• Sonuç bulunamadı

Talya Nomidis:Bir kadın sahafın uzun serüveni

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Talya Nomidis:Bir kadın sahafın uzun serüveni"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

A Z A R IN P E N C E R E S İN D E N Selçuk Erez

Talya

D S v

|f o fil

11

cü H

o f ın

1171 111 C O N İ l M m i

Nomidis

D il K dU lll M I d i l i l U£UII oCiUVI#111

ıllarca önce Venezia Konstantinu ile ko­ nuşmuştum. Yüksekkaldırım’daki sahaf dükkânında bana eski kitapçıları, kitap meraklılarını anlatmıştı.

Venezia Hanım’m vefat ettiğini geçenlerde öğrendim; üzüldüm... Onun dükkânının bi­ raz ötesinde kitap satan bir hanım daha var­ dı: Talya Nemidis. Acaba Talya Hajıım’ı bu­ labilir, Tünel civarındaki eski kitapçılar ko­ nusundaki bilgilerim izi bütünleyebilir miydik?

Thlya Hamm’la Kurtuluş’taki evinde konuş­ tuk. Söyleşimiz televizyonun 1. kanalının

“Akşama Doğru” programı için eski dükkâ­

nında yapılan bir çekim sırasında devam etti. Talya Hanım, ileri yaşlarda da güzel olu­ nabileceğinin canlı bir belgesi: Görgülü, asil ve sevecen bir insan. Bizans Arkeolojisi uz­ manı olan babasının kitapçı dükkanını babası vefat edince devralmış ve yirmi beş yıl bura­ da çalışmış.

mler gelirdi dükkânızma?

A lm an Lisesi’nin öğretmenlerinden çok ge­ len olurdu ama hangi birini hatırlayayım?

Venezia Hanım bana içinden ilginç evrak çıkma kitapları, kitap alabilmek için kan sa­ tan hippileri anlatmıştı.. Böyle şeyler anım­ sar mısınız?

B ab am bir seferinde bir aşk mektubu bul­ muştu da yüzü kıpkırmızı olmuştu.

Başka?

B a şk a bir şey çıkmadı..

P e k i bunca yıl süresince başka hiç bir ilginç olaya şahit olmadınız mı?

B ir seferinde mangal devrilmiş, yangın çık­ mıştı.. Ama çok sürmedi. İETT Müdürlü- ğü’nden alet getirip söndürmüşlerdi.

Söyleşinin burasında, “Bazen böyle olur,” diye düşündüm, “İyi bir şey yakalamak için

saatlerce konuşmak gerekebilir.” Bursa’da Ye- nicami avlusunda esansçılık-miskçilik yapan

bir vatandaşımızı hatırladım. Ancak iki saat konuştuktan sonra 1%5’te Rize’de, Çayeli’n- de belediyenin Hüsrev Kıraathanesi’nde, oğ­ lunun doğduğunu öğrenen bir adamın o sı­ rada kahvede bulunan yirmi bir kişiye esans ısmarladığını anlatmıştı.

Bodrum’da Giritli süngerci işadamı Ali

Cengiz Bey’i konuşturabilmek için devam et­

tiği kahveye günlerce taşınmış, Orta Doğu Teknik Üniversitesi hocalarından birinin Bod­ rum hakkında yazmış olduğu bir incelemeyi ona okuyarak eleştirisini istemiştim. Ali Bey’e

“Daha başka neler vardı?” diye sorular sor­

mak yerine bildiği kent, tanık olduğu olay­ lar konusunda yazılmışları okumak, daha ve­ rimli oluyor, ona daha çok şeyler hatırlatı­ yordu. Bu nedenle işin peşini bırakmadım. Sorularımı sürdürdüm.

Dükkânı devrettiğinizde bütün kitapları bı­ raktınız mı, yoksa içlerinden ayrılmaya kıya­

madıklarınız, alıp beraberinizde götürdükle­ riniz oldu mu?

B ir Miss Pardeu almıştım. Bir tane Kavafis aldım.. Bir de şiir antolojisi. Tabii babamın arkeoloji kitaplarım da götürdüm.

Kavafis’ten herhangi bir şiir gelir mi ak­ lınıza?

K avafis’in kitabı çok güzel bir Mısır bas- kısıydı..

Bu söyleşinin “makus” gidişini çağrı ciha­ zımdan gelen bir mesaj değiştirdi. Telefon et­ mem gerekti. Telefonun yanında bazı ülser ilaçları vardı.■■

Ülseriniz mi var?

H ayır gastrit... Hiperasidite var midemde. Bilmezsiniz ne çektim bu gastritten. Soğuk kış günlerinde dükkânda üşümemek için ha- bire sıcak çay içer, içine de azıcık konyak ko­ yardım.

Konyak sever misiniz?

H ayır, yakardı içimi... Ama yangından son­ ra sobadan mangaldan korktum.. Kalorifer de yoktu. Kalın bir ceketim vardı. Onu giyer, kitap yığınları arasında otururdum. Kışları bazen günlerce dükkâna uğrayan olmazdı. Kepenkleri yarı açık dükkânda soğuktan tit­

rer, karlı yoldan geçene bakardım. Ha, bir de çok fare vardı dükkânda.. Kedi kadardı fare­ ler. Başkası olsa duramazdı o dükkânda. Oturduğum yerde onların raftan rafa gezin­ diklerini görürdüm. Bazen bir fare ölürdü ki­ tapların arasında; dükkân fena kokardı. Dük­ kânda duramaz, birkaç gün geçinceye kadar açamazdım dükkânı.

Sonra sabah dükkâna ayak basar basmaz bir endişe kaplardı içimi. Düşünmeye başlar­ dım. “Bu akşam kepenkleri nasıl kapataca­ ğım?” diye.

Kepenkler ağırdı herhalde ve aşağıya çekmek için güç kuvvet lazımdı.

Beıı

bu kepenkleri kapatamazdım. Sık sık da bozulurdu. Açarken yarım açtığımız, ka- patamadığımız, öylece bırakıp gittiğimiz gün­ ler olurdu. Akşamları yola çıkar, konu- komşudan, gelen geçenden yardım isterdim. Bir gece kapatamadan bırakıp gittiğimde hır­ sız girdiydi.

N e çaldı?

K alın hırkamı alıp götürdüydü. Gündüz de kitap çalanlar olurdu. Ne yapayım. Yalnız­ dım. Herkese gözkulak olamaz, herkesin pe­ şinde koşamazdım.

Talya Hanım’dan bu dükkânda geçen gün­ lerini, iki kitap satabilmek için katlandıkla­ rını dinlerken “Kelebek” olarak bilinen Henri

Charriére’den Fransız Guyanası’nda kürek ce­ zası çektiği hapishaneleri dinler gibiydim:

“Melezle zenci parmaklıklara tırmanmışlar­ dı. Bacaktan koridora sarkıyordu. Suda bir hışırtı duydum: Kedi büyüklüğünde bir lağım faresi çırpmıyor, su basmış kodesten kurtul­ maya, parmaklığa çıkmaya çalışıyordu. Pabuç- lanmdan birini alıp kafasına indirdim. Tiz çığlıklar çıkarıp koridora kaçtı...”

Talya Hanım kitaplar ve kitapseverler ko­ nusunda Venezia Konstantinu Hanım kadar bilgi iletmedi. Ama söyleşim bana, insanlar­ da kaydedilmeye hatırlanmaya, anlatılmaya değer niteliklerin, birikimlerin mutlaka var ol­ duğunu ve bu cevherin herkeste kolayca gö­ rünür, erişilir bir yerde asılı durmadığını ama yeterince sabredilirse, o insanı tanımaya za­ man ayrılırsa ulaşılabileceğini bir kez daha öğretti. Gazetecilik galiba biraz da insanlar­ daki bu yönü bir polis hafiyesi gibi arayıp bul­ mak, bir “geiger” alet gibi, bir sondaj maki­ nesi gibi bulup ortaya çıkarmaktır. Edebiyat? Gorgi’nin dediği gibi “Yeryüzü küçük Ham-

letlerie, Othellolarla, Romeolarla, Goriotlar- la, Karamazovlarla, Madam Bovarylerle, son­ ra David Copperfiled’in, Anna Karenina’nın küçükleriyle doludur. Şairler, böyle kimseler­ den, bizim gibilerinden görkemli kahraman­ lar yaratırlar, onları ölmez kılarlar..”

Talya Hanım’m kitabevinden bu hafta al­ dığım eski bir kitapta (Maxim Gorky: On Li­ terature. Progress Publishers, Moscow) işte bunlar yazılıydı. □

11

Referanslar

Benzer Belgeler

Konumuzun Namık Kemal’in romantizme bakışı olmadığından hareketle bu bahsi kapatarak romantizmin edebiyatımızdaki görünümünün nasıl bir seyir izlediğine devam

1988 yılında Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro ve Opera bölümlerinde Sahne Eskrim’i dersleri vermeye başlayan Tayla, aynı.. dönemlerde Bilkent

Burada yazar kendi gözlem leriyle İstanbul üzerine yapılmış araştırmalan kendine özgü üslubuyla çok hoş harmanlamıştı.. Böylesine edebiyatçıların, şairlerin,

Bir masal kahramanı gibi içeri gir­ miş ve salondaki çocuklarla hemen iletişimini kur­ muştu. Bir 45 dakika boyunca Barış Manço’nun çocuklarla diyaloğunu büyük

Çalışmanın ikinci aşamasında ise BIST100 endeksi uzun dönemli volatilitesinin; 3 aylık bankalar arası faiz oranı, Dolar/TL döviz kuru, enflasyon oranı, Türkiye’nin 5

There are also amphibious assault ships, classified as Landing Helicopter Dock (LHD), Landing Helicopter Assault (LHA) and Landing Platform Helicopter (LPH) that possess

Unu­ tuldu sanılan yığınla ıvır zıvır, daha bir iki dakika önce ya­ şanılmış gibi, olanca canlılıkları, tazelikleri içinde anım­ sanıyor.. Apartman

Ruhi Su, cağımızın son Anadolu dervişlerinden bi­ ri gibi değil midir. İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha