• Sonuç bulunamadı

Bir varmış, bir yokmuş:Rıza Tevfik

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Bir varmış, bir yokmuş:Rıza Tevfik"

Copied!
2
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

*

B

EBEK 'e taşınmıştık. Sait Halim Paşa akaretlerinden bir eve. .Bitişik komşumuz Rıza Tevfik Beydi. Önce hanımlar dost oldular. Sonra biz tanıştık. Yaylı kaşları, ışık dolu güzleri, gür saçları vardı. Plâstron boyun bağı ta k a ı. çoğu jaketatay giyer, di. Şıktı, zarifti, cakalıydı!

Evce kaynaşmıştık. Kadınla kadınca, genç kızla genç kızca ko nuşuıdu. Benimle de çocukça...

B iı gün: «Edebiyatı sever mi. sin?» diye sordu. Gülümsecjjn: «Severim efendim...» Sonra, scı/ii değiştirmesinden korkarak fısıl­ dadım: «Yazarım da...» İstediği­ mi sezdi galiba. Okuttu. Bu bir «Kış Gecesi» ydi:

Buz tutmuş uzar aks-i kamer stne-i mâda, Ay bir kocaman kartopudur

dest-i semâda! On sekiz yaşında bir idadt ta­ lebesinin arûzu böyle rahat kul­ lanışı hoşuna gitti. O günden son­ ra onun her yeni şiirini ilk dinle­ yen ben oldum.

Elinden ne gelmezdi k i?... Yal­ nız elinden de değil, dilinden de!

Patatesi haşlar, yoğurur, çam fıstığından bir gaga, kuş üzü- münden iki göz takar, bir kanar, ya yapardı ki, neredeyse tabak­ ta ötecek sanırdınız.

Hele taklitleri?... Kadın taklidi, muhacir taklidi, Arap taklidi, hepsini biribirinden güzel yapardı.

Meşrutiyetin ilk Adliye Nazır­ larından Manyasizâde Refik Beyle bir orta oyunu oynarlarmış, Rıza Tevfik orada bir Arnavuda çıkar- mış, seyredenler, Türk sahnesi öyle sanatkâr görmedi derler.

Doktordu, şairdi, filozoftu, kon­ feransçıydı, meydan sözcüsüydü ve pehlivandı. Bu satırları yazar­ ken sesi kulağımda: Kelimeleri ne tatlı çiğnerdi. Söz ağzında helva- laşırdı âdeta...

Demin, kendisiyle elli yıl önce yapılmış bir röportajı okudum. Soruların bazılarına verdiği ce­ vaplara. bakınız:

— En çok sevdiğiniz Usan ? — Kendi lisanım!

Bu iki kelime, onun bir Türk milliyetçisi olduğunu göstermez

m İ ?

— Sizce dünyada en mukaddes şey nedir?

— Hukuk ve haysiyet-J beşer! İşte bu da hâlâ hasretini çekti­

ğimiz, hâlâ kavgasını yaptığımız insan hakları!

— En çok sevdiğiniz hayvan? — Söyüyemem. Nezaketsizlik olur!

Ne dersiniz, eşek kelimesi bun dan daha zarif söylenebilir mi?

— En çok sevdiğiniz kadın is- mi?

— Sevdiğüıı kadının ismi... Bu, şair Rıza Tevfik’in cevabı dır

— Nasıl ölmek istersiniz? — Geç olsun da güç olmasın! Bu da filozof Rıza Tevfik’in ce- vabı...

En güzel, en üstün tarafı, hâlâ yaşayan, hâlâ sevilen tarafıdır: Şairliği!

Rıza Tevfik’in şiirleri için belki orijinal değildir diyenler bulunur Evet, halk edebiyatında benzerle rine rastlarız: Seyranîlerde, Em. rahlarda kullandığı kafiyelerin, rediflerin çoğu vardır. Ama, şiir yalnız kafiye, yalnız redif midir?. O, belli bir kalıp içinde ayrı ol­ mak hünerini daima gösterdi.

Yürü! Hey bi vefa, hercai güzel. Gönlüm c sevdadan vaz geldi

geçti. Soldu açılmadan konca-i emel, Sonbahara erdik, yaz geldi geçti!

Buna benzer, Seyrani’nin de tır koşmasını hatırlıyorum. Ama on- da ne bu usta edây> bulabiliriz, no bu tatlı çığlığı...

Uçun kuşlar uçun, doğduğum yere: Şimdi dağlarında mor stiubül

vardır. Ormanlar koynunda biı serin

ilere, Dikenler içinde sarı gül vardır.

Bu, vatandan uzak düştüğü yıl­ larda yazılmış bir hasret şiiridir. Rıza Tevfik, hele son senelerde, içindeki özlentiyi saklıyamaz ol­ muştu. Cunya’da şafak söküşünü anlatan şu mısralara bakınız, her kelime bir gözyaşı deği1 mi? Hasretle anarım şafak zamanı, İstanbul'a vedâ ettiğim ânı! Kurcalar içimde derd-i hicranı, Uzakta bir kumru dem çekiyor.

kpn!

Rıza Tevfik’in hicivleri de en az gönül şiirleri kadar başarılıdır:

Dinleyin ahbaplar şu destanımı Bakınız ne kadar hayretiezâdır. Evvelâ öğTenin nam-u şânımı, Şöhretim filozof, ismim Rıza’dır: Milletin feryadı sarsarken arşı. Bana boru gelir hürriyet m arşı’ Hükümet değil bu, Aynalıçarşı Orada sırıtan bir kaç simâdır!

Kaba... Ama ne ince kaba, de- ğil mi?

Bazan ölçüyü büsbütün kaçırdı­ ğı da olurdu. Meşrutiyetin ilk Meclisinde Edime Mebusu iken, bir gün İttihatçılar onu bastırmış, kafasını yarmıştılar. Balkan Har binde düşman ordusu Çata!ce.’ya kadar inince, Rıza Tevfik bu milli felâketten şu mısralarla öç aldı: Anama şovenin kızı, avradı, Bulgar gâvurundan döl aldı gitti!

Hayır, hayır, kızmayınız. Bu felâkete sevinecek adam değildi o!

Rıza Tevfik’in istiklâl Savaşına da güveni yoktu. Birinci Dünya Harbinin muzaffer devletlerine karşı, koyamazdık. Bizi silâh de­ ğil siyaset kurtaracaktı. O ka- ranlık günlerde yazdığı bir man- zumede Mustafa Kemal'in portre­ sini şu dört mısrayla çizmiştir: Siyaset çamura biraz kan kattı. Bir koca kalpaklı adanı yarattı. Herkes ona taptı, Rıza dayattı. Secdeye varmayan o iblis oklu!

Biı başka taşlamasında yine kendi sakat inancında dayatıyor: Esaslı fikirler değişti, eyvah. Turfa oldu artık eski felsefe, İrfan ormanında Tebarekâllah Yeni çığır açtı Demirci E fe! Kaşığa dayandı aç pilâvcılar, Banka teşkil etti usta tavcılar. Meteliğe kurşun atan avcılar İsabet ettirdi oku hedefe!

Beyaz renge boyar onlar zencili, Fİ e gözlü yapar kör dilenciyi! Elini sürmeden alıp inciyi, Zeytin çekirdeği koyar sedefe!

Rıza Tevfik, bu inanmayışının cezasmı çok acı çekti: Yıllarca sevdiği yurduna, Boğaz kıyılarına hasret kalarak...

Ankara’da genelevler istimlâk ediliyor.

(Gazeteler)

— Ne yapalım abi, yersizlik!.

(2)

200 kişilik otobüsler geldi...

(Gazeteler)

— Böyleee yüz bin kişilik stad dâvasını da halletmiş olduk!

Tekraı vatanına kavuştuğu za- man, kendi kelimeleriyle söyliye yim «Hesaplaşmağa değil, he'âl- laşmağa gelmişti»... Bembeyaz saçları, bembeyaz sakaliyle yelele­ ri ağarmış ihtiyar bir arslandı ar

t * . . .

Bir kaç ufak sarsıntıdan sonra bir gün sahiden yatağa yıkılıver.

ti. Korkacak adam değildi: Bugün seksen yaşındayım üçurumun başındayım, Yoldaşlardan geri kaldım. Hâl? binek taşındayım! Diye ölümle şakalaşıyordu. Son şiirini, bir daha kalkma

mak üzere düştüğü ecel döşeğin, de, hayat ve gönül arkadaşına, güzel, vefalı eşi Nazlı Hanıma söyledi:

Hiç ummayacak bir asabi dertl-i serim vaı . Nazlım! Bugün ayrılma yanım­ dan, kederim var! Ben bî haberim kendi tükenmez elemimden. Gel nabznna bak: Tut şu soğuk,

cansız elimden! Sonra?... Bâkî kalan bu kubbe­ de bir hoş şada imiş!

Yusuf Ziya ORTAÇ

Piyasada

sahte 500

liralıklar kullanılıyor...

(Gazeteler)

Öğretim!

Cumhuriyet gazetesinde t!e. vat Fehmi Başkut ayıplaya a- yıplaya yazıyor: Ege Üniversi­ tesi profesörlerinden birinin yine aynı üniversitede doçent olan karısı, bir bakkal çırağı ile zina halinde yakalanmış.’

Ne var bıında ayıplanacak kuzum?... Bakkal çırağı, ne de o!sa cahil çocuk. Belki say m doçent kendisine seksoloji dersi veriyordu?,,.

Ne demiş şair: Her şeyin ilmi güzel

cehlinden!

Pirinç satıyoruz!

Gazeteler yazıyor: Pirinç ih raç edecekmişiz-, . Allah ver­ sin, edelim. Ama benim bir türlü akıl erdiremediğim bi. şey var: Biz ne ihracatçısıyız kuzum?.,.

D. P. iktidarının ilk yıldönü­ münde buğday ihracatçısı idik, değil m i?... Hattâ, dünyada ya ikinci geliyorduk ya üçün,

ctt!.,.

Sonra ne oldu?. . Malûm: Buğsay ithalâtçısı olduk Artık yıllardır ekmeğimizi Sam A*r>. canın fırınından yiyoruz.

Şimd' pirinç ihracatçısı o',

maya karar verdiğimize göre, ne dersiniz, bir tencere pilâv pişirip çoluk çocuk doya doya yesek m i?...

Giriş, çıkış!

Bir şey işittim, anır pek caıı sıkıcı, pek utandırıcı bir şey: Leylâ Gencer Devlet Tiyatro sundan çıkarılmış!

Hayır, ha,yır, yanlış değil, o Leylâ Gencer... Hanı Operalar dünyası ttalyanın her şehrinde. Roma’da, Milâno’da, Napoli’de alkışlanan Leylâ! Hani şu Av. uıpa ile Amerikanın paylaşa­ madığı Leylâ! Hani şu meşhur Vunan yaldızı Kallas’m yerini hitan Leylâmız!..,

İşte bu Leylâ Devlet Opera- sından çıkarılmış!... Sebep mi?. Muhakkak dünya operalarına girmiş olmasıdır!

Ası! mesele!

Bir rivayet var: Avrupa'ya çıkış serbest bırakılacakmış...

Sosyete hanımlarından biri iç çekti:

—; Çıkış serbest olmuş, ne çı. kar... Asıl gümrükten giriş ser best olmah kil...

Ölçü

Tevfik Heri, esk> ve şakacı bir dostun:- bir tiyatro yazan

iliz! övüyordu:

— Fevkalâde zeki, fevkalâde '-•vmet': gene... Büyük isti, dat... Göreceksiniz, eserleri ya­ bancı dillere çevrilecek, dünya sahnelerinde oynanacaktır!

Arkadaş- hayretle sordu: — Allah A’lah. duymamış, ton,.

—- ismini m i?...

— Hayır... ismini bilirim — Piyes yazan olduğunu mu?..

— Hayır efendim, hayır... D. P. ye girdiğini!..

Referanslar

Benzer Belgeler

Ankilozan spondilit ve RA birlikteliği bulunan, gonartroz tanısı nedeniyle sol total diz protezi planlanan, ASA IV risk grubunda, başarısız santral nöroaksiyel

Madam Angles, daha doğru­ su doktoru, Saint Germain ta­ rafına gitmesini menetmişti.. Böylelikle hem Türk, hem de sanatçı çevrelerden uzaklaş­ mış

Buralarda kimsem yoktur, ancak yeller eserler5. Vatan uzak oldu bize, biz

Atatürkün hâtırasına, tenkide tahammül etmez bir coşkunlukla bağlaurniş olan gençieı, son dört senenin münakaşaları esnasında hiç şüphesiz tereddütler

Merhum Albay Hasarı Rıza Bey’in kızı, merhum Yarbay Asım Bey’in eşi, merhume Ahsen Hanım’ın kardeşi, merhum General Necip Zobu, şehit Cevdet Rıza,

O halde bü yük vapurlardaki kumaşlı yerler lüks m u’ Birçok zaman yolcuların haklı isyanlarını mucip olan bu nokta da ehemmiyetle dikkate alınmalıdır.

BULGULAR: Tüm test örneklerine ait Knoop sertlik değerleri besin taklidi sıvı solüsyonlarına maruz bırakıldıklarında kontrol gruplarından daha düşük

3 Talas’ta bu sistem şöyle işlerdi: üç tembih bir ihtar; üç ihtar bir tekdir, üç tekdir bir tard (okuldan geçici uzaklaştırma) yapardı. Ama sobaların üzerinde