• Sonuç bulunamadı

Hasan Ali Yücel...

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Hasan Ali Yücel..."

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

26 ŞUBAT 1993 CUMA

PENCERE

Haşan ÂH Yü ce l...

Gutenberg’in baskı makinesi 1450, İbrahim Müteferri­ ka 1720; arada 270 yıl var.

Batı’dan 270 yıl sonra ilk kitap OsmanlI'da basılıyor; yazı devrimine kadar geçen iki yüzyılda 25 bin kitap ya­ yımlanıyor; bütün dağarımız büyücek bir ev kütüphane­ si..

Yazı devrimi 1928!..

Çoğu fasafiso 25 bin kitapla Cumhuriyet devrimine ulaşan Türkiye’nin ulusal kütüphanesi bilim ve kültür yoksunluğunun kuraklığını vurguluyor. Yetişen kuşaklar ne okuyacaklar? Kitapçılığın başkenti İstanbul’da piya­ sa yok. Batı’dan çevrilen bilim, felsefe, sanat ya da ede­ biyat kitabı ’müşteri’ bulamıyor. Tolstoy’un, Dosto- yevski’nin, Stendhal’in okuru yoksa, çevirmeni neden olsun? Piyasa kurallarına göre kitapçılık, yayıncılık, çe­ virmenlik sıfıra sıfır elde var sıfırla değerleniyor.

Peki, ne yapmalı?

1923 Aydınlanma Devrimi değil mi? Kitapsız toplum nasıl aydınlanabilir?

Öyleyse gelsin devlet..

Batı’da görülmemiş bir olgu: Devlet girişimciliğiyle Aydınlanma!.. Milli Eğitim Bakanlığı sorunu ele alıyor; Haşan Âli Yücel yazıyor:

"... Türk aydınlarına şükranla duyguluyum. Onların

himmetleri (...) özel girişimcilerin gayretleri ve yine dev­ letin yardımıyla zengin bir çeviri kütüphanemiz olacak­ tır.”

‘Devrimci devletçilik’ evrensel bilim, felsefe ve edebi­ yatla halkın ilişkisini kurmak için yayıncılığa başlamak zorunda kalıyor. 1940’larda Milli Eğitim Bakanlığı çeviri­ lerinin başında önsöz yerine geçen iki yazı vardır. Bun­ lardan birincisi ismet Paşa’nın, İkincisi Haşan Âli Yücel’- indir. ikisi de Türkiye Aydınlanma Devrimi'nin iki belge­ sidir. İsmet İnönü diyor ki:

"Eski Yunanlılardan beri milletlerin sanat ve fikir ha­ yatında meydana getirdikleri şaheserleri dilimize çevir­ mek, Türk milletinin kültüründe yer tutmak ve hizmet etmek isteyenlere en kıymetli vasıtayı hazırlamaktır.”

Haşan Âli Yücel’in yazısında ilk tümce:

“Hümanizma ruhunun ilk anlayış ve duyuş merhalesi (aşaması), insan varlığının en müşahhas (somut) ifadesi olan sanat eserlerinin benimsenmesiyle başlar."

‘Hümanizma’ ne demek?

insanı öne çıkaran felsefe anlayışı 'hümanizma'olma­ sa ‘birey’ oluşamazdı. Ortaçağ’dan çıkışın ilk ışınları hümanizmayla karanlığı deldi; insan ‘kul’luktan sıyrılıp

‘birey’ olmak bilincine kavuşuyordu. Bir toplumda yaşa­

yanlar ancak ‘birey’ iseler demokratik düzene kavuşabi­ lirler.

Nitekim şimdi İslam dünyasındaki kavganın özü bu- dur: İnsan birey mi? Kul mu? İran’da ve Suudi Arabis­ tan'da kuldur, Türkiye’de Anadolu insanı birey olmaya çalışıyor ki demokrasiyi kurabilsin.

Haşan Âli Yücel, Türkiye’de Aydınlanma Devrimi’nin önde gelen adlarından biri..

Bugün ölüm yıldönümü..

Eğitim ve kültür alanlarında öylesine hizmetleri var ki sayıp dökmeye kalksanız bu köşeye sığmaz. Ne yazık ki bu Aydınlıkçı’, gericilerin ağır saldırılarına uğramış, ömrünün son yıllarında yalnız bırakılmıştı.

Yücel, yaşamında, aydınlığın tohumlarını Anadolu'ya ekebildiğince ekti. Bugün Türkiye’de boy atan, laiklik ve demokrasi ,kültürünün temelindeki harç, Haşan Âli Yü­ cel gibi aydınlıkçıların alinteriyle yoğrulmuştur.

Tarihsel bilinçten yoksun olanlar anlamakta güçlük çekerler; ama, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar, hem pamuklu dokumak, hem ayakkabı yapmak, hem tarih yazmak, hem kitap çevirtip ucuza satmak zorundaydı­ lar; yoksa, bu ülkede bugün başımız dik dolaşamazdık.

Referanslar

Benzer Belgeler

Şardan bu yıl aşı yaptırması gereken kişiler aşı yaptırmış olsaydı bu kadar yaygın ve ağır grip vakalarının olmayacağını, çünkü bu yıl gribe neden olan

Elektronun elektrik yükünün karesinin, ›fl›k h›z›yla Planck sabitinin çarp›m›na bölünmesiyle elde edilen ince yap› sabiti, son bir kurama göre ancak ›fl›k

Fakat o tarihlerde de kayık bütün bu vasıtalar İçinde halk tara­ fından kâh ucuzluğu, kâh her an j emre hazır oluşu bakımından ve yük­ s e k sınıf

lej’de ve Almanya’nuı Magdeburg şehrinde yüksek tahsilini ise An­ kara Hukuk Fakültesinde yap­ mıştır. 17 Nisan 1927 de Dışişleri Bakanlığına intisap

Çiçekleri neredeyse tamamen kapalı sikonyum’lar içerisinde hap- sedilen dişi incir ağaçlarının tozlaşmasına ilek arıcığı (Blastophaga psenes) denilen ve

(Lac Léman) m etrafını geceleri nura gark eden yine bu beyaz kömür dür. Honoré diyor ki « bir kaç manetle mü­ zeyyen bir mermer levhanın arkasına 10,000 ve

Araflt›rmac›lar, daha önce bir morötesi (dalgaboylar›nda parlayan) halka ve optik (görünür) ›fl›kta parlayan s›cak noktalarla ayn› yerde bir X-›fl›n›

Neyzen çok içki içerdi, ben ağzıma koymam; Neyzen sigarayı yutardı, ben tadını bilmiyorum, ama ikimizin bir müştereği var: İkimiz de dilimizi tutamıyoruz. O