F o to ğ ra f: G A L İ P C A S E R
Pandeli Lokantası önce B atıkpazan 'ndaydı. 6-7 eylül olayları sırasında yıkılan lokanta, daha sonra şim diki yerin e taşındı.
Piyasa lokantaları
Pandeli’de yaşıyor
Pandeli Niğdeliydi. K öfte-piyaz satarak başlayan lokan tacılığı, ünlü lokantasıyla hâlâ yaşıyor.
nın ilki Hacı adıyla yalnız döner, piyaz ve köfte satardı. Fransızca bilen, üstelik Esperanto di linin hastası olan erselik dönercisi ise hatırlı müşterilerine döner tabağını bizzat sunar, te- mennahını çakıp bahşişini alırdı. Asıl lokan ta Hacı’nın yanındaki koridorun sonundaydı. Tavanına bakıldığında hemen anlaşılacağı üze re, eski bir Yahudi havrasıydı burası. İki Er meni ortağın işlettiği Ege Lokantası sonraları büyütüldü ve yeni ortakların katılımıyla daha aydınlık hale getirildi. Ama hatırşinas Rum garsonları teker teker öldü ya da emekli oldu (Neredesin, müşterilerinin sağlıyla doktor tav siye edecek kadar ilgilenen Eftim Efendi?), Ege de Anadolu Bankasfnın eline geçip ortadan kayboldu. Kısa süre öncesine kadar o güzelim yerin kapısında Anadolu kulübünün eşya pi yangosu biletleri satılıyordu.
Bahçekapı’daki, Ticaret Borsası’nın soka ğındaki Borsa Lokantası da İstanbul’un en ün lü piyasa lokantalarındandı. Erbabı, Borsa’- nın yemeklerinin daha hafif olduğunu, dola yısıyla yaşı kemale ermiş, perhizine dikkat et mek zorundaki işadamlarının buraya rağbet et tiğini söylerdi. Borsa şimdilerde yine aynı lez zetteki yemekleriyle Eminönü Meydam’na yakın olan iki katlı ve hangarı andıran yeni ye- ' rinde hizmet veriyor. Ancak, yemeğinin dışın
da nerede eski lokantanın havası?
Sirkeci Garı’nın hemen karşısındaki Konya Lezzet Lokantası da yok artık. Sahipleri, yeni yaptırdıkları koca binalarının altında ayak üstü yemek yedirip dışarıya da servis yapıyorlar. Ay rıca Topkapı Sarayımın içindeki lokantalarıy la özellikle turistlere hizmet vermeyi sürdürü yorlar. Ama nerede, kısa adıyla eski KonyalI nın kendine özgü eski havası? Belki sahipleri ne sorarsanız onlar da size şöyle diyecekler ama: “Nerede o eski müşteriler?” Her neyse... Konyalı’nın en büyük özelliği içkisiz oluşu ve müşterilerine güzelim yemeklerinin yanı sıra şı ra sunmasıydı. Şıra deyip geçmeyelim, İstan bul’da şırayı Konyalı’mn kıvamında yapabilen kaldı mı dersiniz? Bu lokantanın bir başka
Aydın, “Euroclub" dergisinin Kış 1986 sayısına ‘‘Rakı Kerede, Ne Zaman, Neyle re Nasıl içilir? ” adh bir yazı yazmıştı. O yazıda Kumkapt meyha nelerini anlatırken, bir bakıma İstanbul’un meyhane ve içki geleneğini de çok canlı bir biçimde diie geti riyor, yazısını Ahmet Rasim 'in rakı üstüne çeşitle meleriyle noktalıyordu. “Euroclub”ün ilkbahar 1988 sayısına da “Piyasa LokantalarF'nı yazmaya karar verdi. Piyasa lokantaları geleneğini en iyi bi çimde yaşatan lokanta olarak da “Pandeli’’y i seç ti. Yazının yazılmasından önce bir öğle vakti A y dın, Çetin Özbayrak ve ben birlikte “Pandeli''ye git tik. Eminönü Meydanı 'na bakan pencerelerden bi rinin kıyısındaki bir masayı seçtik kendimize. Çok geçmeden, Pandeli'nin yanında yetişen ve uzun sü redir de lokantayı işleten Cemal Bey geldi masamı za. Aydın, o hemen dostluğu geliştiren sıcak üslu buyla sohbeti koyultlu Cemal Bey’le. A z sonra,Ce mal Bey, Aydın'a Pandeli’nin bütün özelliklerini, lokantanın tarihçesini anlatmaya başlamış, Aydın da o kısa kısa notlarını almaya koyulmuştu bite. Bu rada sunduğumuz yazı, Çetin özbayrak 'la benim, Aydın ’la birlikte yiyip içtiğimiz en güzel sofralar dan birinin ürünü oldu işte. Neler yedik, neler mi içtik o öğle? Bunu Aydın ’ın yazısında olanca gü zelliğiyle okuyacaksınız. Ama her zaman olduğu gi bi, o gün de masanın, sofranın asıl tadı Aydın ’dan kaynaklanıyordu. Aynı derginin daha sonraki sa- yıllarna da önce “MUto'dan, “Façyo’’dan, “Nep tün ’’den bu yana Büyükada lokantalarını yazacaktı Aydın Yazısını Müsü Ancelo’nun işlettiği son Rum lokantası “Orman’’la noktalayacaktı. Ardından da “Liman’’ lokantasını yazmayı tasarlıyordu. Belki de bu yazılar birikip çoğaldığında bir kitap olacak tı. İstanbul'un en güzel geleneklerinden birini, o ge leneğin tadını, key fin i en iyi çıkaran insanlardan bi rinin kaleminden anlatan bir kitap “Pandeli”nin, Ay dın 'm yazı makinesinden çekip çıkaracağı son yazısı olacağı, olasılıkların en uzağıydı...
CELAL ÜSTER
AYDIN EMEÇ _______
Neydi piyasa lokantasının özellikleri? Adı üze rinde, iş merkezlerine, yani piyasaya yakın olu şuydu önce. İkincisi, çoğunun yalnız öğlenle ri ve çalışılan günlerde açık olmasıydı. Üçün- cüsü, fiyatlarının “ehven”, yemeklerinin çok lezzetli oluşuydu.
Bugün artık nerdeyse unutulan “piyasa lo- Kantası , güzelim İstanbul’un en büyük özel- liklerindendi. Her zaman önemli bir liman ve ticaret merkezi olan bu büyük kentin işadam ları, öğle saatlerinde hem günün dağdağasın dan bir birbuçuk saat uzaklaşmak, hem ka rın doyurmak ve rahat bir soluk almak, hatta ara sıra bir iki kadeh de parlatmak için, evle rinde pişen yemeği.aratmayacak lokantalara koşarlardı. “Piyasa lokantası” geleneği böyle doğmuştu.
Yaşı kırkı ancak bulan günümüz genç ku şağı, bu tür lokantaların ayakta kalmış çok az sayıdaki örneklerine yetişebildi. Çoğunluğun ayaküstü sandviç ya da hamburger atıştırmak tan, bir kebapçı ya da pizzacıda yarım saati zor bulan “tıkınırcasına” karın doyurmaktan çevresini görecek, özenle yapılmış bir yemeği arayabilecek hali zaten yok. Piyasa lokantala rının eni konu pahalı olduğu, çoğu kişinin ar tık böyle yerlere para yetiştiremeyeceği de söy lenebilir; bu arada çoğu koca İstanbul’da dü zinelerle esnaf, işadamı, sanayici, üst düzey yö neticisi yok mu? Fazlasıyla var hem de. Ama değişen bir yaşama biçimi de var. Günlük ya şama egemen olan koşuşturma, belki piyasa lokantalarında ağız tadıyla bir öğle yemeği atıştırma keyfinden yoksun bırakıyor insanları.
Neydi piyasa lokantasının özellikleri? Adı üzerinde, iş merkezlerine, yani piyasaya yakın oluşuydu önce İkincisi, çoğunun yalnız öğlen leri ve çalışılan günlerde açık olmasıydı. Üçün- cüsü, bugün Nişantaşı, Levent, Etiler gibi semtlerde rastlanan lüks lokantalardan farklı
olarak, dekorunun gösterişsiz, fiyatlarının “eh ven”, yemeklerinin çok lezzetli oluşuydu.
Biz bu lokantaların tümünü anımsayabildi ğimiz: iddia edecek değiliz. Ancak çok küçük yaşta da olsa, hemen tümünde yemek yedik, bazılarının sahiplerini tanıdık. Yemeklerinin tadı hâlâ damağımızda desek yeı idir. Dilerse niz, Beyoğlu’ndan başlayarak Beyazıt’a kadar bir çıkalım ve bugün artık çoğu tarihe karış mış olan bu lokantaları tarayalım. Sonra en ünlülerinden birinde sofraya kurulalım.
Beyoğlu’nun göbeğinde, Ağa Camii’ndeki Abdullah Efendi, öğlen akşam yemek verirdi ve bu tür lokantaların en gözdelerindendi. Ab dullah Efendi’nin oğlu Hikmet Bey, daha Be- yoğlu’ndaki lokanta kapanmadan Emirgan sırtlarında bir şube açtı. Ardından da, şimdi yerinde yanılmıyorsak Galeri Edip’in bulundu ğu dükkânı temelli o güzelim, çiftliği andıran yere taşıdı. Hikmet Bey de artık yaşamıyor, ama lokanta onun varislerinin çabasıyla ayakta duruyor. Ne zamana kadar mı? Kimbilir.
Ayazpaşa’da bir ad olmaktan öteye gitme yen Fischer de, önce Tünel’de babanın, daha sonra Galatasaray Lisesi’nin yan sokağında ve İngiliz Başkonsolosluğu’nun karşısında kızı nın çabalarıyla ömür sürdü, akşamları da açık olmasına karşılık öğlenleri eşiğini çoğunluk ça lışanlar ve işadamları aşındırdı durdu.
Tünel’le Karaköy’e geçildiğinde, şimdiki Ka- raköy Postanesi’nin bulunduğu sokakta piya sa lokantalarının en ünlülerinden Kollaro var dı. Yolcu Salonuna kadar yürümek zahmeti ne katlanırsanız da, hâlâ Türkiye’nin en iyi lo kantaları arasında sayılan Liman. Galata Köp- rüsü’nden Eminönü’ne ayak bastınız mı, pi yasa lo k an taların ın başkentine gelmiş olurdunuz. Nimet Abla Gişesi’nin hemen ya nındaki Havra ya da Ege Lokantası bunlardan biriydi. Öbür yanında Arpacılar Camii bulu nan bu lokanta, önceleri iki dükkândan olu şurdu. Aslında sahibi aynı olan bu iki dükkâ
P andeli'nln duvarları ve tavanı y e şil ve cam göbeği m a vi çinilerle kaplı büyük salonuyla G alata Köprüsü 'ne ve lim ana bakan ön tarafın da yazın m asa bulm ak oldu kça güçtür.
özelliği, sadık müşterilerinin başka yerde öğle yemeği yememesiydi. Hilmi Kitabevi sahibi İb rahim Hilmi Bey’in aralıksız 40-50 yıl Konya- iı’da yemek yediği anlatılırdı.
Sirkeci’de Ankara Caddesi’ne kıvrılıverdiniz mi, sağ kolda, yanılmıyorsak etinin lezzetiyle ünlü eski Steinburg’un yerini alan İstanbul Lo kantası dikkati çekerdi. Bir zamanlar önündeki veranda ve derme çatma görünüşüyle bambaş ka havası olan bu lokanta 1960’lara doğru yan dı, yeniden yapıldı. Ve Ali Bey’in yönetimin de daha uzun yıllar İstanbullulara lezzetli ye mekler tattırdı. Ta yerini yine bir bankaya kap tırıp yok olana kadar.
dı hâlâ dillerde
dolaşan Pandeli,
piyasa
lokantalarının en
ünlülerindendi. Ünü
Türkiye sınırları dışına
taşan bu lokanta, şimdi
Mısır ÇarşısTnın hemen
Eminönü MeydanTna
bakan girişinin solunda
ve üst katta.
Ankara caddesine kıvrılmayıp Hüdavendi- gâr Caddesi’ne girdiniz mi, biraz ilerde sağa sapan sokakta bugün çoğunluğunun yerinde yeller esen piyasa otellerine ve bu otellerin lo kantalarına ulaşırdınız. Özipek Palas ve İpek Palas’ın lokantaları ise en ünlüleriydi ve ikisi de bu ünü gerçekten hak eden yerlerdi. Şimdi ise aynı yerde, gerçek bir piyasa lokantası ola rak Şehir ayakta duruyor. Dededen lokantacı bir ailenin çocuğu olan Kadri Bey ve oğlu bu rayı başarıyla yönetiyorlar.
Sokak aralarında bulunan, hepsi günümü zün ünlü lokantalarıyla rahatça rekabet ede bilecek nitelikteki çok sayıda piyasa lokanta sını anımsatmamız güç. Ancak Divanyolu’nu tutup Beyazıt’a kadar uzanmaz ve Emin Efendi -ile Üniversite Lokantası’nı anmazsak haksız lık etmiş oluruz. Bir de 1960’ların sonlarına ka dar hizmet veren Çamlı’ya değinelim. Şimdi lerdeyse, koskoca Divanyolu üzerine adından söz etmeye değer bintek Çınar Lokantası var. Tencere yemeği geleneğini sürdürmeye çalışan, ama adını andıklarımızın çoğuyla rekabet ede bilecek olan Çınar.
Şimdi dilerseniz, Divanyolu’ndan ve Anka ra Caddesi’nden geri dönüp Eminönü Meyda- nı’na varalım ve en ünlü piyasa lokantaların dan birinin geleneğini hâlâ sürdüren Pandeli’de mola verelim. Adı hâlâ dillerde dolaşan Pan deli, piyasa lokantalarının en ünlülerindendi. Ünü Türkiye sınırları dışına taşan bu lokan ta, şimdi Mısır Çarşısı’nın hemen Eminönü Meydam’na bakan girişinin solunda ve üst kat ta. Özellikle yaz aylarında çoğunlukla yaban cı,ama aynı zamanda seçkin yerli müşterileri ne de hizmet veren bu lokantaya adını veren kurucusunu bugün ancak yaşı elliyi bulmuş olanlar anımsar- Önce 6-7 Eylül Olayları sıra sında yakılıp yıkılan, sonra da Eminönü Ba- lıkpazarı istimlakine kurban giden eski Pan deli Lokantası’nı da yine yaşı elli ya da ellinin üzerinde olanlar anımsayacaklardır.
Biz eski Pandeli müdavimlerini anacağımı za, Mısır Çarşısı’nın Eminönü kapısından gi rip hemen sola kıvrılalım ve dik merdivenleri tırmanalım. Girişte, Türkçesi bozuk, gayrimüs lim bir hanım tarafından karşılanacağız, pal tolarımızı o alacak, gerekirse tuvaletin yolu nu o gösterecek, çıkışta da elimizi kurutma nız için kâğıt tutup kolonyayı yine odökecek. Hele gazeteci olduğunuzu anlarsa hemen İs mail Cem dostumuzu, ünlü çizerimiz Ali Ul- vî’yle evli olan ablası Alev’i, babaları rahmet li İhsan İpekçi’yi (İhsan Koza adıyla aşk ro manları da yazmış olan ünlü film yapımcısı, dışalımcısı ve sinema işletmecisi) sormadan edemeyecektir. Çünkü bu hanım eski bir ba lerindir ve tam 31 yıl rahmetli İhsan Bey’in si nemalarında yer göstericilik yapmıştır. Hiç ev
lenmemiştir ve şu sıralar üç kedisiyle ömür sür dürmektedir.
Pandeli’nin duvarları ve tavanı güzelim ye şil ve cam göbeği mavisi çinilerle kaplı büyük salonuyla Galata Köprüsü’ne ve limana bakan ön tarafında yazın masa bulmak çok zordur. Kış aylarında ise keyifli, rahat, sakin öğle ye mekleri için Pandeli birebirdir. Hele iki kadeh de rakı parlatmak ve sabahın gerginliğini ha fifletmek istiyorsanız buradan âlâsını zor bu lursunuz.
Yerinize oturup listeyi elinize aldınız.. Fasul ye plaki ve patlıcan salatası zaten masanın gö beğine kurulmuş, size göz kırpmaktadır. Çe kinmeyin, hemen tadına bakın. Ne tadına bak ması?" Gördünüz mü, silip süpürdünüz bile. Şimdi yambaşmızda biten garsona dönün. Siz istemeden, az sonra, lokantanın benzersiz üs tü dönerli su böreğinden bir parça koyacaktır tabağınıza. Sonra da seçiminizi bekleyecektir. Ne mi yemeli Pandeli’de? Fazla ince eleyip sık dokumaya gerek yok. Burada tüm et yemek leri güzeldir, özellikle de döner, şiş köfte, ız gara kuzu budu ve antrkot.. Tabii, Pandeli’de balığın yeri ayrıdır. Izgara ya da tava kalkan, özellikle tava ya da kâğıtta tereyağlı levrek bun ların en lezzetlileridir. Bizden size “kâğıtta levrek” diye fısıldaması. Sonra da midenizde yer kalsın kalmasın, Pandeli’nin “kırk yıllık” karışık tatlısının tadına bakmadan cüzdana davranmayın.
Pandeli 1960’larm sonuna doğru (1967 ya da 68’de) öldü. Onun geleneğini Mısır Çarşısı’nın üst katında sürdüren kişi Cemal Biberci. Pan- deli’yi andıkça Biberci’nin gözleri sevgiyle par lıyor. Burayı Pandeli’nin doktor olan oğlu Hristo Çobanoğlu’yla ortak işletiyor. Biberci, Çobanoğlu, kışın ailesiyle Atina’da yaşıyor, ama yazın mutlaka İstanbul’a dönüyor ve lo kantayı Cemal Biberci’yle birlikte yönetiyor. Eskiler, Pandeli’nin Eminönü Balıkpa- zarı’ndaki lokantasında küçük tabaklar da sunduğu mezeleri anımsarlar. Seçkin müşterilerin önüne ancak tadımlık olarak kon duğu söylenir bu mezelerin. Müşterileri yanı lıp biraz daha istedi mi Pandeli’nin cevabı ha zırdır: “Kalmadı beyim”. Çünkü, mezenin ta dının müşterinin damağında kalmasını ister. Obur sevmez Pandeli, yemeğe bir sanat eseri gibi bakanı sever. Cemâl Biberci, Pandeli’yle ilgili anılarına geçmeden her şeyini ona borç lu olduğunu, çok küçük yaşta yanına girdiği ni ve Pandeli’nin öz babasından önce geldiği ni ısrarla söylüyor.
“Babamı tanımam onu tanırım” diyor ve sürdürüyor anlatmayı: “Biz buraya 1956’da, çoğu kişinin sandığı gibi Eminönü Balıkpaza- rı’nın istimlak edilip yıkılmasından sonra de ğil, 6-7 Eylül Olayları sırasında eski Pandeli Lokantası’nın yerle bir edilmesi üzerine geldik. Bu olay Pandeli’yi çok üzmüştü, gazetelerde bir açıklaması çıktı: (Artık lokantacılık yap mayacağım.) Dönemin Cumhurbaşkanı Bayar ve Başbakanı Menderes gazetelere başlık olan bu açıklamayı okuyup o zamanın İstanbul Va lisi ve Belediye Başkanı Fahrettin Kerim Gö- kay’dan Pandeli’ye yeni bir yer bulmasını rica etmişler. O sıra İstanbul Belediyesi’nin sahibi olduğu ve eski GalatasaraylI milli futbolcu Leblebi Mehmet’in işlettiği üç gözde yer var dı: Liman Lokantası, Taksim Gazinosu ve Mı sır Çarşısı’ndaki Belediye Lokantası. Mısır Çarşısı’nın çok uzun süre bakımsız kalan üst katı, bir lokanta haline getirilmek üzere res tore edilmiş, işletmesi de Leblebi Mehmet’e ve rilmişti. Gökay, Leblebi Mehmet’ten bu yeri Pandeli’ye devretmesini istedi. Leblebi Meh met önce direndi, ama Gökay, ‘Öyleyse ben de Taksim Gazinosu’nu ona veririm’ deyince ra zı oldu. O günün parasıyla 80 bin lira kadar ödedik Leblebi Mehmet’e, demirbaşlar için.
“Pandeli Niğdeliydi, 6 çocuklu bir aileden geliyordu. Babası Eminönü’nde, Çukur Hant da gümrük hamalıydı. Yoksul anası, evden bir boğaz eksilsin diye yollamış küçük Pandeli’yi İstanbul’a. Önceleri sağda solda, bir bakkal dükkânında filan çıraklık yapmış Pandeli. Ama nedense, aklı fikri hep lokantalardaymış. Kendi söylerdi, büyülenmişcesine durup bakar mış lokanta vitrinlerinden içeri. Sonra baba sından izin alıp H an’da köfte piyaz satarak başlamış bu işe. Ardından Yüksekkaldırım’a geçmiş. Oradan her öğlen, hazırladığı yemek leri tepsiyle Eminönü’ne, Çukur Han esnafı
na taşırmış. Ünü böyle yayılmış, kendini sev direrek, yemeklerini her yiyene beğendirerek açmış Eminönü Balıkpazarı’ndaki dillere des tan lokantasını.
“ Pandeli aslında, artık yerinde yeller esen o lokantadan başka yere de ısınamadı. Sevdi ği havayı, eskinin sıcaklığını Mısır Çarşısında ki lokantada hiç bulamadı. Eski dükkânında Pandeli’nin kendi masası vardı. Orada dem lenir, müşterileriyle sohbet ederdi. Bu ona bü yük keyif verirdi. Son derece dürüst bir insan dı. Öyle ki, müşterilerimizin önünde bizi rezil ettiğini çok görmüşümdür. İşte size bir örnek; lokantada bir gün önce satın alınan balık da vardır, o gün satın alınan da. Balık bir günde bayatlamaz ki, haliyle ikisini de satacaksınız. Hatırlı müşterilerinden biri gelmişti. Adam lev rek istedi, bir gün önce aldığımızdan pişirip önüne koyduk. Pandeli olup biteni uzaktan iz lermiş. Adam balığı bitirince Pandeli de yanı- başında bitti. Eliyle bizi işaret edip, ‘Sana dün kü levreği yedirdi bu eşşoğlu eşşekler!” dedi. “ Parasını ödemeyeceksin;
“Alışverişi kendi yapar, beni de yanına alır dı. Satın almak istediği her yiyeceğin tadına bakar, sonra bana tattırırdı. Ardından da so rardı: ‘Nasıl buldun? İyi mi? Bundan alalım mı?’ Konuşturur, yediğimden nasıl bir tad al dığımı anlattırırdı. Böyle böyle damak zevki ni aşıladı bana. Öyle ya, satın aldığın-mal iyiy se, bununla pişirdiğin yemek sana lezzetli ge liyorsa, müşteriye haydi haydi lezzetli gelecek tir. Böyle bir öğretmendi işte Pandeli.
“Mısır Çarşısı’ndaki lokantayı yeni açtığı mız yıllar, şimdi elektrikli aletler satan giriş ka pısının yanındaki dükkân bizim mutfağımız- dı. Pandeli hep orada durur, pek yukarı çık maz, mutfağa göz kulak olurdu. İçinde mey velerin durduğu koca bir sepete de rakı şişesi ni gizler. Arada bir kuru kuruya şişeden dem- lenirdi. Meyveler azaldıkça şişe ortaya çıkar. Biz ayıp oluyor, müşteri görüyor, dedikçe o,
I
rkalarında birer
“birer hoş anı
y — m ya da seda”
bırakarak y o k
olup giden piyasa
"lokantalarının
simgelerindendi Pandeli.
Günümüz İstanbul'unda
yaşayıp da biraz keyif
ehli olan kimseler,
eskilerin İstanbul'unda
yaşayanlara ne kadar
gıpta etseler yeridir.
‘Hayda be size de’ diyerek bizi terslerdi. İstan bul’da görev yapmış Pandeli’ye hayran bir Amerikalı, yıllar sonra lokantaya uğradı, ka rısıyla birlikte, hem yemek yiyor, hem de dur madan Pandeli’yi görmek istediğini söylüyor du. Pandeli ise aşağıda, mutfakta, üstü başı özensiz.. Biz utandık, ‘Hele yemeğinizi bitirin, sonra kendisiyle görüşürsünüz’ dedik. Adam hesabı ödeyip aşağı inince Pandeli’yle karşı karşıya getirdik. Pandeli hemen, şişeyi meyve lerin arasından çıkarıp Amerikalının karısının ağzına dayadı. Bir yandan da “Madem beni tanıyorsunuz, rakımı mutlaka içeceksiniz di yordu. Kadından sonra adamın da ağzına da yadı şişeyi. Biz Amerikalı kızacak, sinirlene cek sanıyorduk. Oysa adam Pandeli’nin bu ‘iltifatı’ karşısında mest olmuştu.
“Böyle bir insandı işte Pandeli. 1967’de ya da 68’de öldü. Ama biz onun anısını yaşatmak için elimizden geleni yapıyoruz, yapacağız da.!'
Arkalarında birer “hoş anı ya da seda” bı rakarak yok olup giden piyasa lokantalarının simgelerindendi Pandeli. Ne denir, günümüz İstanbul’unda yaşayıp da biraz keyif ehli olan, ağzının tadını bilen kişiler, 1930’ların, 40’ların, hatta 50’lerin İstanbul’unda yaşayanları ne ka dar kıskansalar, onlara ne kadar gıpta etseler yeridir. □