• Sonuç bulunamadı

Enstrumantasyonlu posterior dekompresyon yapılan lomber dar kanal olgularında ameliyat sonrası yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Enstrumantasyonlu posterior dekompresyon yapılan lomber dar kanal olgularında ameliyat sonrası yaşam kalitesinin değerlendirilmesi"

Copied!
81
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T.C.

TRAKYA ÜNİVERSİTESİ

TIP FAKÜLTESİ

ORTOPEDİ VE TRAVMATOLOJİ

ANABİLİM DALI

Tez Yöneticisi Prof. Dr. Erol YALNIZ

ENSTRUMANTASYONLU POSTERİOR

DEKOMPRESYON YAPILAN LOMBER DAR KANAL

OLGULARINDA AMELİYAT SONRASI YAŞAM

KALİTESİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

(Uzmanlık Tezi)

Dr. Bilal AYKAÇ

(2)

TEŞEKKÜR

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalındaki uzmanlık eğitimim süresince bilgi, beceri ve tecrübelerini benimle paylaşan, mesleki bilgi ve ahlakı ile yetişmemde en büyük paya sahip değerli hocalarıma teşekkür ederim.

Tez çalışmam süresince bilgi ve deneyimini benimle paylaşıp yol gösteren değerli hocam Prof.Dr. Erol YALNIZ’a teşekkür ederim.

Uzmanlık eğitimim ve tez çalışmam süresince her zaman yanımda olan eşim Sezin AYKAÇ’a, çalışmam süresince bana destek ve yardımlarını esirgemeyen asistan arkadaşlarıma ve tüm klinik çalışanlarına teşekkür ederim.

(3)

İÇİNDEKİLER

GİRİŞ VE AMAÇ ... 1

GENEL BİLGİLER ... 3

ANATOMİ ... 3 VERTEBRANIN EMBRİYOLOJİSİ ... 10 OMURGANIN KİNEMATİĞİ ... 11

DEJENERATİF LOMBER DAR KANAL ... 13

PATOGENEZ ... 14 KLİNİK ... 16 SINIFLANDIRMA ... 17 TANI ... 18 AYIRICI TANI ... 22 TEDAVİ ... 23 KOMPLİKASYONLAR ... 27

GEREÇ VE YÖNTEMLER ... 29

BULGULAR ... 37

TARTIŞMA ... 59

SONUÇLAR... 65

ÖZET ... 67

SUMMARY ... 69

KAYNAKLAR ... 71

EKLER

(4)

4  

KISALTMALAR

ALL : Anterior longitudinal ligament BOS : Beyin omurilik sıvısı

BT : Bilgisayarlı tomografi

DLDK : Dejeneratif lomber dar kanal

EPD : Enstrumantasyonlu posterior dekompresyon JOA : Japanese Orthopaedic Association

MRG : Manyetik rezonans görüntüleme PLL : Posterior longitudinal ligament SPL : Spondilolistezis

(5)

GİRİŞ VE AMAÇ

Dar kanal, medulla spinalise ve sinir köklerine bası yapacak şekilde, kemik ve yumuşak dokular tarafından spinal kanalın, sinir kökü kanallarının ve nöral foramenlerin daralmasıyla ortaya çıkan klinik tablo olarak tanımlanabilir (1,2). Bu daralma genellikle, faset veya intervertebral eklemin dejeneratif artriti sonucu gelişen osteofitik oluşumlar veya ligamentöz yapılardaki kalınlaşmaya bağlı ortaya çıkar. Klinik bulgular giderek artar ve hastanın ciddi bir ağrı nedeniyle yürüyememesine kadar giden bir fonksiyon kaybına yol açabilir (1).

Dejeneratif lomber dar kanal (DLDK), ileri yaşlarda bel ve alt ekstremite ağrıları ile fonksiyon bozukluğunun sık görülen bir nedenidir. Dejeneratif lomber dar kanallı hastalar yaşlı ve uzun süredir bel ağrısı olan kişilerdir (3,4). Dar kanalda, hastalar ileri orta yaşa ulaşıncaya kadar sıklıkla semptomatik değildir. Lomber dar kanal kadınlarda daha sık olup sıklıkla 7. dekatta ortaya çıkar (2,5).

Ayırıcı tanıda bel ağrısının etkenleri arasında DLDK akla gelmesi gereken patolojilerden birisidir. DLDK özellikle istirahat sırasında pozitif bulgu vermediğinden hastanın anamnez ve nörolojik muayenesinin dikkatli yapılması gerekmektedir (3)

Spinal kanalın ve nöral yapıların geçtiği boşluklar birçok sebeple, örneğin; omurga kırıklarına bağlı olarak, kırık fragmanların kanal içine girmesiyle daralabilir. Ancak dar kanal deyince bu daralmanın omurga kırıklarındaki gibi ani ortaya çıkmadığı, klinik bulguların yavaş geliştiği durumlar akla gelir (5).

Dar kanalla ilgili ilk tanımlama ve bu durumun paraplejiye yol açabileceği yolundaki bilgiler 1803 yılında Portal tarafından bildirilmiştir. Sachs ve Frankel, 1900 yılında nörolojik kladikasyoyu tanımlamışlar ve laminektomi ile iyileşen bir vaka rapor etmişlerdir. Elsberg,

(6)

1911 yılında spondilolitik bir hastada yeni kemik formasyonu sonucu oluşan ve nöral bozukluğa yol açan bir vaka yayınlamıştır (1). Türk spinal cerrah Münir Ahmet Sarpyener (6), 1946 yılında 12 çocuk hastada doğuştan olduğu düşünülen dar kanal olgularını sunmuştur. Erişkinde dar kanalı modern bir yaklaşımla tanımlayan ilk kişi ise Henk Verbiest'tir (5). Verbiest (7), aynı zamanda 1949 yılında lateral reses darlığı terimini ilk kullanan kişidir. İlk makaleleri 1954 ve 1955'de İngilizce literatürde yayınlanmıştır.

Son 20 yılda bu hastalık rutin olarak değerlendirilerek tedavi edilmektedir (5).

Kirkaldy-Willis ve Farfan’ın (8), yaptığı patoanatomik çalışmalar dar kanalın patofizyolojisinin daha iyi anlaşılmasını sağlamıştır. Son birkaç dekattır, bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG)’nin kullanıma girmesiyle hastalığın tanısında ortaya çıkan yanılgıların azaldığı görülmektedir (1,5). Buna karşın hastalığın tedavisinde halen bir tartışma söz konusudur. Vakaların çoğu fizik tedavi yöntemleriyle tedavi edilirken, bir kısım vaka da kısıtlı veya geniş dekompresyonun yararı, füzyon uygulanıp uygulanmaması, enstrümantasyon yapılıp yapılmaması gibi konularda farklı sonuçlar bildiren yayınlar yapılmakta ve tartışmalar halen sürmektedir (1,7)

Bu retrospektif çalışmamızda, kliniğimizde Mart 2004 - Nisan 2008 tarihleri arasında DLDK tanısı alarak enstrumantasyonlu posterior dekompresyon (EPD) yapılan 64 hastanın, arşiv kayıtları ve hasta dosyaları taranarak incelendi. En erken ameliyat sonrası birinci yılında olmak üzere hastalar tekrar muayene edilerek ameliyat sonrası son durumları değerlendirildi.

Olguların şikayetleri, fizik muayene bulguları, subjektif semptomları ve üriner fonksiyonları sorgulananarak ameliyat oncesi ve sonrası JOA (Japanese Orthopaedic Association) (9) skorlaması ile puanlama yapıldı.

Bu çalışmadaki amaç, EPD yapılan DLDK hastalarının puanlama sonrasında yaş, cinsiyet, eşlik eden deformite, şikayet süresi, ameliyat zamanı ve cerrahi uygulanan seviyeler ile iyileşme oranları karşılaştırılarak, hastaların ameliyat sonrasındaki yaşam memnuniyetinin araştırılmasıdır.

(7)

GENEL BİLGİLER

ANATOMİ

Omurga mekanik bir yapıdır. Birbirleri ile karmaşık bir birliktelik içinde olan omurlar, faset eklemler, diskler, bağlar ve adeleler ile bir bütün olarak bulunur (10). Omurgada toplam 33 omur bulunur (Şekil 1). Omurgadaki omurlar bulundukları bölgeye göre adlandırılırlar; servikal omurga 7 omurdan, torakal omurga 12 omurdan, lomber omurga 5 omurdan, sakral omurga 5 omurdan ve koksigeal omurga ise 4 omurdan oluşmaktadır. Servikal, torakal ve lomber omurgayı oluşturan omur sayısı yaşam boyunca değişmezken, sakral ve koksigeal omurlar sakrum ve koksiksi oluşturmak üzere yaşla birlikte birbirleri ile kaynaşırlar (11).

(8)

Tipik bir omurda iki ana parça vardır; anteriorda bulunan omur cismi (korpus) ve posteriorda yer alan vertebral (nöral) arkus. Bu iki parça arasında ise içinde nöral yapıların bulunduğu vertebral foramen yer alır. Her vertebral arkus birer çift pedikül ve laminanın birleşimi ile oluşur (Şekil 2).

Omurlar birbirinin üstüne oturarak başı taşıyan ve insana dik postürü veren aksiyel iskeleti oluştururlar. Vertebral foramenler birleşerek omuriliği çevreleyen spinal kanalı oluştururken, her çift omurun arasında yer alan intervertebral foramenlerden spinal damar ve sinirler çıkar (11).

a b

Şekil 2. Tipik bir erişkin insan lomber omurunun (a) önden ve (b) üstten görünümü (12)

Omur cismi, omurun en büyük kısmını oluşturan silindirik bir oluşumdur. Superior ve inferior yüzleri düz ve etrafı çıkıntılıdır. Uç plak adı verilen bu yüzlerin çıkıntılı kenarlarına intervertebral fibrokartilaj tutunur. Kaudale doğru gittikçe omur cisimlerinin çapları artar. Servikal omurların cisimleri dörtgen şekilli iken, torakal omur cisimleri daha çok üçgen, lomber omur cisimleri ise oval şekillidir (10,11).

Pediküller, omur cisminin posterior ve lateral duvarlarının birleştiği noktada, cismin superior yarısından çıkarak posteriora yönelen bir çift kısa, güçlü oluşumdur. Pediküllerin superior ve inferiorundaki konkavitelere vertebral çentikler denir ve iki vertebral çentiğin birleşmesi ile intervertebral foramenler oluşur (10,11).

Laminalar, pediküllerden çıkarak posteriora ve mediale yönelip orta hatta birleşen bir çift yassı oluşumdur. Superior kısımlarının posterioru ve inferior kısımlarının anterioruna ligamentum flavum yapışır.

(9)

Spinöz çıkıntılar, laminaların birleşimi ile posteriora doğru uzanan, kas ve ligamentlerin tutunduğu, güçlü çıkıntılardır.

Faset eklem çıkıntıları, pediküllerle laminaların birleşim yerinde, bir çift superiorda, bir çift de inferiorda olmak üzere her omurda 4 adet bulunan, eklem yüzleri hyalin kıkırdakla kaplı oluşumlardır.

Transvers çıkıntılar, pediküllerle laminaların birleşim yerinden sağa ve sola doğru yönelen, superior ve inferior faset eklem çıkıntıları arasında yer alan, kasların ve ligamentlerin tutunduğu oluşumlardır (13,14).

Lomber Omurga

Lomber omurga, torakal omurga ile sakrum arasında yer alan, 5 hareketli omurdan oluşur. Gövde ağırlığının büyük kısmını taşıdıklarından lomber omurlar iri, güçlü ve oval şekillidir. Lomber omurların sagittal planda anterior yükseklikleri posterior yüksekliklerinden fazla, sagittal çapları ise frontal çaplarından azdır.

Arkusları kalın ve künttür. Kalın ve geniş pediküller korpusların dorsolateralinden çıkarak posteriora uzanırlar. Lomber omurların laminaları kalındır ve üçgen şekilli spinal kanalın posterıor ve lateral duvarlarını oluştururlar.

Transvers çıkıntıları düz ve incedir. Spinöz çıkıntıları ise kısa, yassı ve dörtgen şekilli olup direk posteriora uzanırlar (11,13).

Artan yük nedeniyle gövde diğer bölge omurlarına oranla daha büyüktür. Spinöz çıkıntıları daha kalın ve kısadır. Normal lomber lordoz ortalama 60 derecedir (10).

İntervertebral Disk

Omurlararası disk destek sağlayan, şok emici, harekete belirli oranlarda izin veren ve aşırı hareketi kısıtlayan yapılardır. İki birbirinden farklı özellikte yapıdan; anulus fibrosus ve nukleus pulposus’dan oluşur. Anulus fibrosus halkasal tabakalar tarzda oluşmuştur ve ″sharpey ligamanları″ ile kemiğe ve uçplak kıkırdağına tutunur. Lamellerin yönelimi her katta birbirine ters ve uç plak ile yaklaşık 30 derece açılanma yapacak tarzda dizilmiştir. Böylece her iki yana aşırı rotasyonu bu eğimli yönelimi sayesinde karşı konulmuş olur (10).

Nukleus pulposus jelatinöz kıvamda bir yapıya sahiptir. Tip II kollajenden zengin olan bu yapı içinde ayrıca hidrofilik özellikte proteoglikanlar barındırır, bu nedenle de su miktarı oldukça yüksektir. Vertebral diskler omurların arasında amortisör gibi görev yaparak hareketliliği sağlar ve omurgaya etki eden güçlerin dengeli dağılımına yardımcı olur.

(10)

Omurgada toplam 23 adet intervertebral disk bulunur. Lomber bölgedeki diskler kalın, torakal bölgedeki diskler ise incedir. Bu özelliğin nedeni, kranialden kaudale doğru gidildikçe diskin taşıdığı ağırlığın artmasıdır. Yenidoğanda bütün diskler birbirine benzer (10,13).

Omurganın Eklemleri ve Bağları

Omurgada, omur korpusları arasındaki amfiartrodial eklemler ve vertebral arkuslar arasındaki diartrodial eklemler olmak üzere iki tip eklem bulunur. Omur korpusları arasındaki amfiartrodial eklemler, her komşu omur çifti arasında az miktarda harekete izin verir. Ancak, iki omur arasında oluşan bu küçük hareketlerin toplamı göz önüne alındığında, omurganın oldukça hareketli bir kolon olduğu söylenebilir. Korpuslar arasındaki amfiartrodial eklemlerin ligamentleri, anterior longitudinal ligament (ALL), posterior longitudinal ligament (PLL) ve intervertebral fibrokartilajlardır (Şekil 3) (11,13).

Korpusun önünde olan ALL, oksipital kemiğin faringeal tüberkülü ile atlasa tutunarak başlar ve omurganın anterioru boyunca kaudale doğru gittikçe genişleyerek devam eder ve sakrumun ön yüzüne dağılarak sonlanır. Tüm omurga boyunca omur cisimlerine sağlam, disklere ise gevşek olarak tutunur.

Korpusun arkasında olan PLL, oksipital kemiğin foramen magnum’un arka kenarına tutunarak başlar, spinal kanalın arka duvarı boyunca kaudale uzanır ve sakruma tutunarak sonlanır. PLL lomber seviyede sabit bir yapı olarak yer alır. Disklerin üzerinde yanlara doğru yayılarak anuluslara karışır. Duyusal ve proprioseptif sinir liflerinden zengin bir yapıdır. Bu özelliği ile adeta pozisyonu kontrol eden bir uyarı sistemi gibidir.

İntervertebral fibrokartilajlar, aksisten sakruma dek her iki omur korpusunun arasında bulunan, omurları birbirine bağlayan ana bağlardır. İntervertebral fibrokartilajların toplam yüksekliği, omurganın toplam boyunun dörtte birine eşittir (13).

Vertebral arkusu oluşturan yapılar arasında kapsüllü, diartrodial tipte sinoviyal eklemler bulunur. Bu eklemlerin ligamentleri; eklem kapsülleri, ligamentum flavum, interspinal ligamentler, supraspinal ligament ve intertransvers ligamentlerdir. Eklem kapsülleri, servikal bölgede torakal ve lomber bölgeye oranla daha gevşek ve incedir. Vertebral arkusta bulunan artiküler çıkıntılara tutunarak sinoviyal birer eklem olan faset eklemleri kuşatırlar.

Supraspinal ligament, 7. servikal omurdan 1. sakral omura dek tüm spinöz çıkıntıların uçlarını birbirine bağlayan güçlü, fibröz bir banttır. İnterspinal ligamentler komşu spinöz çıkıntıları birbirine bağlayan ve ventralde ligamentum flavuma, dorsalde ise supraspinal ligamente karışarak sonlanan ince, membranöz yapılardır. Intertransvers ligamentler transvers

(11)

çıkıntılar arasında yer alan, servikal ve lomber bölgede ince ve zayıf yapıya sahip, torakal bölgede ise derin sırt kaslarının yapısına karışan bağlardır. Ligamentum flavum, laminaları birbirine bağlayan, servikal bölgede lifleri uzun ve gevşek, lomber bölgede ise kalın ve sağlam yapıda, içerdiği elastik lifler yüzünden sarımsı renkte olan güçlü bir bağdır (10,13).

Şekil 3. Erişkin omurgasının bağları ve intervertebral diskler (12) Santral Spinal Kanal

Spinal kanal, kemik segment, artiküler yapılar ve intervertebral diskin oluşturduğu vertebral kanalların üst üste gelmesiyle ortaya çıkan bir yapıdır. Lomber düzeylerde spinal kanal elips şeklinden yonca şekline doğru değişiklik gösterir (3).

Lomber spinal kanalın ön-arka (AP) ortalama 22-25 mm olarak bildirilmektedir. Kanal nöral bası oluşturmaksızın %50 ye kadar daralabilir. Lomber spinal kanalın transvers çapı L1’den L5’e giderek artmakta iken, AP çapı azalma gösterir (3,15).

Radiküler Kanal

Lomber spinal kanalın santral kısmı ve intervertebral kanal arasında kalan, osteoligamentöz bir alandır. Tabanı medialde tepesi lateralde bir koni biçimindedir. Arka duvarı, ligamentum flavum, lamina ve superior artiküler faset tarafından oluşturulmuştur. Ön duvarı ise intervertebral disk ve vertebra korpusunca oluşturulmuştur.

(12)

1. Lateral reses: Önde vertebral cismin posterolateral yüzeyi, lateral pedikül, arkada ise superior artiküler proçes bulunan huni şeklinde kemik kanaldır. Lateral reses özellikle L3, L4 ve L5 vertebralarında söz konusudur. Normal boyutu 4-5 mm’ dir. Lateral reses yüksekliği 3 mm’ nin altında şüpheli, 2 mm ve altında ise kesin stenoz lehinedir.

2. İntervertebral kanal: İntervertebral kanal, kranial yönde üst pedikülün alt çentiği, kaudal yönde alt pedikülün üst çentiği, önde her iki vertebra korpusu ve intervertebral disk, dorsalde ise üst vertebra laminasının pars interartikülarisi tarafından oluşturulmuştur.

L5 ve S1 radiksleri yüksek çıkışlı olup, bunların radiküler kanalları uzun seyirlidir. Bu radikslerin radiküler kanalda basıya tutulma şansı daha fazladır. Radiküler kanal anatomisi üç bölgeye ayrılarak açıklanmıştır.

a) Giriş (Subartiküler) zonu: Sinir kökünü içeren sinir kanalının üst kısmıdır. Anteriorunu diskin posterior yüzeyi, posteriorunu ise faset eklemi oluşturur. Stenozuna superior artiküler fasetin hipertrofik osteofitleri neden olur.

b) Orta (Foramen, sinir root kanalı) zonu: Dorsal root ganglionu bu zonun içinde yer alır. Anteriorunda vertebral cismin posterioru, posteriorunda pars interartikülaris ve medialinde spinal kanal durası yer alır. Stenoza pars interartikülarisler altındaki osteofitler neden olur.

c) Çıkış (Ekstraforaminal) zonu: Posteriorunu bir alt vertebranın faset ekleminin lateral yüzeyi, anteriorunu bir alt mesafedeki diskin posterioru oluşturur. Bu zon periferal siniri içerir ve stenozunu hipertrofik fasetler oluşturur (3,15).

Lomber Paraspinal Kaslar

Lomber ve sakral bölgenin kasları yüzeyel ve derin tabakalar halinde düzenlenmiştir. Yüzeyel tabaka latissimus dorsi kasının medial uzanımı olan dorsolomber fasya ile başlar. Yüzeyel tabakada yer alan erektör spina kası lateralden mediale doğru üç kısımdan oluşur; iliokostalis, longissimus ve spinalis kasları. Derin tabakayı ise multifidus, rotatorlar ve intertransvers kaslar oluşturur. Multifidus lomber omurganın en kalın kasıdır (12).

Omurganın Kanlanması

Omurganın kanlanması, aortadan çıkan segmenter arterler veya ilgili omura gelen rejyonel arterlerden olur (Şekil 4). Aortadan çıkan segmenter arterler, omur cisminin anteriorundan cisme yapışık olarak sağa ve sola doğru ilerler ve intervertebral foramenlerden

(13)

içeri girer. Her arter omur cismini geçerken cismin yüzeyine vertikal inen ve çıkan dallarını verir. Bu dallar cismi deler ve radyal olarak ierleyerek merkezde bir ağ yapar. Ana dal transvers çıkıntı hizasında bazı dallara ayrılır. Dorsalde kalan dal intervertebral foramenin lateraline doğru yönelerek direk olarak kemiğe giren anterior santral dalı verir. Dorsal dalın diğer bir kolu kemik ve kanal içi yapıların majör kanlanmasını sağlayan spinal dallardır. Bunlar posterior santral, prelaminar, ve intermedial nöral dallar olmak üzere üçe ayrılırlar.

Omurgada kapiller yatak, uç plaklarda intervertebral disk ve kemik yüzeyi boyunca ilerler ve horizontal subkondral venöz ağa drene olur. Bunlar inen ve çıkan venlerle basivertebral vene açılırlar. Omur cisminin venleri internal ve eksternal venöz pleksusara açılırlar, internal venöz pleksus ikisi duranın önünde, ikisi de arkasında olmak üzere iki kanal sisteminden oluşmaktadır. Eksternal venöz pleksus da laminanın posteriorunda ve omur cisminin anteriorunda iki adet kanal sisteminden oluşmaktadır. Bu iki pleksustaki venöz yapıların tümü valvülsüzdür ve aralarında birçok anastomoz vardır. İnternal ve eksternal venöz pleksusun akımı intervertebral venlere doğru olmakta, intervertebral venler de kaval sisteme drene olan segmenter venlere dökülmektedir. Eksternal venöz pleksus küçük çaplı anterior ve posterior eksternal venlerden oluşur. Anterior eksternal venler korpusların ön kısımları ile segmenter arterin arka dalının kanlandırdığı bölgelerin venöz dolaşımını sağlar. Posterior eksternal venler ise korpusların arka kısmının venöz dolaşımını sağlayarak azigos venine dökülürler. İntemal venöz pleksus ise korpusların arka yüzleri boyunca uzanır ve disk seviyelerinde anastomozlar yaparak segmenter birer zincir oluşturur (Şekil 5)(10,13).

(14)

Şekil 5. Omurganın venöz kanlanması (12)

VERTEBRANIN EMBRİYOLOJİSİ

Aksiyel iskelet sisteminin gelişmesinin erken devreleri notokord ile sıkı ilişki içindedir. Embriyonik yaşamın üçüncü haftasında embriyonik diskin kaudal ucunun ortasındaki hücreler çoğalarak ektoderm ve endoderm arasından yana ve öne doğru ilerleyerek mezodermi oluştururlar. Ektodermden oluşan bu girinti ve burada çoğalan hücrelerin ektoderm ve endoderm arasından kraniale doğru ilerlemesi sonucu notokordal yapı gelişmektedir. Notokordal hücreler indüksiyon yolu ile üzerinde bulunan ektodermde kalınlaşmaya neden olarak nöral plağı meydana getirirler. 18. günde bu plağın kenarlarının kıvrılması ile nöral oluk, daha sonra da kenarların birleşmesi ile nöral tüp oluşmaktadır. Notokordun ve nöral tüpün her iki yanında bulunan mezoderm iki longitudinal sütun halinde kalınlaşarak paraksiyel mezodermi oluşturur. 20. günde paraksiyel mezodermin segmentasyona uğraması sonucu çift yapılar halinde somitler meydana gelir. Toplam 42-44 çift olan somitlerin 4’ü oksipital, 8’i servikal, 12’si torakal, 5’i lomber, 5’i sakral, 8-10’u da koksigeal olarak farklılaşır. Son 5-7 koksigeal somit gerilerken, oksipital somitler bazis kraniyi ve kranioservikal eklemleri meydana getirmektedir. Somit hücreleri çoğaldıkça üçgen halini almakta ve üç yönde gelişmektedir. Dorsaldeki ektoderme komşu hücrelerden ilerde deri örtüsünü oluşturacak dermatom, bunun medialindeki hücrelerden adaleleri ve posterolateral vücut duvarını oluşturacak miyotom, ventral ve medialdeki hücrelerden de omurgayı ve kostaları oluşturacak sklerotom gelişir (Şekil 6).

Sklerotom hücreleri notokordun çevresini onu nöral tüpten ayıracak şekilde sarar ve daha sonra somit çifti orta hat üzerinde birleşerek notokordu içine alır (3,14).

(15)

Her sklerotom kranialde hücreden fakir, kaudalde hücreden zengin bir yapı göstermektedir. Hücreden zengin alan intervertebral diski oluştururken, hücreden fakir alan vertebral cismin bir kısmını oluşturmaktadır. Sklerotomal hücre grubunun dorsale ve ventrolaterale doğru göç etmeleri sonucunda membranöz omurga meydana gelmektedir. Altı haftada ikisi cisimde, ikisi arkuslarda, ikisi de kotsal çıkıntılarda olmak üzere altı kıkırdaklaşma merkezi ortaya çıkmakta ve bu merkezlerden omurganın kıkırdak modeli oluşmaktadır.

Sekizinci ve dokuzuncu haftalarda biri cisimde, ikisi arkuslarda olmak üzere üç primer ossifikasyon merkezi ortaya çıkar ve omurlar enkondral olarak kemikleşmeye başlar. Arkusların sinostozu 1-2 yılda tamamlanırken arkusların cisim ile kaynaşması 3-5. yaşlarda gerçekleşmektedir (14).

Şekil 3. Vertebranın embriyolojik gelişimi (3)

OMURGANIN KİNEMATİĞİ

Karmaşık bir yapı olan insan omurgasının ana işlevi, spinal kordu korumak, yükleri baş ve gövdeden pelvise aktarmaktır. Birbirleri ile eklem yapan 24 omurun hareketleri 3 düzlemde ele alınır. Bu arada ligament ve diskler intrensek stabilite sağlarken, kaslar da omurganın ekstrensek stabilitesini sağlar.

Omurgada hiçbir hareket, tek bir omurun kendi başına yapmış olduğu işlev sonucunda oluşmaz. Omurgada bir hareketin yapılabilmesi için kemik, bağ, kapsül, eklem ve kaslardan oluşan bir işlevsel bölüm (fonksiyonel ünit)'in birlikteliğine gereksinim duyulur.

Hareket segmenti, iki omurla bunların arasında kalan yumuşak dokulardan oluşmaktadır. Böylece hareket segmenti iskelet yumuşak doku kompleksi yanında embriyonik somiti de temsil edecektir. İki vertebra korpusu, intervertebral disk ve longitudinal ligament, bu hareket

(16)

segmentinin ön parçasını oluştururken, vertebra arkusu, intervertebral eklem, spinöz proçes, transvers proçes ve ligamentler arka parçayı oluşturmaktadır (16).

Fleksiyon hareketi torakalde yaklaşık 45 derece, lomberde ise yaklaşık 60 derecedir. Ekstansiyon torakal bölgede 25 derece, lomber bölgede 30 derecedir. Lateral fleksiyon T1-S1 arasında çizilen çizgi ile vertikal hat arasındaki açı ölçülerek bulunur ve her iki taraf için (sağ-sol) ortalama 30 derecedir. Omuzlar ve pelvis arasındaki rotasyon miktarı 40 derecedir, bu hareketin çoğu torakalden, yaklaşık 5 derecesi lomber bölgeden sağlanır (17).

Omurga üst servikal (C1-2), orta servikal (C3-5), alt servikal (C5-T1), üst torakal (T1-4), orta torakal (T4-8), alt torakal (T8-12), lomber (L1-5) ve lumbosakral (L5-S1) olmak üzere işlevsel bölümlere ayrılmıştır. Omurgayı bu şekilde yeni bir terminolojiyle bölümlere ayırmak gerekliliği bu bölümlerdeki omurların anatomik benzerliği ve işlevsel bütünlüğündeki gerekçelerden kaynaklanmıştır. Omurganın hareket segmentinin bu derece çeşitli düzeylerde değişiklik göstermesinde faset eklemlerin farklı yapısal özellikleri en önemli rolü oynamaktadır (Şekil 7) (13,16).

Şekil 7. Üstten alta doğru sırasıyla servikal, torakal ve lomber bölgede faset eklemlerin oryantasyonu (16)

Pekçok çalışmanın hareket segmenti üzerine yoğunlaşmasına rağmen istatistiksel olarak birbirinden uyumsuz sonuçların çıkması deney koşullarının invivo-invitro, aktif-pasif koşullarda yapılmasıyla ilişkilidir.

Omurga hareketliliği ile yaş ve cinsiyet üzerine yapılan bir çalışmada 12-14, 25-34 yaş grupları arasında omurga hareket sınırı artarken daha sonraki yaş dönemlerinde yaşın

(17)

ilerlemesiyle hareket sınırının azaldığı gösterilmiştir. Aynı çalışmada erkeklerin fleksiyon-ekstensiyon sınırı kadınlara göre daha fazla iken, lateral eğilme yönünden kadınlar, erkeklere göre daha fazla hareket sınırı göstermektedir (16).

DEJENERATİF LOMBER DAR KANAL

Dar kanal, medulla spinalise, sinir köklerine ve spinal sinirlere bası yapacak şekilde, ke-mik ve yumuşak dokular tarafından spinal kanalın, sinir kökü kanallarının ve nöral foramenlerin daralmasıyla ortaya çıkan klinik tablo olarak tanımlanabilir (Şekil 8) (1,2,18).

Bu daralma genellikle, faset veya intervertebral eklemin dejeneratif artriti sonucu gelişen ostefitik değişim veya ligamentöz yapılardaki kalınlaşmaya bağlı ortaya çıkar. Klinik bulgular tedrici olarak gelişir ve hastanın ciddi bir ağrı nedeniyle yürüyememesine kadar giden bir maluliyete yol açabilir (1,5).

Şekil 8. Dar kanal başlıca santral (C), foraminal (F) ve ekstraforaminal (E) bölgede medulla spinalis, sinir kökü ve spinal sinirlerin baskılanmasına yol açan darlıklar şeklinde oluşur (5)

Dar kanal konjenital ya da edinsel olabilir. Konjenital dar kanal, akondroplazi ya da diğer cüceliklerle birlikte görülür. Pediküller kısa olup, spinal kanal dardır. Kanal genişliğinin normal boyutları, midsagital çapın 11,5 mm olması ya da kanal alanının 1,45 cm2’den büyük olması şeklinde tanımlanır. Bu ölçümler tanı için kullanışlı olsa da, semptomlar her zaman kanal çapıyla orantılı olmayabilir. Kemik ve yumuşak dokularca nöral elemanların sıkışma derecesi daha önemlidir. Spinal kanalın midsagital çapı 10 mm’den az ise kesin stenoz, 10-13 mm arasında ise göreceli stenozdan bahsedilebilir. Ancak esas olan kanal alanındaki azalmanın ortaya konmasıdır. Bir alt, bir üst omur seviyesindeki kanal alanları ortalamasında 25 mm2’den fazla azalma dar kanal olarak değerlendirilir. Foraminal alanlarda ise foramen

(18)

alanında %30'dan fazla azalmanın klinik bulgu verdiği bilinmektedir (1,5,18). Stenozda, hastalar ileri orta yaşa ulaşıncaya kadar sıklıkla semptomatik değildir. Lomber dar kanal kadınlarda daha sık olup sıklıkla 7. dekatta ortaya çıkar (11,15).

PATOGENEZ

Konjenital ve gelişimsel dar kanalda primer sorun yetersiz kanal genişliğidir. Bu durum başlıca embriyonel hayatta kemik gelişiminin durması ile ortaya çıkan spinal kanalın dar gelişmesi şeklinde açıklanmaktadır. Ne var ki bu tür vakalar, konjenital olguların ancak küçük bir kısmını oluşturur. Akondroplazik hastalarda lomber bölgede giderek daralan kanal dar kanala yol açabilir. Bir çalışmada da 36 akondroplazik cüceliği olan hastada, L1-2 seviyesinde %97, L2-3 seviyesinde ise %61 oranında dar kanal gördüklerini, spinal kanal daralmasının özellikle vertebral cisimlerdeki yalancı balonlaşma (pseudoscalloping)'nın rol oynadığını ileri sürmüşlerdir (11).

Dar kanalla ilgili ilk hayvan modeli 1990 yılında Delamarter tarafından geliştirilmiştir. Bu çalışmada deneklerdeki spinal kanal darlığı histopatolojik ve elektrofizyolojik olarak incelenmiştir (21). 1994 yılında Kim ve arkadaşları (22), köpeklerde lomber bölgeye yerleştirilen metal halka ile kanaldaki darlık ile klinik bulguların ilişkisini araştırmışlardır. Kanaldaki daralma %25 ile %75 arasında iken histopatolojik ve elektrofizyolojik değişiklikler meydana geldiğini, ancak daralma miktarı ile bulguların ilişkili olmadığını yayınlamışlardır. 1996 yılında Benli ve arkadaşlarının (23), köpeklerde yaptıkları histopatolojik ve elektrofizyolojik çalışmada, dar kanalda, histopatolojik ve elektrofizyolojik bulgulardaki kötüleşmenin, esas olarak kanal çapından çok, kanaldaki daralma ile sinir dokusu üzerindeki basının süresi olduğu belirlenmiştir.

Edinsel dar kanal dejeneratif tipi disk, komşu üst ve alt omurga cismi ve faset eklemleri içeren üç eklem kompleksinde gerçekleştiği gösterilmiştir (Şekil 9) (5).

Şekil 9. İntervertebral eklem ve iki komşu omurun faset eklemlerinden oluşan 3 eklem kompleksinin dejenerasyonu dar kanalın en önemli sebeplerindendir (5)

(19)

Dejenerasyon bu eklemlerden herhangi birinden başlayabilir ama hepsini etkiler. Fasetlerde dejenerasyon sinovit ile başlayabilir. Sinovit ilerleyince eklem kıkırdağı incelir ve faset kapsülü kaybolmaya başlar. Bu erime daha fazla spinal harekete izin verdiği için intervertebral disk dejenerasyonu hızlanır. Hareket arttıkça osteofitler büyür. Her ne kadar osteofitler hareketli segmenti stabilize etseler de, aynı zamanda nöral kanalları daraltırlar. Genel olarak dar kanal, orta hatta (merkezi zon), sinir kökü kanalının girişinde (giriş zonu), pediküler alanda (pediküler zon-subpediküler) ve spinal sinirin çıktığı foraminal alanda (çıkış zonu-lateral reses-ekstrapediküler) ortaya çıkar (Şekil 9). Superior artiküler fasetteki osteofitler lateral resesi daraltırken, inferior artiküler fasettekiler santral kanalı daraltırlar (2). Wiltse, tüm zonlar için kritik daralma alanlarını belirlemiştir. Buna göre; dar kanal, en fazla santral zon dışında subartiküler diye adlandırdığı alanda ve sinir kökünün çıktığı nöral foramenin çıkışında lateral reses alanında olmaktadır (11). (Şekil 10) (3).

Dejenerasyon genellikle intervertebral diskten başlar. Disk kollabe olduğunda nöral foramenin çapı daralır ve stenoz gelişir. Disk dejenerasyonu yaşlanmayla birlikte başlar ve 20-35 yaş arası en belirgin olduğu dönemdir. Elli yaşından sonra her insanda disk dejenerasyonu bir miktar vardır ve en çok L5 - S1 ve L4-L5 aralıklarını ilgilendirir (2,18). Biyomekanik değişiklikler ve eklenen travmayla diskler klinik olarak semptomatik disk deje-nerasyonuna neden olurlar. Anulus fibrozusta yırtıklar meydana gelebilir ve nukleusun su içeriğinde azalma olur. Bu sebeplerden dolayı disk mesafesi daralır ve kabarır. Diskin tek başına posterior taşma ile birlikte ligamentum flavumun fazlalığı spinal kanalın daralmasına neden olur (1). Bazı hastalarda bu, aynı zamanda köklerinin baskılanmasına da neden olur (24). Epidural yağ yastıkçığı da spinal kanalın daralma sebeplerindendir (25). Diskin azalmış yüksekliği omurga cismine destek olan bağların laksitesine yol açarak artmış mobiliteye neden olur. Bu, faset eklemlerin etrafındaki bağlardaki yükün artışına yol açar ve bu eklemlerin yırtık ve dejenerasyonlarına sebep olur. Faset instabilitesi ve disk dejenerasyonunun ilerleyici ve tekrarlayıcı bir durum alması daha fazla dar kanala ve instabiliteye yol açar (1,5).

(20)

Özellikle faset eklemlerinin sagital yerleştiği lomber omurgada, disk dejenerasyonunun faset eklem dejenerasyonundan hızlı olması durumunda, faset eklem disk yüksekliğindeki azalmaya adapte olamaz ve üst vertebrada retrolistezis olur. Tam tersi durumda ise faset dejenerasyonu disk dejenerasyonundan hızlıdır ve anterolistezis görülür (18).

Dar kanal ile nöral yapılarda da değişikler ortaya çıkar. Bası sonucu direkt aksonal dejenerasyon ile nöral hücre ölümü ortaya çıkabilir ve nörolojik bozukluk ortaya çıkabilir (19). Ayrıca kauda ekuinanın konstrüksiyonun sinir köklerinde demiyelizasyona neden olduğu deneysel olarak gösterilmiştir (17).

Bu durum, geçmeyen ağrı oluşmasında rol oynar. Ancak, genellikle ortaya çıkan arteriyel kanlanmada azalmadır. Bası sonucu vertebral arterlerde daralma ve tıkanma sonucu iskemik sahalar oluşabilir. Bu damarsal daralma iskemik nörite yol açarak dar kanalın klinik semptomlarının artmasına neden olur (1). Nöral kladikasyoya sebep olan durumun ise arteriyel obstrüksiyondan çok venöz dönüşün baskılanması sonucu ortaya çıkan venöz göllenmedir. Burma’lı kadınların boyunlarına her yıl bir halka takarak uzatmaya çalışmalarına rağmen nöral bir bozukluk ortaya çıkmadığı göz önüne alınarak, arteriyel yapılardaki obstrüksiyonun tolere edilebildiği ve iskemik nöral bozukluğun ancak 5 yıllık bir periyot sonrası ortaya çıktığını ileri sürülmüştür. Postmortem çalışmalarda, longitüdinal vertebral arterlerde bir bozukluk olmaksızın, venlerde belirgin obstrüksiyon olduğu gösterilmiştir (5).

KLİNİK

Her ne kadar dar kanal her yaşta görülebilse de en sık formu (dejeneratif) genellikle yaşamın yedinci dekadında veya sonrasında semptomatik olmaktadır. Kadınlarda erkeklerden daha sık görülür. Tüm popülasyonda %1,7 ile %8 oranında görüldüğü bildirilmiştir (1,3). Konjenital formların spina bifida okkülta ile sık birlikteliğine rastlanılır (5).

Sıklıkla L3-4 ve L4-5 seviyeleri etkilenmiştir (2,5,18-20,24). Lomber dar kanalı olan hastaların yaklaşık %5'inde eşlik eden servikal dar kanalı da vardır. Hastalar genellikle bel, kalça, uyluk ve baldır ağrısı hikayesiyle başvururlar. Alt ekstremitedeki ağrının dağılımı stenoz alanına bağlıdır (1). Semptomlar tipik olarak sinsi başlar ve yavaş ilerler (1,3,24).

Hastaların %95’inde bel ağrısı, %71’inde bacak ağrısı ve %33’ünde kuvvet kaybı izlenir (1,3). Dağılım tek taraflıdan (%10) daha çok çift taraflıdır (%90). Klasik olarak hasta nörojenik kladikasyon tarifler. Bu durumda bel ve bacak ağrısı ayakta durma ve yürüme ile artar. Yatma veya oturma bel ve kalçanın fleksiyonuyla ağrıyı geçirir. Yürüme giderek kısıtlanır. Kısa bir yürüyüş sonrası hasta ağrısını azaltmak için oturur veya öne doğru eğilir.

(21)

Ancak bundan sonra bir süre daha yürüyebilir. Yokuş yukarı yürürken ağrıları azalırken yokuş aşağı inerken ağrıları artar. Bu durum, hastanın yokuş yukarı tırmanırken öne doğru eğilmesinden, inerken de belini hiperekstansiyona almasından kaynaklanmaktadır (2,5,18,24).

Hastanın semptomlarının, postural lordoz azalmasına bağlı olarak gece azaldığı da izlenir (1).

Hastalık daha ilerlediğinde oturmak veya yatmak ağrıyı azaltmak için daha az yardımcı olur. Ciddi hastalarda istirahat ağrısı veya nörojenik mesane gelişebilir. Bu nedenle hastayı değerlendirirken mesane ve anal fonksiyonları sorgulanmalıdır. Eğer fonksiyon bozukluğu varsa ürolojik değerlendirme şarttır (26).

Fizik muayenede genellikle ağrı ve özellikle ekstansiyonda hareket azalması tespit edilir (1,2,18,24). Lomber lordozda düzleşme vardır. Öne fleksiyon hareket açıklığının azalması sıktır, ancak genellikle beraberinde ağrı yoktur ve hatta fleksiyon genellikle ağrıyı azaltır. Spesifik sinir kökü bulguları nadirdir. Pasif düz bacak kaldırma genellikle negatiftir. Artmış etkin fiziksel aktivite gibi provakatif testlerle alt ekstremitede bazı minör zayıflıklar görülebilir. L4 ve L5 dağılımındaki duysal değişiklikler bazen ortaya çıkar. Yaşlı hastalarda sıklıkla yama tarzında değişiklikler olduğu için tanıya her zaman yardımcı olmaz. Pa-rasempatik sistem bozuklukları nadirdir (1,2).

SINIFLANDIRMA

Dar kanalın etiyolojik sınıflaması Arnoldi ve arkadaşları tarafından 1976'da yapılmıştır. Geniş bir grup tarafından yapılan bu sınıflama hala kabul edilmekte ve kullanılmaktadır. Arnoldi bu sınıflamada nadiren görülse de, konjenital tipi ayrı bir grup olarak sınıflandırmış-tır. Posttravmatik dar kanal ve dejeneratif tipteki spondilolistezis de ayrı birer grubu teşkil et-mektedir. Bu gruplar içinde en büyük grubu dejeneratif edinsel tip dar kanal teşkil eder. Posttravmatik ve spondilolistetik gruptaki hastalarda da genellikle dar kanal faset ve intervertebral eklemlerdeki dejeneratif değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkar (1,5).

Arnoldi Sınıflaması (2,5,18,19,24) I. .Konjenital a. İdiyopatik b. Akondroplastik II. Edinsel a. Dejeneratif 1- Santral kanal

(22)

2- Periferik kanal, lateral reses, sinir kökü kanalları 3- Dejeneratif spondilolistezis

4-Dejeneratif skolyoz

b. Konjenital ve dejeneratif stenozun kombinasyonu

c. İyatrojenik: Laminektomi sonrası, Füzyon sonrası (anterior veya posterior), kemonükleoliz sonrası

d. Spondilolitik (istmik spondilolistezis) e. Posttravmatik

f. Diğer (Paget hastalığı, klorozis, diffüz interstisyel iskelet hipertrofisi, hiperostotik lomber dar kanal, oksalozis, psödogut).

TANI

Dar kanalın klinik teşhisinin teyidi en iyi radyolojik olarak yapılır. Mevcut görüntüleme teknikleri, direkt radyografi, myelografi, BT ve MRG’yi kapsar. Her birinin avantaj ve dezavantajları vardır (1). İlk tanı yöntemleriyle BT ve MRG’de gösterilebilen aksiyel imajlar elde edilemediğinden, dar kanal vakalarının sıklığının özellikle BT ve MRG’dan sonra arttığı bildirilmektedir (3,34).

Direk Radyografiler

Direk lumbosakral grafiler spinal kanal darlığını göstermemesine rağmen, ucuz, uygulaması ve ulaşılması kolay olmaları nedeniyle sıklıkla ilk başvurulan yöntemdir (2,20). Anteroposterior, lateral ve oblik grafilerle, vertebra sayısı, konjenital vertebra anomalileri, vertebra cisim yükseklikleri, intervertebral disk yükseklikleri, kabaca vertebral cismin mineral içeriği, osteofit formasyonları, faset eklem artiküler yüzleri, eklem aralıkları, faset açıları, nöral foraminal arkın genişliği, postüral anomaliler ve diğer dizilim kusurları hakkında bilgi sahibi olmak mümkündür (Şekil 11)(5,18,27). İyi bir direkt grafide faset eklem ve intervertebral eklemlerde dejeneratif değişikler kolaylıkla saptanabilir. Skolyoz deformitesi olan bir erişkinde dejeneratif tipte dar kanal görülmesi olasılığı yüksektir (1,3). Osteoporotik hastalarda lomber dar kanal olguları görülebilmektedir (5). Dansitenin azalmış olduğunun görülmesi dar kanalı akla getirmelidir. Dar kanalın radikülopatiye sebep olan diğer durumlardan ayırt etmek gerekir. Grafilerde artmış skleroz yaygın idiopatik iskelet hiperostozu ve Paget hastalığını düşündürür. Dinamik grafilerde spinal instabilite, özellikle hipermobil lomber omurga ortaya konabilir. Anterior longitüdinal ligamentin sklerozu ve

(23)

bambu kamışı görünümü ankilozan spondiliti akla getirmelidir. Genellikle direk ön-arka grafide lomber vertebralarda interpediküler mesafenin 25 mm2’nin altında olması dar kanalı düşündürür (1).

Şekil 11. Direk radyogarafi görüntiler (sırasıyla ön-arka, oblik ve lateral) Myelografi

Myelografi eskiden dar kanal tanısında en önemli yöntem olarak kabul edilirdi. MRG’nin kullanıma girmesiyle kullanımı neredeyse gündemden kalkmış bir yöntemdir (18,28). Lomber myelografi tekniği, subaraknoid boşluk içine suda çözünen radyoopak bir madde enjeksiyonundan ibarettir. Radyoopak madde beyin-omurilik sıvısı (BOS)’na karışır, tekal sak içindeki nöral yapıların ve sinir kökü kılıflarının taslağını gösterir (1,3).

Myelografinin avantajları çok seviyenin görüntülenmesi ve az radyasyon uygulanması, hastanın ayakta durması veya omurgasına fleksiyon yapmasıyla daha semptomatik seviyelerin görüntülenmesi ve konus medüllaristeki okült tümörlerin görülebilmesidir. Aynı zamanda klinik olarak tespit edilmişse servikal omurga da aynı seansta görüntülenebilir (1,5,29).

Lomber bölgede kum saati görünümü santral bir darlığı gösterir. Yan grafide tespih tanesi dizilimi görüntüsü, dejenere disk taşmalarını göstermesi açısından yararlıdır. İnvaziv bir teknik olması dezavantajıdır. BOS fistülü, nöral doku hasarı, alerjik reaksiyonlar ve opak madde nef-ropatisi komplikasyonları görülebilir (1,28,29).

Bilgisayarlı Tomografi (BT)

Lomber dar kanal tanısında değerli, kemik yapıyı en iyi gösteren, noninvaziv tanı koydurucu bir yöntemdir (18,29). BT ile Wiltse’nin işaret ettiği üç majör daralma alanı izlenebilir (30). Öncelikle spinal kanal çap ve alanı olarak net olarak ölçülebilir ve kanaldaki daralma hesaplanabilir (Şekil 12). Bunun yanı sıra, spinal köklerin kanal içinde bir basıya

(24)

uğrayıp uğramadığı görülebilir. Çıkış zonundaki bası yapan kemiksel çıkıntılar ortaya konabilir. Ayrıca, disk hernisi, genişlemiş fasetler, ligamentum flavum ve intraspinal sinovyal kistler gibi etkenlerin direkt görüntülenmesini sağlar.

Şekil 12. Bilgisayarlı tomografi ile Spinal kanal ve foramen çapları ayrıntılı olarak görülebilir Üç boyutlu rekonstrüksiyon BT’si ile spinal kanal ve bası yapan elemanlar görüntülenebilir. Kontrast madde uygulaması veya myelografi ile kombine edilerek spinal kanal çaplarının ölçümü kolaylaşır ve postoperatif olgularda epidural skar ve kök basısı kolaylıkla belirlenebilir (2,6,10,25).

İki boyutlu ince kesitli tomografi foramenleri daha iyi gösterir. Özellikle foraminal stenoz için diskografi sonrası sagittal rekonstrüksiyon yararlı olabilir. Ayaktan yapılabilmesi ve çok pahalı olmaması avantajlarındandır (5).

Bilgisayarlı tomografi ile çap ölçülürken intervertebral diske paralel kesitlerin alınması yanılma payını azaltır. Ön arka çap 12-15 mm arasında ise rölatif bir darlıktan söz edilir. Çap 10 mm altında ise kesin darlık vardır. Dar kanalın değerlendirmesinde kanal alanının ölçülmesi daha değerlidir. Spinal kanalın en dar kısmı bile erişkinde 100 mm2 üzerindedir. Spinal kanal alanında 25 mm2’ye kadar olan daralma orta derecede daralmayı, 25 mm2 üzerinde bir daralma ise dar kanalı düşündürür. Spinal kök alanı 3-5 mm çapa sahiptir, 2 mm altına düşmesi subartiküler darlığa işaret eder. İntervertebral foramen normalde 8-12 mm çapa sahiptir, 3 mm altına düşmesi foraminal darlığı gösterir (18,20,29).

Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG)

Spinal patolojiler için tanı değeri en yüksek olan tetkik yöntemidir (1,2,5,19,20). MRG görüntüleme hem kemiksel yapıların, hem de yumuşak dokuların izlenmesine olanak sağlar. Bir yandan myelografinin invazif bir yöntem olmasından kaynaklanan muhtemel komplikasyonlarına, hem de BT’nin radyasyon risklerine sahip olmamasına karşın, her iki

(25)

yöntemle saptanabilen bulguları ortaya koyabilir. MRG myelografi ve BT’nin birçok avantajını içerir ve tüm omurganın görüntülenmesini sağlar (3,5,19,31). Yeni donanımlar kemik kanalın çapını ölçmeye ve yumuşak doku elemanlarının görüntülenmesine olanak tanır. Yine de kemik detaylar hala BT’de daha iyi görüntülenmektedir (1,19). Yeni teknikler BOS’u daha parlak göstererek dural kese sıkışmasını net ortaya koymaktadır(5).

Faset eklemlerinde gelişen dejeneratif değişiklikler, faset hipertrofisi, osteofitik çıkıntı gelişimi, eklem efüzyonu ve kapsüler hipertrofisi ayrıntılı bir biçimde değerlendirilebilir (32). Spinal kanal hem aksiyel planda hem de sagittal planda değerlendirilebilir. Dejenere diskin basısı, spinal kanaldaki daralma ve nöral kök kanalının girişi, kendisi ve lateral resesteki daralma tam olarak gösterilebilir (Şekil 13.a,b) (1,5,31). T1 ağırlıklı görüntü foramen ve conus medullaris’in genişlik ve konturlarını değerlendirmek için kullanışlıdır. T2 ağırlıklı görüntü ise santral kanal çaplarının doğru ve kesin değerlendirilmesini sağlar. Hipertrofik kemik T1 ve T2 ağırlıklı imajlarda düşük koyulukta, hipertrofik ligamentum flavum T1 ve T2 ağırlıklı imajlarda orta koyulukta ve uzamış kompresyona bağlı epidural yağ dokusundaki azalma T1 sinyalde yüksekten düşüğe doğru koyu renkte görülür. Sinir kökü çevresindeki yağ sinyali (en iyi T1 ağırlıklı imajlarda görülür) aksiyel ve sagittal görüntülerde azalmış olarak görülmektedir (3,19). Ligamentum flavum, disk herniasyonu ve intraspinal sinovyal kist gibi patolojilerin görüntülenmesinde diğer yöntemlere üstündür. Spesifik olarak epidural yağlı doku kaybını göstermede BT ve myelografiye üstündür. Enfeksiyon, paraspinal apse ve tümörlerin gösterilmesinde kullanışlıdır (1,5).

Manyetik rezonans görüntüleme tetkikinin bazı dezavantajları da mevcuttur. Bunlar, pahalı olması ve ferromagnetik implantlar varlığında uygulanamamasıdır. Ayrıca görüntü kalitesi de teknisyenin tecrübesi ve altyapıya bağlı olarak değişebilir (1).

a b

Şekil 13. Dejeneratif lomber dar kanalu olan bir hastada a) sagital ve b) koronal Manyetik rezonans görüntü kesitleri

(26)

Dar kanal tanısında önemli olabilen kortikal kemik (osteofit) nispeten zayıf olarak gösterilir. Spondilolitik hastalarda pars defektinin gösterilmesinde BT daha üstündür. Lomber omurgasında nontitanyum metal taşıyanlar, gözlerde, beyinde metal cihazı olanlarda ve kalp kapak hastalarında MRG çekilmesi sakıncalıdır.

Nötral pozisyonda spinal kord basısı her zaman görüntülenemeyebilir. Ancak fleksiyon ve ekstansiyonda çekilen dinamik MRG ile ligamentum flavum tarafından oluşturulan posterior kompresyon görüntülenebilir (1,19).

Elektrofizyolojik İncelemeler

Nöral yakınması olan hastalarda EMG (Elektromyelografi), motor (Motor Evoked Potantials-MEP) ve duysal potansiyeller (Somatosensorial Evoked Potentials-SEP) basının seviyesinin belirlenmesi ve nöral bozukluğun inkomplet veya komplet olup olmadığının belirlenmesinde yararlıdır (1). Dar kanallı hastaların yaklaşık %80’inde EMG değişiklikleri vardır. Dekompresyon alanlarını belirlemek için yararlı olabilir (31,33).

Kombine olarak SEP ve MEP yapılması kesin sonuç için daha yararlıdır. EMG’den daha duyarlı olmakla birlikte yanlış pozitiflikler daha fazladır. Klinik semptomlarla yakın ilişki kurulması gereklidir (5,34).

Latansın uzaması ve amplütüdün düşmesi SEP’te nörolojik bozukluğa işaret eder (1). Son yıllarda ″Transkortikal Manyetik Motor Uyarılmış Potansiyeller″ (TkMMEP) ile tanıda daha doğru sonuçlar alındığını bildiren çalışmalar vardır (5).

AYIRICI TANI

Dar kanal sinsi gidişi, kronikliği ve genellikle çift taraflı olması nedeniyle diğer spinal patolojilerden kolayca ayrılabilir. Disk hernileri genellikle daha genç hastalarda görülür. Ağrı genellikle tek taraflıdır ve nörolojik bulgular sıktır. Santral disk hernisi klasik dar kanal bulgularını taklit edebilir fakat daha hızlı gidişlidir ve oturunca ağrı artar, nörolojik bulgular ön planda olabilir ve siyatik germe testi genellikle pozitiftir (1,3,10). Masif disk herniasyonuna bağlı kauda ekina sendromu nadirdir. Dar kanala bağlı kauda ekina sendromunun sinsi gidişinin tersine, hızlı gidişlidir. Diğer nadir durumlar spinal kord tümörleri, primer veya metastatik vertebra tümörleri, enfeksiyonlar ve kırıklardır (1,3).

Dar kanalla en sık karışan durum vasküler yetersizliktir (Tablo 1) (24). Vasküler yetmezliği olan hastalarda sigara içimi ve diyabet öyküsü genellikle vardır (5).

(27)

Dar kanallı hastaların periferik nabızlarının muayenesi değerlendirmenin rutin bir parçası olmalıdır. Hastayı bisiklet istasyonunda çalıştırmak vasküler kladikasyo ile nörojenik kladikasyonun ayrılması için çok iyi bir provakatif testtir. Vasküler kladikasyosu olan hastaların semptomları bu durumda artarken lomber vertebranın fleksiyonu nedeniyle nörojenik klodikasyosu olan hastalarda ağrı artışı olmaz (1,2). İki durumun da olduğu hastalarda değerlendirme daha zordur ve bir damar cerrahının konsültasyonuna ihtiyaç vardır. Periferik nöropatisi olan hastalar da dar kanalla karışabilir. Bu iki durumun birlikte görülmesi az değildir ve cerrahi tedavinin prognozu bu hastalarda daha kötüdür. Diyabet hastalarında periferik periferik nöropati sıktır ve EMG çalışması gerekebilir (5).

Tablo 1. Nörojenik ve Vasküler kladikasyonun farklılıkları (24) KARAKTERİSTİK VASKÜLER NÖROJENİK

Mekanizma İskemik İskemik ve/veya mekanik Ağrı Kramp şeklinde Radiküler Ağrı lokalizasyonu Baldır Sırt,Alt ekstermite

Ağrı azalması Dinlenmekle Fleksiyonda, Oturma Motor defisit Seyrek Değişken, Yürümekle artar Nabız Azalmıştır Normal Omurga hareketleri Değişiklik yok Hiperekstansiyoda kötüleşme Bel ağrısı Yok Belirgin

TEDAVİ

Konservatif Tedavi

Darlığın hafif olduğu birçok hasta konservatif yöntemlerle tedavi edilebilir (1,12). Etkin bir ayaktan fizik tedavi programı uygulanabilir. William'ın fleksiyon ve fonksiyonel rehabilitasyon egzersizleri omurgayı nötral veya hafif fleksiyonda tutmayı sağlar. Ekstansörler ve kalça fleksörleri için germe egzersizleri lomber omurganın fleksiyon açıklığını arttırarak anterior pelvik tilti azaltır. Nazik traksiyon da yararlı olabilir. Bisiklet, suda yürüyüş ve yüzme gibi genel egzersiz hareketleri önerilebilir (1,36,37).

Sarı ve arkadaşları, fizik tedavi uygulanan dar kanallı hastalarda nörojenik kladikasyo ortaya çıkma mesafesini azaldığını rapor etmişlerdir (34).

(28)

Epidural steroidler, ağrının giderilmesinde ve konservatif tedavilere vakit tanınmasında tartışmalı olmakla birlikte kullanılmaktadır (39). Dar kanal tedavisinde oral ve epidural steroidlerden faydalanan hasta grupları da tanımlanmıştır (40). Antienflamatuvar ilaçlar, özellikle de aspirin, bel ve bacak ağrısını azaltabilir (1). Düşük doz trisiklik antidepresanlar uyku bozukluğunu ve ağrıyı azaltmaya yardımcı olabilir (41). Hafif olgularda kalsitoninin yararlı olduğu gösterilmiştir (1). Sarı ve arkadaşları (38), osteoporotik hastalarda, kalsitonin tedavisinin ağrısız yürüyüş mesafesini artırdığını bildirmişlerdir. Breysler, lomber lordozu azaltmak için kullanılabilse de çoğu hasta, bunu uzun süre tolere edemez (1).

Cerrahi Tedavi

İnatçı ağrısı olan ileri derecede dar kanalı olan hastalarda, progresif nörolojik defisit varlığında ve konservatif tedavinin başarısız olduğu durumlarda cerrahi tedavi endikedir. Mesane ve barsak disfonksiyonu dışında dar kanal cerrahisi elektiftir ve hiçbir zaman hasta karar vermeye zorlanmamalıdır (1). Ayrıca, cerrahinin aylar ve hatta yıllarca geciktirilmesi cerrahinin sonuçlarını olumsuz etkileyip etkilemediği tartışmalıdır (42).

Lomber epidural steroid enjeksiyonları dekompresif cerrahinin sonuçlarını öngörmeye yardım edebilir. 1 yıldan az süre ağrısı olan hastalarda enjeksiyon 1 hafta süreyle %50 veya daha fazla rahatlama sağlarsa, hastaların %95’inde cerrahiden 1 yıl sonra iyi sonuç alınabilir. Eğer semptomlar 1 yıldan uzun süredir devam ediyorsa ve steroid enjeksiyonu %50 azalma sağlamadıysa hastaların ancak %5’i cerrahiden yarar görecektir. Ağrılı köklerin izole edilmesinde sinir kökü enjeksiyonları yararlı olabilir (5,43).

Dar kanalda cerrahi tedavi dural sak ve sinir köklerine bası yapan kemik veya yumuşak doku elemanlarının dekompresyonunu içerir. Dekompresyon miktarı olguya göre değişebilir. En sık yapılan hata yetersiz dekompresyondur. Geniş dekompresyon tam olarak dar kanalın tedavisini sağlayıp, klinik düzelmeyi temin etmesine karşın, spinal instabiliteye yol açma riskine sahiptir. Geniş dekompresyon yapılan hastalarda enstrümantasyon uygulanması tercih edilir. Geniş dekompresyon ve enstrümantasyon uygulaması ise füzyon sahasının küçülmesine yol açabilir. Bu durumda posterolateral füzyon yeterli olmayabilir. Özellikle lumbosakral bileşkeye yakın bölgede psödoartroz oranları azımsanmayacak kadar yüksektir. Bu nedenle cisimler arası füzyon yöntemi ile 360 derece füzyon sağlanabilir. Ancak dar kanalda füzyon çok sık gerekli değildir (1,5). Yine de bazı özel durumlarda füzyon gerekir (Dejeneratif spondilolistezis (SPL) ve Skolyoz verlığında) (18). Hasta ameliyat öncesi füzyon hakkında bilgilendirilmelidir. Hastanın doğal lordotik pozisyonunda kanal basısının daha iyi

(29)

ortaya konabilmesi için genel anestezi altında pron pozisyondayken hafif lordotik pozisyon verilmesi önerilmektedir. Füzyonsuz dekompresyon yapılan çoğu hastada kan kaybı çok azdır ve kan replasmanına gerek kalmaz (1,2,35).

Cerrahi sırasında 3,5’luk lup mercek veya mikroskop kullanılması dekompresyon sahasının belirlenmesi, daha az kanamaya yol açması ve nöral yaralanma riskinin azaltılması açısından tercih edilmelidir. Mikroskop hem kooaksiyel aydınlatma hemde magnifikasyon nedeniyle tercih edilmelidir. Fiber optik baş lambalarıda görüntüyü netleştirebilir. Uyarılmış potansiyellerin kullanımı da yeterli dekompresyon yapılıp yapılmadığını göstermek için yardımcı olabilir (1).

Dekompresyon

Konjenital veya gelişimsel stenoz benzer şekilde tedavi edilir. İyi bir dekompresyon darlığın olduğu seviye sayısına ve spesifik lokalizasyonuna bağlıdır (1,5).

Santral kanal darlığı

Dar kanalın en kolay tedavi edilebilen formudur. Temel işlem orta hatta spinöz çıkıntıların görüntülenmesidir. Spinöz çıkıntı ve laminalar faset kapsülüne kadar ortaya konmalıdır. Bir ronjur, spinöz çıkıntılar ve interspinöz ligamentlerin uzaklaştırılması için uygun olabilir. Bir ″Penfield ekartörü″ ligamentum flavumun yüzeyinden superior laminanın altına yerleştirilebilir. Laminektomi yapmak için bir ″burr″ veya ″Kerrison ronjuru″ kullanılabilir. Durayı korumaya özen gösterilmelidir. Laminanın her bölümü çıkarıldığında ″Penfield ekartörü″ lamina ve ligamentum flavum veya dura arasına yerleştirilir. Dekompresyon sürecinde ipli yassı pamuklar dura ile kerrison ronjuru arasına konularak dura yaralanması önlenir. Dekompresyona maksimum stenozun olduğu yerden uzaktan başlanmalıdır. Lamina artiküler fasetin en medial parçasına kadar güvenli olarak çıkarılmalıdır. Pars interartikülarisin korunmasına özen gösterilmelidir. Eğer pars çok fazla incelirse postoperatif dönemde kırık gelişebilir (1,5).

″Penfield ekartörü″ daha sonra ligamenti duradan uzaklaştırmak için kullanılır. Böylece sinir kökleri değerlendirilir. Yuvarlak uçlu disektörler bu aşamada yardımcıdır. Eğer hala durada belirgin indentasyon, zayıf pulsasyon ve yetersiz lateral dekompresyon varsa daha fazla dekompresyon gereklidir. Kompresyon devam ederse genellikle superior artiküler fasetten kaynaklanır ve parsiyel rezeksiyon gerektirir (1,5).

(30)

Medial fasetektomi

Parsiyel fasetektomi değişik şekillerde yapılabilir. 45 derece yukarı eğimli ″Kerrison ronjuru″ ile küçük bir kenar eksize edilebilir. Eğer bu kenar çok kalınsa bur veya ronjur ile inceltilebilir. Alternatif olarak sinir kökü korunarak 1-2 cm genişliğinde bir osteotomla eksize edilebilir. Faset eklemin %50’sine kadarı stabiliteyi belirgin etkilemeksizin çıkarılabilir (1). Epidural kanama genellikle trombin emdirilmiş süngerler ve fındık tamponlarla kontrol edilebilir. Eğer kontrol edilemezse bipolar koter kullanılabilir. Araknoidite neden olmamak için kanal içinde bipolar koter mümkün olduğunca az kullanılmalıdır. Dekompresyon tamamlandığında 3-4 mm’lik probların sinir kökü foramenlerinden rahat geçtiği kontrol edilerek sinir ekartörüyle sinir kökünün 1 cm kadar mediale deplase edilebildiği görülmelidir. Eğer uyarılmış potansiyeller kullanılıyorsa dekompresyon tamamlandığında sıklıkla düzelme olduğunu gösterir (1). Steril sünger veya serbest yağ greftinin duranın üzerine konulması postoperatif yapışıklıkları önleyebilir (43). Wiltse (44), daha az skar dokusu oluşturduğu için serbest yağ greftini tercih etmektedir.

Lateral reses zonu

Eğer hastanın dar kanalı lateral resesteyse orta hat insizyonu kullanılır ama sadece etkilenen taraftaki spinöz çıkıntı ve lamina ortaya konur (45). İnterspinöz ligament korunabilir ve uygun miktarda laminektomi yapılır. Lateral reses üç bölgeye ayrılır (19)

Giriş kısmı stenozu: Sadece medial fasetektomi yeterli olur (1).

Orta kısım stenozu: Pars interartikülarisin altındaki bölüm kastedilir. Sinir kökünün en geniş bölümü olan dorsal kök ganglionu, bu alanda bulunur ve kolayca dekomprese edilebilir. Bu bölgede total fasetektomi en etkin dekompresyonu sağlar. Aynı zamanda postoperatif instabilite riskine de neden olur. Eğer total fasetektomi gerekirse stabilizasyon gerekir (1).

Çıkış kısmı stenozu: Bu bölgenin dekompresyonu total fasetektomiyle sağlanabilir ancak instabilite riskine neden olur. Eğer darlık artiküler fasetteki osteofitler tarafından oluyorsa medial fasetektomi uygulanabilir (1,5).

Çıkış bölgesinin ilerisindeki darlık en iyi Wiltse tarafından tarif edilen paraspinal yaklaşımla ortaya konabilir (44). Dekompresyon, total fasetektomi, transvers çıkıntının çıkarılması ve pedikülün parsiyel eksizyonunu gerektirebilir (5).

Birçok yazar tarafından laminektomi yerine multipl laminotomi önerilmektedir (46-48). Yine de laminotomi gruplarında nörolojik sekeller daha fazladır. Dejeneratif SPL veya skolyoz olan olgularda laminotomiler önerilmez. Bu olgularda füzyon gerekir (1).

(31)

Mikrodekompresyon

Amaç nöral elemanları dekomprese etmek ve spinal stabiliteyi korumaktır. Santral darlığı, dejeneratif eklem hastalığı ve multiple seviye tutulumu olan hastalarda sonuçlar, lokalize, segmental, santral ve lateral reses darlığı olan hastalar kadar iyi değildir (3).

KOMPLİKASYONLAR

İnstabilite

Dekompresyon sonrası instabilite sık değildir. Yayınlanmış en geniş seride 6000 dekompresyon yapılmış hastanın sadece %2’sinde füzyon gerektiren instabilite tespit edilmiştir.

Robertson ve arkadaşları (49), instabilite için, faset eklem oryantasyonundan kaynaklanan kaymanın eksize edilen eklem miktarından daha önemli olduğunu söylemişlerdir. Sagittal dizilimi olan fasetler koronal dizilimi olanlara göre daha fazla kaymaya meyillidir. Dejeneratif SPL olan hastalar dar kanalın diğer formlarına göre daha fazla sagittal dizilimli fasetlere sahiptirler (1).

Preoperatif SPL’si olmayan dar kanallarda postoperatif SPL sıklığı %2 ile %31 arasında değişmektedir. 2 mm veya daha fazla listezisi olan hastalar daha kötü prognoza sahiptir. Kadınlar listezise daha eğilimlidirler. Osteoporoz ve küçük kompresyon kırıkları füzyon gereksinimine neden olabilirler. Özellikle multipl seviyeli geniş radikal dekompresyon listezise zemin hazırlar. Füzyonsuz geniş dekompresyonda instabilite kaçınılmazdır. Hangi hastalara füzyon uygulanması gerekliliği çok net değildir. Multipl seviyeli radikal de-kompresyonla birlikte subtotal veya total fasetektomi yapılanlar ve preoperatif SPL’i olan hastalar füzyon yapılabilecek hastalardır ve transpediküler enstrümantasyon tercih edilmelidir. Füzyon için diğer adaylar ise belirgin dejeneratif SPL, lateral listezisi veya fazla bel ağrısı olan hastalardır (1,5).

Dura Yırtıkları

Dural yaralanmalar dar kanal ameliyatında hastaların %5’inden azında görülebilir. Bu yırtıklar genellikle tamir edilmelidir. Ameliyat masasına bir miktar Trendelenburg pozisyonu verilmesi BOS basıncını azaltarak tamiri kolaylaştırır. 6/0 dikişlerle kesintisiz tamir

(32)

başarılıdır. Ulaşılamayan bölgelere yağ tıkacı konabilir. Ayrıca doku yapıştırıcılarıda başarıyla kullanılabilir (50).

Araknoidit

Araknoidit tedaviye kötü yanıt veren intratekal fibrozis ile karakterizedir. Sinir dokularına dikkatli davranarak ve ekarte edilen sinir kökleri zaman zaman gevşetilerek araknoidit olasılığı azaltılabilir. Epidural kanama araknoidit riskini arttırır. Bunun için bipolar koter kullanılabilir. Küçük kanamalar spongostan veya surgicell ile kontrol edilebilir. Koterizasyonun kendisinin de araknoiditi arttırabileceği ileri sürülmüştür. Postoperatif araknoidit ekstradural skarlaşmadan MRG veya myelografiyle ayrılabilir (1).

Enfeksiyon

Daha önce cerrahi geçirmeyenlerde %1-2, geçirmiş olanlarda ise %5 oranında görülmektedir. Tüm spinal enfeksiyonlarda olduğu gibi insizyon ve drenaj, debridman, irrigasyon ve drenler üzerinden kapatma ile tedavi edilir. Eğer enfeksiyon yüzeyselse derin boşluklar da eksplore edilerek kültür alınmalıdır. Debridman sonrası yaranın sterilizasyonu hakkında endişe varsa açık bırakılarak 48 saat içinde ameliyathanede yeniden değerlendirilmelidir. Cerrahi drenajın yerini almasalar da antibiyotikler verilmelidir (1,5).

Sinir Yaralanması

Dar kanalun primer tedavisinde sinir yaralanması nadirdir. Füzyonla birlikte internal tespit yapılan hastalarda daha sıktır (1,5).

Ağrının Giderilememesi

Ağrının giderilememesinin nedenleri yetersiz dekompresyon veya yeni kemik gelişimi (ingrowth), ameliyat sonrası instabilite, yetersiz stabilizasyon ve psödoartroz gelişimidir (51,52).

(33)

GEREÇ VE YÖNTEMLER

Bu retrospektif çalışmamızda, kliniğimizde Mart 2004 - Nisan 2008 tarihleri arasında DLDK tanısı alarak enstrumantasyonlu posterior dekompresyon (EPD) yapılan 64 DLDK’lı hastanın arşiv kayıtları ve dosyaları taranarak incelendi. Ameliyat sonrası en az 1. yılda olmak üzere, hastalar tekrar muayene edilerek ameliyat sonrası son durumları değerlendirildi. 2009/16 protokol no.lu bu çalışma için 12.01.2009 tarihinde, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı Yerel Etik Kurulu’nun onayı (Karar No: 02/10) alınmıştır (Ek 1).

Kliniğimizde ileri derecedeki DLDK (ileri derecede spondiloz, dejeneratif skolyoz ve dejeneratif spondilolistezis) olguları klasik yöntemde uygulanan EPD yöntemiyle ameliyat uygulanmaktadır.

Bu çalışmada olguların değerlendirmeye alınma ölçütleri aşağıdaki şekilde belirlendi; 1- Kliniğimizde ameliyat olanlar: Ameliyat gerekliliği şu durumlar göz önüne alınarak belirlendi.

a) Nörojenik kladikasyo b) Ciddi radiküler ağrı

c) Skolyoz ve SPL gibi instabilite ve ağrıya sebep olan dejeneratif değişiklikler.

d) Sürekli ağrı kesici kullanma geregi duyan ve fizik tedaviden fayda görmeyen, ayrıca radyolojik olarak (MRG, BT) DLDK ile uyumlu hastalar.

2- Daha önceden tarafımızdan yazılan, uygun epikriz ve ayrıntılı ameliyat notu olanlar. 3- Ameliyat sonrası en az 1 yıllık takibi olanlar.

Çalışmaya dahil edilen 64 olgunun 56’sı (%87,5) kadın, 8’i (%12,5) ise erkektir. Olguların yaşları, en küçük 41, en büyük 83 olmak üzere ortalama 59,9‘dur. Kadınlarda en

(34)

küçük yaş 41, en büyük yaş 75 ve ortalama yaş 59,5 iken, erkeklerde en küçük yaş 45 , en büyük yaş 83, ortalama yaş ise 62‘dir.

Olguların yaş dağılımları, 41-50 yaş aralığı 1.grup, 51-60 yaş aralığı 2.grup, 61-70 yaş aralığı 3.grup, 71 yaş ve üzeri 4. grup olarak sınıflandırıldı

Hazırlanan DLDK hasta takip formunda; olguların ad-soyad, protokol numaraları, cinsiyet, yaş, meslek, cerrahi endikasyon tanısı, şikayet süreleri, konservatif tedavi hikayesi, en sık şikayetler, ağrının karakteri, anlamlı fizik muayene bulguları, darlık seviyeleri, ameliyat öncesi eşlik eden deformite, cerrahi teknik (enstrumantasyon seviyesi), dekompresyon seviyesi, komplikasyonlar, ameliyat sonrası ayağı kalkma süresi, sistemik hastalık varlığı, korse kullanımı, semptomların gerileme süresi, tam aktiviteye başlama süresi, ameliyat sonrası aktiviteye başlama süresi, oluşturulan formda sorgulandı.

Dejeneratif lomber dar kanal; spondiloz, dejeneratif SPL ve dejeneratif skolyoz olarak gruplandırıldı. Şikâyet süreleri, yıllara göre 1 yıl, 1–2 yıl, 3–4 yıl, 5–9 yıl, 10 yıl ve üzeri olarak 5 grupta toplandı.

En sık şikâyetler: bel ağrısı, bacak ağrısı ve belden bacağa vuran ağrı olarak 3 grupta toplandı. Ağrı karakteri ve fizik muayene açısından olgu muayeneleri yapılarak ağrının yayılım şekli ve şiddeti, kladikasyo varlığı, düz bacak kaldırma testi, duysal muayene, motor muayene ve nörojenik inkontinans varlığı incelendi.

Olguların son başvurularında DLDK hastaları için oluşturulan form (Tablo 2) ve Japanese Orthopaedic Association (JOA) skoru formu (Tablo 3), olguların hikayeleri alınarak ve fizik muayeneleri yapılarak dolduruldu. Olguların ameliyat öncesi ve sonrası verileri olan subjektif semptomlar ve üriner fonksiyonlar sorgulanarak, klinik bulgular ise ilk yatıştaki epikrizlerine bakılarak ve son muayeneleri yapılarak elde edildi. Ameliyat öncesi ve sonrası JOA skoru doldurularak puanlama yapıldı.

Japanese Orthopaedic Association skorundaki sübjektif semptomlardan bel ağrısı ile bacak ağrısı ve/veya uyuşma, şikayetsizlikten sık ve devamlı şiddetli ağrıya kadar olan 4 grup olup; 0-3 aralığında puanlandırıldı (şikayetin olmaması 3, şiddetli ağrı 0 puan). Yürüme derecesi ise yine yürüyüş mesafesi, ağrı, uyuşukluk ve/veya kas güçsüzlüğü sorgulanarak, 0–3 aralığında puanlandırıldı. Burada kladikasyo dediğimiz yürüyüş mesafesinin 100 metrenin altında olması 0 puan, normal olması 3 puan olarak değerlendirildi.

(35)

Klinik bulgularda düz bacak germe testi normal, 30-70 derece ve 30 dereceden az, his kusuru ve motor kusur ise normal, hafif ve belirgin şeklinde sırasıyla 2, 1, 0 puan değerleri ile hesaplandı.

Klinik bulguların maksimum toplam değeri 6 puan’dır.

Üriner fonksiyonlar ise nörojenik kökenliler normal, hafif dizüri ve şiddetli dizüri (inkontinans) şeklinde sırasıyla 0, -3, -6 puan verilerek değerledirildi.

Üriner fonksiyonların maksimum değeri 0 idi.

Tüm bu skorlamalar sonucunda olguların ameliyat öncesi ve sonrası JOA skalasına göre puanlamaları yapılarak iyileşme oranları hesaplandı. En iyi değerlerle skorun total değeri 15 puan’dır .

İyileşme oranı=(ameliyat sonrası skor-ameliyat öncesi skor)x100/ (15-ameliyat öncesi skor) olarak hesaplandı ve sonuçlar istatistiksel olarak değerlendirildi. Bu puanlama sonrasında puan değerleri 0-25 kötü, 26-50 orta, 51-75 iyi ve 76-100 çok iyi olmak üzere 4 grupta sınıflandırıldı.

CERRAHİ TEKNİK

Füzyon yapılan hastalarda enstrumantasyon kullanımının deformitenin düzeltilmesi, füzyon oranının arttırılması, redüksiyon elde edilmesi füzyon yapılacak segment sayısının sınırlandırılması ve rehabilitasyon süresinin kısaltılması gibi avantajı vardır (18). Bizim DLDK’lu olgularımızda da cerrahi seçenek olarak EPD uygulandı. Olgulara ameliyattan 1 saat önce 1 gram sefazolin sodyum cerrahi proflaksi amacıyla uygulandı. Genel anestezi altında sedye üzerinde supin pozisyonunda uyutulduktan sonra vertebra tahtası (Şekil 14) konulan radyolusen masa üzerinde prone pozisyonuna çevrildi (Şekil 15). Cilt temizliğini takiben C-kollu skopi ile seviye tespitinin ardından betadin solusyonuyla boyanıp uygun şekilde örtüldü (Şekil 16). Orta hat insizyonla planlanan seviyelere ulaşılarak; poliaksiyel pedikül vidaları, yerleştirildi. Laminektomi ve posterolateral füzyon girişimini takiben rodlar vidalara fiske edildi. Tüm olgular aynı cerrah tarafından (Dr. E.Y) ameliyat edildi.

(36)
(37)
(38)
(39)

Şekil 14. Radyolusen ameliyat masası üzerine yerleştirilen omurga tahtası

Şekil 15. Hastanın ameliyat masasındaki pozisyonu

(40)

İSTATİSTİKSEL DEĞERLENDİRME

İstatistiksel değerlendirme Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyoistatistik Anabilim Dalı’nın katkılarıyla gerçekleştirildi. İstatistiksel analizler, MINITAB istatistiksel paket programı (Lisans numarası: WPC1331.0997) kullanılarak yapıldı. EPD yapılan olgularda ameliyat öncesi ve sonrası ölçülen JOA skoru değerlerinin karşılaştırılmasında Wilcoxon T testi kullanıldı. JOA skoru için bağımsız gruplar arası karşılaştırmalarda ise Mann Whitney U testi ile analizler gerçekleştirildi. Tanımlayıcı istatistikler, medyan (%25-%75 persantil) biçiminde gösterildi. JOA skoru ile, ameliyat öncesi şikayet süresi, ameliyattan sonra geçen süre, yaş ve laminektomi seviyesi ölçümleri arasındaki ilişkinin incelenmesinde Spearman Korelasyon Analizi kullanıldı.

(41)

       

BULGULAR

Çalışmaya dahil edilen 64 olgunun 56’sı (%87,5) kadın, 8’i (%12,5) ise erkektir (Şekil 17). Olguların yaşları, en küçük 41, en büyük 83 olmak üzere ortalama 59,9’dur. Kadınlarda en küçük yaş 41, en büyük yaş 75 ve ortalama yaş 59,5 iken, erkeklerde en küçük yaş 45, en büyük yaş 83, ortalama yaş ise 62’dir.

Şekil 17. Olguların cinsiyet dağılımı

Olguların yaş dagılımları 4 grupta sınıflandırılarak; 41-50 yaş aralığı 1.grup, 51-60 yaş aralığı 2.grup, 61-70 yaş aralığı 3.grup, 71 yaş ve üzeri 4.grup olarak sınıflandırıldı. Olguların çoğunluğunun 51-60 ve 61-70 yaş aralığında olduğu görüldü (Şekil 18).

(42)

        6 26 27 5 0 5 10 15 20 25 30

41‐50 yaş 51‐60 y aş 61‐70 yaş 70 yaş üzeri

Olgu sayısı

Yaş aralığı

Şekil 18. Olguların yaş dağılımları

Olguların takip süreleri 12-61 ay arasındadır ve ortalama 27,8 aydır. Ancak bu çalışmada olguların dağılımları yıllara göre gruplandırıldı. Takip sürelerini 26 olgu ile en çok ameliyat sonrası 2.yılında olan olgular, en az ise 5 olgu ile ameliyat sonrası 5. yılında olan olgular oluşturdu (Şekil 19).

Şekil 19. olguların takip süreleri

Olguların direk grafileri ve MRG leri arşiv taranarak incelendi. 64 olgunun 25’inde dejeneratif skolyoz, 12’sinde SPL ve 27’sinde dejeneratif spondiloz izlendi.

Referanslar

Benzer Belgeler

Although the drying dynamics of plants may vary between genotypes differing on the speed of leaf senescence (Johnson et al., 2008), in our experiments no

Resimlerini sağlam gözlemlere dayanan, eleştirel ve incelikli bir anlatımla, içtenlikli bir üslupla çiz­ miştir.. Sedat Sivami Vakfı Görsel Sanatlar

Objective: To present the experience using temporal muscle pedicled flaps for the reconstruction of extensive cheek defects after cancer surgery.. Material and Methods:

İş­ te böyle sabit bir rengi olmıyan ve birbirini tutmaz şeylerle dolan bif memlekete Louis Rambert 1891 de gel di: Vazifesi Selâniği İstanbula Dede- ağaç

Byzantion’u ele geçiren Roma İmparatoru Sep- timius Severus İstanbul’a Agusta Antonina adı­ nı verdi ancak bu benimsenmiyecek, ardından Nea Roma (Yeni Roma)

Bu çalışmada kronik si- nüzit ve septum deviasyonu nedeniyle ESC ve endoskopik septoplasti cerrahisi yapılması planlanan ve ameliyat öncesi dönemde bilateral konjenital

Çalışmamızda; ISBPB uygulamaları sonrası Frenik sinir tutulumu sonucu gelişebilen hemidiyafragmatik parezi ilişkili olarak, hastaların solunum fonksiyonları ve

Laparoskopinin skleroterapiden daha etkili bir tedavi yöntemi olduğu da saptanmıştır (8). Laparoskopik kist dekortikasyonu ile ilgili çalışmalarda laparoskopik