Beyoğlu Balıkpazarı

Tam metin

(1)
(2)

“ T T -

*>&OSSQ

l

istiklâl Caddesi’nde Taksim’den Galatasaray’a doğru yürüdüğünüzde,

henüz Galatasaray Lisesi hizasına gelmeden, sağ yanınızdan bir sokak girer.

Sahne Sokağı. İşte Beyoğlu Balıkpazarı buradadır.

Yani İstanbul’un en ünlü balık pazarı.

Just before you reach Galatasaray High School a narrow

street leads o ff to the right, Sahne Sokağı. Hois is where the Fish Market

begins. It is still the most fam ous in Istanbul.

By S E V İN O K Y A Y * P to o s Ö N D E R D U R M A Z

İstiklâl Caddesi’nde, Taksim’den Galatasaray’a doğru yürüyorum. Tam İstiklâl Caddesi havası. Soğuk, kuru. Cadde’nin kendisi ise, hem de günün her saatinde cı­ vıl cıvıl. İnsanlar buradan bir sihir umuyor sanki. “Be- yoğlu’na çıkmak” bugün de bir macera.. İstanbul’un alışveriş ve eğlence merkezi, artık alışveriş alanındaki eski “yegâne’liğini yitirdi ama, eğlencede hâlâ kimse eline su dökemez. Her gönle göre eğlence: Tiyatro, sinema, sokak dinletileri, kitapçılar/kasetçiler, bar, pavyon, meyhane, lokanta, birahane. Gerçi yarı-pla- tonik aşkların favori mekânı muhallebicilerden fire verildi ama, öte yandan da methi dillerden düşmeyen eski pastanelerden biri döndü, birinin de dönüş dedi­ koduları sürüyor. Kahvehanelere gelince, edebiyatçı yüreklerini çarptırmasalar da, mekân olarak oradalar işte. Pasajların ise bir kısmı duruyor bir kısmı kılık değiştiriyor, bir kısmı da baştan veya yeniden yaratılı­ yor. Sonuç olarak, Beyoğlu günahıyla sevabıyla dim­ dik ayakta. Ama benim niyetim öylesine dolaşarak eğlenmek değil, aşinası ve hayranı olduğum bir sem­ tin, belki de en sevdiğim yerine, Balıkpazarı’na uğra­ yacağım bugün...

İstiklâl Caddesi’nde Taksim’den Galatasaray’a doğru yürürsünüz. Henüz Galatasaray Lisesi hizasına gelme­ den, sağ yanınızdan bir sokak girer. Sahne Sokağı. İş­ te Beyoğlu Balıkpazarı buradadır. Bugün, yirmiyedi balıkçısıyla gene İstanbul’un en ünlü balık pazarıdır.

The other day I was walking down İstiklâl Caddesi from Taksim Square to Galatasaray. The wintry air was cold and dry. Closed to traffic apart from the historic tram, this street is always so crowded that one wonders i f unemployment has soared to abnormal levels. Or perhaps people hope to fin d some enchantment here. “Going up to Beyoğlu” still has the air o f adventure that it did in its glamorous days. Perhaps this centre o f shopping a n d entertainment has lost its monopoly o f the former, but it still leads where the latter is con­

cerned. There is something fo r everyone: theatres, cinemas, street concerts, bookshops, cassette shops, bars, nightclubs, meyhanes (old fashioned drink­ ing houses), restaurants and beer houses. The tra­ ditional muhallebicis or pudding shops so beloved o f semi-platonic lovers have gone, but one o f the celebrated cafés o f yesteryear has opened up again, and rumour has it that another is plan­ ning to return. Although the coffee houses no longer bring a flutter to the hearts o f writers and poets, these traditional establishments are still there. Some o f the old arcades remain, often in new guises. In other words, Beyoğlu is still firmly on its feet, fo r better or fo r worse. But I was there that day not fo r the entertainment, but to visit the Fish Market, the place that perhaps I love the most

5

(3)

Hâlâ... Köyiçi Caddesi’ndeki Beşiktaş Ba- lıkpazarı’nı da kıdem ve önem olarak ardın­ da bırakmacasma. Bu mukayesede, Kumka- pı, Istinye ve Sarıyer’de yakın geçmişte ku­ rulmuş önemli balık pazarlarına bile, Balık- pazarı işin içine girince biraz geride durmak düşer. Beyoğlu’nun Balıkpazarı, en kıdemli balıkçısı Reşat’ın dükkânındakilere güven­ mek gerekirse, bugün de İstanbul’da bir nu­ maradır. Sadece Balıkpazarı adıyla anılan, adının başına bir semt ismi getirmeye gerek duyulmayan tek balıkpazarıdır.

“Hani, nerde?” İnsan eski İstanbullu olmak mazhariyetine ermişse eğer, dilinden düşme­ yen bir soru da “Hani nerede?” sorusudur. Bazen haklı bir mahrum edilmişlik küskünlü­ ğüyle, bazen de alıştığını istemenin şımarık mantıksızlığıyla. Ama Balıkpazarı’nda, bu­ günkü Balıkpazarı’nda, bu soruyla birlikte, bir başka soru da hemen dolanıyor dile: “Ne­ reden çıktı?” Şimdilerde sokağın canalıcı me­ kânlarından, vazgeçilmez esnafından sayılan kokoreççiler örneğin? Kaç yıl oldu onlar bu­ raya yerleşeli? Yirmi yılmış, balıkçılar öyle dedi. Ben onbeş sanıyordum ama, onlardan iyi bilecek halim yok elbet. Kokoreççilerle kıyaslanınca, köz patetesçiler daha dünkü çocü'k. Sokağın girişini kendilerine mekân edinmişler. Zaten kuytuluğun sinesine gizlen­ miş Üç Horan Kilisesi’ni büsbütün gözlerden gizlercesine. Kuytuluğuna esrar katarak... O, bu sokağın, buraların en eskilerinden, esas sahiplerinden biri. Vaktiyle bu girişe renk, hatta revnak veren çiçekçilerse, besbelli baş­ ka bir coğrafyaya doğru yelken açmışlar. Ben mi yanlış hatırlıyorum, yoksa manavlarla balıkçılar sokağın neredeyse başından, çiçek­ çilerin hemen ardından başlayarak mı inerdi aşağı? Öyleydi sanki, burası şehir içinde bir bahçe, bir bostan, bir deniz köşesi gibiydi. Bir yeşillikti, bu yeşillin içinde sarılı-kırmızılı- morlu parlak lekelerdi, diri balıklarının gü­ müş parlaklığıydı. İlk caneriğiydi, ilk çağlay­ dı, en önemlisi, ilk hünnaptı. Şehrin göbeğin­ de civcivli, hem de sakin bir sığınaktı. Şimdi gene civcivli ama, sükuneti artık ara sokakla­ rında gizli. O da, varsa, belki belli saatlerde. Gene de, hiçbir şeyin, değişen değerlerin, geçen günlerin, kaybolan ve peydahlanan in­ sanların, hayata o farklı bakışın bile silemedi­ ği loşluğu, o yağmur sonrası serinliği, yağ­ murlu bir yaz akşamüstünün ışıltılı griliği bu­ gün de duruyor. Bence Balıkpazarı’nın en güzel yanlarından biri bu.

Beyoğlu Balıkpazarı, adının bayına bir semt ismi getirmeye gerek du­ yulmayan tek balık pazarıdır. Hiç­ bir yeyin, değiyen değerlerin, geçen günlerin, kaybolan ve peydahlanan insanların, hayata o farklı bakıyın bile silemediği loyluğu, o yağmur sonrası serinliği, yağmurlu bir yaz akyamUstiinün lyıltılı griliğidir Ba- lıkpazarı... Kokoreççileri, meyve- sebze te zg â h la rı, b a lık ç ıla rı, baharatçıları, z'uccaciye dükkânları ile sanki büyülü bir dünya...

The Fish Market in Beyoglu is the only one which disdains to carry the name o f a d is tric t. Although so much has changed, so much disappeared, and peo­ ple’s attitudes to life now differ so greatly, that dim lig h t that post-rainstorm coolness, and the gleaming grey light of a rainy summer evening still remain. To me th a t is one o f the most h a u n tin g aspects o f the Fish M arket. W ith its greengrocers, fishm ongers, spice shops and china shops it is a world of its own.

(4)

TABİİ K u f S f I ÇİÇEK H A LI

B eyoğlu'ndaki balıkçı d ü kkan la rı, yılla rla b irlik te sokağın girişinden aşağılara doğru sürüklenmişlerse de, sayıları azalmamış, artmış. Yirmiyedi balıkçı dükkânı/tezgâhı var Balıkpaza- rı’nda. Gerçi balığını, lakerdasını, çi­ rozunu, balık yumurtasını buradan alan, hatta haftalık alışverişini bura­ dan yapan müşterilerin ayağı kesilmiş ama şimdilerde başka müşterileri var Balıkpazarfnın...

A lth o u g h the fish m o n g e rs have gradually been pushed further down the street, they daim th a t th e ir numbers have not diminished but increased. However they also com­ plain th a t business has declined and mourn the passing of regular customers who bought their fish, lakerda (salted bonito), çiroz (dried mackerel) and fish roe, and also did their weekly shop at neighbour­ ing grocers and greengrocers.

7 S K Y L IF E M A R T M A R C H

dearly.

Just before you reach Galatasaray High School a narrow street leads off to the right, Sahne Sokağı. This is where the Fish Market begins. With twenty-seven fishmongers, it is still Istanbul’s most fa m o u s fish market, overshadowing even Beşiktaş Fish Market on Köyiçi Caddesi, not to mention those o f more recent vintage in Kumkapi, Istinye and Sanyer. So I am assured by the assis­ tants at Reşat’s, the most longstanding fish­ monger here. Moreover, this is The Fish Market, the only one which disdains to he associated with a district.

I f y o u are lucky enough to be an “old İstanbullu”, you may sigh fo r the “old Fish Market”. To have been here long enough to see the changes is a cause o f both sorrow and pride. But now let us see what indeed has changed.

The roast intestine vendors, like invading cuckoos, have set up shop amongst the fish stalls. How long have they been here? Twenty years according to the fishmongers. I would have said fifteen, but I must how to their better authority. The baked potato sellers, who are just infants in comparison, have settled at the entrance to the street, completely concealing the Church o f the Trinity. Already tucked away out o f sight, the church now has an added air o f mys­ tery. Yet this place o f worship is one o f the street’s oldest inhabitants. Once upon a time the upper end o f the street was the pre­ serve o f flower sellers, but they have set sail f o r other clim es ta kin g their b rillia n t

swathes o f colour with them.

Perhaps my memory deceives me, hut did not the rows o f greengrocers and fishm on­ gers used to begin right behind the flower stalls and extend down to the end, as if this were a secret garden w ithin the tightly packed buildings? The fresh fish shone like silver, reflecting yellow, red a n d purple amidst the surrounding greenery. The gro­ cers here sold the first greengages, the first fresh almonds, and the first jujubes o f the season. This was a busy yet at the same time tranquil refuge in the city centre. It is still lively, but that sense o f tranquillity is only to be fo u n d in the back streets at cer­ ta in hours. A lth o u g h so m uch has changed, so much disappeared, a n d peo­ ple’s attitudes to life now differ so greatly, that dim light, that post-rainstorm cool­ ness, a n d the gleam ing grey light o f a

(5)

müşlerse de, bir tan esi g en e de girişe yakın bir yerd e, sayıları azalm am ış, art­ mış. Ben de on­ ların y alan cısı­ yım. Yirmi yedi balıkçı dükkâ- n ı/te z g â h ı var Balıkpazarı’nda. Sayıları çoğalmış yani, am a işler azalmış. Balığını, lakerdasını, çiro­ zunu, balık yu­ m urtasını b u ra ­ dan alan, hatta haftalık alışveri­ şini buradan ya­ pan müşterilerin ayağı kesilm iş. Olsun, şimdilerde baş­ ka müşterileri var.

Ben aslında Reşat

Bey’le konuşm ak isti­ yordum, pazardaki ba­ lıkçıların en yaşlısı ola­ rak. Konuşamadık ama, o gün erken terk etmiş dükkânı, eve gitmiş. Dükkânındaki gençten balıkçı o kadar kibar ama neredeyse acılı şe­ kilde “Reşat Bey erken g itti” dedi ki, bir an

emr-i Hak vaki oldu sandım. Meğer, ve çok şükür, çok daha sıradan bir “gidiş” söz konusuymuş. Nevizade sokağının girişinin sol yanındaki yaş­ lıca ve babayani balıkçı ise oradaydı. Hani şu, hele vakit akşama ermek üzereyse, her şeyi herkesten ucuza veren, bir kilo balık parasına üç kilo balık satan, halden anlar, güler yüzlü balıkçı.

Niyetim, Amasya elması almak. Nere­ den alacağımı da biliyorum. Baharat­ çılar Sokağında, fırının hemen beri­ sindeki yaşlı manavdan. Kim bilir ne aşısı vurulmuş sahte Amasya elmala­ rından bezdim . G eçen gün Tak- sim’den aldığım, Amasya elması kılı­ ğında ve haşlanmış patates kıvamın­ daki elmalarla birlikte boyumun ölçü­

ra in y sum m er even ing still remain. To me that is one of the most haunting aspects o f the Fish Market.

Although the fishmongers have gradually been pushed further

down the street

,

except fo r one

who holds his ground, they claim that their numbers have not diminished but increased. Meanwhile, however they also com plain th at business has declined. They mourn the pass­ ing oj regular customers who bought their fish, lakerda (salted honito), çiroz (dried mackerel) and fish roe, and also did their weekly shop a t neighbouring grocers and greengrocers.

That day I asked after Reşat Bey, the oldest fishm onger in the market, but be had gone home early. His yo u n g a ssista n t informed me o f this so p o lite ly bu t alm ost sadly that I inferred some misfortune had struck. But he reas­ sured me that that was not the case. So instead I went to the elderly and kindly fishmonger on the left a t the entrance to Nevizâde street, the man with a ready smile who sells o ff his fish cheaper than anyone as twilight falls

I w a n te d some A m asya apples, a n d knew th at I would fin d the best at the greengrocers on B a h a ra tçıla r street past the bak­ ers. I was tired of

those im postors

which look the same but taste like b oiled potatoes. A fter pu rch asin g

(6)

saydığım şeyleri bilmediğim yerler­ den almayacağım.

Balıkpazarı, her zaman “özel” şey­ lerin bulunduğu yer olmuştur. Ba­ lıkta, sebze-m eyvede, baharatta, şarküteride. Her şeyden önce, Şütte buradadır. Ben kendimi bildim bi­ leli de buradaydı. En “bulunmaz” şeylerin bulunduğu Şütte, o sıralar henüz İstanbul’un dört bir yanına yayılmamıştı tekti. Şimdi on tane kadar olmuş. Eşsiz salam jambom çeşitleri, başka yerlerde bulunma­ yan peynirleri, çerkes tavukları, dolmaları ve türlü mezeleriyle. Ev için, davetler için, özel bir şey ye­ mek için özel bir şey almaya kalkı­ lır, Şütte’ye gidilirdi. Bu uğurda, memnuniyetle küçük bir şehir yol­ culuğu yapılırdı. Şütte’ye gitmek, bir m erasim di. Bana

şimdi şehri saran kar­ deşlerine rağmen, esas mekân gene de orasıy­ mış gibi gelir hep. Eskilerden kalma bir başka dükkân da, Şüt- te’nin hemen karşı sı­ rasında. B aharatçılar sokağının en eski ba­ haratçısı, şimdi kapı­ sında Bünsa tabelâsı var. Tezgâhta gençten bir çocuk görünce se­ vindim. Çünkü Balık- pazarı g irişinde kapı kenarını mes­ ken tutm uş m a­ navla “her şey de­ ğişti”, “hepsi gitti­ le r”, “kim se kal­ madı, abla” üzeri­ ne bir sohbetimiz olmuştu az önce. Manav, her şeyin değişmesi ve her­ kesin gitm esinin faturasını biraz da babalarının zana­ atına itibar etme­ yen oğullara çıkar­ mıştı. O heyecan­ la, “baba mesleği­ ni sü rd ü re n bir

oğul m usunuz

yoksa?” dedim .

resolved never to buy such items except fr o m p laces I knew again. The Fish M arket has always been the p la ce to buy those “sp ecia l” things, whether fish, vegetables, fr u it, spices, cheese or p r e ­ served meats. For the latter Şütte is celebrat­ ed. This shop has been in the Fish Market fo r as long as I can remember, sell­ ing delicacies u n o b ta in a b le a n y ­ where else. This deli­ catessen, which now has ten branches around the city, stocks a superb range o f hams, and sausages, a n d cheeses f o u n d nowhere else, a n d readymade cold dish­ es and salads. At one time people would go right across town to shop here fo r parties and other special occasions, and despite the new branches I still feel at home only at the “real”

Şütte.

A n o ther venerable establish­ m en t (n ow ren am ed B ünsa, however) is the oldest spice shop in Beyoğlu on the other side o f the street fro m Şütte. When I saw the y o u n g m a n a t the counter I thought the greengro­ cer who had complained that the younger generation did not c o n d e sc e n d to fo llo w th eir fa th er’s trade had been proved wrong. Although it turned out that he was not the son o f the original owner, the shop had not changed at all. Jars o f many coloured spices were arrayed

(7)

“Hayır, burada çalışıyorum” dedi. Ben gerçekten eski halini korumuş, sıra sıra raflarda sıra sıra kavanozla­ rın, kutuların dizili olduğu dükkânı temaşa eylerken de, saçının rengini açmak isteyen genç kıza papatya­ nın nimetlerinden söz etmeye koyuldu.

Balıkpazarı, evellallah, meyhane sıkıntısı da, müda­ vim sıkıntısı da çekmemiştir hiç. Krepen Pasajı, Tom- ris Uyar’ın, “yaşamlarını ‘profesyonelce’, yani dünya­ dan ne istediklerini, neyi seçtiklerini bilerek, belli bir tükenme çizgisi içinde bitirmek isteyenlerin barınağı” diye tanımladığı efsanevi mekân. Bugünlerde, Kpe- ren’den kaçan birkaç meyhane, Nevizade Sokağı’nı mesken edindi. İmroz Lokantası da bunlardan biri. Ö zdem ir K aptan (Arkan),

“Beyoğlu - Kısa Geçmişi, Ar­ gosu” isimli kitabında şöyle anlatıyor İmroz’u: “Şimdiler­ de, Nevizade Sokak’taki, o garaj benzeri yapısı içinde barınan ‘İm roz Lokantası’; b u gün B eyoğlu’nda, eski meyhane geleneklerini hâlâ sürdürebilen yerlerden, en eskisi. O eski meyhane gele­ nekleri ki, nice yılların ve zorlu deneylerin imbiğinden süzülerek günümüze gelmiş­ lerdir. Tanaş Yalyas ile Spiro Havuços’un, 1 Şubat 1941 ta­ rihinde ilk ruhsatını alarak, Krepen Pasajı’nda açtıkları İmroz’; lezzet ve biçimlerini, inanılmaz uzaktaki geçmiş günlerden alan bu gelenekle­ rin korunup yaşatıldığı bir mekândır. Pek çok eski me­ kân, hoyratlığın hırçın rüz­ gârlarının esmesiyle, görgü­

süz birer panayır gazinosu haline gelirken, eski biri­ kimlerden yararlanmak kaydıyla, yeni mekânların, ne denli değerli ve görkemli olabileceğinin kanıtıdır İm­ roz.”

Doğduğum, büyüdüğüm, neredeyse yaşlandığım şeh­ ri bugün de sevenlerdenim. Her yerini olmasa da, ço­ ğu yerini... Balıkpazarı da hâlâ benim için özel bir mekân olma özelliğini koruyor. Eskiyi arasam da, ge­ ne bu gri ışıltılı, serin, hafiften loş, cıvıl cıvıl, ama ru­ ha sükûnet de veren bu mekânı seviyorum. Hâlâ işle­ vini, bir ölçüde de olsa koıuyan bu mekânı; gecesiy- le-gündüzüyle... Eski dostlar, tanışlar azaldıkça yürü- ğime çöken hüzün ise, yeni insanların varlığıyla sili­ nip gitmiyor. Onlar azaldıkça, mekân yerinde dursa da, durduk yerde eksiliyor sanki. Gönül aslında kah­

ve de, kahvehane de değil, ahbap istiyor çünkü. •

* Sevin Okyay, gazeteci.

along the shelves an d fascinating tins a nd boxes were piled up. As I surveyed the scene, the young m an held forth to a young girl on the advan­ tages o f camomile fo r lightening the hair.

The Fish Market has never been short o f mey- hanes or custom ers to d rin k a n d eat there. K repen P asajı, w h ich Tom ris Uyar o nce described as “a refuge fo r those who live ‘profes­ s i o n a l l y i n other words those who know what they want from the world, how to choose, a n d live life to the f u ll ”, has passed into the realm o f legend. Some o f these establishments have moved to new premises on Nevizade street. One o f these is İm r o z L o ka n ta sı, which Özdemir Kaptan ı

(A r k a n ) describes in h is book a b o u t Beyoğlu: “İmroz Lokan­ tası w h ich is now in th a t b u ild in g resem ­ b lin g a g a ra g e on Nevizade Sokak, is the oldest o f the taverns in Beyoğlu where the mey­ hane traditions still live on, tra d itio n s w hich are the distillation o f long years a n d experi­ en ce. T a n a ş Yalyas a n d Spiri H a vu ço s o p e n e d İm r o z in K repen P a sa rji on 1 F e b ru a ry 1941, a n d re m a in ed tru e to the cu sto m s o f c e n tu rie s while so m a n y others bent under the pressure o f new fa d s to become all show a n d no substance. İm roz is p ro o f o f how impressive new establishments can be, so long as they draw on the experience o f the p a st”. I am one o f those who still loves the city where I was bom, grew up, a n d am now becoming old. Perhaps not every part o f it, but most. The Fish Market continues to be a special place fo r me. Even i f I sometimes yearn fo r what has gone, this gleaming, cool, low lit a nd teaming yet somehow peaceful place still tugs at my emotions. The sad­

ness I fe e l as old frie n d s a n d acquaintances become few er is not erased by new ones. Their absence leaves the places that remain somehow depleted. As the saying goes, it is not coffee or the coffee house that the heart desires, but compan­

ionship.

* Sevin Okyay is a journalist.

S K Y L IF E M A R T M A R C H 1 9 9 6

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :