerin HIV‟e maruz kaldıklarında bu enfeksiyona yakalanma riski artmaktadır. Ġnsan papilloma virüs ile ilk enfeksiyona maruz kalındıktan 5-30 yıl sonra servikal kanser meydana gelebilir. Pelvik inflamatuvar hastalık geçirmiĢ kadınların %18‟inde kronik pelvik ağrı varken, hiç enfeksiyon geçirmemiĢ kadınların ancak %5‟inde pelvik ağrı görülür. Pelvik inflamatuvar hastalık zamanında tedavi edilmediği takdirde hayati risk söz konusu olabilir veya tedavi yetersizse pelvik yapıĢıklıklar ortaya çıkabilir. Klamidya, genital herpes, gonore ve sifilis gibi CYBH, doğum sırasında anneden bebeğe bulaĢarak yenidoğan pnömonisine, göz enfeksiyonlarına veya merkezi sinir sistemi enfeksiyonlarına, hatta yenidoğanın ölümüne neden olabilir. Dünyadaki toplam 60-80 milyon infertilite vakasının %30-60‟ında neden CYBH‟dir (24).

Hepatit B de yaygın bir CYBH‟dir. HBV enfeksiyonunun %30-60‟ında cinsel geçiĢ söz konusudur. Kronik HBV enfeksiyonu enfekte eriĢkinlerin yaklaĢık %1-6‟sında geliĢir. Bu kiĢiler HBV‟yi baĢkalarına geçirebilirler ve ayrıca kronik karaciğer hastalığı riski altındadırlar. HBV‟ye bağlı ölümler siroz ve primer hepatoselüler karsinoma nedeniyle meydana gelir (24).

Acquired immune defiency syndrome (AIDS/Edinsel immün yetmezlik sendromu) HIV‟in oluĢturduğu enfeksiyonun en son aĢamasıdır. T-lenfositlere (özgül beyaz kan hücreleri) saldıran ve bunları yok eden HIV, AIDS‟e neden olur. Bu hücreler vücudun bağıĢıklık sisteminin koordinasyonu açısından çok önemlidir. HIV bir hücreyi enfekte ettiğinde, bu hücrenin genetik materyaliyle birleĢerek yıllarca hiçbir etki göstermeden pasif kalabilir. Virüsün alınmasından klinik tablonun ortaya çıkmasına kadar geçen süre eriĢkinlerde en az 2 yıl olabileceği gibi 10 yıldan daha uzun da olabilmektedir. Ancak virüsü harekete geçiren mekanizma tam olarak anlaĢılamamıĢtır. HIV‟in beyaz kan hücrelerini parçalaması uzun yıllar sürebilir. Bunun sonucunda, enfekte olan kiĢide bağıĢıklık kaybı oluĢur ve tüberküloz, pnömosistis pnömonisi gibi fırsatçı bulaĢıcı hastalıklar ve kaposi sarkomu gibi kanser türlerine yakalanma riski artar. HIV bazı bireylerde bir noktadan sonra beyin hücrelerine yerleĢerek nörolojik ve psikolojik sorunlara da yol açabilmektedir. HIV ile enfekte olan bireyler, tüm yaĢamları boyunca hem enfekte hem de bulaĢtırıcıdır. Enfekte kiĢi, kendisinde herhangi bir semptom ya da dıĢa vuran belirti olmasa da, virüsü baĢkalarına bulaĢtırabilir. AIDS halen etkin bir tedavisi ve aĢısı bulunmayan öldürücü bir enfeksiyon hastalığıdır (24, 25).

(15)

CĠNSEL YOLLA BULAġAN HASTALIKLARIN GEÇĠġĠNĠ ETKĠLEYEN DAVRANIġ FAKTÖRLERĠ VE KORUNMA YÖNTEMLERĠ

Cinsel yolla bulaĢan hastalıkların geçiĢinde birinci sorumlu yol cinsel iliĢkidir. Ancak geçiĢ riskini artıran davranıĢ biçimleri vardır. CYBH için riskli davranıĢlar arasında son bir yılda çok sayıda cinsel partner ile birlikte olmak, son 3 ayda yeni/farklı cinsel partnerle birlikte olmak, son bir yılda CYBH geçirmiĢ olmak, para/eĢya/uyuĢturucu madde karĢılığı cinsel iliĢkide bulunmak, korunmasız cinsel iliĢkide bulunmak, kondom ile anal seks yapmak, piercing (vücuda küpe takılması) taktırmak, dövme yaptırmak, kan transfüzyonu olmak, intravenöz uyuĢturucu kullanmak, alkollü içecek kullanmak bulunur. Bunların dıĢında partnerin baĢkalarıyla korunmadan cinsel iliĢkiye girmesi, partnerin intravenöz uyuĢturucu kullanması, erkek partnerin baĢka erkeklerle cinsel iliĢkiye girmesi ve bu davranıĢları sürdürmesi olarak sayılabilir (20, 21).

Kondom kullanmak, cinsel iliĢkiyi hastalık riskine karĢı güvenli kılar. Tek eĢlilik, düzenli ve doğru kondom kullanımı, yüksek riskli olan penetratif seks yerine düĢük riskli non-penetratif seks uygulamaları güvenli cinsel iliĢki sağlar (21).

Henüz aĢı veya yeterli bir tedavisinin bulunmadığı AIDS hastalığının kontrol altına almada en etkili yol HIV enfeksiyonun yayılma yollarına yönelik korunma önlemlerini ciddi bir Ģekilde uygulamaktır (26). CYBH için hala en önemli korunma yöntemi tek eĢliliktir. Kondom lateks (erkek için olan) ve poliüretandan üretilen (kadın için olan) erkek ya da kadın cinsel organına takmaya uygun, içerisinde genellikle spermisit (sperm hücresini öldürücü) maddeler bulunan, gebelikten ve CYBH‟den korunma araçlarıdır. Ejakülasyon (boĢalma) sırasında spermin kondom içinde hapsolarak kadın genital sistemine ulaĢmasını engelleyerek etki eder. Spermisidlerle kullanıldığı takdirde daha etkin ve güvenli bir yoldur (21).

Cinsel yolla bulaĢan hastalıklar hızla yayılmasını önlemek için en etkili yöntem eğitimdir. Dünyanın birçok ülkesinde özellikle geliĢmekte olan ülkelerde olduğu gibi Türkiye‟de de sistemli bir cinsel sağlık ve üreme sağlığı eğitimi bulunmamaktadır. Ülkemizde kurumsallaĢmıĢ cinsel sağlık ve üreme sağlığı eğitiminin olmaması önemli bir sorundur. Ülkemizde cinsel eğitimin verilmesine iliĢkin farklı görüĢler vardır. Bazı insanlar cinsel eğitimin, gençlerin cinsellikle ilgili konulara karĢı merakını artırarak daha erken yaĢlarda cinsel iliĢkiye baĢlamalarına neden olacağını savunurken, bazıları bunun tam tersini düĢünmektedir. Ancak araĢtırma sonuçları cinsel sağlık ve üreme sağlığı eğitiminin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Çünkü çalıĢmalar ülkemizde gençlerin evlenmeden önce aktif cinsel yaĢamları olduğunu, bilinçsiz, korunmasız ve güvenli olmayan cinsellik

(16)

yaĢadıklarını net bir Ģekilde ortaya koymaktadır. Kapsamlı bir cinsel eğitimin; cinsel iliĢkiyi ertelediği, cinsel iliĢki sıklığını azalttığı, gençlerin cinsel yolla bulaĢan hastalıklardan daha iyi korunduğu ve daha olumlu arkadaĢlık iliĢkileri kurduğunu göstermektedir. Ayrıca bu eğitimin bireyin fiziksel, duygusal ve cinsel geliĢimini anlamasına, güvenli ve sağlıklı cinsel davranıĢ geliĢtirmesine yardımcı olmakla birlikte baĢkalarının görüĢlerine, davranıĢlarına ve yaĢam Ģekillerine, saygılı olma bilinci kazandırdığı bilinmektedir (26, 27).

AĠLE PLANLAMASI

BaĢta geliĢmekte olan ülkeler olmak üzere tüm dünya, 1960‟lı yıllarda, kontrolsüz nüfus artıĢının, ekonomik ve sosyal kalkınma üzerindeki olumsuz etkileri konusuna odaklanmaya baĢlamıĢtır. 1970‟lerde demografi ağırlıklı yaklaĢım, 1980‟lerde yerini sağlıkla ilgili kaygılara, 1990‟larda ise, artık insanların hakları ve ihtiyaçları üzerine odaklanmaya bırakmıĢtır. Bu süreçte; BükreĢ‟te (1974), Mexico City‟de (1984) ve Kahire‟de (1994) yapılan üç büyük konferansta, nüfus ve aile planlamasının, genel kalkınma çabalarının ayrılmaz bir parçası olduğu ortaya konmuĢtur. 1994‟te Kahire‟de yapılan Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı (Ġnternational Conference on Population and Development-ICPD), kalkınmanın temel ve vazgeçilmez bir insan hakkı olduğunu vurgulamıĢtır. Toplantıda nüfus politikalarının temelinde, bireylerin yaĢam kalitesini yükseltme hedefinin yer alması gerektiği, nüfus, kaynaklar, çevre ve kalkınma arasındaki karĢılıklı iliĢkilerinin bilincinde olunması gerektiği ilkeleri kabul edilmiĢtir. Yoksulluğun yok edilmesi için bütün ülkelerin iĢbirliği yapması zorunluluğu, kadınlarla kız çocuklarına özel olarak önem verecek Ģekilde eğitimin herkesin hakkı olduğu ve önceliğin çocuklara verilmesi gerektiği gibi ilkelerde kabul edilmiĢtir. Kahire konferansında ele alınan kavramlardan biri de “Üreme hakları” olmuĢtur. Üreme hakları; insanların üreme yeteneğine ve bunu ne zaman ve nasıl gerçekleĢtireceklerine karar verme özgürlüğüne sahip oldukları anlamına gelmektedir. Bu kapsamda; bireylerin ve çiftlerin, çocuklarının sayısı ve aralığına özgür ve sorumlu bir Ģekilde karar vermeleri ve bunu sağlayabilmek için gerekli bilgiye sahip olabilmeleri, en yüksek üreme ve cinsel sağlık standardına ulaĢabilmeleri, Ģiddet, baskı ve ayrımcılık olmaksızın kararlarını verebilmeleri, adolesan dönemden baĢlanarak, postmenapozal ve yaĢlılık dönemi de dâhil üreme sağlığı hizmetlerinden yararlanma haklarının insan hakları kapsamında ele alınması gereği vurgulanmıĢtır (28).

Ülkenin geliĢmiĢlik seviyesini belirleyen en önemli gösterge sağlıktır; sağlığın en iyi göstergeleri anne ve çocukların ölüm oranlarıdır. Anne ve çocuk ölümleri en fazla geliĢmemiĢ

(17)

ve geliĢmekte olan ülkelerde görülür. Ölümlerin azalması sağlık düzeyinin yükselmesine bağlıdır. Ancak; yalnızca sağlık düzeyinin yükselmesi ölümleri azaltmaz. Doğurganlık olayı da aynı oranda azalmaz ise toplum hızlı bir nüfus artıĢı ve bu artıĢın getirdiği sorunlarla karĢı karĢıya kalır. Tüm bu sorunları yaratan aĢırı doğurganlık kontrolü için çeĢitli dönemlerde bir takım politikalar izlenmiĢtir. Bu politikalar; Pronatalist (doğum oranını arttırmayı amaçlar), antinatalist (doğum oranını azaltmayı amaçlar), nüfus niteliğini iyileĢtirici (sağlıklı ve eğitim düzeyi yüksek bireylerden meydana gelmiĢ bir nüfusa sahip olmayı amaçlar) niteliktedir. Ülkemizde Cumhuriyet‟in kuruluĢundan günümüze kadar nüfus yapısında üç farklı dönem yaĢanmıĢtır. Birinci dönemde (1923-1955) ölüm hızları düĢmüĢ doğurganlık artmıĢ ve nüfus artmıĢtır. Ġkinci dönemde (1955-1985) doğurganlık hızı azalmıĢ ölüm hızı çok azalmıĢ ve yine nüfus artmıĢtır. Üçüncü dönemde (1985-1990) doğurganlık hızı ve ölüm hızı çok azalmıĢ ve nüfus artıĢ hızı da buna paralel çok azalmıĢtır (29, 30).

Aile planlaması (AP), çiftlerin ve bireylerin istedikleri sayıda çocuğa sahip olma ve doğumların arasını açmaya serbestçe ve sorumluca karar vermeleri ve bu amaçla bilgi, eğitim ve araçlara sahip olmaları olarak tanımlanmaktadır. AP hem istenmeyen gebelikleri, hem de aĢırı doğurganlığı önleyerek anne ve çocuk sağlığına olumlu katkıda bulunan, dolayısıyla toplumun sağlık düzeyinin yükselmesinde rol oynayan önemli bir sağlık hizmetidir. Bütün bunlar göz önüne alındığında AP‟nin amaçları; bireyleri ve aileleri, üreme sağlığı konusunda eğitmek, anne ölümlerini önlemek ve anne sağlığını korumak, istenmeyen gebeliklerin oluĢmasını önlemektir (31, 32).

Her kadın, her ay bir kere, yılda 12 kere, doğurganlık çağı boyunca (evli veya aktif cinsel yaĢamı olan) endiĢe ve korku yaĢar. Düzenli cinsel yaĢamı varsa etkili yöntem kullanıyor bile olsa, her kadın âdetini dört gözle bekler, gecikince de kötü hisseder. Kadınlar için istediklerinde gebe kalmak mutluluk verici bir olaydır. Ama bu mutluluğu birkaç kez yaĢarlar. Bu nedenle etkili bir aile planlaması yöntemi danıĢmanlığı ve hizmeti kadınlara sadece sağlık sunmak demek değil, onlara mutluluk sunmakla eĢdeğerdir (33).

Türkiye Nüfus ve Sağlık AraĢtırması 2008 verilerine göre halen gebelik riski altındaki kadınların %27‟si yöntem kullanmamaktadır. Modern yöntem kullananların oranı %46, geleneksel yöntem kullananların oranı ise %27‟dir. Bölgelere göre bakıldığında, Doğu Anadolu dıĢındaki tüm bölgelerde her 10 kadından en az 7‟sinin gebeliği önleyici herhangi bir yöntem kullandığı görülmektedir. Modern yöntem kullanma oranı batıda %48,2 iken, Doğu Anadolu‟da bu oran %37,9‟dur. Türkiye genelinde toplam doğurganlık hızı kadın baĢına 2,16

(18)

olmakla birlikte doğurganlık düzeyi kırsal alanlarda, kentsel alanlara göre yüzde 34 daha yüksektir (5).

Bugün dünyada her on adolesandan birisi anne olmaktadır. Adolesan gebelikleri azaltmak öncelikle çözülmesi gereken sorunların baĢında yer almaktadır. Birçok ülkede erken yaĢta olan gebeliklerin, genç kızların eğitimi, ekonomik durumu ve sağlığı üzerine olumsuz etkileri bulunduğu görülmüĢtür. Adolesan anneler çoğunlukla eğitimlerini yarım bırakmak durumunda kalmaktadırlar, bu da onların gelecekte iĢ bulma Ģansını ve ekonomik olarak kendilerinin ve çocuklarının olumsuz koĢullarda yaĢamasına neden olmaktadır. 18 yaĢından önce olan gebeliklerde, adolesan anneler daha fazla tıbbi sorunlar yaĢamaktadırlar. Gebelik, doğum ve sağlıksız düĢük komplikasyonları 15-19 yaĢ grubundaki annelerin temel ölüm nedenleri arasında yer almaktadır. 15–19 yaĢ grubunda anne ölümleri 20‟li yaĢlara göre iki kat daha yüksektir. 20 yaĢından küçük olan annelerin çocuklarının birinci yaĢ gününü görmeme olasılıkları, 20–29 yas grubundaki annelere göre 1,5 kat daha yüksektir. Genç annelerin bebeklerinde prematürite, düĢük doğum ağırlığı ve doğum komplikasyonları çok daha sıktır (19).

AĠLE PLANLAMASI YÖNTEMLERĠ

Bir kadının doğurganlık çağı 35-40 yıl kadar uzun bir dönemdir. Bu süre içinde gebelik zamanlarını planlayarak istediği zaman gebe kalıp, istemediği dönemlerde korunabileceği, tüm doğurganlık çağı boyunca güvenle kullanabileceği yöntemi seçerken mutlaka etkili bir danıĢmanlık hizmeti verilmesi ile kadının bu uzun dönemi sıkıntısız, sağlıklı ve mutlu geçirmesi amaçlanmalıdır (34).

Aile planlaması yöntemleri üç Ģekilde sınıflandırılır; a) Modern/geleneksel yöntemler

b) Geri dönüĢümlü/geri dönüĢümsüz yöntemler c) Kadın yöntemleri /erkek yöntemleri (34). Tablo 2‟de AP yöntemleri belirtilmiĢtir.

Halen Türkiye‟de modern yöntem kullanımı geleneksel yöntem kullanımından fazladır. Geleneksel yöntemler arasında en yaygın kullanılan yöntem geri çekme olup, bu oran yıllara göre değiĢiklik göstermemektedir. En yaygın kullanılan modern yöntem Rahim içi araç (RĠA)‟dır. Gebeliği önleyici yöntemlere ulaĢmada sorunlar yaĢayan, istenmeyen gebelikten korunmak için yöntem kullanması konusunda psikososyal engelleri olan ve/veya gebeliği önleyici yöntem baĢarısızlığı nedeniyle gebe kalan kadınlar isteyerek düĢüğe

(19)

baĢvurmaktadırlar. TNSA-2008 verilerine göre, evli kadınların beĢte birinden fazlasının (%22) isteyerek düĢük yaptığı saptanmıĢtır. Tablo 3‟de AP yöntemleri ve mekanizması özetlenmiĢtir (5, 29).

Tablo 2. Aile planlaması yöntemleri

Modern Geleneksel dönüĢümlü Geri dönüĢümsüz Geri Kadın Erkek

RĠA Geri çekme RĠA Tüp

ligasyonu RĠA

Geri çekme

Hap Takvim Hap Vazektomi Hap Kondom

Kondom Vajinal duĢ Kondom Spermisit Vazektomi

Spermisit Diğer Spermisit Diyafram

Diyafram Diyafram Ġmplant

Enjeksiyonlar Ġmplant Tüp ligasyonu

Ġmplant Enjeksiyonlar Kondom

Tüp

ligasyonu Enjeksiyonlar

Vazektomi

RĠA: Rahim içi araç.

BEBEK BAKIMI

Ülkemizde çocuk sağlığını etkileyen önemli sorunlarından biri çocuğa verilen bakımdır. Bakım, sağlıklı büyüme ve geliĢmeyi kapsayan bir takım uygulamalar ve hareketlerdir. Çocuğun ileriki yaĢamında sağlıklı olabilmesi için çocuk bakımı, doğum öncesi, doğum ve doğumdan sonraki dönemlerde anneye ve çocuğa yönelik uygun müdahalelerin yapılmasını içermektedir. Bunlar; öncelikle annenin doğum öncesi bakım alması, doğumun temiz koĢullarda yaptırılması, doğum sonrası dönemde anne ve bebeğin izlenmesi, aĢılama, yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması, sağlığı olumsuz etkileyen davranıĢların azaltılması, çevreyi olumlu hale getirme ve suların temizliği gibi baĢlıklar altında yer almaktadır. Ġyi bakım çocuğu sadece tehlikelerden ve kötülükten korumaz, aynı zamanda, çocuğun büyümesini, psiko-sosyal, biliĢsel geliĢimini ve sağlıklı bir çevre yaratılmasına olanak sağlar. Ülkemizde halen çocuk bakımı ile bilgilerin daha çok büyüklerden öğrenildiği ve çocuklar hastalandıkları zaman öncelikle geleneksel inançlara göre tedavi edildiği ancak iyileĢemeyeceği anlaĢıldığında doktora götürüldüğü literatürlerde belirtilmektedir (7).

(20)

Tablo 3. Aile planlaması yöntemleri etki mekanizması

YÖNTEM ETKĠ MEKANĠZMASI

Geri çekme

Cinsel iliĢki sırasında erkeğin cinsel organını, ejakülatın gelmesinden önce vajinadan çıkararak menisini vajina dıĢına boĢaltmasına dayanan bir yöntemdir.

Takvim Yöntem, fertil günlerde çiftin cinsel iliĢkiden kaçınması esasına dayanır. Vajinal duĢ

Pek çok kadın, vajina duvarı ve kanalındaki spermleri yıkayıp atma düĢüncesiyle cinsel iliĢkiden hemen sonra vajinayı suyla yıkamanın gebeliği önlediğine inanır. Bunun kontraseptif etkisi yoktur, çünkü spermler birkaç saniye içinde servikal mukusa geçebilir.

Kondom Erkek kondomu meninin vajinaya, anüse ve ağza geçmesini engeller. Kadın kondomu ejakülatın vajinaya geçmesini engeller

Diyafram

Serviksi, spermlerin ulaĢmasını engellemek üzere kapatacak Ģekilde, vajina derinine yerleĢtirilen bir bariyer yöntemdir. Daha etkili olması için spermisitlerle birlikte kullanılması önerilir.

Spermisit Cinsel iliĢkiden önce vajinaya yerleĢtirilir. Spermisitler, spermleri hareketsiz hale getirir ve serviksten geçmelerini engellerler. Hap

Gebeliği önleyici haplar her ay overden yumurta atılmasını durdurur. Gebeliği önleyici haplar aynı zamanda servikal mukusun kalınlaĢmasını sağlayarak spermin uterusa girmesini engeller.

Enjeksiyonlar

Enjeksiyonlar her ay overden yumurta atılmasını durdurur. Enjeksiyonlar aynı zamanda servikal mukusun kalınlaĢmasını sağlayarak spermin uterusa girmesini engeller.

Ġmplant

Ġmplant her ay overden yumurta atılmasını durdurur. Ġmplant aynı zamanda servikal mukusun kalınlaĢmasını sağlayarak spermin uterusa girmesini engeller.

RĠA Rahim içi araç spermin yumurta ile karĢılaĢmasını engeller. Tüp

ligasyonu

Geri dönüĢsüz, kalıcı bir cerrahi sterilizasyon yöntemidir. Kadınlarda her iki fallop tüplerinin mekanik olarak kapatılması iĢlemidir.

Vazektomi

Geri dönüĢsüz, kalıcı bir cerrahi sterilizasyon yöntemidir Erkeklerde vas deferensin bağlanıp kesilmesi sonucu spermlerin meniye geçiĢini engelleyerek etkili olur.

RĠA: Rahim içi araç.

Günümüzde, özellikle geliĢmekte olan ülkelerde gebelik, doğum ve doğum sonu dönemde yaĢanan sağlık sorunlarından dolayı birçok anne ve bebek yaĢamını yitirmektedir. Ana çocuk sağlığı sorunları olarak adlandırılan bu durum ülkemiz için de öncelikli bir sorun olmaya devam etmektedir. Bu durumun önlenmesine yönelik yapılacak en önemli aktiviteler arasında ise doğum öncesi, doğum ve doğum sonrası bakım hizmetleri yer almaktadır. Türkiye‟de yapılan birçok saha araĢtırmasında annelerin çocuk bakımı konusunda önemli düzeyde bilgi açığının olduğu bildirilmiĢtir. Evlilik öncesinde, gebelikte ya da doğum sonrasında eğitim almamıĢ annelerin bebeklerinde ölüm hızlarının yüksek olduğu görülmüĢtür. Annenin, bebeğin bakımındaki niteliğini artırması bebeğin çocukluk yıllarını

(21)

sürecini tamamlamamıĢ ülkelerde ana-çocuk sağlığı düzeyini yükseltmek kaçınılmaz olmuĢtur. Ana-çocuk sağlığı düzeyinin, bir ülkenin geliĢmiĢlik göstergelerinden olduğu düĢünülecek olursa hedef kitle anne ve bebeği olmaktadır. Annelerin sağlıkları ve eğitim düzeyleri yükseldikçe bebeklerin/çocukların hayatta kalma Ģansı artmakta, sağlık yaĢam kaliteleri de yükselmektedir (6, 35, 36).

Anne Sütü

Anne sütü doğumdan sonraki ilk altı ay süresince bebeğin fizyolojik ve psikososyal ihtiyaçlarını tek baĢına sağlayan ideal bir besin kaynağıdır. Bebeğin doğumdan sonraki ilk

yarım saat içinde emzirilmeye baĢlanması, ilk altı ay sadece anne sütü ile beslenmesibu süre

içerisinde de su dâhil hiçbir ek besin verilmemesi, altıncı aydan sonra uygun tamamlayıcı besinlerle emzirmenin iki yaĢına kadar sürdürülmesi ile yılda yaklaĢık 1,3 milyon bebek ölümünün önlenebileceği hesaplanmaktadır (37, 38). YaĢamın ilk yılı, yenidoğanın tüm organlarının büyüme ve geliĢimi için kritik bir dönemdir. Anne sütü bu dönemde içerik açısından en yararlı besin olarak kabul edilmektedir. Anne sütü, diğer besinlere göre besleyicilik, temizlik ve ekonomiklik açısından en yararlısıdır. Emzirme, bebeklerin sağlıklı büyümesi ve geliĢmesi için en uygun, eĢi bulunmaz bir beslenme yöntemidir ve anne ile bebeğin sağlığı üzerinde çok özel biyolojik ve duygusal bir etkiye sahiptir. Anne sütünde keĢfedilen ilk immün faktörlerden antikorlar infant sağlığı için önemli olduğu fark edilmiĢtir. Anne sütünün enfeksiyonu önleyen özellikleri, bebeklerin hastalıklardan (rotavirüs, pnömokok, neisseria menenjitis, diyare) korunmasına yardım eder. Anne sütünün fizyolojik

sarılığı daha çabuk iyileĢtirdiği, barsak parazitlerini, demir eksikliğini ve anemiyi önlediği

için de bebeği malnutrüsyona karĢı koruduğu anlaĢılmıĢtır. Emzirme sıklığı bebekten bebeğe değiĢir. Bebek her istediğinde emzirilmelidir. Bebek ağzını açarak, aranarak, sonunda da ağlayarak açlığını belli eder. Ġlk aylarda bebek uyandığında genellikle açtır ve emzirilmek ister. Ġlk haftalarda emzirme aralıkları bir-iki saat gibi çok kısa olabilir. Her emzirme sonrası memede yapılan süt miktarı biraz daha artacağından, zamanla beslenme aralıkları uzayacaktır. Altıncı aydan sonra tek baĢına anne sütü, bebeğin özellikle demir, çinko, vitamin A ve enerji ihtiyacını karĢılayamaz. Bebeklerin mide kapasitelerinin de küçük olduğu göz önünde bulundurulursa bebeklere verilecek ek gıdaların besleyici değeri de yüksek olmalıdır. Doğumdan hemen sonra 1 mg intramüsküler K vitamininin yapılması yenidoğanı hemorajik hastalıktan korur. Normal koĢullarda anne sütündeki D vitamini bebek için yeterlidir. Fakat ülkemizde olduğu gibi annenin D vitamini depolarının düĢük oluĢu nedeni ile bebeğin D

(22)

vitamini deposunun fakir olması ve bebeğin yeteri kadar güneĢlendirilmemesi halinde anne sütündeki D vitamini bebeği raĢitizmden koruyamaz. Anne sütünün bilinen yararlarından biri de, içerisindeki demirin yüksek biyoyararlanımı sayesinde anemiden koruyucu etkisidir. Zamanında doğan bir bebek, doğum sonrası geliĢimini 4-6 ay sürdürecek kadar demir deposuna sahiptir. Buna karĢın, dört aydan sonra, tek baĢına anne sütünün süt çocuğundaki demir gereksinimini karĢılayamadığı bildirilmiĢtir (9, 39-45).

Yenidoğan döneminde sarılık ile çok sık karĢılaĢılmakta genellikle tedavi gerektirmeden kendiliğinden gerilemektedir. Sağlıklı term bebeklerin %50-70‟inde sarılık görülürken, bu oran preterm bebeklerde % 80‟lere çıkmaktadır. Anne sütü sarılığı, yaĢamın ilk haftasında geliĢir ve ilk günlerde yaĢanan emzirme baĢarısızlıkları ve yeterli kalori alınamaması ile iliĢkilidir. Yeterli emzirme danıĢmanlığı ile ilk haftada baĢarılı emzirme sağlananlarda sarılığın olmadığı görülmüĢtür. Geç anne sütü sarılığı birinci haftadan sonra geliĢir ve 2-3. haftadan sonra da sürer. Anne sütündeki serbest yağ asitleri, pregnondiol gibi maddeler suçlanmıĢsa da kanıtlanmamıĢtır. En güçlü olasılık, anne sütünde bulunan ß-glukuronidaz enzimi nedeniyle bilirubinin enterohepatik dolaĢımının artmasıdır. Anne sütü sarılığının tedavisi de diğer nedenlere bağlı geliĢen indirekt hiperbilirubinemi gibidir. Yüksek bilirubin düzeylerinde fototerapi uygulanır. Çünkü anne sütü sarılığında da bilirubin ensefalopatisi (kern ikterus) geliĢebilir (46, 47).

Dünya Sağlık Örgütü ve BirleĢmiĢ Milletler Çocuklara Yardım Fonu bebeklerin doğumdan itibaren ilk altı ay süresince sadece anne sütü ile beslenmelerini ve uygun ek gıdalarla emzirmenin bebek iki yaĢına gelene kadar devam ettirilmesini önermektedir. BirleĢmiĢ Milletler Genel Kurulu‟nun 1989 yılında kabul ettiği çocuk haklarına dair sözleĢmede “toplumun bütün kesimlerinin emzirme konusunda bilgilendirilmesinin, desteklenmesinin ve bu alandaki eğitim olanaklarına kavuĢturulmasının sağlanması” amaçlanarak, anne sütünün bebek için en iyi besin olduğundan, emzirmeyi bir insan hakkı olarak kabul etmiĢtir. Her bebeğin anne sütü ile beslenme hakkı olduğu unutulmamalıdır (39, 48, 49).

Ülkemizde ilk altı ay sadece anne sütü ile beslenme istendik düzeyde değildir. TNSA-2008 verilerine göre son beĢ yıllık dönemde sadece anne sütüyle beslenen bebeklerin oranı ve beslenme süresinde artıĢ olduğu görülmekle birlikte, altı aylıktan küçük bebeklerin %40‟ı sadece anne sütü ile beslenmektedir. Ġki aylıktan küçük bebeklerin %21,3‟ü anne sütü yanında hazır mama ve %22,4‟ü ise su veya diğer sıvılar ile beslenmektedir. ÇalıĢmalar ek gıdaya baĢlama zamanının çok erken olduğunu ve ilk 6 ay içerisinde ek gıda verilen bebeklerin

(23)

oranının %80‟lere kadar ulaĢtığını ortaya koymaktadır. Bebek beslenmesinin ilk altı ay boyunca sadece anne sütü ile gerçekleĢmediği durumlarda bebek maması, Ģekerli su, yoğurt, peynir, süt, su ve bitkisel çaylar gibi diğer ek besinlere geçiĢ artmaktadır. Bu durum emzirmenin erken sonlandırılmasının baĢlıca nedenidir (5, 49).

Yenidoğan Takibi ve Taramalar

Sağlam çocuk izleminde amaç; sağlıklılığı sürdürmek, bebek ve çocuk ölümlerini, hastalık, sakatlıkları azaltmak ve önlemektir. Daha geniĢ anlamda, sağlığın geliĢtirilmesi ve desteklenmesini sağlamaktır. Sağlam çocuk izlemi için önerilen standart programlar vardır. Buna göre bebek doğduğu ilk haftada, 1. 2. 3. ve 4. aylarda, 6. 9. 12.ve 15. aylarda, 18. ve 24. aylarda, 24. aydan sonra ise yılda bir kez hiçbir Ģikâyeti olmadan da sağlığının değerlendirilmesi ve gerekli koruyucu iĢlemlerin yapılması için bir sağlık kuruluĢuna götürülmelidir. GeliĢimin değerlendirilmesi, fizik muayene, taramalar, aĢılama, sağlık eğitimi ve danıĢmanlık izlemde değerlendirilir. Büyüme geliĢmenin değerlendirilmesinde boy ve kilo takibi önemlidir. Zamanında doğmuĢ, normal bebeğin ağırlığı yaklaĢık 3-3,5 kg, boyu ise 50 cm kadardır. Yenidoğan ilk 6 ayda her ay 600-900 g ağırlık artıĢı; 1 yaĢında yaklaĢık 25 cm boy artıĢı sağlıklı bir büyüme ve geliĢmeyi ifade eder (9, 50).

Tarama, hastalıkların belirti ve bulgu vermeden belirlenmesini amaçlar. Bir hastalığı taranması için o toplumda sıklıkla izleniyor olması gerekir. Hastalığın tanımlandığı takdirde tedavi edilebilir olması, tedavi edilmediği takdirde ağır hasar yaratması taranması gerektiğinin nedenleridir. Ülkemizde neonatal tarama programı kapsamında Fenilketonüri, Konjenital hipotroidi, Biyotidinaz eksikliği ve ĠĢitme tarama programı uygulanmaktadır (51).

Fenilketonüri: Fenilalanin hidroksilaz eksikliği nedeniyle fenilalanin aminoasidinin yıkılmasında bozukluk vardır. Kasılma nöbetleri, spastisite, zihinsel özürlük ve bedensel geliĢme geriliği vardır. Erken teĢhis ve tedavi ile bu belirtilerin oluĢması önlenir. Tedavi olarak özel mamalar ile fenilalaninden fakir diyet uygulanır (52).

Konjenital hipotroidi: Tiroid bezinin olmaması veya yetersiz tiroid hormonu üretmesi ya da tiroid hormonu üretilmesinde bozukluk sonucu ortaya çıkar. Buna bağlı olarak ağır zihinsel ve bedensel geliĢme geriliği görülür. Tedavi olarak zamanında tiroid hormonu verilirse bu belirtilerin ortaya çıkması önlenir (52).

Biyotidinaz eksikliği: Biyotinidaz enziminin eksikliği sonucunda biyotin vitamininin iĢlenmesinde görülen bir bozukluktur. Cilt bozukluklarına, kasılma nöbetlerine, sağırlığa,

(24)

körlüğe, geliĢme geriliğine neden olabilir ve ölümle sonuçlanabilir. Tedavide biyotin verilir (52).

ĠĢitme taraması: Yenidoğan bebeklerin %0,1-0,3‟ü ileri derecede iĢitme kaybı ile doğmaktadır. Çocukluk döneminde geçirilen hastalıklar, kulak enfeksiyonları, kazalar ve kullanılan bazı ilaçlar nedeniyle bu oran %6‟ya çıkmaktadır. Buna göre ülkemizde yıllık 1800 yenidoğanın kohlear implanttan fayda görecek iĢitme kaybı ile doğduğu, ancak bunların erken ve zamanında tespiti konusunda sorunlar yaĢandığı belirlenmiĢtir. ĠĢitme engeli ile doğan bebeklerin erken dönemde tespit edilmesi amacı ile iĢitme taraması yapılmaktadır (53).

BağıĢıklama

BağıĢıklama hizmetleri, bebekleri, çocukları ya da eriĢkinleri enfeksiyona yakalanma riskinin en yüksek olduğu dönemden önce aĢılayarak bu hastalıklara yakalanmalarını önlemek amacı ile yürütülen önemli bir temel sağlık hizmetidir. Dünyada 5 yaĢ altındaki çocuk ölümlerinin %99‟u geliĢmekte olan ülkelerde görülmektedir. Yılda saptanan 11 milyon çocuk ölümünün %60‟ından fazlasını enfeksiyon hastalıkları oluĢturmaktadır. BaĢlıca ölüm nedenleri arasında diyare, kızamık, pnömoni ve sıtma gelmektedir. Ölümlerin odağında %60 çocukta gözlenen malnutrisyon yatmaktadır. Halen zamanında ve eksiksiz aĢılama ile 3 milyon çocuğun ölmesinin engellenebileceği öngörülmektedir. AĢılama, en sık görülen hastalıklar üzerinde çocuk ve hatta eriĢkin sağlığını korumada en güvenilir, düĢük maliyetli ve etkili yaklaĢımdır. AĢı ile korunulabilir hastalıklara karĢı aĢılama bütün çocukların en temel haklarından sayılmalıdır. Türkiye‟de henüz yürürlükte olan 2 farklı aĢı takvimi vardır. Bunların ilki ve aile sağlığı merkezlerinde ücreti devlet tarafından karĢılanarak ve çocuklara ücretsiz uygulanan Çocukluk çağı ulusal aĢı takvimidir. Bu takvimde yer alan aĢılar hepatit A, hepatit B, Bacillus Calmette-Guerin (BCG), difteri, boğmaca, tetanoz, Hemophilus influenzae tip b, poliovirus, konjuge pnömokok, kızamık-kızamıkçık-kabakulak, suçiçeği aĢılarıdır. Çocukluk çağı ulusal aĢı takvimi ve uygulama Ģeması Tablo 4‟te gösterilmiĢtir. Diğeri ise bu takvime ek olarak henüz ücretsiz uygulama kapsamında olmayan ve ücreti aileler ve/veya varsa özel sağlık sigortaları tarafından karĢılanabilen ek aĢıları da (rotavirus, human papilloma virus ve influenza aĢıları) içeren çocukluk çağı geniĢletilmiĢ aĢı takvimidir (54-57).

Türkiye Nüfus ve Sağlık AraĢtırması 2008‟e göre ülkemizde kentsel yerleĢimlerde yaĢayan çocukların yüzde 80‟i yedi hastalığa (tüberküloz, difteri, boğmaca, tetanoz, polio, kızamık, hepatit B) karĢı tam aĢılanmıĢken bu oran kırsaldaki çocuklar arasında yüzde 67‟ye düĢmektedir. Tam aĢılanma oranı ilk doğum sırasındaki çocuklar arasında yüzde 81 iken, altı

(25)

veya daha yüksek sıradaki çocuklarda yüzde 55‟e düĢmektedir. AĢılanma oranları ayrıca annenin eğitimi ve doğum sırası ile de iliĢkili bulunmuĢtur (5).

Tablo 4. Çocukluk çağı ulusal aĢı takvimi

Doğum 1. ay sonu 2. ay sonu 4. ay sonu 6. ay sonu 12. ay sonu 18. ay sonu 24. ay sonu Ġlköğr. 1. sınıf Ġlköğr. 8. sınıf Hep B I II III BCG I DaBT-ĠPA-Hib I II III R KPA I II III R KKK I R DaBT-ĠPA R OPA I II Td R Hep A I II Su çiçeği I

BCG: Bacille Calmette-Guerin AĢısı; DaBT-ĠPA-Hib: Difteri, aselüler Boğmaca, Tetanoz, Ġnaktif Polio, Hemofilus influenza tip b AĢısı (BeĢli Karma AĢı); Hep A: Hepatit A AĢısı Hep B: Hepatit B AĢısı; Ġlköğr.:Ġlköğretim; KKK: Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak AĢısı; KPA: Konjuge Pnömokok AĢısı; OPA: Oral Polio AĢısı; R: Rapel (PekiĢtirme); Td: EriĢkin Tipi Difteri-Tetanoz AĢısı.

Yenidoğanda AteĢ

AteĢ vücudun savunma araçlarından biri olup, kendi baĢına bir hastalık değil, hastalık belirtilerinden biridir. Enfeksiyon, ödem, doku hasarı, aĢı gibi nedenlerle vücut ısısını düzenleyen termoregülatör merkezdeki dengenin bozulması ile oluĢan bir semptomdur. AteĢ vücudun enfeksiyonla mücadele etmesine, mikroorganizmaların ideal üreme ortamını değiĢtirmesine yardımcı olur. AteĢin doğal bir savunma mekanizması olması ve bazı hastalıkların tanısı için gerekli bir uyarı olmasına karĢın, aileler için önemli bir korku kaynağıdır. YaĢanan korkular paniğe ve zaman zaman hatalı uygulamalar yapılmasına neden olabilir. Ebeveynlerin bilgi eksiklikleri ve yanlıĢ anlayıĢları, sağlık bakımı alma davranıĢlarını etkiler (58). Bebeklerin ilk dört ay ateĢi genellikle yükselmez. Dördüncü aydan sonra ise,

(26)

altındadır. Vücut ısısı diürnal bir ritme sahiptir. Sabah 04.00-06.00 arasında ölçülen ateĢ en düĢük değerlere sahip iken, akĢam 16.00-18.00 arasında ölçülen değerler en yüksek değerlerdir. AkĢam ateĢi sabah ateĢinden 0,3-0,5 °C daha yüksektir. Çocukların ateĢi bir

termometre ile ölçülerek Ģunlar yapılmalıdır. Koltuk altından ölçülen ateĢi 37,5 ºC ise

çocuğun üzeri soyulmalıdır. Sonra ölçüm tekrarlanmalıdır. Eğer ateĢi 37,5 ºC dereceyi geçmiĢse ılık duĢ aldırılmalı ve ardından çocuk kurulanmamalıdır. AteĢ 38 ºC derece ve

üzerinde olduğunda ateĢ düĢürücü verilmelidir (38). Bebekte Difteri-Boğmaca-Tetanoz (DBT)

aĢısına bağlı olmayan ateĢ varsa, 2 aylıktan küçük ise, ateĢ 72 saatten uzun zamandır sürüyorsa, aradan 24 saat geçmeden yeniden ateĢ ortaya çıkmıĢsa, idrar yaparken yanma ya da ağrı varsa, ateĢli konvulziyon öyküsü varsa, ateĢ 40,5ºC‟nin üzerinde ise, durmaksızın ağlıyorsa, uyandırılamıyorsa, vücudunda mor noktalar varsa, çok hasta görünüyorsa, solunumu sıkıntılı ve burnu temizlenmesine karĢın rahatlamıyorsa en yakın sağlık kuruluĢuna baĢvurulmalıdır (59, 60).

Ġshal

Ġshalin en önemli ve en sık nedeni mikroplardır. Mikroplar, temiz olmayan yiyecek ve içeceklerle taĢınır ve ağız yoluyla bağırsağa ulaĢır. Kirli eller, mikropların önemli bir taĢıyıcısıdır. DıĢkı ile kirlenmiĢ sebze, meyve ve diğer yiyecekler, içme ve kullanma suları, eller, tırnak içleri en önemli bulaĢma yollarıdır. Bebekler ishalden değil, vücudundan sıvı

kaybıolduğunda zarar görürler. Ġshalin en ciddi sonucu olan sıvı kaybı çocuk ölümlerinin en

önemli sebeplerinden biridir. Ġshalli çocukta yapılması gerekenler; emziriliyorsa emzirme kesilmemeli ve daha sık emzirilmelidir. Su kaybını önlemek için her zamankinden daha fazla su ve sulu gıdalar (kaynatılmıĢ soğutulmuĢ su, evde hazırlanmıĢ Ģeftali, elma, havuç suyu, ayran) verilmelidir. Her kakadan sonra 2 yaĢından küçük çocuklara 1 çay bardağı, 2 yaĢından büyüklere ise 1 su bardağı yukarıda sayılan içeceklerden mutlaka içirilmelidir. Ġshali olan çocuk aç bırakılmamalı, beslenmesine devam edilmeli, sık sık ve az az beslenmelidir. Çocuğa sindirimi kolay besinlerden (pirinç lapası, yoğurt, haĢlanmıĢ patates, Ģeftali, elma, muz ya da havuç püresi, iyi haĢlanmıĢ yağsız et, yoğurt ile yapılmıĢ az yağlı pirinç çorbası, tarhana çorbası, az yağlı makarna, eriĢte) verilmelidir. Çocukları ishalden korumak için ilk 6 ay sadece anne sütü verilmelidir. Ġçme suyu temiz olmalı, kaynatılıp soğutulmuĢ olmalıdır. Bebeğin yiyeceği plastik kaplar yerine, kolay temizlenebilen (cam, porselen, çelik vb.) kaplarda hazırlanmalı ve kaĢık ile yedirilmelidir. Yiyecek ve içecek kapları iyice yıkanmalı, besin artığı kalmamalı ve iyi durulanmalıdır. Sebze ve meyveler bol su ile yıkanmalıdır.

(27)

Bebek ve çocuk besinleri mümkün olduğunca taze hazırlanmalı, bekletilecekse de mutlaka buzdolabında, kapalı kapta saklanmalıdır. Ġshali olan çocuklar için en uygun olan beslenme, katı gıda miktarının öncesi ile aynı seviyede tutulup, sıvı miktarının arttırılmasıdır. TNSA-2008‟de ishalli çocuğu olan her annenin, verdikleri sıvı ve yemek miktarını değiĢtirip değiĢtirmediği incelenmiĢ, ishali olan çocukların yüzde 27‟si için verilen sıvı miktarının öncekiyle aynı tutulduğu, yüzde 49‟u için sıvı miktarının arttırdığı ve yüzde 16‟sı için ise verilen sıvı miktarın azalttığı görülmüĢtür. Vakaların yalnızca yüzde 6‟sında ishal öncesine göre daha çok katı gıda verilirken, yarısından fazlasında verilen katı gıda azaltılmıĢtır (5, 9, 38).

Göbek Bakımı

Göbek bağı nekrotik doku içermesi nedeniyle yenidoğanda bakteriyel kolonizasyon riski taĢıyan bölgelerden birisidir. Özellikle az geliĢmiĢ ve geliĢmekte olan ülkelerde bakteriyel kolonizasyon sonrası ortaya çıkan göbek bağı enfeksiyonu, yenidoğan ölüm ve morbiditesinin en önemli nedenlerinden birisidir. DSÖ geliĢmekte olan ülkelerde her yıl 4 milyon çocuğun yenidoğan döneminde öldüğünü, bunlardan 460 000‟nin göbek bağı enfeksiyonlarından kaynaklanan ciddi bakteriyel enfeksiyonlara bağlı olduğu bildirilmiĢtir.

Göbek önemli bir enfeksiyon giriĢ kapısı olduğu için temiz tutulmalıdır. Doğumdan sonraki temizlikte povidon iyodin ya da % 80 etanol kullanılabilir. Alkol göbeğin kurumasını sağlar, düĢmeyi hızlandırır. Ancak antiseptik etkisi kısadır. Bu nedenle son yıllarda klorheksidin-alkol karıĢımı kullanılması önerilmektedir. Sonraki günlerde günde bir kez etanol ile silinmesi yeterlidir. Ancak bazı çalıĢmalarda antiseptik sıvılarla göbek bakımının göbeğin düĢme

zamanını uzattığı, bakım masraflarını artırdığı ve hiç bir uygulamanın göbek güdüğünün doğal olarak kuru bırakılmasına üstün olmadığını ileri sürülmüĢtür. Doğumdan sonra göbek kuru ve temiz tutulmalıdır. Göbek bağı temiz bir bezle kapatılmalı ve bu kısım bebeğin alt bezinin dıĢında tutulmalıdır. Göbeği düĢene kadar bebeğe tam banyo yaptırılmamalıdır. Göbek yaklaĢık 7 günde düĢer. Göbek etrafının kızarması, göbekten akıntı, kanama olması, göbeğin geç düĢmesi durumunda bebek hemen bir sağlık kuruluĢuna götürülmelidir (9, 38, 47, 61).

Alt Temizliği ve PiĢik

Ġlk aylarda bebeğin alt temizliği, olanaklıysa suyla yıkayarak, değilse yumuĢak bir bezle önden arkaya bir defada yapılmalıdır. Yaygın olarak kullanılan temizlik bezleri kokulu

(28)

bebeğin bezinin sık değiĢtirilmesi, altının havalandırılması, yüksek emme kapasitesi olan bezlerin tercih edilmesi, bezin sıkı bağlanmaması, alkol içeren temizleyici mendillerin kullanılmaması bunun yerine her dıĢkılama sonrası bölgenin ılık su ile temizlenmesi, her alt değiĢtirmedekoruyucu kremlerin ince bir tabaka halinde sürülmesibüyük önem taĢımaktadır. Çocuklarda dıĢkılamadan sonra genital bölge hijyeninin yetersiz olması üriner sistem enfeksiyonları için risk faktörü oluĢturmaktadır. Özellikle kız çocuklarında idrar yolu iltihabını önlemek için alt temizliğinin, önden arkaya doğru yapılması gerekir. Bebeğin altına asla toprak konmamalı ve alt bakımında asla pudrakullanılmamalıdır. PiĢik olduğunda da ılık su ile yıkayıp kuruladıktan sonrazeytinyağı ya da hekimin önereceği piĢik kremi sürülmelidir. Bebek kesinliklekundaklanmamalıdır. Islak mendil kullanımı önerilmemektedir (38, 62, 63).

(29)

GEREÇ VE YÖNTEMLER

AraĢtırmanın ġekli

AraĢtırma evlenme kararı almıĢ çiftlerin cinsel yolla bulaĢan hastalıklar, aile planlaması yöntemleri ve bebek bakımı hakkındaki bilgi düzeyini saptamak amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıĢtır.

AraĢtırmanın Yapıldığı Yer ve Özellikleri

AraĢtırma, Edirne Ġl Merkezinde Edirne Belediye BaĢkanlığı‟nda bulunan Evlendirme memurluğunda yapılmıĢtır. Evlendirme memurluğu; Edirne merkezde evlenme kararı almıĢ çiftlere hizmet vermektedir.

AraĢtırma Evreni ve Örneklem

AraĢtırma evrenini; Edirne Ġl merkezinde, 1 Haziran 2012 – 30 Eylül 2012 tarihleri arasında Edirne Belediyesi Evlendirme memurluğuna evlenmek amacıyla baĢvuran ve çalıĢmaya katılmayı kabul eden çiftler oluĢturmaktadır.

Örneklem seçiminde Edirne Belediye BaĢkanlığı‟nda bulunan Evlendirme memurluğunun 2011 yılı protokol kayıtları taranarak, aylık ve yıllık toplam baĢvuru sayıları incelenmiĢ. BaĢvurunun yüksek olduğu aylar çalıĢma süresini oluĢturmuĢtur. ÇalıĢma dönemimizde 199 çiftin nikahı gerçekleĢtirildi. Evlenmek için baĢvuruda bulunan 136 çift çalıĢmamıza katılmayı kabul etti. ÇalıĢmamıza; 18 yaĢ altı, okuma yazma bilmeyen, çalıĢmaya katılmayı kabul etmeyen, çift olarak baĢvuruda bulunmayan, evlenme izin belgesi almak için müracaat eden kiĢiler dahil edilmedi.

(30)

Verilerin Toplanması ve Değerlendirilmesi

AraĢtırma için kullanılacak anket formu, araĢtırmacı tarafından literatürlerden faydalanılarak geliĢtirilmiĢ, bilgi düzeyine ölçmek açısından açık uçlu soru modeli ile hazırlanmıĢ olan 55 soru ve 5 bölümden oluĢmuĢ anket formu kullanılmıĢtır.

Anket; bilgilendirme, tanıtıcı bilgi, cinsel yolla bulaĢan hastalıklar, aile planlaması yöntemleri, bebek bakımı anket formlarından oluĢmuĢtur (Ek 1). Anket formu 20 çift üzerinde uygulanmıĢ gerekli düzeltmeler yapılmıĢtır. Anket araĢtırmacı gözleminde çiftlere uygulanmıĢtır.

AraĢtırma verilerinin değerlendirilmesinde SPSS for Windows 19,0 paket (Seri No: 10240642) programından yararlanılmıĢtır.

AraĢtırmanın gerçekleĢtirilebilmesi için öncelikle Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurul onayı alınmıĢtır (Ek 2). Edirne Belediye BaĢkanlığı‟ndan da araĢtırmanın yapılabilmesi için gerekli izin alınmıĢtır (Ek 3).

(31)

BULGULAR

SOSYODEMOGRAFĠK VERĠLER

ÇalıĢmamıza evlenmek amacıyla Edirne belediyesi evlendirme memurluğuna baĢvuran 136 çift (272 kiĢi) katıldı. Katılımcıların ortalama yaĢı 26,2±4 idi. ÇalıĢmamıza katılan erkeklerin yaĢ ortalaması 27,7±3,8 olup en düĢük yaĢ 20, en yüksek yaĢ 40 idi. ÇalıĢmamıza katılan kadınların yaĢ ortalaması 24,6±3,7 olup en düĢük yaĢ 18, en yüksek yaĢ 33 idi. Katılımcıların yaĢ ve cinsiyet dağılımı Tablo 5‟te görülmektedir.

Tablo 5. Katılımcıların yaĢ ve cinsiyet dağılımları Cinsiyet Toplam Kadın Erkek YaĢ n % n % n % 18-20 17 12,5 2 1,5 19 6,9 21-25 64 47 39 28,5 103 37,8 26-30 44 32,4 64 47,1 108 39,7 31-35 11 8,1 26 19,2 37 13,6 36 ve üzeri - - 5 3,7 5 2 Toplam 136 100 136 100 272 100 n: Olgu sayısı.

Referanslar

Benzer Belgeler

Dünya Sağlık Örgütü’nün 2005 yılında yaptığı tahminlere göre, 15-49 yaş arasındaki bireylerde tedavi edilebilir CYBH’ın (sifiliz, gonore, klamidya

Chlamydia infeksiyonları- nın laboratuvar tanısında en iyi yöntem olarak bilinen hücre kültürü, günümüzde yerini özgül- lüğü ve duyarlılığı daha yüksek, çabuk

Özellikle seyahat sırasında cinsel ilişki yaşama ihtimali daha yüksek olanlar; gençler, erkekler, tek başı- na ya da aynı cinsten bir grupla seyahat edenler, kendi

Son dönemdeki çalışmalarda HCV enfekte erkeklerde sperm miktarında azalma, anormal morfoloji ve düşük motilite gözlenmiştir (Şekil 2b, Tablo 2) (3).. Viral

Keywords: Preparatory School, Speaking Skill, Debate Technique. It is a dynamic and active ability that needs interactive education in which language students need more

Bugün üreme sağlığı düzeyini yükseltmede temel koşullardan birinin cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunma ve kontrolü olduğu bilinmektedir...

• HPV genellikle cinsel yolla, enfekte kişilerin deri ve mukoz membranlarına direkt temas ile

CYBİ’lere yakalanmayı önleyici yollardan seks işçileriyle cinsel ilişkiden kaçınmak, kondom kullanmak ve tek eşlilik sık bilinirken, cinsel ilişki sonrası cinsel