24 ŞUBAT 2005 PERŞEMBE CUMHURİYET • • • •
KÜLTÜR
[email protected]¥
UYGARLIKLARIN İZİNDE...________________________
oktay
ekinci
Tarihi çarşıyı modern rakiplerine karşı güçlü kalabilmenin yolu ‘çağdaşlaşması’...
Kapalıçarşı’yı yaşatabilmek
► BİR KENT KADAR BÜYÜK...
Yaklaşık 3 bin 600 işyerini banndıran tarihi çatıların
üzerinde 1977’den bir anı... Kapalıçarşı Demeği başkanı
Oktay Aslan ile arkadaşlan ‘onarım’ için incelemede
(Cumhuriyet arşivi-solda). Ünlü Cevahir Bedesteni,
dünyanın tüm kültür coğrafyalarından takı örneklerini de
bulabileceğiniz bir müze gibi (üstte).
“...ve ben tükenir gibi oldum. Yoruldum! Etrafım bakımsız bağ bo zumu, içim hastalıklı ciğer gibi... Halbuki diz çöktüğünüz yerden si zi yine ben kaldırabilirim ayağa. Kültür elbisesini giydirip, sizi ben katabilirim ‘halay’a... Yapacağınız tek şey, hatırlamak...”
Atilla Özbey’in imzasını taşıyan
bu sözler, Kapalıçarşı Dergisi’ni oku yanları elbette heyecanlandırıyor; a- ma ya okumayanlar?
Kapahçarşı’yı acaba nasıl yeniden
hatırlarız; yaşına ve gururuna yakışır bir ilgiyi yeniden nasıl gösteririz; ‘yo
ruldum’ diyen bir kent kahramanını
yazgısıyla baş başa kalmaktan nasıl kurtarırız?
Bu sorular, Kapalıçarşı Esnafları
Demeği’nin 11-12 Şubat 2005 gün
lerinde İstanbul Ticaret Odası’nda düzenlediği ‘Kapalıçarşı Geleceğini
Arıyor’ başlıklı arama konferansının
da gündemiydi.
Gündemde olmayan ise yine Kapa- lıçarşı’nm bu ‘feryadı’na neden olan aymazlıklarımız, vefasızlığımız ve aslında ülkemiz kentlerindeki tüm ta rihi çarşılarımızın baş düşmanı olan
‘shoping-center’lara düşkünlüğü
müzdür.
Nitekim toplantıyı izleyen günler de, Kapalıçarşı’yla ilgili söylenenle re yer vermeyen medyamızdan, ‘Av
rupa’nın en büyük Carrefour ma- ğazası’nm da İstanbul’da açılacağı
nı öğrendik. Başbakan Erdoğan’ın da katıldığı tanıtım toplantısında, Av rupa'nın onca ‘zengin’ ülkesi varken en büyük tüketim merkezinin, kişi ba şına gelir düzeyi en aşağılarda olan
Türkiye’de kurulmasının ‘yatırım gerekçesi’ ise elbette ki açıklanmadı.
Çünkü ülkeyi sanayi ve üretimden uzaklaştıran politikaların ekonomide ki en büyük dayanağı belki de halkın tüm parasını tüketmesi... Herkesin sa dece ihtiyacını aldığı ve filesinde ta şıyabildiği çarşılar ve pazarlar yerine,
‘el arabasına gördüğünü doldurdu ğu’ ve üstelik parasını da ‘sayarak’
değil ‘kredi kartı’yla ödediği dev mağazaların Türkiye’ye üşüşmesi de galiba bu politikanın sonucu...
Kimlik yozlaşması
Nitekim o günkü konferansta da an laşıldı ki, bu gerçeklik içinde
Kapalı-çarşı’mn geleceğini görmek bir yana,
‘aramak’ bile kolay değil...
Dünyanın herhangi bir kentinde, böylesine bir görkemli tarihsel çarşı olsaydı, onu sürekli onararak yaşat manın ötesinde, etkin varlığını ve iti barını korumak için şu yeni alışveriş merkezlerinin rakip olmasına bile izin verilmezdi...
Gelin görün ki, 543 yıldır İstan bul’a ve hatta tüm ülkeye hizmet ve ren Kapalıçarşı, özellikle dev ‘shop- ping-center’lann karşısında her ge çen gün yalnızlaşmakta, eskimekte ve gözden düşercesine bir kenarda kal makta...
Oysa kimi Avrupa ülkelerinde bile o ünlü süpermarketlerin 15 yıldır kent dışına çıkartılmalarının nedeni, ora lardaki ‘geleneksel çarşılar’ı ve pa zarlan korumak.
Kaldı ki insanlar, değişik dükkân lara uğrayarak ve farklı satıcılarla ko nuşarak alışveriş yapmak yerine, sa dece ‘raflar’la bakıştıklannda, sosyal yönleri köreliyor ve toplumsal ilişki leri daha da zayıflıyor... Çarşı ve pa zarlarda ise ‘alan’ ile ‘satan’ arasın daki ‘insani ilişkiler’, kentsel yaşam daki beraberliği daha da güçlendiri yor...
işte bu ilişkilere ‘shopping’ gibi sadece mekânı tanımlayan sözcükler le yetinen toplumlar bile özen göste rirken ‘alış’ ve ‘veriş’ gibi tümüyle
insanlar arasındaki ortak bir eylemi sözcük haline getirmiş olan bizlerin oralı bile olmaması, ‘kimlik yozlaş
masının ulaştığı düzeyi de göstermi
yor mu?
Dilerseniz, Kapalıçarşı’yı da hayal ederek bir düşünün... Alışveriş ancak
‘çarşıda yaşanır’; süpermarketin raf
ları arasında ‘yapılan’ ise aslında sa dece ‘shopping’leşmek, yani ‘dük-
kânlaşmak’...
Tüketim düzenine inat
Toplantıda bunları da dile getirdik ten sonra düşündük; yine de yapılacak bir şeyler yok muydu?
‘Düzen böyle’ deyip çözüm üret
memek artık geçmişte kalmıştı. ‘Dü
zene inat’ Kapalıçarşı’yı kurtarmak
ve yaşatmak ise herkesin ortak göre vi ve sorumluluğu olmalıydı...
Nitekim demek Başkanı Haşan Fı
rat da tarihi çarşının ‘durumunu’ an
latabilmek için şu örneği veriyordu:
“25 bin dolara kolye alan bir hanı mefendinin ihtiyacını giderebilece ği temiz ve düzgün bir tuvaletimiz bile yok...”
Oysa Kapalıçarşı’da yaklaşık 3 bin 600 dükkân ve işyeri bulunuyor. 21 kapısından günde ortalama 500 bin kişi geçiyor. En küçük bir apartmanın bile ‘yönetim kurulu’ ve ‘yönetici
si’ varken ve onlar, binanın temizli
ğinden onanmına kadar tüm hizmet lerini “daire sakinlerinin aidatları
ve ek katkılarıyla” yerine getirirken
Kapalıçarşı ’da buna benzer bir örgüt lenme neden olamıyor?
Sorunun yanıtını yine ‘esnaftan’ katılımcılar verdiler. KapalıçarşTmn en önemli sorunu aslında ‘daya-
nış(ma)ma’... Yaklaşık yansında ki
racıların bulunduğu işyerlerinin sa hipleri, aynı zamanda tarihsel bir de ğerin kullanıcısı olduklannı pek dü şünmedikleri gibi, İstanbul’daki diğer
‘modern’ alışveriş merkezleriyle ya-
nşabilmek için ‘çağdaş gereksinme
leri’ de karşılamalan gerektiğini hâ
lâ önemsemiyorlar...
KapalıçarşTmn çatısındaki yıp ranmalar çoğu yerde artık ‘onarıla
maz’ durumda. Tarihi taş duvarlar ‘dükkân büyütmek’ için oyula oyu-
la taşıyıcı güçlerini yitirmek üzere ler. Tadilatlar, onanmlar projesiz ve eski eser uzmanı olmayan ‘usta’Iar- la, üstelik kaçak yapılıyor. Çevredeki altın ve gümüş atelyelerinin zehirli atıkları temelleri tehdit ederken aynı kimyasal kirlilik ile güvercinlerde gözlenen toplu ölümler arasında da ilişki olduğu sanılıyor...
‘Tarih İçin de çağdaşlık
Peki... Buna rağmen ne yapılabi lir?
Kapalıçarşı D em eği’nin özverili emektarlan, koca çarşının sorunla- nnı çözmede ‘gönüllü’ bir kahra manlık içinde olsalar bile, ‘dernek’ olanaklan ve statüsü içinde buna ne kadar güçleri yeter?
O gün, ‘örgütlenme’ için çözüm olarak, tüm esnafın ortak olacağı bir
‘hizmet şirketi’nin kurulması; te
mizlikten güvenliğe, onanmlardan genel mekânlann düzenlenmesine kadar tüm gereksinmelerin bu şirket tarafından yönetilmesi de akla ge lenler arasındaydı...
En önemli saptama ise diğer alış veriş merkezlerindeki ‘çağdaş çeki- cilik’lerin Kapalıçarşı’ya da artık kazandırılmasıydı. insanlar, ‘dev
modern çarşılar’a sadece alışveriş
için değil, genellikle ‘vakit geçir
m ek’ ve hatta sosyal ve kültürel ya
şamlarını renklendirmek için gidi yorlar. Buna olanak sağlayan cep si nemaları, sanat galerileri, kitabevle- ri, kafeler ile benzerlerinin Kapalı- çarşı ve çevresinde de bulunduğu nu düşünün... Üstelik eşsiz tarihsel bir atmosfer içinde...
işte bu öneriye sözgelimi Vakko, Beymen gibi ünlü firmalarımızın da Kapalıçarşı’da şube açarak kültüre de katkıda bulunmalarını eklediği mizde İstanbul’un her tarafı ‘shop-
ping-center’larla dolsa bile artık ne
yazar...
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi