KUTSAL
ANKARA'DAN
MEKTUPLAR
Yazanj
_________
PRENSES
*
KADRİYE HÜSEYİN
* ... ...Bu eser, Ankara şahlanışının 1920’de İslâm mil*
letlere ne büyük ümitler vermiş olduğunu b;r daha gö
ze vuracaktır. Bu eser bugün hürriyet ve istiklâl
ra
hibi olmuş bazı İslâm milletlerinin bu nimete e r im e
sinde M. Kemal’in ne derece azametli bir rolü oldu
ğunu göze vuracaktır. Bu eser M. Kemal’in kurduğu
devlete arasıra dirsek çeviren bazı şımarık liderlerin
büyük hatâlarını ve nankörlüklerini göze vuracaktır.
SAYFA
4
'YENli GAZETE»
Bu eserin bir
SEBEBİ ve bir
SIRRI vard ır
8 « eser nasıl doğdu? Pren ses bunu niçin neşretti?
Kadriye Hüseyin tarafından 1921 yılının Haziran ayından sonra Eoma’da «Editrice İ- talyau» matbaasında dizdiri lip bastırılan «Kutsal Anka ra’dan Mektuplar» adlı bu e- ser bir sebepten doğdu ve bir
sur saklar:
İŞTE SEBEP
Osmanlı Türkü sevinince sevinmek, Osmanlı devleti bir felâkete uğrayınca azap doymak, kahrolmak, müsiü- man m illetlerin ötedenberi geleneği olmuştu. Bu gelene ğin kökü pek eski devirlere dayanıyordu. Şöyle ki;
Vasko de Gama, Onbeşincî yüzyılın sonlarında Ümitbur- nunu dolaşıp Hint denizine ulaştığı zaman Doğu Afrika- da, Endonezya’da, Hindistan da, Basra körfezi kıyılarında ve İranda müslümanlar müs takil devletlere sahip vakar
lı ve haysiyetli insanlardı.
Portekizli gemicinin açtığı yoldan akın eden korsan ve yağmacı Batı, dört asırda Ba
U A frik a ’yı da, Endonezya-
y ı da, bütün Asyayı da bo yunduruğa vurmuştu. Mosko va despotu Vasil oğlu İvan'ın 15S0 da Kazan hanlığına son vermesi ile başlayan Kus sal gını da üç bnçuk asırda orta ve kuzey Asyayı Moskof bo yunduruğuna vurmuştu. Bu bölgede ise İslâm dünyasının en asil ve yiğit cihangir ne silleri yaşamakta idiler. Bü tün bu insanlar düştükleri felâkete tahammül edemiyor lar ve günün birinde silkinip hürriyetlerine kavuşmak için yamp tutuşuyorlardı. 19 un cu yüzyılın sonlarına doğru bu arzu bir kat daha artmış ta.
Yabama boyunduruğundan kurtulmak isteyen müslli man ve Türkler, pek tabii o- larak gözlerini Türkiye’ye çe virıyorlardı. Türkiye, ayakta dnran tek müstakil müsln- man devletti. İstanbul’da bu hâli ilk sezen İkinci Sultan Abdülhamit oldu. Kendin den evvelki sultanların ihmal ettikleri İslâm ve Türk dün yası ile ilgilenmekte fayda buldu. İmparatorluğu dur madan tehdit eden Avrupayı sömürgelerinde rahatsız et meyi gizli dış politikasının başlıca faktörü haline sok tu. Meşihat vasıtası ile Tür kiye dışındaki Sünni müslü- maniarla devamlı temaslar temin etti. Çeşitli tarikatları destekledi. Hattâ sarayda ta- tnamile kendisi tarafından kontrol edilen Şazilî tarika tını bol para ile destekleye
rek dilediği gibi kullandı. Bugün Güney A frika, Cava, Seylân müslümanlarının ço ğu hâlâ bu tarikata bağlıdır Memleket içinde istibdadın vasıtası olan «Y ıld ız hafiye teşkilâtı» m memleket dışın da müslüman ve Türk m illet lerin bir çeşit korucusu gibi çalıştırdı. Rus. İngiliz, Holan da ve Fransa sömürgelerinde nıüslümanlan «yandırmış ve hattâ o memleketlerde ilk m illî teşkilât tohumlarım at iniş olan bu Abdülhamit’tir,
O S M A N L IL A R IN B A Ş A R IS IN I İSTE Y E N LE R
İttihatçılar da ondan geri kalmamışlardır, Avrupanın devamlı entrika ve tazyikleri karşısında onlar da sömür gecileri canevlerinden vu r mak yolunu tutmuşlardır, Ce- zair'de, Tunus’ta. Fas’ta. Bü yük A frik a çölünde Fransız- lar aleyhinde. Mısır’da ve Hindistan'da İngilizler aley hinde. Buhara. Hive. Hakend. Kasan» Kırım ve Azerbay can'da, hattâ İran’da Rusla rın aleyhinde, Cava’da Ho- landalılann aleyhinde durma dan tahrikat yapmışlardır ve Trablus’ta İtalya’ya bir an soluk aldırtmamışlardır.
Birinci Dünya Harbinin ilk devresi bu memleketler İçin bîr ümit kaynağı ol muştu. Osmanlı İmparator luğu ile müttefiki Almanya- mn harbi kazanmasını eanü gönülden dilediler; heyecan la beklediler. Çünkü böyle, bir zafer onlar için bir hür riyet ve istiklâl zaferi ola caktı.. İş ters çıkınca esir İs lâm ve Türk dünyasını bir kara bulut kapladı. Herkes yasa büründü
Bir müddet sonra Osmanlı İmparatorluğunun parampar ça edileeeği ve Türkiyeli müslüman Türkün de istik lâlini kaybedeceği Öğrenildi. O zaman sömürgelerden ba zılarındaki müslüman lider ler silkindiler. Bağlı olduk ları batı devletlerini tazyike
başladılar. Bu memleketlerin tam istiklâl taraftarı olanla rı ise sığınabildikleri yer lerde başka yollardan çalış- tılar. Anadoluda millî hare ket başladığı anda da içlerin de eski ümitler tekrar alev lendi ve bütün güçleriyle Türkün millî savasını des teklediler.
1918 mütarekesinden son ra Osmanlı devletinin uğra dığı felâkete üzülen müslü man m illetler şunlardır:
Afganlılar, Hintliler (müs lüman), Mısırlılar, Tunus, Cezair, Fas ve Cava müslü- manian, Kırım, Azerbaycan, Hive, Buhara nasyonalistle ri, Kaşgar’Iılar, İran’ lılar, Trablıısgarphlar, Kıbrıs Türk leri, Kazanlılar ve Yem enli ler.
YE M E N LİLE R K E N D İLE R İN İ T Ü R K ADDEDERDİ
Hele Yemenliler! Bu uzak ülkedeki müslümanlar o de rece ıstırap duymuşlardı ki, İmparatorluk çözüldüğü hâl de İstiklâl Savaşımız bitin ceye kadar kendilerini Tü r kiyeli addetmekte devam et tiler.
İşte bu arada bazı Mısır nasyonalistleri de Avrupa- ııı« ötesinde berisinde Türk milli hareketinin fahrî mü cahitleri halini almışlardı. Zengin bir Prenses olan Kadriye Hanımefendi bu M ı sırlı nasyonalistlerden bazı- latı ile birleşip bir çeşit ko mite kurmuştu. Bu komite nin en ileri üyesi Mısır Hi- divlik ordusu Albaylarından Hayri Bey (U, zade) idi. Hayri Bey, Trablus harbi ile de ilgilenmiş bir hararetli İs lâm mücahidiydi. Mısır’ın es ki ve asil bir ailesindendi. Dedeleri Mısır Çerkeş Emir* (Kölem en) lerindeudi. Hay ri Bey, A frika işleri ile u- zun müddet uğraşmış eski bir kurmay olan Cami Boy- kurt Beyle tanışıyordu. Ana- doluda kurulan ilk geçici hükümetin Dahiliye V ek illi ğini yapmış olan Cami Beyi. 1920 de, Mustafa Kemal P a şa, Roma temsilcisi ("elçisi) tayin etmişti.. Hayri Bey he men Cami Beyle temasa g ir di ve onn Prenses Kadriye Hüseyin ile de tanıştırdı.
İnönü zaferinden sonra, Londra konferansına davet edilen Ankara, gönderdiği murahhas heyetin başına Hariciye Vekili Bekir Sami Beyi geçirmişti. 27 Şubat - 12 Mart 1921 arasında Lond ra’da bulunan Bekir Sami Bey önce Paris’te, sonra Ro- ma’da Prenses Kadriye üe ve Hayri Beyie görüştü, A v rupa gazetelerinin o günler de adından bahsettiği Bekir Sami’y i «Anadolu hareketi nin pek kudretli bir çehresi» saymak hatâsına tutuldular. Kadriye Hüseyin genç Mus tafa Kemal Beyi tanımış bir Hanımefendi idi. Ona bazı hediyeler göndermek ve M ı sır komitesi ile Ankara ara sında bir devamlı temas te min etmek isteyince Bekir Sami, Mısırlı Albayı berabe rinde Ankara'ya götürdü. Bu arada Kadriye Hüseyin Hanım Bekir Sami Beye bir de Mercedes marka büyük lüks otomobil hediye etti.
ir
Hayri Bey bu seyahati es nasında notlar tutmuş ve Prensese mektuplar gönder miştir. Ankara’ya vardığı ilk günlerde yazdığı mektuplar Bekir Sami Beye ne derece ehemmiyet vermiş olduğunu gösterir. Fakat sonra Ankara da asıl kudretin Mustafa K e mal Paşa olduğunu öğrenin- miş ve Bekir Sami Bey gö zünden o kadar düşmüştür ki. dönüşte Rodos’ta dört gün onu beklemeyi bile lü zumsuz saymıştır.
Prenses Kadriye Hüseyin. Hayri Bey vasıtası ile Mus tafa Kemal Paşaya oldukça mühim bir para ve birçok şahsi hediyeler göndermiş tir
V E İŞ T E S IR R I
Eserin sakladığı sırra ge lince...
Her gönülde bir aslan ya tar derler! Eh işte... Rah metli Prenses Kadriye Hanım
efendi de bir müddet M. K e mal Paşa ile evlenmek ihti mali üzerinde durmuştur. Bu cihet sonradan, bizzat rah metli Atatürk tarafından ba zı yakınlarına da ifşa edil miştir. Atatürk Kadriye Hü seyin Hanımefendiye sadece ve daima şefkatli bir sempati muhafaza etmişti- L âtife H a nımefendi ile evlenmiş o l ması bunun delilidir.
Yazan: Prenses KADRİYE HÜSEYİN
Yunanlılar İzmir'e ayak bastıktan zaman, ilk iş olarak, şehirde kalmış İhtiyar, çocuk ve ka dınlan, hunharca katletmek olmuştur. Yukarıdaki resim, bir Fransız ressamı tarafından yapılmıştır. Kordon boyunda, Yunanlılar ile papazların, masum halka karşı giriştikleri iğrenç işkence metotları içinde yaptıkları kötü muamele görülüyor. (15 Mayıs 1919)
Kaderin martısı
hiç yorulmadan
uçuyordu...
B İR İN C İ M EK TU P SAM SU N 16 N İS A N 1921 Türk murahhas heyetinin bindiği «Audace» muhribi 10 Nisan günü öğleden sonra saat dört buçukta Brindiziî- den hareket etti.Hava son derece güzeldi. Gemi, bembeyaz bir büyük deniz kuşu gibi, her an can larım fedaya hazır yüce mü cahitlerin ayni ahenkle çar pan kalblerini çevik martı kanatlarında taşıyarak uzak ta ıstırap çeken topraklara doğru yollanıyordu. V e bu değerli insanlar fim di muhribin küçük güvertesin de, son defa ellerini sıkmağa gelmiş üç beş dostu selâmlı yorlardı.
Meçhul bir âkibete doğru yollanan geminin önünde bu .dostlar heyecan içindeydiler. Bununla beraber gülümsü yorlar ve mendillerini sallı yorlardı. Esrarlı bir sessizlik le dolu heybetli bir an oldu bu... Gelecekten son derece emin olan bu cesur elçiler, nereye gidiyorlardı? Y olları nın sonunda başarıya ulaşa caklar mıydı? Beyaz boyalı harp gemisinin limandan ya vaş yavaş çıkışını gözleri île takip ederken rıhtımdaki candan dostları düşündüren derinliklerine inilemez mu amma!
Audace limandan çıkınca son süratle m avi dalgalara saldırdı. A z sonra bu dalga lar kabardıkça kabardı G e mi yüklendiği büyük sorum luluğu anlamış gibiydi. G it
tikçe azan; kuduran tabiatla yılmadan boğuştu. Orada, lıiç durmadan dövüşen yenil mez yiğitlere teselli götüre cek bir avuç ateşli münev veri taşıdığını biliyor muy du ne? Kaderin martısı hiç yorulmadan uçuyordu...
*
İşte nihayet Çanakkale bo ğazının ağzındayız.. İnsanlı ğın en tüyler ürpertici dev savaşlarının cereyan ettiği dar toprak şeritinin kıyılan boyunca batmış gemiler (* ) göze çarpıyor... Bu geçmiş sa vaşların hâtıralarını dinler ken, insanın içi sızlıyor, bu kıyıların derinliklerine gö mülü kahraman kardeşlerin akla hayale sığmaz çokluğu karşısında kalb durur gibi oluyor. Ve burada çekilmiş İstıraplardan gelişi güzel balı sedilişi bile bu cehennem? boğazlaşmaya tam eşref sa atte kutsal alayları ile ve o derece maharetle katışıp du ruma hâkim olan insanın a- zimîi çehresini muhayyelede ihtişamla canlandırıyor.
Zaferi kazanmış olan genç komutanın destanı burada
tekrarına lüzum hissettirmi- yeeek derecede herkes tara fından bilinmektedir:
Mustafa Kemal tarihin a- damıdır ve eseri m illi desta nın en şerefli sahifelerini doldurur.
★
İAırahhaa heyet İstanbul' da unutulmaz coşkun bir he yecanla karşılandı Şehir bayram içindeydi. Limanın İtilâ f harp gemileriyle dolu olmasını halk hiç umursa madı; taşkın sevincini her vasıta ile göze vurdu.
Murahhas heyet başkanı Bekir Sami Bey, Londra konferansında cesaret ve ze kâsına Avrupayı cidden hay ran etmiş olan bu harikulade adam (* * ) her tarafta çılgın alkışlarla selâmlanıyordu.. V e ne gariptir ki, bu Bekir Sami Bey, kendisini idama mahkûm etmiş olan bir kuv vetin idaresi altında bulunan bir şehirde hayatının en he yecanlı ve şerefli saatlerini yaşıyordu Kaderle alay edi yor gibiydi. İnsan hayatı ne tuhaflıklarla dolu!
Her çeşit alkışlar.iyi dilek
ler ve hayKirışiaria dolu bir ihtişamlı geceden sonra bu gün dinlendik. Ertesi gün sa at dört buçukta «Audace» tekrar yola düzüldü. Bir çok kayıklar, küçük çatanalar, muşlar ve şehir vapurları tarafından uğurlanan muh rip, Boğaziçdnin o güze) kıyı larını ağır ağır geçti, Asya kıyısında da. Avrupa kıyısın da da halkın heyecan ve coş kunluğu artık en üstün de recesini bulmuştu Bağırıyor lar. haykırıyorlar, ellerini a- çıp dua ediyorlardı. Her ta raftan alkış sesleri geliyor du ve iskelelerden, yalı pen cereierinden. korulardan bin lerle mendil sallanıyordu. Fakat bu bayram az sonra bitti. Bastıran gece ile birlik te coşkunluk dindi. Bayra mın yerini iç sızlatan acı ve korkunç sahneler aldı Kara- denize çıkar çıkmaz Yunan haydutluğu ile burun buruna geldik Yısnanlılar bir çok köyleri yakmışlar, fundalık ları ve ormanları tutuştur muşlardı. K ıyılar baştan ba şa yangın içindeydi A levleı kıvrıla kıvrıla göğe yükseli yor ve on yıldan beri hiç durmadan harbettikten sonra insan adaletine inanarak si lâhlarını bırakmış olanların
(***) fakir ve yoksul evlerini koyu duman bulutları sarı yordu Evleri ile birlikte in san adaletine duydukları son inanışları da yıkılıyor, yanıp kül oluyordu. Bu unutulmaz dehşet sahnesi bütün gece devam etti.
★
O küçük ve göz alıcı İne bolu limanına çıkmak müm kün olmadı. Çünkü her tara fın ı kar kaplamıştı. Vasıta bulunamıyacağmı da öğrenin ce «Audace» yoluna devam etti ve daha ilerideki bir li manda, Samsun’da demirledi.
ç
f r * * * ^(Devamı Var)
(* ) 1921 de yarımadanın her tarafı karaya vurmuş, ya n batmış İngiliz vc Fransız nakliye gemilerinin enkazı ile doluydu.
(* * ) Hayri Beyin Bekir Sa mi Beye pek hayran olduğu görülüyor. Halbuki Londra konferansında ve onu takip eden bir takım siyasi müza kerelerde Bekir Sami Bey - maalesef - hiç de muvaffak olmamıştı. Bu acı hakikati ileride bizzat Mustafa K e mal'in kaleminden bütün çıp laklığı ile öğreneceğiz.
(* * * ) Osmanlı İmparator luğu Amerika Cumhurbaş kanı ölü Vilson’un prensip lerini kabul ederek silâhla rını bırakmıştı.
(** ** ) İstiklâl Savaşı esna sında İnebolu, Ankara’nın iş kelesi sayılıyordu. İnebolu’ dan yaylı arabalarla Kasta monu - İlgaz - Çankırı yolu He »Ankara’ya gidilirdi.
r
-Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi