• Sonuç bulunamadı

Film bitti, Paşa şaşırdı:"Haytalar" diye bağıran İsmet İnönü'yü görüntüleyememiştik

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Film bitti, Paşa şaşırdı:"Haytalar" diye bağıran İsmet İnönü'yü görüntüleyememiştik"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

H A F T A N I N K O N U 6 U

“Haytalar" diye bağıran İsmet İnönü’yü görüntüleyememlştik

Film bitti, Paşa şaşırdı

Televizyonun ilk yayınının gerçekleştiği 31 Ocak 1968 günü yaşamın

adeta durduğunu belirten TRT eski Parlamento Haberleri Müdürü

Hüsamettin Çelebi, televizyonun Türkiye’ye gelmesi için çok çaba

haı andığını da belirtiyor.

Hüsamettin Çelebi 1934’de

Bayburt’ta doğdu. 1956’da

gazeteciliğe başladı. Çeşitli

gazetelerde Parlamento Haberleri

Muhabiri olarak çalıştı. 1960’ta

A.Ü. Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.

1965 yılında TRT’ye girdi ve,

Parlamento Haberleri Şube

Müdürü olarak göreve başladı.

1974’e kadar TV ve radyonun

ı siyaset ve ekonomi konularındaki

programlarını düzenledi ve

yönetti. 1974’te kontenjan

senatörü seçildi. 1977-1982 yılları

arasında Günaydın Gazetesi’nde

gündelik fıkralar yazdı.

1984’te Anadolu Ajansı Genel

Müdürü olan Çelebi, halen

Anadolu Ajansı’nm yönetim

kurulu başkanlığını da yürütüyor.

Günseli Önal

RT’ye 1965 seçimlerinden hemen son­ ra giren ve TRT’nin yayına başladığı günlerde yayını gerçekleştiren kadronun içinde, Parlamento Haberleri Müdürü olarak Haber Dairesi’nde yer alan Anadolu Ajansı Genel Müdürü Hüsamettin Çelebi, te­ levizyonun Türkiye’ye nasıl ve hangi koşullar­ da girdiğini anlattı. Televizyonun ilk yayını­ nın gerçekleştiği 31 Ocak 1968 günü yaşamın adeta durduğunu belirten Çelebi, televizyonun Türkiye için çok lüks' olduğunu söyleyen çev­ relere karşın ülkemize girebildiğini söyledi. Çe­ lebi, TRT’nin o dönemdeki genel müdürü olan

Adnan Öztırak’tan alt kademelerde çalışan­

lara dek tüm görevlilerin, dünyanın yeni ile­ tişim ve kültür aracı haline gelen televizyonu Türkiye’ye getirmek için büyük çaba göster­ diklerini belirterek şöyle sürdürüyor konuş­ masını:

e İlk televizyon yayınının gerçekleştiği

günü anlatabilir misiniz?

ÇELEBİ — Televizyon Türkiye’ye gelsin

hazırlığı yapıyorduk, ama kendimiz evimize alma hazırlığında değildik. Dolayısıyla televiz­ yonu ilk kez kendi evimizde değil, gerçekten ve hali vakti yerinde olan arkadaşlarımızda ve­

6

\

ya işyerlerinde izlemek gibi bir durum hasıl ol­ du ve Ankara’da ilk deneme yayının yapıldı­ ğı gün, akşamüstü hayat durdu. Çok az sayı­ daki mağazaların vitrinine çıkmış olan televiz­ yonları izlemek için şoförler arabalarını dur­ durdu. Halk otobüslerden inip vitrin önleri­ ne yığıldı. Çok az sayıdaki, televizyonu olan kahveler lebaleb doldu ve yaşlılar inanmaz gözlerle ekrana bakıyorlardı. Biz de o tekno­ lojiye çok yabancıydık. Hizmetimizin ekrana görüntülü olarak yansıması beni de çok şaşırt­ mıştı. Ekranda hareketli, sesli fotoğraf görül­ düğü zaman Türk toplumu için dünya değiş­ miş gibi önemli bir gelişme gerçekleşmiş oldu.

e TRT televizyon yayınma nasıl

hazırlanmıştı? Yayına hazırmıydınız?

ÇELEBİ — Personele sadece teknik eğitim verilmişti. Bir kaç kişi yurtdışına eğitim için gönderilmiş, bir kısmı da Türkiye’ye gelen ya­ bancılar tarafından eğitilmişti. Televizyon ya­ yınına başlanmasından 5-6 ay sonra bir açı­ koturumu yönetme görevi bana verildiğinde aslında ekranın neresine bakacağımı, elimi ne­ reye koyacağımı bilmiyordum ve o sırada An­ kara Televizyonu çok ilkel şartlar altında ça­ lışıyordu. Bizim programdan önce stüdyoda seyircili canlı bir program varmış. Onlar çık­ tılar, 5-10 dakikalık bir müzik filmi konuldu.

Çıkanların oturduğu sandalyeleri, koltukları taşımak, yerine bizim açıkoturumun malzeme­ lerini, dekorlarını koymak bize düştü. Konuş­ macılardan biriyle dekorları taşıdım. Yani ben açıkoturum yönetmeye çıktığım gün, aynı za­ manda dekor taşıyıcılığı da yaptım. Televiz­ yona çıkmanın heyecanının yanında, bir de böyle bir acelecilik içinde oturduk. Oturumun konusunu, o sırada siyasi gündemin başlıca konularından biri oluşturuyordu. Fakat ben ekranı da, nereye bakılacağını da bilmiyor­ dum. O sırada Televizyon Müdürü olan Er­ han İnset arkadaşımız içeri geldi, bana ‘Şu­

raya bakacaksın, şurada ışık yandığında ek­ ran sana dönük demektir, elini şöyle koyacaksın’ diye tembih etti. Ayrıca önüme

bir bardak da su koydu, heyecanımı suyla gi­ derebilmek için.

• O günlerde ekranda görünmek nasıl

bir şeydi?

ÇELEBİ — Tabii o sırada televizyon Türki­

ye için yeni bir konuydu. Daha ikinci günden itibaren ben Ankara sokaklarında gezemez ha­ le geldim. Herkes birbirine, ‘İşte dün akşam­

ki açıkoturumu yöneten Hüsamettin Çelebi’

diye beni gösteriyordu. O gün Kızılay’da ge­ zemedim, çünkü o programın yönetiliş biçi­ minden çok memnun olanlar yanında, yönelt­

tiğim sorular bakımından çok aleyhte olanlar da vardı. Ve hissediyordum ki, görüyordum ki, hatta kulağıma kadar geliyordu, herkes ba­ na, siyasi partiler arasında yer bulmaya çalı­ şıyordu. Zamanla buna alıştık tabii, ben alış­ tım, benim arkadaşlarım da alıştı. Halk da alıştı. Fakat vatandaş da alıştıktan sonra bu defa tepkiler başladı. Hatırlıyorum, bazen te­ levizyondan çıktıktan sonra eve gidince tele­ fonumun fişini çekerdim.

% TRT yayına hazır olmadığı halde

neden biraz daha beklenmedi?

ÇELEBİ — TRT araç gereç olarak da, per­ sonel olarak da hazır değildi. Düşünün, beni kamuoyunun önüne açıkoturum yöneticisi olarak çıkartıyorlardı ve ben nerede oturaca­ ğımı bilmiyordum. Ama tam hazır olsun da ondan sonra yayma başlasın anlayışı da doğ­ ru değildi. Hepimiz yapa yapa bir şeyler öğ­ renme durumunda kaldık. Aslında ne biz ha­ zırdık, ne kamuoyu hazırdı, ne de TRT tam hazırdı. Üstelik TRT’nin getirebildiği cihaz­ ların hem sayısı azdı, hem de bugün arkadaş­ ların ellerinde gördüğüm cihazların yanında çok ilkel cihazlardı. Düşünün, rahmetti İsmet İnönü ile evinde bir mülakat yapmak için, yıl­ lar sonra, 1971’de Örsan Öymen arkadaşım­ la birlikte gittiğimizde, bizim elimizdeki ka­ mera on dakika çalışıyor, on dakika sonra film değiştirmek gerekiyordu. Tam İnönü’nün en heyecanlı konuşmayı yaptığı sırada, elini ma­ saya vurup gençlere “ haytalar” diye bağırdı­ ğı sırada, kameranın filmi bitti, Paşa şaşırdı. ‘Ne oldu?’ diye kolumu tuttu, ben kendisine anlatana kadar heyecanı geçti tabii. O doruk noktasındaki heyecan birdenbire durdu. Biz yeniden başladığımızda “ kaldığımız yerden

başlayalım” diyemedik, diyemezdik zaten. İn­

san tabiatına aykırıydı. Bu defa çok sakin bir paşa, birdenbire sakinleşmiş bir paşa çıktı hal­ kın karşısına. Böyle cihazlarla çalışıyorduk. Benim çıktığım programlar içinde, (üç-üç bu­ çuk yıl haftada bir, en azından on beş günde bir açıkoturum yaptığım dönemde), kendimi ekranda seyredebildiğim programların sayısı üçü geçmez. Yayın canlıydı, araya Film koy­ mak gerektiği zaman kendimiz montajına ini­ yorduk. Montajı da doğru dürüst bilmiyor­ duk, ağır ağır öğrendik.

• Yansız bir yayını başarabildiniz mi?

ÇELEBİ — Tabii Türkiye’nin koşulları dik­ kate alınarak her şey yapılabilir demek müm­ kün değil. Ama televizyonun geniş kitleler üze­ rindeki etkileyici durumunu bilen siyaset adamları, baskı grupları, daha ilk günden, he­ men baskıya başladılar.

% Baskılara karşı TRT’nin tutumu

nasıldı

ÇELEBİ — Bizim tutumumuz teslim olma­ maktı. Yani iktidara da sokağa da teslim

Referanslar

Benzer Belgeler

Dolayısıyla, PD alan hastalar, peritonit ile ilişkili herhangi bir belirti veya semptomun acil teşhisi ve tedavisi ile birlikte uygun aseptik tekniğin

The process for the evaluation of fitness for work is evalu- ated in this paper, alongside a detailed work analysis and a further functional evaluation of an employee

Sen şimdi dünya görüşlerini bir yana bırak baka- lım, çocukların dövülmeyeceğini öğren, milyonlarca köylünün, Çin’de, Hindistan’da,

Son günlerde gündemden düşmeyen İstanbul Çamlıca Camii Mimari Proje Yarışması hakkında Mimarlar Odası Merkez Yönetim Kurulu bir aç ıklama metni yayınladı

Her biri yaklaşık 58.000 m2 alanda kurulu iki otel ve her biri 145.000 m2 alana kurulmas ı planlanan iki golf sahası için tahsis edilmesinin ardından büyük bir sivil

Son dört yılda 15 bin hektar orman alanının yangınlarda zarar gördüğüne dikkat çeken Pepe, buna karşılık 400 bin hektarın ağaçlandırıldığını vurguladı.. Sivil

Son günlerde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın açıklamalarıyla Türkiye kamuoyu, Sinop’ta yapılması dü şünülen ikinci nükleer santral için Güney

— Bu konuda; özellikle, hakiki bina- larda yapılan «gerçeğe yakın yangın de- neyleri» sırasında çekilen fotoğraf ve filmler; ya da yerleştirilen aygıt ve gös- tergeler,