• Sonuç bulunamadı

Tıpta uzmanlık sınavına hazırlanan son sınıf öğrencileri ve yeni mezun hekimlerin acil tıp uzmanlık dalı hakkındaki görüşleri ve tercihlerini etkileyen faktörler

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Tıpta uzmanlık sınavına hazırlanan son sınıf öğrencileri ve yeni mezun hekimlerin acil tıp uzmanlık dalı hakkındaki görüşleri ve tercihlerini etkileyen faktörler"

Copied!
191
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

1

T.C.

TRAKYA ÜNİVERSİTESİ

TIP FAKÜLTESİ

ACİL TIP ANABİLİM DALI

Tez Yöneticisi

Doç. Dr. Mustafa Burak SAYHAN

TIPTA UZMANLIK SINAVINA HAZIRLANAN SON

SINIF ÖĞRENCİLERİ VE YENİ MEZUN

HEKİMLERİN ACİL TIP UZMANLIK DALI

HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ VE TERCİHLERİNİ

ETKİLEYEN FAKTÖRLER

(Uzmanlık Tezi)

Dr. Canan PAMUK ÖZVEREN

(2)

2

TEŞEKKÜR

Araştırmamın her aşamasında bana sonsuz destek veren tez danışmanım ve Anabilim Dalı Başkanım Sayın Doç. Dr. Mustafa Burak SAYHAN’ a, eğitimim boyunca mesleki gelişimime büyük katkılarından dolayı çok teşekkür ederim. Araştırmamın olgunlaşması yolunda verdikleri desteklerden dolayı Yrd Doç. Dr. Ömer SALT’ a, Deontoloji ve Tıbbi Etik Anabilim Dalı’ndan Yrd. Doç. Dr. Esin KARLIKAYA’ ya ve Biyoistatistik ve Tıbbi Bilişim Anabilim Dalı’ndan Yrd. Doç. Dr. Fatma Nesrin TURAN’ a teşekkür ederim.

Araştırmama katılan Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi değerli son sınıf öğrencilerine, mezun olmuş değerli hekimlere ve eğitimim boyunca yanımda olan arkadaşlarıma teşekkür ederim.

Her zaman yanımda olan ve eğitimimi tamamlamamda desteklerini esirgemeyen sevgili aileme, anneme ve babama, her koşulda desteğini hep hissettiğim sevgili eşim ve hayat arkadaşım C.Savcısı Serhat ÖZVEREN’ e ve küçücük yüreğiyle, sabırla ve güler yüzüyle tez çalışmamda yanımda olan güzel kızım İrem ÖZVEREN’ e sonsuz teşekkür ederim.

(3)

3

İÇİNDEKİLER

GİRİŞ VE AMAÇ

... 1

GENEL BİLGİLER

... 3

GEREÇ VE YÖNTEMLER

... 17

BULGULAR

... 21

TARTIŞMA

... 142

SONUÇLAR

... 164

ÖZET

... 167

SUMMARY

... 169

KAYNAKLAR

... 171

EKLER

(4)

4

SİMGE VE KISALTMALAR

ABD : Amerika Birleşik Devletleri

AD : Anabilim Dalı

GOKAEK : GirişimselOlmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu KBB : Kulak, Burun, Boğaz

OMÜ : On Dokuz Mayıs Üniversitesi

ÖSYM : Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi

TL : Türk Lirası

TUS : Tıpta Uzmanlık Sınavı : Trakya Üniversitesi TÜTF : Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi YÖK : Yüksek Öğretim Kurulu

(5)

1

GİRİŞ VE AMAÇ

Bireyin hayatındaki en önemli aşamalardan biri olan meslek seçimi, meslek grupları arasından kişinin en iyi yapabileceğini ve kendisine maddi ve manevi açıdan doyum sağlayacağını düşündüğü mesleğe yönelmesidir (1, 2, 3). Meslek seçimi kararının bilinçli yapılması, hem bireyin hayatını, hem de dolaylı olarak ülkenin geleceğini ilgilendirdiği için toplum sağlığını etkileyecek önemli bir unsur olarak düşünülmüştür.

Meslek seçimi kararında, kişinin sahip olduğu bilgi birikimi, mesleğe karşı duyduğu ilgi, sahip olduğu ahlaki değerler, içinde yaşadığı çevre, o meslekten beklentileri ve kişisel özellikleri gibi birçok faktörün etkili olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte sosyoekonomik durum, yaşanılan ortam ve ailesel faktörler gibi pek çok etmen de meslek ve uzmanlık tercihinde önemli rol oynamaktadır (4).

Daha önce yapılan birçok çalışma, tıp fakültesi öğrencilerinin ve hekimlerin çoğunun mezuniyet sonrası uzmanlık alan seçiminde ve kariyer planlamasında, akademik kariyer isteğinin, maddi imkânların, şehir merkezinde çalışma imkânlarının, toplumsal prestijin, aile ve toplumun baskı ve isteklerinin ve de mesleki tatmin gibi birçok faktörün etkili olduğunu ortaya koymuştur (5, 6). Ayrıca ülkemizdeki sağlık politikalarındaki değişiklikler de mezuniyet sonrası kariyer planlaması ve uzmanlık alanı seçiminde önemli rol oynamaktadır (7, 8). Teknolojik gelişmeler sonucunda tıbbi tanı ve tedavi imkânları gelişmekte ve dolayısıyla uzmanlık alanları da kendi içinde alt branşlara ayrılmaktadır. Toplumun daha çok alt branş hekimini tercih etmesi, bunun topluma yansıması olarak nitelendirilebilir.

Uzmanlık eğitimine başlayabilmek için yapılan Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS), tıp öğrencilerinin ve hekimlerin yaşamında önemli bir dönüm noktasını oluşturmaktadır (9).

(6)

2

TUS’ da başarılı olabilmek; toplumun bakış açısı, ekonomik kaygılar, aile baskısı, saygınlık görme isteği, statü sahibi olma isteği gibi birçok nedenle günümüzde hekim ve hekim adaylarının tek amacı haline gelmiştir (3, 5, 10).

Kesitsel nitelikte olan bu çalışma ile son sınıf tıp fakültesi öğrencilerinin ve yeni mezun hekimlerin, ‘hekimliği’ meslek olarak seçmelerinde etkili olan faktörlerin neler olduğunun, kariyer seçimi konusunda dikkate aldıkları etmenlerin ve mezuniyet sonrası yaşamlarında önemli yeri olan TUS tercihlerinde etkili olan faktörlerin tespiti amaçlanmıştır.

Dünyada ilk kez 1960’lı yıllarda Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’ de başlayan Acil Tıp Uzmanlığı hızla birçok ülkeye yayılmış ve kabul görmüştür. Türkiye’de Acil Tıp Uzmanlığı eğitimi ilk kez 1994 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi’nde başlamıştır (11).

Ülkemizde tıp fakültesi öğrencileri ve mezun hekimlerin tıpta uzmanlık sınavındaki tercihlerini etkileyen faktörlerin tespiti amacıyla Psikiyatri, Aile Hekimliği, Halk Sağlığı, Patoloji gibi pek çok bölüm tarafından (8, 12, 13, 14) çalışmalar yapılmış olmasına rağmen, Acil Tıp Uzmanlığı hakkındaki tutum, düşünce ve davranışlarını, Acil Tıp Uzmanlığı’nı seçme ve seçmeme nedenlerini araştıran bir çalışmaya literatürde rastlanılmamıştır.

Bu çalışmanın amaçları arasında, tıp fakültesi öğrencileri ve yeni mezun hekimlerin ülkemizdeki en yeni uzmanlık alanlarından biri olan Acil Tıp Uzmanlığı’nı seçmelerinde etkili olabilecek bireysel, sosyoekonomik ve demografik özelliklerin, Acil Tıp uzmanlığının ne düzeyde tercih edildiğinin, tercihleri etkileyen faktörlerin neler olduğunun, Acil Tıp uzmanlık eğitimine bakış açılarının incelenmesi ve Acil Tıp hakkındaki olumlu ya da olumsuz düşüncelerinin tespiti de bulunmaktadır.

(7)

3

GENEL BİLGİLER

‘Meslek’ kavramı, kuralları toplumca belirlenmiş ve insanların, hayatını kazanmak, topluma yararlı hizmet üretmek için yaptığı, belli bir eğitimle kazanılan beceri ve bilgilere dayanan etkinlikler bütünü olarak tanımlanabilir (15, 16). Mesleğin başka bir tanımı da; ‘toplumca kabul edilen, ahlak ilkelerine göre sürdürülen, kişinin hayatını sürdürebilmek için yaptığı, belli bir eğitim tecrübesi gerektiren ve kişiye maddi ve manevi doyum sağlayan iş’ tir (17, 18). Meslek, aynı zamanda kişinin yeteneklerini kullanabileceği ve geliştirebileceği imkânlara sahip olmasını sağlar ve mutluluğunu pekiştirir (19). Kişinin kendisine, yeteneklerine ve kişiliğine uygun mesleği seçmesi beraberinde başarıyı da getirir (17, 20). Bu nedenle toplum sağlığını ilgilendiren tıp hekimliği gibi mesleklerin seçimi toplumun geleceği açısından büyük öneme sahiptir (21).

Bireyin yaşamında en önemli dönüm noktalarından biri olan meslek ve uzmanlık alan seçimi, kişinin gelecekteki çevresini, yaşam şeklini, ekonomik durumunu ve dolayısıyla tüm hayatını etkileyecektir. Birey meslek seçiminde olduğu kadar uzmanlık alan seçiminde de, kendisine, yeteneğine ve beklentilerine uygun kararlar verirse yaşamı boyunca başarılı ve mutlu olur. Bu nedenle bireyin meslek alan seçiminde de yeterli bilgiye sahip olarak karar vermesi gerekmektedir (19). Bu konuda yapılan çalışmalarda (4, 22) uzmanlık alan seçiminde aile, cinsiyet, kişilik özellikleri, eğitim gibi pek çok demografik ve sosyoekonomik faktörün etkili olduğu belirtilmiştir. Bir çalışmada ise (23) kariyer ve uzmanlık seçiminde etkili olan faktörlerin ilk sırasında öğrencinin mesleğe duyduğu ilgi, ikinci sırada aile ve üçüncü sırada da çevrenin etkisinin yer aldığı belirtilmiştir. Konu ile ilgili diğer çalışmalarda (3, 5) tıp fakültesi öğrencilerinin ve hekimlerin uzmanlık alanı seçimlerinde, maddi olanaklar, prestij,

(8)

4

mesleki tatmin, aile ve toplum baskısı, akademik kariyer isteği, çalışma ortamı, malpraktis davaları, şiddete maruziyet sıklığı gibi birçok faktörün etkili olduğu belirtilmiştir.

Kendisine en uygun mesleği seçebilmek için kişilik özelliklerinin yanında, mesleki özellikleri, olumlu ve olumsuz tüm yönlerini ve beklentilerini ayrıntılı şekilde irdelemelidir (24). Beklentilerini bilerek ve farkında olarak karar verdiği sürece uzmanlık alan seçiminde sağlıklı karar verecektir (25). Uzmanlık alanı seçimlerinde bireysel farklılıklar yanı sıra, cinsiyetler arasında da farklıklar olduğunu gösteren çalışmalarda (26) bulunmaktadır. Şöyle ki; erkeklerin mesleki seçimlerinde; prestij, risk, başarı, ilerleme ve otorite gibi unsurlara kadınlara göre daha fazla önem verdikleri; kadınların ise, esneklik, iyi çalışma koşulları, boş zaman, bilgi, becerileri ve yeteneklerini geliştirmeye olanak sağlayan bir alanı daha fazla tercih ettikleri görülmüştür. Kendisine güvenmesi ve mesleki hedefe ulaşma hususunda kararlı olması da, meslek seçimi ve uzmanlık tercihlerinde önemli birer faktör olarak nitelendirilmektedir (27).

Konu ile ilgili çalışmalardan birinde (28) tıp fakültesini tercih etme sebebi olarak insanlara yardım etme isteği, insanları sevme, mesleğe ve bilime ilgi duyma gibi faktörler belirtilmiştir. Son yıllarda tıpla ilgili mesleki alan seçimlerinde etkili olan faktörler değişiklik göstermiş ve cinsiyetler arasındaki tercih etme oranları da değişmeye başlamıştır. Erkek öğrencilerin, daha fazla oranda tıp fakültesini tercih ettiği kanısı değişmeye başlamıştır (28). Kariyer seçimini etkileyen bazı faktörleri, kişinin yaşadığı şehir, anne ve babasının durumu, ailenin gelir düzeyi, kişinin içinde bulunduğu sosyal çevre olarak belirtebiliriz. Yapılan başka çalışmalarda (4) ailelerinin gelir durumu iyi olmayan öğrencilerin daha yüksek statüdeki uzmanlık ve meslek alanlarına yöneldikleri görülmüştür ve bu durum ailenin ekonomik durumunun, kariyer seçiminde etkili olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Bazı çalışmalarda da (29) ailesinin ekonomik durumu yüksek olanların da üst statüdeki mesleki alanlara yöneldikleri görülmüş ve ailenin ekonomik durumunun kariyer seçimindeki rolünün çok etkili olmadığı görülmüştür.

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi birinci sınıf öğrencileri arasında yapılan bir çalışmada (5), tıp fakültesi tercihlerinde kadın ve erkekler arasında farklılık olup olmadığı araştırılmış, erkeklerin daha yüksek oranda tıp fakültesini tercih ettikleri görülmüştür. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencileri arasında 1998-1999 döneminde yapılan başka bir çalışmada (3) kız öğrencilerin tüm öğrenciler içindeki oranının % 40 civarında olduğu tespit edilmiştir. Ülkemizde ve A.B.D. ‘de tıp fakültesi öğrencileri arasında kız öğrencilerin oranlarını karşılaştıran diğer çalışmalarda ise (30, 31, 32) tüm tıp fakülteleri göz

(9)

5

önüne alındığında kız öğrencilerin oranının ülkemizde % 39 olduğu ve bu oranın ABD’de % 43 olduğu belirtilmiştir.

Tıp fakültesi tercihlerinde, öğrencilerin ailelerinin eğitim, meslek ve ekonomik durumlarının etkili olup olmadığı da araştırılmıştır. Ergin ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (33) öğrencilerin annelerinin eğitim durumu; %61,1’inde ortaokul ve üstü iken, diğer bir çalışmada (34) annelerinin %27,9’u üniversite mezunu olduğu belirtilmiştir. Yıldız ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmada (9) ise öğrencilerin %31,9’unun annesi üniversite mezunu, öğrencilerin %50’den fazlasının ise lise mezunu olduğu tespit edilmiş. Konu ile ilgili bir diğer çalışmada (33), araştırmaya katılanların babalarının eğitim durumları incelendiğinde; %82,3’ünün ortaokul ve üstü olduğu belirtilmiştir. Açıkgöz ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (34) katılımcıların %52,2’sinin babasının üniversite mezunu olduğu tespit edilmiştir. Diğer bir çalışmada (9) öğrencilerin %60’ının babasının üniversite mezunu olduğu tespit edilmiştir. Tıp fakültesi tercihlerinde anne ve babanın eğitim durumlarının da etkili olduğu saptanmıştır.

Tıp fakültesi tercihlerinde aile üyelerinin mesleklerinin etkili olup olmadığı yönünde de çalışmalar yapılmıştır. Yıldız ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (9) öğrencilerin %37,8’inin annesinin gelir getirici işte çalıştığı tespit edilmiştir. Bir başka çalışmada (33) öğrencilerin annelerinin %53’ünün herhangi bir işte çalışmadığı tespit edilmiştir. Tıp fakültesi öğrencilerinin annelerinin meslek gruplarına bakıldığında; en sık %49,4 ile ev hanımı olduğu görülmüştür. Diğer çalışmalarda (35, 36), öğrencilerin tıp fakültesini tercih etmede ‘anne ve/veya babanın doktor veya sağlık çalışanı olması’ önemli etkenlerden biri olduğu bulunmuştur. Ergin ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada ise (33) ‘anne ve babanın doktor olması’ faktörü tıp fakültesi tercihinde en az etkili faktör olarak bulunmuştur. Bir diğer çalışmada (9) öğrencilerin %90,8’inin babasının gelir getirici bir işte çalıştığı tespit edilmiştir.

Ergin ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (33) öğrencilerin babalarının %63,9’unun aktif olarak bir işte çalıştığı tespit edilmiştir. Tıp fakültesi tercihlerinde ebeveynlerin mesleklerinin etkili olduğunu vurgulayan çalışmalarla birlikte etkisinin az olduğunu gösteren çalışmaların da olduğu görülmüştür.

Tıp fakültesi tercihlerinde, ailenin ya da bireyin kendisinin aylık gelirinin etkili olup olmadığı huşunda da çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalardan birinde (9) öğrencilerin %49,2’si ailesinin ekonomik durumunu orta, %48’i yüksek ve %2,7’si düşük olarak tanımlamıştır. Korkmaz ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (37) öğrencilerin çoğunluğunun orta ve yüksek sosyoekonomik düzeye sahip ailelerden geldikleri belirtilmiştir. Bir diğer

(10)

6

çalışmada (34) öğrencilerin çoğu ailelerinin aylık gelir düzeylerini orta ve yüksek olarak belirtmiştir. Genel olarak, tıp fakültesini tercih eden öğrencilerin ailelerinin gelir düzeylerinin orta ve yüksek olduğu tespit edilmiştir.

Yatangaç tarafından yapılan bir çalışmada (38) tıp fakültesi öğrencilerinin uzmanlık alanı tercihlerinde kişilik özelliklerinin ne derece etkili olduğu araştırılmıştır. Dâhili branşları tercih edenlerin onura önem veren (%84,1), gerçekçi (%81,2), geleneksel (%60,9), mantığı ile karar veren (%75,4) ve soyut düşünen (%58,0) kişilik özelliğinin, cerrahi branşları tercih edenlerin; onura önem veren (%83,3), girişken (%85,2), somut düşünen (%68,5) ve yenilikçi (%51,9) baskın kişilik özelliklerinin olduğu belirlenmiştir. Temel tıp bilimlerini tercih edenlerin ise; yaşından olgun (%80,0), gerçekçi (%100,0), onura önem veren (%75,0) ve stabil-dingin (%60,0) kişilik özelliklerinde olduğu saptanmıştır. Psikiyatri branşını tercih edenlerin ise ödüle önem veren (%66,7), telaşlı-hareketli (%66,7) ve çocuksu (%55,6) ve yenilikçi (%55,6) kişilik özelliklerinde olduğu saptanmıştır (38). Robbins ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (39) acil tıp branşını tercih edenlerin odaklılık (düzen, kural bilinci, mükemmeliyetçilik) ve sosyal yönelim (sosyal katılım ve kendine güven) gibi kişilik özelliklerine sahip olduğu belirtilmiştir.

Bireyin çalışacağı alanda sürekli olarak ilerleyerek deneyim ve beceri kazanması ‘kariyer’ olarak tanımlanabilir (40). Öğrencilerin meslek ve uzmanlık alanı seçimi kadar kariyer planlaması da büyük öneme sahiptir. Bireyin yaşamında önemli bir yeri olan kariyer, mesleğin sosyal ve psikolojik yönünü de etkiler (41). Doğru yapılan kariyer tercihi, bireyin istek, beklenti ve yeteneklerini en uygun şekilde buluşturarak daha yüksek iş doyumuyla çalışmasını sağlayacaktır (42). Kariyer planlamasında, meslekten beklentilerini, maddi getirisini, sağlayacağı başarı ve istikrar durumunu beraber değerlendirmek gerekir (43). Her tıp disiplininin birbirine benzer özellikleri olduğu kadar farklı özellikleri de mevcuttur. Tıp fakültesinde eğitim alma kararı, hekimlik yolunda atılmış en önemli adımdır. Hekim, tıp fakültesinden mezun olduktan sonra da bir tıp disiplininde uzmanlaşacak ve farklı faaliyetler içine girecektir (44, 45). Uzmanlık alan seçimlerinde ve kariyer planlamalarında etkili olan faktörleri belirlemeye çalışan bir araştırmada (44) maddi getiri, eğitim, çevrenin beklentileri ve demografik bazı özelliklerin etkili olduğu bulunmuştur. Konu ile ilgili bir çalışmada (46) meslek ve uzmanlık alan seçiminin, kişiliğe uygunluk, iş yükü ve çevre baskısı gibi faktörler tarafından da etkilendiği bulunmuştur. Başka bir çalışmada (47) elde edilmesi beklenen gelir düzeyinin meslek, uzmanlık alanı ve kariyer seçimini de etkilediği belirtilmiştir. Yapılan bir diğer çalışmada da (48) eğitim süresi, gidilen tıp okulunun

(11)

7

popülerliği, planlanan görev yeri, meslek saygınlığı ve düşünülen mesai saatleri gibi faktörlerin öğrenci ve hekimlerin meslek ve uzmanlık alanı seçimlerini etkileyebileceği belirtilmiştir. Değişen sağlık politikaları nedeniyle de hekimlerin ve öğrencilerin uzmanlık seçimi ve kariyer planlarının değiştiği görülmüştür (33).

Hekimlik mesleğinin seçilmesinde etkili olan faktörleri araştıran sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır (35, 49, 50, 51). Yıldız ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (9) ülkemizde öğrencilerin ve hekimlerin tıp fakültesi tercihlerinde etkili olan faktörler şöyle sıralanmıştır; araştırmaya katılanların, %45,9’ u tıp fakültesine kendi isteğiyle girdiğini, %22,2’ si ailesinin isteğiyle, %16,2’ sı doktorluğu saygın bir meslek olduğu için tercih ettiğini, %11,9’u maddi getirisi için tercih ettiğini belirtirken, fikri olmayanların oranının ise %3,8 olduğu belirtilmiştir.

Alper ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (5) öğrencilerin hekimlik mesleğini seçmesinde etkili olan en önemli faktör araştırılmıştır. Sonuçta; % 33,4’ünün insanları sevdikleri ve onlara yardım etmeyi istedikleri için hekimliği tercih ettiği, kalan % 66,6’sının ise meslek dışı nedenler veya çevre özellikle de aile etkisi nedeniyle bu mesleği tercih ettiği tespit edilmiştir. Öğrencilerin mesleği tercih etme nedenleri arasında ilk sırayı insanları sevmek ve yardım etmek isteği alırken, ikinci sırada ise doktorluğu iş garantili bir meslek olarak görmeleri ve üçüncü sırada üniversite sınavında tıp fakültesine yerleşmek için yeterli puan almış olmaları şeklinde sıralanmıştır.

Vehid ve arkadaşları tarafından yapılan çalışmada (3) öğrencilerin % 37,9’u ailesi ve yakın akrabaları arasında hekim bulunmasının, üniversite ve dolayısıyla tıp fakültesi tercihlerini etkilediğini belirtmişlerdir. Aynı çalışmada hekimlik mesleğine bakış açıları değerlendirilmiş, öğrencilerin % 87,3’ü insanlara faydalı olmanın ve hayat kurtarmanın çok önemli bir özellik olduğunu belirtirken, % 59,7’si hekimlik mesleğinin toplumda saygı duyulan bir meslek olmasının kendileri için önemli olduğunu, % 29,6’sı maddi kazancın çok önemli olduğunu, % 24’ü bunun önemli olmadığını belirtmiştir. Yine bu çalışmada eğitim tamamlandığında iş garantisi olmasının çok önemli olduğunu belirtenlerin oranı% 57,2 iken, bağımsız çalışma imkânı olmasının çok önemli olduğunu belirtenlerin oranı % 58,2, bu durumun önemsiz ya da çok önemsiz bir özellik olduğunu düşünenlerin oranı ise % 46,8 olarak bulunmuştur (3).

Arı ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (52) öğrencilerin tıp eğitimini %82,7 oranında kendi istekleri doğrultusunda tercih ettikleri tespit edilmiştir. Konu ile ilgili bir diğer çalışmada (53) öğrencilerin tıp fakültesini tercih etme nedenleri araştırılmış, ilk sırada %37,5

(12)

8

ile insanlığa hizmet etmek, ikinci sırada %25,0 ile aile ve çevre etkisinin geldiği belirtilmiştir. Para kazanmak ise %10,4 ile tercih nedenleri arasında son sırada yer almıştır. Akıncı ve arkadaşları tarafından Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde yapılan bir çalışmada (54) tıp fakültesi tercihinde en önde gelen sebebin %60,8 oranla mezuniyet sonrası iş garantisi ve üniversite sınavında alınan puan olduğu belirtilmiştir. On Dokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi’nde Canbaz ve arkadaşları tarafından yapılan çalışmada (55), tıp fakültesi tercihinde etkili faktörler; birinci sırada %76,8 ile kendi isteği yer alırken, aile yönlendirmesi %45,2 ile ikinci sırada, iş garantisi ise %32,1 oran ile üçüncü sırada olarak bulunmuştur. Diğer ülkelerde tıp fakültesi tercihinde etkili olan faktörler ile ilgili çalışmalarda şu sonuçlara ulaşılmıştır; tıp öğrencileri arasında yapılan bir çalışmada (35), tıp mesleğini seçmede en önemli üç etmen; insanlığa hizmetten mutlu olma (%91), mesleğe ilgi duyma (%90) ve ailenin etkisi (%84) olarak sıralanmıştır. Tıp mesleği tercihinde aile etkisinin yüksek olmasının, öğrencilerin anne ve babalarının %23’ünün sağlıkla ilgili mesleklerde çalışmalarıyla bağlantılı olduğu belirtilmiştir. Öğrencilerin meslek tercihine yönelik yapılan bir çalışmada (51), hekimliğin öğrenciler arasında cazip bir meslek olarak algılandığı belirtilmiştir. Bu ülkede uygulanan bir anket çalışmasında, meslek seçiminde etkili olan faktörler sırasıyla; insanlarla ilgilenme (%79), iş olanaklarının çeşitliliği (%67), saygın meslek olması (%62), okul başarı düzeyinin yüksek olması (%55) ve iyi kazanç sağlayan meslek olması (%49) olarak belirtilmiştir. İngiltere’de yapılan çalışmada (50), tıp fakültesi öğrencilerinin tıbbı meslek olarak seçmelerinde etkili olan faktörlerin sırasıyla; geniş bir yelpazede iş olanakları sunması, kişisel becerilerini kullanmaya olanak vermesi ve tıp mesleğine olan özel ilgi olduğu tespit edilmiştir. İngiltere’de yapılan bir çalışmada ise (49), öğrencilerin çoğunun tıbbı meslek olarak seçmesinde etkili olan faktörler; birinci sırada tıbba duyulan ilgi, ikinci sırada ise başkalarına yardım etme isteği olarak bulunmuştur.

Dünyanın her yerinde, hekimlik mesleğinin, iyi sosyal ve ekonomik yaşam sağlaması, insanlara yardım etme hazzı, daha rahat bir gelecek sağlaması gibi faktörler bu mesleği tercih etmede etkili faktörler olarak görülmektedir.

Doğu Anadolu Bölgesindeki tıp fakültesi öğrencileri arasında yapılan bir çalışmada (23) öğrencilerin tıp mesleğini tercih etmelerinde birinci sırada etkili olan iki faktörün, “mesleğe duyulan ilgi” (%43) ve “ailenin etkisi” (%43) olduğu görülmüştür. Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yapılan çalışmada (56), öğrencilerin tıp fakültesini seçmelerinde en önemli faktörler olarak; birinci sırada kendi istekleri (%63) ikinci sırada da ailelerinin isteği (%26,7) olduğu tespit edilmiştir. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri

(13)

9

arasında yapılan bir çalışmada (57) öğrenciler, hekimlik mesleğini seçmede en önemli neden olarak mesleğin manevi kazancı ve etkili faktör olarak da kendi istekleri olduğunu belirtmişlerdir. Köksal ve arkadaşlarının Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde yaptığı çalışmada (3), öğrencilerin hekimlik mesleğini seçmelerinde birincil faktörün kendi istekleri (%62,3), ikincil faktörün de ailelerinin istekleri (%27,9) olduğu belirtilmiştir.

Genç ve arkadaşlarının yaptığı (58) çalışmada, meslek seçiminde en fazla etkili olması beklenen aile faktörü (%58,2) ilk beş neden arasında belirtilmemiştir. Konu ile ilgili diğer birçok çalışmada ise “aile veya arkadaş etkisi” en önemli etkenler arasında yer aldığı bulunmuştur (3, 23, 35, 56). Yapılan bir çalışmada (59) öğrencilerin %72’si tıp fakültesini kendi isteği ile seçtiklerini belirtmiştir. Başka bir çalışmada (34), öğrencilerin tıp mesleğini tercih nedenleri; hastalara yardım isteği (%88,6), tıbba ilgi duyma (%87,3), iş garantisi olması (%86,8), hekimliğin saygın bir meslek olması (%82,7), okulda başarılı bir öğrenci olmak (%77,7) ve bu mesleğe yeteneği olması (%61,7) şeklinde sıralanmıştır.

Tıp fakültesi tercihinde olduğu gibi uzmanlık alanı tercihlerinde de etkili olan faktörleri araştıran birçok çalışma mevcuttur. Bir çalışmada (60), davranışsal, sosyoekonomik ve demografik faktörler gibi bazı etkenlerin, uzmanlık alanı seçiminde etkili olduğu saptanmıştır. Aynı çalışmada, öğrencilerin daha kontrollü bir yaşam tarzı sunan uzmanlık alanlarını tercih oranlarının yüksek olduğu görülmüştür. Başka bir çalışmada (61), kişisel tercihler ve mesleki başarı, meslek özellikleri, mesleki eğitim süresi, kişisel yetenek, kariyer sonrası eğitim fırsatları ve eğitim sonrası yaşam tarzı gibi faktörlerin uzmanlık seçiminde etkili olduğu bulunmuştur. Tıp eğitimi esnasında edinilen bilgilerin, uzmanlık seçiminde yol gösterici olabileceği tespit edilmiştir (44).

Uzmanlık alanlarındaki farklı beklentiler ve bireysel özellikler nedeniyle başarı ve mutluluk oranları da değişebilmektedir. Bireyin kendisini iyi hissettiği bir uzmanlık alanını seçmesi, işinde de daha verimli olmasını sağlamaktadır. Kişilik özellikleri, aile yapıları ve farklı genetik yapılara sahip olan bireyler, uzmanlık alanı seçiminde de farklı düşünce ve isteklere önem vereceklerdir. Her hekimin her uzmanlık alanına bakış açısı ve o alandan beklentisi de farklıdır (44). Ülkemizde yapılan çalışmalarda (3, 6), en çok tercih edilen ve istenen uzmanlık dallarının Pediatri, Dahiliye, Kadın Hastalıkları ve Doğum, Kardiyoloji ve Göz Hastalıkları olduğu tespit edilmiştir. Yapılan uluslararası bir çalışmada, Pratisyen Hekimlik, Acil Tıp ve Anesteziyoloji en sık tercih edilen uzmanlık dalları iken; diğer bir çalışmada ise Dahiliye, Aile Hekimliği ve Pediatri’nin en sık tercih edilen uzmanlık dalları olduğu görülmüştür (3, 7).

(14)

10

Edinburg Bildirgesi’ne göre tıp eğitiminin amacı bireyin sağlığını devam ettirmek, iş verimini arttırmak ve nitelikli hekimler yetiştirmek olarak tanımlanmıştır (62). Dünya Hekimler Birliği ise tıp eğitiminin temel amacının, yetenekli ve yeterli hekimler yetiştirmek olduğunu belirtmiştir (62, 63). Dinamik bir bilim dalı olan tıp eğitiminde, toplumun sağlık sorunlarına cevap verebilecek, yeterli bilgi ve beceri düzeyine sahip hekimler yetişmesi gerekmektedir (62). Ülkemizde tıp fakültelerinde en önemli sağlık sorunları göz önüne alınarak tıp eğitimi planlanmış olmasına rağmen, hala sağlık sorunlarından uzak, tek amacı uzmanlık sınavını kazanmak olan öğrenciler ve hekimler yetişmektedir (64, 65, 66, 67). Tıp eğitiminin amacı aslında toplumun sağlığını koruyacak, sağlık sorunlarına hakim, tıp bilimini geliştirecek bilim ve donanıma sahip hekimler yetiştirmek olmalıdır (67, 68).

Ülkemizde tıp fakültesi öğrencileri ve pratisyen hekimler TUS’ta başarılı oldukları takdirde tercihleri doğrultusunda farklı uzmanlık alanlarında eğitim görürler (69). Altı yıllık tıp eğitimi bittikten sonra tıp doktoru unvanı alan hekimler, mevcut sağlık sisteminden uzaklaşarak, Tıpta Uzmanlık Sınavında başarılı olmayı zorunlu hedef olarak görmektedirler. Akademik anlamı dışında daha büyük öneme sahip olan tıpta uzmanlık eğitimi, insan sağlığı, hastalık tanı ve tedavisinde doğrudan yetkinlik kazanmak açısından da çok önemlidir. Bu yüzden uzmanlık seçiminde alınacak olan karar, sağlık hizmetinden yararlanacak olan toplumu da dolaylı olarak etkileyecektir (70). Uzmanlık seçimi ve kariyer tercihi öğrencinin performansını, akademik başarısını ve toplumun sağlığını etkileyecek olan önemli bir unsurdur. Kariyer seçiminde bireylerin kişisel özelliklerinin daha etkili olduğu belirten çalışmalarla (71) birlikte hekimlerin hem eğitim hem de yaşam koşullarını etkileyen uzmanlık eğitiminin, bunlardan da etkilendiği bulunmuştur (72). Tıpta Uzmanlık Sınavı; toplumun bakış açısı, ekonomik kaygılar, aile baskısı, saygınlık görme isteği, statü sahibi olabilmek gibi birçok nedenle, hekim ve hekim adaylarının tek amacı haline gelmiştir (3, 5, 10).

Tıp fakültelerinden mezun olan hekimler için önemli olan TUS, hekim sayısının ve yeni kurulan fakültelerin her yıl artması, sağlık sistemleri ve uzmanlık kadrolarının sınırlı kalması gibi birçok faktörden etkilenmektedir (9). Tıp fakültesi ve öğrenci sayılarındaki artış uzmanlık eğitimi almak isteyen hekimlerin sayısını da arttırmıştır. Uzmanlık eğitimi almak isteyen adayların seçimi için 1987 yılında Tıpta Uzmanlık Sınavı uygulaması başlatılmıştır (74). Bu sınav, diğer ülkelerde yapılan sınavlardan farklı özellikler içermektedir (74). Tıp fakültelerinin amacı aslında pratisyen hekim yetiştirmek olsa da, TUS’un öğrenciler ve hekimler üzerindeki etkisi göz ardı edilemez (75). Ülkemizde uzmanlık eğitiminin düzenlenmesi 11 Nisan 1928 yılında çıkarılan 1219 Sayılı Tababet ve Suabatı San’atların

(15)

11

Tarzı Icrası’na Dair Kanun’un 9. Maddesine dayanarak Sağlık Bakanlığı’na verilmiştir. Eylül 1987’den itibaren tıpta uzmanlık eğitimine giriş merkezi bir sınavla gerçekleşmektedir. Yüksek Öğretim Kuruluna (YÖK) bağlı Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından gerçekleştirilen tıpta uzmanlık sınavı (TUS), çoktan seçmeli sorularla bilgiyi ölçmeye yönelik bir sınavdır (53). Günümüzde pratisyen hekimliğe hak ettiği değerin verilmemesi, mesleki itibarı ve maddi sorunlar nedeniyle, hekimler TUS’u mutlaka kazanılması gereken amaç olarak görmeye başlamışlardır. Tıpta uzmanlık sınavı aslında hedeflenen dalda uzmanlaşma olanağı sağlayan bir aşama olarak algılanmalıdır (9, 73). En son yapılan 2014 yılı ilkbahar ve sonbahar TUS sınav dönemleri incelendiğinde, bir dönemde tercih yapan aday sayısının 4462, kontenjan sayısının sadece 2793 olduğu görülmüştür. Bu durum, son yıllarda daha fazla tıp fakültesi açılması, her yıl 5000’in üzerinde mezun hekim olması fakat asistan kadrolarının artırılmaması ile açıklanabilir. Mezuniyet öncesi eğitimin birinci basamak sağlık hizmetlerini özendirmeyen içeriği sebebiyle, herhangi bir alanda uzmanlaşmak tüm tıp fakültesi mezunlarının tek isteği haline gelmiş ve TUS yarışma ortamı halini almıştır (76). Türkiye’de uzmanlık eğitimi alabilmenin tek yolu, tıpta uzmanlık sınavında başarılı olmaktan geçmektedir (74). Pratisyen hekimliğin toplumdaki saygınlığının giderek azalması nedeniyle TUS, hekimlerin toplumda statü sahibi olabilmek için tek amacı haline gelmekte, mezuniyet sonrası eğitim sürecinin belirsizliği gibi etkenlerle öğrenciler daha hekimlik mesleğine başlamadan yıpranmaktadırlar (67).

Tıpta Uzmanlık Sınavına öğrencilerin yaklaşımını, beklentilerini ve bu sınava girme sebeplerini araştıran birçok çalışma mevcuttur. Bir çalışmada (9) öğrenciler kendisini bir alanda geliştirmek için, mesleki kariyer içi ve para kazanmak için TUS’u kazanmak istediğini belirtmiştir. Araştırma grubundan 12 kişi TUS’a girmeyeceğini belirtmiştir. Bunların yedisi erkek, beşi kadındır. TUS’a girecek olanların %49,1’i TUS’u kazanmak isteme nedeninin bir alanda kendini geliştirme isteği olduğunu söylemiştir. Yüzde 35,3’ü kazanma isteği nedenine mesleki kariyer, %9,2’si para kazanmak derken; aile isteği, mecburi hizmeti ertelemek, pratisyen hekimliğin tatmin edici olmaması gibi nedenleri belirten katılımcılar da olmuştur. Çiçek ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (76) ise hekimlerin %60’ının birinci basamaktaki olumsuz koşullar ve pratisyen hekimlerin yaşadığı güçlükler nedeniyle uzmanlaşmayı istedikleri belirlenmiştir. Uzmanlaşmak için ikinci nedenin ise daha iyi ekonomik koşullara ulaşma isteği olduğu görülmüştür.

Özmen ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (53) katılımcılara uzmanlık eğitimini en çok hangi nedenlerle yapmak istedikleri sorulmuş, en sık sebep olarak akademik kariyer

(16)

12

yapma isteği (%48,0), ikinci olarak daha prestijli olma (%43,0), üçüncü olarak bilimsel disipline duyulan ilgi (%42,0) iken, ekonomik düşünceler sebebiyle uzmanlık yapma isteği %17,0 ile en son sırada yer almıştır. Katılımcılar %98,0 gibi büyük bir çoğunlukla uzmanlık eğitimi almak istediklerini belirtmişlerdir. 1988 yılında Kasapoğlu’nun yaptığı araştırmada (77), mezuniyet sonrası uzmanlık eğitimi almak isteyenlerin oranı %93,5; 1993 yılında Bakır’ın yaptığı araştırmada (78) %93,0; 1999 yılında Köksal ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (3) %89,0 olarak tespit edilmiştir. 2002 yılında Günay’ın çalışmasında (79) bu oran %98,4 iken, 2007 yılında Canbaz ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (67) %96,4 tür. Taysi ve arkadaşlarının (80) yaptığı çalışmada, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde intern hekimlerinin sadece %1,1’i, Yarıs ve arkadaşlarının (81) yaptıkları çalışmada ise, Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi örgencilerinin sadece %1,2’si TUS’a girmemeyi, pratisyen hekim olarak yaşamını devam ettirmeyi düşündüğünü ifade etmiştir. Canbaz ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (67) katılımcıların sadece % 3,6’sı TUS’a girmeyi düşünmemektedir. İstanbul’da Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilere yapılan bir araştırmada (82) öğrencilerin %98,5’i “uzman hekim olmak istediğini” belirtmiştir. İnönü Üniversitesinde yapılan bir çalışmada (58), tıp öğrencilerinden %62’si uzman hekim olmak istediğini belirtilmiştir. Ergin ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (33), tıp öğrencileri arasında tüm sınıflarda uzman hekim olmayı isteme nedenleri arasında ‘mesleki tatmin’ ilk sırada bulunmuştur (%71,5). Maddi olanakların daha iyi olduğu düşüncesi uzman hekim olmak isteme nedenleri arasında ikinci sırada yer almıştır (%52,2). Altıncı sınıflarda şehir merkezinde çalışmak için uzman hekimliği isteme oranı %57,6; uzman hekim olmak için aile baskısı görenlerin oranı %30,3; toplumun pratisyen hekime yeterince değer vermemesini öne sürenler %15,8 ve akademik kariyer için uzman hekimliği tercih edenler %30,3 olarak bulunmuştur. Köksal ve arkadaşları (3) ile Dikici ve arkadaşlarının (6) yaptığı çalışmalarda, uzman hekim olmayı isteme nedenleri içinde en sık olarak ‘uzmanlıkta maddi olanakların daha iyi olması’ yer almaktadır.

Tıp fakültesi öğrencilerinin ve hekimlerin uzmanlık alanları konusunda seçim yaparken dikkate aldıkları ve etkilendikleri faktörlerin neler olduğunu araştıran çok sayıda çalışma mevcuttur (83, 84, 85). Emül ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (13) öğrencilerin uzmanlık alanı seçimlerinde; %75,9’u çalışılacak bölgenin coğrafi özelliklerinin önemli olduğunu belirtmiştir. “İyi para kazandırması tercih nedenidir” yorumuna katılımcıların %50,3’ü katılıyorum, %21,2’si ise katılmıyorum şeklinde cevap vermiştir. Nöbetin az olmasının tercih nedeni olduğuna katılanların oranı %69,4 iken, katılmayanların oranı %18,2’dir. Tan ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (72), uzmanlık eğitimi tercihinde sırasıyla

(17)

13

uzmanlaşma isteği (%52), mesleki ideali olması (%51,2), uzmanlık dalının geleceğinin parlak olması (%50,4) yer almıştır. Akademik kariyer yapma olanaklarının yüksek olması (%15,1) ve bölümün saygınlığı (%28,2) çoğu asistan hekim için tercih nedeni olarak gösterilmemiştir. Maddi getiri, çalışmaya katılan asistan hekimlerin %25,8’inin uzmanlık dalı tercihini etkilemektedir.

Son sınıf öğrencileri ile yapılan benzer çalışmalarda (79, 86), öğrencilerin uzman hekimliği istemelerinin en önemli nedeni maddi tatmin (% 42,4) iken, bunu sırasıyla mesleki tatmin (% 38,0), sosyal statü (% 25), bir uzmanlık alanına ilgi duyma (% 11,4) ve akademik kariyer isteği (% 9,8) izlemiştir. ABD’de yapılan araştırmada (87), tıp öğrencileri arasında uzmanlık dalının seçiminde en az etkili olan faktörler prestij ve parasal getiri olarak tespit edilmiştir. Özmen ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (53), tıpta uzmanlaşma nedenleri arasında en fazla %48 ile akademik kariyer yapma isteğinin olduğu görülmüşken, %17 ile ekonomik nedenler en son sırada yer almıştır. Köksal ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (10), uzmanlaşma isteğindeki en sık sebep %21,5 ile maddi sebepler iken, akademik kariyer arzusu %10,2 olarak tespit edilmiştir. Öğrencilerin %8,3'ü pratisyen hekimliğin toplumda önemsiz oluşu nedeni ile uzmanlığı tercih ettiklerini belirtmiştir. Başka bir çalışmada (3), "Daha iyi hekimlik yapmak" yanıtını verenlerin oranı %13,1 iken; bir dalda uzmanlaşmayı düşünenlerin oranı % 87,5 olarak bulunmuştur.

Çiçek ve Terzi’nin yaptığı bir çalışmada (76), uzmanlaşma nedeni olarak ilk sırada %75,9 ile bir bilim disiplinine ilgi duymak gelmiştir. Aynı çalışmada diğer uzmanlaşma nedenleri arasında %59,5 oranında birinci basamak sağlık hizmetlerinin ve pratisyen hekimliğin doğru uygulanmaması, %54,5 oranında ekonomik nedenler, %45,6 oranında uzmanlığın pratisyen hekimliğe göre daha prestijli olması ve %25,5 oranında akademik kariyer yapma isteğinin geldiği tespit edilmiştir. Köksalan’ın öğrencilerin kariyer seçiminde etkili olan faktörleri belirlemeye yönelik çalışmasında (23), birinci sırada “öğrencinin mesleğe duyduğu ilgi” yer almıştır. İkinci sırada “ailenin”, üçüncü sırada da “öğretmenlerin etkisi” gelmiştir.

Khader ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (88), uzmanlık tercihlerini etkileyen faktörlerden “beklenen kazanç düzeyi” oldukça önemli bulunmuştur. Pakistan ve Tayvan’da yapılan çalışmalarda (89, 90), kariyer seçimlerini etkileyen en önemli faktör, öğrencilerin bölüme duydukları kişisel ilgi olarak bulunmuştur. Azizzadeh ve arkadaşları (91), uzmanlık eğitiminin yaşam stiline etkilerinin, çalışma saatlerinin, hasta ve hekim ilişkisinin de uzmanlık alan tercihlerini etkilediğini belirtmişlerdir.

(18)

14

Konu ile ilgili yapılan bir çalışmada (38), nöbet tutmanın, uzmanlık alan tercihlerini olumlu yönde etkilediğini düşünen öğrencilerin oranı %75,7 olarak bulunmuştur. Yüksek gelir umudu %61,7, değişik hastalar ve hastalıklar görmenin hekimi olumlu yönde etkilediğini düşünen öğrencilerin oranı %62,6 ve kişisel yetenek ve beceri düzeyinin etkili olacağını belirtenlerin oranı ise %80,4 olarak bulunmuştur. Phelps ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada ise (92), beklenen gelir düzeyinin, doktorların meslek seçimini ve uzmanlık alanlarını etkilediği bulunmuştur. Kalaça ve arkadaşları tarafından İstanbul’da Tıp Fakültesi son sınıf öğrencileri arasında yapılan bir araştırmada (82) ise kazancın yüksek olması öğrencilerin %34,4’ü tarafından uzmanlık tercihlerinde bir etken olarak seçilmiştir. Uzmanlık alan tercihlerinde tıp öğrencileri için hasta sayısı ve hastalık çeşitliliğinin %61,4 oranında tercih sebebi olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin uzmanlık tercihini belirleyen ilk neden (%51,7) seçilen alanın öğrencinin beceri ve yeteneklerine uygunluğu olarak gösterilmiştir. Altuntaş ve arkadaşlarının dördüncü sınıf öğrencileri arasında yaptığı araştırma (93), en fazla o alana ilgi duymanın, dersi sevmenin, hocaların ve danışmanların etkili olduğunu, çoğunluğunun uzmanlık alan seçiminde kendi kişisel gelişimlerini desteklediği için tercih ettiklerini saptamıştır. Pamukkale Üniversitesi tıp fakültesi öğrencileri arasında yapılan başka bir çalışmada (14), öğrencilerin uzmanlık alanı tercihlerini etkileyen en sık üç etmenin sırasıyla; mesleki tatmini, maddi olanakların daha iyi olduğu düşüncesi ve şehir merkezinde çalışma olasılığı olarak sıralandığı tespit edilmiştir.

Acil tıp uzmanlık eğitimi, dünyada ilk kez 1970 yılında ABD acil servislerinde artan doktor gereksinimi nedeniyle uygulamaya başlanmıştır. 1970 yılında ilk olarak ABD’de Acil Tıp Klinikleri kurulmuştur. Zaman içinde Avrupa ülkelerinde ve ABD’de ayrı bir uzmanlık dalı olarak görülmeye başlamıştır. Son yıllarda batıda hızla gelişen Acil Tıp hizmetlerindeki yenilikleri, Türkiye’ de yakından izlemeye başlamıştır (94). Ülkemizde, daha önce pratisyen hekimlerle triaj yapma, ilk acil müdahale ve gerekli konsültanların çağrılması şeklinde verilen acil servis hizmetleri, zamanla ayırıcı tanı ve acil tedavilerin uygulanmasını esas alan yeni bir alana dönüşmüştür. 1990’ların başlarında yapılan toplantılar sonrası Acil Tıp Uzmanlığı’nın yeni bir Anabilim Dalı olarak kabul edilmesine karar verilmiştir. Türkiye’de Acil Tıp bölümü resmi olarak 1994 yılında Dokuz Eylül ve Fırat Üniversiteleri’nde başlamıştır (95). Nisan 1994’te de tıpta uzmanlık sınavında ilk defa eğitime başlanmıştır. Ülkemiz Acil Tıp uzmanlığıyla 1993 yılında tanışmış ve 1994’ten itibaren Acil Tıp uzmanlık eğitim programları 2-3 üniversitede başlamış sonrasında ilk Acil Tıp uzmanları 1998 yılının sonunda eğitimini tamamlayıp göreve başlamıştır.

(19)

15

Acil Tıp Uzmanlığı, 30 Nisan 1993 tarih ve 21567 sayılı Resmi Gazete ile “İlk ve Acil Yardım” adı ile yeni bir uzmanlık ana dalı olarak kabul edilmiştir. Eylül 2006 dönemi Tıpta Uzmanlık Sınavına kadar toplam 33 Tıp Fakültesine bağlı kurulan Acil Tıp Anabilim Dallarında asistan kadrosu ile eğitime başlanmıştır. İlk kez Nisan 2006 dönemi Tıpta Uzmanlık Sınavında olmak üzere Sağlık Bakanlığı’na bağlı Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde, Acil Tıp Asistan kadrosunda sınavda başarılı olan hekimler, uzmanlık eğitimine başlamışlardır (94, 96).

Acil Tıp uzmanlığı, Türkiye için hala genç ve hızla gelişmekte olan bir uzmanlık dalıdır. 2000’li yılların başlarında acil servis bakımının %90’a yakınının pratisyen hekimler tarafından yapıldığı ülkemizde, acil tıp uzmanlık eğitiminin yaygınlaşmasıyla bu oranda azalma olması beklenmektedir (97). 2006 yılından itibaren eğitim araştırma hastanelerinde Acil Tıp uzmanlık eğitimi verilmeye başlanması ve Acil Tıp uzmanlarının sayısının hızla artması, bazı güçlükleri beraberinde getirmiştir. Yılda 1500 Acil Tıp uzmanının toplam işgücüne sahip olduğu ABD’de eğitimin standartlaştırılması için yapılan uygulamalar arasında; sürekli mezuniyet sonrası eğitim, asistan eğitim programları, kent dışı alanlarda Acil Tıp hizmetlerinin desteklenmesi ve kurumsal sertifikasyon programları bulunmaktadır (98). Acil Tıp Uzmanlığı, Türk Tıp tarihinin en son yapılanan, en genç uzmanlık alanlarından birisidir. Oldukça dinamik bir yapıya sahip olan uzmanlık alanı aynı durumunu akademik çalışmalarda da göstermektedir. Acil Tıp tüm dünyada giderek popülerlik kazanan ve bulunduğu ülkelerde sağlık sisteminin düzenlenip tedavi kalitesinin arttırılmasına öncülük eden yeni bir bilim dalı olarak kabul edilmektedir. Acil Tıp çok farklı alanlarda etkin rol oynamaya başlamıştır. Pediatrik Acil Tıp, Toksikoloji, Geriatrik Acil Tıp gibi klasik üst uzmanlık alanları dışında Seyahat Gemisi doktorluğu, Dağcılık Tıbbı, Yoğun Bakım Tıbbı, Vahşi Doğa Tıbbı ve Su Altı Tıbbı yurtdışında Acil Tıp doktorluğunun yeni gelişen üst uzmanlık dalları da bulunmaktadır. Türkiye’de Acil Tıp içerisinde henüz kesinleşmiş bir üst uzmanlık dalı yoktur. Önerilen üst uzmanlık dalları arasında ise Toksikoloji, Ambulans Hekimliği ve Pediatrik Acil Tıp (pediatri hekimlerince hali hazırda uygulanmaktadır) yer almaktadır. Acil Tıp Uzmanlığı ülkemizde yeni gelişen bir uzmanlık dalı olduğundan henüz bu bilim dalının kurulmadığı tıp fakültelerimiz az da olsa mevcuttur. Ancak zaman içerisinde tüm tıp fakültelerinde bu oluşum gerçekleşecektir. Henüz çok yeni bir uzmanlık dalı olması nedeniyle geniş iş imkanlarına sahiptir. Daha kurulmamış anabilim dallarının da kurulması ile birlikte bu alanda bir süre daha akademik personel ihtiyacının yüksek olacağı kesindir. Acil Tıp uzmanlarının uzun bir süre iş bulma konusunda herhangi bir sıkıntı çekmeleri

(20)

16

beklenmemektedir. Şu andaki mevcut ortalama yıllık mezun sayısıyla, tüm acil servislerde Acil Tıp uzmanlarının çalışabilmesi, ancak 50 yıl kadar sonra mümkün olabilecektir. Sağlık Bakanlığı’nın yeni düzenlemeleri ile Acil Tıp doktorlarının kazançları da oldukça tatminkâr düzeylere gelebilecektir (44). Acil Tıp uzmanlığının olumlu yönleriyle birlikte birçok olumsuz, öğrenci ve hekimleri tercih etme konusunda düşündüren özellikleri de mevcuttur. Nöbetlerinin yoğun geçmesi, karşılaşılan hastaların zor ve birçok bölümü ilgilendiren tanıları içermesi, bedensel ve ruhsal açıdan daha fazla yorulma gibi özelliklerinin yanında sözel ve fiziksel şiddete maruz kalma ihtimali de öğrenciler için tercih etmeyi düşünmemede önemli faktör olarak gösterilebilir. Acil servisler, hastalar, hasta yakınları ve burada çalışanlar için stresli ortamlardır. Acil servis çalışanları zaman zaman hasta yakınları ve hastalar tarafından, sözel veya fiziksel şiddete maruz kalmaktadır. Türkiye’de; son yıllarda acil servislerde çalışanlara yönelik şiddet olayları artmıştır (95).

Öğrenciler tıp eğitimleri esnasında hangi uzmanlık alanında kariyer yapmak istediklerine de karar vermektedirler.Staj eğitimlerinde edindikleri bilgilerle tercih edecekleri bölüm düşüncesini de şekillendirmiş olurlar. Yeni bir uzmanlık dalı olan Acil Tıp Anabilim Dalı (AD) hakkında öğrencilerin görüşlerini değerlendiren, Acil Tıp uzmanlığını seçip ve seçmeme sebeplerini araştıran bir çalışmaya literatürde rastlanmamış olup Acil Tıp’ta uzmanlaşma kararının alınmasında hangi faktörlerin önemli olduğunu gösteren ülkemizde yapılmış yeterli çalışma bulunamamıştır (99). Chapman ve arkadaşlarının 1999 yılında birinci ve ikinci sınıftaki 210 öğrenci arasında yaptıkları çalışma (100), ‘Acil Tıp’ stajının öğrencilerin acil tıbba ilgisini arttırdığını göstermiştir. Eğitimleri esnasında aldıkları teorik dersler ve son yılda acil serviste yaptıkları staj öğrencinin kariyer seçiminde doğru kararı vermesine ya da hatalı seçim yapmamasına da yardımcı olacağı düşünülmüştür (99).

(21)

17

GEREÇ ve YÖNTEMLER

Çalışma Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu’nun 17.12.2014 tarih ve TÜTF-BAEK 2014/217 sayılı onayı (Ek 1) alındıktan sonra, 01.01.2015- 01.03.2015 tarihleri arasında gerçekleştirildi.

ARAŞTIRMANIN YERİ VE ZAMANI

Araştırma; 2014-2015 eğitim yıllında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğrenim görmekte olan son sınıf öğrencileri ve Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi 2013-2014 eğitim yılında öğrenim görüp yeni mezun olmuş hekimler arasında yüz yüze ve telefonda görüşme, internetteki sosyal platformlar yoluyla 2015 yılı içerisinde yapıldı.

ARAŞTIRMANIN EVRENİ VE ÖRNEK

Araştırmada örneklem seçilmemiştir. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi 2014-2015 eğitim yıllında öğrenim görmekte olan son sınıf öğrencileri ve Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 2013-2014 eğitim yılında öğrenim görüp yeni mezun olmuş hekimlerin tümü araştırmanın evrenini oluşturmuştur. Tüm son sınıf öğrencilerine ulaşılarak gözlem altında ve yeni mezun hekimlere telefonda görüşme ile ve sosyal platformlar kullanılarak anket yapıldı. Planlama aşamasında son sınıf öğrencileri ve yeni mezun hekimlerin sayısı 306 olarak belirlendi.

(22)

18 ARAŞTIRMANIN TİPİ

‘Tıpta Uzmanlık Sınavına Hazırlanan Son Sınıf Öğrencileri ve Yeni Mezun Hekimlerin Acil Tıp Uzmanlık Dalı Hakkındaki Görüşleri ve Tercihlerini Etkileyen Faktörler’ adlı bu tez çalışması kesitsel bir araştırmadır.

ARAŞTIRMANIN DEĞİŞKENLERİ Bağımlı Değişkenler

Acil Tıp Uzmanlığı Hakkındaki Görüş Tıp Fakültesini Tercih Etme Nedenleri Tıpta Uzmanlık Sınavına Girme Nedenleri Uzmanlık Seçimi ve Kariyer Planlaması

Bağımsız Değişkenler  Cinsiyet  Yaş

 Medeni durum

 Annenin eğitim durumu  Babanın eğitim durumu  Annenin mesleği  Babanın mesleği  Ailenin gelir durumu  Liseyi okuduğu şehir  Kişilik özellikleri  Sigara içme durumu  Alkol kullanma durumu

 Acil Tıp uzmanlığını seçme ve seçmemeye neden olan faktörler

Varsayımlar

H0: Tıpta Uzmanlık Sınavına Hazırlanan Son Sınıf Öğrencileri ve Yeni Mezun Hekimlerin Acil Tıp Uzmanlık Dalı Hakkındaki Görüşleri ve Tercihlerini Etkileyen Faktörler açısından bağımsız değişkenlerimizle bu faktörler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur.

(23)

19

H1: Tıpta Uzmanlık Sınavına Hazırlanan Son Sınıf Öğrencileri ve Yeni Mezun Hekimlerin Acil Tıp Uzmanlık Dalı Hakkındaki Görüşleri ve Tercihlerini Etkileyen Faktörler açısından bağımsız değişkenlerimizle bu faktörler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardır.

Veri Toplama

Çalışmanın başlangıcında, ilgili makamlara başvurularak gerekli resmi izinler alındı. Son sınıf öğrencilerinin ve yeni mezun hekimlerin eğitimlerini ve çalışmalarını engellemeyecek şekilde, kendilerinin uygun gördüğü bir zamanda gözlem altında ve sosyal platformda araştırmacı tarafından oluşturulan anket formları kullanıldı.

Anket formunun ilk 12 sorusu bazı sosyoekonomik ve demografik verileri içeriyordu. Anket formunun 13, 14, 15, 16, 17, 18 ve 19. soruları, öğrencilerin ve hekimlerin tıp fakültesini tercih etme, Tıpta Uzmanlık Sınavına girme ve girmeme sebeplerini, uzmanlık seçiminde ve kariyer planlamasında etkili olan faktörleri, en prestijli olan, tercih edilecek ve istenmeyen ilk üç uzmanlık dalını değerlendiren sorular içeriyordu. Anket formunun 20, 21 ve 22. soruları Acil Tıp uzmanlığını seçmeyi ve seçmemeyi düşünmede etkili olan olumlu ve olumsuz faktörleri değerlendiren veriler içeriyordu.

Anket formunun katılımcı tarafından gözlem altında ya da telefon görüşmesi ile doldurulması istendi (Ek 2).

Verilerin Değerlendirilmesi

Araştırmacı tarafından oluşturulan anket formlarının incelenip verilerin değerlendirilmesinde SPSS 16,0 for Windows (IBM statistics) bilgisayar programı kullanıldı. Verilerin analizinde One-Sample Kolmogorov-Smirnov Test, Mann-Whitney Test veki-kare testleri kullanıldı. Farklılıkların belirlenmesinde; p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı fark olarak kabul edildi. Bulguların sunulduğu grafiklerde veriler, sütun yüzdesi alınarak değerlendirildi.

Tıp fakültesini tercih etme, Tıpta Uzmanlık Sınavına girme sebeplerinin, uzmanlık seçiminde ve kariyer planlamasında etkili olan faktörlerin, Acil Tıp uzmanlığını seçme ve seçmemede etkili olan faktörlerin yer aldığı grafikler oluşturulurken ‘kesinle katılmıyorum’, ‘katılmıyorum’, ‘kararsızım’, ‘katılıyorum’ ve ‘kesinlikle katılıyorum’ şeklinde adlandırıldı. Bulgular bölümünde veriler yorumlanırken ‘kesinlikle katılmıyorum’ ve ‘katılmıyorum’

(24)

20

cevapları kendi arasında ‘katılmıyorum’ olarak; ‘katılıyorum’ ve ‘kesinlikle katılıyorum’ cevapları kendi arasında ‘katılıyorum’ olarak değerlendirildi.

Araştırmanın Sınırlılıkları

Araştırmanın başlangıcındaki hedef, son sınıf öğrencileri ve yeni mezun hekimlerin tamamının araştırmaya dâhil edilmesi olarak belirlendi. Tüm çabalara rağmen, verilerin toplandığı dönemde, sosyal platformda yeni mezun altı hekime ulaşılamaması nedeniyle %100 katılım sağlanamadı. Araştırmaya %98 oranında katılım sağlandı.

(25)

21

BULGULAR

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğrenim görmekte olan son sınıf öğrencilerinin ve 2013-2014 yılında öğrenim görüp mezun olan hekimlerin, bazı sosyoekonomik ve demografik verilerinin değerlendirilmesi, tıp fakültesini tercih etme ve tıpta uzmanlık sınavına girme nedenlerinin, uzmanlık seçiminde ve kariyer planlamasındaki tercihlerinde etkili olan faktörlerin değerlendirilmesi ve Acil Tıp uzmanlığı hakkındaki olumlu ve olumsuz görüş ve düşüncelerini etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi şeklinde üç ana bölümü içerecek şekilde değerlendirildi.

TRAKYA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ’NDE ÖĞRENİM GÖRMEKTE OLAN SON SINIF ÖĞRENCİLERİ VE 2013-2014 YILINDA ÖĞRENİM GÖRÜP MEZUN OLAN HEKİMLERİN BAZI SOSYOEKONOMİK VE DEMOGRAFİK VERİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Çalışma esnasında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğrenim gören son sınıf öğrencilerinden %100’üne (n=180) ve Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 2013-2014 yılında öğrenim görüp mezun olan hekimlerden %94’üne (n=114) ulaşılmıştır.

Çalışmaya katılanların %56’sı (n=168) kadın, %44’ü (n=132) erkeklerden oluşmakta idi. Katılımcıların yaş ortalaması bayanlarda 24,25 ± 1,31 yıl (minimum 22, maksimum 28, ortanca 24) ve erkeklerde 24,45 ± 1,36 yıl (minimum 22, maksimum 30, ortanca 24) olarak bulunmuştur. Katılımcıların sayıları ve yaşları bakımından kadın ve erkekler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p=0,210) (Şekil 1).

(26)

22

Çalışmaya katılanların %95,3’ünün (n=286) bekâr, %4,7’si (n=14) evli olduğunu belirlendi. Çalışmaya katılan kadınların %94’ü (n=158) bekâr, %6’sı (n=10) evli; erkeklerin %97’si (n=128) bekâr, %3’ü (n=4) evli olduğunu belirtmiş olup medeni durumları bakımından kadın ve erkekler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p=0,234).

Şekil 1. Erkek ve kadınların medeni durumlarına göre dağılımı (n=300)

Çalışmaya katılanlar, annelerinin eğitim durumlarını %2’si (n=6) okur-yazar değil, %20,3’ü (n=61) ilkokul mezunu, %13,7’si (n=41) ortaokul mezunu, %25,7’si (n=77) lise mezunu, %33,7’si (n=101) üniversite mezunu, %4,7’si (n=14) yüksek lisans ve doktora mezunu olarak belirtmiştir. Kadınların annelerinden okur-yazar olmayan yoktu. Erkeklerin annelerinin %4,5’i (n=6) okur-yazar değildi. Kadınların annelerinin %41,1’i (n=69) üniversite mezunuyken, erkeklerin annelerinin %24,2’si (n=32) üniversite mezunuydu. Bayanların annelerinin daha yüksek oranda üniversite mezunu olduğu yönünde istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p=0,002). Kadın ve erkeklerin annelerinin eğitim durumlarında diğer eğitim kademeleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (Şekil 2).

Şekil 2. Kadın ve erkeklerin annelerinin eğitim durumlarına göre dağılımı (n=300)

97% 3% 94% 6% bekar evli erkek kadın 4,50% 20,50% 18,20% 26,50% 24,20% 6,10% 0,00% 20,20% 10,10% 25,00% 41,10% 3,60%

okur yazar değil ilkokul mezunu ortaokul mezunu lise mezunu üniversite

mezunu

yüksek lisans mezunu

(27)

23

Tüm katılımcılar açısından incelendiğinde babalarının eğitim durumlarını %8,3’ü (n=25) ilkokul mezunu, %14’ü (n=42) ortaokul mezunu, %14’ü (n=42) lise mezunu, %52,7’si (n=158) üniversite mezunu, %11’i (n=33) yüksek lisans ve doktora mezunu olarak belirtmiştir. Çalışmamızda babalarından okur-yazar olmayan yoktu. Kadınların babalarının %7,7’si (n=13) ortaokul; erkeklerin babalarının %22’si (n=29) ortaokul mezunuydu. Kadınların babalarının %60,1’i (n=101) üniversite; erkeklerin babalarının %43,2’si (n=57) üniversite mezunu olup, kadınların babalarının daha yüksek oranda üniversite mezunu olduğu yönünde istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (p=0,004) (Şekil 3).

Şekil 3. Kadın ve erkeklerin babalarının eğitim durumlarına göre dağılımı (n=300)

Çalışmada katılımcıların annelerinin ve babalarının meslekleri; sağlık çalışanı, sağlık çalışanı olmayan, emekli sağlık çalışanı ve emekli sağlık çalışanı olmayan olarak değerlendirilmeye alınmıştır. Doktor, hemşire, ebe, veteriner, eczacı, uzman doktor, biyolog, diş hekimi, öğretim görevli doktor ve aile hekimi olanlar sağlık çalışanı adı altında gruplandırılmıştır.

Çalışmaya katılanlar, annelerinin mesleklerini %55,3’ü (n=166) işsiz, %5,7’si (n=17) sağlık çalışanı, %18,7’si (n=56) sağlık çalışanı olmayan, %1’i (n=3) emekli sağlık çalışanı ve %19,3’ü (n=58) emekli sağlık çalışanı olmayan olarak belirtmiştir. Kadınların annelerinin %49,4’ü (n=83) işsiz iken, erkeklerin annelerinin %62,9’u (n=83) işsizdir. Kadınların annelerinin %4,8’i (n=8) sağlık çalışanı, %0,6’sı emekli sağlık çalışanıyken, erkeklerin annelerinin %6,8’i (n=9) sağlık çalışanı, %1,5’i (n=2) emekli sağlık çalışanıdır. Kadın ve erkekler arasında annelerinin meslekleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Kadınların annelerinin %25’i (n=42) sağlık çalışanı değilken, erkeklerin

0,00% 9,10% 22,00% 15,20% 43,20% 10,60% 0,00% 7,70% 7,70% 13,10% 60,10% 11,30%

okur yazar değil ilkokul mezunu ortaokul mezunu lise mezunu üniversite

mezunu

yüksek lisans mezunu

(28)

24

%10,6’sı (n=14) sağlık çalışanı değildi ve erkeklerin annelerinin daha düşük oranda sağlık çalışanı olması açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0,018) (Şekil 4).

Şekil 4. Erkek ve kadınların annelerinin mesleklerine göre dağılımı (n=300)

Çalışmada, tüm katılımcılar açısından babalarının mesleklerini %0,7’si (n=2) işsiz, %7,3’ü (n=22) sağlık çalışanı, %51,7’si (n=155) sağlık çalışanı olmayan, %0,7’si (n=2) emekli sağlık çalışanı ve %39,7’si (n=119) emekli sağlık çalışanı olmayan olarak belirtmiştir. Çalışmaya katılanların annelerinin %55,3’ü (n=166) işsizken, babalarının sadece %0,7’si (n=2) işsizdir ve bu durum babalarının daha fazla oranda çalışan olması açısından istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Kadın ve erkeklerin babalarının meslekleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p=0,183) (Şekil 5).

Şekil 5. Erkek ve kadınların babalarının mesleklerine göre dağılımı (n=300)

62,90% 6,80% 10,60% 1,50% 18,20% 49,40% 4,80% 25% 0,60% 20,20%

işsiz sağlık çalışanı sağlık çalışanı değil emekli sağlık çalışanı emekli sağlık çalışanı

değil erkek kadın 0,00% 9,10% 47,00% 0,00% 43,90% 1,20% 6,00% 55% 1,20% 36,30%

işsiz sağlık çalışanı sağlık çalışanı değil emekli sağlık çalışanı emekli sağlık çalışanı

değil

(29)

25

Çalışmaya katılanlar, ailelerinin gelir durumunu; %6’sı (n=18) 1500 TL ve altı, %46’sı (n=138) 1500-3500 TL arası ve %48’i (n=144) 3500 TL ve üstü olarak belirtmiştir. Kadın ve erkeklerin ailelerinin gelir durumu açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p=0,130) (Şekil 6).

Şekil 6. Erkek ve kadınların ailelerinin gelir durumuna göre dağılımı (n=300)

Çalışmaya katılan kadın ve erkeklerin liseyi okudukları şehirler bakımından incelendiğinde; Trakya Üniversitesi’nde okuyan öğrencilerin %46,3’ü (n=139) İstanbul’dan, %15,3’ü (n=46) Edirne’den ve %11’i (n=33) Tekirdağ’dan takiben daha fazla yurtdışından (Azerbaycan, Kosova, Bulgaristan) olmak üzere Türkiye’nin her bölgesinden geldiği görülmüştür. Kadınların %18,5’i (n=31), erkeklerin %11,4’ü (n=15) Edirne’den; kadınların %50,6’sı (n=85), erkeklerin %40,9’u (n=54) İstanbul’dan; kadınların %8,9’u (n=15); erkeklerin %13,6’sı (n=18) Tekirdağ’dan geldiğini belirtmiştir. Kadın ve erkeklerin liseyi okudukları şehirler bakımından, kadınların daha yakın şehirlerden ve erkeklerin de bayanlara oranla daha uzak illerden geldikleri yönünde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0,00). Çalışmaya katılanlardan Şanlıurfa, Sakarya, Kahramanmaraş, Ankara ve Adana’dan gelenlerin sadece erkeklerden oluştuğu tespit edilmiştir.

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni tercih eden öğrencilerin büyük çoğunluğunun Marmara Bölgesi’nden olup Türkiye’nin tüm bölgelerinden geldiklerini, erkek öğrencilerin Edirne’ye konum itibariyle daha uzak illerden ve bayan öğrencilerin de İstanbul, Tekirdağ gibi daha yakın yerlerden geldiği tespit edildi (Şekil 7).

9,10% 45,50% 45,50% 3,60% 46,70% 50% 1500 TL ve altı 1500-3500 TL arası 3500 TL ve üstü erkek kadın

(30)

26

Şekil 7. Kadın ve erkeklerin liseyi okudukları şehirler bakımından dağılımı (n=300)

Çalışmaya katılanlar kişilik özellikleri bakımından değerlendirildiğinde; Çalışmaya katılanların %26’sı (n=78) kişiliğini telaşlı ve hareketli olarak nitelendirirken, %74’ü (n=222) kendisini telaşlı ve hareketli olarak belirtmemiştir. Kadınların %20,2’si (n=34) ve erkeklerin %33,3’ü (n=44) kişiliğini telaşlı ve hareketli olarak tanımlarken, kadınların %79,8’i (n=134) ve erkeklerin de %66,7’si (n=88) kendisini telaşlı ve hareketli olmadığını belirtmiştir. Bu fark erkeklerin daha fazla oranda telaşlı ve hareketli olduğu yönünde istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir (p=0,01) (Şekil 8).

Şekil 8. Kadın ve erkeklerin‘telaşlı ve hareketli’ kişilik özelliklerine göre dağılımı (n=300) 0,00% 10,00% 20,00% 30,00% 40,00% 50,00% 60,00% kadın erkek 20,20% 33,30% 79,80% 66,70% kadın erkek

(31)

27

Çalışmaya katılanların %18,7’si (n=56) kişiliğini sessiz ve sakin olarak nitelendirirken, %81,3’ü (n=244) kendisini sessiz ve sakin olarak belirtmemiştir. Kadınlar ve erkekler arasında sessiz ve sakin kişilik özelliği açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p=0,160) (Şekil 9).

Şekil 9. Kadın ve erkeklerin ‘sessiz ve sakin’ kişilik özelliklerine göre dağılımı (n=300)

Çalışmaya katılanların %62’si (n=186) kişiliğini gerçekçi olarak nitelendirirken, %38’i (n=114) kendisini gerçekçi olarak belirtmemiştir. Kadınların %56,5’i (n=95) ve erkeklerin %68,9’u (n=91) kişiliğini gerçekçi olarak belirtmiştir. Erkeklerin daha fazla oranda gerçekçi olduğu yönünde istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (p=0,028) (Şekil 10).

Şekil 10. Kadın ve erkeklerin‘gerçekçi’ kişilik özelliklerine göre dağılımı (n=300)

Çalışmaya katılanların %7’si (n=21) kendisini hayalperest olarak nitelendirirken, %93’ü (n=279) kendisini hayalperest olarak nitelendirmemiştir. Kadınların %10,7’si (n=18)

21,40%

15,20%

78,60% 84,80%

kadın erkek

sessiz ve sakin sessiz ve sakin değil

56,50%

68,90%

43,50%

31,10%

kadın erkek

(32)

28

ve erkeklerin %2,3’ü (n=3) kendisini hayalperest olarak tanımlamıştır ve bu fark, kadınların daha fazla oranda hayalperest olduğu yönünde istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir (p=0,004) (Şekil 11).

Şekil 11. Kadın ve erkeklerin‘hayalperest’ kişilik özelliklerine göre dağılımı (n=300)

Çalışmaya katılanların %7,3’ü (n=22) kişiliğini stabil ve dingin olarak nitelendirirken, %92,7’si (n=278) kendisini stabil ve dingin olarak nitelendirmemiş olup kadın ve erkek arasında stabil-dingin kişilik özelliği açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p=0,101) (Şekil 12).

Şekil 12. Kadın ve erkeklerin‘stabil ve dingin’ kişilik özelliklerine göre dağılımı (n=300)

10,70%

2,30%

89,30% 97,70%

kadın erkek

hayalperest hayalperest değil

9,50% 4,50%

90,50% 95,50%

kadın erkek

(33)

29

Çalışmaya katılanların %18,3’ü (n=54) kişiliğinin değişken yapıda olduğunu belirtirken, %81,7’si (n=245) kişiliğini değişken olarak nitelendirmemiş olup kadın ve erkekler arasında değişken kişilik özelliği açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p=0,141) (Şekil 13).

Şekil 13. Kadın ve erkeklerin ‘değişken’ kişilik özelliklerine göre dağılımı (n=300)

Çalışmaya katılanların %26’sı (n=78) kişiliğini girişken olarak nitelendirirken, kadınların %31’i (n=52) ve erkeklerin %19,7’si (n=26) kendisinin girişken kişilik özelliğine sahip olduğunu belirtmiştir. Bu fark, kadınların girişken daha fazla oranda girişken kişilik özelliğine sahip olduğu yönünde istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir (p=0,027) (Şekil 14).

Şekil 14. Kadın ve erkeklerin‘girişken’ kişilik özelliklerine göre dağılımı (n=300)

21,40%

13,60%

78,00% 86,40%

kadın erkek

değişken değişken değil

31,00%

19,70% 69,00%

80,30%

kadın erkek

(34)

30

Çalışmaya katılanların %13,7’si (n=41) kişiliğini çekingen olarak nitelendirirken, %86,3’ü (n=259) kendisini çekingen olarak tanımlamamış olup kadın ve erkekler arasında çekingen kişilik özelliği açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p=0,303) (Şekil 15).

Şekil 15. Kadın ve erkeklerin‘çekingen’ kişilik özelliklerine göre dağılımı (n=300)

Çalışmaya katılanların %24,3’ü (n=73) kendisini hızlı karar verebilen biri olarak nitelendirirken, %75,7’si (n=227) kendisini hızlı karar verebilen biri olarak tanımlamamış olup kadın ve erkekler arasında hızlı karar veren kişiliğe sahip olma açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (0,435) (Şekil 16).

Şekil 16. Kadın ve erkeklerin‘hızlı karar verebilen’ kişilik özelliklerine göre dağılımı (n=300)

15,50% 11,40%

84,50% 86,40%

kadın erkek

çekingen çekingen olmayan

22,60% 26,50%

77,40% 73,50%

kadın erkek

(35)

31

Çalışmaya katılanların %17,7’si (n=53) kendini kararsız olarak nitelendirirken, %82,3’ü (n=247) kendini kararsız olarak nitelendirmemiş olup kadın ve erkekler arasında kararsız kişilik özelliği açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p=0,687) (Şekil 17).

Şekil 17. Kadın ve erkeklerin‘kararsız’ kişilik özelliklerine göre dağılımı (n=300)

Çalışmaya katılanların %23,7’si (n=71) kendisini sabırlı olarak nitelendirirken, %76,3’ü (n=229) kendisinin sabırlı olmadığını belirtmiştir. Kadınların %28,6’sı (n=48) kendisini sabırlı olarak tanımlarken, erkeklerin %17,4’ü (n=23) sabırlı olduğunu belirtmiş olup bu fark, kadınların daha fazla oranda sabırlı olduğu yönünde istatistiksel açıdan anlamlı kabul edilmiştir (p=0,024) (Şekil 18).

Şekil 18. Kadın ve erkeklerin‘sabırlı’ kişilik özelliklerine göre dağılımı (n=300)

18,50% 16,70%

81,50% 83,30%

kadın erkek

kararsız kararsız değil

28,60%

17,40% 71,40%

82,60%

kadın erkek

Referanslar

Benzer Belgeler

Azami öğrenim süreleri sonunda kayıtlı olunan öğretim programında İşyerinde Mesleki Uygulama (Staj) hariç hiç alınmayan dersi ve/veya devamsızlıktan başarısız olduğu

Co ntinio us 24 Ho ur Intrao cular Pressure Mo nito ring In Uveitic Glauco ma Co ntinio us 24 Ho ur Intrao cular Pressure Mo nito ring In Uveitic Glauco ma ERASLAN M., ESEN F.,

Therapeutic apheresis and dialysis : official peer-reviewed journal of the International Society for Apheresis, the Japanese Society for Apheresis, the Japanese Society for

The effects o f standard and branched chain amino acid enriched so lutio ns o n thermo genesis and The effects o f standard and branched chain amino acid enriched so lutio ns o

Tablo 1’de belirlenen çalışmalar içerisinde uzmanlık tercihlerini etkileyen faktörler yanında; tıp fakültesi tercih nedenleri, branş tercihleri, TUS’a bakış,

Bu araştırma Fen Lisesi, Anadolu Lisesi, Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ve İmam Hatip Lisesi son sınıfta öğrenim görmekte olan öğrencilerin meslek

Hekimlerin ve tıp fakül- tesi öğrencilerinin değerlendirildiği birçok çalışmada adrenalin dozu ve uygulama yolunun doğru bilinme oranının yeterli düzeyde

Allo graft ao rtic ro o t replacement fo r ao rtic valve endo carditis with ao rto pulmo nary fistula Allo graft ao rtic ro o t replacement fo r ao rtic valve endo carditis with ao