entellektüel bakış
~
Co £ 3 ' £
Şahin A L P A Y - Nilüfer K U Y A Ş Fax: (212) 505 62 55
Selim Heri yeni romanıyla son yüzyılımızın “hürriyet” temasını işliyor
Selim İleri, Oğlak Yayınları’ndan geçen hafta çıkan Cemil Şevket Bey, Aynalı Dolaba İki El Revolver adlı yeni romanında kültür tarihimize çarpıcı bir bakış atarken, bu günlerdeki ideolo jik kördüğüme de keskin bir bıçak saplıyor. Yazarla geniş bir söyleşiyi yakında yayınlaya cağız, ama bu ilginç romanı tadımlık olsun
dikkatinize getirmeden edemedim.
C U M H U R İY E Tin
ve kendi
vicdanımızın
karanlıkta kalmış
yanlarına tekrar
bakmamızı ve
resmi tarihi
sorgulamamızı
sağlayan bireysel
bir “karşı - tarih”
romanıyla karşı
karşıyayız.
Asıl suçlu siviller
S
en senelerce muharrirlerin, şairlerin kalemini körelteceksin; ak ima esince de kendin hatıratını dikte ettireceksin!..Lâkin bu bir görenek olmadı mı? Yazıyı çiziyi her yasaklayan sonra hatırat kaleme al madı mı?!”Bu sözleri okuyunca, acaba Kenan Evren mi kastediliyor di ye düşünebilirsiniz, ama aslın da Sultan Abdülhamit’tir söz konusu olan.
Selim İleri son romanında yüz yıllık tarihiminizin özgürlük si cilini ele alıyor.
Yukarıdaki sözleri söyleyen roman kahramanı Cemil Şevket Bey’in kişisel serüveni ve bakış
açısıyla izliyoruz bu tarihçeyi. O da bir yazar ve romancıdır. Gençliğinde II. Ab- dülhamit döneminin sonlarını ve hürri yetin o hızlı geliş - gidişini yaşamış eski bir İstanbul efendisidir.
Cihan harbini ve Cumhuriyet’in kuru luşunu uzaktan, Avrupa’dan izledikten sonra, yeni rejimi de aynı “dışarıdan ba kışla" yaşar: “Bugünün başkenti, dü nün Engürü kasabasında Cemil Şevket Bey’e göre, ülküler sönüp gitmekte, eski hastalıklar nüksetmektedir.
İflah olm az h astalıklar
Ankara'da “mevki kapmış" kişiler “hiç bir kıymet ve meziyet” sahibi değillerdir ona göre; köşe kapmalar konusunda “hürriyet devrinin istibdat devrinden ve cumhuriyet devrinin hürriyet devrinden asla farkları yok”tur.27 Mayıs ihtilaline herkes gibi heye canlanmaz: “ ‘Bunlar otuz beş kırk yıllık Cumhuriyet’imizi iflah olmaz hastalıkla ra sürükleyecekler’ diyordu.”
Nihayet, romanın sonunda yaşlı bir Cemil Şevket, 12 Eylül darbesinin tank larına Taksim’de rastladığı zaman ‘‘..ta bancasını çekip bu tanklara ve hayata i- ki el revolver sıkmak istiyor, fakat cebin deki tabancanın bir oyuncak tabanca olmasından çok korkuyordu."
Cemil Şevket Bey’in bu dışarıdan ba kışını, büyük ülkülerle süsleyerek ayrı calıklı kılmıyor Selim İleri; tersine, bir çok açıdan itici, ezik ve yenik, zaaflarla ve çelişkilerle dolu, hatta eşcinselliğiyle maıjinal bir "antikahraman" çıkartıyor karşımıza.
Ama bir yandan da bu dışlanmışlık, Cemil Şevket Bey’e keskin bir eleştirel bakış kazandırmıştır; toplumun maske lerini tanır, gözlemleri acımasızdır. Se lim lleri’nin “Evet, biraz kötücül bir ki tap" diye kabullendiği vahşice komik, a- cımasızca hicivli pasajlar var romanda.
Cumhuriyet’in ve kendi vicdanımızın karanlıkta kalmış yanlarına tekrar bak mamızı ve resmi tarihi sorgulamamızı sağlayan bireysel bir “karşı - tarih” ro manıyla karşı karşıyayız.
Selim İleri de kitapla ilgili sohbetimiz de “İnsan fikirsel hürriyeti önce kendin de algılamalıdır ki, toplum da özgür ola bilsin" dedi; “Ama en aydınlarımız bile bence başkasının hürriyetini kısıtlama yı bir ahlak veya erdem sorunu zanne der. Sonuç olarak hürriyetler asıl siviller tarafından kısıtlanır, ama hep zavallı başka kurumlar suçlanır. Asıl suçlunun siviller, ö- zellikle de sivil aydınlar ol duğunu düşünüyorum” diyerek, bugün bile de mokratlığımızın sınavda olduğunu hatırlattı.
Cemil Şevket Bey roma nı, özgürlük temasının ya nı sıra yaratıcılığı ve zama nı, kültür ve bellek gibi temaları da ele alan zengin bir metin.
Selim lleri’nin kendi kimliğinden yola çıkarak kurguladığı bir anlatıcının yaşlı yazarla tamştığı gençlik yıllarının anıla rıyla, o yaşlı yazarın artık zayıflayan ha fızasında yer etmiş zaman kesitlerinin bir arada örüldüğü çok boyutlu bir kur gu, hayatın darbeleriyle kırılmış bir ay nanın parçalarından bize yansıyor bu romanda; boşlukları okur doldurmak durumunda. Kitabın tek zaafı da belki boşlukların yer yer fazla geniş olması.
Selim ileri hem dramatik belgesel, hem de anı öğeleriyle, fragman/parça tekniğiyle kurduğu roman dili sayesin de, romanm günümüzde anlatı, tanıklık ve belge gibi farklı anlatım araçlarıyla
İrtica nasıl
B
ir ara bir: “irtica hortluyor!”bağırtısı koptu. Bağırtıya, şık tuvaletlere, dekoltelere itiraz eden hanımlar da katıldılar. (...)
Cemil Şevket Bey ...epey güldükten sonra
“Hanımlar! irtica hortlayalı pek çok sene var. Kör gözlerinizle göremezdiniz ki!.. ” dem işti
Hanımlar şaşırdılar.
(...)
“İrtica bakın nasıl hortladı!" diyordu. “Gençlere Tan Matbaası'm ben mi yktırdım ?! Dört on k i dokuz yüz kırk beş...Öğretmenlerin ve hatta üniversite profesörlerinin siyasi yazı
yazmasmı ben mi yasaklattırdım?! Yirmi dört yedi dokuz yüz kırk altı..Hkmektebi bitiren çocuklara din dershanesi açılabileceğini ben mi bildirdim?! İki yedi dokuzyüz
zenginleşerek artık yeni bir yöne gidişini de yakalamış bu kitapta.
Geçmişin, kendi yaşanmışlık devini miyle, şimdi yaşanmakta olana koşut bir boyutta hala sürdüğünü ve yeniden üretildiğini söyleyen ilginç bir zaman fel sefesi de var romanda.
A ynaya tekrar bakm alıyız
Bu açıdan, Marcel Proust'un Geçmiş Zamanın Peşinde adlı ramam geldi aklı ma. Karşısında istersek kendi yansıma mızı da bulabileceğimiz bir ayna - metin bu. Başyapıt demeye çekiniyorum ama çok değerli bir deneme ve Selim îleri’nin yazarlığında önemli bir aşama olduğuna eminim.Üstelik kültür ve edebiyat dünyamızın bütün unutulmuşlarına bir ağıt; Cemil Şevket Bey’e model olarak hayat veren romancı Nahit Sun Örik’e de bir gönül borcu; gene Oğlak Yaymlan’ndan çıkan Kıskanmak romanım ve diğer Nahit Sır rı Örik metinlerini tekrar tartışmak için de belki yeni bir vesile.
Selim lleri’nin Gramofon Hala Çalıyor ile başlayan, Cemil Şevket Bey ile süren ve hazırlamakta olduğu yeni metinlerle üçleme hatta dörtlemeye ulaşacak bu yeni serüvenle yazarlığını yenileyişini selamlarken, aynaya tekrar tekrar bak mamızı ve romandaki “millet unutur, unutur...” hükmüne karşı yaşadıkları mızı unutmamak, unutmamak gerekti ğini bir kez daha ve kuvvetle duyumsu- yorum.
hortladı?
kırk yedi..Ankara’da komünizm aleyhtan nümayişleri bana mı sorup tertip ettirdiler?! Yirmi yedi on iki dokuz yüz kırk
yedi..Senelerce bir dinimiz yokmuş gibi yaşadktan sonra, ehil olmayan kadrolarla İmam - Hatip kurslarını ben mi açtım, okullarda din derslerine öğretmen diye beni mi tayin ettiler?! On dokuz k i dokuz yüz kırk
sekiz...Zavallı Sabahattin A li'yi k i satır yazdı diye ben mi ortadan kaldırttım?! B ir dört dokuz yüz kırk sekiz...O biçare Türk Ocaklan’nı yeniden ben mi kurdum?! On beş dokuz yüz kırk dokuz...Birer mimari şaheseri olan türbeleri harabeye çevirdikten sonra, sanat kıymeti taşıyorlar diye ben mi tekrar açtırdım ve bu ucube harabeleri birer türbe zannettim?! Bir üç dokuz yüz eUi...lkigözüm hangi birini sayayım ..”
(Cemil Şevket Bey, Aynalı Dolaba iki El Revolver, s.203-201
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi